Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları

Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları (http://www.piryolu.com/forum/index.php)
-   Tarih (http://www.piryolu.com/forum/tarih.html)
-   -   TARİHTE bugün.... (http://www.piryolu.com/forum/tarih/6815-tarihte-bugun.html)

bilgeyol 12.01.14 16:59

Cevap: TARİHTE bugün....
 
TARİHTE 13 OCAK


1610 - Galileo Galilei, Jüpiter'in 4. uydusu Callisto'yu keşfetti.
1785 - Dünyanın ilk gazetelerinden Daily Universal Register İngiltere'de yayımlanmaya başladı. Üç yıl sonra adı The Times olarak değiştirilecek olan gazete hala çıkmaktadır.
1830 - Büyük New Orleans (Louisiana) yangını başladı.
1840 - Lexington adlı buharlı gemi, Long Island (New York) açıklarında yandı ve battı: 139 kişi öldü.
1863 - Darülfünun, Kimyager Derviş Paşa'nın verdiği halka açık fizik dersi ile eğitim hayatına başladı.
1888 - National Geographic Society kuruldu.
1898 - Emile Zola'nın L'Aurore gazetesinde yayımladığı J'accuse (İtham ediyorum) başlıklı açık mektup Dreyfus davası'nı kamuoyunun dikkatine taşıdı.
1915 - Avezzano'da (İtalya) deprem: 29.800 kişi öldü.
1920 - Sultanahmet Meydanı'nda 150 bin kişinin katıldığı büyük bir miting yapıldı.
1923 - Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey (Orbay), TBMM’de Lozan Konferansı’yla ilgili olarak hükümet görüşünü açıkladı.
1923 - Futbol Federasyonu kuruldu.
1925 - Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Mecliste Ali Çetinkaya tarafından kaza kurşunuyla vuruldu.
1928 - Hukuk Fakültesi öğrenci derneğinin toplantısında "Türkiye'de Türkçeden başka lisan konuşulamaz" kararı alındı.
1930 - Miki Fare karikatürleri Amerikan gazetelerinde yayımlanmaya başladı.
1931 - Japon prensi Takamutsu Türkiye'ye geldi.
1942 - II. Dünya Savaşı: Ekmek Karnesi uygulamasına başlandı.
1944 - "Refah faciası" davası sona erdi. Amiral Mehmet Ali Ülgen ve bütün sanıklar beraat etti.
1947 - Pan-Am havayolu şirketi New York-Londra-Ankara uçak seferlerine başladı.
1951 - Demokrat Parti'nin komünistlere saldırısı ve TKP tevkifatı.
1952 - Hasankale'de 5,8 büyüklüğünde deprem: 133 kişi öldü.
1953 - Mareşal Josip Broz Tito, Yugoslavya devlet başkanı seçildi.
1956 - Adnan Menderes ve Namık Gedik hakkında 6-7 Eylül Olayları nedeniyle soruşturma açılmasını isteyen önerge reddedildi.
1957 - Wham-O şirketi ilk frizbi'yi üretti.
1958 - Amerika Birleşik Devletleri, uzay uydusu Explorer 1'i fırlattı.
1959 - Kadın avukatlar Refik Erduran aleyhine dava açtı. Refik Erduran'ın Bir Kilo Namus adlı yapıtında kadınların şeref ve haysiyetlerinin zedelendiğini ileri sürdüler.
1966 - Hürriyet gazetesi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Lyndon Johnson'un eski başbakan İsmet İnönü'ye yazdığı mektuba ilişkin, gazeteci Cüneyt Arcayürek'in haberini yayımladı. Mektup ve İnönü'nün cevabi mektubu, 14 Ocak'ta TBMM'de görüşüldükten sonra, 15 Ocak'ta kamuoyuna açıklandı. Bu mektup 1964'teki Kıbrıs bunalımı sırasında yazılmıştı ve Lyndon Johnson mektubunda, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahale etmemesini istemişti.
1968 - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı İsmet İnönü Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) çattı; "Şimdi kalkmışlar kalkınma, plan, yabancı sermaye, petrol geleceği ve antiemperyalist mücadele hakkında bizimle doğru yön yarışması yapmak istiyorlar" dedi.
1969 - Devekuşu Kabare Tiyatrosu "Bir Şehr-i İstanbul ki" oyununu sahneye koydu.
1970 - Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) yöneticisi, Fakir Baykurt Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açığa alındı.
1982 - Air Florida havayolu şirketine ait Boeing-737 tipi bir yolcu uçağı, kalkıştan hemen sonra, Amerika Birleşik Devletleri Vaşington D.C.'deki 14. cadde köprüsüne çarptı ve daha sonra Potomac nehrine düştü: 78 kişi öldü.
1986 - İşkence yapanlara verilen cezaların arttırılması ve sorgu sırasında sanık avukatlarının da hazır bulunmasını öngören yasa önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde reddedildi.
1986 - Savunma Sanayii Müsteşarlığı kuruldu.
1990 - Atatürk Barajı'nda su tutulmaya başlandı.
1990 - Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk zenci valisi L. Douglas Wilder, Virjinya'da görevine başladı.
1992 - Japonya, II. Dünya Savaşı sırasında Japon askerlerinin, onbinlerce Koreli kadını seks kölesi olmaya zorlamalarından ötürü özür diledi.
1993 - Irak'a karşı başlatılan ikinci harekata, İncirlik Üssü'nden kalkan "Çekiç Güç" uçakları da katıldı.
1994 - Grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkı istemek ve yüzde 15'lik memur zammını protesto etmek için memurlar Ankara'da eylem yaptı. Polis, memurlara müdahale etti. Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar bazı memurları tokatladı.
1994 - İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Bedrettin Dalan "Dolmabahçe Sarayı sanat adına bir rezalettir ve mimarı Ermeni Balyan Usta'dır" dedi. Bedrettin Dalan'ın bu sözlerine Mimarlar Odası tepki gösterdi.
1997 - Susurluk soruşturması kapsamında özel tim görevlisi polisler Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy, tutuklanarak cezaevine gönderildi. 14 Ocak'ta ise Sedat Bucak'ın 3 koruma polisi ile şoförü de DGM'ye sevk edildi. Koruma polisi Ömer Kaplan, savcılık tarafından serbest bırakıldı. 2 polis ile şoför tutuklandı.
2001 - El Salvador'da 7,6 büyüklüğünde deprem: 840 kişi öldü.
2005 - Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ile 5 polis memuru dahil 13 kişinin öldürülmesi, çok sayıda kişinin yaralanması olaylarına katıldığı iddiasıyla yargılanan terör örgütü Hizbullah üyesi Mehmet Fidancı müebbet hapse mahkûm edildi.
2007 - Dünyanın ilk tüp bebeği olarak 1978'de sezaryenle dünyaya getirilen Louise Brown, doğal yoldan doğum yaptı.
2007 - Japonya'nın kuzeyinde, Büyük Okyanus'da 8,3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
2010 - Haiti'de 7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. 30000 ile 50000 arasında insan öldü.
2010 - Hulki Cevizoğlu, DSHP genel başkanlığından istifa etti.
2012 - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucu cumhurbaşkanı,Rauf Denktaş solunum yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede vefat etti.
2012 - Fenerbahçe'nin ve Türk Futbolu'nun Efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis zatürre nedeniyle tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
.vikiped

bilgeyol 13.01.14 21:30

Cevap: TARİHTE bugün....
 
TARİHTE 14 OCAK




1539 - Küba, İspanya'nın sömürgesi oldu.
1897 - İsviçreliMatthias Zurbriggen, Aconcagua zirvesine tırmanan ilk kişi oldu.
1900 - Giacomo Puccini'nin Tosca operası Roma'da ilk kez icra edildi.
1907 - Jamaika'da deprem: 1000'den fazla kiş öldü.
1914 - Altay Spor Kulübü kuruldu.
1920 - Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını kutladı.
1923 - Mustafa Kemal, Batı Anadolu'da geziye çıktı.
1923 - Londra - New York arası ilk telefon görüşmesi yapıldı.
1923 - Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım, İzmir'de öldü.
1924 - Türkiye'de Askerlik süresi 18 aya indirildi.
1926 - Borçlanma Kanunu TBMM'de kabul edildi.
1932 - Amerika Birleşik Devletleri'nde işsizlerin sayısının 8,2 milyona ulaştığı açıklandı.
1938 - T.C. Dışişleri Bakanlığı kuruluş kanunu kabul edildi.
1938 - Türkiye-Irak-İran-Afganistan arasında aktedilen Sadabat Paktı, TBMM'de onaylandı.
1938 - Norveç, Antarktika'nın Kraliçe Maud Toprakları olarak anılan bölgesi üzerinde hak iddia etti.
1941 - İstanbul Valiliği, Üniversite Talebe Birliği tüzüğünü onayladı; Talebe Birliği faaliyete geçti.
1943 - Sir Winston Churchill, Franklin Roosevelt ve Charles De GaulleKazablanka Konferansı'nda bir araya geldiler.
1945 - Ekmek istihkakı kişi başına 450 grama çıkarıldı.
1950 - Sovyetler Birliği'nde MiG-17 jet uçağının ilk prototipi uçuş denemesini tamamladı.
1953 - Josip Broz Tito, Yugoslavya Devlet Başkanı oldu.
1954 - ABD'li sinema oyuncusu Marilyn Monroe, beyzbol oyuncusu Joe Dimaggio ile evlendi.
1962 - ABD uzay aracı Mariner II, Venüs'ün ilk yakın çekim fotoğraflarını dünyaya gönderdi.
1963 - Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Birleşik Krallık'ın Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) girmesine karşı çıktı.
1964 - Meclis, Ortak Pazar anlaşmasını onayladı.
1969 - Amerika Birleşik Devletleri uçak gemisi Enterprise'da, Hawaii açıklarında patlama meydana geldi: 25 ölü.
1970 - Türk Lirası 1211 sayılı kanuna göre çıkarıldı.
1970 - Mahkum aileleri "genel af" için yürüyüş yaptılar.
1975 - Tüm Üniversite, Akademi ve Yüksek Okullar Asistanları Birliği (TÜMAS) kuruldu.
1983 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e fahri profesörlük ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin fahri hukuk doktorluğu unvanları verildi.
1985 - Martina Navratilova, kendisinin 100. tenis turnuvasını kazandı.
1987 - Uluslararası Ticaret OdasıVehbi Koç'u "Dünyada Yılın İşadamı" seçti.
1993 - Nubar Terziyan, Ankara Uluslararası Film Festivali'nde "Emek Ödülü"ne değer bulundu.
1994 - Bill Clinton ile Boris Yeltsin, füzelerin herhangi bir ülkeye hedeflenmesine son verilmesi ve Ukrayna'nın nükleer silah stoğunun yok edilmesi üzerinde anlaştılar.
1994 - Dört şehirlerarası yolcu otobüsüne yerleştirilen bombaların patlaması sonucu 3 kişi öldü, 17 kişi yaralandı. Eylemleri PKK'nın (Kürdistan İşçi Partisi) askeri kanadı ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) üstlendi.
1995 - İlk kez verilen Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü, İstanbul'da yapılan bir törenle Lübnan'lı şair Adonis'e verildi.
1998 - Bir Afganistan kargo uçağı güneybatı Pakistan'da bir dağa düştü: 50 kişi öldü.
2000 - Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, beş Bosnalı Hırvat'ı, 1993 yılında Ahmiçi köyünde en az 103 Müslüman'ın katledilmesiyle ilgili olarak 25 yıl hapse mahkûm etti.
2005 - Avrupa Uzay Ajansına (ESA) ait Huygens adlı uzay sondası Satürn'ün uydusu Titan'ın yüzeyine indi.
2005 - Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti harekatına katılarak, Kabil Çok Uluslu Tugay Komutanlığı görevini 27 Ocak'ta 6 ay süreyle üstelenecek 28'inci Mekanize Piyade Tugayı için uğurlama töreni düzenlendi.
2007 - Venezuela'ya ait, Panama-Karakas seferini yapan çift motorlu bir yolcu uçağı, Kolombiya'nın kuzey doğusunda düştü: 14 kişi öldü.
vikiped

bilgeyol 13.01.14 21:37

Cevap: TARİHTE bugün....
 
tarihte bugün,

15 OCAK 2013 BAŞLAYAN TARİHTE BU GÜN

14 OCAK 2014 İTİBARİYLE YILINI DOLDURUP SONLANDIRILMIŞTIR..

bilginize.

renk 13.01.14 21:41

Cevap: TARİHTE bugün....
 
Alıntı:

bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 45585)
tarihte bugün,

15 OCAK 2013 BAŞLAYAN TARİHTE BU GÜN

14 OCAK 2014 İTİBARİYLE YILINI DOLDURUP SONLANDIRILMIŞTIR..

bilginize.

Abi çok tatlısınız :) emeklerinize sağlık, sevgiler....

bilgeyol 13.01.14 21:46

Cevap: TARİHTE bugün....
 
Alıntı:

renk Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 45586)
Abi çok tatlısınız :) emeklerinize sağlık, sevgiler....

sağolun renk kardeşim iltifatın için teşekkürler.

bilgeyol 13.01.14 22:02

Cevap: TARİHTE bugün....
 
TARİHTE
29 ŞUBAT

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...Desai_1978.jpg

DoğumlarÖlümler

NOT
2013 DE ŞUBAT 28 ÇEKTİĞİ İÇİN,
TARİHTE 29 ŞUBAT SONA BIRAKILMIŞTIR.
DESTEKLERİNİ ESİRGEMEYEN ARKADAŞLARA
SONSUZ TEŞEKKÜRLER.

bilgeyol 16.06.15 23:27

Cevap: TARİHTE bugün....
 
Alıntı:

bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 40787)
TARİHTE 16 HAZİRAN




1970 - 15 Haziran'da başlayan İzmit Gebze'den İstanbul'a işçiler yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında geçilen yerlerdeki işçiler yürüyüşe katıldı. 15-16 Haziran işçi direnişi 16 Haziran'da 3 kişinin ölmesi ve İstanbul ve Kocaeli'de sıkıyönetim ilan edilmesi ile sona erdi.

VİKİPED

15-16 HAZİRAN İŞÇİ DİRENİŞİ-Selam Olsun Direnen İşçi Sınıfına


Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar
Selam Olsun Gelecegi Geçmişleriyle Yaratanlara

Selam Olsun Direnen İşçi Sınıfına

15-16 HAZİRAN
İŞÇİ DİRENİŞİ

http://www.sodev.org.tr/AYLAR/Hazira...n/labour21.jpg
Sermaye çevreleri ve onların güdümündeki sendikalar yasal değişikliklerle demokratik sendikacılığı ve DİSK'i boğmayı hedeflemişler, ancak buna rıza göstermeyen İşçiler eylemleriyle gereken cevabı vermişlerdir. 15-16 Haziran, Türkiye İşçi Sınıfının sendikalaşma hakkını korumak için harekete geçtiği gün…
Aydınların Türkiye'de İşçi sınıfı var mı, yok mu tartışmaları yaptığı bir dönemde elleri şalterlere uzanan İşçiler, sendikal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak için omuz omuza sokağa çıkarak tartışmaları sonlandırmışlardır.
70'li yıllar dünyada Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm mücadelesinin damgasını taşımaktadır. 68 gençliği dünyanın dört bir yanında güçlü bir muhalefet hareketi başlatmış, bundan İşçi sınıfı ve köylülük de etkilenmişti. O dönemde ülkemizin değişik yerlerinde yoksul topraksız köylülerin başkaldırısı da buna örnektir.
O yıllarda güdümlü sendikacılığa karşı DİSK'te billurlaşan sınıf hareketinin boğulmak istenmesini, 15-16 Haziran İşçi direnişi püskürtmüştür. Ta ki 12 Eylül 1980'e kadar.
Sendikasızlarla Türk-İş üyesi İşçilerin DİSK'le birlikte koyduğu o büyük tepki, kendiliğinden gelişen bir hareket olarak değerlendirilemez. Dipten gelen bu dalganın demokratik bir yapıyla kucaklaşması, tabanın söz, yetki, karar ilkeleriyle donatılması ve sendikal demokrasinin tüm süreçlerde İşletilmesi doğaldır ki böylesine bir mücadeleci kimlik yaratacaktır. DİSK'in sınıf içerisinde çekim merkezi olması, 12 Eylül yasalarına rağmen bugün bile hala mücadeleden yana bilinçli İşçilerin tercihlerini DİSK'ten yana yapması ve bu uğurda başta İşten atılmalar olmak üzere bedel ödemeyi göze almasının nedeni açıktır.
Bugün tek başına İşçilerin sendikal örgütlenmelerinin cılızlığını, sınıf hareketinin geriliğini siyasetten soyutlaşarak bir değerlendirme yapmak bizi sağlıklı bir sonuca götürmeyecektir. Öte yandan umutsuzluğa da yer yoktur. Her konjonktürel durum kendi alternatiflerini yaratacaktır. Yeter ki yaşanılanlardan ders alınsın, geçmişin miras ve mücadele geleneği geleceğe taşınsın.
15-16 Haziran İşçi direnişini dayatan koşullar ülkemizde uzun yıllardır mevcut olmakla birlikte, gerek İşçi sınıfının gerekse diğer toplumsal muhalefet güçlerinin donanımlı ve güçlü bir karşı koyuşa hazır olduğunu söylemek güçtür. Ama, "Sen bakma havanın durgunluğuna, derya dediğin uyur uyanır" sözünün de tarihsel bir gerçeğe tekabül ettiği bilinmektedir. Kamil ATEŞOĞULLARI'nın derlediği broşür, 15-16 Haziran İşçi direnişini ve eylemlerini hatırlamak isteyenler için mütevazi bir kaynak oluşturmaktadır. Bu çabasından dolayı kendisine teşekkür ediyoruz.
Bu çalışmayı, başta 15-16 Haziran İşçi Direnişinde olmak üzere sınıf mücadelesinde kaybettiğimiz sınıf kardeşlerimizin anısına saygıyla ithaf etmek isteriz. 15 Haziran 1999
DEV.MADEN-SEN
YÖNETİM KURULU


15-16 HAZİRAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Türkiye İşçi sınıfı tarihinde önemli bir yeri olan 15-16 Haziran olaylarının üzerinden 29 yıl geçti. Gerçekten üzerinde durulması, düşünülmesi gereken önemli bir tarih... "İKİ UZUN GÜN"
15-16 Haziran'ı gerçekçi bir biçimde değerlendirebilmek için;
· "15-16 Haziran Hareketi'ni nesnel gerçekliği içinde, doğru olarak değerlendirebilmek için o dönem, Dünya, Bölgemiz ve Türkiye'nin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, askeri vb. etkenlerini ayrıntılı incelemek gerekmektedir. 15-16 Haziran'a neden olarak yalnızca 274 ve 275 sayılı yasalarda İşçi sınıfını ve DİSK'in hukuksal ve örgütsel varlığını hedef alan düzenlemeleri öne çıkarmak yanıltıcıdır..." görüş açısından hareket etmek gerekir.
· Gelişen ve güçlenen toplumsal muhalefet hareketini ve bileşenlerini, toplumsal muhalefet hareketini oluşturan neden ve gelişmeleri bilmek gerek.
· DİSK'i hangi gerek ve gerekçeler yarattı? DİSK kurulduktan sonraki gelişmeler ve DİSK'e karşı yürütülen çalışmalar ve çabalar nelerdir?
· 15-16 Haziran olaylarından İşçi sınıfının kazanımları neler oldu? Neler, nereye kadar korundu?
· Gelinen bu noktada kazanımı mı, kaybı mı kutluyoruz? "Yaşasın 15-16 Haziran" demeye hakkımız var mı?
Sorularına yanıt aramamız/vermemiz gerekiyor.
NEDEN DİSK?
Türk-İş'in "partilerüstü politika" anlayışına karşı işçi tabanından ve konfederasyona bağlı sendikalardan karşı çıkışlar açık bir biçimde özellikle de 1965'li yıllardan itibaren artmaya başladı. Türk-İş'in uzlaşmacı, günü kurtarmacı, kendine bağlı direngen sendikal anlayış ve eylem koyan sendikalara karşı tutum alan yanlış politikaları, artık açıkça dile getirilmeye başlanmıştı.
Türk-İş'in "partilerüstü politika" anlayışına karşı çıkan sendikacılar, bu anlayışa karşı 7. Genel Kurulda eleştiri getirdiler. Eleştiri yapanlardan Yol-İş Başkanı Bekir Yenigün feci şekilde dövüldü. Bu sendikal anlayışa karşı İşçi sınıfı içinden bir karşı çıkışın başlaması ve muhalefetin yükselmesi kaçınılmazdı. Için için kaynayan bir hareket, sonunda Ocak/1966'da başlayan Paşabahçe grevi nedeniyle "Türk-İş'e bağlı Petrol-İş, Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Tez Büro-İş sendikaları da Paşabahçe grevini desteklemek için bir komite oluşturdular. Böylece Türk-İş yönetimi ile bu sendikalar arasındaki görüş farklılıkları ve anlaşmazlıklar açık bir Çatışmaya dönüyordu. Aynı yılın yılın Temmuz ayında ise Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Gıda-İş Sendikaları, Sendikalararası Dayanışma Konseyi (SADA) adı altında bir örgütlenmeye gittiler.
Bunu, Türk-İş, Petrol-İş, Kristal-İş, Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş belli süreli olarak ihraç edilmeleri kararı izledi. Buna karşın sendikaların çalışmaları durmadı ve 17 sendika biraraya gelerek yeni bir konfederasyon kurma çalışmasını sürdürdüler. "... 13 Şubat 1967 Pazar sabahı kurucu sendikaların delegeleri akın akın en yeni giysileriyle Çemberlitaş Şafak Sineması'na girmeye başladılar. Kuruluşu hazırlayanlar, sendikalarında çok başarılı olmuş İşçilerdi."
Sonuçta, 13 Şubat 1967'de Türk-İş üyesi sendikalardan Maden-İş, Lastik-İş, İstanbul Basın-İş ile bağımsız sendikalardan Gıda-İş ve Türk Maden-İş tarafından Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu.
Daha sonra, başka sendikaların da katılmasıyla hızla gelişen DİSK, koptuğu yapıdan farklı bir sendikal anlayış ve mücadele biçimiyle de nitel farklılığını ortaya koyarak "sınıf ve kitle sendikacılığı" temelinde mücadele ederek büyümesini sürdürdü. http://www.sodev.org.tr/AYLAR/Hazira...n/1516ha51.jpg
"DİSK'in kuruluşundan sonra artan grevlerde hep DİSK parmağı aranıyordu. DİSK kurulmadan önce -örneğin 1966'da kamu kesiminde 7, özel kesimde çoğu DİSK'i kuracak olan sendikalarca olmak koşuluyla 37 grev olmuştu. DİSK'in kurulduğu 1967 yılında özel kesimde 52 grev, kamu kesiminde de 50 kadar grev uygulanmıştı. 1968'de kamu kesiminde 10 grev görülürken DİSK'in etkin olduğu özel kesimde 43 grev eylemi gerçekleştirilmiştir." "1965-70'li yıllarda kamu ve özel sektörde 425 grev gerçekleşmiş, bu grevlere 91.387 İşçi katılmıştır.
İşçi hareketlerinin % 70.3'ü grev; İşyeri İşgali (45 adet) % 5.9; pasif direnme (82 adet) % 10.76: miting ve yürüyüş (69 adet) % 9.8; burjuvazinin siyasi iktidarı ve onun organlarıyla direkt çatışan biçimleri, ortaklaşa İşçi hareketlerinin % 25'ini oluşturmaktadır.
İşçi hareketlerinin % 43'ü ücret ve sosyal hak yetersizliği, beş hareket başka fabrikalardaki İşçi eylemlerinin desteklenmesi, 11 hareket kapitalistlerin lokavtına karşı, 41 grev İşten atılan İşçilerle dayanışma, 32 hareket siyasi iktidarın zorla dayattığı sarı sendikalara karşı DİSK'e geçmek için. 4 hareket demokrasi dışı uygulamalar, İş kanunu ve diğer kanunlarla ilgili, 4 hareket ve doğrudan siyasi amaçlarla gerçekleşmiştir."


DEVAMI
http://sosyalistteori.blogcu.com/15-...nifina/5625985
----------------------------------------------
45. YILINDA,
15-16 HAZİRAN,
DİRENİŞİ VE ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ.


bilgeyol 16.06.15 23:38

Cevap: TARİHTE bugün....
 
Alıntı:

bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 40838)
TARİHTE 17 HAZİRAN



1921 - Sivas, Erzincan ve Tunceli yöresinde 3,5 ay süren Koçgiri İsyanı Türk ordusu tarafından bastırıldı.

http://www.alevikulturdernekleri.com...liam%C4%B1.jpg
Koçgiri Katliamı




1921 yılında Koçgiri bölgesindeki Zara, İmranlı, Divriği, Hafik, Kuruçay, Kangal, Refahiye ve Sarız’da yaşanan ve yüzlerce Kürt Alevinin katledilmesi, binlercesinin dağlarda sefaletle yaşamak zorunda bırakılması..
Dersimden Önce Koçgiri Katliamı
Ebubekir Hazım Tepeyran ın anılarını içeren Belgelerle Kurtuluş Savaşı kitabı Gürer yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı.
Tepeyran’ın anılarının bir bölümü ‘Ümraniye (Koçkiri) Olayı ve Nurettin Paşa’ başlığını taşıyor. Tepeyran, Milli Mücadele döneminde,’Koçgiri ayaklanması’ olarak bilinen olaylara ilişkin ilginç bilgiler veriyor, değerlendirmelerini yazıyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Oktay Akbal’ın dedesi olan Tepeyran, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem Dahiliye Nazır (İçişleri Bakanı)larındandı. Milli Mücadeleyi desteklediği gerekçesiyle işgal İstanbul’unda idam cezasıyla yargılanan Tepeyran, Cumhuriyet döneminde de milletvekilliği ve aralarında Sivas da olan değişik illerde valilik görevlerinde bulundu.
Tepeyran, İkinci Meclis’teki milletvekilliği döneminde Mustafa Kemal’le uyuşamadı, üçüncü dönemde milletvekili olamadı. Oktay Akbal o dönemi şöyle değerlendiriyor: “Anayasa hazırlıklarında Hazım Bey’in kimi önerileri, Mustafa Kemal’in istekleriyle uyuşmaz. Örneğin ayan meclisi ve senato kurulmasından yanadır. Hazım bey Cumhurbaşkanına geniş yetkiler verilmesini, Cumhurbaşkanı’nın hem hükümete, hem TBMM’ye başkanlık etmesini doğru bulmaz.”
Koçgiri, şimdiki Sivas’ın Zara ilçesinin adı. O dönemdeki nüfusunun önemli bir çoğunluğu Kürt-Alevi. Koçgiri katliamının hemen ardından Sivas’a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran, 1921 yılında yaşanan olayların bir ayaklanma değil, orada komutanlık yapan ve ‘Sakallı Nurettin’ olarak bilinen Nurettin Paşa’nın acımasız bir katliamı olduğunu belgelere dayanarak anlatıyor.
Sakallı Nurettin’in İzmir yangınının da sorumlusu olduğu söylenir. Bir başka icraatı ise Ali Kemal’i İzmit’te linç ettirmesidir. Buna benzer başka eylemleri de vardır.
***
Tepeyran’a göre; Sivas’ın Koçgiri (Zara) kasabasında askerlere bir saldırı olduğu gerekçesiyle başlatılan ‘tenkil’ hareketi çok vahşi boyutlara ulaşmıştır. Yöreye gönderilen Nurettin Paşa 14 Mart 1921 tarihli bildirisinde gelişmeleri şöyle değerlendirmişti: “1. Sivas iline bağlı Zara ilçesi (bu ilçeye ‘Koçkiri’ de denir) sınırları içinde yerleşik bulunan Koçkiri aşiretleri arasına sokulan bazı arabulucu kötü amaçlı kişilerin kandırdığı bu aşiret reislerinden çoğunun rıza ve muvafakatları dışında bir kısım ayaktakımı Kürtler, Ümraniye’deki askeri müfrezeye saldırmış ve bazı subaylarla Ümraniye’de bulunan Zara ilçesi kaymakamını tutuklamışlardır. Bu ayaklanmacılar, davranışlarının nedeni olarak, hükümetin sözde Kürtleri vuracağını söylemesiyle korku ve kaygıya kapılmış olduklarını yaymışlar…” (s.211)
Askerin harekete geçmesi üzerine, şehir eşrafı bir ‘öğüt kurulu’ oluşturarak araya girer ve bir uzlaşma sağlanır. Kaymakam ve subaylar serbest bırakılır. İsyancılar için Sivas’ta ‘harp divanı’ kurulmasına karar verilir. Ayrıca yapılan uzlaşmayı güvence altına almak amacıyla bir taahhüt belgesi de hazırlanır.
Tepeyran o günleri anlatırken şöyle diyor:
“Öğüt kurulu, Zara’dan dönüşünde komutan paşayı görerek, gerek asker göndermenin caydırıcılığının, gerekse yayımladığı bildirinin etkisiyle sorunun böylece çözülmesini uygun görmesinden dolayı kendisini kutlarlar.”
Fakat Nurettin Paşa’nın, “‘Öyle ama, bu kadar asker toplandı, ben buraya kadar geldim; bir şey yapılmazsa olmaz’, dediği ve bunun üzerine askeri harekâtın sürdürüldüğü, Sivas’ta yaygın olarak konuşulmakla birlikte, bu söylentinin doğru olduğunu Şefik Bey bizzat bana söylemişti.” (s.211)
“Böylelikle Ümraniye bucağına ve Zara ilçesinin merkezine bağlı köylerden 76 ve Divriki ilçesinde 57 toplam 132, savaştaki düşman istihkamları gibi yakılmış, yıkılmış ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca bütün mal, eşya, zahire ve hayvanları yağmalanmıştır. Binlerce nüfus da dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkum edilmiştir.” (s.216)
“Nurettin Paşa, hükümetin güvenip kendisine verdiği yetkiyi pek kötü kullanarak yarattığı facialarla yetinmemiş, Koçkiri ileri gelenlerinden öldürülen ya da can korkusuyla dağlarda saklanan kişilerin ailelerini de Sivas’a sürmüştü” (s.218)
Bu değerlendirmeler, olaylardan üç ay sonra Sivas’a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran’a ait. Zara’nın Alevi-Kürt nüfusu Dersim’den tam 26 sene önce bir katliam ile yüz yüze gelmişti. Üstelik, zaman Milli Mücadele dönemiydi. Anadolu’nun desteğine her zamankinden çok ihtiyaç hissedildiği bir dönemdi.
‘Koçgiri Katliamı’ resmi tarihin pek görmek, göstermek istemediği olaylardandır.
SIDDIKLI ALİ YILDIRIM ANLATIYOR
Koçgiri katlim’ının akabinde Sivas’a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran, “Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları” adıyla yayınlanan kitabının 74. Sayfasında şunları söyler:
“…130 köyün hiçbir lüzum ve zaruret olmaksızın sırf : ‘Bir kere bu kadar asker toplandı, bir şey yapmazsak olmaz.’ gibi vahşi bir mantıkla tamamen yakılıp yıkılmasına suçlu suçsuz binlerce nüfusun katl(öldürülme) veya açlıktan, sefaletten ölüme mahkum edilmesini muvafakat etmeyeceği pek aşikardı”
Benim burada yaptığım bir kaç örnekle bu “vahşi mantık” ın sebep olduğu dramı anlatmaktır. Bunu yapabildiğim zaman rahatlıyacağımı biliyorum. Kaldıki bu konuda ben tek bilen değilim.
Aşağıdaki yazılardan ilki, Kevenli’li Mehmet dede ile roportaj, 1995 veya 1996 yılında Kurtçe olarak yurtdışında bir dergide yayınlandı. Türkçe’ye çevirerek tekrar yayınlıyorum.
Dr. ALİ K. YILDIRIM
MEHMET KARAKUŞ’UN KOÇGİRİ KATLİAM’INDA ÇOCUKLUK ANILARI
Çocukluğum sırasında çokça kulak misafiri olduğum olaylardan en önemlisi, uzun kış günlerinin değişmez konusu, ”hadise” olarak adlandırılan Koçgiri katliamı idi. O zamanlar, henüz epey küçük iken, olaylar bize kurt hikayelerini andıran birer korku masalı gibi gelirdi. Hatırlıyorum da, bir keresinde dedemi ihtiyarlar ile konuşurken anlattığı o şeyleri, ”hadiseyi”anlatması için epey sıkıştırmıştık. O bize bunun yerine insan kılığındaki “canavar” ile ilgili şeyleri anlatmak istediğinde biz artık dinleye dinleye demode olmuş bu hayali yaratık hikayelerine rağbet etmemiş ve illahi ”hadise! hadise!” diye diretmiştik. Sonuçta dedemi razı ettiğimize, gözleri dolunca, pişman olmuş ve bu ”masalın” başka olduğunu anlamıştık. Dedem’in ve yeğenlerinin ”Babam ve amcam gil gidip cesetlerin içerisinde uzansaydılar kimse belki şüphelenmeyecek ve ele geçirilip Çengelli dağının dibinde toplu olarak öldürülmüyeceklerdi.” sözlerinin beynimde yarattiğı yankı zihnimde hiç silinmedi.
12 Eylül öncesi -ve kısmen sorası- genel havanın etkisiyle bize öğretilenlerin gereği olarak kendimizi bütün bilgilerin kaynağı gibi gösterilen bazı ” klasikleri” ve siyasetlere ait yayınları hatm etmeye hasretmiştik. Olayların canlı tanıklarının anlattıklarının kalıcı kılınması, tarih ve kültürümüze ait çok şeyin araştırılması ile ilgili bilincin öne çıkması her şeyi çözmeye yetmiyordu. Uzakta mülteci olarak yaşamanın getirdiği kopukluk en büyük sorundu. Cunta’dan 13 sene sonra ülkeme gitme imkanı bulduğumda; çocukluklarını Koçgiri katliamı ile yaşamış olan, yakın köylerdeki tanıdığım yaşlılardan geriye kimse kalmamıştı.
Annem’ın amcası Kevenlili Mehmet dede aşağı yukarı 80 yaşlarında; iyi giyinmeyi seven, duygulu, yaşına göre oldukça dinç ve çevik biri. Onunla 1995 yılında Istanbul’da görüştük. O da köyde kimsesi kalmadığından dolayı 60’ından sonra gürültü, kirli hava, pis su ve kalabalık demek olan Istanbul’a göç etmek zorunda kalmış.. Mehmet dede de “görünmeyen” baskının etkisiyle başka bir dilde, Türkçe ile kendisini iyi anlatabilmenin, özelliklede yaşlılar için hayli zor olan kavgasının vermekte. Şimdiye kadar karşışaştığı azbuçuk okumuş takımı kendisiyle sanki tahsilli olmanın biricik göstergesi imiş gibi Türkçe konuştuklarından, Kürtçe konuşmayı yeğlemem karşısında önce kısa bir şaşkınlık geçirdi ise de ortama çabuk ısındı; kendisini anadili ile ifade etmenin rahatlatıcı havası içerisinde küçüklüğünde görüp hatırladığı katliam günlerini anlattı.
Memet Karakuş: Yatıyorduk…Birden bire terteleciler bastı! Annem çamaşırları yıkıyordu .Babam Alican zengindir diye evvala bizim evi bastılar. Dört kişi idiler. Yükülüğün altında tavuk kurk olmuştu. Tavuk çırpınınca “ahan Alican orada yükülüğün altında!” deyip oranın altına girdiler.
Annem oradan kaçıp köy kadınlarının arasına karıştı. Onlar annemin suratına, tanınmasın diye, kurum sürüyorlar. Meğerki amcam Cano aşagıda mahzende imiş. Amcam dışarıya çıktı. Amcam babayiğit biri idi.Yeniköylü(Turk köyü B.N.) Hasan Çavuş’u altına aldı. Elini boğazına geçirip yere vurdu. Diğeri bir sefer ateş etti, ama tutturamadı. Amcam kadınlara ‘ne duruyorsunuz, niye üstüne binmiyorsunuz?’. Kadınlar üstüne atılıp altına alıyorlar…
Babam köyün yukarısında , Nahala Guran bölgesinde kendine bir mahzen(sığınak B.N) yapmış idi. Haykırışları duyan babam oradan çıkıyor. Kardeşim Sabri ağlayarak ‘Baba yetiş,amcamı öldürüyorlar’ diye bağırdı. Babam koşarak geldi. Tertelecilerden genç olanı kaçmayı becerdi. Kardeşim Use, diğer ağabeyim Sabri ile birlikte, adamı arkadan kovaladılar. Use büyük ağbimiz idi, fakat cesaretli değildi. Sabri evin yanındaki harkta kendini adamın ayaklarına atıyor. Adam bir sefer Sabri’yi kolundan tutup savuruyor. Ağbim Sabri çocuk idi, ama sakız gibi adama yapışıyor..
Neyse… onu oradan alıp getirdikten sonra dördünü birbirine bağlıyoralar. Babam bunları götürüp derede öldürdü. Sonra babam ‘durmayın şimdi köyü basacaklar!..’ dedi. Biz köyden çıktık. Müfreze köyü bastı. Babam ile amcam geride kaldılar.
Kardeşim Nuri’yi kalçasından vurup kemiği parçalamışlardı. Amcam Rıza’yı da omuzundan vurmuşlardı Onlar Kevreş’te(Karadaş’ta) çatışmaya girmişlerdi.
Gide gide Şuxlu’nın düzlüğüne vardık. Askeriye her tarafı sardı. Biz gidip dönüp dolaşıp gelip Xaskoy’e(Hasköy) girdik. Bir baktık ki küyümüzü alevler sarmış. Qoniqesi(Koyunkaya) yanıyor, Ağızger(Atlıca) yanıyor. Gökyüzüne ateş fışkırıyor. Karaçayır’ı, Karlık’ı ateşe vermişler. Hepsi alevler içerisinde.Tabii biz yüksek yerdeyiz. En sonunda köyde kimsenin kalmadığına kanaat getirince geceleyin çıkıp köye geldik. Açız, susuzuz. Dolaştık, dolaştık köyde bir dana bulduk. Danayı Amcam Mehmed Ali’nin tamamen yanmamış evinde kestiler. Ezize gil odunları üst üste dizip eti pişirdiler. Danayı yedik. Tadı hala dadamağımda . Aç ve susuzluktan nerede ise kendimizden geçiyorduk. Un çuvalları yanmış idi, ama yinede ortada yanmayan bir damar kalmış idi. O çuvalları balta ile kesip kesip ortada az beyaz un çıkarttılar. Unu hamur edip ekmek yaptılar. Ekmeği yedikten sonra babam bizi köyün dışına yer altında kazdığı mahzene götürdü. Diğer insanlar dağlara vurup Dersim’in yolunu tutmuştu.
Sonra dedem’in evine gitmek için Karlık(Qarlıx) köyüne gittik. Oraya vardığımızda topal osman çetelerinin Ortaköy, Kevreş, Kanisorık, Qelereşık’tan kadın ve çocukları toplamış olduklarını gördük. Efendim Lazlar oradı silahları çatmışlar. Biz tir tir titriyoruz. Lazların hepsi başlarına siyah başlık geçirmişlerdi. Onlar dereye gidip iki ihtiyarı getirdiler. Hesene Seyid ve Husene Seyid’i getirdiler. İkisini birbirine bağladılar. Biri kamasını çekerek Hesenê Seyid’in sırtına sonuna kadar batırdı. Adam öyle bağırdı, öyle bağırdıki… diğeri de çökerek iki üç sefer ateş etti. Her ikisini de yanımızda devirdiler.
Lazlar orada silahlarını aldılar. Bizi toplayıp sığır sürüsü gibi önlerine kattılar.. Belki 200-300 kişi idik. Hepsi de çoluk çocuk ve kadınlardan oluşuyordu. İçimizde yetişkin hiçbir erkek yoktu.. oradan Gırrık’a gittik… aşağı ve yukarı Gırrık’tan da kadın ve çocukları topladılar. Konak köyünde dereyi geçerken vurularak öldürülmüş delikanlıları gördük. Delikanlılar şişmiş. Kartal ve akbabalar üzerine konmuş; bir cesetten kalkıp diğerine konuyorlar. Biz bir taraftan ağlıyor bir taraftan da yürüyoruz. Neyse cesetleri geçtik. Bizi Cefan köyüne götürdüler. O insanların hepsini Cefolu Haydar Beg’in ahır ve samanlığına sürdüler. Kapıyı üzerimize kilitlediler. Topal Osman Cefolu Haydar Beg’in yanında idi. O daha önceden devletle ilişki kurmuştu.
-O Mıstıkan kabilesindenmiydi?
Memet Karakuş: evet onlar da Koçgiri’li. Neyse o geceyi orada geçirdik. Heyder Beg yalvarıp yakarmış ve demişki: ” Bu fakir ve fukaraları birak. Ne için onları öldüreceksin?”. Biz her an ateşe verilip yakılacağımızı bekliyoruz.. sabaha kadar aç ve susuz… Bağırıp yalvarıp yakarıyoruz…Aç ve susuzuz…Millet yer darlığından iyice sıkışmış. İçerisi çok sıcak. Susuzluktan ağzımız kilitlenmiş. Neyse sabahleyin kapıyı üstümüze açtılar. Dışarıda karla karışık yağmur yağıyor. Sokakta kirli bulanık bir su akıyor. Kalabalık çöküp o pis suyu içti.
Herkes dağılmaya başladı. Karlık’a geldik. Annem orada bize yenilecek birşeyler buldu. Biz sadece ekmek yedik. Paci’ye doğru yola koyulduk. Ardıçların bulunduğu mevkiden aşağı doğru indik. Değirmenin bulunduğu yerden Kızılırmağ’ın diğer tarafına geçtik. Meğerki babam bizi görmüş. Karapınar’ın yokuşunu çıkarken biri “çocuklar gelin! Çocuklar korkmayın gelin! ” diye haykırdı. Sabri “Aha! Babamın sesi geldi” dedi.Biz hızla gittik. Babam bizi saklanmak amacıyla yaptığı mahzene koydu. Kapıyı üstümüze kapattı. İçeride çıt dahi çıkmıyordu. İçeride ekmekte, su da vardı. Suyumuzu da içtik. Geceleyin annem ile babam bize erzak getiriyorlardı. Gündüzlüyin kimse dışarı çıkmıyordu. Kız kardeşim Gulistan çok ufak idi. Babam “huş!” diyince hemen sesini kesiyordu. Öyle babamdan korkuyorduki…öyle korkuyorduki.. Neler başımıza geldi…!
-Peki o seneyi nasıl geçirdiniz? Yiyecek, giyecek birşey yoktu. Un yoktu. Herşey yakılmıştı?
Mehmet: Sonra millet teslim oldu: Dersim’den adamlarımız geldi.
Hükümet onların gelişini serbest bıraktı.
OSMANLI SONRASI İLK İCRAAT: KOÇGİRİ KATLİAMI
Babamın dayısı Nair efendi’nin oglu olan Ali Yıldırım ile agustos 2011 yılında koyumuz Sıddıklar da sohbet etme imkanı buldum.. Nayır Efendi, amca çocuğu dedem Hasangazi, diğer amca oğlu Nazım amca ve Apé Dursun gibi ufak yaşlarda Koçgiri katliamı sırasında büyük ızdıraplar yaşamış isimlerden biri. Ali amca’nın oglu Bezat, TİKKO içerisinde iken karanlık bir şekilde katledildi. Ölüm Kürd’ü hiç yanlız bırakmadı. Dedeler ve torunlar! Değişik tarihlerde aynı kaderi paylaşan insanlar ve onların tarihleri…
Dersim katliamı ile ilgili tartışmaların yaşandığı bu günlerde, Koçgiri katliamı’nın sadece kısmi bir boyutunu konu eden bu sohbeti ; insaf sahibi insanlarla paylaşmak, demokrasi isteyen herkesin yararına. Yeterli tepki gösterilmemesi nedeni ile, Dersim katliamına Koçgiri katliamı ile açılan yoldan varılmıştır.
Bir noktanın altını çizmekte yarar var: Tek parti dönemini ve de o dönemin diktatörünü eleştirilemez bir tabu olarak görmeye devam etmekle gerçek bir ilerleme sağlanamaz. İttihad Teraki ve tek parti dönemi ile geliştirilen kültür ve terbiye Kürt muhalefeti de dahil herkesi değişik biçimlerde etkiledi. İki tarafta sivillere karşı hoşgörüsüzlük ve saldırganlığın nedeni öncelikle bu ‘ortak’ terbiyedir.

DEVAMI

http://www.alevikulturdernekleri.com/kocgiri-katliami/
------------------------------------------------------
YÜZLEŞİLMESİ GEREKİR....

bilgeyol 17.06.15 23:02

Cevap: TARİHTE bugün....
 
Alıntı:

bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 40859)
TARİHTE 18 HAZİRAN


1948 - BM, Uluslararası İnsan Hakları Deklarasyonu'nu kabul etti.

VİKİPED

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

10 Aralık 1948
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin Resmi Gazete ile yayınlanması yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması" kararlaştırılmıştır.
Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.


Birleşmiş Milletler Genel Kurulu;
İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu Bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkeler halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 4- Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır.

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.

Madde 7- Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin bu Bildirgeye aykırı her türlü ayrım gözetici işleme karşı ve böyle işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.

Madde 8- Herkesin anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.

Madde 9- Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.

Madde 10- Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.

Madde 11
1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.

2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal yada uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.

Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Madde 13
1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.

2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.

Madde 14
1. Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.

2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan veya Birleşmiş Milletlerin amaç ve ülkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz.

Madde 15
1. Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır.

2. Hiç kimse keyfi olarak yurttaşlığından veya yurttaşlığını değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 16
1. Yetişkin her erkeğin ve kadının, ırk, yurttaşlık veya din bakımlarından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır.

2. Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır.

3. Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur.

Madde 17
1. Herkesin tek başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı vardır.

2. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.

Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

Madde 20
1. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.

2. Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.

Madde 21
1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.

2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.

3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.

Madde 22- Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.

Madde 23
1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.

2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.+

3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

4. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Madde 24- Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.

Madde 25
1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.

2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır.
Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.

Madde 26
1. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.

2. Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.

3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.

Madde 27
1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.

2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28- Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.

Madde 29
1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.

2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.

3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.

Madde 30- Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.
-------------------------------------------------------
KAĞIT ÜSTÜNDE VAR OLAN,
UYGULANMASI İÇİN MÜCADELE EDİLMEYEN,
BU HAKLAR İÇİN MÜCADELE EDENLERİN,
EGEMEN İKTİDARLACA TERÖRİST YAFTASI YAPIŞTIRILARAK,
ÖTEKİLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR.

bilgeyol 18.06.15 22:56

Cevap: TARİHTE bugün....
 
Alıntı:

bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 40904)
TARİHTE 19 HAZİRAN

2006 - Şemdinli davası sanıkları astsubaylar Ali Kaya ile Özcan İldeniz, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 39 yıl 5 ay 10'ar gün hapis cezasına çarptırıldı. Ancak karar Yargıtay tarafından bozularak dosyanın askeri mahkemeye gönderilmesine karar verildi. Bunun üzerine Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyayı askeri mahkemeye gönderdi. Askeri mahkeme, sanıkları ilk duruşmada tahliye etti.
VİKİPED

Anasayfaya Dön
Karakter boyutu : http://www.yuksekovahaber.com/images/font_01.gif http://www.yuksekovahaber.com/images/font_02.gif http://www.yuksekovahaber.com/images/font_03.gif http://www.yuksekovahaber.com/images/font_04.gif

Şemdinli: Askerin taradığı yurttaşlar:
Amaç uyarı değil, açık bir katliamdı



Şemdinli-Yüksekova yolunda bulunan Akbal (Soranser) köyü yolunda kaçakçılara ait olduğu iddia edilen iki araca el koyan askerler piknikten dönen bir minibüsü de rastgele taraması sonucu 3 yurttaş yaralandı.
18 Haziran 2015 Perşembe 22:41
http://www.yuksekovahaber.com/images/other/takipet.jpg



http://www.yuksekovahaber.com/images...mdi-170182.jpg
Şemdinli-Yüksekova yolunun 15. kilometresinde bulunan Akbal (Soranser) köyü yolu üzerinde kaçakçılara ait olduğu iddia edilen iki araca el koyan askerler piknikten dönen bir minibüsü de rastgele taraması sonucu 3 yurttaş yaralandı. Olayda yaralananlar ile görgü tanıklarının beyanlarına göre, askerler Akbal köyü yolunda iki araca el koyduktan sonra, Nehri (Bağlar) köyünde piknikten dönen ve içi siville dolu olan bir yolcu minibüsünü de rastgele taradı. Askerlerin sivil araçları taraması sonucu Deniz Akbaş (17), Bahri Yılmaz (40) ve Sıtkı Fırat (22) adlı yurttaşlar yaralandı. Fırat ve Akbaş'ın tedavisi Yüksekova Devlet Hastanesi'nde devam ederken, ayak bileğinden vurulan ve aşırı kan kaybeden Yılmaz ise Van'a sevk edildi.

'Şans eseri can kaybı yaşanmadı'

Askerlin taramasıyla dizinden vurulan Akbaş'ın ağabeyi ve görgü tanığı Sadrettin Akbaş, olay esnasında piknikten döndüklerini söyleyerek, "Biz oradan geçerken kalabalık bir grup gördük yolda. Araçlar durdurulmuş etraf asker doluydu. İnsanlar 'bize yardım edin' diye bağırıyordu. Birileri mi vurulmuş diye araçtan inecektik. Mazot araçlarını falan taramışlardı. Araçların direkt ön kısmını ateş açmışlardı. Fatih diye rütbeli bir asker 'vur' emrini verdi. Askerler silahlarının yönünü havaya yöneltmişti, ama o vurun diye emretti. İnsanlar vuruldu yere yığıldı. Biz yere düşenlerin yanına koştuğumuzda rastgele bize de ateş açtılar. Yere düşenlere bile ateş açmaya devam ediyorlardı. Şans eseri can kaybı yaşanmadı" dedi.
http://www.yuksekovahaber.com/images/other/smd3-001.jpg
'Amaçları provokasyon ve katliam'
Olayın kaçakçılık bahanesi altında bir katliam planı olduğunu vurgulayan Akbaş, "Bir minibüse 16 kurşun isabet etti. O araçtakiler inmeseydi, bir katliam olacaktı. Direkt öldürme amaçlı yolcuların oturduğu yerlere ateş açtılar. Bunun tek amacı açık bir katliamdı, başka hiçbir şeyle alakası yok. Allah bizi kurtardı. İnsanlar araba arkalarında tekerlek arkalarında kurtuldu. Bir katliam planlanmıştı. Geçen gün yine rastgele sivil araçları takip ettiler. Keskin virajlarda aniden duruyorlardı, maksat kaza olsun sıkıntı çıksın. Olay çıkarmak istiyorlar, provokasyon peşindeler. Dün gece devreye koydular bunu" diye anlattı.
Subay: Selocanınız gelip sizi kurtarsın!
Şemdinli bölgesinde özellikle seçim sonrası askerin baskısını had safhaya çıkardığını aktaran Akbaş, "Seçimlerden sonra her yola panzer koydular. Her yerde askeri abluka var. Yine İrfan adında rütbeli başka bir subay ise gelen gidene sıkıntı çıkarıyor. Geçen gün bir tanıdığımızın arabası oradan geçerken, sudan sebeplerle sıkıntı çıkarmaya çalışmışlar. O subay demiş ki 'Bundan sonra bizim elimizdesiniz. Selocanınız gelip sizi kurtarsın!' Zaten dün akşam da 'Ne istesek onu yaparız, siz bizim elimizdesiniz' dediler. Yani diyorlar biz sizi vuracağız bakalım kim gelip sizi kurtaracak" ifadesinde bulundu.
'Uyarı değil, öldürme amaçlı'
Görgü tanığı S.A. ise olayı şöyle anlattı: "Rastgele halkı taradılar. Bize ateş açtılar. Sonra 'PKK ateş açtı, kendi kendilerini vurdular' diyeceklerdi. Yaralananlar da zaten kaçakçılıkla alakası yok. Sivil minibüsün içindeydiler. Araçları durdurmuşlardı ama insanlar yolda birikince aniden ateş açtılar. Yaralıları taşımamıza bile izin vermediler. Ambulans geldiğinde yaralıları zorla ellerinden kurtardılar. Herhangi bir şekilde uyarı amaçlı değil, direkt öldürme amaçlı. Provokasyon amaçlı. Tek dertleri buydu" diye konuştu.


Kaynak: http://www.yuksekovahaber.com/images/news_source/12.jpg
-------------------------------------
HUKUKUMUZUN REZALETİNİ,
GÖZLER ÖNÜNE SEREN BU DAVA,
OTORİTER DEVLET ANLAYIŞININ DAYATMASI,
TEKCİ ZİHNİYETİN ESERİDİR...


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:32.

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2