Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları

Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları (http://www.piryolu.com/forum/index.php)
-   Alevi Araştırmaları (http://www.piryolu.com/forum/forumdisplay.php?f=52)
-   -   Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur (http://www.piryolu.com/forum/showthread.php?t=5184)

Alevi 08.09.11 23:25

Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali’yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür.
http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphot..._5155499_n.jpg
Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır. Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Böyle bir damarın bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında belirleyici olan da bu damardır.



İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz yıla yakın bir zamandır temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.



Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı, “Aleviyiz ama, İslamız”, “İslamız ama Aleviyiz” deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali’yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar, “Alevi İslam” dan, “İslamın sufi bir kolu olan Alevilik”ten, “İslamın üç büyük yolundan biri olan Alevilik”ten söz etmektedir. Hükümetin, “Alevi İslam” la ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz edilmektedir. Devlet Bakanı, “Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır” demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, “evladı Resul”, “Seydi Saadet Evladı Resul” olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması lideri Seyit Rıza’nın, zulüm gördüklerini anlatırken, “evladı Kerbelayız” diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. “Evladı Kerbela” olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela’da katledilenler, 72 kişidir. Dersim ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği “heterodoks İslam” içinde değerlendirmektedir.



Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan, İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.



Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela’da katledildiği günün yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya uğradığıdır.



Haşim Kutlu’nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır. Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu’da meydana gelen Babai ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir. Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).



Ondördüncü asırda ise İran’da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır. Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası’nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).



Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt’in (ölümü 1460), Şeyh Haydar’ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732 yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır’ın oğludur. İmam Cafer’in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15. yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için “bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed’in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir” demiştir (age, s. 128). Örneğin, 1510’larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran’a, Şah İsmail’e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer’in bu sözü, 1990’ların ortalarında, Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet yöneticilerine Aleviler hakkında “ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz Şiileştirelim” demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın “ille de Müslüman olma” ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de var deniyor. Onları, artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.



Haşim Kutlu’nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu’nun, Alamut Ocağı ile ilgili düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye’nin, Nizarilik’in Alevilik olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur. Öbür düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında “Kürt ya da Türk Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır” demektedir (s.397). Bunu, “Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile yanlıştır” şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.

yazar: İsmail BEŞİKÇİ

datatip 09.09.11 15:44

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Güzel bir çalışma olmuş.
Bizim özümüz aleviydi,sünnileştirlmiştim baktım sünnilik yenilir,yutulur bir şey değil özümü araştırmaya başlamıştım.
Bu çalışma tam zamanında geldi.

Deniz 09.09.11 17:49

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Alıntı:

datatip Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 19473)
Güzel bir çalışma olmuş.
Bizim özümüz aleviydi,sünnileştirlmiştim baktım sünnilik yenilir,yutulur bir şey değil özümü araştırmaya başlamıştım.
Bu çalışma tam zamanında geldi.


Sevgili datatip size Erdoğan Çınar'ın kitaplarınıda tavsiye ederim madem araştırma yapıyorsunuz.

Esenlikler

alevi-veysel 18.12.11 14:33

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Alıntı:

Alevi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 19437)
Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali’yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür.
http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphot..._5155499_n.jpg
Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır. Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Böyle bir damarın bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında belirleyici olan da bu damardır.



İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz yıla yakın bir zamandır temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.



Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı, “Aleviyiz ama, İslamız”, “İslamız ama Aleviyiz” deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali’yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar, “Alevi İslam” dan, “İslamın sufi bir kolu olan Alevilik”ten, “İslamın üç büyük yolundan biri olan Alevilik”ten söz etmektedir. Hükümetin, “Alevi İslam” la ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz edilmektedir. Devlet Bakanı, “Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır” demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, “evladı Resul”, “Seydi Saadet Evladı Resul” olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması lideri Seyit Rıza’nın, zulüm gördüklerini anlatırken, “evladı Kerbelayız” diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. “Evladı Kerbela” olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela’da katledilenler, 72 kişidir. Dersim ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği “heterodoks İslam” içinde değerlendirmektedir.



Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan, İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.



Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela’da katledildiği günün yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya uğradığıdır.



Haşim Kutlu’nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır. Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu’da meydana gelen Babai ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir. Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).



Ondördüncü asırda ise İran’da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır. Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası’nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).



Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt’in (ölümü 1460), Şeyh Haydar’ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732 yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır’ın oğludur. İmam Cafer’in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15. yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için “bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed’in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir” demiştir (age, s. 128). Örneğin, 1510’larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran’a, Şah İsmail’e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer’in bu sözü, 1990’ların ortalarında, Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet yöneticilerine Aleviler hakkında “ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz Şiileştirelim” demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın “ille de Müslüman olma” ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de var deniyor. Onları, artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.



Haşim Kutlu’nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu’nun, Alamut Ocağı ile ilgili düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye’nin, Nizarilik’in Alevilik olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur. Öbür düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında “Kürt ya da Türk Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır” demektedir (s.397). Bunu, “Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile yanlıştır” şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.

yazar: İsmail BEŞİKÇİ

Sevgili CAN biliyorum bir alıntı yazısını yayınlamışsın bu tür yazılara bir çoksitelerde yazdım burdada kısa iki cümleyle yazayım .alevilik -kızılbaşlık oluşumu bellidir bir kaç yazar kendine taraftar bulmak ve inanmadıkları aleviliğimizi yozlaştırmak istiyorlar ..saygılarımla bilgiyle dost kalın

jetlii11 18.12.11 21:30

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
gayet açıklayıcı bir anlatım..iyi bir araştırma...bende çok şey kaptım

Deniz 18.12.11 22:25

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Alıntı:

alevi-veysel Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 21676)
Sevgili CAN biliyorum bir alıntı yazısını yayınlamışsın bu tür yazılara bir çoksitelerde yazdım burdada kısa iki cümleyle yazayım .alevilik -kızılbaşlık oluşumu bellidir bir kaç yazar kendine taraftar bulmak ve inanmadıkları aleviliğimizi yozlaştırmak istiyorlar ..saygılarımla bilgiyle dost kalın


sevgili can biraz açarmısınız.kimi okusun canlar siz neyi tavsiye edersiniz
daha açıklayıcı yazmanız temennisiyle

munzuro 19.12.11 14:27

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
sevgili canlar insanlığın uzun bir tarihi vardır. insan düşünme yetisini geliştirdiğinden beri içine doğduğu nesnel alemi anlama açıklama çabasındadır. bunu erken dönemlerde mitsel düşünceyle yapmaya çalışmış, deneyim ve bilgi birikimi arttıkça daha sistematik çözümlemelere girişmiştir.

erken dönem inançları varlığı, ona yol açan nedeni samimiyetle anlamaya, açıklamaya çalışan çabalardır. tabi insanın bilgi birikiminin sınırlı olduğu dönemlerdir bunlar.

Şamancıl inançlar bu kapsamdadır. başlı başına Şamanizm diye bir din yoktur. insanlığın erken dönemlerine ait, göçebe, avcı, balıkçı toplulukların (ki bu yaşam tarzı tüm insanlığı "aynı tarihsel süreç içerisinde" kapsamaz) algı ve düşün biçimleridir, doğa ve toplumsal olaylara getirdiği açıklamalardır.

yani yeryüzünde sözkonusu ettiğimiz göçebe, avcı, balıkçı yaşam biçimini dönemsel olarak yaşayan her topluluğun algı ve düşün biçimini kapsar. daha basitleştirirsek; söz konusu yaşam biçimini dönemsel olarak yaşayan ne kadar topluluk var ise o kadar Şamanizm vardır...

yani Arap Şamanizmi, İngiliz Şamanizmi, Fransız Şamanizmi, Alman Şamanizmi, Kızılderili halkların herbirinin Şamanizmi, Afrikanın her hangi bir topluluğuna ait olan Şamanizm biçimleri, Hint ya da Avustralya halkları Şamanizmleri... tabi bu şamanizmlerin her biri her bir toplulukta farklı adlarla adlandırılır.

ekleyelim Türk ve Kürt Şamanizmleri...

şimdi canlar tuhaf gelebilir bu açıklama ama durum böyle... Resmi ideolojinin alevilere yönelik geliştirdiği ideolojik manüpülasyonlar Şamanizmin bir türk dini olduğunu, Aleviliğinde Şamanizm kaynaklı olduğunu propaganda etti, akıllara kazıdı...

kimsede çıkıp nedir bu Şamanizm diye araştırma ihtiyacı duymadı...

Asya bozkırlarında Şamanizmi yaşayan halklar/topluluklar hala vardır. bu doğrudur, fakat farklı bir konudur. Asya bozkırları hala göçebe yaşam tarzını sürdüren toplulukları barındırmaktadır. bu anlamda söz konusu topluluklar bu algı ve düşün biçimini büyük ölçüde sürdürmektdirler.

ayrıca Asya Şamanizmi "Antik kültürlerden" kimi mitsel ve dinsel motifleri almış, onlara kendi anlamlarını yüklemiştir.

yine kuzeye doğru gidilirse Eskimolarında bu geleneği sürdürdükleri görülebilir. Ayrıca Yağmur ormanlarında yaşayan her bir yalıtık toplulukta kendi şamanizmlerini yaşamaktadırlar...

Canlar, şöyle bir yanılgıya düşmeyelim; her bir topluluğa gönderme yaparken Kavramsal anlamda "Şamanizmi" kullanıyoruz. yoksa her bir topluluk kendi inanç ve ritüellerini kendi dilinden adlandırmaktadır.

bu gün alevi olan her bir halkta kendi yaşam alanında "söz konusu aralığı, Şamancıl dönemini" yaşamıştır...

fakat günümüz itibariyle, bazı zayıf mitsel motifler olası olmakla beraber her bir alevi halk o dönemleri çoktan geride bırakmış, farklı bir "düşün ve yaşam biçimine" ulaşmışlardır.

bunun için "Alevi Kozmogonisine" (Yaratılış, doğuş,Sudur)bakmak, anlamak gerekir.... daha önceki kimi paylaşımlarımda alevi Kozmogonisine göndermeler yapmıştım. ve kapsamlı bir konudur, her bir can bu konuya yoğunlaşarak sonuçlar çıkarabilir.

Canlar, Şamancıl algı ve düşün biçimleri "Yerleşik/tarımcı" bir yaşam tarzına geçişle aşılmıştır. Tarım süreciyle doğa ile farklı bir ilişkilenme biçimini yaşayan insan yeni algısını "Bitkiler dünyası" üzerinden geliştirmiş, ya da "Akıl" farklı bir algı boyutuna geçmiştir...

Akıl da Hakk'ın Nuru olup, insan Makamına doğru evrilme sürecinde belirmiş ve gittikçe olgunlaşmış, olgunlaşmaktadır...

kainat tek varlık ve insan kainatın aynası.... bu bilimsel akılla anlattığımız şeyler öğretimize aykırı değil, öğretimizi haklar/doğrular niteliktedir... insan bilincinin çözdüğü her bir bir giz, Hakk'ın kendisinde bulunan ve yine kendisinden gelip İnsan Makamında beliren "Akıl" ile keşfedilmekte, Hakk kendi kendini bilmektedir...

bu anlamda bilimsel akıl öğretimizle çelişmez. ama sezgisel akıl da bütünleyicidir.

Canlar, geldiğimiz nokta insanlığın tarih boyunca yaratıığı birikimler üzerinden gerçekleşmiştir... bu anlamda on bin yıl önce bilince çıkarılan pek çok teknik ve düşünsel yaratı bu gün hala farklı biçimlerde yaşamımızda varlığını sürdürmektedir.

günümüzde ki her hangi bir düşünsel, inançsal sistem Şamancıl dönemlerden ve sonra ki dönemlerden kimi motifler taşıyabilir. fakat gelinen boyut artık farklı bir boyuttur.

Zerdüştilikte bu kapsamda algılanmalıdır... insan sürekli evrilir... Semah bu gerçeği sembolize etmez mi? Zerdüştilik Tarım topluluklarında gerçekleşen bir düşün, bağlı olarak yaşam biçimidir. çok çok ayrıntılarına vakıf olmamakla beraber Alevilikle ortak yönleri olduğunu söyleyebilirim.

Zerdüştilikte insanlığın kaydettiği değerli bir aşamadır. fakat son nokta değildir. Sünni islam geleneğinin kendisi zerdüştilikten çok şey içermektedir. hani başbakan hücum edip duruyor ya Zerdüştiliğe.... aslında bindiği dalı kesiyor... alevilikte Zerdüştilikten içerimlere sahiptir. hatta bölge özelinde neredeyse her bir inanç sistemi....

çünkü bölgenin birikimi üzerinden boy vermiş bir öğretidir Zerdüştilik ve kimse onu kaldırıp bir köşeye atamaz...

tarihteki düşünsel ve kültürel yaratıların sürekliliğini anlamak için kendisi Sumerolog olan Muazzez İlmiye Çığ hocanın eserlerine gözatmak yeterlidir.

tarihin derinliklerine, antik uygarlıklara göz atmak; onların maddi ve düşünsel yaratılarına biraz vakıf olmakla tüm semavi dinlerin kaynağının da erken dönem uygarlıkları olduğu görülebilir.

bu anlamda tarih 1400 yıl evelde başlamamıştır...

Alevilik bu tarihsel serüvenin dışında değildir. hiç bir şey birden bire ortaya çıkmaz, tarihsel altyapısı vardır..

sınıflı toplumlar, onların erkinin güvencesi olan devlet aygıtı Dinsel düşünceleri geniş insan topluluklarını tahakküm altına alacak şekilde formüle etmişlerdir. işte tarih boyunca ve günümüzde din adına yaşanan, yaşatılan zulümler...

Devlet dinleri olarak şekillenen dinler insanın insana ve doğaya/varlığa düşmanlığının, zulmünün tarihi oldular... kadın mal, köle derecesine düşürüldü... insanlar köle olarak pazarlarda satıldı, mübah görüldü... sel gibi insan kanı aktı.

insanlığın adalet ve özgürlük arayışı ise hep vardı...

işte Alevilik o tarihsel damarlardan biridir, günümüze ulaşan en özgürlükçü ve barışçı temsiliyettir...

varlık bir bütün olarak algılanır, insanlığın her bir rengi "Hakk" olarak görülür, insana ve varlığa düşman ve kötülük yolu olan "Nefs" süreklerinin terk edilmesini, insanlığın Hakk ve adalet üzerinden buluşmasını öngörür...

Sunni İslamla pek çok ortak kavram kullanılmaktadır fakat "İçerikleri" üzerinde her bir can düşünmelidir...

Canlar, sürek/Yol İkrar İman üzerinedir!...

içeriği üzerine düşünmek gerekir... Hakk'a Dost olmaktır Yol'umuz...

bizim gocunacak bir şeyimiz yok. kendi özgünlüğümüz insanlık tarihinde en büyük onuru kazandıracak bir özgünlüktür... diğerine benzememek kayıp değildir... Nefs süreklerinin tarihine, icraatlarına ortak olmamak kayıp değildir..

sorun insanlarımızın kendini tehdit altında hissediyor olmalarıdır. bu durumda bir gerçektir. ayrıca asimilasyon ciddi boyutlardadır. dayatmalar, ocakların işlevsiz hale sokulmuş olması, öğretinin aktarılamaması her türlü yanılgı ve savrulmaya yol açmaktadır.

bu durum iç çelişkilere yol açmakta, gerçekte ise öğretiye, tarihine vakıf olursak asla yaşanmayacak olan çelişkilerdir bunlar.

aşkı niyazlarımla

alevi-veysel 19.12.11 19:06

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Burada Erdoğan Çınar adlı şahsiyetin "Aleviliğin Gizli Tarihi" adlı kitabı ile takip eden diğer kitaplarındaki Anadolu Aleviliğinin yolu ve erkanı üzerine yapmış olduğu yorumları tartışırken üzerinde hassasiyetle durmamamız (dikkat etmemiz gereken) noktalar olduğunu sanıyorum.

Helede bilimsel araştırmalardan bahseden söz konusu yazar ile yine tarafınızdan yapılan yorumlarda kullanılan yöntem de, eski Alevi kuşakları yeterince bilgi sahibi olmamakla itham ettiğiniz dikkate alınırsa dahada dikkatli olmak gerekmektedir.

Öncelikle araştırmalarda (bütün subjektif ön yargılardan sıyrılarak) duygusal olmamak,yansız olmak ilk koşuldur.

Yansız olmaktan kasıt bilim karşısında yansız olmak olarak algılanmalıdır.

Tarih üzerine not düşmek isteyenlerin aşağıdaki temel desturlara sahip olması gerekir.


1-Sosyal,ekonomik,felsefi,halkbilimsel bilgilere sahip olmak.

2-Tarihsel determinizme sahip olmak.
3-Diyalektik bilmek.

4-Zaman ve mekan kavramlarında soyutlama yapmamak.(Yani herhangibir fikri akım vede olayı incelerken,o olayların hangi zamanda ve hangi koşullar ile hangi toplumsal ihtiyaçların sonucu ortaya çıktığını görmek)

5-Coğrafi ve sosyal koşulların ne olduğuna bakmak.

6-Tartışılan konu özelinde (mesala Alevilik) temel bilgilere sahip olmak.

7-Kısaca bütün bunların sonucu olarak 'Bilimsel Bilgi' ye ulaşmak.

Şimdi bu tesbitlerden sonra söz konusu yazarın (ve tabiki bu arada sizin) savlarınızı özetle incelemeye geçelim.

A)ALEVİ KELİMESİ ALİ DEN GELMEZ SAVI

Bu savı çürütüyorum.

1)Yazar Ali kelimesinden Alevi türetilmez diyor.Türetilseydi "i" aydiyat eki alarak Alici gibi birşey olurdu diyor.Yazar burada zamanda yolculuğu beceremediği (belkide bilim dışı savını ispatlamak) için böyle bir yönteme başvuruyor.Türetilir,bakın nasıl.

2) Kadim zamanlarda kullanılan Türkçe ile şu anda kullanılan dili tek basım gibi algıladığından (yada işine öyle geldiğinden) yanlışa düşüyor.

3)Anadoluda kullanılan Türkçede (ki mahalli olarakta değişmektedir) Ali ağalar ifadesi zaman içinde Alalar a dönüşebiliyor.

4-Bütün bunların dışında;

İSA.............İsevi
MUSA...........Müsevi
Muhemmed....Muhammedi

oluyorda,niçin

ALİ.....Alevi olamıyor..?

olamıyor çünkü yazar burada ince bir oyun tertipliyor.


5-Söz konusu yazar kadim Anadolu medeniyetlerinden Luvi lerin kelime karşılığı olan IŞIK tan hareketle Luvi nin başına A kelimesi ekleyerek fevkalede ALEVİ yapma becerisini gösterebiliyor ama.

6-Şimdi bizde yazarın kelimeden kelime türetmek,yada kelimeye aıdiyat kazandırmak yötemi ile yola çıkarsak fevkalede aşağıdaki sonuçlara ulaşabiliriz.

AL........................eski türkçede kırmızı (halen atalarımız kullanır.)
AL-EV....................Kırmızı ev, kızıl ev.
ALEV-İ................... Kırmızı evi,Kızıl evinden yana olan.
ALEVİ.....................Kızıldan yana olan-Kızılbaş (anonim)
ALEVİ.....................Ali den yana,Ali evli.(genel olarak kullanılan)

6-Bu arada Anadolu Alevilerine Osmanlı kaynaklarında ışıkçı,Kızılbaş dendiğini bilmekteyiz.

7-Anadolu Alevileri Kızılbaş ismine sahip çıkmışlar ve günümüze kadar gururla taşımışlardır.

8-Kızılbaşın iki manası vardır.Eskiden Anadoluda yaşayan Türkmenler kızıl börk ve kızıl çarık giyerlerde.(Bu durum yerli ve yabancı seyyahların seyahatnemelerinde kayıt altına alınmıştır.)Diğer rivayet ise Hz.ALİ nin kızılbaşlık kullandığı şeklindedir.

9-Bu arada hatırlatmak gerekir ki (çok önemlidir) Aleviler kendilerine Alevi dememişlerdir.Diğer isimler gibi buda dışardan verilmiştir.Bu durum zaten yazarın tezini toptan çürütmektedir.Zira yazar sanki kadim zamanlardan beri bize Alevi deniyormuş gibi bir yanılgıya düşmektedir.

10-Aleviler kendilerini Hakk (gerçek) yolundan diye tanımlarlar.


B)ALEVİLERİ SIR SAKLAYAN UCABE-ÇARESİZ BİR TOPLULUK GİBİ SUNULMASI

1-Evet aleviler (özellikle kızılbaşlar) tarihler boyunca büyük kırımlara maruz kalmışlardır.

2-Fakat tarih açıkça ifade ederki onlar (mitolojilerdeki gibi) hiç bir zaman ucabe bir topluluk olmamışlardır.

3-Tüm zulüm ve katliamlara rağmen açık ve güçlü olmuşlardır.

4-Yazarın alevileri kadimden beri kutsal sırları saklayarak bugünlere kadar takkiye yolu ile taşımış ucabe-zavallı-amanetçi topluluk olarak göstermesinin hiç bir maddi temeli olamaz.

5-Zira onlar her daim bu dunyadaki yaşamsal olaylara müdahil olmuşlar ve açık savaşmışlardır.

6-Bunun bir çok örneğini vermem mümkün, ama şimdilik bir örnekle yetineceğim.Bundan 500 yıl önce o Alevilerki (gövdeside başıda Anadoludandır) Ülke-i Kızılbaş,Devlet-i kızılbaş,Padişah-ı Kızılbaş ı (Safavi Kızılbaş devleti) kurarak tarihe imzalarını birkez daha atmışlatdır.

7-Anadolu,İran,Deylem,Kürdistan,Irak,Suriye,Mısır gibi coğrafyalarda onlarca devlet kurdukları gibi birçok da Alevi menşeili büyük alevi hanedanlar mevcut olmuşlardır.

8-Tabi söz konusu yazar Alevileri neredeyse misyonerci gibi götermeye çalıştığından,başkalarına -güya-bilimsel dersler verirken ,kendisinin bilimsel bilgi ve tarihsel determinizm bilgisinden nasibini alamadığını görememektedir.

9-Eğer bunun farkında olsaydı zaman ve mekan kavramlarını dikkate alır bu günkü alevilik ile geçmişteki aleviliği tıpkı basım gibi kavrama talihsizliğine düşmezdi.

10-Arap Alevileri (Nusayriler) tarihini okumak dahi bu konuda yeterince bilgi sunar.

11-Yeri gelmişken sizin bir yazınızda ifade ettiğiniz tarzada,yani Anadolu Alevileri Şah İsmail (Hatayi) den aleviliği öğrenmemişler,tam tersine Erdebil Ocağını etkilemişler ve İran a Kızılbaşlık Diyar-ı Rum (Anadolu) dan götürülmüştür.

12-Tarih bilincinizdeki ince bir kırılmayla (Osmanlıların ve Osmanlıcı tarihçilerin) "kökü dışarda" tesbitlerini teyit eder gibisiniz.

13-Hacı Bektaş VELİ Anadolu Aleviliğinin serçeşmesidir.Ve 1200 lü yıllarda yaşadığı varsayılmaktadır.Oysa Safaviler (Erdebil tekkesi) 1450-1550 yılların arası etkili olabilmiştir.Yani bu topraklardaki Alevilik çok eski ve kurumsaldır.

14-Bu arada Şah İsmail ile Şah Hatai tek kişi olmakla birlikte biri dünyevi (Şah İsmail) diğeri ise (Hatai) batini (inaçsal ve mürşitlik anlamında) önderdir.

15-Osmanlı İmparatorluğunun miri toprak düzeni sonucu bir çok boy Şah İsmail katında izzet ve ikram görmüş,Rum da reaye iken İran da bey olmuştur.

16-Daha sonraki zaman dilimlerinde (mesala Şah Tahmas döneminde) İran Şiası Devlet-i Kızılbaşa hakim olmuş İran Şiası (geldiği nokta itibariyle) şeklen Alevi özünde Sünnileşmiştir.

C-ZAMAN VE MEKANDA YOLCULUK

1-Erdoğan Çınar ve benzerleri -sözüm ona- zaman ve mekanda yolculuk yaparak Aleviliğin Köklerini MU medeniyetine kadar götürmekte ve önüne gelen her raslantıya ve olaya vede her delile Alevilik demekte ve böylece diyalektik ve tarihsel determinz (tarihsel gerçekcilik) konularında sınıfta kalmaktadır.

2-Burada Aleviliği ve Aleviliğin (pir ve Mürşitlerin) dünyaya ve olaylara bakış açısını anlayamadığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

3-Öncelikle eşyalar isimleri ile çağrılır.Her türlü kab su içmeye iyi kötü yarar ama hepsine birden bardak demenin bir haklılığı olamaz.Kimisi topraktan yapılmış kasedir,kimisi demirden yapılmış tasdır,kimiside camdan yapılmış bardaktır.Herbirisinin ayrı ayrı tanımı ve işlevi vardır.

4-Şimdi tarihte bulmuş olduğunuz her medeniyetleri (mesala Sümerleri yada Luvileri) Alevi diye tanımlarsanız bu bilimsellik olmaz.Burada Alevi bakış yoktur.Peki nedir Alevi bakış açısı yada yöntemi.
5-Anadolu Aleviliği kendinden önceki dönemlere ait Kadim medeniyetler olduğunu bilmektedir ve bunların bir kısmı ilede birlikte yaşamış vede halen yaşamaktadır.Bu medeniyetlerden Batıni (akılcı) olanları içine alarak eritmiş vede o medeniyetlerden kendi duruşunada renk katmıştır.

6-Olumsuzu inkar ederek olumluyu geliştirerek bu günkü halini almıştır.

7-Alevilikte Hz Ali sadece İmamlar başı,insanlığın serçeşmesi değil,aynı zamanda o evvel ve ahir olanların,nur içindeki nurun,aklın,aşkın,ilim ve irfanında görüntüsüdür, özüdür.

8-Pir Sultan Abdal ın nefesinde veciz bir şekilde ifade edilen
"Ben Aliyim,Ali Benim" görüşü,Alevilerin Ali ye bakış açısını gayet açıkca ifade eder.

9-Aleviler tüm kutsalların İnsanı Kamil Kelamı (Kuran-ı Natık anlayışı gibi) olduğunu bilir.Bu anlamda Hakkı ademde ararlar.

10-Aleviliği İslam dan etkilenmediği gibi yada alakası yoktur gibi görüşler yazılı ve sözlü geleneğin inkarı anlamına gelirki bu Aleviliği başka yerlerde arama ve giderek Aleviliğe ait olmayan yaşamsal ve düşünsel tarihi öğelerin ona (Aleviliğe) aitmiş gibi bir saptırmaya çıkar.

Kerbelanın_Şahı 23.01.12 22:43

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Alevilik böyle adamların yüzünden yolundan sapıyor ve burada bu yazara destek verenler aleviliği islamın dışında gören alevileri gördükçe kendimden utanıyorum..

datatip 23.01.12 23:26

Cevap: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur
 
Yok Kerbelanın_Şahı can,kimseye kızma.
Aleviliği islamın içinde gören Alevide var,islamın dışında gören canda var.
Hepsine anlayış ve saygı göstermek lazım.
Helede islamın dışında görenleri anlayışla karşılamak lazım.
Alevilik anlayış,bilgi,sevgidir.Benim forumda öğrendiğim budur.
Herkese sevgi anlayış veriliyorda kendini alevi gören bu insanlara neden verilmesin.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:07.

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2