Sponsor Reklamlar


DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.

 Genel konular Katagorisinde ve  Siyaset,Politika ve Ekonomi Forumunda Bulunan  DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç28Beğeni

 
Seçenekler
Alt 26.11.13   #21
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


'Evleri ateşe

verdik köyleri

yerle bir ettik'


90’lı yıllarda Güneydoğu’da askerliğini yapan bir asker, çatışmada ölen arkadaşlarının ardından çıktıkları ‘intikam operasyonu’nda köy evlerini ateşe verip lav, roketatar ve havan toplarıyla köyü yerle bir ettiklerini anlatıyor


Okuyucu Modunu AçOkuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
BERNA ŞAHİN

Çatışmaların en sıcak olduğu 1997 yılında dağ komandosu olarak Doğu ve Güneydoğu’da askerlik görevini yapan bir asker... Yaşadığı olayların üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen T.A. (35) yaşadığı korkunç olayları anlatırken bile titriyor ve gözleri doluyor. Askerlik ona sadece psikolojik sorunlar bırakmamış en yakın arkadaşını bir operasyonda kaybettikten birkaç gün sonra vücudunu saran sedef hastalığı ve kendi tabiriyle ‘vatan sevgisi’nin en büyük armağanı ise eklem romatizması olmuş. Bu asker öyle askerlik anılarını anlatmak için heveslenmekten ziyade anılarını hatırlamak bile istemiyor. Yılların izlerini silemediği olayları bir askerin daralan nefesinden canlanan hatıralarından zar zor söküp alıyorum. Birçok askerin kaza kurşunuyla nasıl öldüğünü, koşulların zorluğuna dayanamayarak yaşamını sonlandıran intihar eden askerleri, kayalıklardan yuvarlanıp son nefesini verenleri, su içmek için indikleri dere kenarında arkadaşları tarafından PKK’li sanılarak öldürülen erleri ve intikam operasyonu adı altında yakılarak yerle bir edilen köyleri okuyacaksınız.

»Askerlik serüveniniz nasıl başladı?
Kayseri’de askere gitmek için can atıyorduk. Askere gitmek için yaşımı bile bir yaş büyüttüm. Eğridir Dağ Komando Çavuş Talimgâh Bölüğü’nde 75 gün eğitim aldıktan sonra Elazığ toplama merkezine geçtik. Filmlerde gördüğüm araçları ilk kez toplama merkezinden Tunceli’ye giderken gördüm. Sanki sınır dışına gidiyorduk. Çevremiz panzerler, tanklar, zırhlı araçlar vardı. Tunceli’de 4’üncü komando tugayına katıldık ve operasyona çıkmaya başladık.

‘ŞEHİT HABERLERİNDE’ BİR NUMARA
»Nerelerde operasyonlara gidiyordunuz?

Olay olan her yere gidiyorduk. Bingöl/Genç, Diyarbakır/Lice-Kulp, Tunceli’nin bütün ilçeleri Ovacık, Pülümür, Nazmiye, Çemişgezek, Kul deresinde sürekli operasyonlara gitmeye başladık. Karakol baskınlarında, çatışmalarda, şehit haberlerinde taburumuz bir numaraydı. Hepsine biz gönderiliyorduk.

ORALARIN GEÇMİŞİNİ BİLMİYORDUK
»Operasyonlarda köy yaktınız mı? Katıldığınız bu tip operasyon oldu mu?

Tunceli’nin Çiçekli ilçesinde bir kış operasyonuydu. Gece pusuya düşmüştük. Çapraz ateşe alınmıştık. Yedi arkadaşımız yaralandı ve bir arkadaşımız şehit oldu. Yaralılara ilk müdahaleyi yapmak için ışık gerekiyordu. Tepenin ardındaki köy evlerine yaralılarımızı indirdiğimizde kapılar bize açılmadı. 6-7 hanelik bir köydü. Oraların geçmişini bilmediğimiz için insanların bize neden yardım etmediğini anlayamıyorduk. Geçmişte yaşadıkları zulüm hakkında bilgimiz yoktu. Yardım etmemeleri onlara karşı kinimizi daha da artırıyordu. Zırhlı araçların gelmesini bekledik. Yaralıları taşımak zorunda kaldık. Daha sonra araçlara yaralılarımızı koyarak gönderdik.

KARINCAYI BİLE VURACAKTIK
»Daha sonra neler oldu?

Arkadaşımızın ölmesi moralimizi bozmuştu. Tabur komutanı operasyondan 3-4 gün sonra talimat verdi. Çatışmanın olduğu tepenin arkasındaki Tunceli’nin Çiçekli ilçesinde bir köye intikam operasyonuna gidilecekti. O anki psikolojiyle gözümüz hiçbir şey görmüyordu. Herkes büyük bir tedirginlikle hazırlandı. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımız şehit olmuştu. Yürüyen karınca bile olsa vuracaktık. Köye gittiğimizde yaklaşık 100-150 kişilik bir bölüktük. İki köy evini ateşe verdik. Evler yanmaya başladı. Daha sonra evleri ağır silahla vurduk. Lav, roketatar ve havan toplarıyla atış yaparak köyü yerle bir ettik. Ağır silahlarla köyü yıktık. Evlerden birinin içine girdim kimse yoktu, buzdolabını devirdim. Çok öfkeliydim. Sanırım operasyon yapılacağı haberi onlara gitmişti ve evleri boşaltmışlardı. Köyde kimse yoktu. Köyün yakıldığını gören köylüler daha sonra geldiler. Erkekleri toplayarak karakola götürdük. Sorguladık.

KAZAYLA BİRBİRLERİNİ VURDULAR
»İntihar eden, kazayla ölen askerler var mıydı?

Murat 8 Operasyonu’nda birçok asker arkadaşımızın boşu boşuna öldüğünü gördüm. Kendini vuran, kayalıklardan düşen, askerin askeri vurduğu yanlış atışlar çoktu. Asker artık dayanamaz hale gelip dereye inip habersiz su almak isterken yukarıdaki birlik onları karşıdaki grup zannederek ateş etmişti. Orada 11 askerin öldüğünü gördüm. Sırtımızdaki çanta ağır olduğu için silahımızı asarak yürümek zorundaydık. Ormanlık araziden geçtiğimizde silahın emniyeti birçok kez açılıyordu. İkinci takıldığında tetik patladığında öndeki arkadaş vuruluyordu ya da bazıları silahını baston olarak kullanıyordu. Yorulduğu zaman üstüne çökerek yürüyordu. Tetiğe çantası, elbisesi, botu dokunduğu an kendini direk vuruyordu. İki arkadaşın da dağdan düşerek öldüğüne şahit oldum.

5 ASKERİN İNTİHARINA ŞAHİT OLDUM
»Nasıl dağdan düşerek öldüler?

Operasyonun birinde çok sivri bir tepeye çıktık. Oraya çadır kurmamız istendi ki çadır kurulması mümkün değildi. Hava soğuktu bir şekilde çadırı kurmak zorundaydık. Yapmasaydık orada sabaha kadar donarak ölürdük. Bölük halinde Sarıkamış şehitlerine dönerdik. Orada bir arkadaşın ayağı kaydı bir anda ve kayalıklardan yuvarlanarak öldü. Artık ona şehit mi dendi operasyon zayiatımı dendi bilemiyorum. 5 arkadaşımızın intihar ettiğine şahit oldum. Sonuçta 75 günlük eğitimle Doğu’ya gidiyorsun. O da orada direnmene yetmiyor.

»O dağın tepesinde kayanın üstünde ne işim var dediğiniz oluyor muydu?
Sorgulamalar askerden döndükten sonra başlıyor. Ancak bazen sorguladığım anlar oluyordu. Bir amaç için çıkıyorsun ama hiçbir şey yok. Sonuçta gördüğün halde bile çoğu zaman ateş ettirmiyorlardı. Operasyonlarda öncü olduğum için çelik yelek ve gece görüş dürbünü bendeydi. Bazı operasyonlarda gece PKK militanlarını gördüğümüz halde ateş etmemize izin verilmemesi bizi şaşırtıyordu. O dağa ne için çıktığımızı sorguluyorduk.

PKK KILIĞINDA KÖYLERİ GEZDİK
»Ankara’dan silah ve gerilla kıyafeti geldiğini söylediniz olay nasıl gelişti? Bu kıyafetleri ve silahları ne yaptınız?

Hangi köylerin nasıl davrandığını ölçmek için PKK kılığında 10’ar kişilik gruplara dağılarak geziyorduk. Üsse döndüğümüzde ise köylülerin neler yaptığını bize nasıl davrandıklarını rapor halinde sunuyorduk.

»Hangi operasyonda ve nasıl yaralandınız?
Tunceli’nin Ovacık bölgesindeydik. Saatlerce yol yürüdük ancak yürürken mayın dedektörünü açtırmadılar. Bize “Gerek yok” dediler. Hâkim tepeye askerleri yerleştirirken son mevziiydi. Termal kamera olan bir arkadaş ve yanında yardımcı badisi vardı. Onlara “Siz de bu mevziye geçin” dedim. Termalci arkadaş mevziye girer girmez 4 kişi havaya uçtuk. Nasıl oldu anlamadım sadece bir alev topu gördüm. Farklı farklı yerlere uçtuk. Onlar çığlık atıyorlardı, yaraları ağırdı. Bendeki hafifti ayağımdan bir parça koptu. Daha sonra Skorski helikopter geldi bizi Elazığ’a naklettiler. Hastanede mayına basan arkadaşımız şehit oldu. Saat 5 gibi diğer arkadaşımız şehit oldu. 15 günlük asker vardı, onu görmek istedim, onun bulunduğu odaya gittim. Gözleri filan tamamen çıkmıştı. Nasılsın koçum diye sordum “Çavuşum Allahıma şükürler olsun nasip oluyor” dedi. Son söylediği kelime buydu, 25 dakika sonra o da şehit oldu. Üçü de öldü. Ben onlar kadar şanslı değildim.

ÖLÜME GİDEN HER ZAMAN ERLERDİR
»Ölen kişiler arasında rütbeliler oluyor muydu? Yoksa daha çok erler miydi?

Mümkün değil. Ön planda ölüme giden her zaman erlerdir. Erler de bilinçsiz, bilgisi yok. Yaptıkları eğitim “yat, kalk, yerde sürün” o kadar.

»Yıllardır oradaki savaşta bir tane bakanın, milletvekilinin üst düzey birinin çocuğunun ölmemesi dikkat çekici değil mi?
Askerlik boyunca milletvekili veya vali, kaymakam çocuğunun orada öldüğünü hiç duymadım. Orada olan kişiler Anadolu çocuğu, içinde saf vatan sevgisi olan insanların bu duyguları kullanıldı. Bunu da medya ve basın yoluyla yaptılar

‘TERÖRİST’ OLARAK YANSITILDI
»Medyayı neden çok suçluyorsunuz?

Çünkü televizyonlarda ve gazetelerdeki haberlerle doğunun insanı batıya terörist olarak yansıtılıyordu. Yanlışlıkla bir silah patlasa akşam haber izlendiğinde bütün Diyarbakır bir olmuş Türk askeriyle savaşıyor gibi haber yapılıyordu. “Diyarbakır’da çatışmada 3 asker şehit oldu, 10 PKK’lı öldürüldü” gibi bir başlık atıyorlar. Haberin içeriğine girdiğinde Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Ahmetli köyünün bilmem ne kırsalı diye açılım yapılıyor. Diyarbakır’la, Bingöl’le, Tunceli’yle alakası olmayan kırsallar buraları. Medyanın yanlış yansıtması batıdakileri körleştirdi. Batıdaki insanın körleşmesi de Kürt düşmanlığına yol açıyordu. Türk milleti olarak kulaktan duyma şeylere çabuk inanırız ve ona göre ön yargılı hareket ederiz. İnsanlar sadece duyduğu haberlere yorum yapıyor hareket ediyor. Haberin doğruluğu sorgulanmıyor. Bu yüzden ölen insanların kanından medya da sorumlu. Oradaki askerlerin psikolojisi kötü olmasına rağmen bu televizyonlara yansıtılmıyordu. Sadece ezberlediğimiz tek bir şey vardı ‘’vatan-namus’’ her şey bunu için yapılıyor. Ne olup bittiğinin farkında değildik.

GERÇEK ŞEHİT KİMDİ?
»Ne olup bitiyordu?

Bize teslim olan kadın gerilla “Siz benim hızımın onda birine yetişemezsiniz. Acemi birliğinde 60-70 günlük bir eğitimle geliyorsunuz, biz yıllardır buralardayız” diyerek bizimle dalga geçiyordu. Daha sonra bize silah sakladıkları bir yeri gösterdi. Oradan 12 silah çıkartmıştık. Mağaralarda çok şeyler oluyor, hepsi askeri lojman gibi. Mağaradan bilgisayar, yazıcı, operasyon talimatları çıkarttık. Hangi tarihte hangi karakollara, nerelere baskın yapılacağı detaylı şekilde yazıyordu. Bu mağaralardan birinde elime bir gerilla günlüğü geçti, alıp sakladım. Günlüğü okuduktan sonra onların da bir dava için oralarda çarpıştığını anladım. Onlar da kendi ölülerine şehit diye hitap ediyorlardı. Kendi ölülerini operasyonlardan sonra mutlaka alıp götürüyorlardı. Günlüğün birkaç satırı aklımda “Düşman kuvvetleri tanklarıyla toplarıyla gelseler de biz yine gelip şehitlerimizin kanını alacağız” yazıyordu. Biz askerimizi kaybettiğimizde şehit diyoruz, onlar da kendi ölülerine şehit diyorlar. Burada gerçek şehit kimdi? Bence iki tarafta da şehit yoktu. Çünkü ölenle öldürülen Ahmet ile Mehmet, bu kavramda şehitlik kavramı benim fikrimle uyuşmuyor.

BİRİLERİ SAVAŞIN SÜRMESİNİ İSTEDİ
»En baştan bu ölümler engellenebilir miydi? Sizce neden engellenmedi?

Batı’da acemi birliğinde bize eğitim yaptıran en alt rütbeli uzman çavuş 425 TL maaş alırken Güneydoğu’da operasyonlara katılan bir uzman çavuş 1.275 TL maaş alıyor. Yani 3 katı. Orayı OHAL bölgesinden çıkartmak istemiyorlardı. Birçok operasyon boşa yapılıyordu. Verilen onca kumanya boşa gidiyordu. Bunların hepsi devlete zarardı. İsteselerdi yüzde yüz engellenirdi. Birileri bu savaşın sürmesini istedi. Birileri askerlerin ve Doğu’nun yani Kürtlerin ölmesini istedi. İstenmeseydi bu barış süreci yıllar önce olurdu. Sadece operasyonlara çıktığımızda kaza kurşunuyla giden yani 70 kuruşluk bir mermiyle ölen insanların hesabını kim nasıl verecek bilmiyorum. Hepsi boş. Şu anda 30 bin üzerinde insan öldü. Faydalı olan bir tarafı gösterin bana kime ne faydası oldu?

TEKMELENEN ÇOCUKLAR BÜYÜDÜ
»Askere giderken içinizde var olan kin ve nefret ne kadar sürdü?

Doğuya karşı olan kinim nefretim askerden geldikten 10 yıl sonra bitti. Gece gerilladan çekiyorlardı gündüz askerden çekiyorlardı. Oranın halkı arada kalmış kişilerdi. İkisine de yardım etmediği sürece zorluklarla karşılaşacaktı. Düşünün, evinizde çocuklarınızla oturuyorsunuz. Ailenizle eşinizle çocuklarınızla sofra başında yemek yiyorsun. Kapıya bir tekme geliyor. Kapı kırılıyor içeriye 3-5 tane özel harekât giriyor. Ve seni ayağa kaldırıyor suratına tükürüyor küfrediyor tokat vuruyor. Bunu gören çocuklar askeri sever mi nefret mi eder? İşte o sofradaki çocukları anlamak ve onlarla empati kurmak gerekiyor. İşte o çocuklar şimdi büyüdü. Sofrayı tekmeleyen polise, askere karşı o çocukların sevgi taşıması nasıl beklenir? Oradaki insanlara hak veriyorum çünkü çektikleri zulüm çok büyük aynı zulümün yarısını batıdaki insanlara çektirmeye çalışsan Türkiye’de iç savaş çıkar. Batıdaki insanlar hep rahat. Ama doğunun insanı bu zulmü birebir yaşıyor.

»Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Gençliğim boyunca komando olmayı hayal ettim. Doğu’ya gitmeyi ve orada savaşmayı hayal ettim. Sürekli medyadan duyduğumuz şeylerle televizyonlarda izlediğimiz görüntülerle kendimizi adapte ettik. Gerçekleri görerek hareket etmedik. Şunu merak ediyorum ben Türküm sen Kürtsün şu an seninle sohbet ediyoruz Türkiye bir başka ülkeyle savaşa girdiğinde acaba hangimiz terk edeceğiz bu ülkeyi? Sen mi? Ben mi? Kürt mü? Türk mü? Hangimiz? Eminim ki ikimiz de düşmana karşı aynı mevzide çatışacağız.



Editör : BİRGÜN
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.11.13   #22
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Şiddetin

sorumlusu polis

ve AKP iktidarı


Gezi direnişinin hemen ardından Türkiye’ye gelerek incelemelerde bulunan Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Muižnieks ziyarete ilişkin raporunu tamamladı. Raporda Gezi’deki şiddetin polisin orantısız saldırısından kaynaklandığı belirtiliyor


Okuyucu Modunu AçOkuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
DOĞU EROĞLU

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muižnieks Gezi olaylarının hemen ardından Türkiye’ye yaptığı ziyarete ilişkin raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’deki sistematik cezasızlığın, yargı ve emniyetin alışkanlık edindiği uygulamalardan kaynaklandığı belirtilirken, Gezi olayları boyunca ortaya çıkan şiddete polisin yol açtığı kaydedildi. BirGün’e özel açıklamalarda bulunan İnsan Hakları Komiseri Muižnieks, iktidarın toplumla polis arasındaki güveni yeniden teşkil edebilmek için polisteki cezasızlığı önlemesi gerektiğinin altını çizdi.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muižnieks, Gezi olayları sırasında ortaya çıkan polis şiddeti görüntülerinin tüm dünyada büyük tepki toplaması üzerine 1-5 Temmuz tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret etti. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Ombudsman Nihat Ömeroğlu ve çeşitli bakanlık müsteşarlarıyla görüşmeler yapan insan hakları komiseri, pek çok sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütüyle de bir araya geldi. Muižnieks, yaptığı görüşmelere ilişkin raporunu dün yayınladı.

TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ'NE ENGEL
Muižnieks’in raporuna, bireysel özgürlüklerini kullanmak isteyen yurttaşlara yapılan polis müdahaleleri damga vurdu. Gezi olayları kapsamında protesto haklarını kullanmak isteyen yurttaşların karşılaştığı polis şiddetinin geçmişten gelen bir uygulama olduğuna dikkat çeken Muižnieks, bu durumu “sistemik bir sorun” olarak niteledi. 2012’de 295 gösterinin polis tarafından engellendiğine, çıkan olaylarda 490 kişinin yaralanıp 1 kişinin de öldüğüne dikkat çeken Muižnieks, 4 kişininse biber gazı, plastik mermi ve tazyikli suyla yapılan saldırılar sonucunda yaşamını yitirdiğini belirtti. Kitle kontrol cihazlarının kullanımının çok ciddi etkilere yol açabildiğini belirten Muižnieks, bu biber gazı ve plastik mermi cihazlarının kullanımı sırasında alanlarda sağlık ekiplerinin bulunması gerektiğini, 2011’de Hopa’da yaşamını yitiren Metin Lokumcu’nun ölümünün bu tedbirsizliğe bir örnek olduğunu söyledi.

ÖLDÜRME YETKİSİ POLİSTE
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun polise ateşli silah kullanımı ve şiddet uygulama noktasında çok geniş yetkiler devrettiğinin altını çizen Muižnieks, bunun kabul edilemez olduğunu belirtti. 2007-2012 yılları arasında 130 kişinin polis tarafından öldürüldüğü belirtilen raporda şu ifadeler yer aldı: “PVSK’nin 16’ncı maddesinde hayati tehlikenin mevcudiyetinin ateşli silah kullanımıyla ilgili kesin bir ön koşul olarak belirtilmediği kaygıyla gözlendi. Yasada, yetki verilen hallerde bile, vücudun hayati bölgelerinin hedef alınmaması gerektiği belirtilmemektedir.”

POLİS İÇ DÜŞMAN ARIYOR
Raporun en çarpıcı kısmı ise emniyet teşkilatında görev yapan polislerin profiliyle ilgiliydi. Polisin tek tip bir yapıda olduğuna dikkat çekilirken, polisin toplumun çeşitliliğini yansıtmadığı ortaya konuldu. Polisin 1980’den kalma alışkanlıklarla, kendinden farklı kesimlere tahammül etmediğini ifade eden Muižnieks, “Emniyet teşkilatındaki hakim alt kültürün, milliyetçi muhafazakâr, militarist ve devlet merkezci bir kültür olduğu ve özellikle de farklı kültürel kimliklerini ifade etmek isteyen etnik azınlıkları, sol grupları ve işçi sendikalarını içeren bazı grupları ‘iç düşmanlar’ olarak görebildiğini” söyledi. Muižnieks, polisin maço, homofobik ve transfobik tavırlarının da pek çok kez kayıtlara geçtiğini yazdı.

CEZASIZLIĞIN SEBEBİ DEVLET
Gezi olayları sırasındaki polis şiddetinin en büyük sebebinin cezasızlık mekanizması olduğunu belirten Muižnieks, örnek olarak Festus Okey davasını gösterdi. Suç işlediğinden şüphelenilen kolluk kuvvetlerinin çoğunlukla soruşturulamadığını, siyasilerinse polisin suç teşkil eden eylemlerini söylemleriyle savunduğunu kaydeden Muižnieks, bu kayıtsızlığın Gezi olaylarında tırmanan şiddetin temel sebebi olduğunu söyledi. Biber gazının aşırı kullanımı, kapalı mekanlarda gaz kullanımı, alıkoyma esnasında kötü muamele ve işkence, polislerin kimliklerini gizlemeleri, basına karşı polis şiddeti gibi olayların Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşandığını belirten Muižnieks, toplumla polis arasındaki gerilimin tek çözümü olarak etkin soruşturmayı işaret etti.

ETKİN SORUŞTURMA İHLALLERİ
Raporda, Festus Okey davasının yanı sıra, Hrant Dink, Ali İsmail Korkmaz ve Ethem Sarısülük davaları da etkin soruşturma ihlalleri noktasında örnek gösterildi. Abdullah Aydan’ın Siirt’teki bir gösteri sırasında öldürülmesi de raporda yer buldu. Güvenlik kuvvetlerinin kalabalığın üzerine ateş açmasıyla yaşamını yitiren Aydan’la ilgili Yargıtay verdiği kararda, “Bölgenin özellikleri bütün olarak göz önüne alındığında, yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir korku ve telaşla aşıldığının kabulü gereklidir” ifadelerini kullanmıştı. Yargıtay’ın “bölgenin özelliklerini” öne sürerek ateşli silah kullanımını onaylaması, raporda eleştirildi.
***
Nils Muižnieks BirGün’e konuştu
»Türkiye’deki incelemelerinizde karşınıza en çok hangi tip ihlaller çıktı?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin toplanma özgürlüğünü düzenleyen 11’inci maddesi ile işkence ve kötü muameleyi yasaklayan 2’nci madde en çok ihlal edilenler. Etkin soruşturma ihlalleri ise bu maddeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) de Türkiye’nin çok defa mahkum olmasını sağladı. Gezi olaylarında bu sorunların artarak büyümesinden ötürü AİHM ve Avrupa Parlamentosu bundan sonra etkin soruşturma ihlalleri, işkence ve kötü muamele ile toplanma özgürlüğünün kısıtlanmasıyla daha yakından ilgilenecekler.

»Raporun hazırlanma safhasında Türkiye yetkilileriyle iletişiminiz nasıldı?
Kimi zaman sıkıntılar yaşadıysak da genel olarak olumlu bir süreç yaşadık. İki hafta önce Strazburg’da Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le görüştüm ve bulgularımı kendisine anlattım. İşbirliğimiz olumlu ancak dikkat çekilen sorunlar hakkında kesin adımlar atılmadan çabalarımız sonuçlanmış olmaz.

»Raporda 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na ait pek çok değerlendirme yer alıyor. Toplumsal olayların kolluk şiddetine sahne olmasında yasa rol oynuyor mu?
Yürürlükteki yasada açıkça sorun var. Toplumsal şiddetin temelinde polis olsa da, 2911 sayılı kanun yüzünden barışçıl, barışçıl olmayan gösteri ayrımı yapılmadan polis şiddete başvuruyor. Demokratikleşme paketinde bu konudaki kaygılara değinilmiş olması umut verici ancak yasanın baştan oluşturulması gerekiyor.
Gezi olaylarında belirli meslek gruplarına uygulanan baskı, olayların üzerinden aylar geçtikten sonra yargı üzerinden sürüyor.
Avrupa’nın hiçbir ülkesinde insan haklarını bu kadar odağına almış meslek örgütü yok. Hükümet yetkililerine bu durumun muhteşem bir fırsat olduğunu, insan hakları konusunda duyarlılık taşıyan bu örgütlerle bir araya gelip bir insan hakları eylem planı oluşturulması tavsiyesinde bulundum. Gezi olaylar sırasında basına cezalar yoluyla doğrudan uygulanan yasaklar ve otosansür, muhabirlerin maruz kaldığı şiddet kabul edilemezdi. Benzer baskılara meslek odaları ve sağlık örgütleri de maruz kaldı. Bu baskıların sürüyor olması düşündürücü.

»Hükümetin görüşü, ilk günlerde barışçıl olan eylemlerin ilerleyen dönemde şiddete meylettiği, polis müdahalelerinin de bu bağlamda yerinde olduğu yönünde. Bu görüşe katılıyor musunuz?
Bu görüşe katılmak zor. Şiddet içeren eylemlerin, polisin orantısız müdahaleleri üzerine tepki olarak ortaya çıktığını söylemek daha doğru olur. Kolluk kuvvetleri ateşin üzerine benzin döktüler bir anlamda... İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı genelgeler bir nevi aşırı şiddetin kabul edilmesi anlamına gelse de, iktidardaki siyasi aktörler orantısız şiddeti kabul etmedikleri için toplumdaki gerilim kaybolmadı.

»Gezi olayları boyunca polis kalabalıklara defalarca biber gazı bombalarıyla, plastik ve gerçek mermilerle müdahale etti. Polislerin kitle kontrol cihazlarını suiistimal ettiğini düşünüyor musunuz?
Türkiye’deki kolluk kuvvetlerine, kalabalıklar üzerine kurşun sıkmanın, plastik mermi atmanın son çare olduğu, yaşamsal olaylarla sınırlı tutulması gerektiği anlatılmalı. Halihazırdaki kanunlar polise bu anlamda çok fazla serbestlik sağlıyor. Biber gazının da sorumsuzca kullanıldığı son derece açık İşkenceye Karşı Komisyon, polisin biber gazıyla müdahalesi halinde gerekli tıbbi önlemlerin alınmasını şart koşuyor ama Türkiye’de böyle bir şey olmadı. 2011’de Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü bu eksikliğe kanıt. Türkiye’de görev yapan polisler biber gazının ölümlere yol açabilen ciddi bir silah olduğunu anlamalı.

»TOMA’lardan suyla karıştırılmış biçimde biber gazı sıkıldığı iddiaları yetkililerce reddedildi. Raporda buna ilişkin bulgulardan söz ediliyor. Bu uygulama sizi şaşırttı mı?
TTB yetkililerinin sunduğu kanıtlar, görgü tanığı ve mağdurların ifadeleri bu uygulamayı doğruluyor. TOMA’lardan biberli su sıkılmasına şaşırdım ama bana asıl şaşkınlığı yetkililer yaşattı. İçişleri Bakanlığı önceki yıllarda yayınladığı bir genelgeyle bu konuda Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yetki vermiş olmasına karşın TOMA’larda biberli su kullanıldığını reddediyor.
»Toplumsal olaylarda emniyet güçlerinin şiddete kolaylıkla başvurmasında polis teşkilatının ideolojik, etnik, dini yapısının payı var mı?
Toplumla polis arasında güven olması için, kolluk kuvvetlerinin toplumun yapısını yansıtması gerekiyor. Toplumdaki cinsiyet, etnik köken, inanış yapısının Emniyet’te de görülmesi lazım. Poliste yalnızca yüzde 6 oranında kadın memur görev yapıyor. Elimizde polis memurlarının etnik yapısına, inanışlarına ilişkin bilgi yok ama geçmişteki olaylarda gösterilen tahammülsüzlüklerden, polisin belli bir düşünüş yapısına ve profile daha yatkın olduğunu anlayabiliyoruz.

»Cezasızlıkta yargı mensuplarının rolü ne?
Cezasızlığın temelinde devletin yaklaşımı yatıyor. Savcılar ve hakimler toplumu korumak yerine polisin savunuculuğunu yapıyorlar. Polis de tıpkı onlar gibi, kamu güvenliğini, bireysel özgürlükleri koruyacağı yerde devleti muhafaza etmeyi kendine görev biçiyor. Festus Okey davasında kanıtların toplanamaması, kaybolan deliller, cezasızlık, delillerin görmezden gelinmesi gibi olgular tüm bu sistemin özeti gibi. Adli Tıp Kurumu dışındaki bağımsız kuruluşların hazırladığı adli ve tıbbi raporların mahkemelerce dikkate alınmaması, mağdur ve tanıkların yeterince dinlenmemesi, ihlallere ilişkin görüntü kayıtlarının görmezden gelinmesi etkin soruşturmayı önlüyor. Etkin soruşturmanın engellenmesinde en önemli unsurlardan biri de devlet memurlarının soruşturulabilmesi için üst makamlardan alınan soruşturma izinleri.

»Cezasızlığa aşina olan Türkiye kamuoyu, Ali İsmail Korkmaz ve Ethem Sarısülük davalarında suçla orantılı cezalar çıkacağını düşünmüyor. Yetkililer, bu algıyı kırabilmek adına hangi adımları atmalılar?
Polis suçlarını araştırmakla görevli bağımsız bir birim oluşturulmalı. En önemlisi hükümetin yaklaşımı; iktidar suçluların cezalandırılacağını, orantısız polis şiddetine tolerans gösterilmeyeceğini açıklamalı. Kolluğun işlediği suçlara ciddi hapis cezaları verilmeli ve olaylar etkin biçimde soruşturularak toplumla polis arasındaki güven kaybı giderilmeli.
BİRGÜN NET
----------------------------------------------
POLİS AKP NİN POLİSİ,

POLİS ANAYASAYA GÖRE HAREKET EDER,

AK POLİS İKTİDARA GÖRE HAREKET EDER.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.11.13   #23
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Ayhan Çarkın:

Demirel ve Çiller

de yargılanmalı


Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmacit Baskın’ın öldürülmesiyle ilgili davada ifade veren Eski özel harekatçı polis Ayhan Çarkın, "Devlet rutini dışına çıktı’ diyen Demirel ve Kürt işadamları listesiyle ilgili olarak da Çiller’in burada yargılanması gerekir" dedi...


Okuyucu Modunu AçOkuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
ltındağ Nüfus Müdürü Abdülmacit Baskın’ın ölümüyle ilgili davanın ilk duruşması Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı. Davanın bir numaralı sanığı Mehmet Ağar sağlık gerekçesiyle duruşmaya katılmazken diğer sanıklar Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Seyfettin Lap, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Ziya Bandırmalıoğlu hazır bulundu. Tutuksuz sanık Çarkın yaptığı savunmasında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

AĞAR’IN CESARETİ VARSA ŞİMDİ ÇIKSIN

Radikal'den Mesut Hasan Benli'nin haberine göre, Susurluk davası kapsamında haksız yere ceza aldığını ileri süren Çarkın, Mehmet Ağar'ı hedef alarak “Biz yargılanırken Ağar da dışarda siyasi entrikalar içinde kahramanlık taslıyordu. Vatan, millet Sakarya diyerek kahramanlık taslıyordu. Madem o kadar kahramandı niye bir kere mahkemeye gelmedi. ‘Tuğla çekersem duvar yıkılır’ diyor. Ben duvarı oynattım. Bir de utanmadan bana küfür ediyor. Cesareti varsa şimdi çıksın. Hangi namussuz duvarın altında kalacaksa kalsın” dedi.

EKEN’E KAYIP SİLAH SORUSU

Çarkın, vatan millet adına cinayetler işlendiğini savunarak, “Bankalar soyuldu devlet sırrı denildi. Vatan millet adına cinayetler işlendi, devlet sırrı denildi. Ben şimdi soruyorum Sayın Korkut Eken, ‘kayıp silahlar nerede’” dedi. Çarkın’ın bu sorusuna oturduğu yerden Eken “Seni alakadar eden bir durum yok” yanıtını verdi.

KÜRTLERE ZULÜM UYGULANDI

Güneydoğuda görev yaptığı dönemde tertemiz bir halk gördüğünü ifade eden Çarkın “Namuslu olan Kürt toplumu baskı ve zulüm gördü. Karşımıza bölücü ve yıkıcı olarak getirildi. Halkına dışkı yediren zulüm eden zihniyetin cumhuriyetle alakası yoktur. Bu zihniyetin hesap sorulması gerekiyor” diye konuştu.

MEĞER BOĞAZIMA KADAR PİSLİĞE BATMIŞIM

Çarkın ifadesinde devlet kimliği alan kişilerin suç işlediğini de iddia ederek, ”Ayhan Çarkın bir karınca bile incitmedi. Devlet kimliğine sahip oldum. Devletten yıldız topluyorum sandım. Meğer boğazıma kadar pisliğe batmışım haberim yok” dedi.

CİNAYETLER MGK KARARIYLA İŞLENDİ

İfadesinde Abdülmacit Baskın’ın gözaltına alındıktan sonra diğer özel harekatçı polislere teslim ettiğini anlatan Çarkın, şunları belirtti: “İbrahim Şahin bize Abdülmacit Baskını gözaltına almamız talimatını verdi. Ben ve Oğuz Yorulmaz gidip hukuk müdürlüğünde Baskın’ı teslim aldık. Sonra orada bekleyen diğer özel harekatçı arkadaşlara teslim ettik. Daha sonra biz daireye döndük. Geldiğimizde İbrahim Şahin ‘siz niye onlarla gitmediniz’ diye sordu. Bunun üzerine biz de diğer o polislerle buluştuk. Gittiğimizde Baskın’ın öldürüldüğünü gördük. Bu cinayete tepki gösterdim. Bunun üzerine İbrahim Şahin ‘MGK kararları var onlar doğrultusunda yapılıyor bu işler, beğenmeyen gitsin’ dedi.”

DEMİREL VE ÇİLLER DE BURADA OLMALI

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in “Devlet rutinin dışına çıktı” şeklinde açıklamalar yaptığını hatırlatan Çarkın, “93-95-96 yıllarında görev yapan bütün özel harekatçıların tamamının burada şüpheli olması lazım. ‘Devlet rutini dışına çıktı’ diyen Demirel ve Kürt işadamları listesiyle ilgili olarak da Çiller’in burada yargılanması gerekir. İnşallah bir gün burada sanık olarak yargılanırlar” dedi.

O MEZARIN ÜZERİNDE ZIPLARKEN BEN DE FATİHA OKUDUM

Çarkın ifadesinde, İstanbul ’da işkence sırasında hayatını kaybeden Ayhan Efeoğlu’nun ölümünü hatırlatarak, “Ben Ayhan Efeoğlu olayından sonra tiksindim. Ayhan Efeoğlu’nun cesedini Ayhan Özkan ile birlikte kendi ellerimizle gömdük. Ayhan Özkan mezarın üzerinde zıplarken ben de başında Fatiha okuyordum” diye konuştu.



Editör : birgün
-----------------------------------------
ülkemize demokrasinin niye gelmediği belli.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.11.13   #24
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Korkut Eken:

Sanıklarla gönül

bağımız var


Faili Meçhul davası olarak bilinen Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın'ın 1994'te öldürülmesine ilişkin açılan davada savunma yapan emekli Yarbay Korkut Eken, “Sanıkların hepsini tanırım, bu arkadaşların da böyle bir şeye karışacağını sanmıyorum ama 20 senedir, Susurluk şeyinden beri görüşmedim. Gönül bağımız var. Dağda bayırda görev yapmanın ayrı bir özelliği var. Birbirimizi sevmezsek görev yapamayız” dedi.


Okuyucu Modunu AçOkuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
Faili Meçhul davası olarak bilinen Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın'ın 1994'te öldürülmesine ilişkin açılan davada savunma yapan emekli Yarbay Korkut Eken, “Sanıkların hepsini tanırım, bu arkadaşların da böyle bir şeye karışacağını sanmıyorum ama 20 senedir, Susurluk şeyinden beri görüşmedim. Gönül bağımız var. Dağda bayırda görev yapmanın ayrı bir özelliği var. Birbirimizi sevmezsek görev yapamayız” dedi.

Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın'ın 1994'te öldürülmesine ilişkin açılan davanın ilk duruşması Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün yapıldı. Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın’ın da arasında bulunduğu 12 kişi "cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde adam öldürmek" suçundan yargılanıyor.

28 Şubat davasının devam etmesi nedeniyle 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ikinci heyeti tarafından 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda yapılan duruşmaya Mehmet Ağar mazeret belirterek katılmazken, Korkut Eken, Seyfettin Lap, Ahmet Demirel, Ayhan Akça, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Ercan Ersoy yer aldı. Duruşmaya tutuklu sanıklar Ayhan Çarkın ile Ziya Bandırmalıoğlu da hazır bulundu.

Duruşmayı CHP Milletvekili Mahmut Tanal ile BDP Milletvekili Pervin Buldan da izledi. Duruşmanın başında Ayhan Çarkın ile Seyfettin Lap avukat talebinde bulundu. Tutuklu ve tutuksuz sanıkların kimlik tespitinin yapıldığı duruşmada, Ayhan Çarkın’ın hiçbir gelirinin ve gayrimenkulünün bulunmadığını belirtmesi dikkat çekti. Mahkeme Başkanı iddianameyi özetleyerek okumasının ardından Ziya Bandırmalıoğlu, savunmasını yaptı. İddianameyi kabul etmediğini belirten Bandırmalıoğlu, “Mecit Baskın’ın ne canlısını ne ölüsünü gördüm. Ayhan Çarkın’ın savunmasının ardından detaylı savunma yapacağım” dedi. Mahkeme Başkanının sorularını da yanıtlayan Bandırmalıoğlu, Ankara’da özel harekatta görev yaptığını belirterek Korkut Eken’in korumalığını yaptığını belirtti. Olayın olduğu tarihte Muğla’da özel harekat kursunda olduğunu iddia eden Bandırmalıoğlu, duruşma salonunda bulunan herkesle çalıştığını belirterek Mehmet Ağar’ı tanıdığını ancak özel bir irtibatının bulunmadığını savundu.

Mahkeme Başkanını ölüm listesini anımsatması üzerine Bandırmalıoğlu, listeden bir bilgisinin olmadığını öne sürdü. Bandırmalıoğlu’nun avukatı Çağatay Sakaoğlu ise “Ayhan Çarkın’ın savunmaları çok önemli. Çarkın tutukluluk değerlendirmesinde ‘baskı altındaydım çeşitli maddeler kullanıyordum arkadaşlarım bana destek olmadıkları için kırgınlığım vardı bu şartlar altında ifade verdim bunlar uydurmadır’ dedi. Çarkın'ın ifadesine baktığımızda birçok eksiklikler var. Çarkın ifadesinde gittik aldık diyor ailenin ifadesinde önce Baskın’ın önce arkadaşları ile bir araya geldiği belirtiliyor. Çarkın ifadesinde cep telefonu ile aradık diyor ancak Türkiye’de cep telefonu 1994 yılında kullanıma girdi. Çarkın verdiği ifadede gördüm demiyor, ben biliyorum o aldı bu aldı götürdüler vurdular diyor, hepsi soyut ifadeler Ziya Bandırmalıoğlu iddianamede anlatılan adam değil, ben de şahsen tanırım kendisine kefaletim vardır, gereksiz yere tutukludur bu işleri yapan bir adamın birikimi vardır ama bu adamın hiçbir birikimi yok çalışarak ailesini geçindirmekte tahliyesini talep ediyorum” dedi.

GÖNÜL BAĞIMIZ VAR

Korkut Eken ise savunmasında savcılıkta verdiği ifadeyi tekrar ettiğini belirterek kendisinin emniyet teşkilatı ile 1982 yılında tanıştığını o dönemlerde ülke genelinde elçilik basılması ve uçak kaçırılması olaylar olduğunu anlattı. Genelkurmay Başkanlığı’nın görevlendirmesi ile polisin eğitiminde yer aldığını anlatan Eken, “Genelkurmaydan bir timle görevlendirildim. Aradan yıllar geçti, Eruh Şemdinli basılınca polis timlerinin kırsal alanda kullanılması gündeme geldi. Zamanın Başbakanı Turgut Özal'ın isteğiyle bin kişi yetiştirdik. 1993 Eylül'de zamanın Başbakanı Tansu Çiller bin kişilik polis özel kuvveti talimatı verdi. Emekli olduğum için emir komuta zinciri yoktu. Bundan bir rahatsızlık hissetmedim. Sever sayarlardı. Eğitim programlarının yapılmasında, ağır silah atışlarının yapılmasında yardımcı oldum, hocalık yaptım” dedi. Eken, hakkındaki suçlamaların hatırlatılması üzerine, sağ tarafında oturan Ayhan Çarkın'a dönerek, “(Çarkın'ın ) Benim aleyhimde ifade vereceğini zannetmiyorum. Olmaması lazım. Silahları iyi bilirim, bütün silahları bilirim, kullanırım. Polisleri de yetiştirdim, Güneydoğu'da görev yapacak hale getirdim. Silah kullanmanın bu olayla ilgisi yok. Bu arkadaşların da böyle bir şeye karışacağını sanmıyorum” dedi.

Eken, Baskın öldürüldüğü sırada, hatırladığı kadarıyla Menteş'te olduğunu iddia ederek, "Sanıkların hepsini tanırım, ama 20 senedir, Susurluk şeyinden beri görüşmedim. Gönül bağımız var. Dağda bayırda görev yapmanın ayrı bir özelliği var. Birbirimizi sevmezsek görev yapamayız" diye konuştu. Baskın'ın öldürülmesinde dahli olup olmadığı konusunda ise Eken "Kesinlikle yok. İlgim de yok, bilgim de yok" dedi.

PERVİN BULDAN: EŞİMİN KATİLLERİYLE YÜZLEŞECEĞİM


Duruşmaya BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan da katıldı. Buldan, Twitter'da ''İlk defa eşimin katilleriyle yüzleşeceğim'' diye yazdı.

Olaydan 20 yıl sonra açılan davanın ilk duruşmasına, eşi Savaş Buldan'ı faili meçhul cinayete kurban veren BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan da katıldı. Buldan, eşinin de katilleri olduğu iddia edilen sanıklarla ilgili duruşmadan twitler paylaştı. Buldan, şu twitleri yazdı:
- Mehmet Ağar bugün, Altındağ Nüfus Müdürüyken katledilen Mecit Baskın olayından yargılanacak. Adliyedeyiz.
- Duruşma henüz başlamadı. Bu davadan tutuklu bulunan Ayhan Çarkın ve Ziya Bandırmalıoğlu'nu bekliyoruz. Bu iki isim aynı zamanda Savaş Buldan'ın da katilleri. İlk defa eşimin katilleriyle yüzleşeceğim.
- Korkut Eken ve Ercan Ersoy da burada. Tam bir katiller serisi.
- Ayhan Çarkın ve Ziya Bandırmalıoğlu geldiler. İçimde fırtınalar kopuyor.


Eski Özel Harekatçı Korkut Eken, kimlik tespiti sırasında "Ne iş yapıyorsunuz?" sorusuna "Emekli memurum" yanıtını verdi. Bunun üzerine duruşmayı izleyen BDP milletvekili Pervin Buldan'ın "Emekli katil" dediği duyuldu.




Editör :
---------------------------------------------------
emniyet güçlerinin,
katillerle nasıl bir gönül bağı olabilir
.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (27.11.13 Saat 20:03 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.11.13   #25
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


İzmir Polisinden
“Kürt ve Alevi Öğrenci” Fişlemesi



Kırmızı Haber | 27 Kasım 2013 | Alt Manşet, Gündem, Kırmızı Haber, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler


İzmir’de polis okullara giderek Alevi ve Kürt olan ortaokul öğrencilerinin isimlerini istedi. Eğitim-Sen’den Tunalı “Polis rehber öğretmenlere, öğrencilerin suça bulaşmaması için aileleriyle görüşeceklerini söyledi” dedi.

490-254

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre; İzmir polisi, ortaokullardaki rehber öğretmenlere giderek “Kürt ve Alevi öğrencilerin isimlerini vermelerini” istedi.

İzmir Eğitim-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Abdullah Tunalı, bianet’e yaptığı açıklamada, üyelerine mesaj göndererek öğrencilerin isimlerinin polise verilmemesini tavsiye ettiklerini söyledi.

“TİKKO ve PKK’yi destekliyorlar”

İzmir Emniyet Müdürlüğü pilot il olarak seçilen İzmir’de “okul polisi” adı altında bir uygulama başlattı. Uygulamanın gerekçesi, “okuldaki şiddet olaylarının önüne geçmek.” Tunalı, bu uygulama kapsamında sivil giyimli polislerin okullara girip rehber öğretmenlerle görüşmeler gerçekleştirdiğini söyledi, Kürt ve Alevi öğrencilerle ilgili son gelişmeyi de şöyle aktardı:

“Okul polisi Eski İzmir, Yurtoğlu, Limontepe bölgesindeki okullara giderek okul idarecileriyle görüştü ve düzenlenecek bir yemek organizasyonu için okuldaki Alevi ve Kürt olanlardan beş öğrencinin ismi istedi. Okul idarecileri ve öğretmenler bu isteğin nedenini sorduğunda polisler şu açıklamayı yaptı: ‘Gezi direnişinde Aleviler ön plana çıktı, TİKKO ve PKK’yi destekleyip bölücülük yapanların içlerinde Aleviler var bu nedenle ismi istenen çocukların ailelerinin kapılarına gidilecek, bu ailelerin çocuklarının suça bulaşmalarını engellemek için sunum ve seminerler, etkinlikler düzenlenecek.’”

Konuyla ilgili bir basın açıklaması da yayınlayan Eğitim-Sen, “Bu yaklaşım uzunca bir süredir farklı kimlik ve inançlara sahip kişi ve kesimleri potansiyel suçlu görme ve onları fişleme anlayışının son örneğidir” dedi.

Abdullah Tunalı bu olayla ilgili başta Çocuk Şube Müdürlüğü olmak üzere yetkilileri göreve çağırdıklarını, bunun bir fişleme faaliyeti olduğunu ifade etti.

Emniyet: Meslek etiğine uygun değil

İzmir Emniyet Müdürlüğü yetkilisi ise konuyla ilgili bianet’e yaptığı açıklamada, böyle bir şeyin mümkün olamayacağını, “meslek etiğine ve alışkanlıklarına uygun olmadığını” söyledi. Yetkili, okullardan böyle bir isteğin gerçekleşmiş olması halinde Eğitim-Sen’in açıklamasının da suç duyurusu kabul edilerek konunun adli makamlara intikal edeceğini belirtti.

------------------------------------------------
KABİLELERDE BİLE OLMAYAN BU UYGULAMA,
ORTA ÇAĞ ÜLKESİ YAPILMAK İSTENEN TÜRKİYEDE
NORMAL KARŞILANIYOR.................
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.11.13   #26
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Roboskîli aileler adalet istiyor







İlgili Haberler

Etiketler

Roboskili aileler - dava - Roboski katliamı - Tahir Elçi - Meral Danış Beştaş - Diyarbakır Barosu -

Roboski katliamının 100'üncü haftasında Roboskili aileler Diyarbakır Barosu’nda basın toplantısı düzenledi. Roboskili aileler, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ve avukatların katıldığı toplantıda Roboski soruşturmasının askeri savcılıktan alınarak sivil savcılara verilmesi talep edildi.

‘20 YIL SONRA MI YARGILAYACAKSINIZ?’


Toplantıda konuşan Baro Başkanı Tahir Elçi, “Katliamın failleri adli ve idari makamlar tarafından hızlı şekilde adalet önüne çıkarılmalıydı. Bu hem kendi yasalarımızın hem de insan hakları yasalarının gereğiydi ama yapılmadı” diye konuştu. Aradan iki yıl geçmesine rağmen katliamın faillerinin adaletten kaçırıldığını vurgulayan Elçi, “90’lı yıllarda da savaş uçakları köyleri bombaladı onlarca insan öldü, faili meçhuller oldu bu katliamlar 20 yıl soruşturulamadı ve dosyaları raflarda bekliyor” dedi. 1994 yılında bombalanan Kuşkonar ve Koçağı köylerini hatırlatan Elçi, “Bu köyler hakkında 20 yıl sonra dava açılabilmiştir. AİHM bu köylerle ilgili bombalama faaliyetini gösterenlerin yargılanmasını hükmetti ve Türkiye’yi suçlu buldu” diye konuştu. Bu kararın Roboski katliamının nasıl soruşturulması gerektiğine ilişkin kılavuz olduğunu dile getiren Elçi, “Kamuoyunun Roboski katliamı da 20 yıl sonra soruşturulacak kaygısı var” sözlerini kullandı.

‘DEMOKRATİK ÜLKELERDE DOSYA SİVİL SAVCILARINDIR’


Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde 34 sivil insanın ölümüne ilişkin soruşturmanın askeri savcılığa havale edilemeyeceğini ifade eden Elçi, askeri makamların sorumlu olduğu katliamda askeri savcılığın objektif davranmasının mümkün olmadığını söyledi. Dosyanın sivil savcılara iade edilmesini talep ettiklerini aktaran Elçi şöyle dedi; “Uçuş faaliyetini gerçekleştiren pilotların, emri veren komutanların ve ilgili tüm yetkililerin ifadelerinin alınarak, adalet önüne çıkarılmalarını bekliyoruz.”

‘HÜKÜMET KATİLLERİ SAKLAMAYA ÇALIŞIYOR’

Roboski aileleri adına basın açıklamasını okuyan Veli Encü, katliamın sorumluları adalet önüne çıkarılana kadar susmayacaklarını söyledi. Hükümetin adalet taleplerine sessiz kaldığının altını çizen Encü, “Bununla yetinmeyen hükümet bizleri haklı mücadelemizden yıldırmak için elinden gelen tüm kirli uygulamaları seferber etmiş durumdadır” sözlerini kullandı. İktidarın her türlü aracı Roboski katliamını meşturulaştırmak için kullandığını aktaran Encü, iktidarın belli olan failleri gizlemek, korumak için uğraştığını dile getirdi. İkinci yılında ilerlemeyen Roboski dosyasının askeri savcılığa verilmesine de tepki gösteren Encü, “Dosya askeri makamlara verildikten sonra mağdur ailelerine bilgi verilmiyor bu da adalet beklentilerimizi günden güne sarsıyor” dedi.
(Diyarbakır/EVRENSEL)


www.evrensel.net
------------------------------
BİR TARAFTAN ÜLKESİNDE,
BİR ALIŞ VERİŞ MERKEZİNİN,
ÇATISI ÇÖKTÜĞÜ İÇİN İSTİFA EDEN
UKRAYNA BAŞBAKANI
DİĞER TARAFTA,
ÜLKESİNDE ROBOSKİ VE REYHANLI GİBİ,
KATLİAMLARIN OLDUĞU ÜLKEMİZİN,
SÖZDE DİNDAR ÖZDE YOBAZ BAŞBAKANI.
İSTİFA ERDEMMİDİR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 29.11.13   #27
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Hrant’ın arkadaşları: Katilleri de, zanlıları da iyi bilirsiniz...







İlgili Haberler

Etiketler

Hrant Dink - mahkeme - Agos Gazetesi - Çağlayan Adliyesi - 3 Aralık -

Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili 3 Aralık'ta görülmeye devam edilecek dava öncesi Hrant'ın Arkadaşları Grubu, "Katilleri de, zanlıları da iyi bilirsiniz…" başlığıyla paylaştıkları mesajda "gerçek katiller yargı önüne çıksın" diyeceklerini kaydetti.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili dava 3 Aralık'ta Çağlayan Adliyesi 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye devam edilecek. Hrant'ın Arkadaşları Grubu, duruşma öncesinde " Katilleri de, zanlıları da iyi bilirsiniz…" başlığıyla duruşmaya katılım çağrısında bulundu. Paylaşılan mesajda "Her şeyi iyi bildiğiniz gibi Hrant Dink'in gerçek katillerini de iyi biliyorsunuz. Çoğunu tanıyorsunuz, devleti birlikte yönetiyorsunuz. Ve perdeyi kaldırmıyor, Tetiğin arkasındaki elleri korumaya devam ediyorsunuz. Sahneye koyduğunuz müsamerenin ikinci perdesi Çağlayan Adliyesi'nde devam ediyor. Biz yine orada olacağız 'gerçek katiller yargı önüne çıksın' diyeceğiz" ifadelerine yer verildi.

Hrant'ın Arkadaşları Grubu, paylaştıkları mesajda herkesi 3 Aralık Salı günü saat 10.00'da Çağlayan Adliyesi C kapısında olmaya davet etti. (İSTANBUL)

www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 30.11.13   #28
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Rahman ve Rahim olan
devletin adıyla
–
Ali Murat İrat
Ali Murat İrat | 30 Kasım 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar

birgun_1357996416-229x300

Hayat elimizden alınmak isteniyor. Evlerde, okullarda, işyerlerinde ve hepsinden önemlisi sokakta. Önce yalnızlaştırılıyor sonra teker teker avlanıyoruz. Elimizden alınan her değerin yerine yenileri konuluyor. Erotizmin yerine pornografi tutuşturuluyor ellerimize. Erotizmin uzun ve iç gıcıklayıcı sabrının yerini pornografinin tüketim çılgınlığı dolduruyor mesela. Sevişmeyi unutan bir tür oluyoruz her geçen gün. Ve iktidar erotizmi yasaklarken pornografiyi pompalıyor el altından. Sistem üretmenin yerine tüketmeyi vuruyor sırtımıza. Ürettiklerimiz değil tükettiklerimizle statü kazanıyoruz. Nerede yediğin ve ne giydiğinden daha önemli olmuyor hiçbir üretim, hiçbir değer. Çin malı bir insanlık peydah oluyor gitgide. Her şey ama her şey bir sonra gelen için çabucak tüketiliyor hayatta. Hepsi bu.

Bizler “–miş gibi yaşarken”, kapitalizm, insan soyunun bulduğu bu en lanet şey, kendi putlarını dikiyor her köşe başına. Tapınmanın yeni yollarıyla tanıştırıyor bizi. Artık esirgeyen ve bağışlayan bankalarımız var örneğin. Rahman ve rahim olan devletimizin adıyla başlıyoruz her güne. İktidarların elinde savrulan peygamberlerin, kitapların ve kutsal sözlerin ağırlığıyla bitiriyoruz günlerimizi. Dualar bankalara ediliyor kredi versinler diye, el açıp patronlara yalvarıyoruz iş yerlerinde. Adımızın önünde ve arkasında kimlik numaramızla dolanıyoruz devlet dairelerinde. Hicri İzgören üstadın yazdıklarını bir dua gibi ezberliyorum bense: “Ölümleri kutsuyor, yalanlar emziriyor/ İnfazlar büyütüyor tarihin beşiğinde/ Her köşe başında kimlik soruyor benden/ Açıp yaramı gösteriyorum”.
Ben yaramı gösteriyorum o bana ısrarla soruyor: “Beni mi seviyorsun yoksa Atatürk’ü mü?”. Ben yaramı gösterdikçe “Beni mi seviyorsun yoksa…”yla başlayan daha nice soru düşmeye başlıyor önüme. Oysa ben ölülerle ilişkimi öldükleri gün kesmişim. Yaşayanlardan ise yalnızca kimi öldüremeyeceksem onları seviyorum. Oysa bana soruluyor hep “Beni mi seviyorsun yoksa…” Bana ölümden bahsetmeyin diyorum çünkü insan ölür doğa dönüşür.
İktidar olanların elinde sadece kuru, kupkuru güçler var hepsi bu. Öldürmek onlara ait. Ve satın alma gücü. Bu ikisi dışında yapabilecekleri bir şey yok bize. İyi öldürmek, zamanında öldürmek, dehşetli öldürmek bir iktidarı iktidar kılıyor. Ama iktidar her zaman öldürmüyor. Hep öldürürse iktidar olamıyor çünkü. O nedenle arada bir öldürüyor. Arada bir öldürüyor ama hiç güldürmüyor, çünkü bir iş bölümü var. Güldürmek Allah’a mahsus biliyor. Ama bu öldürme akılda kalsın diye öldürüyor iktidar. Akılda kalmayan öldürmeler devletlerin sadece iş kazası oluyor.
Öldürebilen iktidar aynı zamanda satın da alabiliyor. O satın aldıkça meşru oluyor, satın aldıkça ayakta kalıyor. Satın alamadıklarınıysa borçlandırıyor. Devletin genelevlerindeki kadınların bir ömür boyu bedenlerini satsa da ödeyemeyecekleri borçların altında kalması bundandır işte. Bundandır devletin hanesinde kayıtlı seks kölelerinin varlığı. Yeri geliyor o koca devlet demirbaş defterine orospu kaydeden bir müessese oluveriyor. Satın alamadığını borçlandırıyor, borcunu ödeyemeyeni satıyor, satamadığını öldürüyor. Ama hiç gülmüyor çünkü gülmek Allah’a mahsus, bunu iyi biliyor.
Ve devlet kimi saklıyorsa gözlerden, kimi insanlıktan mahrum bırakıyor, kimi incitiyor, kimi borçlandırıyor, kimi öldürüyor ve kimi yaralıyorsa, onların gözlerinin içine bakın devleti yakından görmek için. Kimlere bu kentlerin sokaklarında kimlik soruluyorsa daha çok, kimler yaralarıyla yaşamak zorunda bırakılıyorsa bu coğrafyada onların bedenlerine bakın devletin açtığı yaraları görmek için.
Büyük şehirler dikiliyor her yere. Gökdelenlerle taçlandırılıyor yoksul ömrümüz. Kıtalar bağlanıyor kocaman tünellerle. Kentler kapitalizm dininin kutsal kitabını yeniden yazıyor. Bizse vakur bir edayla ezber ediyoruz yapılanları. Modern iktidar tam da budur zaten. Tam da böyle bir rasyonelliktir o. Tam da aklın ruhu yok saymasıdır. Güvenlikli sitelerde yaşadığımız modern mülteciliktir. Tanrıya taptığınızı sanarken taşa tapar bulmanızdır kendinizi modern iktidar. Yaptığı “modern hapishaneler”le övünürken hasta mahpuslarının o modern mezbahalarda her geçen gün daha fazla tüketildiğini görmemektir modern iktidar. İnsana değil “hizmete hizmet” etmektir modern iktidar.
Şimdi, yürüyorum Ankara’da protokol yolunda. En gri yeri burası bu şehrin. Bu grilikler ve sıkıcı beton duvarların arasında gözüm takılıyor Orhan Veli’nin içine düşüp öldüğü çukura. Şu sokağın arkasında Denizler yatıyor ve evimin az ötesinde Cemal Süreya’nın adımladığı park. Hayalimdeki kentte, Anıtkabir’de, dizeleriyle bir din yaratan Arkadaş Zekai Özger yatıyor, meclis büyük bir paintball arenası, şehrin en büyük caddesinin adı Ankaralı Turgut Caddesi, bütün bakanlıklar boşalmış hepsi birer çocuk yuvası. Ve yaşlılar için olgunlaşma enstitüleri, çocuklar için dedelere masal anlatma dersleri. Ben her sabah bu düşleri kurarak uyanıyorum. Oysa bütün akşam haberleri “Rahman ve rahim olan devletin adıyla” başlıyor söze. Ben hayal kuruyorum o söze başlıyor, ben hayal kuruyorum o söze başlıyor. Birimizden biri mutlaka kaybedecek biliyorum…
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 01.12.13   #29
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.



[email protected]
Fazıl Say’ın
Sezen Aksu’ya mektubu




İki hafta önce Frankfurt’taydım, Pazar günü Fazıl Say’ın opera binasında konseri var, Nazım Hikmet Oratoryosu çalınacak. Piyanist Fazıl Say, Wuppertal senfoni orkestrası eşlik ediyor, salon 2500 kişilik, biletler iki hafta öncesinden tükenmiş. Nazım Hikmet’in şiirlerini Genco Erkal canlandırıyor, aynı anda şiirler beyazperdeye Almanca olarak yansıtılıyor. Konser bittiğinde salon ayakta alkışlıyor, arkalarda insanlar ellerinde kartonlar, “Bizi de Fazıl Say” yazmışlar, her birinin elinde tek bir harf, önceden hazırlandıkları belli, 14 kişi yan yana bilet almış, her biri bir harfi tutuyor. Komikti, ilk önce metni okuyamadım, Almanca sandım, sonra da makineyi çalıştırınca anladım ki Türkçe yazmışlar, elbette kimse onlara müdahale etmedi, haklarında suç duyurusu falan yapan da yok. İşte o anda aklıma Türkiye geldi, değil mi ki Türkan Saylan vefat ettikten sonra, bizim ünlü Çarşı grubu onu stadyumda anmak istemiş ama pankartlarını polis girişte ellerinden almıştı. Kız çocuklarının okula gönderilmesi için ömrünün son yirmi yılını adamış bir profesör hakkında ülkemizde yapılan karalamaları unutmak ne mümkün, oysa yapmaya çalıştığı neydi? Artık bir post-modern sorun haline gelen, kız çocuklarını okula göndermeme baskısına ve düpedüz ideolojik olarak gericiliğe karşı mücadele etmek.
Batıdaki Aydınlar üzerine bir not…
Şimdi bütün bunları yazarken bir başka kitap aklımdan hiç gitmiyor, esasında ise bir konuşma: Tarihsel Materyalizmin İzinde (Perry Anderson).
Anderson Rene Welllek’in anısına düzenlenen toplantılarda 1974 yılında Batı Marksizm’i Üzerine Düşünceler kitabının devamını getirecek şekilde, Marksizm üzerine tartışmaları ve Batıda ortaya çıkan diğer düşüncelerle ilişkisini soyutlamaya çalışır, her biri ciddi sayıda eser vermiş yazarların başından sonuna değişimlerini inceler.
Düşünsel yolculuk çok uzun bir süreç, zaman içinde gerçekten insanların düşünceleri ve siyasi tavırları büyük değişiklikler geçiriyor, ama buna karşın, özünde ve esasında aslında radikal kırılmalar yok, onların arkasında benzeri kişilikleri görüyorsunuz, büyük siyasi tavır farklılıklarına rağmen bu insanlar aynı kalıyorlar.
Oysa Türkiye’de olan nedir?
Türkiye’de olmazlar olur hale geliyor, bu ne demek? Saçma sapan şeyleri savunan ve saçma sapan siyasi destek mavalları okuyan insanlar karşımıza çıkıyor, örneğin Batıdaki Marksist düşünürlerden hiçbirinin aklına Sarkozy ya da geçmişteki Reagan ya da Thatcher’ı desteklemek gelmiyor. Ama biz de örneğin bir zamanlar Helsinki Watch Komitesinin Türkiye’deki temsilciliğini kurmaya çalışan birisinin birden bire çıkıp da The Beyefendici olması olağan bir şey. Ya da Filistin Gerillalarıyla birlikte eğitimlere katılan birisinin tuhaf liberal ve sol düşmanı bir kariyer geçirmesi, kendisini de liberal lanse edip, düşünce ve fikir özgürlüğüyle yazarlık kariyeri boyunca hiçbir ilişki kuramadan yaşaması mümkün oluyor. 68 kuşağından bir tiyatrocunun televizyon yıldızı haline gelip, kariyerini hiç düşünmeden tuhaf bir şekilde The Beyefendici konuşmalar yapması ve hatta kariyeriyle tutarlı bir bütün halinde bu tavrını göstermeye çalışması olağan bir şey. Sezen Aksu’nun da o tuhaf kariyeri boyunca, bir yerden sonra ergenliğimiz ve gençliğimiz için oynadığı yolun dışında, tuhaf ve anlamsız destekler sunmasını kabul etmemiz gerekiyor. Bir başka önemli kadın romancımızın desteği hepimiz için alışıldık bir şey artık, “elbette, aldatıldık”. Sorun şurada, Türkiye’de düzen ve iktidar eski solcuları nasıl bir elekten geçiriyorsa, onları makyöz haline getiriyor ya da halkla ilişkiler bölümünde vasıfsız bir eleman haline getiriyor.
Faust Şeytana niye mahkûmdur?
Fazıl Say’ın yukarıda verdiğim konserini ise şunun için veriyorum, makyöz ya da halkla ilişkilerin vasıfsız elemanı olan solcular aslında ve esasında hayatlarını, düşüncelerini, sanatlarını dik tutacak gerçek sanat eserleri üretemiyorlar, insanlık önünde varoluşlarına anlam katacak nitelikleri yok. O zaman devreye Mephisto giriyor, bizim Faustlar kolaylıkla şeytanla pazarlığa giriyorlar, hem de apaçık ve düpedüz bir şekilde. Fazıl Say ise sanatıyla dünyanın her yerinde kendine bir varoluş alanı açtığı için, sanatıyla varolabildiği için Şeytan gelince onu huzurundan kovabiliyor ve kendine insani olarak tutarlı ve insan olarak saygı duyulacak bir hayat kurabiliyor. Şunu hiç unutmayın, bütün Faustlar kendi yetersizlikleri, kendi zavallılıkları yüzünden Şeytanla pazarlık yaparlar ve kendilerini gerçekleştirecek yaratıcılığa sahip olsalardı, bu kadar zavallıca The Beyefendi sayıklamalarında bulunmaları için de bir zorunluluk duymazlardı.

BİRGÜN
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 01.12.13   #30
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Tuncel:
HDP yeni zihniyetin temsilcisi








İLGİLİ HABERLER

ETİKETLER

HDP - Sebahat Tuncel - HDP Şişli İlçe Örgütü - Yerel seçimler 2014 - y -

HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Türkiye'nin kendi geçmişle yüzleşmesi gerektiğini belirterek bunun için yeni bir zihniyetle yeni bir anayasa yapmanın şart olduğunu söyledi. Yeni zihniyetin HDP'de vücut bulacağını belirten Tuncel, artık "güvercin" tedirginliği duymadan rahatça yaşayabilmek için "Yerel seçimlerde güçlü söz alarak genel seçimleri kazanacağız" dedi.

HDP Şişli İlçe Örgütü ve HDK Şişli İlçe Meclisi, Feriköy Derviş Eroğlu Kültür Merkezi'nde yerel seçim çalışmalarına katılım çağrısı yapmak için kahvaltılı basın toplantısı düzenledi. Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Rumca ve Çerkesce, "Kentimizi kendimizi biz yöneteceğiz" pankartının asıldığı toplantıya HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Şamil Altan, BDP ve HDP İstanbul il ve ilçe örgütleri yöneticileri, Özgürlükçü Hukukçular Derneği'nde Avukat Fırat Epözdemir, SES İstanbul Şubesi yöneticilerinden Seyfi İnce, Özgür ve Nor Radyo çalışanları, Yekitiya Star Dışişleri Sorumlusu Helime Yusif ve Şişli forumları katıldı. Kahvaltılı toplantıda ilk olarak Yekitiya Star Dışİşleri Sorumlusu Helime Yusif konuştu.

'BATININ BAŞARISI KUZEYİN BAŞARISIDIR'

Dün Türkiye giriş yaptığında yaşadığı sıkıntıları anlatarak sözlerine başlayan Yusif, sınırların kapatılmasından dolayı pasaportlarının olmasına rağmen 9 saat bekletildiklerini ifade etti. "Batının başarısı Kuzey'in başarısıdır. Rojava devrimi Suriye, Türkiye, İran için bir adrestir" diyerek, konuşmasına devam eden Yusif, Rojava devriminin dört parça Kürdistan'ın devrimi olduğunu vurguladı. "Rojavada her ne kadar YPG ve YPJ öncülüğünde bir savaş yürütülüyor olsa da Süryani'si, Türk'ü, Arap'ı ile bir büyük bir mücadele var" diyen Yusif, Serêkaniyê, Qamişlo, Til Xelef sınırları kapılarının YPG'de olduğunu söyledi. Yusif, Rojava'da kurulan Meclis'e değinerek, "Meclis'te herkesim kendisini bulabilir" dedi. Rojava'ya saldırının dış güçler tarafından yapıldığını aktaran Yusif, Türkiye'nin her yerinden bu saldırılara tepki gösterilmesi gerektiğini söyledi.

'YEREL SEÇİMLERDE GÜÇLÜ SÖZ ALARAK GENEL SEÇİMLERİ KAZANACAĞIZ'


HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ise, herkesin kendi düşüncelerini özgürce ifade etmelerini istediklerini söyledi. Başbakan'ın "tek millet" söylemine değinen Tuncel, Türkiye'de "Türklük" diye bir olgu yaratıldığını ifade etti. Bu kalıpların parçalandığını ve halkların kendilerinin var ettiğini dile getiren Tuncel, "Şişli'deki caddeyi Hrant Dink caddesi yapalım. Dink'i katleden zihniyette tekçi zihniyetin ürünüydü. Türkiye'nin kendi geçmişle yüzleşmesi gerekiyor" dedi. 21. yüzyılda Türkiye halklarının haklarını esas alan bir anayasa yapılması gerektiğini de kaydeden Tuncel, "Ama bir anayasa yapılmadı. Eski zihniyetlerle yeni bir anayasa yapılamaz. Anayasanın yapılması için zihniyetin değişmesi gerekiyor" dedi. Cemaat ve AKP'nin tartışmasına da değinen Tuncel, "Çıkan imzalar 2004 yılının belgelerine ait. Bunu cemaat bilmiyor muydu, biliyordu; ama o zaman bir çıkar ilişkileri vardı" dedi. Yeni zihniyetin HDP'de vücut bulacağını belirten Tuncel, artık "güvercin" tedirginliği duymadan rahatça yaşayabilmek için "Yerel seçimlerde güçlü söz alarak genel seçimleri kazanacağız" dedi.

'ELİMİZDE NE VARSA O GÜÇ SAYESİNDEDİR'

Tuncel'in ardından söz alan AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, "Türkiye halkları için şu an bir şeyler yapılıyorsa bunun arkasında çok büyük değerli bir güç var. Bu da bugünlerde 35'inci yılını kutlayan güçtür. Elimizde ne varsa o güç sayesindedir" dedi. Yürekleri yakan kayıplar verildiğini; fakat bu kayıplarla bir bilinç düzeyi oluşturduğunu söyleyen Estukyan, "Kürt ulusu oluştu. Kürtler artık aşirete bağlı değil, ulus bilinciyle bağlı" dedi. HDP'nin anlayışı tüm topluma yayılırsa artık halklar arasında mağduriyetin yaşanmayacağını ifade eden Estukyan, "Mücadelenin bu aşamasından sonra bizler artık Türkiyeliyiz. Ve yaşamamızda özgürlük istiyoruz. Kentimizi, kendimizin yaşamını adımızda kaderimizde biz belireceğiz" diye konuştu.

Yapılan konuşmaların ardından müzik dinletisiyle kahvaltılı basın toplantısı sona erdi. (İstanbul/DHA)

EVRENSEL
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 4 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 4 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özgür Demokratik Alevi Hareketi Hacklendi Cihan Tanışma/Kaynaşma Bölümü 2 29.09.12 21:08
Alevilerin Demokratik Anayasa Konferansı Hakkında Alevi Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 0 17.12.11 22:44
Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu? Alevi Alevi Araştırmaları 0 19.09.10 23:38






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2