Sponsor Reklamlar



 
Seçenekler
Alt 08.11.13   #31
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


saka duası



“Destur-u Pir... Bismişah...
“Biz Her canlıyı sudan yarattık”
Tüm dertlere derman, içenlere ab-ı hayat olsun.
Selam olsun İmam Hasan Şah Hüseyin’e
Ve İmam Hasan Şah Hüseyin’in evlâdına!..
Lanet olsun İmam Hasan Şah Hüseyin’in katillerine
Ve onların izinde gidenlere!..
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin
Derdimize senden derman eyle derman ya Hüseyin!..
Gayriye muhtaç kılma aşıkanı eleman
Sen medet kıl bizlere her vakit her an ya Hüseyin!..
Sad Hezaren lanet olsun ol sapıtmış güruha
Ki şehit kıldılar onlar seni ya Hüseyin!..
İsmi pak'ın hürmetine zikredeni koyma zulmette
Ver muradın gözü kan yaş ağlayanın ya Hüseyin!..
İznin ile su getirdim aşkına vermek için
Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat ya Hüseyin!.."
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 08.11.13   #32
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.11.13   #33
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.11.13   #34
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Yol Kavramı

ŞERİAT’TAN HAKİKATE
Gece üstadıma sordum kaç kez
‘’Bana bildir bu Cihan sırrını tez’’
Gülerek verdi cevap üstadım
‘’ O ki ancak bilinir söylenmez’’
Mevlana

Yol’un evveli nur’dur. Nur Alem-i ummanda bir kandildir, yolcu nur’dan vucut buldu, yolu yürüyüp ,sır perdesini aralayıp bilinmeyenin sırrına varıp tekrardan Nur’a kavuşa bilmek için.

Yol güzeldir, geniştir, bu yol öyle bir yol’durki yolda yürümek isteyenleri ayırmaz, yol için yolda yürüyenlerin hepsi birdir, eşittir, hızlı yürüyeni de ,yavaş yürüyeni de, yolda tökezleyip kalanıda, yolu kendilerine maske edinmiş, yolu çıkarları için bir araç gibi kulananlarıda, yola başlarken ayırmaz. Hepsi başlangıçta birer yolcudurlar, içten pazarlıklı olanlarda, yürekleri tertemiz olanlarda hepsi beraber yolun başındadırlar.

Yol herkese kucak açmış, yola girmek isteyenler yolda yürümektedirler,yolun kuralları, işaretleri, dikkat edilmesi gereken yönleri vardır. Yolcular yolda ilerledikçe yolun kurallarına uymayanlar yolun dışında kalırlar. Umduklarını,içten pazarladıklarını yolda bulamayanlar yollarını ana yoldan ayrılan kollara yönlendirirler. Nasıl olsa gidilecek yönler boldur.Kimilerin çıkarları halen yoldadır,’’ Kendilerini, yolcu olmadıklarını,yolun kurallarına sadece çıkarları için uyduklarını’’ saklamayı iyi bilirler. Bu tip yolcular güzel sözlerle, hamasi nutuklarla, yeminlerle, yolda ki dürüst insanları kendilerine hayran bırakırlar.Zan edilirki “bu yoldan olmayan yolcular’’yolun gerçek yolcularıdır.

Be hey kardeş yolumuza
Gidemezsin demedimmi
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedimmi
Pir Sultan

Yol uzundur, ömür boyu yürümek gerekmektedir. Gerek insani, gerekse diğer koşullar, yolun kuralları ve uzunluğu yolcular uzerinde etkisini göstermeye başlamıştır. Başlangıçta hevesle, şevkle başlayanlar yavaş yavaş tökezlemeye,yorulmaya veya ayrı yollara yönelmişlerdir.yolcuların sayısı her geçen gün dahada azalmaktadır. Dökülenler, tökezleyenler,yorulanlar, ayrı ara yollara yönelenler, nedeni sorumluluğu yola yüklerler kendilerinin hiçbir hatası, eksiği, yanlışı yoktur, yol bu kadar uzun ve kural sahibi olmasaydı kendileri de bilahare bu yolda yürüyebilirlerdi,

Yol uzunluğunun yanında gitgide daralmaktadır. Kuralları,yasaları dahada ağırlaşmaktadır artık başlangıçtaki yola benzememektedir ilaki uyulması gereken katı kuralları, aşilması ve geçilmesi gereken dar geçitleri, dar boğazları vardır, üstelik yol artık yolculardan fedakarlık,özveri ve samimiyet’de istemektedir şimdiye kadar aldıklarını, öğrendiklerini iyi değerlendirenler,çaba harcıyanlar, görüp geçirdiklerinden dersler aldılar, tecrübelerine yeni tecrübeler kattılar, yolun tüm zorluklarına ve inceliklerine katlanarak yürüdüler.Gün geldi yeni bir noktaya vardılar,harcanan emekler harmanlanmıştı öbek,öbek yığın ,yığın.Yel sakindi, okşar gibi dokunuyordu ,Turnalar semah’a kanat vurdu şiddetlendi,çöpler,samanlar yel’e kapılıp savruldular geriye taneler kalmıştı. Şimdi herşey daha net, daha şeffaftı, geriye kalanlar gurur’dan ,kibir’den hırs ve tamah’tan arınmış yeniden doğmuşlardı,Benlik yurdunu terk edenlerin yolu üzerinde bir kapı vadır, kapı’dan öbür tarafa geçmek için uğraştılar ama geçemediler, yola devam etmeleri gerekti, tekrar tekrar denediler, baktılar olmuyor. Eşiğin öbür tarafına geçmek, kendilerini, şimdiye kadar öğrendiklerini aşıyordu, derken önlerine yolun önceki yolcularından yolu yordamı iyi bilen biri çıktı, yolun yolcularını aldı bir Nehir kenarına getirdi, dupduru ve berrak bir nehirdi. Hepsi nehire girip tertemiz yıkandılar sonra yandaki sütbeyaz akan çeşmenin başına gelip suyundan içtiler. Çeşmenin başında su kapları vardı Rehberleri onlara herkesin kendisine bir kap seçmesini ve suyla doldurmasını söyledi, öyle yaptılar herbiri kendince bir kap seçti,suyla doldurdu tekrardan eşiğin önüne geldiler. Şimdi yanlarında yolu bilen vardı.Yolun sahipleri,yolun uluları bu ince uzun bir şerit gibi görünen yolu büyük bir ustalıkla ,büyük bir marifetle oya gibi işlemişlerdi, herşey yerli-yerindeydi, işlenen her renk, her nakış,uygulanan her kural yola çokça yakışıyordu .Bütün bunlara rağmen bu yolu yanlız başına yürümek olanaksızdı. İllaki bir can yoldaşin olması şarttı, ömrün yettiği yere kadar senliği beniği yokeden bir can yoldaşı. Her can kendine bir can seçti , yoldaşlar yol bilenin yanında yanyana dizildiler, ellerini göğüslerine alıp boyunlarını büktüler, yolu bilen, öğütte, nasihatta bulundu, yolun zorluklarını, kurallarını, olmazsa olmazlarını anlattı, hepsi sesiz sakin ve edep içinde ayakta dinlediler, söylenenleri Eyvallah diyerek kabul ettiler.

Yolu bilen , can kardeşleri elele tutuşturdu, kendiside en öndekinin elini tuttu , boynunu hafifçe öne eğdi, büyük bir nezaket ve saygı içindeydi. Bismişah …..diye söyledi .eşikten öbür tarafa yolu yürümek isteyen canlar vardır diye seslendi ,görünürde kimse yoktu, üçüncü tekrada Eşiğe niyaz ederek öbür tarafa geçtiler her halinden yolun bilgelerinden olduğu belli olan nur yüzlü ,kemalete ermiş bir can vardı karşılarında , yan tarafta büyük bir ocak, alevleri harıl harıldı, çerağlar aydınlatıyordu her yeri, saflar halinde oturuyorlardı ayrılık-gayrılık yoktu içlerinde mekan birdi, birlik olmuştu mekandaki herşey. Bilge can derinden gelen bir sesle , Gelmeyin-Gelmeyin-Gelmeyin, diye tekrarladı…

Bu yol ateşten gömlek, demirden leblebidir….Ateşten gömleği giyenler, demirden leblebiyi yiyenler…. beri gelsin. Canlar hep bir ağızdan Allah eyvallah dediler, dize gelip, toprak anaya alınlarını değdirdiler, Makamdaki can, Secdeniz,ikrarınız kabul olsun……….Boz atlı hızır yardımcınız olsun…..Gerçeğe hüüüü …elini canların sırt’larına dokundurdu.

Yol uludur, yol uzun-ince,inişli-çıkışlı da olsa, dar geçitleri, aşılması zor engelleri de olsa yol uludur. Çünkü yolun yol olması için, gönül verenlerin amaçlarına ulaşabilmeleri için yolun böyle olması gerek, bundan ötürü eksiklik-hata, yanlış yolda yoktur. Yola girenler herşeyiyle yolu kabullendiler, varsa hata ve eksiklikleri yolda değil, yolcularda aramak gerek.
Yolun engelleri, yolu bilenler için değil, bu engelleri ortadan kaldırmak onları aşmak için sadece ve sadece kurallara uymak,nefsine olanak tanımamak ve verdiği ikrara sahip çıkmakla mümkündür, Bundan gayrı yolun zoru yoktur.

Yolda gaza vardır,savaş vardır.Hemde en büyük düşmana karşı.Bu savaş yolda kalıp kalmama mücadelesidir, düşman çok güçlüdür,her türlü kötülüğü yapmaya muktedirdir, böylesi güçlü olan düşmana karşı,akıl,mantık,irade ve vicdan silahları kulanılarak sabır taşı olmuşçasına amansız bir savaş verilir. Düşman tam anlamıyla ortadan kaldırılana kadar. Bu savaşta kaybedenler yola devam etme şansını yitirirler.
Yol çok güzeldir, her şey alımlı ve cazıbelidir. Bütün bunlar yolcuları cezbediyor, Eline , diline, beline-İşine-Aşına-Eşine, sabırlı olanlar, gonül gözü ile bakanlar bildiler, sakındılar. Görünüşe kananlar oldu, verdikleri söze sahip çıkmak kimilerine zor geldi. Bunca güzeliklerden kendine ait olmayana dokunmamak, kimileri aştı. içlerinde, gönül evlerini ilahi Aşk ile dolduramayanların,kül’lenmiş ama yok olmamış Ben`leri içerden olnarı dürtüklüyordu, aklına değilde nefsine uyanlar dayanamayıp, yolun kurallarını ihlal ettiler. Bu ihlalin farkına varanlar tekrardan Yol bilene başvurdular. Rızalık Nehrinde tekrardan yıkandılar ve yollarına devam ettiler. İhlal’i büyük olanlar Yolun yolcuları ve bilenleri tarafından “yeniden başlamaları için” yolun bir yerinde dışarıya atıldılar.

Gel gönül incinme bizden
Kalsın gönül yol kalmasın
Evvel âhır yol kadimdir
Kalsın gönül yol kalmasın
Bahçede açılan güldür
Hakk’ı söyleyen de dildir
Pes ezelden yol kadimdir
Kalsın gönül yol kalmasın
Başındadır altın tacı
Budur erenler miracı
Keskindir yolun kılıcı
Kalsın gönül yol kalmasın
Ey divane ey divane
Âşık olan kıyar cane
Hatayi’m der taç u hane
Kalsın gönül yol kalmasın

Yol sabır demekti , emek demekti. Bahçıvancılık yapmak, gül yetiştirmek demekti. Yolcular canla başla işe koyuldular.Ariflerin bahçesinde Gül yetiştirmek kolay bir iş değildi. Emek, sabır, alın teri,sevgi isterdi, dikenlerine katlanmak lazımdı.Güle aşık olmak, gülün Bülbülü olup dalında aşkını dile getirmek,nazına,hasretine karşı kanıyla gülü kızıllaştırmak gerekti.

Geride küçümsenemeyecek bir Yol katetmişlerdi. Bu etapta emekleri tohuma durmuş,alınterleri ile sulanmış, sabırları ıle yetişdirdikleri çiçeğe durmuşlardı. Arada çiçeksiz kalanlar olsada ortalık bir çiçek bahçesine dönmüştü.

Emek sarfedenler, emeklerinin sonuçlarını görünce mest olmuşlardı. Artık her şey daha değişikti. Gizli saklı yoktu. Toprakla haşır, neşir olanlar, toprağın bereketini, sabrını ve analığını kabul etmişlerdi.Toprak olunmalıydı.

Emeğin çiçeğe durması, onları durdurmadı. Daha fazla bir çaba, bir emek lazımdı. Çiçek meyveye dönüşecek, olgunlaşacak, yenir bir hale gelecekti.

Yol aydınlıkti. Güneşin aydınlığını yüreklerine öyle bir indirmişlerdiki, güneş içlerinde idi, Bu aydınlık ilimdi, irfandı, beceriydi. Gün geldi, çiçek meyve’ye dönüştü. Meyveler yalnız yoldakiler için değildi. Bütünün payları vardı. Herkes kendi payına düşeni aldı. Yetinilmedi, durulmadı, devamı gerekiyordu, daha iyisi daha güzeli için. Bilinenleri öğretmek bilinmeyenlere ışık tutmak, her tarafı ilim ile, irfan ile sevgi ile aydınlatmak gerekiyordu. Bunların hepisi yoğun bir emek ve çaba sonucu harmanlanan, Yolun marifetleriydi, erdemleriydi. Şimdi dört yönü bu erdemlerlen, bu marifetlerlen bezemek, donatmak lazımdı. Durmak yoktu, süreklilik vardı. Yolun erdemine, marifetine malik olanlar bir ışık haline gelmişlerdi. Her nerede olurlarsa olsunlar, etrafına ışık saçıyorlardı. Her biri birer mum olmuşlardı. Eriyerek etrafını aydınlatıyor, nurlandırıyorlardı. Gönülleri Rızalık Kapısı olmuş,Kemale ermiş tüm noksanlıklarından arınıp, giz perdesinin arkasındaki gerçeğe varıp Pişmiş ve yanmışlardı.Yüreklerini ilahi aşkla doldurmuşlardı,parçalar yanyana gelmiş Bütün, görünür olmuştu, var olan herşey o büyük bütünün tozlarıydı, tancikleriydi, Yol eri de bu taneciklerden biriydi nereye baksa kendini görüyordu,her ne var’idiyse kendisindeydi.

Kaınatın aynasıyım
Mademki ben bir insanım
Hakkın valık deryasıyım
Mademki ben bir insanım
Daimi

Yolun başlangıcında aradıkları, bulmaya çalıştıkları o küçücük inciyi sonunda bulmuşlardı. Bir ömür tüketip aradıkları inciyi kendilerinde bulmuşlardı. Evet, o güzel inci gönül evlerinin bir köşesinde idi. Bunca emekten, bunca yolculuktan sonra, ancak kendi gönüllerinin içini dolaşabilmişlerdi. O yüce gerçek kendi yüreklerindeydi. Artık Yol ile Yol, Hak ile Hak olunmuştu. Hiçlik meydanına varılmış, birlik dolusu içilmiş …

Mest iken bir gün varıp üstadıma
Söyledim ‘’ Varlık nedir, Yokluk nedir’’
Şöyle dur, Halkın ezasından uzak
Var ve Yok, insan için bir Perdedir.
Mevlana

….Zaman gelmişti…
Simdi yeni bir başlangıcın zamanıydı. Tekrardan geldiği yere dönme zamanı. Belkide günün birinde Yola yeniden emek vermek için.

Müslüm KAYA ……………………
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.11.13   #35
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Dört Kapı Kırk Makam
Dört Kapı Kırk Makam düstüru ile (ilkeleşen) insanı “İnsan-ı Kamil” (olgun insan) olmaya taşıyan ilkeleri Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli tespit etmiştir. Bu ilkeler aşama aşama olup insanı olgunluğa götürür. Ulu Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli bunları şöyle özetlemiştir: “Kul, Tanrı’ya Kırk Makam’da erer.. ulaşır.. ve dost olur.
Sırayla Şeriat, Tarikat, Marifet ve Sırr-ı Hakikat olan bu kapıların her birinin 10 makamı vardır.
Her Can bu dört kapı (Çar, Bab – İlim Şehr’ine giren kapı) ve bu dört kapı içinde kırk makamdan geçerek, ruhunu ve benliğini erdemli hale getirerek İnsan-ı Kamil olur.
ŞERİAT MAKAMLARI:
  1. İman etmek
  2. İlim öğrenmek
  3. İbadet etmek
  4. Haramdan uzaklaşmak
  5. Ailesine faydalı olmak
  6. Çevreye zarar vermemek
  7. Peygamberin emirlerine uymak
  8. Şefkatli olmak
  9. Temiz olmak
  10. Yaramaz ve sakıncalı işlerden sakınmak

Şeriat Kapısı’nı ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
Kendi öz benliğini kötülükten arıtmayan, gelişmemiş, olgunlaşmamış insanın, din kuralları ve yasalar zoruyla eğitilmesi, kişilere ve topluma zarar verecek hareketlerde bulunmasına meydan verilmemesidir.
TARİKAT MAKAMLARI:
  1. El almak / Tövbe etmek
  2. Mürşidin öğütlerine uymak
  3. Temiz giyinmek
  4. İyilik yolunda çalışmak
  5. Hizmet etmeyi sevmek
  6. Haksızlıktan korkmak
  7. Ümitsizliğe düşmemek
  8. İbret almak
  9. Nimet dağıtmak
  10. Özünü fakir görmek

Tarikat kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
İnsanın kendi öz iradesiyle hiç bir dış zorlama olmadan her türlü kötülüğü benliğinden kovabilmesi, elinden gelebilecek tüm iyilikleri hiç kimseden esirgememesi aşamasıdır.
MARİFET MAKAMLARI:
  1. Edepli olmak
  2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
  3. Perhizkârlık (İsraf ve müsriflikten kaçınma)
  4. Sabır ve kanaat
  5. Utanmak
  6. Cömertlik
  7. İlim öğrenmek
  8. Hoşgörü olmak
  9. Özünü bilmek
  10. Arif olmak (kendini bilmek)
Marifet kapısını ve makamlarını şöyle özetleyebiliriz:
Duygu ve ilimde en yüksek düzeye ulaşmak, tanrısal sırları fark etmektir.
HAKİKAT MAKAMLARI:
  1. Alçak gönüllü olmak
  2. Kimsenin ayıbını görmemek
  3. Yapabileceği hiç bir iyiliği esirgememek
  4. Allahın her yarattığını sevmek
  5. Tüm insanları bir görmek
  6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek
  7. Gerçeği gizlememek
  8. Manayı bilmek
  9. Tanrısal sırrı öğrenmek
  10. Allahın varlığına ulaşmak
Hakkı görmek, zaman ve mekân üstü Tanrısal Dem’in kudreti içinde Devr-i Alem’e dönmektir

alevilerin sitesi
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.11.13   #36
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Enelhak

Hallac-ı Mansur’un Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta görme; Hak ile Hak olma. anlamında söylediği söz.
Hallac-ı Mansur’un, insanı-Tanrıyı-doğayı bir bütün olarak gören inançta sevgiyi temel alan ve herşeyi insanda arayan bu öğretisi, Alevi-Bektaşi inanç ve öğretisininde temeli olmuştur.
Mansur’un Enel Hakk düşüncesini, şeriata aykırı gördükleri için astılar.
Anadolu Aleviliğine ve erenlere önemli etkisi olan ünlü düşünürlerden Ebül vefa Hallac-ı Mansur’u yargılayan mollalara söylediği sözde oldukca anlamlıdır
Mansur Enel Hakk demeyipte Enel Batıl mı; yani ben gerçek değilim mi deseydi.
alıntı
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.11.13   #37
kalendercan
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2013
Nereden: ankara
Mesajlar: 20
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


BİLGE YOL YAZMIŞ

saka duası “
Destur-u Pir... Bismişah...
“Biz Her canlıyı sudan yarattık”
Tüm dertlere derman, içenlere ab-ı hayat olsun.
Selam olsun İmam Hasan Şah Hüseyin’e
Ve İmam Hasan Şah Hüseyin’in evlâdına!..
Lanet olsun İmam Hasan Şah Hüseyin’in katillerine
Ve onların izinde gidenlere!..
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin
Derdimize senden derman eyle derman ya Hüseyin!..
Gayriye muhtaç kılma aşıkanı eleman
Sen medet kıl bizlere her vakit her an ya Hüseyin!..
Sad Hezaren lanet olsun ol sapıtmış güruha
Ki şehit kıldılar onlar seni ya Hüseyin!..
İsmi pak'ın hürmetine zikredeni koyma zulmette
Ver muradın gözü kan yaş ağlayanın ya Hüseyin!..
İznin ile su getirdim aşkına vermek için
Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat ya Hüseyin!.."
SEVGİLİ BİLGE YOL CAN
BAZI KISIMLARINI NACİZHANE DÜZENLEDİĞİM
ANADOLUDA CEMLERİMİZDE OKUDUĞUMUZ SAKKA SUYUNU BİLGİLERİ OLMASI ÜZERE TÜM ALEVİ CANLARA SUNUYORUM ALLAH EYVALLAH
Cemde 12 hizmetin en son hizmeti olan Sakka suyu dağıtımı için görevli elinde bir tas su ile meydana çıkar dara durur ve
DEDE ‘ye GAYRİ HİMMET PİRİM der
Dededen icazeti alan sakacı ilk şu ayeti okur
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
<-Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).SECDE-8:
<-Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).SECDE-8

Saka bu ayeti okuduktan sonra gece yapılan ibadetin önemini belirten İnsan süresi 25 ve 26 ‘ncı ayetlerini okur
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
<-Vezkurisme rabbike bukreten ve asîlâ(asîlen). Ve minel leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavîlâ(tavîlen). İNSAN SURESİ (25-26 )
<<-Ve Rabbinin ismini sabah ve akşam zikret.Ve artık, gecenin bir kısmında’da O'na secde et. Ve geceleyin uzun uzun O'nu tesbih et.(İNSAN SURESİ (25-26)
Gerçeğe Hüü!



Destur-u Şah,

Allah Allah!
Nurdan kadeh elimde,
Sakidir Kevser Gölünde.
Şah Hasan-Hüseyin kavlinde,
Ey şems-i din, gam yeme.
Şükürler olsun bu deme.
Salavatı dilden koyma.
Verelim Muhammed Mustafanın gül cemaline Ve Ehl-i Beyt'ine salavat.”

ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE ALA ALİ MUHAMMED

ALLAH ALLAH
Din Muhammed dinidir
Salli ala seyyidina
Nazik cemaline
Derim Kevser suyunu verenler aşkına
Şahım ali hem saki ,hem baki.
Hem sakka,Hem şehsüvar,
Hem nefsi resulullahtır.
Kainatın aynıdır.
Kimseler bilmez bu sırrı
Hak bilir pervendigar
Arş yarıla çıka gele düldür
Ebr ile hem bile
Ey havariç gel yola hakkı dinle .
eyleme şaha inkar
ya ali çeşmi beden saklasın Halık seni
O gevher harmanında sen kalıpsın yadigar
Dedilerki şu cihanın nuru kimdir
Kim ola Şah hasan şah Hüseyin
Ali aba adı kaldı girdigar
Biz şahın mecnunuyuz
Şah bize Leyla göründü
Eşiğinde bunca yüz yıl
Olmuşuz tozlu gübar ya ali
Cömertler cömerdi sensin
Ey emiril mümin
Cömertliğin şanı budur
Dedi kamber sofra ser
Hasandır nuru çeşmim
Hüseyni kerbelanın askeriyim
Tevella kılmışım ali abaya
Ey havariç gözlerinin hançeriyim
Hakikat ehlinin ser defteriyim
Şah hatayim, sen bu vasfı söyle gel
Ya ali şanına gökten okundu
La fetta illa ali la Seyfe illa Zülfikar
Duvazda imam ,çarhta masumu pak
Mey olsun içenlere
Rahmet olsun geçenlere
Her gadayı,her belayı
Def eylesin perverdiğar

Şahı merdan , sırrı Yezdan ,merdi meydan
Pişivansın ya ali senden medet
Hasan aliye
Hüseyin veliye
Hurşidi cihan
Ahmedi muhtar
Haydarı kerar
Sadık selmanı pak
Kerbelayı deşti kamber
Ser verenler aşkına
Derim pirim sakka ya ali
Hü diyelim içenlere .
Rahmet mümine
Lanet yezide

Gözüm yaşım sebil ettim
Pirim sakka ya Hüseyin
Pirim sakka ya hüseyin
Pirim sakka ya Hüseyin
ocağa üç defa suyu dökerken

Ya Allah ya Muhammed ya Ali ,der

Bir yudum su veririm İmam Hasan , imam Hüseyin aşkına"

HÜ AŞK OLSUN İÇENLERE
RAHMET OLSUN GEÇENLERE
YUH MÜNKİRE LANET YEZİDE
GÖZÜM YAŞIM SEBİL ETTİM
PİRİM SAKKA YA HÜSEYİN

Dedeye ve dedenin solunda oturan falakadaki üç cana verdikten sonra karşıdaki

Dedebabaya içirir.ve falakadaki tüm canlara sıra ile içirirken
mersiyeleri okumağa devam eder.

Nur ola, sır ola, kalbe gevher ola.Dertlere deva, hastalara şifa, borçlara eda ola. Dil bizden, kerem Hazret-i Hüseyn-i Kerbela’dan ola.

HÜ AŞK OLSUN İÇENLERE
RAHMET OLSUN GEÇENLERE
YUH MÜNKİRE LANET YEZİDE
GÖZÜM YAŞIM SEBİL ETTİM
PİRİM SAKKA YA HÜSEYİN

SAKKA İMAM HÜSEYİN İÇİNDE BİR AĞIT OKUYABİRLİR GENELDE DEDEMOĞLUNUN
İMAM HÜSEYİNE YAPILAN ZULUMATA
GÖKTE MELEK YERDE İNSAN AĞLADI
GİDİ MERVAN ELLERİNİ DOĞRADI
GÖKTE MELEK YERDE İNSAN AĞLADI

KESTİ BAŞIMI BİR MERVAN ZALİMİ
O BİLMEDİ NE OLACAK HALİNİ
AY TUTULDU GÜN DÜŞÜRDÜ NURUNU
GÖKTE MELEK YERDE İNSAN AĞLADI

KESTİLER BAŞIMI ORTAYA KOYDULAR
AH HÜSEYİN VAH HÜSEYİN DEDİLER
ZÜLÜFLERİMİ ALKANLARA BOYADILAR
GÖKTE MELEK YERDE İNSAN AĞLADI

BİR YUDUM SU VERMEDİLER ONA GÜRKANA
YEZİDLER İÇTİLER KANA KANA
ÇOK FİGAN EYLEDİ ŞEHRİBAN ANA
GÖKTE MELEK YERDE İNSAN AĞLADI

DEDEMOĞLU BAK ŞU YEZİDİN İŞİNE
ASKERİNİ KATMIŞ GELMİŞ ÜSTÜNE
BÖYLE ZÜLÜM YAPILIRMI ALİ OĞLUNA
GÖKTE MELEK YERDE İNSAN AĞLADI


Sakka tekrar dedeye gider ve dede ona (sakkaya ) suyu içirir.

Tekrar sakka dara durup

Sad hazaran lanet olsun
Ey münafık senin canına
Ben demedim bunu
Hak buyurdu senin şanına
Ümmetiyim dersin
Salavat verirsin muhammede
Aliye ne amel ahdine peymanına
Ali hazretlerinden adavatı kesmedin
Ey havariç şefaati kimden umasın
Yuh senin cürmüne isyanına
Senki elli kere hacca gitsen
Kabul olmaz tavafın
Arafatta kurban kessen
Kurt düşer kurbanına
Ey azazil Ahsen-i Takvim’i inkar eyledin
Yuh senin o çürük fasık imanına
Lahmike lahmi
Demmike demi
Cismike cismi
Ruhike ruhi hadisine
İnandın iman etmedin
Ta o zamandan beri
Karışmadı kanım kanına
Şah hatay 'ım sen şahı sevenlerden ol
O şah keremler kanidir
Kalmaya fil cümlemizin noksanına
Derim urum erenlerinin aşkına
Kerbelada susuz can verenler aşkına
Geçmisiz biz can ve başdan yolumuz aşkına
Gözüm yaşın sebil ettim şah-î şehidan aşkına".
Hakkı can gözüyle görenler aşkına
Ya ilahi muradımızı ver
İki cihan serveri Muhammed Mustafanın aşkına
Saki Kevser aliyyel murtezanın aşkına
Hem Hatice Kübra ,fatıma-tu Zehra , hayrünnisanın aşkına
İmam hasan şah imam Hüseyin deşti kerbela aşkına
İmam Zeynel aba, Muhammed bakır
İmam Caferi sadık ,musa-i kazım ,Alirızanın aşkına
İmam taki, Ali naki ,hem hasanül askeri
İmam Muhammed mehdi sahip livanın aşkına .
On dört masumu pak ,on yedi kemerbestler aşkına
Erenlerin ,ermişlerin
Evliyanın ,Enbiyanın aşkına
Hazreti hünkar hacı bektaşı veli aşkına

Sonsuza kadar içilsin ,dökülsün,saçılsın
Ali abanın aşkına
Ey canlarım gardaşlarım
Mümin müslüm bacılarım
Allahı bir bilelim
Ali abayı sevelim
Verelim muhammedin gül cemaline salavat
ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN
VE ALA ALİ MUHAMMED



Sakka ocağa gider bir avuç suyu havaya atıp

GÖKTEN HAYIRLI RAHMET .YERDEN FEYZİ BEREKET VER ALLAH der ve
Sakka dedeye varır ve bir tutam suyu yüzüne doğru serperek diğer tüm canlara serperken
Cenneti aladan gelir bu su
ey canlarım kardaşlarım mümin müslüm bacılarım
Üstüne düşen kurtulur
Cehennemin narından

Vasıl olan dökülür imam hüseyinin
Gözünün yaşından
Üstüne düşen kurtulur
Cehennemin narından

Ya ilahi şefaat kıl zerresi üstüne düşene iki cihanda muradlarını ver Allah Allah
Tüm cemde bulunan canlara serper sonra gözcüye tası verir gözcüde ona serper ve sakkacı
dedeye doğru dara durup :
Evveli hû diyelim,
ahırı hû diyelim,
Lânet Yezid’in canına
gerçeğe hû diyelim.

Hatayım handan gelir, ceset candan gelir,
Bu yola meyil veren ser verir, serden gelir.

Hatayım uluya gider,
Uludan uluya gider,
Gafil olman Erenler,
Bu yol Şah-ı Merdan Ali’ye gider.

Hatayım hak çağında,
Hak gönül alçağında,
Yüz bin Kâbe yapmaktır
bir gönül kapısında.

Hatayım han oğludur,
edep erkân yoludur
Bu yola meyil vermeyen
Şimir Mervan oğludur.

SAKKACI ERENLER MÜRVET DER DEDEDEN HİZMET DUASINI ALIR VE YERİNE OTURUR
ALLAH EYVALLAH
Sponsor Reklamlar


Konu kalendercan tarafından (12.11.13 Saat 22:58 ) değiştirilmiştir.
kalendercan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.11.13   #38
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Degerli kalendercan,

saka duasını,

alevi sitelerinde alıntıladım bu konuda donanımlı bilgiye sahip olmamakla beraber bilgilendirme amaçlı alıntıdır.,

bilginize sunarım.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.11.13   #39
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Alevilikte Rızalık

Tanrıdan gelen her şeyi gönül hoşluğuyla karşılama.
Tanrının hoşnutluğunu, onayını kazanma.
Kişinin kendisi ile barışması olarak algılanan Pir-Mürşit önünde başı secdede iken kendi özüyle hesaplaşması.
Kişinin toplumla barışması olarak algılanan, eline, beline, diline sahip olması durumu.
Hakk-Muhammed-Ali yolu bir rıza kapısı olarak inanca taşınır.

Rıza üç türlüdür
1. Kişinin kendisi ile rızası.
Pir didarı’nda başı secdede iken kişinin kendi özüyle hesaplaşmasıdır, kendi kendini yargılamasıdır.Bu anlamda secde bir aynadır sufi aynada kendini görecek, kendisiyle baş başa kalacak,eğer bir suçu, hatası, eksikliği varsa kendini ele verecektir.
2. Kişinin toplumla rızası:
Eline beline diline sahip olmakla gerçekleşir. Kısaca Edep olarak algılanan bu üç mühür kişiyi kötülükten uzak tutar. Bunu gerçekleştiremeyen Can hiç bir zaman kendi özüyle doğru yolda buluşamaz.
3. Kişinin Hakk-Muhammed-Ali yoluna hüsnü rızası:
Kişi bu yola, inanç ve itikatla zorlanmadan kendi rızası ile girer. Yola rıza ile giren can, yolun gereklerini severek, inanarak yerine getirmek durumundadır. Yola giriş malı mala, canı cana katmak anlamına gelen musahiplikle başlar. Toplumda razı olursa, kişinin kendi özüyle rızası gerçekleşir. Böylece üç rıza birleşmiş, el ele, el Hakka ulaşmış olur.
İMAM CAFER SADIK BUYRUĞU'NDAN
RIZA ŞEHRİ
Bir zamanlar bir sofu dünyayı gezmeye çıktı. Bir gün yolu bir şehre düştü. Bu şehir simdiye dek gördüğü şehirlere benzemiyordu. Sabah saatinde herkes işine gücüne gidiyor, sessizlik içinde yaşam sürüyordu. Şehrin alışılmamış bir düzeni vardı. Sofu şehrin bu düzenini görünce şaşakaldı. Öyle ki birisine yaklaşıp bir şey sormaya cesaret edemedi. Karnı acıkmıştı. Şehri gezerken bir fırın gördü. Ekmek almak için içeri girdi. Fırıncıya para uzatarak ekmek istedi. Ama fırıncı hayretle paraya baktı:
"Bu ne bu? Biz bunu kaldırmak için yıllarca uğraştık, büyük savaşlar verdik. Anlaşılan sen Rıza Şehrinden değilsin, dünyalı olmalısın" dedi.
Sofu; "Evet bu şehirden değilim" diye cevap verdi.
Fırıncı: "Halinden belli oluyor. Dur, öyleyse seni görevlilere teslim edeyim. Onlar seninle ilgilenirler. Bizim şehrimizde para pul geçmez" dedi. Fırıncı bu sofuyu görevlilere teslim etti. Görevliler önce kendi aralarında bu sofuyu ne yapacaklarını tartıştılar. İçlerinden biri:
"Meclise götürelim, ulular karar versin" dedi.
Öbürleri de bu görüşe katıldılar. Bunun üzerine tümü meclisin yolunu tuttu. Yolboyu sofu düşünüyordu. İçinden "Paranın geçmediği bir şehir. Görevliler, ulular meclisi..." diyordu.
Neyse bir süre yürüdükten sonra divana vardılar. Ama sofu bu kez de şaşakaldı. Çünkü divan denen bu meclis hiç de düşündüğü gibi büyük ve gözkamaştırıcı değildi. Düşündüğünün tam karşıtıydı. Bir sessiz köşede küçük bir yapı idi. Yerlere basit kilimler serilmişti. Ak sakallı ulular bağdaş kurmuş kentin sorunlarını görüşüyorlardı. Görevliler uluları selamladıktan sonra:
"Bu dünyalı şehrimize girmiş. Acıkmış, ekmek almak için bir fırına girmiş. Fırıncıya para vermeye kalkmış. Bunun üzerine fırıncı farkına varıp bize teslim etti. Ne yapalım?" diye sordular.
Ulular; "Bunu neden buraya getirdiniz? Törelerimizi biliyorsunuz. O konakta bir odaya yerleştirin, aşevine götürün, gerekeni yapın" diye buyurdular.
Bunun üzerine görevliler sofu ile birlikte geri döndüler. Önce bir aşevine götürdüler. Karnını doyurdular. Sonra kentin konukları için yapılmış konağa götürdüler. Bir odaya yerleştirdiler:
"Burada para pul geçmez. Burası Rıza şehridir. Rızalıkla her istediğini alır, her istediğini yaparsın" diye uyardılar.

Sofu konağa yerleşti, gezip dolaştı. Rahatı yerindeydi. İstedigini alıp her istediği yerde yiyip içiyordu. Hiç kimse "Ne arıyorsun?" diye sormuyordu. Bir kaç gün sonra eşyalarını topladı. Şehirden ayrılıp yola koyulmak istedi. Ama görevlileri karşısında buldu. Görevliler:
"Gidemezsin!" dediler. "Bu şehir Rıza şehridir, adı üstünde. Sen buraya rızan ile geldin. Bizde sana yiyecek verdik, yatacak yer sağladık. Bu şehirde kaldığın sürece bizden razı kaldın mı?"
Sofu; "kuşkusuz razı kaldım, sağolun!" diye karşılık verdi.
Görevliler: "Şimdi bizim de senden razı kalmamız gerek. Bu yiyip, içip yattığın günler için çalışmalısın."
Sofu; "O ki töreniz böyle çalışayım" diye kabul etti.
Görevliler sofuya yapabileceği bir iş verdiler. Konakladığı odadan alıp daha büyük bir eve yerleştirdiler. Artık o da Rıza şehrinden bir adam olmuştu. Yavaş yavaş dost, arkadaş edinme çabasına girişti. Ama her kiminle konuşmaya başlasa ilk sorulan "sen dünyalı mısın?" oluyordu. Bu şehrin insanları kavga, çekememezlik, kendini beğenmişlik gibi tüm kötülüklerden arınmışlardı. Böylece gün geçti ay geçti. Sofu şehri iyiden iyiye sever oldu. Dünyayı gezme düşüncesinden vazgeçti. Bu şehirde kalmaya karar verdi. Ama hâlâ yalnızdı. Bir gün yakın bulduğu bir arkadaşına açıldı:
"Sizin bu şehirde nasıl evlenilir, ne yapılır?" diye sordu. Arkadaşı:
"Şehrin ortasındaki bahçe var ya, işte orada her cuma günü tanışmak, dost edinmek isteyenler toplanır. Gençler gelirler. Herkes orada beğendiği anlaştığı biri ile evlenme yolunu arar. Orda tanışırlar. Anlaşırlarsa evlenirler" dedi.
Sofu cuma günü söylenilen bahçeye gitti. Kocaman bahçe tıklım tıklım doluydu. Türlü giysiler içinde genç kızlar kelebek gibi dolaşıyorlardı. Genç kızlar, oğlanlar sohbet ediyorlardı. Birbirini beğenip anlaşanlar uzaklaşıyorlardı. Anlaşmayanlar ayrılıp başkasına yaklaşıyorlardı. Sofu olup bitenleri bir süre hayranlıkla izledi. Sonra kanının kaynadığı bir kıza yaklaştı. Ama o bacının ilk sorusu:
"Sen dünyalı mısın?"oldu.
Sofu aylardan beri hep bu sözü duymaktan iyiden iyiye bıkmıştı.
"Evet, dünyalıyım ne olacak?" diye karşılık verdi.
Bacı: "Davranışlarından hemen belli oluyor. Ama alınma, zararı yok. O ki beni kendine eş seçmek istiyorsun, bu konuda bende sana yardımcı olurum, davranışlarını düzeltirsin" dedi.
Bacı ile sofu anlaşmaya niyet ettiler. İşten artan boş zamanlarında buluşup konuşuyorlardı. Sofu bir keresinde bacı ile buluşmaya giderken yolun kıyısında kocaman bir nar bahçesi gördü. Bahçenin ne duvarı, ne bekçisi ne koruyucusu vardı. Hemen bahçeye daldı. Kimse görmeden bahçeden bir kaç nar kopardı. Yakalanırım korkusu ile acele davranıp ağacın birkaç dalını kırdı. Ama ne kimse geldi, ne de sordu. Sofu narları toplayıp bacı ile buluşacakları yere gitti. Henüz bacı gelmemişti. Narları bir tabağa koydu. Masanın üzerine yerleştirdi. Bacının gelmesini bekledi. Nitekim bir süre sonra bacı geldi. Ne varki narları görmesine karşın hiç ilgilenmedi. Oysa sofu bacının narları görüp ilgilenmesini, sevinmesini bekliyordu. Bacı her zamanki gibi yerine oturdu. O zaman sofu dayanamadı. Bacıya narları gösterdi.
Bacı; "bunları nerden aldın?" diye sordu.
Sofu narları nerden kopardığını söyledi.
Bunun üzerine bacı: "Beni düşündüğün için sağol. Ama o bahçenin yerini, varlığını ben de biliyorum. Canım isteseydi, gidip ben de alabilirdim. Şimdi benim canım istemiyor. Bu narlar burada boşuna çürüyecek. Başkalarının hakkını boşuna çürütmüş olacağız. Gelirken öğrendim. Narları koparırken bahçeye zarar vermeye bilirdin. Burda kimse senden bir şey kaçırmıyor ki... Bunca süredir Rıza şehrinde yaşıyorsun. Bu şehirde rızalıkla her şeyin serbest olduğunu bilmeliydin. Şimdi anlıyorum, sen bu şehre layık değilsin."
Bunları söyledikten sonra bacı sofuyu bırakıp gitti. Görevlilere söylemiş olacak ki, görevliler sofunun yaptıklarını divana bildirdiler. Divan sofunun durumunu tartıştı. Sonunda sofunun Rıza şehrine uyamayacağına karar verdi. Bunun üzerine görevliler dünyalı sofuyu şehirden attılar.

alıntı
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.11.13   #40
kalendercan
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2013
Nereden: ankara
Mesajlar: 20
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Muharrem orucu ?


Sevgili bilgeyol can yazmış
Degerli kalendercan,

sakka(saka) duasını,
alevi sitelerinde alıntıladım bu konuda donanımlı bilgiye sahip olmamakla beraber bilgilendirme amaçlı alıntıdır.,
bilginize sunarım.

Sevgili bilgeyol can
sakka (saka) suyu duasını başka alevi sitelerden arayıp alıntı yaptığınızı yazmışsınız çok uzağa gitmenize gerek yoktu.çünkü sitemiz pir yolunda gerçek SAKKA SUYU duamızın yukarıda yazılı şekli ile 3 yıl önce yazılı olduğunu biliyorum
SEVGİLİ CANLAR
Anadoluda uyguladığımız sakka(saka ) suyu iki bölüm olarak uygulanmaktadır. genelde sakkacı birinci bölümde kuran ayetlerini okuduktan sonra SAD HAZARAN LANET OLSUN EY MÜNAFIK SENİN CANINA,mısrası ile başlamakta ve bazı sakkacılar bu bölümü kul himmet veya DEDEMOĞLU ‘nu yad ederek bitirmektedirler,
Sakka (saka ) mersiyeleri okuyup canlara suyu içirdikten sonra bu defa ikinci bölüm de ŞAH HATAYİ’nin
ALLAH ALLAH
DİN MUHAMED DİNİDİR
SALLİ ALA SEYYİDİNA
NAZİK CEMALİNE sözleri ile başlamaktadır. bu bölümde ise Şah hatayi sultan yad ediliyor.
Ben her iki bölümüde ŞAH HATAYİ SULTAN’ ‘ın adı ile yad ederek her iki bölümde okunan duanın ŞAH HATAYİ SULTAN’ ‘ın olduğu kanatindeyim çünkü birbirini tamamlıyan bir esedir.
kul himmetin ve dedemoğlunun sakka suyu duasında payı olmadıklarına inanıyorum.
Sakka suyunu 22 yıldır yaptığım araştırmalarda bundan 5o yıl ve daha önceki devirlerde gerçek sakka suyu duası yukarıda yazdığım tam şekli ile olmasada çok yakın şekli ile okunduğunu tespit ettim .Bu amaçla ŞAH HATAYİ SULTANA ait gerçek sakka suyu duamızı günümüz türkcesine en uygunu şekli ile çeviri ve düzenleme yaparak, alevi canların hizmetine sunduğuma inanıyorum.
Günümüzde okunan sakka suyu duaları yerine gerçek şah hatayi sultanın eserinin okunmasını ,ayrıca sakka suyu duasının cemlerde müsahipli bir can tarafından hizmetin yapılmasını tüm dedelerimizden diliyorum .aşkı niyazımla sağlıcakla kalınız ALLAH EYVALLAH
Sponsor Reklamlar


Konu kalendercan tarafından (13.11.13 Saat 08:06 ) değiştirilmiştir.
kalendercan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
muharrem orucu Kayıtsız Üye Sorularla Alevi'lik 1 03.08.13 22:56
muharrem orucu sadık60 Sorularla Alevi'lik 1 10.11.12 19:03
Muharrem Orucu ve Kur'an Dede-baba Alevi Araştırmaları 2 30.11.11 08:24
Muharrem Orucu Kerbelanın_Şahı Sorularla Alevi'lik 1 08.11.11 20:47
muharrem orucu nedir? 12 imam orucu nedir? Bu orucu tutmak farz mıdır? hasan 12 İmam Yas Orucu 4 08.11.11 03:44




Totobo Totobo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2