Sponsor Reklamlar


Bektaşilik İnancının Özü Nedir?

 Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Katagorisinde ve  Sorularla Alevi'lik Forumunda Bulunan  Bektaşilik İnancının Özü Nedir? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 12.09.09   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 35
Mesajlar: 4.782
Rep Puani : 199
Standart Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


4. Alevîlik-Bektaşilik İnancının Özü Nedir?




Alevî-Bektaşi inancının temeli İslâmiyet'tir. Ancak Alevîlik-Bektaşilik felsefesi en gerçekçi haliyle Anadolu'da, özellikle Türkler arasında kendini bulmuş ve varlığını kazanmıştır.

Alevı-Bektaşı felsefesının temelinde Kuran-ı Kerim yo*rumları yer alır. İnsanlık tarihinin dinî bir özeti sayılabilecek Kuran-ı Kerim'in, Alevî-Bektaşiler tarafından görünür anlamının ötesinde bir de görünmeyen iç (batın) anlamı olduğu öne sürülmüştür. Alevî-Bektaşi felsefesinin temelindeki, Kur'an'ı yorumlayış olayı siyasî nedenlere dayanmaktadır. Müslümanlığın ilk devirlerinde yöneticiler, İslâmî kurallara göre yönettiklerini söyleyerek halkı sömürüyorlardı. Özellikle de biçimsel ibadetler (namaz, oruç, hac) vasıtasıyla onları etkilemeye ve kendilerine muhalefet edenleri İs*lâm dışı göstermek yoluyla etkinliklerini azaltmaya çalışıyorlardı.

Muhalif düşüncelere sahip olanların bu düşüncelerini bir şekilde savunmaları gerekmekteydi. Bu doğrultuda Hz. Muhammed tarafından dile getirilen vahiyler (Kur'an metinleri) yorumlanmaya başlanmıştır. Peygamber Hz. Muhammed ve Hz. Ali de, zamanında, Kuran-ı Kerim'in mutlak surette (Batın) öz anlamının olduğunu be*lirtmişlerdir. Kur'an'daki bilgilerin bir önem sıralaması bulunmaktadır. Bunların tama*mı imana ve ahlâka dair inançlardır. Alevîlik-Bektaşilik bu imana ve ahlaka dair inan*cın esas alınmasını savunmakta biçime ait konulmuş bazı ilkelerin değişebileceğini kabul etmektedir.

Bunun yanı sıra, Alevîler ve Bektaşiler Kur'an'da dile getirilen gerçeklerin te*vil yoluyla anlaşılabileceğini savunurlar. Tevil; bir açıklamanın özünü göstermektir. Kuran-ı Kerim'in biçimsel açıklamasına ise tefsir denilir. Allah tarafından bildirilen va*hiylerin lafzı açıklaması olduğu için Tefsir'in bir iç yönü yoktur. Tevil vasıtasıyla ise vahiy dış yani lafzî görüntüsünden kurtarılarak özü ile yorumlanırlar, vahiyler gerçek anlamlarına yüceltilirler.

Hiçbir zaman için maddî gerçekliklerle ve anlamlarla sınırlanması mümkün olamayan İslâmiyet, manevî gerçekliklerle ve anlamlarla varlığını bulur.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.10.11   #2
Damal Kızılbaşlığı
Damal Kızılbaşlığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: Damal, Ardahan.
Mesajlar: 31
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Bektaşilik: Balım Sultan tarafından, Aleviliği kısmen kopya ederek kurduğu bir tarikattır. Bugün Bektaşiliğin, Alevilikle kısmen aynı olduğunu görüyoruz. Fakat tarihi incelediğimizde çok farklı amaçlar için kurulduğunu fark edeceksiniz.

Bektaşiliğin kuruluşunda 2 maksat vardır.
1-Anadoluda Kızılbaşların gücünü zayıflatmak maksadıyla.
2-Anadoluda,Türkmen Kızılbaşları sünnileştirmek amacıyla.

Osmanlı, Çaldıran Savaşında savaşırken yine Yeniçeri yani Bektaşiler bu savaşta yer alıyordu. Bu savaşta Şah İsmayıl Hatayi Pirimizin halkından olan 40 bin Anadolu Alevi-Kızılbaşı katlediliyor.
Sponsor Reklamlar

__________________
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel,
Alemi var eden sultan Ali’dir...
Damal Kızılbaşlığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.10.11   #3
Damal Kızılbaşlığı
Damal Kızılbaşlığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: Damal, Ardahan.
Mesajlar: 31
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Tasavvuf çevrelerince Fusûsü’l-Hikem şârihi olarak tanınan Bâlî Efendi, aslen bugünkü Arnavutluk
sınırları içinde olan Ustrumca’da doğduğu halde ömrünün büyük bir bölümünü
Sofya’da geçirdiği için Sofyalı nisbesi ile tanınmıştır. Evliya Çelebi’ye göre Yörük köken-
lidir.

Şeyh Kasım’ın müritlerinden olup (Taşköprüzâde 2007: 3692; Mehmed Süreyya:
1996:II/356-57; Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341-343) yüksek tahsilini Sofya’da
ve İstanbul’da tamamlamıştır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341-343; Kara 1992:
V/20, 21).

Bâlî Efendi, Kanunî Sultan Süleyman’ın bazı seferlerine katılarak orduya manevî destek
sağlamaya çalışmıştır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341-343; Mehmed Süreyya:
1996:II/356-57).
Evliya Çelebi, Kanunî Sultan Süleyman’ın, Sigetvar seferi esnasında Bâlî Efendi’yi ziyaret
maksadıyla gelip korusunda konakladığına, bu esnada askerlerin koruya büyük ölçüde zarar
verdiğine, Bâlî Efendi’nin de bu duruma içerleyerek koruyu terk ettiğine, Sultan’ın, çok
istemesine rağmen Bâlî Efendi ile görüşmesinin mümkün olmadığına dair bir rivayet
nakletmektedir. Evliya Çelebi’ye göre Kanunî Sultan Süleyman, Ebussuud Efendi’yi
Şeyh’in yanına göndermiş, o da Ebussud Efendi’ye hem Sigetvar’ın fethini müjdelemiş, hem
de Sultan’ın vefat edeceğine dair bazı deliller göstermiştir (Evliya Çelebi 2001:III/227).
Sofyalı Bâlî Efendi’nin bilhassa Rumeli’de etkili bir din âlimi olduğu ve pek çok müride
sahip bulunduğu anlaşılmaktadır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341). Evliya Çelebi
İştib’in vasıflarını sayarken 7 adet tekkeden söz etmekte ve bunlardan birinin Sofyalı Bâlî
Efendi’nin tekkesi olduğunu bildirmektedir (Evliya Çelebi 2001: VI/63).
Bâlî Efendi, pek çok kitap ve risale kaleme almıştır. Bunların en meşhuru Fusûsü’l-Hikem’e
yazdığı şerhlerdir. Bunun yanı sıra Şerh-i Hadîs-i Kudsî, Manzume-i Varidat, Etvar-ı Sitte,
Etvar-ı Seb’a, Risale fî Kaza ve Kader, Mecmuatü’n-Nasayih, Mektubat, Kıssa-i İbrahim Aleyhisselam
onun önemli eserleri arasındadır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/343; Kara
1992: V/20, 21).

Bâlî Efendi’nin Kızılbaşlık konusunda kaleme altığı mektup Kanunî Sultan Süleyman’ın
veziri Rüstem Paşa’ya gönderilmiş olup bir sureti Manisa İl Halk Kütüphanesi’nde 45 Hk
2951-25 numara ile kayıtlı bulunan Risaleler Mecmuasının içinde 198-202 sayfalar arasında
yer almaktadır. Mektub’un muhtevasından, Safevî hükümdarı Tahmasb’ın kardeşi Elkas
Mirza’nın ağabeyine isyan ederek Osmanlı Devleti’ne sığındığı (Kılıç 2006: 249-257) bir
dönemde (1547) kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Bu mektuptan açıkça anlaşıldığına göre
Kızılbaş tabiri doğrudan Safevî Devleti’ni işaret etmekte olup, ferdî veya toplumsal bir grup
ile alakalı değildir.

Bâlî Efendi mektubunun başlangıcında “Oğlum” diye hitap ettiği Rüstem Paşa’ya dinî
hususlarda uzun uzun nasihatlarda bulunmaktadır. Bâlî Efendi duanın değeri hakkında bilgi
verdikten sonra cümlenin duası sayesinde İran’da Tahmasb’ın vücudunu ortadan kaldıracağını
ve o yerlerde Şia’nın yerine Sünnîliğin tesis olunacağını bildirmektedir. Bu cümleden olarak

onun Osmanlı Devleti’ni Dar-ı İslâm olarak görmekte, İran’ı ise cihad sahası farz etmektedir.
Bu husus Safevîlerin Sünnîlik dışı sayılmasından kaynaklanmaktadır.

Bâlî Efendi, mektubunun Safevîler hakkında bilgi verdiği bölümünde Şeyh Safiyüddin’in
seyyidliğinin şüpheli olduğunu, ancak, bunun bir önemi olmadığını, gerçekte İslam’a itibar
edilmesi gerektiğini bildirir ve Şeyh Safi’ye atfedilen bir rivayet nakleder. Buna göre Şeyh
Safi bir gün rüyasında belinde köpek eniklerinin sesini duymuş, bu rüyayı, onun neslinden
gelecek olanların din yolundan sapacaklarına, zalim hükümdarlar olacaklarına yorumlayıp
ağlamış. Safiyüddin’in ölümünden sonra oğlu Muhammed Şah sûfîlerin başına geçmiş, ancak
onun, babasının yolundan döndüğü gerekçesiyle Safiyüddin’in müridleri, şeyhlerinin ölümünden sonra ikiye ayrılmışlar.
Bir kısmı Muhammed Şah’ın yanında kalmış, diğerleri ise ülkenin değişik mahallerine dağılıp
takva ile meşgul olmuşlar. Muhammed Şah’tan sonra yerine oğlu Cüneyd geçmiş. O da babası
gibi gaza hevesine kapılıp birkaç defa asker sürmüş, işi rast gittiği için epey ganimet elde
etmiş. Gürcistan seferine niyet edince devrin padişahı bunlara izin vermemiş ve Cüneyd’in
direnmesi üzerine de onu öldürmüş.

Bu rivayetin tarihi olaylarla örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. Öncelikle Şeyh
Safiyüddin’in yerine tekkenin başına geçen kişi Muhammed Şah değil Sadrüddin’dir.
Cüneyd’e gelinceye kadar ise Şeyh Hoca Ali ve Şeyh İbrahim tekkenin başında bulunmuştur.
Diğer taraftan Cüneyd’in Gürcüler üzerine akın yapması ile ilgili olarak da tamamen rivayete
dayalı bir bilgi nakletmektedir. Mektub’un açıklamalarında görüleceği üzere burada bahsedilen kişi Şirvanşah Ferruh Yesar’dır.

Bâlî Bey’in ifadeleri arasında en önemlisi şüphesiz Şah İsmail’in nesebine dair verdiği bilgilerdir.
Buna göre Şeyh Haydar, tarikat geleneklerine aykırı davranışlar içinde iken devrin
padişahının kızı ile hemhal olmuş ve bu ilişkiden Şah İsmail doğmuştur. Güya Haydar ile
Şah İsmail’in annesinin birlikteliği evlilik öncesi olduğu için Şah İsmail de gayrimeşru bir
çocuk olarak dünyaya gelmiştir. Böylece Şah İsmail’in sadece rafızî değil, geyrimeşru biri
olarak da hükümdarlık yapmaya layık olmadığı vurgulanmak istenmiştir. Bâlî Efendi, Şah
İsmail’in Sünnî ulemaya karşı katı tutumunu ve onların pek çoğunu katletmesini de bu olaya
bağlamakta, “veled-i zina” olduğu yolunda ulemanın dedikodu çıkardığı gerekçesiyle onları
katlettiğini dile getirmektedir. Halbuki Şeyh Haydar, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın
kızı Alemşah Begüm ile evlenmiş ve Şah İsmail bu evlilikten dünyaya gelmişti. Bu yönü ile
bütün Safevî kaynaklarının Uzun Hasan Bey’den saygı ile söz ettiğini de ifade etmek gerekir.
Ne var ki, Osmanlı sûfî çevrelerinde Şah İsmail’in nesebinin sahih olmadığı yolundaki
hikâyelerin anlatıla geldiği görülmektedir. Bu cümleden olarak yazarı belli olmayan, ancak
Bâlî Efendi’nin müridlerinden biri tarafından kaleme alınan bir risalede de aynı konuya değinilmiştir.(3)

Bâlî Efendi mektubunun son kısmında Rüstem Paşa’ya, Elkas Mirza’nın Osmanlılara sığınmasına
atıf yaparak, “Şimdi oğlum, Acem memleketleri bu pis taifeyi beslediler de ne fayda
gördüler ki biz Elkas’a izzetler ve ihsanlar edince o faydayı bulacağız? Bunlar dalalet tohumları
ekerler, cehennem ateşinin habercileridirler; bunların ölüsü de dirisi de İslam’a zarardır”
diyerek Safevîlerle her ne suretle olursa olsun ittifak yapılmaması gerektiğini tavsiye etmektedir.

Görülüyor ki, Sofyalı Bâlî Efendi’nin, Elkas Mirza’nın Osmanlı Devleti’ne sığınması vesilesi
ile kaleme aldığı mektubunda dile getirdiği konuların neredeyse tamamı, tarihî bilgiler bakımdan
doğru değilse de sufî çevrelerin Safevîlere bakışını yansıtması bakımından önem arz rolü -küçük
etmektedir. Böylelikle Osmanlı toplumundaki sufi çevrelerin, Osmanlı fikir dünyasının inşasındaki
bir örnekleme ile de olsa- meydana çıkmaktadır.

SOFYALI BÂLÎ EFENDİ’NİN MEKTUBU

(198a) Merhûm-ı mezbûr merhûm Sultan Süleyman Han Gazi hazretlerinin veziriazamı
olan merhûm Rüstem Paşa’ya irşad ve tesellî tarîki üzere ve Kızılbaş taifesinin hakkında
i’tikad nice gerek ve nice adavet üzere olmak gerek beyan idüb irsal buyurdukları mektub-ı
şeriflerinin suretidir ki zikr ve beyan olunur. Merhûm-ı mezkûr mürşid-i kâmil ve âlim ve âbid
ve şeyhülislam ve mukteda-yı enamdır.
Sponsor Reklamlar

__________________
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel,
Alemi var eden sultan Ali’dir...
Damal Kızılbaşlığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.10.11   #4
Damal Kızılbaşlığı
Damal Kızılbaşlığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: Damal, Ardahan.
Mesajlar: 31
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Devamı...

BİSMİLLAHİRRRAHMANİRRAHİM

Oğlum Paşa Hazretleri,
Hünkâr hazretlerine Hakk -celle ve ‘alâ- çok yıllar ömürler versin. Dünyada izzetler ve kerametler
müyesser eylesin. Demeyesiz kim, gazamız murad üzere olmadı, hünkâr hazretlerinin
muradı hâsıl olmadı; ulemânın duaları kabul olmadı ve Kur’an-ı Azîm’in te’siri zâhir olmadı.
Cevab budur ki dua eyleyin.

(198b) Taife üç kısımdır. Biri ‘âmm, biri hâss ve biri ehassdır. ‘Ammın duası budur ki, “hünkâr
hazretlerinin muradı ne vechle ise onun aynını müyesser eyle ya Rab” deyü dua ederler. Zira
bu taife mahcublardır. Bunun gibi umurda Hakk’ın rızasına nazar eylemek şanları değildir.
Amma hâs, hünkâr hazretlerinin maksudu ne vechledir, bildiler, amma ihtimal verdiler ki, bu
vechle maksudun husûlünde câizdir ki, Hakk’ın rızası olmaya sonra fesada müeddî olduğu
için nagâh duamız Hakk’ın rızasına muvafık olmaya, âsî olavuz deyü ol duadan dahi Ahsen-i
duaya ‘udûl eylediler ki: Ya Rab, bu bâbda padişahımıza her ne hayırlı ise onu müyesser eyle
dediler. Zira havassın makamlarının muktezası budur ki her umurda Hakk’ın rızasın taleb
edeler. Amma ehassın şanları budur ki. Hünkâr hazretleri canibinden dua emr olmak nazarı
ile nazar dua eylediler ve teveccüh-i tamla teveccüh eylediler, keşfle ve ilm-i ledun ile bu muradınca olsa gerektir bildiler.
Onun (199a) mucebince duaya meşgul oldular. İmdi şöyle malum ola ki, ehass olan evliyanın
a’lâsıdır duaları makbuldür. İmdi bu üç taifenin küllîsi hünkâr hazretlerinin muradının
husûlüne dua ettiler ve şek yoktur duaları dahi kabul oldu ve Kur’an-ı Azîm’in dahi te’siri
zâhir oldu amma kabul olmakta Hakk tealâ hazretlerinin âdeti ve sünneti üç kısımdır. Biri
budur ki: Ayende dua akebince vâki’ olur. Biri budur ki: Dahi hayırlısı vâk’i olur. Biri budur
ki: Vakti ve saati gelince tehir olunur. Hazret-i Musa ve Harun aleyhima es-selamın Firavun
hakkında olan duaları gibi şekkimiz yoktur. Bu üç taifenin duaları bi’l-fiil vâki’ oldu ve
Kur’an-ı ‘Azîm’in te’siri zâhir oldu. Elkas’ın4 vücudu dâr-ı İslam’da zarar-ı ‘azîmdir, ref ’ oldu.
Ve Tahmas’ın5 hakkında duanın te’siri oldu. Maksud buydu: Ol memleketten Tahmas’ın vücudu
götürülüp Şer’-i Muhammedî icra oluna. Ol dahi mercudur ki,

(199b) ‘an karîb hâsıl ola. Hünkâr hazretlerinin cümle muradı hâsıl ola. Ve bundan sonra
bir haber nakl edeyim. Sahih haberdir. Cemaat-ı kesîreden ve sikâttan işittiğimiz haberdir:
Şeyh Safî bu taifenin dedesidir. Meşâyih silsilesindendir ve biz(im) gördüğümüz silsilelerde
seyyiddir diye kayd olunmamıştır. Bazı müridler seyyiddir diye kayd etmişler. Ya seyyid ola
ya olmaya, i’tibâr din-i İslam’adır. Beher hal meşhur budur ki, Şeyh Safî mürşid-i kâmildir
ve ehlu’l-lahdandır. Vâki’ hal budur ki, geldik imdi ol haberin beyanına: Şeyh Safî bir gün
mu’teber müridlerinden bazısın halvetine davet eyledi. İçeri girdiler, şeyhi ağlar buldular. “Ya
mevlânâ niçin ağlarsın?” dediler. Dedi ki: “Bir zamanda bir düş gördüm. Belimden köpek
encikleri avazı işittim. Çağrıştılar. Hiç kırmadım. Manaya haml eyledim. Olacak var imiş.
Şimdi bildim ki zahire müteallik imiş.” dedi ve ağladı. Muaviye hazretleri gibi ulu kimesnenin
belinden Yezid geldi.

(200a) geldi. Benim gibi köpeğin belinden köpek gelir, dahi ne gelse gerektir” dedi ve ağladı.
“Ol belimde avaz eden köpekler budur ki, neslimden bir zâlim zâhir olsa gerektir. Şeri’at-ı
Muhammediye’yi aslından götürse gerektir. Ulema ve suleha ve mü’minleri kahredip kılıç
ile ve enva’ türlü gad(r) ile helak eylese gerektir. Hakk te’âlâ onları ve onlara tâbi’ olanları
helak eylesin dedi. İmdi benim oğlum bu duanın muktezası budur ki, külliyen bu taifenin
sıbyanından gayrisin ulusun ve kiçisin erini ve avretini kılıç ile vurup kahr ile helak etmek
vaciptir. Çare yoktur. Bu taife lütf u ihsan ile ıslaha gelmek müyesser değildir. Yine maksudumuza
başlayalım: Kaçan kim Şeyh Safi mevte karîb oldu. Ehibbasını cem eyledi, dedi ki:
Cümleniz ittifak edin, aranızdan birini ihtiyar edin, makamında olsun benim oğlum yerime
müstahak değildir. Varsın kemal-i tahsil eylesin, gayri yerde otursun, ocağımda oturmasın

benim yerime (200b) layık değildir dedi ve ahrete nakl etti. Muhammed Şah derler bir oğlu kaldı. Sûfîler iki
bölük oldular biri ehl-i hevadır bir canibe oldular. Muhammed Şah’ı yerine geçirdiler(6). Ceheleden
ve avamdan alayı ile çok kimesne tâbi oldular. O bir bölük taife ki ehl-i Hakk’tır, kabul etmediler,
Şeyh’in emrine muhaliftir (de)diler, her biri bir memlekete başların aldılar, gittiler.
Kendi hallerine meşgul oldular. Şer’atle âmil oldular. Muhammed Şah babası makamında
karar eyledi. Amma hâli şöyle oldu ki, vardıkça ehl-i heva oldu. Râfızî taifesi meclisine cem’
olur, oldu. Ulemâ ve sulehâ meclisinden i’râz eylediler. Cehelenin bu vechle cemiyetinden
Muhammed Şah’a gaza hatırası düştü. Bu sevda ile birkaç defa gaza eyledi. Muhammed Şah
fevt oldu, oğlu Cüneyd (7) yerine geçti. Muhammed Şah’a muhibb olanlar Cüneyd’in başına
çöktüler. Cüneyd dahi gaza hevasıyla birkaç defa eşdi, yürüttü. Gazası rast gelmek ile eyü yatlu
fitne cem’ olup ‘azîm kesret oldu. Bir defa dahi cem’ oldular, Acem’den geçip Gürcü’ye gaza
(201a) etmeğe destur dilediler. Padişah(8) destur verdi, vüzeradan birisi râzı olmadı. “Padişahım,
bu taifenin cemiyeti iyi ad ile söylenmez, ben kulun varayın göreyim ne taifedir.” Padişah
emriyle vardı, gördü. Ol taife tamam dalalet üzere. Geldi, padişaha haber verdi. “Bu nice
şeyhtir ki, içlerinde ehl-i ‘ilm yoktur. Ve Suleha yok. Cümle hep ehl-i heva ve ehl-i fesaddır. Bu
cemiyeti dağıtmak vacibtir. Ansızın hücum edecek olursa def ’ edince (ye) çok zaman olur.”
dedi. Öyle olsa, padişah emr eyledi: “İcazet yoktur, varsınlar yerlerine gitsinler” dedi. İnad
eylediler, padişahın buyruğun tutmadılar. “Nice olursa olsun, biz bu gazadan rücu’ etmeziz”
dediler. Padişah canibinden bir bölük taife gönderildi. ‘Azîm kıtal oldu. Şeyh Cüneyd’in başın
kestiler. Halkı kırıldı, cemiyetleri dağıldı. Şeyh oğlu Şeyh Haydar’ı padişah’a getirdiler. Ulemâ
katline fetvâ verdi. Bazılar padişahı men’ eylediler. Baba isyanıyla
(201b) oğlu ahz olunmaz dediler, Erdebil’de kodular(9). Hüsn-i tarîk ile çare olmadı, ‘ilme
meşgul olmadı10. Sokaklarda serhoş tanburasın çaldı, yürüdü. Ol zamanda sultan olan kimsenenin11
bir türlü bir kız karındaşı var idi12. İyice adıyla anılmazdı. İttifak biri biriyle başlar
hoş olur. Kızın hamli zuhur eder. Cümle ‘âlem bildi ki, bu fiil bu oğlanındır, cümle ekâbire ve
a’yana ‘âr lâhık oldu. Bi’z-zarure nikâh ettiler. Ta’zîm ve tekrîm ettiler, avretiyle Erdebil’e gönderdiler.

Sehl zaman geçmeden müddette ekall zamanda İsmail doğdu. Râfîzîler keramettir
dediler. Ulemâ veled-i zinadır diye İsmail’in üzerine hükm ettiler. Bu lafz ol diyarda iştihar
buldu. Kaçan kim İsmail büyüdü, bu sözü kulağına değürdüler. “Benim üzerime bu sözü kim
çıkardı?” dedi. Sünnîlerin ulemâsı çıkardı dediler. Ahd eyledi ki, “fırsat benim olursa ulemâyı
enva’ı türlü ‘azab ile katl edem ve Sünnîleri kıram, kökün kesem, yerine mezheb-i Şia’yı yürüdem,
babamın
(202a) ve dedemin öcün alam” dedi. Geldik imdi, Haydar’ın hikayesine: Kaçan kim Er(de)
bil’e vardı, babası makamında oturdu. Cümle cehele ve ehl-i heva vardılar, başına çöktüler.
O dahi gazâ yolun tuttu. Birkaç defa gazâ eyledi. Çok kimseneye kâdir oldu. Bir defa ziyade
yarak gördüler, Gürcü’ye gazâ etmek tarîkiyle yürüdüler. Amma niyetleri bu idi kim, fırsat
ile basıp Acem tahtını alalar. Bir kimsene geldi bunların sırrını padişaha haber verdi. Hazır
oldular, gelip geçerken padişahın cem olmuş halkı üzerlerine vardılar: “Dönün yerinize gidin,
padişahın size izni yoktur.” dediler. Bu taife-i şom muhalefet ettiler; ‘âzîm kıtal oldu. Şeyh
Haydar’ın başın kestiler ve nice taifesi kırıldı13. Heğbesinde bunlar beş yüz cebe bulundu.
Şeyh Haydar’ın müridlerinden birisi ol cenkde bile imiş. Bu fakire tafsilen haber verdi. “Gaflette
bulunduk, cebelerimiz arkamızda bulunmadı; yoksa biz ol Acem taifesinin
(202b) dahi ol vakit kaydın görürdük” dedi. İsmail oğlan idi, bile bulundu, alıp kaçtılar14.
Erdebil’de babası makamında kaldı. Gazâ tarîkinden fâriğ oldu. Cümle ehibbasına emr eyledi,
sır ile yarak cem’ edip der-mahzen eyledi. Vaktinde zuhur eylemeye kasd eyledi. Kaçan
kim Acem’de fetret oldu, ol zaman zuhur eyledi15. Malumdur ki neler eyledi.
İmdi benim oğlum, memleket-i ‘Acem ol taife-i habîse (yi) beslediler. Ne faide gördüler.
Biz Elkas’ı ve dahi birine izzetler ve ihsanlar edip ne faide buluruz. Bunlar dalalet tohumu
ve cehennem odlarının kakalcılarıdır. Her ne yere konsa yedi kat yeri deler geçer, aslına
kavuşur. Ve bunların ölüsü ve dirisi dâr-ı İslam’da vaki olmak küllî zarardır. Ba’id olmak ‘ayn-ı
saadettir. Bu kelimât ki tesvîd olunup, hazretinize irsâl olundu. Ta ki ol taife-i şomun ahvali
tafsilen sizlere ma’lûm ola. Ve’s-selam.

1 Doç.Dr., Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
2)“Şeyh Kasım Çelebi’nin halifelerindendir. Merhûm âlim, ilmiyle âmil, fakir ve miskinleri irşad eden, ibadet ve
taatları ifa edip müridlerin terbiyesi ile meşgul olan zat idi. Şeriatin sınırlarına riayet ederek tarikat adabını gözetirdi.” Taşköprüzâde, Osmanlı Bilginleri-eş-Şakaiku’n- Numaniye fî Ulemai’d-Devlet-i Osmaniyye,
(trc. Muharrem Tan), İstanbul 2007, s. 369.)

3 “Şah’ın nesebinin sahih olmadığı şeyhimin şeyhi Sofyavî Bâlî Efendi’den mesmu’um olmuştur.”
Anonim, Risale fî Tekfîr-i Kızılbaş, Millî Kütüphane A.Mil.Yz.A 965/1, s. 6.

4 Elkas Mirza: Şah İsmail’in oğlu dört oğlundan biri olup ağabeyi Tahmasb’ın hükümdarlığı sırasında Azerbaycan’ın
idaresinden sorumlu iken isyan ederek Osmanlı Devleti’ne sığınmış, Kanunî Sultan Süleyman’ın Irakeyn seferlerine iştirak etmiştir. Ülkesine döndükten kısa süre sonra idam edilmiştir.
5 Şah Tahmasb: Safevî Devleti’nin ikinci padişahı olup, Kanunî Sultan Süleyman’ın çağdaşıdır.
6 Şeyh Safiyüddin’den sonra Safeviye tarikatının başına sırayla Sadreddin, Şeyh Ali ve Şeyh İbrahim geçmiştir.

7 Cüneyd, Şeyh İbrahim’in oğludur. Tarikatın başına geçtiği sıralarda amcası Şeyh Cafer ile anlaşamamış, amcasının
şikayeti üzerine Karakoyunlular tarafından Erdebil’den çıkarılmıştır. Bundan sonra Anadolu’ya gelerek Osmanlı hükümdarı
II.Murad’dan kendisine toprak verilmesini talep etmiş, red cevabını alınca, önce Karamanoğlu toprağı olan
Konya’ya geçmiştir. Oradan Varsak Türkmenlerinin içine giden Cüneyd, Karamanoğullarının sıkıştırması üzerine
Halep taraflarına giderek bu defa kuzey Suriye’de bulunan Türkmenlerle bir müddet yaşamıştır. Ancak Memluklerin
Cüneyd’i bölgeden çıkarması üzerine Akkoyunlulara sığınmış ve Uzun Hasan’den iltifat görmüştür. Akkoyunlu sarayında
uzun süre kalan Cüneyd, Uzun Hasan’ın kızkardeşi Hatice Begüm ile evlenmiş ve bu evlilikten oğlu Haydar
doğmuştur.
8 Cüneyd’in Gürcüler üzerine sefer yapabilmesi için Şirvanşahlar ülkesinden geçmesi gerekiyordu. Şirvanşah Ferruh
Yesar buna izin vermedi. Cüneyd’in ısrarlı tutumu üzerine aralarında gerçekleşen savaş sonucu Cüneyd öldürüldü.
9 Burada anlatılanlar tamamen rivayetten ibarettir. Gerçekte Cüneyd öldükten sonra Haydar, Akkoyunlu sarayında
dayısı Uzun Hasan bey’in yanında kalmıştır.
10 Safevî tarikatının müridleri Haydar’ı şeyh olarak kabul ettiler. Haydar bütün gücüyle müridlerini toplamaya çalıştı.
Onlara Kızılbaşlık giydirerek diğerlerinden ayrılmalarını ve fark edilmelerini temin etti.
11 Uzun Hasan Bey kast ediliyor.
12 Şeyh Haydar, Uzun Hasan Bey’in kızı Alemşah Begüm ile evlendi.
13) Şeyh Haydar’ın gücü artınca Şirvanşah Ferruh Yesar onun Çerkesler üzerine akınlar yapmasına izin vermedi.
Haydar ısrar edince bu defa Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup’tan yardım istedi. Akkoyunlular ve Şirvanşahlar,
Haydar’ın ordusunu dağıttı. Şeyh Haydar savaşta öldürüldü, cesedi Tebriz’e getirilerek teşhir edildi(1488).
14) Haydar’ın öldürülmesinden sonra çocuları İsmail, İbrahim, Ali ve anneleri Alemşah Begüm İstahr kalesine hapsedildi.
Burada üç yıl kaldılar. Akkoyunlu şehzâdeleri arasında patlak veren taht mücadelelerinde kendisine Safevî
müridlerinden destek bulmaya çalışan Rüstem Bey, 1493’te Şeyh Haydar’ın çocuklarını İstahr’dan Tebriz’e getirtti.
Kızılbaşlar bu defa Sultan Ali’nin etrafında toplandılar. Bu gelişmeler Akkoyunluları rahatsız edince onu Erdebil
yolunda öldürdüler. Kızılbaşlar, Haydar’ın küçük oğlu İsmail’i Erdebil’e götürüp gizlediler. Ancak Akkoyunlu takibi
devam edince, bu defa Gilan’a kaçırıp, bölgenin ileri gelenlerinden Şemsettin Lahicî’ye emanet ettiler.
15) 1498’de Akkoyunlu Rüstem Bey’in ölümü İran’ı yeni bir kargaşaya sürükledi. Akkoyunlu ülkesi Murad Bey ile
Elvend Bey arasında paylaşıldı. Azerbaycan ve Diyarbekir Elvend Bey’in; Irak-ı Arap, Fars ve diğer yerler Murad
Bey’in hakimiyetine geçti. Ayrıca, Murad Bey-i Bayındır Yezd’de, Muhammed Kere Ebrkuh’da, Hüseyin Kiya Çelavi
Semnan, Har ve Firuzkuh’da, Barik Bey-i Pürnek Bağdat’ta, Sultan Hüseyin Mirza Horasan’da ve Ebu’l-Feth
Bey Kirman’da bağımsız hareket etmeye başlamışlardı. Bu durumdan istifade eden Kızılbaş reisler İsmail’in ortaya
çıkmasına karar verdiler. İsmail 12-13 yaşlarında iken Gilan’dan ayrılarak Erdebil’e geldi. Bundan sonra Safevî
Devleti’nin kuruluşuna kadar giden uzun bir mücadele devri başladı.
Sponsor Reklamlar

__________________
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel,
Alemi var eden sultan Ali’dir...
Damal Kızılbaşlığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.10.11   #5
Damal Kızılbaşlığı
Damal Kızılbaşlığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: Damal, Ardahan.
Mesajlar: 31
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Kaynakça

Bâlî Efendi’nin Mektubu Manisa İl Halk Kütüphanesi 45 Hk 2951-25
Anonim, Risale fî Tekfîr-i Kızılbaş, Millî Kütüphane A.Mil.Yz.A 965/1
Taşköprüzâde 2007: Osmanlı Bilginleri-eş-Şakaiku’n- Numaniye fî Ulemai’d-Devlet-i Osmaniyye,
(trc. Muharrem Tan), İstanbul.
Mehmed Süreyya 1996: Sicil-i Osmanî, c. II, (haz. Seyit Ali Kahraman), İstanbul.
Osmanzâde Hüseyin Vassâf 2006, Sefine-i Evliya, c. III, (haz. Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz),
İstanbul.
Mustafa Kara 1992: “Bâlî Efendi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), c. V/20-
21, İstanbul.
Evliya Çelebi 2001, Seyahatnâme, (haz. Seyit ali Kahraman-Yücel Dağlı), İstanbul .
Remzi Kılıç 2006; Kanunî Devri Osmanlı İran Münasebetleri, İstanbul.
Sponsor Reklamlar

__________________
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel,
Alemi var eden sultan Ali’dir...
Damal Kızılbaşlığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.10.11   #6
Damal Kızılbaşlığı
Damal Kızılbaşlığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: Damal, Ardahan.
Mesajlar: 31
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Ve son olarak özetlemek gerekirse, ''Bektaşilik Osmanlı Sistemi İçerisinde Bir Tarikat,Osmanlı devletinin içinde var olan, kabul edilen, desteklenen ve beslenen, bunlara Vakıflar tayın edilen, itibar edilen tarikattır.''

Balım Sultan denen şahıs, Bektaşiliği Osmanlı'ya uşaklık için kurmuştur da diyebiliriz canlar. Balım Sultan ki çıkarları için Kızılbaşları sapık ilan eden bir kişidir. Yalnız şöyle birşey var. Abdal Musa olsun, Turabi olsun. Osmanlı gibi Yezid zihniyetli bir imparatorluğu red etmiştir. Hatta Turabi'ye bu yüzden Osmanlı baskılar uygulamıştır.
Sponsor Reklamlar

__________________
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel,
Alemi var eden sultan Ali’dir...
Damal Kızılbaşlığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 10.09.12   #7
HAKK_AŞKINA
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2012
Nereden: KOCAELİ
Mesajlar: 53
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Balim sultani asli ispati olmayan sözlerle hainlikle suçlamak için ya insan haddini aşmiş olmalidir ya da bizzat kendisi hain olmalidir
Sponsor Reklamlar

dAbBe ve Ben-i Emin bunu beğendiler.
HAKK_AŞKINA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 10.09.12   #8
HAKK_AŞKINA
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2012
Nereden: KOCAELİ
Mesajlar: 53
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Başka bazi bilgiler.osmanli tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü bektaşi maddesinde verilen birçok bilgiden birisi osmanli kurulduğunda en popüler inanç alevi inanciydi.sünni kaynağinda bile osmanli kuruluşunda alevilerin olduğu yazmaktadir.
Sponsor Reklamlar

Balım bunu beğendi.
HAKK_AŞKINA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 10.09.12   #9
HAKK_AŞKINA
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2012
Nereden: KOCAELİ
Mesajlar: 53
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Tarih kitaplarini bu açidan süzdüğümüzde alevilerin osmanlinin kuruluşundan beri var ve önemli oranda etkin bir kesim olduğu şüpheye yer vermiyecek şekilde görülmektedir.damal kizilbaşliği şah hatayiye kadar osmanli içindeki alevileri osmanliya karşi savaşa yönlendirecek bir hükümdar yoktu ve osmanli gerçekten alevilere hoşgörülüydü.ta ki yavuz babasi bayezit beğenmediğin balim sultana uyup bektaşi olana kadar
Sponsor Reklamlar

HAKK_AŞKINA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 10.09.12   #10
dAbBe
dAbBe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: Oradan
Mesajlar: 2.172
Rep Puani : 32
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Damal Kızılbaşlığı Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Balım Sultan denen şahıs, Bektaşiliği Osmanlı'ya uşaklık için kurmuştur da diyebiliriz canlar. Balım Sultan ki çıkarları için Kızılbaşları sapık ilan eden bir kişidir.

Bu iftira kesin Top 10´a girer.
Sponsor Reklamlar

dAbBe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alevilik-Bektaşilik nedir? fikret Alevi Nedir ? Alevi Tarihi... 1 27.07.12 20:40
Alevilik Bektaşilik Nedir? hasan Alevi Kültürü 0 07.12.09 12:08
Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm Alevi Bagcilar cemevi 3 11.09.09 01:24
Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? Alevi Bagcilar cemevi 3 11.09.09 01:20
Alevilik Bektaşilik Nedir Alevi Alevi Araştırmaları 0 07.09.09 00:40






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2