Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni

 
Seçenekler
Alt 02.08.13   #1
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Bak şu DÜNYANIN Haline.


Kadim Mısır Tarihinden Modern Mısır’ın Babası Nasır’a


Adına Arap Baharı denilen ve 2011 yılından başlayarak günümüze kadar süregelen Ortadoğu coğrafyasındaki siyasi karışıklıklar yine en tarihi sonuçlarını kadim Mısır topraklarında verdi. Batılı güçlerin zengin doğal kaynakları nedeniyle bir türlü yakalarından düşmediği Müslüman halklar, bir türlü silkinip kendilerine çeki düzen veremeyeceğini böylece bir kez daha göstermiş oldu. Zira Mısır’da 2012 seçimlerinde çıkan sonucun, batılı medyada yaratılmak istenen iklime karşın, ne bir demokrasi ne de bir özgürlük olduğu şimdiden anlaşılmıştır. Kadim Ortadoğu ülkeleri içinde yetişmiş insan gücü, zengin kültürel dokusu ve binlerce yıllık idari gelenekleri olan Mısır, bir kez daha günümüzün firavunlarını yaratmak tehlikesini duyuyor.

Günümüzden yaklaşık altı bin yıl kadar önce Nil çevresindeki iki krallığı birleştirerek, Mısır’ın ilk merkezi devletini kuran Mers, binlerce yıl sürecek bir imparatorluğun temellerini böylece atmıştı. Hanedanların birbirini takip ettiği binlerce yılsonunda Mısır, kayıtlı tarihten beş yüzyıl önce prensliklere bölünmüştü. Yunanlıların, Romalıların, Bizanslıların, Memlukların, Osmanlıların ve İngilizlerin işgalleriyle kadim Mısırlılar, uzun bir süreyi sömürge toplumu olarak geçirdiler. Merkezi devlet kuran ve binlerce yıl ile ifade edilebilecek bir idari geleneğe sahip Mısırlıların sosyal ve kültürel gelişimi hem coğrafi hem de etnik olarak Ortadoğu’dan ayrı bir yer tutmaktadır. Ancak Mısır’ın Araplaştırılması ile Mısır bu özgünlüğünü yer yer kaybetmiştir.


Ancak uzun bir süre uykuda olduğu izlenimi veren bu kadim halk ve üzerinde yaşadığı topraklar, Batılıların ticari kaygıları ile dünyayı ele geçirme girişmesiyle hemen keşfedilecek ve büyük bir ilgiye mazhar olacaktır. Zengin doğal kaynakları yanı sıra, batılı ticaret yollarının üzerindeki eşsiz konumu, su yollarına imkan veren coğrafi yapısına rağmen, düşman istilalarından korunakları yapısıyla Akdeniz’in ileri karakolu olmaya çok müsaittir. Bunu ilk fark eden Fransızlar olacaktı. Napolyon’un askeri bir hareketiyle ele geçirmesine rağmen, Mısır, Osmanlı’dan asker çizmesiyle değil siyaset, düşünce ve iradenin ustalıklı diliyle koparılmıştır.


Osmanlı Mısır’daki Memluk rejimi yerine yerel bir sistem inşa etmek yerine merkeze bağlılığı artırmış ve siyasi hareketliliği engelleyerek ülkeyi idare etmiştir. Napolyon’un işgali için merkezden askeri bir karşı saldırıda bulunamayınca, Kavalalı genç bir subay olan Mehmet Ali ülkeyi neredeyse tek başına savunmuştur. Osmanlı devletinin yıpranan gücünü böylelikle test eden Mehmet Ali, Mısır’da kendi hanedanlığınıkurmuştur. Osmanlı’nın, görünürde “Paşa” unvanıyla Mısır valisi olan Mehmet Ali, 145 yıl boyunca ülkeyi idare etmiştir. Mehmet Ali, modern zamanların ilk firavunuydu. Güçlü idaresi altında Mısır, ekonomik olarak büyük bir atılım gösterdi. Gelişmiş Fransız mühendisleri ülkede bir çok baraj ve kanal sistemi kurdu. Mısır yine tarım eliyle kalkınıyor, kalkındıkça idaresi güçleniyor ve askeri bir güç olarak dünya siyasetinde etkinleşiyordu.


Mehmet Ali geliştikçe, siyasal ve askeri bir güç olarak bağımsız hareket ediyordu. Osmanlı’nın zayıflayan idari yapısı da bu durumun perçinlenmesine ön ayak oluyordu. Mehmet Ali, önce Arabistan’daki vahabi ayaklanmasını bastırmakla ardından da Yunanistan’da çıkan bir ayaklanmayı bastırmakla Osmanlı tarafından yardıma çağrılınca, idaresi altındaki toprakları genişletmek ister. Suriye’nin kendisine bağlanmasınıisteyen Mehmet Ali, Osmanlıdan olumsuz cevap alınca İstanbul’a kadar yürür, bu durum, Mısır ve Mehmet Ali’nin batılılarca çözülmesi gereken bir uluslararasısorun(!) olmasına neden olur. Londra’da düzenlenen bir konferansla Mehmet Ali, batılılarca Mısır Hidiv’i olarak tanınır, buna karşılık da kapitülasyonlar dayatılır. Zaten Mehmet Ali’den sonra Hidivliği üstlenen oğulları da Mehmet Ali’nin bağımsızlık iddiasını taşımamış, kapitülasyonlarla gelen görece rahatlarını sürdürmüşlerdir.


1869’da açılan Süveyş Kanalı gibi büyük ekonomik yatırımlar, Mısırın kapitülasyonlar veren egemen bir ülke konumundan hızla koloni hükümeti konumuna sürüklemiştir. Hidivlerin ve etraflarında kurdukları yönetici rantının halkta huzursuzlar çıkarmasıkaçınılmazdı. Bir yandan da Fransa ile İngiltere’nin bir birlerinin arkasından ama görünürde ortak sömürü politikaları yüzünden Mısır Hidivleri batılı siyasi komplolarının da odağındaydı. Çok uluslu bütün imparatorluklar gibi Ulusçuluk akımı, Osmanlı’ya ve onun uzandığı kadim Mısır topraklarına da ulaşınca Mısır’daki siyasi hava iyice sarsıldı. Biryandan Hidivlerin ve oluşturduklarıyönetici sınıfların Türk kökenli olması, bir yandan batılı eğim almış şanlıazınlık ile fakir fellah[1]ve arapların sıkıntıları diğer yandan yükselen Müslüman arap milliyetçiliği Mısır’ın yeni tartışmalara girmesine sebep oluyordu.




1882’de ilk kez “Mısırı Mısırlılara geri vermek” amacıyla Ahmet Arabi, askeri bir darbe ile Hidiv Tevfik’i devirmeye çalıştı. Ancak İngiliz çıkarmasıyla yenilgiye uğradı. Mısır, böyleceİngiliz egemenliği altına girmiştir. İngiltere burada bir sömürge yönetimi dahi kurmamış, ülkeyi konsoloslar eliyle yönetmiştir. Ülke içinde siyasi unsurlarda işgal yıllarda parçalanmıştır. Siyasal-islam taraftarları İngiliz yönetimiyle bağlarını artırırken, milliyetçiler, demokratlar ve sosyalistler yeni bir ittifak arayışına girmişlerdir bile. Bu arada İngiltere Mısır’daki egemenliğini Sudan’dan Irak’a kadar genişletmeye başlamıştır. İngilizlerin bu genişcoğrafyada Osmanlı aleyhine olarak destek verdikleri düşünce ve örgütlenme özgürlüğü bir Arap ulusçuluğun doğmasına imkan verecek ve ileride bu hareketİngilizler aleyhine de başarılar elde edecektir.


İngiliz işgali altında batılıtarihçilerin “Birinci Dünya Savaşı” olarak adlandırdığı ilk paylaşım savaşına giren Mısır’da Osmanlı’nın cihad çağrısını pek yankı uyandırmaz, zaten savaş müreffeh mısırda pek de umursanmaz. Sonuçta Mısır bu savaşta büyük yaralar almaz ancak Arap ulusçularısavaş sonrası ABD Başkanı Wilson’ın self-determinasyon ilkesinden yararlanabileceklerini düşünürler ama İngilizler buna yanaşmaz. Milliyetçi Vafd Partisinin lideri Saad Zaglul’un İngiltere’den bağımsızlık istemesi üzerine Malta’ya sürülmesi, Mısır’da olayların çıkmasına neden olur. Olayları bastırmak isteyen İngiltere ülkede yarı bağımsız bir rejim kurulmasına izin verir. Parlamenter bir monarşi ilan edilir ancak İngiltere Süveyş kanalı veİngilizlerin ticari çıkarları bahanesiyle ülkede asker bulundurmaya devam eder. 1920’li yıllar Mısır’ın iç siyasi çalkantılarıyla geçer.


Öte yandan, Mısırlımilliyetçilerin ısrarla Mısır’ın bir parçası olarak gördükleri Sudan’da da milliyetçi ayaklanmalar başlaması Sudan ile Mısır’ın tarihi bağlarının kopmasıyla sonuçlanır. İngiltere Mısır ile Sudan yönetimlerini böylece ayırmıştır. 1930’lara kadar bir çok siyasi cinayet, bombolama ve eylemlerle sarsıntılı geçiren Mısır bir de 13 yaşında iktidara gelen Kral Faruk ile yüzleşmek zorunda kalır. Kral ile birlikte parlamento aracılığıyla iktidarı paylaşan Vafd Partisi ise Mısır’ın bağımsızlığı için kurulmuş, çok parçalı bir ittifak görünümdeydi. Parti içinde siyasal olarak solcu, demokrat ve milliyetçi kesimler, sınıfsal olarak askeri, küçük burjuva ve proleter kesimler bir arada bulunuyordu. Ancak bu yapı partinin ekonomik çözümler sunamamasına neden olmaktaydı. Bu nedenle parti parlamentodaki yerini kaybeder, otuzların sonuna doğru ise bu kez Faşist İtalya korkusuyla İngiltere ile yakınlaşma politikası güder.




Ancak bu yakınlaşma sonunda imzalan 1936 Antlaşması, ülkede siyasal kutupların yeninden kurulmasına neden olur. Vafd karşısındaki en büyük güç olan ve bir zamanlar İngilizlerle ortak olmak durumunda bulunan siyasal-İslamcı gelenek, bu kez, muhalefete sürüklenir. Hassan el Banna önderliğinde kurulan “Müslüman Kardeşler” dini bir uyanışhareketi olarak kendini tanımlasa da siyasette de çok etkili olur. Vafd’ınİngilizlerle yaptığı antlaşmayı bir ihanet belgesi olarak takdim eder, aslında belge ile ilk kez Mısır kendi ordusunu ve kendi askeri haber alma teşkilatınıkurmaktadır. Ülke idaresinde ilk kez Mısırlılar daha çok söz sahibi olmaya başlamıştır. Ancak antlaşma savaş durumunda İngiliz askeri yönetiminin geri gelmesini öngörüyordu ki, bu çok kısa zaman sonra patlak verecek “İkinci Dünya Savaşı” ile gerçekleşecekti.


1940’lı yıllar çok hızlı geçer,İtalya’nın savaşa girmesine kadar savaştan uzak durmaya çalışan Mısır iktidarı42’de Alman askerinin ülkeye girmesiyle yüzleşir. Alman işgaliyle sarsılan ülke bir de kral ile İngiltere arasındaki anlaşmazlıklarla sarsılır. Alman güçleri savuşturulur ama ülkedeki krala ve iktidara bir gelen bir giden Vafd Partisine karşı yükselen muhalefet iyice güç kazanır. Şiddetlenen muhalefet bir yana savaş sonrası Hindistan’a dahi bağımsızlık yolu açan İngiltere’nin Ortadoğu politikası pek değişmemişti. Nil kıyısı neyse ama Süveyş Kanalı’nda İngiliz egemenliği bitecek gibi değildi. Sudan meselesinde ise Mısır ile İngiltere’nin farklı dünyalarda olduğu açıktı. Son elli yıldır ülkede bir şekilde iktidara sahip olan Kral ve emrindeki ordu artık halkın ve siyasal muhalefetin hedefindeydi. 40’lı yılların sonunda ise İsrail’in kurulmasıyla sonuçlanacak Filistin meselesi sırasında Mısır ordusu ve devletinin ne kadar zayıf olduğunun anlaşılması Mısır muhalefeti daha da cesaretlendirir. Ordu da karışmıştır. Cemal Abdülnasır öncülüğünde “Hür Subaylar Örgütü” ordunun Filistin sorunu karşısındaki zayıf konumu nedeniyle kurulur. İsrail’in kurulmasından sonra sıkıntılı günler yaşayan Mısır’da “Müslüman Kardeşler” eylemler, boykotlar ve grevler başlatır. Darbe yaklaşmaktadır.




23 Temmuz 1952’yi 24 Temmuz 1952’ye bağlayan gece saat birde başlayan bir operasyonla ordu içindeki kral yanlısıaskerleri tutuklayan “Hür Subaylar Örgütü” Abdulnasır’ı genel kurmay başkanlığına getirmiştir. Abdulnasır’ın ilk demeci kralın ülkeyi bir an evvel termesi yönünde olur. Kral sabaha karşı el-Mahruse isimli bir gemi ile ülkeyi terk eder. Darbenin hemen ardından yaklaşık bir saat içinde başkent Kahire’deki yönetimi sağlayan “Hür Subaylar Örgütü”nün ve Abdulnasır’ın ilk icraatı toprak reformunu gerçekleştirmek olur. Zira yaklaşık iki binlik yıllık bir aradan sonra ilk kez Mısırlıların yönetimine giren ülkedeki en büyük sorun, toprak mülkiyeti ve feodalite sorunudur. Zaten Abdulnasır devrim sonrası yazılarında da sürekli harekâtının feodaliteye karşı yapıldığını söylemektedir. Reform ile toprak mülkiyetine sınırlama getirilir ve kişilerin elinde toplanmış olan fazla toprak devlet eliyle fellahlara dağıtılır.


Nasır, devrim sonrası, Mısır’ın tek yönetici konumundaydı. Müslüman Kardeşler ve Mısır Komünist Partisi dışındaki eski ve siyasal tabandan yoksun partiler kapatılır. Ancak çok geçmeden Müslüman Kardeşler’in iktidardan pay kapmaya çalışmaları ve silahlımücadele anlayışından geri atmamaları sorun yaratmaya başlamıştı. Ekim 1954’de Müslüman Kardeşler örgütünün Nasır’a suikast yapmaya çalışması, bardağı taşıran son damla olur. Müslüman Kardeşler partisi de, böylece kapatılır. “Hür Subaylar Örgütü”nün devrimi gerçekleştirirken belirli bir siyasal görüşü olduğunu söylemek zordur. Mısır Devrimi, genel anlamıyla anti-emperyalist, anti-feodal, milliyetçi, demokratik bir burjuva devrimidir. Daha sonraları Arap Sosyalizmi olarak nitelenecek Nasır politikaları dönem içinde, pratikte oluşacaktır.


54’te Sudan’ın Mısır’ın kendisiyle birleşme beklentisini aksine, İngiltere’den bağımsızlığını almasıardından da Suveyş Kanalı için İngiltere ile pazarlıkların yürütülmesi ile Nasır, uluslararası düzlemde de kendisini duyurmaya başlamıştı. Türkiye, Irak, Pakistan, İran ve İngiltere’nin kurduğu Bağdat Paktı’nı Ortadoğu’da emperyalizmin savunuculuğu yapmak olduğunu ileri süren Mısır, Yugoslavya ve Uzak Asya ülkeleri ile birlikte yeni bir blok kurmanın peşine düşer. Üçüncü Dünya yada Bağlantısızlar olarak tanımlanacak bu yeni blok, batılılar tarafından komünizmin oyununa gelmek olarak yorumlanacaktı elbette. İsrail’e karşı silahlanmak isteyen Nasır ABD yerine Sovyetlerden silah bulabilmesi elbette Nasır’ın batılılarla olan ilişkisini kesintiye uğratmıştır.




Nasır’ın en büyük ekonomik projesi olan Nil nehrine kurulacak baraj inşası için gereken finansmanı yine batılılar yerine Sovyetlerden bulması bir kez daha Mısır’a dikkatleri toplamaktaydı.Aynı yıl Mısır, resmen, komünist Çin’i tanımaktaydı. Nasır, batılıları çileden çıkarmaya niyetli gibiydi, en sonunda Süveyş Kanalı’nın millileştirileceğini ilan etti. Bu açıklama Mısır ile Batı Dünyası arasındaki iplerin kopmasına neden olacaktı. Mısır halkı ise Nasır’ın sadece bu söyleminden dahi etkilenmişti. Arap dünyası gözünü dikmiş, Nasır’ın oynadığı liderlik yarışından galip gelemeyeceğini merak ediyordu. Zaten şimdiden bir fenomen haline gelen ve bütün Arapların saygı beslediği Nasır giderek egemenlik alanını yükseltmeye niyetleniyordu.


26 Temmuz 1956’da Nasır’ın Süveyş’i millileştirme açıklamasından sonra batılı güçler ABD, İngiltere ve Fransa öncülüğünde Süveyş’i en çok kullanan 22 ülke bir araya gelmiş ve savaşkararı almışlardır. 29 Ekim’de İsrail Sina çölüne 5 Kasım’da ise İngiltere ve Fransa Port Said’e asker çıkarır. Nasır, çıkarmaların başlamasıyla birlikte, Emperyalizme, uzantısı olan Bağdat Paktı ve İsrail’e karşı savaş ilan eder. Çatışmalardan birkaç gün sonra Sovyetler’in nükleer savaş tehdidi işe yarar, batılı güçler geri adım atmak zorunda kalır. Mısır Süveyş’i alır, ülkedeki son kapitülasyon kalıntılarını yok edilir. İngiltere diğer Arap ülkelerinde kendisine karşı yürütülen protestoların ekonomik çıkarlarına getireceği yükten endişe eder, savaş ile birlikte Sterlin değer kaybetmeye başlamıştı bile, patlayan petrol boru hatları da cabası.


Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi mücadelesinden başarıyla çıkan Nasır, artık iyice Sovyet çizgisinde bir siyaset gütmeye başlar. Söylemlerinde, sosyalizmden, kooperatifçilikten, demokratikleşmeden ve planlı ekonomik kalkınmadan bahsetmeye başlar. Sigorta şirketleri, bankalar ve basın sırayla millileştirilir. Eğitim ve sağlık hizmetleri yaygınlaştırılır. Günlük çalışma saati yedi saate indirilir. Şirket karlarının dörtte biri işçiler arasında paylaştırılması şartı yasalaştırılır. Devlet eliyle planlı ekonomiye geçilir. Ekonomideki kamu ağırlığı giderek artırılır. Nasır içeride güttüğü bu toplumcu politikalar yanında dışta da Arapları bir bayrak altında toplamaya çalışıyordu. Emperyalistlerin çizdiği yapay Ortadoğu haritasına inanmayan Nasır, Suriye il 1Şubat 1958’de birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurar ve ilk cumhurbaşkanı olur. Ancak Suriye’de gerçekleştirilen gerici bir darbe Suriye’nin birlikten ayrılmasıyla sonuçlanır.


Nasır, 28 Eylül 1970’te ölümüne kadar ülkesini ve Ortadoğu halklarını etkilemeyi sürdürdü. Batılıemperyalistlerin zora dayalı üstünlüklerine meydan okudu, halkına ve Araplara birçok yenilikçi ortamı yaşattı. İslam ile sosyalizmi pratikte de olsa bir araya getirmeye çalıştı. Ardında bıraktığı iki büyük miras Arapları bir bayrak altında toplama ve İslam ile Sosyalizm’i birleştirme çabaları sonuçsuz ve takipsiz kaldı. Batının emperyalist gölgesi, Ortadoğu’nun kadim topraklarıüzerinde dolaşmaya devam ediyor. Nasır gibi karizmatik bir liderin eksikliği, bugün, Ortadoğu’da en çok da Mısır’da her zaman olduğundan daha fazla hissediliyor.
güncel tarih.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (03.08.13 Saat 10:45 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 02.08.13   #2
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Cemal Abdül Nasır


Vikipedi, özgür ansiklopedi

Atla: kullan, ara
Cemal Abdül Nasır Hüseyin
جمال عبد الناصر حسينBirleşik Arap Cumhuriyeti CumhurbaşkanıGörev süresi
22 Şubat 1958 – 28 Eylül 1970Yerine geldiğiMakam oluşturulduYerine gelenEnver SedatMısır CumhurbaşkanıGörev süresi
23 Haziran 1956 – 28 Eylül 1970Yerine geldiğiMuhammed NecibYerine gelenEnver SedatMısır BaşbakanıGörev süresi
19 Haziran 1967 – 28 Eylül 1970Yerine geldiğiMuhammed Sıtkı SüleymanYerine gelenMahmud FrvziGörev süresi
18 Nisan 1954 – 29 Eylül 1962Yerine geldiğiMuhammed NecibYerine gelenAli SabriGörev süresi
25 Şubat 1954 – 8 Mart 1954Yerine geldiğiMuhammed NecibYerine gelenMuhammed NecibBağlantısızlar Hareketi Genel SekreteriGörev süresi
5 Ekim 1964 – 8 Eylül 1970Yerine geldiğiJosip Broz TitoYerine gelenKenneth KaundaKişi bilgileriDoğum15 Ocak 1918(1918-01-15)
İskenderiye, MısırÖlüm28 Eylül 1970 (52 yaşında)
Kahire, MısırPartisiArap Sosyalist BirliğiMesleğiAsker, SiyasetçiDiniSünni İslamİmzasıAskeri hizmetiBağlılığı MısırBranşıMısır Kara KuvvetleriHizmet yılları1938–1952Rütbesi AlbayÇatışma/savaşları1948 Arap-İsrail Savaşı
Cemal Abdülnasır, Kruşçev'le birlikte Asvan Barajı'nın temel atma töreninde.


Cemal Abdül Nasır (Arapça; جمال عبد الناصر) (d. 15 Ocak 1918 - ö. 28 Eylül 1970), Mısırlı asker ve devlet adamı. Devrimci, milliyetçi, sosyalist lider. Mısır'ın ikinci cumhurbaşkanı (1956-1970). Krallığa son veren darbenin ardından başbakan ve devlet başkanı olarak Mısır'da köklü dönüşümlere damgasını vurmuş, etkin bir dış politikayla Arap dünyasında bir önder rolü oynamıştır.[1]
Konu başlıkları

[gizle] Askeri kariyeri ve Hür Subaylar Hareketi[değiştir]

İskenderiye'de babasının postane görevlisi olduğu yoksul bir mahallede doğdu. İsmi Cemal Paşa'ya atfen verilmiştir. Ortöğrenimini Kahire'deki amcasının yanında tamamladı. Bu arada İngiliz karşıtı sokak gösterilerine katıldı. Kısa bir süre hukuk okuduktan sonra 1937'de Kraliyet Askeri Akademisi'ne girerek 1939'da mezun oldu. Sudan'daki Mısır ordusunda görev yaparken arkadaşlık kurduğu üç subayla (Zekeriya Mohyeddin, Abdülhakim Amir ve Enver Sedat) birlikte İngiliz egemenliğine ve krallık yönetimine son vermeyi amaçlayan gizli Hür Subaylar örgütünü kurdular. I. Arap-İsrail Savaşı'nda (1948-1949) Filistin'de çarpıştı.
1949'da Hür Subaylar komitesi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı, 1951'de yarbaylığa yükseldi. Savaşın ardından baş gösteren siyasi bunalım ortamında, Hür Subaylar örgütü 23 Haziran 1952'de kansız bir darbeyle yönetime el koydu. Orgeneral Muhammed Necib'in devlet başkanlığına getirilmesine karşın, gerçek iktidar Nasır'ın denetimindeki Devrimci Komuta Konseyi'nin eline geçti. Ocak 1953'te siyasi partiler kapatıldı ve Özgürlük birliği adlı yeni bir parti devlet içinde çekirdek örgütler kurdu. Haziran 1953'te Cumhuriyet ilan edildi ve İngilizlerle Süveyş Kanalı bölgesinin boşaltılmasını öngören bir antlaşma imzalandı. 1954 ilkbaharında Necib'in görevden alınmasına yol açan iç çekişmelerden sonra perde arkasındaki konumundan çıkarak başbakanlık görevini üstlenen Nasır, en güçlü muhalefet odağı olan Müslüman Kardeşler'i sindirerek konumunu pekiştirdi. Ocak 1956'da tek partili siyasi sisteme dayalı yeni anayasayı yürürlüğe koydu. Haziranda da tek aday olarak, oyların yüzde 99,95'ini alarak cumhurbaşkanı seçildi.
Liderliği[değiştir]

Bandung Konferansı'na (1955) katılarak Yugoslavya devlet başkanı Josip Tito ve Hindistan başbakanı Jawaharlal Nehru ile birlikte bağlantısızlar hareketinin önderleri arasında yer alan Nasır önceleri ılımlı bir dış politika izlemeye özen gösterdi. Ama Birleşik Krallık ve ABD'nin, Asvan Barajı projesinin finansmanından vazgeçmesi üzerine gerekli kaynağı sağlamak için Süveyş Kanalını millileştirme yoluna gitti. Ekim 1956'da İsrail, Fransa ve Birleşik Krallık'ın giriştiği ortak harekatla başlayan Süveyş Bunalımı sırasında, İsrail'in Sina Yarımadasını Şarmü'ş-Şeyh'e kadar işgal etmesine ve Mısır Hava Kuvvetleri'nin ağır bir darbe yemesine karşın, ustaca manevralarla dış müdahaleyi boşa çıkardı. Arap dünyasındaki saygınlığını artıran bu olayın ardından daha radikal bir çizgiye yöneldi. 1958 başlarında Mısır ve Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmesine öncülük etti. Suriye'nin 1961'de birlikten çekilmesini Arap ülkelerindeki gerici rejimlere bağlayarak Arap dünyasındaki devrimci hareketleri etkin biçimde desteklemeye başladı. Ertesi yıl Arap Sosyalist Birliği'ni kurdu.
Nasır, Mısır'ın sosyalist ülkelerle yakınlaşmaya girdiği bu dönemde özellikle Sovyetler Birliği'nin teknik ve mali yardımıyla geniş çaplı bir kalkınma hamlesi başlattı. Asvan Barajı'nı tamamlama (1968), sanayileşmeyi hızlandırma ve köylüleri topraklandırma gibi başarıların yanı sıra kadınların haklarını genişletme ve eğitimi yaygınlaştırma gibi önemli adımlar attı. Bu arada kendi kişisel otoritesinde odaklanan ve siyasi muhalefeti etkisiz kılan sıkı ve baskıcı bir devlet mekanizması yarattı.
Nasır'ın aynı dönemde İsrail'e karşı militan bir tutum takınması, Mısır'ın Ortadoğu sorununa daha yakından karışmasına ve silahlanmaya geniş kaynaklar ayırmasına yol açtı. Mısır birliklerinin Yemen'deki iç savaşta (1962-1967) cumhuriyetçilerin yanında çarpışmasıyla ABD ile ilişkileri gerginleşti. Önceleri İsrail sorununu Arap dünyasında birliği sağlamanın amacı olarak gören Nasır, 1967'de Sina'ya kuvvet yığdı. 22 Mayıs 1967'de, İsrail'in Eilat'a deniz erişimi olan Tiran Boğazı'nın tüm İsrail gemilerine ve İsrail’e gitmekte olan diğer gemilere kapalı olduğunu ilan ederek, Akabe Körfezini ulaşıma kapattı, böylece İsrail'le açık çatışmaya yöneldi. Bunu izleyen Altı Gün Savaşı'nda (5-10 Haziran 1970) erken davranan İsrail'in Mısır uçaklarını yerdeyken yok etmesi ağır bir yenilgiyi getirdi. 9 Haziran'da, Nasır bütün sorumluluğu üstlenerek istifa ettiyse de yaygın kitle gösterileri nedeniyle ertesi gün kararını geri aldı. Savaş sonrası dönemde radikal çizgisinden giderek uzaklaştı.
23 Temmuz 1969'da, İsrail'e karşı bir yıpratma savaşı açtığını ilan etti. Bununla birlikte Nasır, temmuzda bir ateşkes düzenlenmesini öngören Rogers planı'nı kabul etti ve 7 Ağustos'ta bu plan, Süveyş Kanalı boyunca yürürlüğe girdi. Bunun üzerine, Mısır'ın Sudan ve Libya ile ilişkilerini güçlendirmeye girişti ve Araplar arasında çıkan birçok anlaşmazlığa aracı olarak müdahalede bulundu; 27 Eylül 1970'te yeni bir Ürdün-Filistin çatışmasına son vermeyi başardı. 28 Eylül 1970 tarihinde saat 17:16 sularında bir kalp krizinden dolayı yaşamını yitirdi.
Arap milliyetçiliğinin yükseldiği ve Üçüncü Dünya'da radikal arayışların güçlendiği bir dönemde büyük yankı uyandıran Felsefetü's-Savra (1956; Devrimin Felsefesi) adlı yapıtı, Nasır'ın Arap Birliği konusundaki coşkulu düşüncelerini içerir. Cemal Abdülnasır döneminde, kırsal kesimlerden gelenler için Başkent Kahire’nin Kadim Kahire (Eski Kahire) bölgesinde bulunan Ölüler Şehri’nde oturum izni verildi.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (02.08.13 Saat 23:31 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 02.08.13   #3
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Mısır: Devrimci Sosyalistler'in

darbe karşısındaki tutumu

Pazartesi, 22 Temmuz 2013 00:45

haberi



Marksist.org 'u Facebook'ta takip etmek için tıklayınız


Mısır'da 30 Haziran'da gerçekleşen kitlesel gösterilerin ardından 3 Temmuz'da ordu bir darbeyle yönetimi ele geçirmişti. Devrimci Sosyalistler'in önde gelen üyelerinden Hossam el-Hamalawy, muhalefet içinde orduya verilen desteğe rağmen, kendilerinin en başından itibaren bu kampta yer almadıklarını dile getirdi.
Gert Van Langendonck tarafından 19 Temmuz'da yazılan bir makaleye yanıt olarak, Hossam el-Hamalawy şu açıklamayı yaptı:
"Mısır'da tekil sesler, gereğinden fazla ordu sevgisi konusunda uyarıyor" başlıklı makaleniz, Devrimci Sosyalistler'in (benim de içinde olduğum grup) ordu yanlısı kampta olduğunu ima ediyordu. Öncelikle, bu doğru değil. İkincisi, Mursi karşıtı kamp tek bir sepete doldurulmamalı. Muhalefet gruplarının çoğunun aksine, Mısır'ın Devrimci Sosyalistler'i olarak "Müslüman Kardeşler'e hayır, Mübarek rejiminin kalıntılarına hayır, SCAF'a (Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi) hayır!" sloganıyla net bir tutum aldık. Bu slogan yürüyüşlerimizde, bildirilerimizde ve makalelerimizde sürekli tekrarlandı. Muhalefet içinde ve sokaklarda çok kabul gören bir tutum olmamasına rağmen, bu konuda nettik.
25 Ocak'taki devrimden ne önce ne de sonra, hiçbir zaman askerle masaya da oturmadık, müzakere de etmedik. Aslında Devrimci Sosyalistler, 1 Şubat 2011 kadar erken bir tarihte, Tahrir Meydanı'ndaki olaylarda ordunun üstlendiği rolle ilgili uyarılar yapan tek devrimci gruptu. Kadrolarımız askeri hapishanelerde işkenceye maruz kaldılar, tutuklandılar. Dahası, grubumuz uzunca bir süre medya tarafından "devleti parçalamak isteyen ordu karşıtı komplocular" olarak lanse edilen tek gruptu. Böylesi bir karalama kampanyası, ironik bir biçimde, Müslüman Kardeşler'in yayınları ve İslamcı uydu kanalları tarafından başlatıldı.
Bu yüzden, makalenizde "askeri darbe destekçileri" olarak yaftalanmış olmayı garip buluyorum. Ordu ile yan yana gelmeyi reddettiğimiz için Mısır'daki politik gruplar tarafından "Müslüman Kardeşler destekçisi" olmakla suçlanmayı garip gördüğüm gibi.
Bu arada tabii ki, Devrimci Sosyalistler, 30 Haziran öncesi ve sonrasında Mursi'yi devirmek için ortaya konan çabaların da sokak mobilizasyonunun da bir parçası oldu. Fakat tutumumuz, resmi bildirimizde de ifade edildiği gibi, açıkça ortaya koymaktadır ki Mursi'yi devirmek tek başına nihai hedefimiz değildir. Mursi'yi, Temerrüt (İsyan) kampanyasından bile önce meşruiyetini kaybetmiş bir katil olarak görmekle birlikte, tek başına değil; Mübarek, Tantavi (Mübarek ile Mursi arasındaki dönemde Mısır'ı yöneten Askeri Konsey'in başkanı) ve SCAF generalleriyle aynı kafeste yargılanması gerektiğini düşünüyoruz.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (02.08.13 Saat 23:33 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.08.13   #4
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Mısır ordusuna tam destek




Haber
Yazı boyutu Azalt Arttır


John Kerry, Pakistan'ın Geo News kanalına verdiği demeçte, "Mısır'ın kaosa ve şiddete sürüklenmesinden korkan milyonlarca kişinin ordudan duruma müdahale etmesini istediğini" söyledi.

"Mısır'da ordunun demokrasiyi yeniden inşa etmekte olduğunu" ifade eden Kerry, "Şimdiye kadarki değerlendirmemiz ışığında, ordu ülkeyi yönetmek için yönetime el koymuş değil, ortada sivil bir hükümet var" dedi.

Kerry, 3 günlük resmi ziyaret çerçevesinde, Pakistan'ın başkenti İslamabad'da bulunuyor.




İlgili Konular » Mısır'da isyan • diğer konular »

cnn
-------------------------------



MISIRDA HER İKİ DARBEDE ABD EMPERYALİZMİNCE DESTEKLENMİŞTİR,

ABD EMERYALİZMİ MISIRIN VE ORTADOĞUNUN,

KİMYASINI BOZMAKLA MEŞGUL................
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (03.08.13 Saat 19:32 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.08.13   #5
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Çarşamba, 14 Ağustos 2013 - 08:26
Mursi yanlılarına polis müdahalesi, onlarca ölü var



Mısır'da daha önce ertelendiği duyurulan polis müdahalesi, bu sabah saatlerinde Mursi yanlılarına müdahaleyle başladı.
Güncelleme 11:16
Polis Nahda'da, aralarında İhvan yöneticilerinin de bulunduğu 200 kişiyi gözaltına aldı.
Güncelleme 11:13
Polisin Adeviye ve civarındaki elektrikleri kestiği belirtiliyor.
Güncelleme 11:08
Acil Servis Başkan Yardımcısı, 6 Mursi taraftarının öldüğünü duyurdu.
Güncelleme 10:56
Polisin gazetecileri gözaltına alarak fotoğraflarını sildirdiği ve sonra serbest bıraktığı belirtiliyor.
Güncelleme 10:46
İçişleri Bakanlığı, polisin yalnızca biber gazı kullandığını söylerken, Nahda ve Adeviye'de polise meydandan ateş açıldığını ileri sürdü.
Bakanlık, Nahda'da polisin kontrolü sağladığını belirtti.
Güncelleme 10:41
El Cezire, 36 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Sağlık Bakanlığı'ndan bir yetkili ise Adeviye'de 1 kişinin öldüğünü iddia etti.
Güncelleme 09:55
İhvan sözcüsü Gehad el-Haddad, ölü sayısının 100, yaralı sayısının 2 bin olduğunu iddia etti.
Güncelleme 09:28
Adeviye'nin boşaltıldığı ancak meydan çevresindeki barikatlarda çatışmaların sürdüğü belirtiliyor.
Güncelleme 09:14
Polis, Adeviye'deki çadırları ve barikatları kaldırmak için buldozer ve kepçe kullanıyor.
Güncelleme 09:11
Müslüman Kardeşler sözcüsü Gehad el-Haddad, Adeviye'de keskin nişancıların binaların tepesinden ateş açtığını iddia etti.
Güncelleme 08:38
El Arabiya'nın haberine göre Adeviye'deki saldırıda gerçek mermilerin de kullanıldığı ve 15 kişinin hayatını kaybettiği iddia ediliyor. Nahda'da da gece saatlerinde çıkan çatışmada 1 kişinin öldüğü belirtiliyor.
(soL - Dış Haberler) Mısır'da polis, devrik cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yandaşlarının Nahda ve El-Adeviye'de yaptığı oturma eylemlerinin etrafını çevirerek gaz bombalarıyla saldırıya başladı.
Ayrıntılar gelecek...
sol haber
----------------------------------------------

abd emperyalizmi ve taşeronları,

ortadoğu ve afrikayı kan gölüne çevirdi,

iktidarımızın dış politikalarını gözden geçirip,

barışın yanında olduğunu tüm dünyaya ilan etmesi,

yapacağı en büyük devrimdir.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.08.13   #6
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Gezi'ye
destek veren dekanın işine son verildi



14 Ağustos 2013 Çarşamba 19:50İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevda Alankuş ile Yrd. Doç. Dr. Lyndon Way'in işine telefonla son verildi. Alankuş'un Gezi Parkı eylemleri ve ODTÜ'de yaşanan olaylar sırasında hükümet karşıtı tutumu yüzünden işine son verildiği ileri sürüldüPaylaş
Gezi'ye destek veren dekanın işine son verildi banner80
İZMİR- İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevda Alankuş'un ve Yard. Doç. Dr. Lyndon Way'in işlerine gerekçesiz olarak son verildiği yönünde internet ortamında dolaşan haberler merak konusu oldu.

DHA muhabirinin telefonla ulaştığı Alankuş, "Telefonla işime son verildiği doğrudur. Ancak telefonla kimin aradığını söylemem doğru değil. Şu an tatildeyim, bir hafta daha sürecek. Neden işime son verildiğinin gerekçesini bilmiyorum. Resmi bir tebligatta olmadı" dedi.

Alankuş'un Gezi Parkı eylemleri ve ODTÜ'de yaşanan olaylar sırasında hükümet karşıtı tutumu yüzünden işine son verildiği ileri sürüldü. İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden konuyla ilgili bir açıklama yapılmadı.

---------------------
bu ülkede ırk sömürüsü yapıp yıllarca iktidar olanlar

halk kitlelerini susturamadı,

din tüccarlığı yapan yobazlarda susturamayacaktır,

HALKIN ÖNÜNDE HİÇ BİR GÜÇ DURAMAZ.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.08.13   #7
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Mısır’ın İkinci Geçiş Sürecindeki Yasaları Tanımak



Mısır’ın İkinci Geçiş Sürecindeki Yasaları TanımakOkuyucu Modunu AçYazıyı Büyüt:
Sevimli isimler ve çirkin şeyler: Mısır’ın ikinci geçiş sürecindeki yasaları tanımak

AMR SHALAKANY
25 Ocak 2011’den bu yana Mısır, her biri başkanlık kararnameleriyle ve tartışmaya açık, çelişkili mahkeme kararlarıyla delinen üç farklı anayasal metince yönetiliyor. Her şey Mart 2011’de Yüksek Askeri Konsey’in, ülkenin ilk geçiş sürecini sorunsuz atlatması için yayınladığı Anayasa Bildirisi ile başladı. Bu metnin geçerliliği, 2012 Anayasası’nın halk oylamasıyla kabul edilmesiyle sona erdi; 2012 Anayasası ise yalnızca 3 Temmuz 2013’e kadar yürürlükte kalabildi.
Sonradan, hâlihazırdaki geçici Devlet Başkanı Adli Mansur, 8 Temmuz tarihinde, Mısır vatandaşlarının geçiş süreci boyunca sahip oldukları hak ve özgürlüklere işaret eden 33 maddeden oluşan; ikinci geçiş dönemi süresince ülke için bir yol haritası işlevi görmesi ve nihayetinde bir demokrasinin kurulmasına önayak olması niyetiyle oluşturulan yeni bir Anayasa Bildirisi yayınladı.

TAHMİNLERİN HİÇBİRİ GERÇEKLEŞMEDİ
8 Temmuz Anayasa Bildirgesi, yayınlanmasının üzerinden geçen birkaç saat içinde aralarında Tamarrud, Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Dr. Muhammed El Baradey’in de olduğu pek çoklarınca yerden yere vuruldu. İlk bakışta, Bildiri’nin önemli siyasi figürlerden ağır tepkiler alması üzerine, 30 Haziran olaylarının da etkisiyle, hükümetin bu konuyla ilgili bir toplantı yapacağı, bildiride gerekli değişiklikler yapılmadan, kimsenin yemin etmeyeceği tahminleri yapılıyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
2012 Anayasası’nın askıya alındığını göz önünde bulundurursak, geçici başkan, başkan yardımcısı El Baradey ve Hazem Beblawi hükümeti, hangi yasal metin üzerine yemin ederek görevlerine başladılar? Görevlerine gelirken 8 Temmuz Bildirisi’ni mi esas aldılar? Bu soruların yanıtları, Ulusal İnsan Hakları ve Hukuk Topluluğu’nun (NCHRL) geçenlerde yayınladığı, Yüksek Askeri Konsey’in 2011 ve 2013’te ilan ettiği anayasal metinler ile 2012 Anayasası arasındaki farkların incelendiği “Otoriter ve Yanıltıcı bir Anayasa Bildirisi” başlıklı raporla ortaya çıktı.

HALKIN PAYI YOK MU?
Rapordaki en temel eleştiri, 2013 Bildirisi’nde toplumsal iradeye herhangi bir referansta bulunulmadan - 30 Haziran olaylarında halkın hiç payı yokmuşçasına - olan bitenin halkın egemenliği geri aldığı bir devrimden ziyade, bir askeri darbe olarak değerlendiren ifadelere ve dayanaklara karşı yapılıyor.
Halkın payının basitçe görmezden geliniyor oluşu, derin etkilere yol açıyor. İlk sıkıntı, 8 Temmuz Bildirisi’nin ne Hüsnü Mübarek döneminde, ne Yüksek Askeri Konsey idaresi, ne de takip eden Mursi rejiminde işkenceye uğrayan ve öldürülen vatandaşların hesabını sorabilecek bir geçiş dönemi adalet mekanizması geliştirmiyor oluşu. Bildiri, derin devlet organizasyonlarının, İçişleri Bakanlığı’nın ve devlet kontrolündeki basının yeniden yapılandırılmasını öngörmüyor. Ülkenin karşısındaki tarihi toplumsal uzlaşı şansı ise metinde yer bulamıyor.
33 maddenin tümüne yayılan bu sorunlara ek olarak, bazı maddeler titizlikle incelendiğinde, metni hazırlayanların, hukukun üstünlüğü ilkesi üzerinde pek durmadığı şüphesine kapılıyorsunuz.

ALTI ANA BAŞLIKTA SORUNLAR
NCHRL’nin altı ana başlıkta eleştirdiği sorunlar şu şekilde özetlenebilir:

1. Bildiri, olağanüstü yasal önlemlere anayasal zemin hazırladığı gibi, hak ve özgürlüklerde de kayda değer gerilemeler öngörüyor. Bildiri’nin bu özelliğiyle devrik başkan ve müttefikleri hakkında planlananların uygulamaya rahatlıkla koyulabileceği, sonrasında ise bu yasal zemin sayesinde devlet başkanının arzu ettiği herkesin kovuşturmalara konu olabileceği anlaşılıyor.
2012 Anayasa’sıyla karşılaştırıldığında, 8 Temmuz Bildirisi’nin diktatörce unsurlar ve kısıtlanan hak ve özgürlükler bakımından selefinden bile ileri olduğu görülüyor. Bir özel mülkün kamulaştırılması halinde ödenmesi öngörülen devlet tazminatının ve bir kişinin iletişim araçlarının takip edilmesi için gerekli görülen yasal izinlerin yerinde artık yeller esiyor.
2012 Anayasası’ndaki kimi teminatlar da yeni metinde yer almıyor: Tutuklanan kişinin 12 saat içerisinde tutuklanma sebebini bilmek zorunda oluşu; 24 saat içerisinde sanıkların hukuki temsile kavuşturulması zorunluluğu; gözaltı ve tutuklamalardan doğabilecek maddi manevi hasarların devlet tarafından karşılanması; konut gözetiminin yasak oluşu; konutlarında yapılacak aramalardan önce vatandaşların haberdar edilmesi gibi önlemler artık yasada yok. Yeni metinde atlananlardan biri de, yasal karar olmadan ev hapsi uygulamalarının yapılamıyor oluşu. Bu düzenlemenin görmezden gelinmesinin ilk kurbanlarından biri Mursi oldu. Aynı şey basın konusunda da yaşandı. 2012 Anayasası’nda, basın kuruluşlarının faaliyetlerinin, hukuki süreçler olmaksızın durdurulamayacağı belirtiliyordu. Yeni metinde bu madde yer almadı ve ilk kurbanlar İslamcı televizyon kanalları oldu. Kısa süre içerisinde farklı eğilimdeki medya grupları da aynı kaderi paylaşabilir. Bunlara ek olarak, 2012 Anayasası’nda yer alan örgütlenme, sendika kurabilme, grev yapabilme gibi özgürlükler de artık mevcut değil. Bundan böyle, STK’ların kapatılması için de yargı kararı aranmayacak. Bildiri’de, “toplum karşıtı dernekler ile milis yapıda olan kuruluşların kapatılabileceği” gibi muğlak bir ifade yer alıyor.

2. Askeri kuvvetlerin 2012 Anayasası’ndaki ayrıcalıklı konumu, 8 Temmuz Bildirisi’nde olduğu gibi korundu.
Askeri harcamalarla ilgili tartışmaların yapılabileceği tek yer Milli Güvenlik Kurulu; oranın mensuplarının çoğu da askerlerden oluşuyor. Yeni bildiri, 2012 Anayasası’nda sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını yasaklayan maddeyi de kaldırıyor. 2012’deki maddede sivillerin, askeriyeye karşı işledikleri suçlar haricinde, askeri mahkemelerde yargılanmaları yasaklanıyordu. Şimdiyse geçiş süreci boyunca olağanüstü hal mahkemeleri kurulabilecek ve siviller yargılanabilecek.

3. 8 Temmuz Bildirisi yürütme gücünü tamamen devlet başkanının eline bırakıyor. Devrim öncesi dönemdeki Mübarek rejiminin neredeyse aynısı öngörülüyor.
2012 Anayasası, yürütme gücünün kullanılması için karma bir sistem öngörüyordu; Anayasa ile devlet başkanından alınan yetkiler, 8 Temmuz Bildirisi’yle birlikte başkana iade edilmiş oldu. Yürütme gücünün tümünü devlet başkanı toplamışken, başkan yardımcısının veya kabinenin ne yapacağı bilinmiyor. Beblawi hükümetinin ve hatta başkan yardımcısı El Baradey’in yetkileri, devlet başkanının onlara izin verdiği kadar olacak. Hâlihazırda görevde bulunan bu kişilerin, görevlerini kabul ederken anayasal hiçbir metinden güvence almamış olmaları, çok yakın zamanda iktidarın paylaşılmasında sorunlar çıkabileceğini ve istifaların gelebileceğini gösteriyor.

4. 8 Temmuz Bildirisi’nde ortaya koyulan geçiş süreci yol haritası muğlak ve kafa karıştırıcı olmasının yanında, halkın erken başkanlık seçimleri konusunda ortaya koyduğu iradeyi de dikkate almıyor.
Bildiri, 2012 Anayasası’ndaki hangi maddelerin onaylanacağını belirleyecek bir uzmanlar grubu tespit etti. Uzmanlar görüşülecek maddeleri belirleyip, Mısır’ın farklı kesimlerinden gelen 50 kişinin oluşturacağı bir komisyona sunacaklar. Bu komisyondaki kişilerin hangi kıstaslara göre seçileceği, halk temsilcilerinin bu komisyona hangi oranda, nasıl dâhil edileceği ise belirsiz. Kimsenin anlamadığıysa, Mısır toplumunun nasıl olup da 50 kişi tarafından temsil edilebileceği. Bildiri’nin sıkıntılarından biri de, genel seçimlerin başkanlık seçimlerinden daha önemli addedilmesi. Oysa 30 Haziran hareketini oluşturan temel unsurlardan biri, erken başkanlık seçimleri yapılmasına ilişkin oluşmuş toplumsal mutabakattı. Bildiride bu seçimlerin yapılması için de belirli bir takvim sunulmuyor. Tüm bunlar ülkeye biçilen yol haritasını olumsuz etkileyen faktörler. Belki de en şaşırtıcısı ise, Bildiri’nin onaylanacak anayasal maddelere toplumun nasıl katılacağına ilişkin bir öngörüde bulunamıyor oluşu. Komisyonun belirleyeceği maddeler uygun bulunmazsa, anayasanın oylanacağı referandumda halk bu tepkisini nasıl gösterecek? Geçiş dönemi yöneticileri böyle bir senaryoyla karşı karşıya kalırlarsa ne yapacaklar?

5. Bildiri, 2012 Anayasası’na eklenen İslami maddeleri olduğu gibi koruyarak yönetime Selefilerin desteğini kazandırmayı amaçlıyor
8 Temmuz Bildirisi’nin ilk maddesi, 2012 Anayasası’ndaki 219. maddeyi kaldırarak Şeriat hukukunun kapsamını yalnızca Sünni yasal sistemi tanıyan mecralarla sınırlandırıyor. Ancak 2012 Anayasası’na kiliselerden gelen itiraz da bununla ilintiliydi; pek çokları 2012 Anayasası’yla gelen düzenlemelerin, 1920’den beri yürürlükte olan yasalarla çelişeceği uyarısında bulunmuştu. Yaklaşık yüz yıldır yürürlükte olan hibrid sistem, kişilerin hem Sünni, hem de Şii hukukundaki belirli düzenlemeleri kullanabilmelerine imkan sağlıyordu.

OLAĞANÜSTÜ YETKİLERLE YÖNETİM
8 Temmuz Bildirisi’yle, 2012 Anayasası’ndan sonra da uygulanmış olan “olağanüstü hal devleti” uygulaması 6 aydan 3 aya düşürüldü. Bu statünün uzatılması ise ancak referandumda halk tarafından kabul edilmesi şartına bağlandı. Olağanüstü hal yetkileri bağlamında yapılan değişiklikler, 8 Temmuz Bildirisi’nin kimi kesimlerce tarihsel bir başarı olarak değerlendirilmesine yol açtı. Fakat NCHRL Raporu’nun yukarıda aktardığım kısımları dikkatle incelenince farklı bir manzarayla karşılaşıyoruz.
Mısır hâlihazırda olağanüstü yetkilerle, 8 Temmuz Bildirisi’nin ortaya koyduğu yasal çerçevede yönetiliyor.
İşin aslı, Mısır daha şimdiden tipik olağanüstü hal yönetiminin ötesine geçmiş, Carl Schmitt’in “istisnai egemen devlet” diye tanımladığı durumun yaşayan bir örneği haline gelmiştir. Bildiri’nin 23. maddesi geçici devlet başkanımıza “ülkenin güvenliği için gerekli her türlü önlemi alma” yetkisi verirken, olağanüstü hal ilan etmeye ne gerek var ki? Weimar Anayasası’nda bulunan ve Mısır yasalarındaki varlığını 25 Ocak 2011’deki devrime kadar koruyan da aynı madde değil miydi?

ÖNÜMÜZDE İKİ SEÇENEK VAR
Hukukçular, bu ikinci geçiş dönemindeki vurucu gerçekliklere, terminolojiden bulup çıkarttıkları şirin isimler takıyor, devrimci kargaşa dostla düşmanın kalın çizgilerle ayrıldığı bir noktaya gelirken anayasal detayları gündeme getiriyor olabilirler. Bunlar oladursun, gerçekler ortada duruyor: 8 Temmuz Bildirisi’yle birlikte Mısır’daki egemen güçler öldürme, affetme ve olağanüstü hal ilan etme kudretine kavuştu. Bu yalnızca hukuki olayların Schmitt üzerinden yapılmış akademik bir öngörüsü değil, an itibariyle içinden geçtiğimiz yasal sürecin tam da kendisi.
Mısır’ın yönetiminde bulunanlar “istisnai egemen devlet” yapısının, ülkenin ekonomik krizden, iç savaştan, doğu ve batıdaki çatışmalardan korunması için gerekli olduğu değerlendirmesini yapıyorlar. Haklı olabilirler. Belki de Mısır yönetiminin şu anda gerçekten de, 8 Temmuz Anayasa Bildirisi’nde öngörüldüğü kadar tiranca yetkilerle donatılmaya ihtiyacı vardır.
Eğer durum buysa, kulağa hoş gelsin ya da gelmesin, niçin olayları olduğu gibi isimlendirmiyoruz? 8 Temmuz bildirisiyle devrimcilerin uğruna savaştığı tüm hak ve özgürlükler askıya alındı, önde gelen siyasi figürler ve liberal siyasi elitlerse anayasal demokrasinin en temel ilkelerini çiğneyen bir doküman üzerine ant içip göreve geldiler.
Neticede, artık önümüzde yalnızca iki seçenek var: Ya 8 Temmuz Bildirisi, NCHRL Raporu’nda belirtilen kaygı ve endişelere cevap olacak biçimde değiştirilecek, ya da siyasal elit ülkeyi bir olağanüstü hal rejimiyle yönetmeye yemin ettiklerini, geçiş sürecinde ülkenin menfaatlerini yurttaşların tümünün hak ve özgürlüklerinin üstünde tuttuklarını itiraf edecek cesareti gösterecekler!

jadaliyya.com'dan çeviren Doğu Eroğlu

Editör :

BİRGÜN NET
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 15.08.13   #8
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Mısır’da kan gölü

Kırmızı Haber | 14 Ağustos 2013 | Alt Manşet, Dünya, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Üst Haberler


Mısır’da Mursi iktidarının askeri darbe ile devrilmesi ardından al haftadan beridir Mursi yanlısı gösterilerin yapıldığı Kahire meydanları bu sabah polisin kanlı baskınına uğradı. Yüzlerce ölü, binlerce yaralı var.
Bu sabah erken saatlerde Mursi yanlısı göstericilere karşı kanlı baskınlar gerçekleşti. Saldırının bilançosuna ilişkin çelişkili rakamlar var. Müslüman Kardeşler bir katliam yaşandığını belirterek, 500 kişinin öldüğü ve en az 10 bin kişinin yaralandığını söylerken, Sağlık Bakanlığı 5’i güvenlik gücü mensubu olmak üzere 15 ölü ve 179 yaralı olduğunu iddia ediyor. Fransa basın ajansı AFP muhabiri üç morgda en az 124 eylemci cenazesi gördüğünü duyurdu. AFP bu bilançonun sadece Rabiya Meydanı’ndaki müdahaleye ilişkin olduğunu bildirdi.
Eylemciler ise 2 bin 200’ü aşkın ölü olduğunu belirtirken, bu rakamı doğrulamak mevcut koşullarda mümkün görünmüyor.
Bu sabah saatlerinde Rabiya El Adawiye Camisi yakınındaki en büyük kamp alanı bu sabah önce polis tarafından kuşatmaya alındı, daha sonra da gaz bombaları atılmaya başlandı. Helikopterler de alan üzerinde uçarak hoparlörlerden uyarılar yaptı. Barikatların yıkılması için buldozerler kullanılırken, meydanın etrafına sniperlar yerleştirildi. Meydana girişler de tutuldu.
Müslüman Kardeşler’in bir sözcüsü sağlık merkezleri dahil Rabiya Meydanı’ndaki elektriğin kesildiğini bildirdi. Alanda şiddetli çatışmalar yaşandı.
İçişleri Bakanlığı öğle saatlerine doğru daha küçük olan Nahda meydanının tamamen kontrol altına alındığını açıklarken, “silahlı” olduğu iddia edilen 200 dolayında eylemcinin gözaltına alındığını, bunlar arasında Müslüman Kardeşlere mensup birçok sorumlunun olduğunu belirtti.
El Watan televizyonu tarafından yayınlanan bir görüntüde, eylemcilerin dağıtılması ardından yanmış cesetlerin olduğu görüldü. Yangının çıkış nedeni konusunda ise bilgi verilmedi.
Eylemciler daha sonra Mustafa Mahmud Meydanı’nda kamp kurmak istediler ancak burada da polis ve askerlerin şiddetli müdahalesi ile karşılaştılar. Le Monde gazetesi muhabiri Serge Michel ile Guardian gazetesi muhabiri Patrick Kingsley’e göre devlet güçleri burada gaz bombaları ve mermi kullandı.
Saldırı ardından Müslüman Kardeşler, Mısırlıları katliama karşı sokaklara çıkmaya çağırırken, bu saldırıların amacının askeri darbeye karşı çıkmaya çalışan herkesi ezmek olduğunu savundu. Geçici hükümet ise “kan akması ve şiddet olaylarının tümünden” Müslüman Kardeşler’i sorumlu tuttu.
Gösterilerin organizatörleri arasındaki İslamcı partilerden Camaa İslamiye de “darbe suçlarına” tepki göstererek, “polis saldırıları karşısında öfkelenen” üyelerinden Hristiyanlara veya dini kurumlara saldırmamasını istedi.
Hükümet Kahire dışında eylemlerin gelişmesini engellemek için ülkedeki tüm tren seferlerini durdurdu. Ancak ülkenin birçok yerinde çatışma haberleri geliyor. Başkent Kahire’deki büyük yollar da kapatılırken, Kopt toplumu da hedef oldu, bir çok şehirde kiliseler ateşe verildi.
Kanlı baskınlara uluslar arası alanda tepkiler geldi. İran Dışişleri Bakanlığı baskınlara “katliam” diyerek, “İran Mısır’daki olayları yakından izliyor, şiddet eylemlerini onaylamıyor, katliamı kınıyor ve ağır sonuçları karşısında uyarıyor” dedi.
İngiliz Dışişleri Bakanlığı “eylemleri dağıtmak için güç kullanımını” kınayarak, “güvenlik güçlerini ölçülü hareket etmeye” çağırdı. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “katliama son verilmesi” için BM Güvenlik Konseyi ile Arap Birliği’ni müdahaleye çağırdı.
Avrupa Birliği ise “son derece endişe verici” olarak değerlendirdiği olaylara ilişkin yetkili makamları “ölçülü olmaya” davet etti. Avrupa Birliği Dişilişkiler Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’un sözcüsü Michael Mann, “Şiddetin hiçbir çözüme götürmeyeceğini yeniden vurguluyoruz” dedi.
----------------------------

OLAN ORTA DOĞU VE AFRİKANIN,

MASUM HALKLARINA OLUYOR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 15.08.13   #9
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Mısır'da katliamın bilançosu ağırlaşıyor






Resmi rakamlara göre 525 kişinin yaşamını yitirdiği, 3717 kişinin yaralandığı katliam sonrası Mısır'da dün itibariyle bir aylık olağanüstü hal yönetimi ilan edildi. Ordu destekli hükümetin geçici Başbakanı Hazım el-Biblavi, yaptığı açıklamada katliamları savundu. Mısır'ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin de tutukluluk süresinin bir ay daha uzatıldığı açıklandı. ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'da göstericilerin katledilmesinin ardından bu ülkeyle her yıl yaptıkları askeri tatbikatı iptal etti.
Dün akşam bir televizyon kanalına konuşan Hazım el-Biblavi, "operasyon" kararını almanın kolay olmadığını söyledi.
Diyalog seçeneğine bir şans verdiklerini ancak sonuç alamadıklarını öne süren geçici başbakan, "Durum, kendine saygısı olan bir devletin kabul edemeyeceği noktalara geldi. Anarşi yayılıyordu. Hastane ve karakollara saldırılar başlamıştı" ifadesini kullandı.
OHAL İLAN EDİLDİ
Hükümet, dün kolluk kuvvetlerinin Nahda ve Adeviye Meydanları'nda gerçekleştirdiği katliam sonrası, meydanlarda kontrolü ele geçirmesiyle 1 aylık olağanüstü hal yönetimi ilan etti. Buna göre Kahire ve başkaca 14 kentte yerel saatle 19.00'la 06.00 arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacak. El Cezire muhabiri, dün akşam İskenderiye kentinin sokağa çıkma yasağı sonrası terk edilmiş bir kent izlenimi verdiğini aktardı.
El Cezire, Kuzey Sina ve Port Said'de ise sokağa çıkma yasağını delen eylemlerin gerçekleştirildiğini duyurdu. Dünya Bülteni'nin aktardığı bilgilere göreyse el-Kardaka, Sohac ve Süveyş'te gece çıkan çatışmalarda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi.
Sokağa çıkma yasağının uygulanacağı kentler şöyle: Kahire, Giza, İskenderiye, Süveyş, İsmailiye, Asyut, Sohac, Beni Suef, Minya, Beheyra, Güney Sina, Kuzey Sina, Fayum ve Kena.
Hazım el-Biblavi, olağanüstü halin mümkün olan en kısa süre içerisinde kaldırılacağını belirterek, cuntanın belirlediği yol haritasının hayata geçirileceğini şu sözlerle ifade etti: "Devletin olağanüstü bir yöntemle müdahale etmesi gerekiyordu. Bu da Olağanüstü Hal Yönetimidir. Allah'ın yardımıyla yolumuza devam edeceğiz, demokratik-sivil bir devlet kuracağız."
BARADEY İSTİFA ETTİ
Biblavi bunları söylerken darbe hükümetine Cumhurbaşkan Yardımcısı olarak atanan Muhammed el-Baradey ise yaşananlar sonrası istifasını açıkladı. Baradey, istifa açıklamasında krizi sonlandırmak için barışçıl seçeneklerin bulunduğunu ifade etti.
MK: ÖLÜ SAYISI 2 BİNİN ÜZERİNDE
Ülke, 2011'de Diktatör Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden bu yana en kanlı gününü yaşadı.
Dün gerçekleşen katliamda Sağlık Bakanlığı'nın resmi rakamlarına göre 43 polisin de çatışmalarda hayatını kaybettiği belirtildi.
Muhammed Mursi'nin askeri bir darbeyle devrildiği 3 Temmuz'dan bu yana sokaklarda olan Müslüman Kardeşler (MK) ise ölü sayısının 2 bini aştığını öne sürdü. Polisin Müslüman Kardeşler'in önde gelen isimlerini gözaltına aldığı öğrenildi.
Dünkü saldırılarda MK'nin önde gelen isimlerinden Muhammed Baltacı'nın 17 yaşındaki kızı Esma da yaşamını yitirmişti.
MK, katliama ve OHAL'e rağmen bugün için de taraftarlarına sokağa çıkma çağrısı yaptı. MK Sözcüsü Cihad el Haddad "Barışçıl ve şiddet içermeyen eylemlerimizle cuntayı düşüreceğiz" dedi.
Öte yandan Hıristiyan aktivistlerin el Cezire'ye verdiği bilgiye göre dünkü olaylar sırasında 4 kilise MK taraftarlarının saldırısına uğradı.
3 GAZETECİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Saldırılar sırasında Sky News Kameramanı Mick Deane, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir gazete olan Xpress'in Muhabiri Habiba Abd Elaziz ve Mısır'da yayınlanan Al Akhbar gazetesinden Ahmed Abdal Gawad da yaşamını yitirenler arasındaydı.
MURSİ'NİN TUTUKLULUK SÜRESİ UZATILDI
Öte yandan Mısır'ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin tutukluluk süresinin bir ay daha uzatıldığı açıklandı. Açıklama, resmi haber ajansı MENA üzerinden yapıldı. Mursi, 'cinayet' ve 'casusluk' suçlamalarıyla bilinmeyen bir yerde tutuluyor.
OBAMA MISIR'LA ASKERİ TATBİKATI İPTAL ETTİ
ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'da göstericilerin katledilmesinin ardından bu ülkeyle her yıl yaptıkları askeri tatbikatı iptal etti.
Barack Oabama, Mısır ve halkıyla birlikte çalışma arzusunda olduklarını belirtti fakat Mısır yönetimini göstericilere karşı attığı adımları şiddetle kınadı. Obama, siyasi anlaşmazlıkların kuvvet kullanılarak giderilemeyeceğine dikkat çekti.
Mısır'da dün ilan edilen olağanüstü halin kaldırılmasını isteyen Obama, milli uzlaşı sürecinin başlaması gerektiğini ifade etti. Amerikan Başkanı, Mısır makamlarının barışçıl gösteri hakkına da saygı duymasını istedi. (DIŞ HABERLER)
İHSAN ÇARALAN: DARBECİLER HEDEFLERİNE YÜRÜRKEN!... http://www.evrensel.net/news.php?id=65000
SİYASİ PARTİLER KATLİAMA TEPKİ GÖSTERDİ: http://www.evrensel.net/news.php?id=64946
evrensel.net -
<LI class=haberbody>--------------------------
MISIR HALKI UYAN,

EMPERYALİZMİN BÖL,PARÇALA,YÖNET OYUNLARINA KANMA.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (15.08.13 Saat 21:40 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.08.13   #10
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


15.8.2013 - 13:9



Dünya Mısır'daki katliamı böyle gördü





Mısır'da güvenlik güçlerinin dün Mursi yanlısı darbe karşıtlarına müdahalesi katliamla sonuçlandı. Resmi rakamlara göre dünkü olaylarda 278 kişi yaşamını yitirdi. Dünya basını, Mısır'daki katliamı manşetlerden verdi. Amerikan Washington Post gazetesi, ABD Başkanı Barack Obama'nın Mısır'daki katliamın "suç ortağı" olduğunu iddia etti. İngiliz Independent gazetesi de, "Mısır'ın utanç günü" başlığını attı.

WASHINGTON POST: OBAMA KATLİAMIN SUÇ ORTAĞI
ABD'nin saygın gazetelerinden The Washington Post, Obama yönetimini, Mısır'da darbe karşıtlarına yönelik katliamda "suç ortağı" olmakla eleştirdi. Washington Post'un başyazısında, "İnsan haklarının büyük çapta ihlaline karşı katı bir duruş sergilemeyi reddetmesi, ABD açısından kendi kendini baltalayıcı olduğu kadar vicdansızca da. ABD'nin Mısır ordusuna devam eden desteği, ülkenin, yeniden inşa edilmiş bir demokrasi yerine, yeni bir diktatörlüğe sürüklenmesine katkı sağlıyor" denildi.

"ABD, 40 yıldır yakın müttefiki olan bir ülkeyi etkileme yolunda biraz şansa sahip olmayı diliyorsa, orduya karşı politikasını derhal değiştirmelidir" denilen başyazıda, "Bu, tüm yardımlar ve işbirliğinin tamamen askıya alınması anlamına gelmektedir" ifadesi kullanıldı.

INDEPENDENT: MISIR'IN UTANÇ GÜNÜ
İngiliz Independent gazetesi, "Mısır'ın utanç günü" manşetini attı. Haberde, gazetenin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk'in analizine yer verildi. Dünkü şiddet olaylarının Mısır toplumunda yıllarca sürecek bir bölünme yarattığını belirten Robert Fisk: "Solcular, laikler ve Hristiyanlarla Sünni köylüler arasında, halkla polis arasında, Müslüman Kardeşler’le ordu arasında bir bölünme yaşanacak. Muhammed Baradey’in dün gece istifa etmesinin nedeni buydu. Kiliselerin yakılması bu korkunç katliamın, kaçınılmaz, doğal sonucuydu.”

1992'de Cezayir'de olduğu gibi 2012'de Müslümanların adil ve demokratik bir biçimde iktidara geldiğini ifade eden deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, "Müslüman Kardeşler’in ne kadar hata yaptığının önemi yok. Demokratik bir şekilde seçilmiş olan Muhammed Mursi ordu tarafından devrildi. Bu bir darbeydi ve John McCain bu kelimeyi kullanmakta haklıydı.”

TIMES: CEZAYİR UYARISI

İngiliz Times gazetesi "Mısır'daki katliam gününde yüzlerce kişi öldü" başlığıyla verdiği haberde, Cezayirleşme uyarısında bulundu.

Hugh Tomlinson imzasıyla yayımlanan analizde, 1992'deki Cezayir iç savaşı hatırlatması yapılarak şu görüşlere yer verildi: “1992 yılında Cezayir'de bir İslamcı zaferden korkan ordu, yönetime el koydu. Bu, 10 yıl süren bir iç savaşa ve binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Mısır aynı yola girmiş gibi görünüyor.”

Müslüman Kardeşler'in Mısır'da onlarca yıllık baskı döneminde varlığını sürdürdüğünü hatırlatan Tomlinson, Müslüman Kardeşler Örgütü'nün kırsal kesimde güçlü bir desteğe sahip olduğuna dikkat çekti. Times'ın analizinde, çatışmaların devam etmesi halinde, Müslüman Kardeşler'in yeraltına çekilmekte zorlanmayacağı da ifade edildi.

GUARDIAN: ABD'YE 'ASKERİ YARDIMI KES' BASKISI
İngiliz Guardian gazetesi, Mısır'daki katliam sonrası, ABD'nin askeri yardımı bu ülkeye kesmesi için uluslararası baskı yapıldığını belirtti. Haberde, Mısır Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Baradey'in ölümleri protesto etmek amacıyla istifa etti.
Guardian'ın Ortadoğu editörü Ian Black imzalı analizde de, Cezayir'deki iç savaş hatırlatması yapıldı. Haberde, dünkü katliam sonrası Mısır'ı bekleyen en büyük tehlikenin ülkede şiddetin artması ve yayılması olduğu belirtildi.

WELT: ÇÖZÜM GENÇ LİDERLERDE
Almanya'nın saygın gazetelerinden Die Welt, Mısır'da dün yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan katliam sonrası Müslüman Kardeşler'in önündeki seçenekleri irdeledi.

Die Welt gazetesi haberinde şu görüşlere yer verdi: “Maalesef iş olacağına vardı. Mısır’da düşman cepheler, ordu ve Müslüman Kardeşler birbirine girdi. İslamcılar, özgür seçimlerle işbaşına gelmiş cumhurbaşkanları Mursi’nin devrilmesinin ardından müzakereye yanaşmıyor. Ordu iktidarında mevcut duruma karşı savaşmak ancak mağlubiyetle sonuçlanabilir. Müzakere için yol aramak daha zekice olur. İslamcılar bir ‘milli diyalog’ yoluyla hem bir iç savaşı önleyebilir, hem de kendi çıkarlarının bir bölümünü koruyabilir. Bunun koşulu ise

DER SPIEGEL: İKİ MISIR SAVAŞIYOR
Alman Der Spiegel dergisi de internet sayfasında "Kahire dehşeti" başlığıyla verdiği haberde, "İki Mısır savaşıyor" görüşünü ön plana çıkardı. Geçici hükümetin Kahire'ye sukunet getirme amacıyla meydanlara müdahale ettiğini belirten Der Spiegel, katliamın ardından gelen olağanüstü hal ilanının çelişkili olduğunu ima etti.

NEW YORK TIMES: ÜÇÜNCÜ KEZ KATLİAM
Amerikan New York Times gazetesi de, Mısır'da ordunun yönetime el koymasından sonra üçüncü kez katliam ifadesini kullandığı haberinde, çatışmaların ülke geneline yayıldığını yazdı.
Editör : birgün net
-------------------------------

CUNTANIN ASKERİSİNEDE,
SİVİLİNEDE LAHANET OLSUN,
OLAN MASUM HALKLARA OLUYOR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aleviler Resmen Türkiye'de hedef haline getiriliyor ve büyük bir saygısızlık yapılyor canbolat95 Her Telden 5 20.03.13 00:05




Totobo Totobo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2