Sponsor Reklamlar


Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)

 Genel konular Katagorisinde ve  Yaşam Forumunda Bulunan  Spiritüalizm...(Öte Alemcilik) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 20.03.14   #81
kristal
kristal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 714
Rep Puani : 65
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


düzelttim değiştirdim videoyu
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
kristal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.03.14   #82
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


Boşluk Boş Değildir.



Fizik için boşluk sanılandan farklıdır. Kuantum kuramı, boşluğun tam boşluk olmadığını göstermiştir. Boşluk, kaynaşan bir durumdur, çok dinamiktir, edimsiz (virtuel) parçacıklarla doludur. Çok şiddetli olayların oluştuğu bir yerdir. Boşluktan doğmuş bir parçacık çifti gözlenemez, fakat onların yığınsal etkisi gözlenebilir.

Boşluk, boş değildir. Bu sözün, bir paradoks ile ilgisi yoktur. Boşluğun en derinlerinde bile sürgit birşeyler vardır. En iyi boşlukta bile, kimi varlıklar saklıdır. İçinde gaz, en küçük bir molekül, en yalın bir atom ya da en küçük kuark (bir kuantum parçacığı) bile bulunmayan bir uzay bölgesi düşünelim. Bu en boş sanılan uzay bile tam bir boşluk değildir; bir etkinlikler bölgesidir, alanlar vardır. Boşluk titreşir, dalgalanır. Boşluğun bu dalgalanmaları enerji demektir. Yüzyılımızın iki büyük fizikçisi, şaşırtıcı bir hesaplama yapmışlardır. Richard Feynman ve John VVheeler bir elektrik ampulünün içindeki boşluğu incelemişlerdir. Böyle bir boşluğun enerjisi, gezegenimizin tüm okyanuslarını kaynatmak için yeterlidir. Yoksa, bu sihir midir?

Bu boşluk enerjisinin çok küçük bir bölümünü bile çıkarabilmek ve kullanabilmek özellikle çok ilginç olacaktır. ABD'de Hugues Laboratuvarı'nda çalışan fizikçi Robert Favvard bu konuda deneyler yapmaktadır.
Bir başka görüş açısından, günümüzün kozmoloji kuramlarında da fizikçiler, yerinde kuramsal nedenlerle, Evrenin başlangıcında boşluk enerjisinin oynamış olabileceği role başvurmaktadırlar.

Böylece, bir kez daha, pek alışılmamış olan kuantum kuramına dönmek gerekmiştir. Kuantum evreninde, örneğin elektronlar, dalgaparçacık niteliği gösteren değişik nesnelerdir. Aynı anda hem dalga hem parçacıktırlar; her iki görünümün olabildiğince çelişik olan tüm özelliklerini sergilerler. Kuantum nesnelerinin, kendilerini klasik fiziğinkilerden temel olarak ayıran çok değişik yapıları vardır. Aynı şekilde kuantum kuramında, boşluğa da değişik bir yapı tanımak gerekir.

Çok eskiden, ilkçağ'da, boşluk ve onun varlığı üzerine iki karşıt düşünce akımı vardı. Democrite gibi atomcular için, gerçeğin temeli, bir yandan bölünmez parçacıklar olan ve farklı düzenlenimlerle nesneleri oluşturan atomlara, öte yandan da boşluğa dayanıyordu. Buna karşıt olarak da, Aristo'ya ve anlaşılması güç fizik ve metafizik uslamlamalara göre boşluk yoktu.

Bu son anlayış, XVII. yüzyıla dek sürecekti. 1644'den başlayarak düşünceler değişti. 1644de, Galile'in öğrencisi olan Toriçelli termometreyi buldu ve ayrıca ünlü deneyini yaptı. Bir ucu kapalı bir cam boru aldı ve civa ile doldurdu. Sonra bu boruyu ters çevirerek, yine civa ile dolu olan bir kaba batırdı. Borudaki civa düzeyi alçaldı ve kaptaki civa düzeyinden yukarda bir yerde kararlı duruma ulaştı. Borunun üst ucunda bir boşluk, yani içinde madde bulunmayan boş bir uzay bölgesi oluştu. Blaise Pascal şu soruyu soruyordu: "Borunun yukarısındaki görünüşte boş olan uzayda, burayı dolduran fakat duyu organları ile algılanıp görülemeyen bir madde bulunamaz mı?"

Daha sonra Otto de Guericke lastik pompasını buldu; bir kürenin iki yarısını birbiri üzerine kapatarak, oluşan kürenin içinde boşluk oluşturdu. Deneyini 1654'de diete de Ratisbonne'da sergiledi. Küreyi karşılıklı iki yanından çeken on altı at, onu açmayı başaramadılar. Öyleyse boşluk vardı. XIX. yüzyılın sonuna doğru ise, Aristo ilkesini yeniden canlandıran bir başka boşluk kavramı ortaya çıktı. Gerçek bir boşluk elde etmek için, boşaltılacak kapalı yerdeki tüm maddeyi ve ayrıca da gazı dışarı çıkarmak gerektiği bellidir. Acaba bu yeterli midir? Yanıt kesin değildir ve fizik bu düşünceye de karşı çıkabilir. Bunun için, bir düşünce deneyi tasarlamak uygundur; öyle ki bu deneyde araç gereçler idealdir ve deney koşulları kusursuzdur. Ünce, içinde tam olarak ayarlanmış bir pistonun kayabildiği bir silindir olması gerekir. Her şey ideal olduğundan piston, bir engel ile karşılaşmadan kayar ve kusursuz olarak hiçbir şey sızdırmaz. Başlangıçta, piston silindirin dibine dayanmıştır. Piston çekilince, silindirin dibinde oluşan uzay bir mutlak boşluk olmalıdır; piston hemen yeniden geri itilirse, başlangıç konumunu yeniden bulmalıdır. Fakat piston yeterince uzun süre çekilmiş ise, yeniden silindirin dibine yerleşemeyecektir. İçeriye hava sızmış değildir, fakat boşluğun içinde bir şeyler üretilmiştir ve şimdi pistonun ilk konumuna ulaşmasına engel olmaktadır. Neden? Isıl ışıma nedeniyle. Fizikçiler, pistonun çekildiği sırada, çeperlerden bir ısıl ışımanın yayıldığını ve boşluğu doldurduğunu göstermiş olur. Öyleyse piston geri itildiği zaman, Bu ışıma sıkışır. Bu basınç, bir gazın oluşturduğuna benzer bir kuvvet uygular. Böylece piston, ışımanın sıcaklığını ve basıncını artırmış olur ve pistonun ilk konumuna ulaşması için, bu ışımanın yeniden silindirin çeperlerinde dağılmasını beklemek gerekir. Bu ışımanın kaynağı ısıl olduğu, dolayısı ile sıcaklığa bağlı olduğu için, silindiri soğutmak gerekir. Mutlak sıfır sıcaklıkta, boşluğu dolduran tüm ışıma sönecektir. Buradaki ısıl ışıma, elektromıknatısal ışımadan başka bir şey değildir çeperleri oluşturan atomların elektronlarının ısıl hareketlerinden yayınlanır. Boşluğa ulaşmak için tek olanak, sistemi önemli ölçüde soğutmaktır. Öyleyse, buraya dek İncelenen durumlarda, boşluk soğutma ile sağlanır ve mutlak boşluk elde edilebilir.

KUANTUM EVRENİNDE BOŞLUK
Şimdiye dek, klasik fizik dünyasında idik. Şimdi kuantum evrenine bir sıçrama yapmalıyız. Bu evrende, boşluk doludur. Bu söz ilk bakışta, temel bir nedenle, bir paradoks gibidir; fizik de, astrofizik gibi. boşluğun varlığını kabul eder; Evren büyük bir boşluktur ve içindeki madde bir istisnadır. Yıldızlararası uzay hemen hemen boştur. Bize içine sızılma-sı çok güç görünen katımadde de, boşluktan oluşmuştur Atomsal ölçekte, çekirdekler ve elektronlar arasındaki uzay çok büyüktür. Madde boşluktan yapılmıştır ve onu oluşturan kütleler çok küçük uzay bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bu düşünceye (her yerin boşluk olması ve maddenin evrende son derece seyrek dağılmış olmasına) karşıt olarak, boşluğun dolu olduğu düşüncesini de getirmek gerekir. John VVheeler bir yazısında, "Hiçbir düşünce bana şundan daha temel görünmüyor: Boşluk, boş değildir. En şiddetli fizik olayları nın oluştuğu yerdir." demektedir. Bunlar yukarda da söylediğimiz gibi, sonsuz küçük boyutlar evrenindeki düzenlenimlerı ve süreçleri inceleyen kuantum kuramının konularıdır. Bu olaylar nasıl oluşabilmektedir?

Yukarda, uzayı mutlak sıfır sıcaklık sınırlarına dek soğutarak, tüm ısıl ışınımı yok edebileceğimizi ve mutlak boşluğa ulaşabileceğimizi görmüştük. Fakat, kuantum kuramına göre, bu sıcaklıkta bile, boşlukta bir kalıntı (boşaltılama-yan ve kuşkusuz madde de olmayan bir şey) bulunacaktır. Bu en son kalıntı, elektromıknatısal alanlardan oluşmuştur. Boşlukta, mutlak sıfır ile ilgili olarak, fizikçilerin sıfır nokta enerjisi dedikleri bir kavram vardır. Mutlak sıfır sıcaklıkta, boşluk hiç durmadan dalgalanır, kımıldayan bir dalga yüzeyi gibi kaynaşır. Bu dalgacıklar, hiç durmadan parçacıklar yaratan dalgalanmaların bir görüntüsüdür. Bu parçacıklar ise, birbirlerini çok çabuk olarak yok ederler.

Boşluğun bu tuhaf etkinliğini anlamak için, kuantum elektrodinamiğinin birkaç kuramsal temelini tanıtmak gerekir. Bu temellerin ilki, bir eşitsizliğe dayanan Heisenberg belirsizlik ilkesidir. Bu ilke, bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda ölçmenin olanaksız olduğunu gösterir. Konum ve hareketin ölçümü üzerindeki bir belirsizlik önlenemez. Ayrıca fiziğin büyük bir ilkesi olan, enerjisinin korunumu yasasını da göz önüne almak gerekir. Hangisi olursa olsun, her etkileşmede bir enerji denkleşmesi hesabı vardır. İki bilya çarpıştıkları zaman, çarpışmadan önceki ve sonraki toplam enerjiler aynı olmalıdır; başka bir deyimle, giriş ve çıkış enerjileri kusursuz olarak denklenmelidir. Bu ilke, tüm fiziğin en kesin ilkelerinden biridir ve kuşkusuz, mikroskobik evrenin parçacıkları arasındaki etkileşmelere de ayrıcalıksız olarak uygulanır. Yalnız, kuantum kuramınca incelenen boyutlar düzeyinde Heisenberg eşitsizliklerini gözönüne almak gerekir. Bu eşitsizliklere göre, örneğin bir elektronun enerjisi ölçülürse ve bu ölçüm çok kısa fakat belirli bir zaman alırsa, enerji ölçümündeki belirsizlik ölçümün süresi ile ters oranlı olur. Bu, mantıksal bakımdan, çok kısa süreler için, enerji ölçümündeki belirsizliğin çok önemli olabileceği anlamına gelir; ve bu sonsuz küçük süre içinde, bu enerjinin son derece büyük olabileceğini düşünmek için hiçbir engel yoktur. Böylece, enerji korunumu yasasının gerektirdiği çok kesin denkleşme hesabı, belirsizlik ilkesi nedeniyle bozulmuş olur. Sonuç olarak, boşluktan, kısa yaşamlı parçacıklar yaratılabilir. Bunların yaşamları öyle kısadır ki, kendileri yüksek enerjili olurlar. Örneğin, bir proton ve bunun çevresinde hiç durmadan dolanan bir elektrondan oluşan bir sistem düşünelim; buradaki elektron da, boşluktan yaratılmış parçacıklarla sarılmış olsun. Bunlar, proton ve elektron arasında bulunan elektromıknatısal alanların dalgalanmasından yaratılan bir parçacıklar bulutu oluştururlar. Fizikçiler, bu alanların gelişigüzel olarak dalgalandıklarını ve edimsiz denen parçacıklar ürettiklerini açıklamaktadırlar. Bunlar, edimsiz olduklarından, proton ve elektron gibi gerçek parçacıklardan farklıdırlar. Bunun dışında, boşluktan gelen ve zorunlu olarak yine oraya dönen bu edimsiz parçacıklar, kısa yaşamları süresince, bilinen parçacıklar gibi gerçektirler. Fizikte, bu edimsiz parçacıkların çiftler halinde üretildiklerini düşünmek gerekir. Bu ise, yine enerji korunumu türünden bir başka büyük ilke, momentumun korunumu ilkesi nedeniyledir. Elektron ve pozitron böyle bir çifttir; bu çiftlerin her biri, yine belirsizlik ilkesi nedeniyle gözlenemez. Yaratılışlarından yok oluşlarına dek gittikleri uzaklık ve hızları bir başka Heisenberg eşitsizliğini sağlarlar.

Boşluktan çift yaratılmasının enerji korunumunu bozduğunu, fakat iyi bir hesaplayıcı olan doğanın buradan ışık elde ettiğini belirtelim. Bu süreç ile boşluktan ödünç alınan enerjinin istendiğince çok olabileceğini özellikle yineleyelim. Ödünç alınan enerji ne kadar çoksa, parçacığın yok oluşunda ödenecek olan borcun süresi de o ölçüde kısa olacaktır.

Böylece, herhangi bir uzay bölgesi en küçük bir parçacığın bile bulunmadığı ölçüde boştur; bu boşlukta, yalnızca gelişigüzel dalgalanmalar vardır. Bu dalgalanmalar ise, boşluktan sürekli olarak edimsiz parçacıklar üretirler ve bunlar oluştukları ancak gözlenebildikten hemen sonra yiterler.

Bu açıklamalardan sonra, her şeyin kaynağının boşluk olduğunu söyleyebiliriz; boşluktaki alanların dalgalanması, bilinen tüm parçacıkların, yüksek enerji fiziğindeki elektrondan (en hafif) en bilinmeyene (en ağır) dek tüm parçacıkların oluşmasını sağlayabilir. Öyleyse boşluk, eylemsiz ve özelliksiz boş bir uzay olarak değil, tam tersine, enerji titreşkeni olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, John VVheeler'in açıkladığı gibi, boşlukta yer değiştiren bir elektronu, her türden edimsiz parçacığın oluşturduğu bir çorba içinde yüzüyor ve onların sürekli saldırısına uğruyor olarak düşünebiliriz.

Şimdi, haklı olarak, boşluğun böyle bir etkinliğinin herhangi bir kanıtlamasının olup olmadığı sorulabilir. Kuramın, edimsiz parçacıkları öngördüğü kesindir; fakat, bunların varlığı gerçekten gözlenebilmiş midir? Yanıt, evettir.

Boşluğun böyle bir etkinliği olduğunu gösteren ilk gözlemsel gerçeği, 194O'lı yılların sonuna doğru, Hollandalı fizikçi Hendrik Cosımır saptamıştır. Edimsiz bir parçacık çifti gözlenemese bile, onların yığınsal etkisi gözlenebilir. Casimir etkisini gösteren düzenek şöyledir: İçi boş bir kapalı kaba, iki metal yaprak yerleştirilir ve sistem soğutulur. Sıfır nokta enerjisine ulaşmadan önce, ısıl ışıma iki yaprağı birbirlerine yaklaştırmaya çalışır; sıfır nokta değerinde ise, elektromıknatısa! ışıma kuvveti de yaprakları birbirlerine doğru iter. Böylece, boşluk enerjisi bir basınca yol açmaktadır. Bu en küçük fazlalık basınç, 1958de bir başka Hollandalı fizikçi M.Sparnaay tarafından ölçülmüştür.

Boşluk enerjisinin ikinci ve görkemli örneği, Lamb kayması adı ile tanınır. Yukarıda gördüğümüz gibi, elektronu bir atomun çekirdeğine bağlayan elektromıknatısal alan, edimsiz parçacıklar çorbasından bir elektron-pozitron parçacık çifti yaratabilir. Bu edimsiz parçacıkların yaratılıp yok edilmesi, fizikçilerin boşluğun kutuplanması dedikleri olaya neden olur. Bu kutuplanmanın etkisi, elektronun çekirdek çevresindeki yörüngesinin hafifçe değişmesi biçimindedir. VVillis Lamb, bu küçük yer değiştirmeyi olağanüstü bir duyarlıkla ölçebilmiştir. Bu ölçüm ona Nobel ödülü kazandırmıştır. Böylece, günümüz kuantum elektrodinamiği hesaplamalarında, boşluğun enerjisinden ileri gelen Lamb kaymaları da gözönüne alınır. Şimdi, bu kaymanın ölçümü, tüm fiziğin en önemli ölçümlerinden biridir.

Kuşkusuz, boşluğun enerji kaynağı olarak kullanılması sorunu çözümlenmiş değildir. Çekirdek kaynaşmasının denetlenmesinde karşılaşılan güçlük bilindiğinden, boşluktan enerji elde edilmesi düşüncesinin, fizikçilerin dudaklarında kuşkucu bir gülümsemeye neden olacağı sanılmaktadır. Yine de, Robert Foward'ın, Casimir etkisinden yola çıkarak, boşluktan elektrik enerjisi çıkarma ile ilgili çalışmaları tarihsel bir adım olarak kalacaktır.

Yazan: Stephane Deligeorges
Sponsor Reklamlar

kristal bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.03.14   #83
kristal
kristal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 714
Rep Puani : 65
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


boşluk denince aklıma sonsuzluk geldi.sonsuz yaratım.ve tanrı dediki.ben sana kendimden olan yaratım gücünü verdim .sen bunun farkına varmadın.farkına varman uzun zaman aldı.m.ö de vardı bu
m.s.sizin için uzun zaman bnm için değil.ben sabırlıyım ben beklerim.
aynı zamanda seni anlıyorumda: birlikte yaratacağız.
bu nasılmı olacak sen hayallerine sarıldığında aslında bilinçli olarak
imgelemelerinin gerçeğe dönüştüğünün farkına vardığına sonunda farketti diye
sevinerek...
işte gördünmü özgür iradenle boşlukları dolduruyorsun artık.
benim yarattıklarımı taklit ederek başladın herşeye
ve sana soruyorum yarattıklarımın dışında ne yaratabilirsin...






Sponsor Reklamlar

renk ve kalendercan bunu beğendiler.
kristal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.03.14   #84
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


kristal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
boşluk denince aklıma sonsuzluk geldi.sonsuz yaratım.ve tanrı dediki.ben sana kendimden olan yaratım gücünü verdim .sen bunun farkına varmadın.farkına varman uzun zaman aldı.m.ö de vardı bu
m.s.sizin için uzun zaman bnm için değil.ben sabırlıyım ben beklerim.
aynı zamanda seni anlıyorumda: birlikte yaratacağız.
bu nasılmı olacak sen hayallerine sarıldığında aslında bilinçli olarak
imgelemelerinin gerçeğe dönüştüğünün farkına vardığına sonunda farketti diye
sevinerek...
işte gördünmü özgür iradenle boşlukları dolduruyorsun artık.
benim yarattıklarımı taklit ederek başladın herşeye
ve sana soruyorum yarattıklarımın dışında ne yaratabilirsin...












En zor olan da insanın buna inanması ve bunun farkında olması. Bunu bilenlerse insanların bu gücün farkında olmaması için ellerinden geleni yapıyorlar, uyumaya devam etmeleri için çabalıyorlar, ninniler söylüyorlar ve insanlar da uyumaya devam ediyor.....
Sponsor Reklamlar

kristal ve kalendercan bunu beğendiler.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.03.14   #85
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


Neden Güleriz?


NEDEN GÜLERİZ?

Gülmenin "Düşünülmesi gereksiz" bir şey olduğunu söylerler. Sadece gülün. Düşünürseniz gülemezsiniz. Doğru. Ama esprinin ve insanı gülümseten davranışların sebeplerinin araştırılması gereken durumlar yok mu? Kesinlikle var.

Gelotoloji gülme bilimidir; neden güldüğümüz sorusu hakkında çok eski zamanlardan bu yana çeşitli teoriler var. Aristotle basit ve çirkin insanlara güldüğümüzü iddia eder mesela. Çünkü kendimizden daha aşağıda gördüğümüz insanlar bizde mutluluğa neden olur ünlü filozofa göre. Sokrates ve Plato ise kişisel engellerimizin garip bir şekilde görüntülenmesi ve karakterize edilmesi olarak açıklar kahkahalarımızı. Daha modern zamanlardan Francis Hutcherson komedi teorisini ortaya atar ve der ki "Gülmek kendimizden farklı olanları ayırt ettiğimizin göstergesidir." Yani bu mantıkla gülmenin temelinde bir yere ya da gruba ait olma hissinin yattığı çıkarımını yapabiliriz. Belki de bu yüzden bir grup arkadaşın dalga geçtiği yabancıya grup içindekiler güler, dışındakiler kızar.


Karşımızdaki kişi konuşurken bir sonraki kelimesini, cümlesini tahmin etmeye çalışmadığımızı söyleyebilecek bir kişi var mı aranızda? İşte bu tahmini kelime bizim beklentilerimizin çok dışında olursa beyin aynı anda iki işi birden yapar. Bir yandan bize söylenen sözle ne denmek istediği ve ne amaçlandığı düşünülürken bir yandan da refleksif olarak söylenen sözün saldırgan olma ihtimaline karşı savunmaya geçer birey. Bu süre farkına varılamayacak kadar kısadır. O kısacık anda kaslar kasılır ve savunma konumunda durulur. Ne zaman ki kişi söylenen sözün anlamını çözer, beklenmedik sürprizin zarar vermeyeceğini anlar ve rahatlar işe o zaman ağız dolusu kocaman bir kahkaha patlatır. Endorfin çoktan salınmış, kana karışmıştır.

Kişisel olarak desteklediğim görüş ise şöyle;

Gülmenin fizyolojik yönü olmakla birlikte gülmek -çok açıktır ki- sadece fizyolojik bir olay değildir. Psikoloji, zeka, eğitim, bilinçsellik ve çevresel diğer etkenler de gülme olayına her zaman dahildir. Bunun kanıtı daha önce gülmekten katıldığımız bir espriye daha sonra gülmememizdir. Diğer bir kanıt espriye bir kişi gülerken bir diğerinin hiç gülmemesidir. Sonuçta her espri öznel derecelerde komikliğe sahiptir diyebiliriz.

Yukarıdaki önermelerden farklı olarak "Neden güleriz?" sorusunun cevabı ise esprilerde her zaman bir paradoksun (çelişkinin) var olması gerçeğidir. İnsan psikolojisi beyini o kadar iyi korur ki espri içindeki paradoksa sokmaz. Beyin espri içindeki çelişkiyi anladığı anda psikoloji devreye girerek gülme refleksiyle beyini adeta durdurarak paradoksun dışına alır. İşte bütün olanlar bu kadar basit ve güzel.

Sonuçta espri insan beyni için bir şoktur. Psikoloji gülme refleksini çalıştırarak beyini korur. Böylece paradoksa hiçbir zaman düşmeyiz. Esprileri akılda tutmak bu nedenle daha zordur. Çünkü onlar birer gerçek olmaktan ziyade, beyni çalıştıran komutlar dizisi (script) gibidir.

Örneğin "Temel yolda muz kabuğuna basıp düştü" dediğimizde bu komik değildir. Çünkü olayın anlatımında bir paradoks görülmemektedir. Ancak olayı yaşasak ve Temel'in aslında çok ciddi, uyanık, karizmatik, yakışıklı ve etkileyici bir kişi olduğunu görmüş olsak; hatta Temel'i iyi tanısak; elbette onun bir manavın önünden geçerken muza basıp düşmesi olayına güleriz. Çünkü ciddiyet ve uyanıklık Temel'i "muza kabuğuna basıp düşmekten" alıkoyması gereken özelliklerdir. Hemen akabinde beynimiz Temel'in kişiliği hakkında paradoksa düşer. Temel nasıl biri ?? Bu kadar ciddi ve uyanık biri gibi görünürken nasıl yere düşüp kafasını kıracak kadar laubali olabilir ?? Bu kadar laubali ise nasıl ciddi biri olabilir?? İkilem budur. Durum komedisinin temelinde hep aynı gerçek yatar. Peter Sellers insanları güldürebilmek için çok ciddi görünmesi ve gülmemesi gerektiğini biliyordu. Charlie Chaplin'in giyimi dahi insan zihninde "Böyle biri olabilir mi ??" paradoksuyla gülme refleksini körükler. Laurel ve Hardi birbiriyle birbiriyle görünümde bile çelişen iki insandı.

Durum komedisinin dışındaki espriler içinde de paradokslar var mıdır ?? Örneğin Temel'in ikinci defa yerde muz gördüğünde "Eyvah, birazdan tekrar düşeceğim" demesindeki paradoksal etki nedir? Yine aynı. Temel bu kadar zeki, ciddi ve uyanık biri ise muz kabuğunun üzerinden atlayabilmelidir. Ama "Eyvah, tekrar düşeceğim" demesi onu aptal, uykuda gezen bir kişilik haline sokmaktadır. "Temel zeki midir aptal mıdır" ikilemine girmeyen insan psikolojisi sayesinde girmeyen beyin gülme refkleksiyle oyalanırken paradoks beyinden uzaklaştırılır. Böylece esprilerdeki paradoksları doğal olarak fark etmeyiz. (Fark etseydik gülmezdik, psikolojimiz bozulurdu.)

Bu sonuca göre esprilerin güzel tarafını da fark edebiliyoruz;

Her şeyden önce espriyi yapan kendisini aptal durumuna düşürmekten korkmayacak kadar cesur ve mütevazi olmalıdır. İkincisi esprinin insan beynini bir an olsun boşaltması bir rahatlama ve gevşeme durumu yaratmaktadır. Bu rahatlama durumu bazı durumlarda spor yapmaya, meditasyon yada yogaya, ibadet etmeye, yemek yemeğe ve benzeri durumlardaki rahatlamaya eşdeğerdir.

Yine de güldüğünüz esprilerde paradokslar aramayın ki sizi gülmekten hiçbir şey alıkoymasın.

Alıntı
Sponsor Reklamlar

kristal bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 02.04.14   #86
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


Eski Mısırda Bilim


Tarihçi Heredot’a göre, geometri Mısır’da doğmuştur. Bu, Nil’in taşmasıyla deltada su altında kalan tarım arazilerinin sık sık yeniden ölçülmesi ihtiyacından ve kaybolan ya da zarara uğrayan arazilerin her seferinde yeniden ve dikkatle tespiti ve vergi miktarının buna göre yeniden belirlenmesi gereğinden kaynaklanmıştır.

Mısırlılar kare, üçgen, yamuk gibi alanların yüzölçümlerini bulabiliyor, bunların en zoru olan dairenin alanını hesaplayabiliyorlardı. Bununla da kalmıyor üç boyutlu şekillerin, örneğin silindirin, dikdörtgen prizmanın, piramidin, kesik piramidin hacimlerini hesaplıyorlardı.

Bir örneğini İstanbul Sultan Ahmet Meydanı’nda gördüğümüz obelisklerin ağırlıkları 200 ile 1000 ton arasında değişmekteydi. 1879 yılında New York’a götürülen bir obeliskin uzun yolculuğunun son iki millik mesafesi, eski Mısır’da varsayılan şartların aynen uygulanmasıyla kat ettirildi. Obelisk bu iki millik yolu günde ortalama 30 metre kat edilmesiyle 112 günde tamamlanabildi.

Mısırlılar, piramitlerde kullanılan taş blokların hazırlanması için en basit aletlerden başka bir araca sahip değillerdi. Çekiç ve taşçı kalemi veya keskisi ile ana kayadan ayrılacak taşın etrafında gerekli derinlikte yuvalar açıyor, bu yuvalara yerleştirilen çift kat takozların arasına bronz kazıklar çakmak suretiyle, blokları yataktan koparıyorlardı. Bu iş için bir diğer yöntem olarak, tahta takozların ıslanınca şişmelerinden yararlanıyorlardı.
Yine o devirde demiri cevherden elde etmeyi bilmiyorlardı (M.Ö. 600 yılında Hititlilerden öğrendiler). Sert olmasını istedikleri aletleri bronzdan imal ediyorlardı. Daha sert ve keskin aletleri ise doğada hazır şekilde bulabildikleri nikelli demirden yapıyorlardı. (Nikelli demir ise hazır şekliyle sadece gökten düşen meteorlarda bulunmaktadır).

Piramitlerin tabanları kare şeklindedir. Bunlardan Keops piramidinin taban kenarları ortalama 230 metredir. Kenarlardan ikisi karşılaştırıldığında sadece 2.5 cm’lik bir farklılık göze çarpmaktadır. Hata payı sadece ve sadece yüz binde birdir. Piramidin yanları ile taban yüzeyi arasında 51 derece 51 dakikalık bir açı bulunmakta olup, bu açı tabandan en üst noktaya kadar bozulmadan korunmuştur.

Mısır’da anıtlar ve özellikle piramitler daima belirli yönlere dönük olarak inşa edilmiştir. Piramitlerin tabanları doğu, batı, kuzey, güney yönleri gösterecek şekilde oturtulmuştur. Bu doğrultuların belirlenmesinde hata payı ise hiç bir zaman bir derecenin üzerine çıkmamıştır.

M.Ö. 2000 yıllarında yağmur mevsimi sellerinden, kuraklık yıllarında yararlanabilmek için, Aşağı Nil Vadisi’ndeki dar ve kayalık boğazlara barajlar inşa etmişlerdi. Bunlar arasında 76 metre genişliğinde, 10 metre yüksekliğinde, taban kalınlığı 45 metreyi bulanlar vardı.

M.Ö. 1900-1500 yılları arasında Nil ve Kızıl Deniz arasında Süveyş üzerinden bir kanal açmayı başarmışlardı.

Eski Mısır’da Tıp Bilimi

Eski Mısır’da tıp bilimi de çok ileri gitmişti. Tıbbî papirüslerin incelenmesiyle meydana çıkan tıp bilgileri ve cerrahî alandaki geniş ve sağlam bilgileri tıp tarihçilerini günümüzde bile hayrette bırakabilmektedir. Eski Mısır’da doktorlar uzmanlık alanlarına ayrılmışlardı. Bu ülkede her türlü tedavi ücretsiz yapılıyor, doktor ve diğer gerekli giderler devlet tarafından karşılanıyordu. Bu ülkede, hastalıkların tedavisinde kullanılan pek çok ilâç, günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir.

Alıntıdır
Sponsor Reklamlar

bilgeyol ve kristal bunu beğendiler.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.04.14   #87
kristal
kristal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 714
Rep Puani : 65
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


Hermetika


Hermetizm hakkında bilgi veren eski metinler günümüzde hermetika ya da zümrüt tabletler olarak adlandırılır. Bunlar eski Mısır’da kutsal alfabeyle yazılmış orijinal kayıtların farklı alfabelere çevrilmiş kopyalarının kısmen eski Yunanca’ya ve Latinceye çevrilmiş bölük pörçük parçalarından oluşurlar. Bu metinlerin İskenderiye yangınından ve bağnazların ellerinden kurtulabilmiş kısımlarındaki bilgilerin de, hem çeviriler sırasında hem de başka nedenlerle bir miktar anlam kaybına uğradıkları sanılmaktadır. İskenderiye Kütüphanesi’nin 5.yy.’da Kilise tarafından yönlendirilen yıkımından sonra bu metinlerdeki bilgilerin günümüze dek korunabilmasinde, Pisagor, Platon ve eski Yunanlı yazarlar kadar, Ortadoğu’daki ezoterik ekollerin de büyük katkısı olmuştur. Ortadoğu’da korunan hermetik bilgiler Avrupa’ya özellikle Floransa yoluyla aktarılmış olup Kilise’nin tüm çabalarına rağmen Avrupa’da yayılmayı başarmıştır. Sözkonusu Yunanca ve Latince çevirilerin yazarları başta Poimandres olmak üzere, Zosimos, Fulgentius, Iamblikos ve John Stobaeus’dur.

Fiziksel alem süptil alemin aynasıdır.


Ezeli ve ebedi olan Tanrı, düşüncelerle anlaşılmaz.


Ruh ilahi bir ışıktır


Ruhlar yeryüzüne sınavlarla gelişim için gelirler, almaları gereken dersleri alana kadar tekrar tekrar doğarlar.


Kişiyi ölüm sonrasında vicdanı yargılar, kişinin yeryüzünde yaşarken yaptıkları unutulmaz.


Bu ruhlar bir zaman sonra büyük ışığa doğru çekilirler, onlara yol gösterilir.


Eski insanların kökeni Dünya-dışı’dır.


Evrende kozmik yasalar işlemektedir.


İnsanlar kaderlerini yaptıkları iyi ya da kötü hareketlerle belirler.


İnsanlar yaşadıkları dünyayı kirletmeleri halinde dört unsurun başkaldırmasıyla karşılaşacaktır.

Kaynak : Hermetika, Ege Meta Yayınları , Dharma Ansiklopedi
Sponsor Reklamlar

bilgeyol ve renk bunu beğendiler.
kristal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 06.04.14   #88
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)



Hint Mitolojisine Göre Kadın ve Erkek

Kadın;

Tanrı, yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı; Rüzgarın kararsızlığını,tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini,kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı. Yarattığı kadını erkeğe armağan etti.

Erkek;

Tanrı, kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışlarını, fırtına bulutların kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boğanın dehşetini aldı; sülüğün yapışkanlığını, kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi. Bunların üzerine ayının kabalığını, bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı. Yarattığı erkeği, adam etsin diye, kadına verdi.



Alıntı
Sponsor Reklamlar

bilgeyol, kristal ve BERF62 bunu beğendiler.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 07.04.14   #89
kristal
kristal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 714
Rep Puani : 65
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


melekler alemiyle bağlantı kurabilirmiyiz.dini öğretiler
den dolayı onları hep ulaşılmaz zannettik.
fakat istediğimiz zaman onları görebilir hissedebiliriz.
bununla ilgili bir çok sprütüel teknik vardır.
karşıma ilk çıkan tekniği uygularken içimde hiç bir şüphe yoktu.
görmüştüm onları.
gel zaman git zaman sene 2008di artık görebileceğimize yada bağlantı kurabile iceğimize dair inancım ilginç bir olayla dahada arttı.
çoğu zaman yaptığım bir gece yine meleklerle bağlantıya geçmek istedim.
iç dünyamda bir meleğin geldiğini gördüm.çok büyük bembeyaz parlak ışıl ışıldı ve kanatları vardı .gözleri fosforlu uzağı aydınlatıyordu.ve yeşildi.
telapatik olarak o gecebazılarına görüneceğini insanlara iyilik yolunda mesajlar
vermek için geldiği bilgisini verdi.
tarih 2 ekim gece 2008 02.30 veya 03.00 sularıydı
aynı tarihte hiç tanımadığım başka bir arkadaş gördüğüm meleği
gökyüzünde görmüş.bu melek aynı zamanda hiçbirşeyden haberi olmadan
rüyasında görmüşhttp://www.gnoxis.com/u%C3%A7-canl%C...yaz-24335.html






Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
kristal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.04.14   #90
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Spiritüalizm...(Öte Alemcilik)


Araştırmacı Tram-Semen'in ortaya çıkardığı Eski Türk astrolojisi sisteminde, 36 ayrı burç bulunuyor!

Karaçay Türkleri’nden araştırmacı Sofi Tram-Semen, 20 yıllık çalışma sonucunda yüzlerce yıl önce Nart-Karaçaylar’a ait 36 burçluk sistemi belirledi. "Ben kesinlikle ne astrologum, ne falcıyım, ne de büyücüyüm. Sadece bu kültürde bulunan öğeleri ortaya koymaya çalıştım” diyen araştırmacı Tram-Semen, babası Karaçay’ın halk şairi İsmail Semenov’un başladığı çalışmayı sürdürerek kaleme aldığı “Türk Astrolojisi” adlı dört ciltlik kitapta, eski Türk burç sistemini ortaya koydu. Nart boyu Hunlar-Karaçaylar’ın eski astrolojisinde 36 burçlu yıldız çizelgesi, 12 gezegen ve 36 yıldız grubunun bulunduğunu ifade eden Tram-Semen, NTV'ye şunları söyledi: “Bu bilgilerin Hun halkının bir bölümünde korunması, milattan önce Hunlar’da bu ilmin gelişmiş olduğunu ispatlamaktadır. Hatta bu hayvan yıllarıyla ilgili şakalar bile bugün hala korunmakta, zaman zaman dile getirilmektedir” dedi.

“Türk Astrolojisi” adlı kitaba göre bu 36 burç ve bazı genel özellikleri ise şöyle:

* Toruk (21-31 Mart): İdare sahibi, gururlu, lider, işini hayatı gibi sever, yönetici.

* Hımmıy (1-10 Nisan): İyimser, idealist, romantik, yaratıcı, hayallerinin gerçekleşmesi için ömür boyu çalışır.

* Huttus (11-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, şerefli, adaletli, yönetici, kıskanç, önde olmayı seven.

* Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, duygusal, kırgın, yaratıcı. İyimserlik ve karamsarlık aynı anda gözlenir.

* Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezi yeteneği olan, dayanıklı, çocuk ruhlu, sadık, temiz kalpli.

* Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, devamlı bilgi isteyen, aşkta şahane, önder, kahraman.

* Çamay (22-31 Mayıs): Fantezisi zengin, temiz ahlaklı, idealist, söz, yazı ve fikirde önder, çok taraflı, yetenekli.

* Küylü (1-10 Haziran): Düzeni sever, gururlu, kaderci, planlı, ağzı sıkı, yalanı ve ihaneti kabul etmez.

* Kuşmuş (11-21 Haziran): mantıklı, parlak, iyimser, gösterişçi, eleştirel, kaderci, mistik konulara meraklı, sanat ve edebiyata ilgi duyar.

* Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, intikamcı, yetenekli, önsezisi kuvvetli, yaratıcı.

* Kuşdüger (1-11 Temmuz): Duygularını mantıktan önde tutan, çocuk ruhlu, dengesiz, tembel, kararsız, karamsar, yetenekli.

* Gondaray (12-22 Temmuz): Hayalci, hafızası kuvvetli, geçmişe özlem duyan, his dünyası zengin, dürüst, müziği ve siyaseti seven.

* Ötgür (23-31 Temmuz): Gururlu, zeki, maddi problemleri büyüten, çekici.

* Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, dedikoducu, önder, bir numara olmayı seven, maceracı.

* Künlü (13-23 Ağustos): Duygusal, hassas, gururlu, maceracı.

* Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Ekonomi, sanat ve edebiyata yetenekli, dürüst, insancıl, yaratıcı, otoriter.

* Atçak (2-13 Eylül): Fiziği düzgün, iyimser, depresyona yatkın, iradeli, şanslı, gururlu, hassas, gelenekçi.

* Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, gururlu, sabit fikirli, sert, zeki, duygusal, aşk hayatında utangaç, çekingen, yazarlığa yatkın.

* Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk ve vicdan sahibi, dürüst, kompleksli, gösterişçi, hayalci, dekoratörlüğe ve dikişe meraklı.

* Ban (4-12 Ekim): Duygusal, düzenli, enerji, kaderci, hümanist.

* Cemiş (13-23 Ekim): İyimser, dürüst, ahlaklı, mantıklı, eleştirel, altıncı hissi kuvvetli, şanslı, önder, filozof.

* Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, muammalı ruhlu, iki kutuplu, cesur, gaddar, mükemmel arkadaş, çekici, önder.

* Hırtlı (2-12 Kasım): Kararlı, gururlu, savaşçı, spora ve sanata düşkün.

* Tutamış (13-22 Kasım): Muhafazakar, fedakar, idealist, çapkın, çift karakterli, pragmatik.

* Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilime meraklı, dengeli, hoşgörülü.

* Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, düşüncesiz, kararlı, anlaşılmaz, nazik, hassas, gururlu, kıskanç.

* Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü karakterli, endişeli, şüpheli, şanslı, emir vermeyi seven, hareketli, tutumlu, gaddar.

* Tutar (22 Aralık-1 Ocak): İradeli, çalışkan, kahraman. Arkadaşı az olur, zaman zaman yersiz küser, hayatının son kısmında rahat eder.

* Beçel (2-12 Ocak): Kırgın, kızgın, ısrarlı, öfkeli, intikamcı, karamsar.

* Pırsıuay (13-20 Ocak): Mantıklı, eleştirel, tartışmayı seven, duygusal, sadık, özgür düşünceli, gururlu. Uzun yaşar.

* Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.

* Cantay (2-10 Şubat): Titiz, realist, estetiğe meraklı, astronomiye ilgili, yenilikleri sever, kimi zaman hareketli, kimi zaman rahatına düşkündür.

* Ergür (11-18 Şubat): Duygusal, hayalci, önder, ufku açık, mistik konulara meraklı, karamsar, yaratıcı.

* Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, dengesiz, çekici, kararsız, aşk hayatı hareketli, kurnaz, nazik, duygusal.

* Cannan (1-9 Mart): İyi yürekli, baskıcı, tatlı dilli, zarif, idealist, otoriter, hüzünlü, hayalci.

* Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, gururlu, sanatçı, özgür, depresyona ve sinir hastalıklarına yatkın.

Alıntı
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...



Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2