'Van'da depremler
Başbakanımıza
teşekkür etmediğiniz için sürüyor'
AKP Erciş belediye başkan aday adayı İlyas Haliloğlu, Facebook’ta Van'da meydana gelen depremleri Vanlıların Başbakan'a teşekkür etmemesine bağladı.
Okuyucu Modunu AçOkuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20 AKP Erciş belediye başkan aday adayı İlyas Haliloğlu, Facebook’ta Van'da meydana gelen depremleri Vanlıların Başbakan'a teşekkür etmemesine bağladı.
Dicle Haber Ajansı'nın haberine göre, AKP'den Erciş belediye başkanı aday adayı olan ve Başbakanlık'ta görev yaptığı belirtilen İlyas Haliloğlu'nun sosyal paylaşım sitesi Facebook'taki sayfasında, bu sabah Van'da meydana gelen 4.5 şiddetindeki depremin nedeni ilginç 10 madde ile sıralandı. Sayfada, "Van depremi neden durmuyor" başlıklı yazıda yaşanan depremin nedenleri şöyle sıralandı: "Çünkü Allah'a hamd edip, şükretmediğimiz için. Çünkü tüm insanların vergilerinden kesilerek, bizlere konut yapıldığı halde, bizler teşekkür etmediğimiz için. Çünkü sahte belgelerle, kira, hak sahipliği, yardım, aldığımız ve depoladığımız için. Çünkü sahte belgelerle, kuralar çektiğimiz için. Çünkü Erciş'te 85 konut ve işyeri yıkıldı, buna karşılık 8000 adet konut, işyeri, sosyal donatı, okul ve camii yapıldı. Halen devlet ne yaptı dediğimiz için. Çünkü yapılan konutların maliyeti, 75 bin yerine 35 bin dediğimiz için. Çünkü yapılan konutlarda medenice yaşamayı tercih etmediğimiz için. Çünkü Sayın Başbakanımıza teşekkür etmediğimiz için. Çünkü belaya razı ve sabır göstermediğimiz için. Çünkü Allaha, Resulune sarılmadığımız içindir."
Söz konusu mesaj gelen yoğun tepkilerden dolayı sayfadan kaldırılırken, telefonla ulaşılan AKP'li aday adayı Haliloğlu, sayfanın kendisine ait olduğunu kabul etti, ancak yazılanları kendisinin yazmadığını iddia etti.
---------------------------------------------------------------
Yayınlanma tarihi: 11 Aralık 2014 05:00
Mustafa KÖZ mkoz@evrensel.net
Mustafa KÖZ
Tüm yazıları
Sarayın nesi olur? Soytarısı.
Soytarı, Doğu’da dalkavuktur.
Soytarı, dalkavuğa göre daha şen handandır.
Nüktedan, civelek, hazırcevap…
Kimileyin kralı bile alaya alır, sözünü esirgemez.
Dalkavuk, öyle midir?
Padişah, burnunu çeker, yerine dalkavuk hasta olur.
Sallamaktan günde üç kavuk eskitir, beş püskül düşürür.
Padişahın hınk deyicisi,
aman efendim yaman efendimcisi,
evet efendim sepet efendimcisidir.
Padişah, sever dalkavukları.
Besler, büyütür. Sadrazam eder, kolağası kılar.
Onların güçsüzlüklerinde kendi gücünü sınar.
Onların cehaletinde kendi yarım aklını ulemadan sayar.
Onların yalakalıklarıyla özgüvenini, saltanatını cilalar.
Onlar, boyun eğdikçe iktidarını güçlü, toprağını bayındır sanır.
Onlar, yoksulluğu, ikiyüzlülüğü kutsadıkça varlığını sonsuz beller.
Sarayının helalarını gümüşten,
bardaklarını altından döktürür.
Halkı çöplüklerde bir dilim ekmek için eşinir,
bebeler kırık camlı gecekondularda ölürken
o, bin yüz elli küsur odalı saraylarda zümrüt düşler görür.
Soytarı kiliseyi tanır, dalkavuk camiyi…
Biri günah çıkarır, biri secdeye varır.
Efendileriyse camiyi de kiliseyi de
sarayın müştemilatı, propaganda bürosu gibi kullanırlar.
İşleri düşerse inerler oraya.
Halkı oyalayacakları, yalanlarına inandıracakları zaman…
Şan şöhret, para pul, debdebe şaşaa…
Kutsal kitapları çıkarlarına göre kesip biçerler.
Komşusu açken tok yatan da onlardandır,
komşusu uyurken tavuklarının yumurtalarını aşıran da…
“Bir lokma, bir hırka. Kul hakkı, yetim hakkı.”
deseler de en sevdikleri söz,
“Dünyada mekân, ahrette imandır.”
Çalarlar çırparlar.
Dalkavukları da çöplenir dünya malından.
Bu yüzden ne padişah, padişahlığından vazgeçer
ne dalkavuk, dalkavukluğundan.
Memleket, yağma Hasan’ın böreğidir.
Yiyene bin akçe, yemeyene bin akçe…
Halk, soymak söğüşlemek için düşer akıllarına.
Halksa bazen padişahtan çok, padişahçı;
dalkavuktan çok, dalkavukçudur.
Padişahım çok yaşa, der; padişah, sarayına saray katar.
Padişah, dalkavuklarına kese kese altın, mal mülk,
sahte itibar bağışlar. Bilir ki itibardan tasarruf olmaz.
Padişahın yanık sesli türkücüleridir, muharrirleri,
kolpa münevverleri, zanaatçıları, kumpanyacılarıdır.
Dalkavukları çatlatan bir itaatle üç kuruş için ruhlarını çamura,
vicdanlarını batağa sererler.
Padişahın zulmünü güllük gülistanlık görürler.
Halklarına ihanet ederler,
padişahın altın kaplarındaki zehri şerbet sanırlar.
Onlar çanak yaladıkça padişahlarının ömrü daha da uzar.
Dalkavuk ikiyüzlüdür.
Gidene ağam der, gelene paşam.
Eğildikçe kavuk düşer, kel görünür
ama kendilerini sırma saçlı sanırlar.
Devran döner, çark kırılır.
Padişah da dalkavuk da zulümlerinin altında kalır.
Tarih, ikisini de çok düşürdü defterinden.
Padişahları da dalkavukları da çok gördük,
yeter ki boyun eğip de halk düşürmesin kavuğunu, külahını.
Yeter ki halk bir gün “Yeter bunca zulüm!” desin.
Bunun için “Saraylar saltanatlar çöker / kan susar bir gün / zulüm biter /
menekşeler de açılır üstümüzde / leylaklar da güler /
bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır” diyordu Adnan Yücel de Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiirinde.