Sponsor Reklamlar


EMEK ve EMEKÇİNİN Dünyası.

 Genel konular Katagorisinde ve  Siyaset,Politika ve Ekonomi Forumunda Bulunan  EMEK ve EMEKÇİNİN Dünyası. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 06.12.14   #1
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart EMEK ve EMEKÇİNİN Dünyası.


İşçi (proleter) kimdir?
İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


Geçimini sağlayabilmek için emek gücünü ücret ya da maaş karşılığı satmak zorunda olanlara işçi (proleter) denir. Bu açıdan, Türkçede yer etmiş, işçi ve memur arasındaki ayrım sınıfsal değil, hukukidir.
Emek gücünü satmak “zorunda olma” vurgusu işçinin tanımı için belirleyicidir. İşçi, hiçbir üretim aracına sahip olmadığı için emek gücünü satmaya muhtaçtır. Bir seçim hakkı yoktur. Bu durum onu, şirket müdürleri, yöneticileri gibi yine işini ücret karşılığı yapan kesimlerden ayırır.
Öte yandan, işsizler de aslında birer işçidirler. Çünkü onlar da aynen çalışmakta olan proleterler gibi hayatlarını sürdürmek için emek güçlerini satmak zorundadırlar.
İşçi sınıfı (proletarya) nedir?
İşçi sınıfı, toplumun, geçim araçlarını herhangi bir sermayeden elde edilen kârdan değil, tamamıyla ve yalnızca kendi emeğinin satışından sağlayan; sevinci ve üzüntüsü, yaşaması ve ölmesi, tüm varlığı emek talebine, dolayısıyla işlerin iyi gittiği dönemler ile kötü gittiği dönemlerin birbirlerinin yerini almasına, sınırsız rekabetten doğan dalgalanmalara dayanan sınıfıdır. (Engels)
Tamamıyla mülksüz olan bu sınıf emeklerini, karşılığında zorunlu geçim araçları edinmek için burjuvalara (sermaye sahiplerine) satmak zorundadır.
İşçi sınıfı, 18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de ortaya çıkan sanayi devriminin bir sonucu olarak doğmuştur. İşçiler, ilk aşamada, dağılmış ve rekabet yüzünden parçalanmış bir “kitle” durumundadır.
Ancak sanayinin gelişimi bir yandan işçi sayısını arttırırken bir yandan onların yaşam koşullarını en düşük düzeyde eşitlemiştir. Bunun sonucunda işçiler, ortak sorunlara sahip olduklarını ve bu sorunlara karşı birlikte mücadele vermelerinin gerektiğini fark etmeye başlamışlardır. Böylece, tepkiler işçilerin tek tek sürdürdükleri mücadeleden işçi sınıfının yine bir sınıf olan burjuvaziye karşı verdiği mücadeleye dönüşmüştür.
Bu durum, aynı zamanda, işçilerin kendiliğinden bir sınıf olma durumundan, “kendisi için” bir sınıf olma durumuna geçtiğinin de göstergesi olmuştur. İşçi sınıfının “kendisi için” bir sınıf olmaya başlamasının en önemli sonucu ise burjuvaziye karşı verdiği sınıf mücadelesini, örgütlü bir siyasi mücadele bakış açısıyla örmeye başlamasıdır.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (14.07.16 Saat 15:45 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 06.12.14   #2
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


ANASAYFA / POLİTİKA


Tek sınıf tek mücadele





  • Eklenme Tarihi: 06 Aralık 2014 21:08
EMEK Partisi (EMEP) 7. Konferansı “Barbarlığı yeneceğiz, işçi sınıfı ve halklar kazanacak” şiarıyla dün Ankara’da toplandı. Konferans devam ediyor.
Konferansta Türkiye ve dünyadaki siyasi gelişmeler konuşulurken, Soma ve Ermenek maden faciası, Torunlar İnşaat’taki işçi cinayetleri de gündemler arasındaydı. “Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyinin olmadığı” belirtilirken, “tek sınıf tek mücadele” vurgusu yapıldı.
Çoğunluğu genç 360 delegenin katılımıyla yapılan konferansın açılışını EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan yaptı.

‘İŞÇİ SINIFI İZİN VERMEYECEK’
Gürkan, dünyada gelişen halk hareketlerinin işçi sınıfının önderliğine ihtiyaç duyduğunun son yıllarda yaşanan tecrübelerle görüldüğünü söyledi. Dünyadaki ekonomik daralmanın, durgunluğun çeşitli etkileri olduğunu belirten Gürkan, bunun sosyal hakların, emeklilik haklarının kısıtlanması, zamlar ve yoğun emek sömürüsü olarak işçi ve emekçilere yansıyacağına dikkat çekti. İşçi ve emekçilerin haklarının art arda gasp edildiğine vurgu yapan Gürkan, dünya işçi sınıfının bu dayatmaları kabul etmeyeceğini kaydetti. Gürkan, “Yunanistan, İspanya, Almanya gibi ülkelerde yaşanan işçi grevleri bunların en önemli örnekleri, bu ülkelerdeki öğrenci boykotları, halk eylemleri de emekçi kitlelerin, gençliğin isyanının giderek artacağının ipuçlarını veriyor” dedi.
Emperyalist ülkelerin kendi aralarındaki çelişki ve çatışmaların derinleştiği bir süreci de yaşadıklarına dikkat çeken Gürkan “Dönem dönem ABD ve Rusya etrafında bloklaşan ortaklıklar yer değiştirse de genel olarak bu bloklaşma üzerinden çatışmaların kurgulandığını söyleyebiliriz” diye konuştu. Halkları bekleyen önemli tehditlerden birinin de bölgesel savaşlar olduğunu belirten Gürkan, “Barbarlık dünyayı birlikte soyarken kendi aralarındaki çelişki de derinleşiyor” dedi. Rojava’ya yönelik emperyalist kuşatmaya da değinen Gürkan, Kobanê direnişinin son döneme damgasını vurduğunu belirterek, “Halk hareketleri açısından önemli deneyimlerden biri de Tunus ve Mısır’daki gelişmelerdir” ifadelerini kullandı.
KOBANÊ VE İŞ CİNAYETLERİ
Gürkan’dan sonra konferans delegeleri konuştu. Konuşmalarda güncel siyasal konular değerlendirdi. Rojava devrimi ve Kobanê direnişi konferansta en çok konuşulan konulardan biri olurken Soma, Ermenek, Torunlar İnşaat üzerinden işçi cinayetleri ve bunlar karşısında nasıl bir tutum alınması gerektiği üzerinde duruldu. Gezi direnişinden sonra çevre ve ekoloji mücadelesinin de öneminin daha da anlaşıldığını belirten delegeler, çevre ve ekoloji mücadelesinin de sınıf perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kobanê direnişi ve Ortadoğu’daki gelişmeler tartışılırken, Kobanê direnişi ile Rojava devriminin Türkiye’de yürütülen çözüm sürecinden bağımsız olmadığı dile getirildi.
KADIN- ERKEK EŞİTLİĞİ
Konferansa damga vuran bir diğer konu ise son dönemde çokça tartışılan kadın- erkek eşitliği oldu. Kadın- erkek eşitliğinin çarptırıldığına dikkat çeken delegeler “Sermayenin bunu fırsat eşitliği” olarak sunduğunu, “gericiliğin ise fıtrat adaleti” olarak ele aldığını dile getirdi. Antalya’da gerçekleştirilen 19. Milli Eğitim Şûrası’nda ilkokul birinci sınıftan itibaren din dersini zorunlu hale getirilmesi önerisine de tepki geldi. Delegeler laiklik ve demokrasi vurgusu yaparken, muhafazakarlık ve gericiliğe karşı mücadelenin önemine değindi. (AnkaraEVRENSEL)





Etiketler: Emek Partisi, EMEP 7. Konferans, Ankara, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.01.15   #3
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


ANASAYFA / İŞÇİ-SENDİKA


İş cinayetinde tarih yazdılar





  • Eklenme Tarihi: 03 Ocak 2015 05:01
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2014 yılında en az 1886 işçinin can verdiğini bildirdi. İSİG’den yapılan açıklamaya göre 29 işçi meslek hastalığı sonucu can verdi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Soma katliamı için 1800’lü yıllardan örnek verdiği 2014 yılında, iş cinayetlerinde cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamına ulaşıldı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2014 yılında en az 1886 işçinin can verdiğini bildirdi. İSİG’den yapılan açıklamaya göre 29 işçi meslek hastalığı sonucu can verdi. İnşaat işkolunda 423, maden işkolunda 386, tarım işkolunda ise 309 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Trafik/servis kazası nedeniyle 421 işçi, zehirlenme/boğulma nedeniyle 395 işçi ve düşme nedeniyle 298 işçi öldü. 2014 yılında 54 çocuk işçi, 132 kadın işçi ve 53 göçmen işçi can verdi. En fazla ölümün yaşandığı ay 301 işçinin can verdiği Soma katliamının yaşandığı Mayıs ayı oldu. Mayıs ayında 427 işçi yaşamını yitirdi.
İş cinayetinde gelinen noktayı Evrensel'e değerlendiren Yrd. Doç. Nilgün Tunçcan Ongan, açıklanan rakamın vehametin boyutlarını gösterdiğini söyledi. Ölümlerin önlenmesi için ciddi politika değişikliklerinin yapılması gerektiğini dile getiren Ongan, hükümetin ise böyle bir iradesinin olmadığını belirtti. “Bunu nereden anlıyoruz, bütçeye bakıyoruz sermayenin bütçesi olma özelliğini sürdürüyor. Taşeronlaştırma, özelleştirme ve esneklik hızıyla devam ediyor. Bütün bunlar devam ettikçe bu rakamın azalması mümkün değil” dedi. Çocuk işçi ölümlerindeki artışa dikkat çeken Ongan, “İşçi ölümleri artarken, yaş ise düşüyor” diye konuştu. Göçmen işçi ölümlerinin de yükseldiğini kaydeden Öngün, hükümetin politikalarının sadece Türkiyeli işçilerin değil din, dil, ırk, yaş ayrımı yapmaksızın bütün dünya işçilerini tehdit eder hale geldiğini vurguladı.
1800’LÜ YILLARI ANLATTI, ‘FITRATINDA VAR’ DEDİ
Dönemin Başbakanı Erdoğan, en fazla işçinin can verdiği iş cinayeti olarak cumhuriyet tarihine geçen Soma katliamına ilişkin yaptığı açıklama ile büyük tepki çekmişti. “İngiltere’de geçmişe gidiyorum, 1862 bu madende göçük 204 kişi ölmüş. 1866 361 kişi ölmüş İngiltere. İngiltere’de 1894 patlama 290. Fransa’ya geliyorum 1906 dünya tarihinin en ölümlü ikinci kazası 1099. Daha yakın dönemlere geleyim diyorum, Japonya 1914’de 687... Bakın Amerika. Teknolojisiyle her şeyiyle. 1907’de 361. Bu ocakların bu noktada bu tür kazaları sürekli olan şeyler” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var... Kontrollerle de burası gerçekten gerek işçi sağlığı gerek işçi güvenliği açısından da iyi noktada kömür ocaklarından birisi olarak değerlendirmesi yapılmış ve çalışmalarına devam etmiştir.” Erdoğan’ın fıtrat açıklamasının ardından bölgeye din görevlileri çıkarması yapılırken, sonraki süreçte iş cinayetleri Cuma hutbelerinin de konusu yapıldı. “Önlemini al ama isyan etme” mantığıyla hazırlanan hutbelerde, tedbirde ölçülü olunması, aksi halde Allah’a güveni sarsan bir davranış olacağı ileri sürüldü. (İŞÇİ SENDİKA SERVİSİ)




Etiketler: iş cinayeti, AKP, Tayyip Erdoğan, İSİG
----------------------------------------------------
EGER KİTLELER DUYARLI OLMASA,
ABD TAŞERONLUĞUNDAKİ AKP,
ORTA DOĞUDA FAŞİZMİN TARİHİNİ YAZACAK
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.01.15   #4
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


AYFA / İŞÇİ-SENDİKA


Acı rapor: İş cinayetlerinin hepsi önlenebilirdi!



  • Eklenme Tarihi: 17 Ocak 2015 14:58
2014 iş cinayetleri raporuna göre yaşanan ölümlerin hepsi önlenebilir. Kuralsız çalışma, yasal düzenlemere, iş cinayetyerinin en önemli nedeni. Rapor, cinayetlerin önlenmesi için işçilere ve sendikalara mücadele çağrısı yaptı.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) 2014 İş Cinayetleri Raporu’nu açıkladı. Rapora göre 2014 yılında en az 1886 işçi yaşamını yitirdi. Raporda en dikkat çeken ayrıntı ise 1886 iş cinayetinin hepsinin önlenebilir olduğu. Kuralsız çalışma koşullarının, esnek çalışmanın, yasal düzenlemelerin iş cinayetlerinin baş sorumlusu olduğuna dikkat çekilen raporda, hükümetin iş cinayetlerine çözüm olarak açıkladığı paketlerin cinayetleri önlemeyeceğine dikkat çekildi. Raporda, işçilere ve sendikalara iş cinayetlerine karşı mücadele çağrısı da yapıldı.
Rapor bugün, Makine Mühendisleri Odası’nın Taksim’de bulunan binasında açıklandı. Meclis üyelerinin, sendikacıların, meslek odası, demokratik kitle örgütü ve milletvekillerinin katıldığı açıklamanın açılışını TMMOB İKK sözcüsü Süleyman Solmaz yaptı.
FITRAT DEĞİL CİNAYET
Raporu ise İSİG’den Murat Çakır açıkladı. Raporu, yazılı, görsel, dijital basından takip ettimleri, emek-meslek örgütlerinden gelen bilgilerle işçiler, işçi yakınlarının bildirimleriyle hazırladıkları bilisini veren Çakır, bu bilgiler ışığında 2014 yılında en az 1886 işçi yaşamını yitirdiğini dile getirdi. “Meclisimizin ortak fikri bütün iş kazalarının önlenebilir olduğudur. İşçi ölümlerinin önlenebilir olması fikrinin en temel sonucu olarak yaşananları “iş kazası ve fıtrat” değil “iş cinayeti” olarak tanımlıyoruz” diyen Çakır, “Bir yandan ‘bu işin fıtratında var’ denilerek ve Diyanet hutbeleri de verilerek iş cinayetlerinin doğallaştırılması ve toplumun dinselleştirilmesi çabası içinde tepkiler içerilmeye çalışılıyor. Diğer yandan yüksek fonlu sosyal projeler, mesleki eğitim, ödül-ceza gibi çalışmalarla ‘kriz yönetimi’ mekanizmaları devreye sokuluyor. Ancak devlet ve sermayenin bu politikaları, artık katliam boyutuna varan iş cinayetlerinin üzerini örtemiyor” diye konuştu.

MÜCADELE ÇAĞRISI

Raporda iş cinayetlerinin önlenmesinin en önemli şartının işçilerin vereceği mücadele olduğuna dikkat çekilerek şunlar ifade edildi: “İşçileri açlık ile ölüm arasında bir tercihe zorlayan politikalara doğrudan bir karşı çıkış örgütlenmelidir. Pratik olarak ise işçilerin örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır. İşçilerin sendika seçme özgürlüğü ve iş güvencesi sağlanmalıdır. İşyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği kurulu işler hale gelmeli; kurul işçi sağlığını etkileyen üretimin her hususuna müdahale edebilmelidir. Kurulun en az yarısını işçiler oluşturmalıdır. Yine sendikalar, meslek odaları ve uzmanların oluşturduğu heyetler söz ve karar sahibi olmalıdır.”
AYLARA GÖRE İŞ CİNAYETLERİ
Ocak ayında 101, Şubat ayında 84, Mart ayında 122, Nisan ayında 124 işçi, Mayıs ayında 427, Haziran ayında 151, Temmuz ayında 130, Ağustos ayında 160, Eylül ayında 152, Ekim ayında 171, Kasım ayında 137, Aralık ayında 127 can verdi.
EN ÇOK ÖLÜM İNŞAATTA
İnşaat, Yol işkolunda 423; Madencilik işkolunda 386; Tarım, Orman işkolunda 309; Taşımacılık işkolunda 138; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 93; Belediye, Genel İşler işkolunda 87; Metal işkolunda 81 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 48; Enerji işkolunda 43;
Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 37; Tekstil, Deri işkolunda 36; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 31; Ağaç, Kağıt işkolunda 30; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 29; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 28; Konaklama, Eğlence işkolunda 28; Gıda, Şeker işkolunda 21;
Basın, Gazetecilik işkolunda 8; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 3; İletişim işkolunda 2 ve işkolu belirlenemeen 25 işçi can verdi.

TOPLU İŞ CİNAYETLERİ
* 3 Ocak’ta Kocaeli Gebze’de bulunan Yunus Palet Ahşap Fabrikası’nda 5 Gürcü kaçak işçi, kaçak ispirtodan zehirlenerek can verdi.
* 20 Mart’ta Mersin Akdeniz’de OSB’de bulunan Acar Makina Sanayi Fabrikası işçilerini taşıyan minibüse hemzemin geçitte tren çarptı. 11 işçi yaşamını yitirdi.
* Soma Madencilik’e bağlı Soma Kömür İşletmeleri Eynez Ocağı’nda kömür yangını, peşinden göçük, karbonmonoksitin 10 kat fazla olması ve yanlış yapılan arama kurtarma faaliyetleri sonucu 301 işçi can verdi.
* 6 Eylül’de İstanbul Mecidiyeköy’de bulunan Torunlar Center’da yük asansörü 32. kattan düştü ve 10 işçi yaşamını yitirdi.
* 27 Ekim’de Karaman Ermenek’te Has Şekerler Linyit Madeni’nde su basan ocakta 18 işçi yaşamını yitirdi.
* 31 Ekim’de Konya’nın Akşehir ilçesi Cankurtaran Köyü’nden elma toplamak için aldığı işçileri Isparta’nın Gelendost ilçesine götüren midibüs yine Isparta’nın Yalvaç ilçesinde virajı alamayarak devrildi. 15’i kadın 1’i çocuk 17 işçi yaşamını yitirdi.

CİNAYETLERİN NEDENLERİ
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 421 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 395 işçi;
düşme nedeniyle 298 işçi; ezilme, göçük nedeniyle 289 işçi; diğer nedenlerden dolayı (kalp krizi, beyin kanaması, intihar, silikozis, kırım kongo kanamalı ateşi, karaciğer yetmezliği, sıtma, arı sokması, yılan ısırması, yıldırım düşmesi, silahlı saldırı veya vurulma, dana tepmesi, domuz saldırısı, mers virüsü vb.) 276 işçi; elektrik çarpması nedeniyle 112 işçi; patlama, yanma nedeniyle 49 işçi; nesne düşmesi, çarpması nedeniyle 36 işçi; kesilme, kopma nedeniyle 10 işçi can verdi.

131 KADIN CAN VERDİ
131 kadın işçi ve 1755 erkek işçi can verdi.
Raporda görö 2014 yılında yaşamını yitiren 1886 işçinin 131’i kadın işçi. Bu da yüzde 7 oranına tekabül ediyor. Kadınların çalışma yaşamına katılımının düşük olduğuna dikkat çekilen raporda, kadınların iş cinayetlerindeki mutlak rakamın düşük olmasına aldanılmaması gerektiğine dikkat çekiliyor. Raporda, yaşamını yitiren kadın işçilerin 71’i tarım, 13’ü eğitim/ticaret, 12’si sağlık, 9’u belediye/genel işler, 8’i tekstil, 3’ü gıda, 3’ü banka, 3’ü basın, 2’si metal, 2’si konaklama, 1’i kimya, 1’i çimento, 1’i taşımacılık, 1’i enerji ve 1’i yeterli bilgi olmadığı için belirlenemeyen işkolunda can verdi.

54 ÇOCUK İŞÇİ CAN VERDİ
14 yaş ve altında 19 çocuk işçi; 15-17 yaş arasında 35 çocuk/genç işçi; 18-27 yaş arasında 297 işçi; 28-50 yaş arasında 905 işçi; 51 yaş ve üstünde 331 işçi; yaşları öğrenilemeyen 299 işçi can verdi.
MANİSA 1. SIRADA
Rapor’da iş cinayetlerinin illere göre dağılımı da yapıldı. Buna göre 343 işçi Manisa’da; 198 işçi İstanbul’da; 67 işçi Kocaeli’nde; 58 işçi Ankara’da; 57 işçi Bursa’da; 49 işçi İzmir’de; 47 işçi Antalya’da; 44 işçi Konya’da; 43’er işçi Adana ve Isparta’da;
39 işçi Mersin’de; 32 işçi Samsun’da; 29’ar işçi Gaziantep, Hatay ve Muğla’da;
28’er işçi Karaman ve Kayseri’de; 27 işçi Aydın’da; 25 işçi Tekirdağ’da;
23’er işçi Sakarya, Sivas ve Şanlıurfa’da; 22 işçi Zonguldak’ta; 21’er işçi Balıkesir ve Kahramanmaraş’ta; 19 işçi Denizli’de; can verdi. (İstanbul(EVRENSEL)





Etiketler: İSİG, iş cinayeti
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 01.02.15   #5
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


ANASAYFA / 1 Şubat 2015


Tavı gelen demir



  • Eklenme Tarihi: 01 Şubat 2015 09:54
Sanayinin kalbindeki grev olarak adlandırılan büyük işçi eylemi, dumanı üzerinde bir ekmek tazeliğinde önümüzde duruyor.
Aydın ÇUBUKÇU
Sanayinin kalbindeki grev olarak adlandırılan büyük işçi eylemi, dumanı üzerinde bir ekmek tazeliğinde önümüzde duruyor.
Geçen yaz cam işçilerine yapıldığı gibi, bu grev de Milli Güvenliği tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle yasaklandı. Ancak grevci işçiler, mücadelelerini sürdürme kararlılığındalar. Grev o kadar güçlü ve heyecanlı bir biçimde başladı ki, nasıl gelişirse gelişsin, şu anda yarattığı etkiyle bile toplumsal muhalefetin hareket halindeki bütün unsurlarına heyecan ve umut verdi.
KÜÇÜK ZAFERLERE İHTİYACIMIZ VAR
Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal çelişkilerin ürünü olan gerilimler ve yer yer hayatı etkileyen patlamalar ender rastlanan ve aralarında uzun süreler bulunan olaylar olmaktan çıktı. Çoğu kez hak ve özgürlüklerin savunulması nedeniyle ortaya çıkıyorlar ve üstlerine gelen “neoliberal-global” saldırıyı durdurmaya çalışıyorlar. Genel görünüşü itibariyle bu bir “savunma savaşı” olarak karakter kazanıyor. Eğer mevcut durumdan daha geriye düşmeyi önleyebilmişse eylemler, bu kazanım sayılıyor. Şimdi, yeni bir döneme geçmekte olduğumuza dair belirtilerin ortaya çıktığı söylenebilir. Çünkü saldırılar, artık hayatın dibini kazımaya başladı. Örneğin, Yunan halkının seçimi, dolaysız olarak özelleştirmeler şeklinde kendisini kuvvetle hissettiren “global saldırılara” karşı birikmiş tepkinin patlamasıdır. Bu yönüyle, yarattığı etkiye bakınca da, aslında dünyanın başka köşelerinde aynı sorunu yaşayan halkların beklentilerine tercüman olduğunu söyleyebiliriz. Tercüman oldu; ama cevap olabilecek mi? Bu zamanla belli olacak ve kendisini kuşatan pek çok sorunun süreçte nasıl etkiler ortaya çıkaracağına bağlı olacak. Ama bunu şimdiden tartışmanın ve kimi önyargılarla adeta başarısızlığına dua eder duruma düşmenin bir anlamı yok. Kısaca çıkarmamız gereken ilk ders, bütün halkların en azından duygusal olarak bu tür küçük zaferlere ihtiyaç duyduğudur.
METAL GREVİMİZ, UMUTLARIMIZ, ÖZLEMLERİMİZ
Kobanê, bu tür “küçük” zaferlerden bir diğeridir. Aslında, büyük bir kahramanlık destanı halinde önümüzde duran direnişin ulaştığı sonuç, kimilerinin gözüyle bakıldığında, gereksiz ve anlamsız, “çiftetelli oynayarak” kutlandığı söylenip küçümsenen bir olaydır; ama yine, halkların umutları ve özlemleri açısından bakıldığında değeri ortaya çıkmaktadır. Asla küçük, asla önemsiz, asla “yerel” bir başarı değildir.
Kuşkusuz bölge ve dünya çapındaki etkileri bakımından Yunan seçimleri ve Kobanê ile kıyaslanamaz ama Metal Grevi’nin de önemi ve değeri, bu açıdan değerlendirilmelidir.
Uzun zamandır, çapı ve derinliği bakımından büyük imkânlar vaat eden böyle bir sınıf eylemi gündeme gelmemişti.
Sarsılmaz gibi görünen çelik bloklardan oluşmuş yapıların bile titreşimlere, yüksek basınç ya da çekmelere maruz kalarak, “yorgunluk” yüzünden hurdaya dönüştüğünü biliyoruz. “Metal atomlarının birbirleri arasındaki bağların gevşemesi sonucu malzemenin istenilen mukavemet değerinin altına düşmesi” sonucu ortaya çıkan bu bozulmaya “metal yorgunluğu” deniyor. Metal grevi, tıpkı fiziksel metal yorgunluğunun malzemenin içten içe eskimesini, kullanılmaz hale gelişini haber vermesi gibi, olağan koşullar altında fark edilemeyecek değişimleri açığa çıkaran bir rol oynamaya adaydır. Zira bu grev, kendisinden önceki grev ve direnişlerin yarattığı küçük titreşimlerin, zamana yayılmış ve unutulmuş basınçların, çekme ve sürtünmelerin bir bileşkesi olabilecektir.
Yalnızca işçi sınıfının değil, öğrencilerin, kadınların, kamu emekçilerinin mücadeleleri de, bu grevde kendi eksik bıraktıklarının tamamlanışını görebilecektir.
Her şeyden önce, burjuvazinin en örgütlü ve dirençli görünen kesimini ve sarı sendikacılığın en tipik temsilcisini karşısına aldığı için, sermaye ile emek arasındaki temel çelişmenin ekseninde dönen her mücadelenin sözcüsü, sürdürücüsü ve ilerleticisi olabilecektir.
İşte bütün bu birikmiş, yoğunlaşmış, yayılmış mücadelelerin olgunlaşmasına hizmet ettiği toplumsal muhalefet hareketi, şimdi metal işçisinin elinde dövülmeye hazır, tavı gelmiş demir gibidir.
Bu yüzden metal işçisinin grevi, yalnızca metal işçisinin değil, yalnızca bütün işçi sınıfının da grevidir; yalnızca bütün işçi sınıfının değil, bütün halkın grevidir. Emekten yana bütün siyasal partilerin temsilcilerini, mücadeleci bütün sendikaların yöneticilerini, demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin desteğini daha şimdiden kazanmış olması bunun göstergesidir. Metal işçilerine direniş yerlerinde destek ziyaretlerinde bulunan her parti, her sendika, her örgüt, aslında işçi sınıfı etrafında birleşebilecek olan halk muhalefetinin unsurlarıdır ve onlar yalnızca grevci metal işçilerinin mücadelesiyle birleşmekle kalmamalı, birbirleriyle de birleşmelidirler. İşte o zaman tavı gelmiş demiri soğumadan dövmeyi başarabileceğiz!




Etiketler: metal grevi, Kobane, Yunanistan, cam işçileri grevi, grev yasaklama


Bu habere yorum yap
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 01.02.15   #6
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


ANASAYFA / 1 Şubat 2015


Metal grevlerinden
anılar ve Kavel






  • Eklenme Tarihi: 01 Şubat 2015 09:48
Oya Baydar İşçi Sınıfı Tarihi’nin 1982 Frankfurt basımının girişinde “Yazılmaya gerçekten değecek tek tarih emekçi yığınların, çalışan sınıfların, üretici insanın tarihidir. Dünya, hayvandan insana geçildiğinden bu yana çalışan, üreten, yaratan emekçi insanın, emekçi yığınlarının elleri üzerinde duruyor” der. Ben de kimi zaman yazılmaya değer anılarımın yalnız emekçilerle ilgili olanlar olduğuna inanıyorum.

Sennur SEZER
Oya Baydar İşçi Sınıfı Tarihi’nin 1982 Frankfurt basımının girişinde “Yazılmaya gerçekten değecek tek tarih emekçi yığınların, çalışan sınıfların, üretici insanın tarihidir. Dünya, hayvandan insana geçildiğinden bu yana çalışan, üreten, yaratan emekçi insanın, emekçi yığınlarının elleri üzerinde duruyor” der. Ben de kimi zaman yazılmaya değer anılarımın yalnız emekçilerle ilgili olanlar olduğuna inanıyorum.
Tanzimat’ın ilk yıllarında, 1841 ve 1842’den Kırım savaşının hemen öncelerine kadar, çok sayıda Osmanlı devlet imalat fabrikası kurulmuştur. Bu fabrika kompleksi İstanbul’un batısında kuzeyde Edirne yolu, güneyde Marmara Denizi ile sınırlı ve İstanbul şehir surlarının köşesindeki Yedikule’den Küçük Çekmece’ye kadar Doğu-Batı istikametinde yüz otuz kilometre uzanan bir konumdaydı.
İŞÇİ HAREKETLERİ BÖLGESİ
Haliç’in çevresindeki fabrikaların arasında metal kimlikli olanlar ağırlıklıydı. Silahtarağa; başta Koç Holding’in Türk Demir Döküm’ü (ülkenin en büyük döküm fabrikası), Erenyol ailesinin Elektrometal döküm ve izabe fabrikalarıyla metal fabrikaları merkezi sayılacak durumdaydı. Haliç’te sabahlar fabrika düdükleriyle başlar ve öğle paydos saatleriyle akşamları da bu düdükler belirlerdi. Türkiye’de işçi işveren ilişkileri konularındaki hareketlilik ya da kısa süren mutluluklarla uzun süren acıların büyük bir bölümü işte bu bölgede yaşandı.
Taşkızak’ta, 1958 yılının sonlarında bir akşam Nurmetal’de direniş başladığı ve fabrikayı polisin bastığı haberi geldi. Saat 17.00 sularıydı. Yarım saat sonra tersane paydos edecekti.
Kalabalıklarda ortak bir nabzın atışının duyulduğunu bilirsiniz. Hızlanan nabzımızı idareciler de duymuş olmalı ki, biz paydosa hazırlanırken bütün atölye ve bürolara fazla mesai emri geldi. O gün yerimizden kıpırdayamadık, Ertesi gün kimse kimsenin yüzüne bakamadı.
Nurmetal’e gidemedik ama Nurmetal’den çamaşır makinesi de almadık.
‘GREVİMİZ YASA DIŞI AMA ANAYASA İÇİ’
İstanbul İstinye’de bugün Koç Üniversitesi’nin bulunduğu koydaki Kavel fabrikasında Maden-İş sendikasında örgütlü 170 işçinin 62 gün boyunca direnişi Türkiye işçi sınıfı tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Grev ve Toplu Sözleşme Yasası TBMM’de oylanmaktadır. Geçerli yasalara göre de grev yasaktır. Ancak Kavel direnişi hem TBMM’yi yasanın çıkması yönünden hızlandırmış, hem de pek çok işçi hareketine örnek olmuştur.
Dönemin Maden İş Genel Başkanı Kemal Türkler’in bir gazeteciye verdiği yanıt tarihseldir: “Evet grevimiz yasa dışı ama anayasa içi”. Bugünden çok farklı değil anlayacağınız.
Olay kısadır. Kavel işçileri 31 Aralık 1962’de yıllık ikramiyelerinin eksik ödeneceğini öğrenince seçtikleri üç temsilciyi patronla görüşmek üzere gönderdiler. Bu üç kişi, işyeri baş temsilcisiyle birlikte işten çıkarıldı. İşçiler de, işverenin tutumunu protesto etmek için 28 Ocak 1963’te tezgâh başında 5 günlük oturma eylemi kararı aldılar. İşveren, ‘işyerindeki asayişi bozdukları’ gerekçesiyle 10 işçiyi daha işten çıkarıp lokavt ilan edince, 4 şubatta işçiler oturma eylemlerini fabrika önünde kurdukları çadırlarda direnişe dönüştürdüler. Kavel’in sahibi Vehbi Koç’a ait olan General Electric Ampül ve Türk Demir Döküm fabrikaları işçileri de kampanyalar başlattı.Türk-İş de kendisine bağlı tüm federasyon ve sendikalara bir genelge göndererek dayanışmaya çağrısı yaptı. İşverenler konfederasyonu da: “Mülkiyet hakkımız tehlikede!” açıklaması yaptı.
27 Şubat’ta güney bölgesinde bulunan 23 sendika başkanıyla 45 yönetici, toplantı yaparak Türk-İş’in Kavel olaylarındaki tutumunun olumsuz olduğu gerekçesiyle konfederasyonla ilişkilerini kesti. Ayrıca, 4. Bölge Temsilciliği’nde toplanan paranın Kavel işçilerine verileceği, Güney Bölgesi İşçi Sendikaları Konseyi’nin oluşturulduğu belirtildi.
2 Mart günü kablo yüklü kamyonların fabrikadan çıkarılmak istenmesi üzerine, işçi eşleri barikat kurarak bunu engellemek istedi. Ancak polis ekipleri kadınları dağıttı. Yaralananlar oldu.
İşverenin grevi kırmak için verdiği işçi arama ilanları, yaptırdığı polis baskınları direnişi kıramayınca olayın büyüyerek yurt çapında bir emek sermaye çatışması biçimini alacağı korkusu 3 mart 1963 günü Türk-İş ile Türkiye İşveren Konfederasyonu arasında bir anlaşma protokolünün imzalanmasını hazırladı. Anlaşmaya göre ikramiyeler eskisi gibi ödenmeye devam edilecek, işten atılan 10 işçi geri alınacak, grevden önce işten atılmış olan 4 işçi işe alınmayacak ancak kıdem tazminatları ödenecekti.İşçiler 4 Martta işbaşı yaptılar.
11 Martta, greve öncülük eden 24 işçiye Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet suçlamasıyla dava açıldı, 14 işçi tutuklandı. Patron yenilgisini işçilere ödetmek istiyordu. 52 işçi ile ilgili 5 ayrı dava açıldı..
10 Haziran günü, tutuklanan 6 işçinin tahliye sonrası işten atılmalarına, kaplama bölümünün 30 işçisi toplu halde iş bırakarak yanıt verdi. 24 Temmuzda yürürlüğe giren 275 sayılı Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanununa eklenen ( ‘Kavel maddesi’ olarak anılan) bir maddeyle, yasadan önce haklarında takibat yapılan işçilerin davaları düşürüldü.
Geride Hasan Hüseyin’in Kavel şiirinin benzersiz dizeleri kaldı: “işime karım dedim, karıma kavel diyeceğim. /ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada, /güneşe karışmadıkça etim /kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim.”
İKİNCİ DİRENİŞ
Sendika ve Toplu sözleşme yasasının yürürlüğe girmesiyle sendikalar işverenleri toplu sözleşme müzakerelerine çağırmaya başladı. Kavel işvereni 1963 yılı 28 Ocak I. Kavel direnişi sonrası yapılan protokole uymadı. Toplu sözleşme yasası yürürlüğe girer girmez, bir sarı sendika ile işçilerden habersiz toplu sözleşme imzaladılar. Bu durumu bir dönem daha uyguladılar. Kavel işçileri, tekrar Türkiye Maden-İş’e üye olmak istediler ancak Genel Müdürün işten çıkarma tehdidi ile engellendiler.
9 Eylül 1968 günü işçiler iş güvenliklerinin olmadığını genel müdürün, kendilerini tekrar sarı sendikaya girmeye zorladığını belirterek, saat 08:00 de Kavel Fabrikasını işgal ettiler. Demir parmaklıklar ve kapılar kaynak makineleri ile kaynatıldı.
İşçilerin yayınladığı bildiride isteklerinin ilk maddesi, işten çıkarılan iki temsilci ve 26 arkadaşlarının tekrar işe alınması, ikincisi “oylama yapılsın çoğunluğu sağlayan sendika tanınsın”dı..
Vali ertesi günü vilayette sendika adına Genel Başkan Kemal Türkler, 6. Bölge Temsilcisi Hüseyin Ekinci ve işverenin katıldığı bir toplantı yaptı. Toplantıda anlaşma sağlanarak, çıkarılan işçiler işe geri alındı, çalışılmayan iki günün ücretleri ödendi. İşçilere sendikal konuda baskı yapılmayacağı garantisi verildi.
Metal işçileri tarihlerindeki en büyük greve 1977’de girdi. 15 bin 846 işçinin katıldığı grevler 8 ay sürmüş ve MESS grevleri kırmayı başaramadı.. Grevler, Maden-İş’in önderliğinde başarıyla sonuçlanarak 3 Şubat 1978’de toplu sözleşme imzalandı.




Etiketler: Oya Baydar, İşçi Sınıfı Tarihi, Koç Holding, Türk Demir Döküm, Elektrometal, Nurmetal, Kavel fabrikası, Maden-İş sendikası, Vehbi Koç, General Electric Ampül, Türk-İş, Hasan Hüseyin, Kavel, MESS, Kemal Türkler, Hüseyin Ekinci
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 06.02.15   #7
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


ANASAYFA / MEKTUP


Kroman grevi yenildi mi?



  • Eklenme Tarihi: 06 Şubat 2015 05:04
Metal işçileri Bakanlar Kurulu tarafından yasaklanan grevleriyle ilgili gazetemize yazdıkları mektupta MESS dayatmalarına boyun eğmeyeceklerini ve bundan sonra yapılması gerekenleri yazdı.
Kroman Çelik İşçisi/Gebze
Kroman Çelik, Yücel Şirketler Grubunda yer alan fabrikalar içerisinde gerek üretim kapasitesi gerekse de işçi sayısı açısından en büyük işletme durumundadır.
Fabrikamızda sendikalı işci sayısı 610, kapsam dışı çalışan 240 civarında Kroman’da aynı zamanda yemekhane, temizlik, bakım (kaynak işleri) curuf temizleme gibi işlerde taşeron uygulaması mevcuttur. Taşeron bünyesinde çalışan işçi arkadaşların sayısı da 150-200 civarında değişmektedir. Kroman’ın yaklaşık 1000 çalışanı bulunmaktadır. Şunu da belirtmek isterim ki Kroman’daki grev oylamasında yönetimin bütün engellemelerine rağmen 670 greve evet, 217 hayır, 6 geçersiz oy çıkmıştır.
Kroman’da 2000’li yıllara kadar günde 1950 ton döküm alınırken bugün günde 4 bin 500 ton döküm alınıp bizim çubuk profil dediğimiz mamül haline getirilmektedir.
Üretimdeki bu artışa karşılık işçi sayımızda fazla bir artış gerçekleşmedi. Kroman patronu ekonomik olarak sürekli büyürken biz işçilerin çalışma ve yaşam koşulları, ücretleri kötüleşti. Kroman aynı zamanda ölümlü iş cinayetleri ve yaralanmaları sürekli yaşandığı bir fabrikadır. Bugün Kroman’da ortalama ücret 1800-2000 liradır. Bu ücretin içerisinde tüm sosyal haklar da vardır. Yeni ve 5 yıla kadar kıdemi olan genç işçi arkadaşların ücretleri ise sosyal haklar çıkarıldığında neredeyse asgari ücret civarındadır. Kroman’da genç ve düşük ücretle çalışan işçi sayısı bir hayli fazladır.
Biz sırf bu yüzden bile MESS patronlarının dayatması olan ve ucuz işçiliği, güvencesiz çalışmayı hedefleyen 3 yıllık toplusözleşme saldırısını kabul etmedik. Biz bu dayatma ve saldırıyı kabul etseydik fiili olarak toplusözleşme yapma hakkımızı da kaybedecektik. Üstelik 3 yıllık sözleşme dayatmasının sendika yöneticileri tarafından kabul edilmesi sendikalara olan güvensizliği de beraberinde getirecektir. Bu açıdan Türk Metal yöneticilerinin metal işçilerine sormadan imzaladığı MESS sözleşmesini ihanet sözleşmesi olarak değerlendirdik.
Biz Birleşik Metal-İş üyesi metal işçileri olarak MESS patronlarının bu dayatma saldırılarını püskürtmek için grev silahını kullanmaktan çekinmedik. Gebze’de MESS kapsamındaki bütün fabrikalarda yapılan grev oylamalarında ezici çoğunlukla “greve evet” çıkması bunun somut kanıtı.
Kroman fabrikası kendi içerisinde üretim bölümleri olarak çelikhane, kangal profil ve yardımcı işletmelerden oluşmaktadır. Üretimin bu parçalılığı aynı zamanda mekan olarak da bölünmüşlüğü beraberinde getirmektedir. Örneğin çelikhaneyle kangal profil ve çubuk birbirlerine en az 500 metre uzaklıktadır. Bu uzaklık birbirimizle olan ilişkilerimizi de zorlaştırmaktadır. Öyle ki Kroman’da yemek saatleri bile 11.00’de başlayıp saat 14.00’e kadar sürmektedir. Bizde yemek saatleri dahil üretim devam etmektedir.
Bu kadar büyük bir fabrikada işçilerin birlikte hareket edebilmesini sadece 4 temsilci üzerinden yapmamız özellikle toplusözleşme ve grevin örgütlenmesinde bir dizi olumsuzluğu beraberinde getirmiştir. Bunu önlemek için acil olarak biz Kroman işçileri olarak fabrika örgütlülüğünü sağlamlaştırmak ve temsilciliği denetleyebilmek için her üretim bölümünde oraları temsil eden işçi temsilciliklerini mutlaka hayata geçirmemiz gerekmektedir.
Kroman’da grevin örgütlenmesi ve sürdürülmesinde önemli eksiklikler ve zaaflar yaşadık.
Grev kararı alındıktan sonra oluşturulan grev komiteleri daha çok temsilcilerin belirlenmesiyle oluştu. Biz grev komitelerini grevimizin fiili ve meşru bir organı gibi örgütleyemedik. Grev komitelerimizde mücadeleci işçi arkadaşlar olmakla birlikte esas olarak genel merkez, şube ve temsilciliğin etkisi altındaydılar.
MESS patronları ve sermaye hükümeti AKP’nin grevimizi yasaklaması karşısında grev komitelerimiz grevimizi sahiplenme ve sürdürme konusunda ileri bir tutum alamadı, grevi sürdürme iradesini gösteremedi.
Oysa Kroman’da grevin yasaklandığı 30 Ocak Cuma akşamına kadar grevi sürdürme ya da fabrikayı işgal tartışılıyordu. Biz işçiler arasında içeri girip üretime başlama fikri genel merkez yöneticileri Kroman’a gelene kadar pek gündeme girmedi. Ancak bu süreçte grev komitemizde yer alan 69 kişi bir araya gelip durum değerlendirmesi dahi yapamadı. Bu yöndeki istekler dikkate alınmayarak bastırıldı. Genel merkez ve şube özellikle baştemsilci üzerinden kendi politikasını hayata geçirdi.
Bu arada aynı havzada bulunan ve birbirine çok yakın olan grevdeki diğer fabrikalarla grevi devam ettirilmesi konusunda ortak bir toplantı ve durum değerlendirilmesi yapılamadı. Beraberinde Çayırova Boru, Sarkuysan, Yücel Boru işçileri içeri girmek istiyor söylentileri yayılarak grevdeki fabrikaların direncini düşürmeyi beraberinde getirdi.
Grev, grev çadırları kaldırılarak, işçiler gece saat 02.00’de evlerine gönderilerek fiili olarak bitirilmiştir.
Biz cuma akşamı Kroman olarak grev yerini terk etmeyerek devam edebilseydik bugün başka bir şeyleri tartışıyor olacaktık. Gebze’de Kroman bu tutumu gerçekleştirebilseydi ben inanıyorum ki Çayırova Boru, Sarkuysan, Yücel Boru, Cengiz Makine de buna destek verecekti.
Biz pazartesi günü Kroman önüne işbaşı yapmak için gittiğimizde kuzu kuzu içeri girmedik. Hep birlikte sloganlarımızla birlikte fabrika önüne doldurulan çevik kuvvete rağmen saat 09.00’a kadar tepkimizi dile getirdik.
Biz Kroman işçileri olarak yenildiğimizi düşünmüyoruz. Ancak grev yasaklanmasına karşı da ileri bir tutum alamadık. Ama bu süreçten çıkardığımız derslerle mücadelemizi yeniden örgütlemek görevi ile karşı karşıyayız.
ÖFKELİYİZ ANCAK YENİLMİŞ VE YILGIN DEĞİLİZ
Grev yasağını birleşik mücadele yıkar
Sedat SADAK/Schneider Elektrik İşçisi / İZMİR
Merhabalar sevgili Evrensel okurları,
Bizler sendikamızın aldığı kararları hayata geçirmeye kararlı metal işçileriyiz. Yıllardır biriken ülke sorunlarını çözmede ayak direyen, görmezden gelen, sonraya bırakan sermayenin temsilcisi hükümetin Bakanlar Kurulunu işverenlerin isteği ile toplayıp isteklerini yasalaştıran grev yasağını kınıyor ve mücadele eden işçi arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.
Ülke her gün yeni sorunlara gebe halde iken, her gün yeni zamlarla kazanımlarımız giderken, işçiler toplu halde sermayeye kurban edilirken ses çıkarmayan, üç maymunu oynayan Hükümet ne hikmetse bir anda duyargalarını açtı ve sorunu hemen çözdü! Milli güvenlik gerekçesi ile grevi erteledi, aslında yasakladı.
Yürekli, onurlu ve inançlı Türkiye işçi sınıfının neferleri kararı aynı olgunluk ve cesaretle karşıladılar. Artık gerçek olan bir şey var, yasalarıyla, güvenliği ile yargısı ile cezaevleri ile gözdağı vermek, sindirmek yönlü politikalara kanmayacaklarını ilan ettiler.
Daha düne kadar, “siyaset yapmamalı sendikalar” diyorlardı, işçi çalışmalı, çalışmalı ve sadece çalışmalı idi. Politika siyaset onların ilgi alanı dışında olmalıydı. Toto-loto ve benzeri şans oyunları ile hayal kurmaları ve sermayeye kan olmaları pompalanıyordu. Bu dönem dün itibari ile bitmiştir. Artık işçilere söz ve karar sahibi olmak, geleceklerini kendileri belirlemek ve onurlu yaşamak için “Ölmek var dönmek yok” diyerek hem ne kadar kararlı olduklarını göstermiş hem de sendikalarını alınan kararların gereğini yapmaya davet etmişlerdir.
Ya kazanılacak ya da kaybedilecek ama karar işçinin kendi kararı olacak. Tüm sınıfı Gezi halk direnişi tarzında mücadeleye ortak etmek, sınıf kardeşlerini yanlarında görmek yetmiyor artık diyorlar. Bizim yanımıza, direniş alanına çağırarak fiili mücadeleye çağırıyorlar. Dün Kroman’da bir işçi arkadaşın dediği söz ile bitirmek istiyorum. Metal işçisi, “Cam kırılırsa keser, lastik yanarsa acıtır ama metal işçisi parçalar atar” dedi.
Son söz henüz söylenmemiş olandır. Son sözü metal işçileri, sendikaları ve sınıf kardeşleri ile söylemek üzere birleşiyor. Bir kartopu misali mücadelemizin tüm işçi sınıfının mücadelesi olması dileği ile yılgınlık yok direniş var diyorum. Grev nedeniyle İstanbul’a gönderdiğim eşimi ve çocuklarımı gazetemiz aracılığı ile kucaklıyor, güzel günlerin umudu ile öpüyorum. Yolumuz direniş olsun.
Sınıf dayanışmasının zamanı
Harb-İş üyesibir grup işçi
Metal grevi ülkenin gündemine oturdu. 2 günlük grev bile işçi basınından izlediğimiz kadarıyla işçi ve emekçilerin tüm işyerlerinde tartışma ve ilgi odağı haline geldi.
Biz Harb-İş Sendikası’nın yetkili olduğu bir işyerinde çalışıyoruz. Bizim işyerinde de bu grev tartışılıyor. Daha öncesinde ise, Ülker işçileriyle dayanışma üzerine yaptığımız sohbetler, metal greviyle dayanışmak için “Ne yapabiliriz?”i de gündeme getirdi.
Gün sınıf dayanışmasını büyütme günüdür. Taşeronlaştırmayı durdurmak, iş kazalarını önlemek, son kalemiz olan kıdem tazminatlarının fona dönüştürülmesini önlemek için Meclis gündemine getirilen yasa tasarısını durdurmanın yolu sınıf dayanışmasını büyüterek, birleşik mücadeleyi büyütmektir.
Önümüzdeki aylarda Kamu işyerlerinde TİS dönemi başlayacaktır. Eğer, metal işçilerine MESS’in 3 yıllık TİS dayatması gerçekleşirse, bu dayatmanın kamu işyerlerine de getirilmesinin önünde hiç bir engel olmaz. Sendikalar sessiz kalmasın, mücadele şimdi büyütülmelidir.
Mücadelede bir adım daha ileri
Nakış İşçileri/İSTANBUL

Yaklaşık 1.5 yıl önce Nakış işçileri olarak bizlerde uzun çalışma saatleri, zorunlu mesailer ve gasbedilen zamlarımız için birlik olmuş binlerce yürek tek yumruk olmuş haklarımızı kazanmıştık.
Bugün birliğimizi devam ettirmeye çalışırken umut veren moral aşılayan ve bizlere doğru yolda olduğumuzu gösteren bir çok mücadele örneği görüyoruz. İlk duyduğumuzda işte bu dedik. Metal işçi hakları için zafere gidecek grev kararları açıklanmış coşkulu mesajlar yayımlanmıştı.
Nakış işçileri birliği olarak bu pazar 50 civarı arkadaşımız ile piyasadaki maaş oranlarını tartışmak yeni yılda zamlarımızın ne kadar olmasını belirlemek için uzun tartışmalar yürüttük. Ve nitekim en alt sınırı 1600 lira, bu ücret üzerindekiler için ise en az 200 lira zam talebimizi belirledik ve bunun için mücadelemiz olacak. Toplantımızda sıkça metal grevi yer aldı ve hemen ardından bizlere de yakın olan Paksan işçilerini ziyarete gittik.
Buradaki işçi kardeşlerimiz ile ortak yönlerimiz vardı. Çoğunluğu genç, kararlı ve getirilen yasaklara karşı bir o kadar da öfkeli. Şunu bir kez daha anladık ki mücadelede bir adım daha ileri atmalıyız. Tıpkı atılan sloganlar gibi “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Direne direne direnişten zafere” diyoruz canı gönülden.
Buradan başta metal işçisi arkadaşlarımız olmak, tüm işçilerle nakış işçileri birliği olarak yan yana omuz omuza olacağımızı söylüyoruz. Bizler artık biliyoruz ki Soma’da, Ermenek’te Torunlar’da ve nicesinde biz işçiler çığrından çıkmışçasına katlediliyor, sendikal haklarımız törpüleniyor, çalışma şartlarımız her gün ağırlaşıyor. Ve yine biliyoruz ki bunlarla baş etmenin tek yolu direnmekten geçer.
Yaşaşın işçilerin birliği, halkların kardeşliği.
Yaşasın sınıf dayanışması...




Etiketler: Kroman Çelik, Schneider Elektrik İ, Sedat Sadak, Harb-İş, Nakış işçileri
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 15.02.15   #8
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


YAZARLAR / İhsan ÇARALAN / BAŞYAZI


İşçi hareketinde

dönemin getirdiği


İhsan ÇARALAN Tüm yazıları



Gazetemize, işçilerden gelen mektuplarda ve işyeri merkezli yapılan haberlerde artık “Eyleme geçmek için nelerin yapılacağı” tartışılıyor.
Evet, bugüne kadar da işçi mektupları ve işyeri merkezli haberlerde işçilerin sorunlarını çok yönlü olarak tartıştığı yansıyordu. Ama bir zamandan beri, işçilerin bu tartışmalarda, sorunlardan “yakınma” yönünü geriye doğru çekerken asıl dikkat noktalarını “Bu koşulları değiştirmek için nasıl mücadele etmeleri gerektiğine” yönelttiğini, mücadele eden işletmelerdeki eylemleri örnek alarak tartıştıklarını, en azından onlar gibi olmak için ne yapmaları gerektiğini konuşmaya başladıklarını görüyoruz.
Kuşkusuz işçi hareketinde “sorunlardan yakınma” yanında her zaman taleplerini elde etmek için mücadele ve bunu nasıl yapılacağı da konuşulmuştur. Ama bugün, dünden farklı olarak, mücadelenin nasıl olacağını konuşmaya başladığını ve kimi işyerindeki işçilerin de sorulara kendilerine göre yanıtlar vererek harekete geçtiğini görüyoruz.
Metal grevi sonrasındaki bu işaretleri;
* Metal işçilerinin MESS’e ve Türk Metal bürokrasisine meydan okuyarak grev kararı almaları, “grev oylaması” saldırısını patronlar için kabusa dönüştürmeyi başarmaları, arkasından patronların isteği ile Hükümetin grevi yasaklaması… ile ilgili tartışmaların her sektörde yayılmaya başlaması,
* Binlerce Boydak Holding işçisinin Öz Ağaç-İş-patron arasında kapalı kapılar arkasında süren TİS görüşmelerinin bir “satış sözleşmesine” dönüşeceği haberleri üzerine sokağa dökülerek hem Cemaatçi patron hem Hükümet ve patron uşağı sendikayı hedefe koyması,
* Bilecik’te seramik işçilerinin, Yozgat’ta maden işçilerinin talepleri için iş bırakıp sokağa çıkması,
* Selüloz iş kolundaki fabrikalarda yaptırılan “grev oylaması”nın tıpkı metal iş kolunda olduğu gibi sendikalı işçi sayısından daha çok işçi ve “beyaz yakalı”nın “greve evet” oyu vermesiyle sonuçlanmasından sonra patronun sözleşmeyi imzalamak zorunda kalması,
* Sivas Demir Çelik işçilerinin ödenemeyen ücretleri ve hakları için sokağa çıkması,
* Soma maden işçilerinin Ankara’ya giderek, verilen vaatlerin yerine getirilmesi için hükümetin kapısına dayanması, … gibi sıralayabiliriz. (*)
Gerek gelişmelerin üstünde oluştuğu talepler, gerekse yukarıda sözünü ettiğimiz haber ve mektuplardaki tartışmalar, karşı karşıya olduğumuz mücadele sürecinin gelip geçici olmadığını, tersine mücadelenin “bulaşıcı” bir özellik taşıdığını göstermektedir.
Çünkü bu gelişmelerin üstünde yükseldiği talepler sadece şu ya da bu işyerindeki sorunlarla sınırlı görünmüyor.
Tersine bu gelişmelerin;
1- AKP Hükümetinin izlediği ekonomik politikaların artık “kemiğe” değerek fazlasıyla acıtması,
2- Hükümeti de arkasına alan patronların, ekonomideki her sıkıntısını işçiye fatura etmede
(TİS’in süresinin üç yıla çıkarılması, grevlerin yasaklanması,… gibi dayatmalarla mücadeleyi tıkayarak) sınır tanımaması,
3- Sendikal bürokrasiye güvenin “dip”in bile altına düşmesi, ve “En kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir” gibi en “dip”teki sloganın bile artık inandırıcılığını yitirmesi,
4- İşçilerin yaşadıkları zorluklar karşısında patrondan ve Hükümetten çözüm beklemenin artık boş bir beklenti olduğunu anlamaya başlaması… gibi temelli nedenler vardır.
Bu yüzdendir ki, sınıf partisi ve sınıfın ileri kesimleri, ortaya çıkan mücadele eğilimini ilerletmek için; her işletmenin, kendi göbeğini kendisinin kesmesi yanında mücadele eden işçilerin birbirinden ve mücadeleden öğrenmesi, birlik ve mücadele isteğinin teşvik ettiği “öğrenme merakı”nı da değerlendirerek, sınıfın mücadele tarihinden öğrenmesi için her gayreti göstermek durumundadır.
Elbette burada dünün mücadele araçlarını yeni ihtiyaçlara göre yenilemek, işyerlerine yönelik ajitasyonu;
* Sendikal alanda, sendikal bürokrasinin tasfiyesi ve işçilerin sendikalarının yönetimine gelmesi mücadelesinin ihtiyacına göre biçimlendirmek,
* Siyasal teşhirde de AKP’ye oy veren işçi kesimleri içinde Hükümetin ekonomik politikaları yanı sıra dış ve iç politikasını, Kürt sorununun çözümü, ….gibi politikalarını daha özel ve derinden tartışmayı da gözeten bir biçimde organize etmek,
* Sınıfın ileri kesimlerinin kendi partisinde örgütlenmesini teşvik etmek için ajitasyon propagandamızı daha sistemli hale getirmek ayrıca önem kazanmıştır.

(*) Elbette geçtiğimiz perşembe günü sağlıkçıların başarılı biçimde uygulanan bir günlük grevi ve cuma günü yapılan Eğitim Sen grevi emek mücadelesi olarak çok önemlidir. Ama aynı zamanda daha öncesi alınmış bir karara bağlı olarak gerçekleştiği için burada sıralamaya alınmamıştır.

Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.02.15   #9
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İşçi (proleter) kimdir? İşçi sınıfı (proletarya) nedir?


ANASAYFA / İŞÇİ-SENDİKA


Torunlar'da tutuklu

sanık kalmadı



  • İstanbul Mecidiyeköy’deki Torun Center inşaatında 10 işçinin hayatını kaybettiği iş cinayetine dair bugün görülen duruşmada tutuklu 3 sanık da tahliye edildi. Tutuklu sanığın kalmadığı dava, 29 Mayıs'a ertelendi.
    Yaşamını yitiren işçilerden Hıdır Ali Genç’in ailesi, mahkeme heyetinin hiçbir gerekçe ileri sürülmeden değiştirilmesinin ardından yeni atanan hakim için reddi hakim talebinde bulunmuştu.


Etiketler: iş cinayeti, inşaat, Torun Center
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.05.16   #10
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: İş ve İŞCİ Dünyası.


Açlık grevindeki
madenciler
kendilerini madene kapattı

İŞÇİ-SENDİKA26 Mayıs 2016 19:21
Ücretlerini alamadıkları için bir haftadır açlık grevi yapan madenciler, madenin önünde bulunan bağları kırarak madenin girişini göçükle kapattı.
Ücretlerini alamadıkları için bir haftadır açlık grevi yapan madenciler, polis saldırısını engellemek için madenin önünde bulunan bağları kırarak madenin girişini göçükle kapattı. Böylece madencilere ulaşma yolları kapanırken, yağmur yağması halinde madencilere en erken 3 gün içinde ulaşmanın mümkün olabileceği belirtiliyor.

Zonguldak'ın Kilimli ilçesi Geldik Beldesi'nde bulunan Deka Madencilik. A.Ş. bünyesindeki Balçın Madencilik'te çalışan ve yaklaşık bir haftadır açlık grevinde olan madenciler talepleri yerine getirilmediği için direnişi sürdürüyor. Polisin giriş çıkışları engellemek amacıyla ablukaya aldığı ve kimseyi yaklaştırmadığı maden ocağındaki işçiler kendilerine ulaşılması ve müdahalede bulunulmasını engellemek amacıyla madenin girişindeki bağları kırarak göçük oluşturdu.

Zonguldak'ta bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Twitter hesabından "Polisin müdahale etmek için harekete geçtiğini gören madenciler ana galeriyi çökerterek içeride kendilerini mahsur bıraktı. Lanet olsun. Vali ve Emniyet Müdürüne sesleniyoruz, eğer madenci kardeşlerimizin başına bir şey gelirse sorumlusu sizsiniz!" yazdı.

Follow
Veli AĞBABA @veliagbaba
Polisin müdahale etmek için harekete geçtiğini gören madenciler ana galeriyi çökerterek içeride kendilerini mahsur bıraktı. +
6:06 PM - 26 May 2016
217 217 Retweets 104 104 likes
İşçilerin bu müdahalesi ile birlikte madene hiçbir şekilde müdahalede bulunulamıyor. Bu arada saat başı madende yapılması mecburi olan gaz ölçümleri de yapılamayacağı için bu durum zaten açlık grevinde bulunan yaklaşık 30 madenci için büyük tehlike arz ediyor.

Madene hiç kimseyi yaklaştırmayan polis, aileleri de madenden 150 metre ötede oluşturduğu barikat ile engelliyor. Polis, milletvekillerinin ve dışarından gelenlerin de madene yaklaşmasına izin vermiyor. Bu arada kentte eli sopalı bir grubun da madencilere destek verenlere yönelik saldırılar gerçekleştirdiği öğrenildi.

NE OLMUŞTU?
Zonguldak'ta ücret alamadıkları için 85 madencinin geçen hafta başlattığı ocaktan çıkmama ve açlık grevi eylemi 8'inci gününde sürüyor. Eylemde rahatsızlanan 20 işçi dün hastaneye kaldırılırken, 65 işçi eylemini sürdürüyor.

Kilimli İlçesi Gelik Beldesi'nde Deka Madenclik A.Ş. ve bu şirkete bağlı Balçın Madencilik'te çalışan 245 maden işçisi, 4 ay ücretlerini alamadıkları için geçen 4 Nisan'da iş bıraktı. 13 Nisan'da şirketlere 'Paralel Devlet Yapılanması' soruşturması kapsamında kayyum atanması üzerine ücretlerinin ödenmesi için eylemler yapmaya başlayan işçiler açlık grevine başlamıştı. (DİHA)

FOTOĞRAF: ARŞİV

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Mayıs 2016 19:41
www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yobazlik Nedir ? Kimdir Yobaz ? Alevi Sorularla Alevi'lik 10 24.07.12 21:10
Alevi nedir alevi kimdir alevilik alevican aleviyim bbb Sorularla Alevi'lik 2 08.12.11 20:03
24. Ahilik ve Yaren Nedir? Alevîlik-Bektaşilikle İlişkisi Nedir? Alevi Sorularla Alevi'lik 2 13.05.10 21:50
21. Pir Sultan Abdal Kimdir ve Önemi Nedir? Alevi Sorularla Alevi'lik 0 12.09.09 14:59
25. Ahmet Yesevî Kimdir? Alevî ve Bektaşî İnancında Önemi Nedir? Alevi Sorularla Alevi'lik 0 12.09.09 14:55






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2