Yüzyıllarca bu topraklar üzerinde türlü uygarlık ve kültürlerle yaşadık . Doğamız gereği, her kültürden bir şeyler alıp sentezledik ve zenginleştik. “Birimiz kırk, kırkımız birdir bizim” diyerek cem tuttuk, “El ele, El-Hakk’a” dedik cemal cemale geldik…
Tarih boyunca İnsan’ı Hakk’ta, Hakk’ı insanda gören bu felsefemiz ve zengin yolumuz yobazların işine gelmedi. Kerbela’dan bugüne ezildik, yakıldık, yüzüldük. Fermanlarla katlimiz verildi. Yavuz Selim darağacına astı, Kuyucu Murat Paşa kuyulara doldurdu bizi.
Yıllar bir çözüm, bir kurtuluş aramakla geçti. Bunca katliamdan sonra Kurtuluş Savaşı kazanılırsa vaad edilen yönetim olan cumhuriyetin gelmesi de yeterli olmadı, çünkü cumhuriyet demokrasi değildi. Atatürk zamanında da dergahlarımız kapatıldı, inançla ilgili taleplerimiz reddedildi.mallarımız yağmalandı. Müslüman-Hanefi/Sunni inancı dikte edilerek ,“Tek Tip Türk” sevdasına kimliksizleştirme, asimile edilme ne varsa gördük. 1924’te Diyanet Bakanlığı kuruldu; tekke zaviyeler kapatıldı, baba-dede ve pirlik bu kanuna göre yasaktı. Cezaları ağırdı. Yani Alevilik yasaklandı. Üfürükçü muskacı dalkavuklarla, Pirlerimizin dedelerimizin bir tutulması utanç vericidir.
Aleviliği inkar eden, Sunni-Hanefi devlet anlayışının bu davranışlarına karşın; cemlerimizi gizli yapmaya, özümüzden kopmamak için mücadeleye devam ettik.
Bugün Koçgiri ve Dersim’deki katliamlar için “Alevilerle ilgili değil, Atatürk yapmışsa iyi yapmış” diyen Alevilerle karşılaşıyorum. İşte kendi kendine yabancılaştırma ve kimliksizleştirmenin başarı sağladığı bir örnektir bu. Nerde kaldı Yol?
Chp’den hüsrana uğrayan halk, II.Savaş’tan sonra demokrat partiye sempati duymaya başladı. Chp istemiyle “seçmeli din dersi” geldi ve bugün uygulanmakta olan yani 1982 Anayasası madde 24’te “zorunlu din dersi” halini aldı. Ezan Arapça oldu, şeriatı getirmek için umutlar vaad edildi. Yine bir hüsrana uğrayan Aleviler tekrar Chp’ye kaydı ve 1968 Olayları’nda üç fidanın hakkını savunmak için solun içinde buldu kendini.
Bu sefer sol ile Aleviler birleşirse ne yaparız diye tutuşanlar çözüm üretmeye çalıştı. Bunlardan biri de “ortanın solu” söylemi oldu. İşte bugün solu temsil ettiğini sanan halbuki bihaber olan sol şövenler bu dönemde çıktı.
E tabi zamane yezitleri boş durmadı. Bu süreçte katliamlar devam etti; 1966 Ortaca, 1967 Elbistan, 1971 Kırıkhan, 1978 Malatya ve Alibaba katliamları yaşandı. Anaların karnından şişlenmesi, çocukların suda haşlanması, bebelerin öldürülmesi ve ağaca çakılmaları yetmemiş, 1994 Sivas Katliamı yaşanmıştır.
Bugün üzerimize oynanan oyunlar, bizim üzerimizden yapılan primler, asimile ve kişiliksizleştirme çalışmaları devam etmektedir. İktidarın hayalinde ve isteğinde olan Alevi yaratılmaya çalışılmaktadır.
Halımız yamandır. Bir olacağız, iri olup diri olacağız. Mazlum halklarla da bir olacağız. Yolumuzdan ödün vermeyip “Gerçek” olduğumuzu kabul ettireceğiz. Ocaklarımıza, cemevlerimize dergahlarımıza sahip çıkacağız.
Derneklerimizi destekleyeceğiz.
Kontgerilla ve Mhp’nin elele insan doğradığı katliamdır. O dönemde başbakan yardımcılığına getirilen Türkeş, MİT’i kendisine bağlamıştı. Bir süre sonra Mit asıl görevinden kopmuştu. Dolayısıyla Mhp kontgerilla ile ortak olmuştu. Abd’nin o günkü nizamat politikası sadece asker eliyle gerçekleştirebilirdi. Aslında iktidar olan Chp bu durumun ilerlemesine hakim olamamıştır. Ecevit’in bu hususa direnişi ve sıkı-yönetim ilanı için de katliam “şarttı”.
Bir yanda 'Müslüman Türkiye-Milliyetçi Türkiye, Allah için Cihad başına, diye nara atanlar… Demirel, her zamanki gibi pek keyifliydi. “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” deyip, fötr şapkasıyla gezmeye devam etti. Bundan desteği alan kesim de yapacağını yaptı.
Mhp’ye göre “altın hilal” (Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Malatya, Maraş) diye geçen şehirler, Türklerin köklerini bu topraklara bırakmıştı. Haliyle sol görüşlüler ve Aleviler bu düzeni bozuyordu. Çareyi “etnik temizlik” yapmakta bulduar. Nasıl kılıf uydurmak gereğini epey düşündüler, sağ-sol çelişkisi mi yoksa Alevi-Sunni çelişkisi mi? Sonunda kararı Alevi-Sunni ayrımı üzerinde aldılar…
Mit’i arkasına aldığı için rahatlıkla hareket edebilen Türkeş, faşist raporlarını gizlemiş, katliamı bu raporlara dayanarak sol bir gruba mal etmeye çalışmışlardır. Bunun bu şekilde yapılması için talimatı yine Türkeş vermişti. Onca masum insana kıydılar.
Sonuç:
Resmi verilere göre 7 gün süren halbuki 7 asra bedel katliamda 150 Alevi canımız öldürüldü. 200’den fazla canımızın evi yakıldı. 100’e yakın işyeri tahrip edildi. 22kişi idam, 7 kişi müebbet, 321 kişi hapis cezası aldı. Katliamda asıl rol oynayan 68 kişi hakkında bir bilgiye ulaşılmadı.
Bu rakamlarla gerçek bir kere daha örtülmeye çalışılmaktadır. Dosyalar bu şekilde kapatıldı gitti. Bugün dosyaların açılması için mücadele edenlerin hemen nereye alındığını biliyoruz.
Barf
Sponsor Reklamlar
Konu BERF62 tarafından (08.04.13 Saat 12:17 ) değiştirilmiştir.
Devlet haklıdan yana olmadığı sürece hiç bir katliam aydınlanmayacak, yapanlar cezalandırılmayacak.
İmam Hüseyin şehit düştü. Yezid ve Emeviler 20 yıldan fazla hüküm sürdü. Kimse de bir şey yapamadı. Çünkü yine devlet onlardan yanaydı. Aleviler de bu sebeplerle katlediliyor. Toplanamıyorlar, örgütlenemiyorlar.
Maraş, Sivas, Gazi de bunun gibi bir örnek. Katliamlar devlet tarafından aydınlatılmak istenmiyor.
Ülkede insandan çok insan görünümlü hayvan var.
Nefes alması günah-haram olan insanlar geceleri nasıl yastığa başını koyup hiç bir şey olmamış gibi sakince uyuyabilir. Yazıklar olsun böyle ülkeye böyle bir topluma.
Ali taraftarı olduğu için Alevileri katletmek için sistematik bir şekilde çalışma yürüten bir devlet olmaz olsun.
bu forma kısa zaman önce katıldım cano yazdıklarını takip ediyorum hepside çok iyi bravo sana keşke bütün alevilerde senin gibi burdaki arkadaşlar gibi bilgili olsa
bu forma kısa zaman önce katıldım cano yazdıklarını takip ediyorum hepside çok iyi bravo sana keşke bütün alevilerde senin gibi burdaki arkadaşlar gibi bilgili olsa
Teşekkür ederiz, kendimizce paylaşmaya ve bizler de bilgilenmeye çalışıyoruz. Yolumuza siz canlarımızla devam edeceğiz. El ele El-Hakk'a.
Berfo can, emeğinize sağlık diyorum ve bilge canını deyimiyle imza atıyorum diye yazıyorum. Ama ayrıca bir kaç kelime yazmak istiyorum. Bence öncelikle içimizde bulunan ve Aleviyim diyen aynı zamanda Dersim'i, Koçgiri'yi, 1916 Düzgünbaba'yı yok sayan, bu katliamları yapanlara ceddimiz, atamız ve ''ceddimiz ne yapmışsa iyi yapmıştır'' diyenlere Alevi akıl ve vicdanını öğretmek gerekir. Tabii ki bu da ha diye yapılacak bir iş değil, ocaklarımızın ve dergahlarımızın üfürükçü ademlerin türbeleriyle bir tutularak kaybedilmeye çalışılan ve binlerce Alevi için değersiz bir pespaye hale getirilen dergahlarımızın itibarını kişilere hatırlatmak gerekir. Tabii ki sadece ocakların, dergahların itibarlarıyla olacak iş değil , öncelkile halk gözünde hakkın ve adaletin itibarı geri kazandırılmalı. Sürçü lisan eylediysem affola. Selamlar, saygılar. Hü'
Sponsor Reklamlar
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
nesimimiz baba mansurumuz abdal musamız hünkar hacı bektaşımız,pir sultanımızı
hallacı mansurumuzu ve kul himmetimizi içine sindirmiş olanlar gelsin.
işte olay budur bilgecan. buna da imzamı atarım.
Sponsor Reklamlar
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.