Sponsor Reklamlar


DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.

 Genel konular Katagorisinde ve  Siyaset,Politika ve Ekonomi Forumunda Bulunan  DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 22.11.13   #11
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


600 madenci kendini ocağa kilitledi

(Fotoğraf: Ramazan Demir)





İlgili Haberler

Etiketler

Zonguldak - maden - TTK - Üzülmez -

Zolguldak'ta Türkiye Taşkömürü Kurumu'na (TTK) bağlı Üzülmez Müessese Müdürlüğü'nde gece 12 sabah sekiz vardiyasında çalışan yaklaşık 600 maden işçisi ocakları terk etmeme eylemine başladı. Sabah 08:00 - 16:00 vardiyasında çalışmak için gelen maden işçileri ise ocaklara inmiyor...

pusulagazetesi.com.tr'nin haberine göre, Genel Maden İşçileri Sendikası yöneticilerinden Osman Tutkun ve şube yöneticilerinin çağrısı ile başladığı belirtilen eylemin gerekçesi ise mesai saatlerinde çıkış kapılarının kilitlenmesi. Geçtiğimiz günlerde bir maden işçisinin mesai saatinin bitiminde geçirdiği kalp krizi sonrası kurum ambulanslarının olay yerine gelmediği de gerekçeler arasında gösteriliyor.
Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş işçilere hitap ettiği, bazı işçilerin Alabaş'ı yuhaladığı kaydedildi. (ZONGULDAK)
www.evrensel.net

-----------------------------------------------
ölüm madencinin kaderindedir
diyen bir başbakanımız var,
iktidara geldiğinden beri,
kendine paravan sendikalar kurdurup,
büyük çoğunluğu elinde tutarak,
kendine bağlı sendikalarla sözleşme yapan diktatörlük,
yeni çıkardığı iş yasasıylada
işçiyi modern köle konumuna sokmuştur,
çalışanlar ve ezilenlerin demokratik hak ve talepleri için,
mücadelye hız vemeleri gerekmektedir yoksa,
gün geçtikçe köleleşen bir emek olmaktan ileri gidemeyeceklerdir,
demokratik mücadelye katılım sağlayıp,
haklarını almak için mücadele zamanı.
yarın çok geç olabilir,
emekçiler ve ezilenler gün bizim günümüzdür,
mücadelemiz, onur ve yaşam mücadelemizdir.
Sponsor Reklamlar

lipanali bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (22.11.13 Saat 11:34 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.11.13   #12
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


KESK'liler üyelerinin davasına dikkat çekti







İlgili Haberler

Etiketler

KESK - tutuklu - Adana KESK davası -

KESK Adana Şubeler Platformu, Adana'da yargılanan 17 KESK üyesinin tutuksuz yargılandığı dava öncesi açıklama yaparak davaya dikkat çekti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Adana Şubeler Platformu üyeleri, 17 KESK üyesi hakkında açılan davanın 2'nci duruşması öncesi davanın görüleceği Adana Adliyesi eski binası önünde basın açıklaması yaptı. "KESK baskılarla, soruşturmalarla, tutuklamalarla ve yargılanmalarla teslim alınamaz" pankartının açıldığı açıklamada, platform adına açıklama metni okuyan SES Adana Şube Başkanı Muzaffer Yüksel, AKP hükümetinin "korku imparatoru" yaratma yolunda sağlık ve eğitim emekçileri sindirmeye çalıştığını ifade etti. Yüksel, "KESK çatısı altında yapılan en demokratik, yasal meşru çalışmalar yasadışıymış gibi göstermeye çalışan AKP iktidarı, insan hakları ihlallerinin halkalarına, KESK'e karşı yapılanlarla yenilerini eklemiştir. Tüm halkımız 23 Kasım'da Ankara'da yapacağımız kitlesel açıklamamıza katılmaya ve iktidarın her türlü dayatmacı, baskıcı ve otoriter uygulamalarına karşı demokratik tepkimizi göstermeye çağırıyoruz" dedi.
Açıklama sonrası grup, 17 kişinin tutuksuz yargılandığı Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin görüldüğü duruşmaya geçti. (Adana/EVRENSEL)
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.13   #13
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


3 yıl

konuşması yasak!


Kırmızı Haber | 22 Kasım 2013 | Alt Manşet, Manşet, Numaralı Haberler, Üst Haberler
DİSK Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’in kızı Nilgün Soydan, babasının mezarı başında yaptığı konuşma nedeniyle açılan davada, 3 yıl konuşma yasağı verildi.
Suikastle öldürülen DİSK Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’in kızı Nilgün Soydan’ın MHP Milletvekili Celal Adan’ın şikayeti üzerine “hakaret ve iftira” iddialarıyla açılan davada kovuşturmanın ertelenmesi kararı verildi. Soydan 3 yıl içerisinde yeni bir suç işlemezse dava düşecek. Yani, Nilgün Soydan 3 yıl konuşmayacak.
Nilgün Soydan 22 Temmuz 2012’de babasının mezarı başında yaptığı konuşmada, “Şu anda Celal Adan Meclis’te olup kendi katillerinin kurtarılması için çok büyük çaba sarfetmiştir” demişti. Soydan, AKP’nin imzasıyla, ülkücü katillerini cezaevinden çıkmasına olanak sağlayan düzenlemeye tepki göstermişti.
İstanbul 55. Asliyle Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Nilgün Soydan, “Kamuda MHP davası olarak bilinen davada babam maktuldü ben de onun anısını devam ettirme bakımından değil 35 yıl, bir 35 yıl daha davayla ilgili görüşlerimi söylemeye devam edeceğim. Bütün babalara benim gibi bir evlat, bütün evlatlara da Kemal Türkler gibi bir baba diliyorum. Celal Adan’ın söylediklerini hiç unutmadım” dedi.
Duruşmada tanık olarak dinlenen DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu da Kemal Türkler’i anma törenlerinde Nilgün Soydan’ın babasına davayla ilgili görüşlerini söylediğini, bu esnada da hakaret içerikli herhangi bir söz söylemediğini ifade etti.
Kararını açıklayan mahkeme, Nilgün Soydan hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verdi.
Buna göre Nilgün Türkler Soydan’ın erteleme kararının verildiği tarihten itibaren 3 yıl içinde basın yayın yolu ile düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri ile yeni bir suç işlememesi halinde bu davanın düşürülmesine karar verilecek. Bu süre içerisinde bu şekilde yeni bir suç işlemesi ve kesinleşmesi halinde ise bu davaya devam edilecektir.
Soydan’ın avukatı Arzu Becerik, “Esas olarak hakaret ve iftira olduğu söylenen sözlerin şikayetçi Celal Adan’ın Mahkeme dosyalarında mevcut kendi beyanlarının tekrarlarından ibaret olması nedeni, davanın ertelenmesi suretiyle beraat etme olanağının engellenmesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle bu karara tarafımızca itiraz edilecek, ilerleyen sürece göre Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulacaktır” dedi.
------------------------------------------------

DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE KONUŞMAMA CEZASI OLURMU,
FAŞİZMİN OLDUĞU ÜLKELERDE OLUR,
KEMAL TÜRKLERİDE SAYGIYLA ANIYORUZ....
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.13   #14
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Eğitimciden gazlı-sulu polis saldırısına karşı direniş dersi

SORUNLARI İÇİN BAKANLIĞA YÜRÜYEN ÖĞRETMENLERE POLİS SALDIRDI





İlgili Haberler

Etiketler

Eğitim Sen - KESK - AYÖP - öğretmenler günü - Cem Gurbetoğlu - Birkan Bulut - Hasan Akbaş -
Haberin Galerisi



Cem GURBETOĞLU - Birkan BULUT - Hasan AKBAŞ
Ankara


Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen binlerce Eğitim Sen üyesinin “Meslek onurumuza ve haklarımıza sahip çıkıyoruz” şiarıyla Milli Eğitim Bakanlığına yaptığı yürüyüşe polis saldırdı. 6 kişi yaralandı. Çok sayıda kişi gazdan fenalaştı. Gözaltına alınanlar oldu. Kızılay polis saldırısı nedeniyle haziran direnişinde olduğu gibi biber gazı bulutu altında kaldı.
Eğitim Sen üyeleri, eğitim emekçilerinin örgütlenme mücadelesinden önemli bir yeri olan TÖS’ün 1969 Büyük Eğitim Yürüyüşü’nün başladığı Tandoğan Meydanı’nda toplandılar. Türkiye’nin dört bir yanından gelen emekçiler, hem dershane tartışmasına sıkıştırılan eğitimin gerçek sorunlarına, hem de kendi sorunlarına dikkat çekmek için Milli Eğitim Bakanlığına doğru GMK Bulvarı üzerinden yürüyüşe geçtiler.
Eğitim Sen’lilere, Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu da (AYÖP) destek verdi. AYÖP’lüler atama beklerken iş kazalarında ölen ve intihar eden meslektaşlarının resimlerini taşıdılar. Yürüyüş kortejlerinde “Parasız, Bilimsel, Demokratik, Ana Dilinde Eğitim” talebi öne çıkarken, 4+4+4 eğitim sistemiyle artan sıkıntılara dikkat çekildi.
Ayrıca “karma eğitim” tartışmalarıyla giderek gün yüzüne çıkan eğitimi gericileştirme planlarına da tepki gösterildi. Kürtçe döviz ve pankartlarla da ana dilinde eğitim talebi gündeme getirildi. Kürt illerinden gelen eğitim emekçileri Rojava ile dayanışma mesajları ilettiler. Eğitimcilere, emekten yana siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi.

POLİS KIZILAY’DA DURDURDU
Çevik kuvvet polisleri GMK Bulvarı’nın Kızılay Meydanı’yla birleştiği noktaya yakın bir yerde TOMA ve akreplerle barikat kurdu. Bu noktaya gelen eğitim emekçileri, daha önceden ilan ettikleri gibi MEB önüne yürümek istediler. Ancak polis “Kitle tahmin ettiğimizden fazla, yürütmeyiz” dedi. Uzun süre sendika yöneticileri ile polis amirleri arasında pazarlık sürdü. Polis barikatı Güvenpark yönüne doğru geri çekti.

6 KİŞİ YARALANDI
Ardından Bakanlığa doğru yürüyüşe geçen eğitimcilere polis biber gazı ve tazyikli suyla saldırdı. 6 eğitim emekçisi yaralandı. Kızılay’ın en yoğun olduğu saatlerde başlayan saldırıda yoğun biber gazı çok sayıda kişinin fenalaşmasına neden oldu. Fenalaşanlara ilk müdahaleyi Eğitim Sen ve KESK’e bağlı sendikacıların yöneticileri yaptı. Ancak yaralılara yardım edenlere dahi biber gazı atıldı. Kızılay YKM Binası içindeki bir mağazanın içi gazla doldu. İçerideki müşteriler gaz nedeniyle fenalaştı. Yaralılar ambulansla çeşitli hastanelere kaldırıldı. Kitle Tandoğan yönüne doğru geri çekilirken, ara sokaklarda polis çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. (Ankara/EVRENSEL)
www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.13   #15
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Korkulan 'oluşmakta olan'dır

Her zaman Başbakan Erdoğan yapacak değil ya bu sefer Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yaptı.
“Ben yokken memleket beni tartışsın!” dercesine ABD’ye gitmeden hemen önce Arınç, Hükümet Sözcüsü olarak yaptığı basın toplantısında, “Bakanlar Kurulu dershaneler konusunu ele aldı. Sorun, dershane sahipleriyle de konuşulup önerileri alınacak, bu tartışmanın sonucuna göre karar verilecek.” diyerek “kapatılma” konusunun fiiliyatta ortadan kalktığını söyledi.
Arınç, ertesi gün de uçağa binip Amerika’ya gitti.
Ancak, Başbakan, “öğrencilerin karma evler” tartışmasında açığa düşürdüğü, yaralarını sarmaya çalışan Arınç’ı bu sefer de “gurbette” ve “yaralı” olduğuna bakmadan bir kez daha açığa düşürdü!
Bir televizyon kanalında malum gazetecilerin karşısına çıkan Başbakan dershanelerin kapatılmasında ısrarlı olduklarını yineleyerek aralık ayında konunun yeniden Bakanlar Kuruluna geleceğini söyledi. Dün ise Başbakan, “Kardeşlerimiz Hükümete bir tür şamar atmak istiyorlar” diyerek, cemaatin tutumuna da sert çıkmaya devam etti.
Böylece Başbakan, Arınç’ın yatıştırmaya çalıştığı “dershane kavgası” gibi görünen “Cemaat-Hükümet”, daha doğrusu AKP içindeki iktidar kavgasını kızıştırmaya devam etti.
Hükümet içinde farklı görüşler olmasına karşın, Başbakan dershaneler konusunda geri atmaya yönelmiyor. Özellikle de Başbakanın Cemaatin kan damarlarını kesmede kararlı olduğu gözleniyor.
Nihayet AKP içindeki kavga, partinin cemaate yakın milletvekillerinden İdris Bal’ın dershaneler konusunda Hükümeti eleştirmesi nedeniyle ihracına kadar geldi.
Dershane kavgasının öteki ucundaki cemaat ise Zaman gazetesinin önderliğinde sürdürdüğü mücadelesinde ısrarlı olduğunu gösterdi. Bir yandan Fethullah Gülen’in bilinen gizemci üslubuyla “Nemrutlu”, “Firavunlu”, “Cehennemli”,… konuşmaları yanı sıra, “İsteniyorsa bu dershaneleri Hükümete devredelim” diyerek “çıkarsızlık” gösterisi yaparken öte yandan ise Zaman gazetesi günlerdir birinci sayfasını ve manşetlerini bütünüyle dershaneler sorununa ayırarak, “çıkarlarını” savunma kararlılıklarını göstermek için her yola başvuruyor.
Evrensel okurları “Dershane kavgasının aslında bir dershane kavgası olmadığını” biliyorlar. Tersine kavga, son bir-iki yıl içindeki gelişmelerin açıkça gösterdiği gibi; Cemaat-Erdoğan kavgasının şimdi Arınç-Gül-liberaller-Cemaat ittifakının Erdoğan kliğine karşı kavgasına dönüşen halidir. Bu kavganın yerel seçimde cemaatin, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olması beklenen Mustafa Sarıgül üstünden, en azından İstanbul için CHP ile dirsek teması, hatta ittifak içinde olmasına kadar vardığı görülüyor. Ki Sarıgül’ün dershaneler tartışmasında açıkça Gülen’in yanında saf tutarak, bu ittifakın pek saklanmaya ihtiyaç duyulmadan gerçekleştiği de görülmektedir. Kuşkusuz bunu Erdoğan da görmektedir.
Bu yüzden de “Şu seçim zamanında kardeşler arasında bu kavga neden? Dershane konusunda kapışmaya değer mi?” diyenlere kimse aldırmamaktadır.
AKP yönetiminin, Cemaatle bir barıştan umutları hayli azalmış olmalı ki, AKP kurmaylarının cemaatin desteğini çekmesinin kendilerine yüzde 1, en fazla yüzde 3 zarar verebileceği, ama dershanelerin kaldırılmasının cemaatin kaybettirdiğinden fazla kazandıracağı, …hesapları yaptıkları belirtiliyor. Ancak AKP’de sorun sadece bir “Cemaat sorunu” değil. Tersine oluşmakta olan, yukarıda belirtildiği gibi, AKP içindeki Erdoğan kliği dışındaki başlıca kliklerin Erdoğan’ın ülkeyi ve partiyi yönetim tarzına karşı bir ittifakıdır.
Erdoğan ve yandaşlarının asıl korkusu da bundan olmalıdır. Ve Erdoğan’ın Cemaatin kopmasını bile göze alarak sert tutumunu sürdürme nedeni de parti içindeki Cemaat dışındaki klikleri hizaya getirme amacıyla bağlantılı görünmektedir.
Dolayısıyla Erdoğan kliğinin öyle, cemaat bağlantılı olarak yüzde birkaç oy kaybıyla işin içinden sıyrılmasının çok zor olduğu ise gelişmeleri izleyen herkes için tartışılmaz bir gerçektir.

evrensel

İhsan ÇARALAN
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.13   #16
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Neye baktığımız

değil nasıl

baktığımız tayin

edici olacak


Dini gerekçelerle hayatımıza müdahale edilmesinin karşısına dikilelim ama meseleyi salt “ahlak timsali” Erdoğan’ın istediği zeminde mi tartışacağız?


Okuyucu Modunu Aç Okuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
Can Atalay

“Bekara ev yok” öteden beri başa belaydı.

Üç dört öğrencinin biraraya gelmesi ile kira bedelinin artmasına olan hevese karşın ev sahibinin ve hatta mahallenin namusuna halel gelmesine karşın önlem (!) alınacağına ilişkin bir işaret.

Ev –sonuç olarak- kiralanabilse dahi sürekli bir gözetlenme hali, gündelik yaşama her an müdahale edilmesi olasılığına karşı mahallenin ve mülk sahibinin “sınırlarını” her daim akılda tutma, sınırların “aşıldığı” her anın başlıbaşına bir mücadele başlığı olması ….

Ama artık karşı karşıya kalınan şey kadim ev sahibi hacı amca ya da apartman yöneticisi emekli albay müdahalelerinin ötesindedir.

Bir Başbakan fetva vermekte, kolluk güçleri ise hukuken hiç bir dayanağı olmayan (hatta suç olan) fiili uygulamalarla devletin tüm olanaklarını “mahalle baskısı” lehine kullanma konusunda pilot bölge uygulamaları gerçekleştirmektedir.

Peki; genç bir kadın ile erkeğin aynı evde hatta aynı binada kalmamasına ilişkin Başbakanlık düzeyinden fetva verilmesinin anlamı salt akla ziyan bir zihinle karşı karşıya olunması mıdır?

Kendi gücünden sarhoş olmuş, giderek ağzından çıkanı duymaz bir Başbakanın ve onun da parçası olduğu siyasi kadronun ideolojik/dinsel zihniyet dünyası bu yasağın temelidir, doğru …

Başbakanın hamlesi 2013 Haziranında on yıldır biriktirdiği “karizmayı” yerle yeksan eden bir okumuş yazmış topluluğunun “terbiye” edilme çabasıdır, doğru …

Dinsel referansları kamu gücünün esas dayanağı, meşruiyet kaynağı haline getirilmesine karşın mücadele edilmesi artık gündelik hayatımız içinde de örgütlememiz gereken bir başlıktır, bu da doğru ….

Tamam ama; dini gerekçelerle hayatımıza müdahale edilmesinin karşısına dikilelim ama meseleyi salt “ahlak timsali” Erdoğan’ın istediği zeminde mi tartışacağız?

Memleketin en yüksek mertebesinden emlakçılık yapanların kent merkezlerinde yeni spekülasyonlar için yeni başlıklar yaratma hevesinin Erdoğan’ın ulvi amaçları açısından bir hareket noktası olması mümkün müdür?

“Tek Adam” ve ekibi, polisin gündelik hayata hiç bir hukuk normunu tanımadan müdahaleleri ve (öğrenci evleri de dahil olmak üzere) tüm muhalefet mecralarının denetlenmesi/terbiye edilmesi için yeni bir vesile yaratmak istiyor olabilir mi?

AKP’nin dini/ideolojik zihniyet dünyasını önemseyelim ama karşımızdakinin dünyevi/maddi gereksinimlerini ihmal etmeyelim.




Editör : birgün
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.11.13   #17
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.








Polis, öğretmenler gününü bir gün önceden kutlamaya başladı Ankara’da


Kırmızı Haber | 23 Kasım 2013 | Alt Manşet, Emek Dünyası, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Son Dakika
Sokağa çıkan öğretmenlere polis müdahalesi



Eğitim-Sen’in “Meslek onurumuza, geleceğimize ve haklarımıza sahip çıkmak için” diyerek çağrı yaptığı miting için binlerce öğretmen, öğrenci ve veli Ankara Tandoğan Meydanı’nda bir araya geldi.
GMK Bulvarı’nı trafiğe kapatan eğitim emekçilerinin elinde AKP ve Cemaat arasındaki dershane tartışmasından kızlı-erkekli öğrenci evlerine, karma eğitimden baskı ve soruşturmalara kadar çeşitli dövizler bulunuyor.
Kızılay Meydanı’na ulaşan eğitim emekçilerinin önüne polis barikat kurdu ve ‘dağılın’ anonsları yaptı. Barikatın kaldırılmasını isteyen Eğitim-Sen üyeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’na yürümek istedikleri belirtiliyor.
Güncelleme 13:30
Eğitim emekçisi bir kadın başından gaz kampüsüyle yaralandı. Emekçiler, biber gazından korunabilmek için alış veriş mağazalarına ve bina içlerine sığındılar.
Polis, GMK Bulvarı’ndaki binlerce emekçiye gaz bombaları ve tazyikli suyla çok sert müdahale etti. Bulvara bakan ara sokaklara da aralıksız gaz atılıyor.



Fotograf: Sendika.org
Odatv.com
-----------------------------------------------------

eğitim emekçilerine yapılan zulmü kınıyoruz,
haklı mücadelelerini destekliyoruz.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.11.13   #18
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


'AKP faşizmine

teslim

olmayacağız'


Polisin eğitim emekçilerine yönelik saldırısına yönelik tepkiler sürüyor. Üç büyük kentte düzenlenen eylemlerde baskıların eğitim emekçilerini yıldıramayacağı belirtilerek, “AKP faşizmine teslim olmayacağız” denildi


Okuyucu Modunu Aç Okuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
Mesleğine, onuruna ve geleceğine sahip çıkan Eğitim Sen üyesi kamu emekçilerine yönelik Kızılay'daki polis saldırısı Ankara, İzmir ve İstanbul'da protesto edildi. Her üç kentteki eylemde de eğitimciler baskılara boyun eğmeyeceklerini ve AKP'nin faşizmine teslim olmayacaklarını dile getirdi.
ANKARA: BİLİMSEL EĞİTİME TOMALI SALDIRI
KESK Ankara Şubeler Platformu polis şiddetine karşı YKM önünde bir araya geldi. Buradaki eylemde konuşan KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Osman Özyurt, “24 Kasım'da sahte öğretmenler günü kutlamaları yapanlar Eğitim Sen’in demokratik, anadilde, eşit, laik ve bilimsel eğitim talebine gazla, copla ve TOMA'lardan sıkılan sularla cevap vermiştir” dedi.
AKP'nin asıl amacının “kindar” ve “dindar” nesiller yetiştirmek olduğunu söyleyen Özyurt, cumartesi günkü saldırıda üç eğitim emekçisinin yaralandığını birçoğunun da gazdan etkilendiğini söyledi.
Eylemde konuşan KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul ise şunları söyledi: "İktidar hamasi nutuklar atıyor ancak son günlerde eğitim sadece AKP ile cemaat arasındaki dershane tartışmalarıyla gündeme geliyor. Biz dershanelerin de özel okulların da kapatılmasını savunuyoruz. Dershanedeki eğitim emekçileri ve ataması yapılmayan tüm öğretmenler kamuda istihdam edilmelidir. Eğitim bütün yoksul yurttaşların da ulaşabileceği nitelikli bir kamusal hizmet olmalıdır.”
İZMİR: İL MÜDÜRLÜĞÜNE SİYAH ÇELENK
KESK İzmir Şubeler Platformu'nun çağrısıyla Konak'ta Eski Sümerbank önünde bir araya gelen İzmir'deki kamu emekçileri ise İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne siyah çelenk bıraktı. Emek örgütlerinin de destek verdiği eylemde kamu emekçileri “AKP’den hesabı emekçiler soracak”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Öğretmene uzanan eller kırılsın” sloganları eşliğinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yürüdü.
DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve TMMOB İKK’nın da destek verdiği eylemde eğitim emekçileri, Ankara’da meslektaşlarına uygulanan şiddeti kınadı, “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları eşliğinde müdürlük kapısına çelenk bıraktı.
Çelenk bırakma eyleminin ardından KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Ramis Sağlam, meslek onuruna, çocuklarının ve öğrencilerinin geleceklerine sahip çıkan öğretmenlerin iktidarın gazına ve copuna maruz kaldığını söyledi.
İSTANBUL: SALDIRAN AKP'NİN POLİSİ
KESK İstanbul Şubeler Platformu ise saldırıyı dün akşam Galatasaray Meydanı'nda protesto etti. “Irkçı, gerici eğitime son” sloganını atan Platform üyeleri, adına konuşan Eğitim-Sen 8 Nolu Şube Sekreteri Giyasettin Yiğit eğitim emekçilerine AKP'nin polisinin saldırdığını söyledi. AKP hükümetinin toplumsal yaşama yönelik müdahale ve dayatmalarının giderek arttığına dikkat çeken Yiğit, “Eğitim sistemi başta olmak üzere, hayatın her alanında dayatılan ticarileştirilme ve muhafazakarlık yaygınlaşıyor” dedi. GÜLSEN CANDEMİR-ZEYNEP KURAY-ESRA KOÇAK

BİRGÜN NET

-----------------------------------------------------------------------

KESK İN ONURLU MÜCADELESİNİ DESTEKLİYORUZ.




Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (24.11.13 Saat 21:26 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.11.13   #19
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Yatağan işçileri eylemde:
Polis işçilere saldırdı!



Kırmızı Haber | 25 Kasım 2013 | Alt Manşet, Emek Dünyası, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Son Dakika

Yatağan’daki santrallerin özelleştirilmesiyle ilgili ilanın resmi gazetede yayınlanmasının ardından işçiler bugün eyleme geçti.
(soL – Muğla)
Güncelleme: 17.37
Yatağan işçileri saldırıya karşın AKP binası önünden ayrılmadı.
Bina önünde basın açıklaması okunmaya başlanırken, işçiler “şalter inecek, hükümet gidecek” sloganları atıyor.
Güncelleme: 17.31
Polis AKP binası önüne gelen işçilere çok sert şekilde müdahale ediyor.
İşçiler polis saldırısına karşı direnişe geçti.
Güncelleme: 17.29
Polis işçilere tazyikli su ve biber gazıyla saldırıyor. İşçiler polis barikatını aştı, AKP binasına yürüyor.
Güncelleme: 17.27
İşçilerin oturma eylemi yaparken çok sayıda çevik kuvvet işçilerin önüne barikat kurdu.
İşçiler ölmek var dönmek yok sloganı atıyor.
Güncelleme: 17.10
İşçiler Sınırsızlık Meydanı’na değil AKP’ye yürümeye karar verdi.
Yatağan işçileri “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganlarıyla AKP binasına doğru yürüyüşünü sürdürüyor.

Yatağan işçileri özelleştirmeye karşı kararlı mücadelesini sürdürüyor. Resmi gazetedeki ilanın yayınlanmasının ardından bugün eylem kararı alan işçiler, önümüzdeki hafta da Başbakan Erdoğan’ın kente gelişinde protestoda bulunmaya hazırlanıyor.
Bugün saat 16.30′da Cumhuriyet Meydanı’nda buluşan işçiler, yolu kapatarak “Hükümet şaşırma sabrımızı taşırma”, “Asla yalnız yürümeyeceksin” sloganları attı. Yatağan işçileri buradan Sınırsızlık Meydanı’na yürüyecek.
--------------------------------------------------------

POLİS VE GÜVENLİK GÜÇLERİ,

NEDENSE EGEMENLERE HİÇ SALDIRMIYOR,

VE ONLARIN HAKLARINI KORUYOR,

İŞCİ-MEMUR-ÖĞRETMEN-EZİLENLERE

HEP GADDAR DAVRANIYORLAR.

EGEMENLERİN POLİSİ OLMAK

HALK KİTLELERİNİ KORKUTMAK VE SİNDİRMEK DEMEKTİR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.11.13   #20
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


’AKP’nin elinde
Cemaat’i bitirebilecek


bir arşiv var’


Kırmızı Haber | 25 Kasım 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Siyaset, Son Dakika
AKP-Cemaat kavgasına dair bir kitap hazırlayan Ahmet Şık, dershaneler üzerinden yürüyen AKP-Cemaat kavgasının arka planını BirGün’e anlattı.

Cemaat, AKP için bir milli güvenlik meselesi haline geldi. Yani konu üç beş dershane meselesi değil yüzeydeki ve derindeki devlet aygıtına kimin sahip olacağı meselesi

Cemaat’in hedefi olmuş bir gazeteci Ahmet Şık. Polis teşkilatı içerisindeki cemaatçi örgütlenmeye dair yazdığı kitap yüzünden aylarca hapis yattı. Şimdi de AKP-Cemaat kavgasına dair bir kitap hazırlıyor. Ahmet Şık, dershaneler üzerinden yürüyen AKP-Cemaat kavgasının arka planını BirGün’e anlattı.

Dershanelerle birlikte AKP cemaat gerilimi arttı. Bir rant kavgası varmış gibi gözükmekle beraber daha derinlerde ne var?
Dershanelerin kapatılması üzerinden bugün yeniden kamusal alanda görünür olan AKP-Cemaat savaşını finansal bir rant kavgası olarak görmek doğru değil. Elbette içinde finansal rantın da olduğu ancak son kertede tamamıyla siyasi bir kavga bu. Adını doğru koymak gerekirse, bu yaşananlar devlete kimin sahip olacağı savaşı. Devletin sadece görünen kısmına değil derinde yer alan yapısına yani kontrgerillaya da kimin sahip olacağı kavgası. Ancak AKP-Cemaat savaşını sadece bugüne bakarak yorumlamak da yanlış olur. Başlangıcı 1970’lerin sonuna dek uzanıyor. Ama Milli Görüş ile Gülen Cemaati arasındaki en büyük ilk kırılma bunlardan bağımsız olarak, bugünlerde de tartışma konusu olan 28 Şubat darbesinde yaşandı.

Peki nasıl bir araya geldiler?
Günümüzün en önemli siyasal ve toplumsal iki güç odağının, 28 Şubat darbesi travmasından sonraki ilk yakınlaşması da AKP’yi iktidara taşıyan 2002 seçimleri öncesinde yaşandı. İçinden çıktığı Milli Görüş Hareketi’nin siyasal anlayışından kopmuş görüntüsü vermekle birlikte AKP aslında aynı siyasi geleneğin devamı olan ancak küreselleşme politikaları ekseninde neo-liberalizme uyum sağlayarak ehlileştirilen, bu sayede geleneksel sağ seçmeni de taraftarı haline getiren bir siyasal İslam modeliydi. Meşruiyetini sağlayacağı seçimlerde her bir oya ihtiyacı olan AKP ve siyaseti okuma becerisi ile iktidar koltuğuna oturacak her güç odağıyla kim olursa olsun yakın ilişki kurma “becerisine” sahip Gülen’in çıkarlarının kesişmesi dolayısıyla ikili sorunlu geçmişlerine “sünger” çekti. Bir cemaatler ve tarikatlar “konsorsiyumu” olarak iktidar olan AKP’nin ilk iktidar döneminde devlet rantının bölüşümünden Gülenciler de, tıpkı diğerleri gibi seçimlerde verdiği destek kadar faydalandı. Ancak bu hakkını, bürokrasideki örgütlenmede, özellikle stratejik önemi birkaç yıl içinde kendini gösterecek olan güvenlik ve yargı alanında kullandı. Cemaatin bu stratejik örgütlenmesi AKP’nin ikinci iktidar dönemi olan 2007 seçimlerinden sonra başlatılan ve Ergenekon süreci diye adlandırılan kimi siyasal davaların en önemli gücü oldu. Aynı sosyal ve siyasal tabandan beslenen AKP ve Gülen Cemaati, sorunlu geçmişlerinin üzerine kalın bir çizgi çekip Türkiye’nin yeniden biçimlendirildiği bu soruşturma ve davalar sürecinde güçlü bir ittifak kurdular. İttifakı sağlayansa, geçmişte bu iki yapıyı karşı karşıya getirmeyi de başarmış olan ordunun kendisiydi. 27 Nisan muhtırasından sonra AKP-Cemaat ortaklığı hayata geçti.

Düşmanlığın da ortaklığın da nedeni ordu yani?
Aynen öyle. Aslında AKP iktidarını 3 döneme ayırmak gerekiyor. İlk dönem 2002 Kasım seçimlerinden 2007’ye kadar olan süreç. Özden Örnek günlüklerine baktığınızda, bu ilk döneminde askerin iktidarın ortağı olduğunu kabul etmiş bir Erdoğan portresi ile karşı karşıyayız. Askerin siyasetteki ağır gölgesinin bilincinde ve bu nedenle gücünü paylaşmaktan rahatsız olmayan bir Başbakan olduğunu Örnek anlatıyor zaten. Ancak 27 Nisan muhtırasıyla işin rengi değişiyor. Hakkını teslim etmek gerek ki o muhtıraya karşı olması gerekeni yaparak dik bir duruş sergiledi hükümet. Ancak iktidarı paylaşıyor olmasına rağmen ordunun hedefinde olmaktan kurtulamayan ve darbe planlarıyla alaşağı edilme tehlikesini gören Erdoğan, yapıtaşları daha önceden Ergenekon sürecinin hayata geçmesi için de, bu sürecin en önemli aktörü olan Cemaati iktidar ortağı yapmayı tercih etti. Zaten kendisine sunulan belge ve bilgilerle bu konunun yargı yoluyla ve büyük oranda denetim altına alınan medyanın susturulmasıyla çözüleceğine ikna olmuştu Erdoğan.

Cemaat o dönemde polis ve yargıdaki gücünü göstererek Erdoğan’a “ben bu işi çözerim” dedi ve ittifak başladı diyorsun…
Öyle görünüyor. Geçmişte de hedefinde olduğu ordunun geriletilmesi Erdoğan’ın önceliği oldu doğal olarak. Zaten bu kadar sorunlu, kuşkulu ve haksızlıklarla dolu olan bu sürecin en tek kazanımı, ordunun olması gereken sınırın içine çekilmesi oldu. Ama ne acı ki bu, demokratik ve hukuki yöntemlerle değil bizzat ordunun yaptığı gibi kontrgerilla yöntemleri kullanılarak yapıldı. Nedeni de bugün Türkiye’nin otoriter, baskıcı, antidemokratik, diktatörlük gibi sıfatlarla anılıyor olmasıyla ortaya çıktı. Buradan yola çıkarak 2007 ile 12 Eylül 2010 arasına kadar geçen süreci de AKP ya da Erdoğan’ın ikinci iktidar dönemi olarak adlandırıyorum. Erdoğan’ın gücüne ortak istemediği, her şeye tek başına karar verip mutlak güç olmak istediği üçüncü iktidar dönemi de 2010 referandumu sonrasında başladı ve günümüze kadar geldi. Resmi olarak 2007 yılından başlayarak hayata geçirilen Ergenekon sürecinde kontrgerilla olma işlevini de Cemaat üstlendi. Daha doğrusu polis ve yargıda örgütlü gücüyle kontrgerilla yöntemlerini uygulayan Cemaatti. Bunu da sadece ben değil MİT krizi sonrasında “Devlet içinde devlet olmuşlar” diyerek Başbakan Erdoğan’ın kendisi de söyledi. Ancak bunun siyasal onay makamının da AKP iktidarı, dolayısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu göz önünde tutmakta fayda var. Mutabakatın siyasal gücü AKP, sahadaki tetikçi gücü de polis ve yargı teşkilatında örgütlenmiş cemaatin çete kanadı. Ve birinin suçu diğerinden daha az değil. İkisi de suç ortağı.

Bugünkü savaşın başlangıcı MİT krizi mi?
Aslında öncesinde nüveleri zaman zaman ortaya çıkan bir savaş olmakla beraber MİT krizi meseleyi kamusal alana taşıdı. Öncesinde de dış politika anlayışındaki farklılık nedeniyle öne çıkan Mavi Marmara katliamı ile ilgili Gülen’in İsrail’in cinayetlerini arkaya alan tutumu vardı. Ancak 7 Şubat 2012’de ve sonrasında yaşananların ardında Cemaat’in olduğu, Başbakan Erdoğan ve Beşir Atalay’ın öncelikli hedef olduğu bir sivil darbe girişimiydi. Görünen hedefi MİT yöneticileri olmakla birlikte nihai hedef Erdoğan’dı. O MİT’çiler ifadeye gitse kesinlikle tutuklanacaklardı. Ardından da bu dokunulmazlık zırhının kapsamında olmayan bu “suçun” azmettiricileri olan Başbakan ve müzakere sürecinin koordinatörü sıfatıyla Beşir Atalay da tutuklanacaktı. Hükümet bu tehlikeyi görüp tartışmalı birtakım yasal değişikliklerle, polis teşkilatı ve yargı başta olmak üzere devlet bürokrasisi içindeki kritik noktalarda görevli Cemaatçi personel temizliğiyle bu saldırıyı savuşturdu. Ama AKP ve Cemaat arasındaki ilişkiyi bir daha tamir edilemeyecek derecede zedeledi bu girişim. Bugün dershaneler üzerinden tartışma konusu edilen savaşın en önemli cephesi MİT’tir. Buradan yola çıkılarak hem MİT’in hem de belirlenen isimlerin hedef alınması tesadüf değil.

Neden?
En başta yaşananların devlete kimin sahip olacağı savaşı olduğunu söylemiştim. Bunun Cemaat açısından en önemli ayaklarından birisi MİT. Güvenlik bürokrasisini adeta örümcek ağı gibi kuşatmış bir Cemaat örgütlenmesi var. Başta İstihbarat Daire Başkanlığı olmak üzere Emniyet’in en önemli birimleri bir çete gibi çalışan Cemaat’in elinde. Siyasal davaların tek yürütücüsü olan polise göbeğinden bağlı olan yargının vurucu gücü olan faaliyet gösteren Özel Yetkili Mahkemeler de öyle. Ergenekon süreci de kanıtladı ki ordu içinde de ciddi örgütlenmesi olan bir Cemaat’le karşı karşıyayız. Güvenlik bürokrasisinin son ayağı olan MİT üzerinden bu kadar kavga kopması ise kanımca Cemaat’in orada istediği düzeyde örgütlenemediğinin bir işareti. Eğer o kale de düşerse, bu alanlara egemen olan bir güç zaten Türkiye’nin mutlak iktidarı olur. 7 Şubat darbe girişimiyle bu da ortaya çıktı zaten. MİT’in ve Hakan Fidan’ın hedef olmasının bir başka nedeninin daha olduğunu düşünüyorum.

Nedir o?
Aslında daha önce de BirGün’de haberleştirmiştik bunu. Taraflarından da hiçbir yalanlama gelmedi ve hafıza tazelemek adına tekrar etmekte sakınca yok. Wikileaks belgelerinin içinde bir kripto var. Kriptoda, isimleri geçen beş kişinin İslami Cihad Birliği adlı bir örgütün üyesi olduğu ve ABD Sivil Hava Sahası için tehlike arz ettiği yazıyor. İsimlerin dördü El Kaide vb radikal dinci örgütlerle bağlantılı olarak isimleri medyaya yansımış zaten. Ama bizi ilgilendiren isim 5’inci. O isim, Hanefi Avcı’nın asılsız suçlamalarla tutuklanmasına neden olan kitabında Cemaat’in Emniyet’ten sorumlu imamı diye adı geçen kişi olan O.H.Ö. Kriptoda bu bilginin kaynağı olarak da “yıllardır doğru bilgiler aldığımız Emniyet’teki üst düzey bir bürokrat” diyor. İddia edilen o ki Ö.H.O. Cemaat’in arşivlerini taşıdığı ABD’de havalimanında FBI tarafından gözaltına alınıyor. Ele geçirilen arşivler de ilgili birimler üzerinden Başbakanlığa ulaştırılıyor. Erdoğan’ın talimatıyla Hakan Fidan da bu arşivlerden yola çıkarak Cemaat’le ilgili bir rapor hazırlıyor. Ardından da devlet bürokrasisi içinde ciddi bir Cemaatçi kadro temizliği başlatılıyor. Fidan’ın konuşmalarının bulunduğu ses kayıtlarının sızdırılmasının bu iddiayla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu iddialar doğruysa sanırım hükümetin elinde Türkiye tarihinin en büyük örgüt davasını açacak bir arşiv bulunuyor.

Yani Emniyet’te “eski imam yeni imam” kavgası mı var?
Cemaat içinde de bir kavga var ama bence bu dediğin gibi değil. Cemaat’in içinde sivil ve militarist iki kanadın kavgası var. Cemaat bir takım hukuksuzlukların kaynağı olarak anıldığında ve kendini savunamaz noktaya geldiğinde hep aynı yalana sığınıyor. Böylesine büyük bir camianın içine kontrgerilla unsurları ya da ajanlar sızmış olabileceği savunmasını yapıyorlar. Ama bizler kontrgerilla derken, Ergenekon süreci denilen siyasal davalar zinciri içinde yer almış unsurlardan bahsediyoruz. Cemaat’in medya organları da en bilinen kalemşorları da hep bu kontrgerilla faaliyetlerini savunageldiler. Ardında polisin ve yargının olduğu her türlü adaletsizlik ve hukuksuzlukta her zaman polisin ve yargının yanında saf tutup infaz gerçekleştiren cellatların rolünü üstlendiler. Bu hukuksuzlukların yanında duruyorsanız siz de kontrgerilla ya da ajansınız o halde. Öte yandan artık cemaatin de yekpare bir yapı olduğunu düşünmüyorum. Şu anda rekabet ettiği bir güç odağı olan AKP ile savaştalar ve bir arada duruyor görünüyorlar o kadar. Ama özellikle, artık daha yaşlı ve giderek sağlık sorunları artan Fethullah Gülen sonrasında Cemaatnin ne olacağı kavgası olarak da okuyabiliriz yaşananları. Çünkü neo-liberalizmi tüm hücrelerine kadar özümsemiş, parasal değerini kimsenin bilmediği ama devasa diye anılan bir finansal güce sahip bir holding oldu Cemaat. Ve bu paraya kimin sahip olacağı da nasıl bölüşüleceği de koca bir soru işareti.

Madem bu kadar büyük ve birçok cephesi olan bir savaş var, Cemaat neden dershaneler üzerinden hükümetle çatışmaya girdi?
Bu meselenin tartışılıyor olmasının tek iyi yanı ülkenin eğitimdeki kalitesizliğinin, rezilliğinin, sistemin pespayeliğinin ortaya çıkmış olması. Dershaneler bir neden değil sonuç. Ve öğrenciler dolayısıyla aileler eğitim sisteminin kanserli uru diyebileceğimiz dershanelere mahkûm. Cemaat de bunu bildiği için sınava bağımlı bir eğitim öğrenim sisteminin içinde dershaneler gibi herkesin hassasiyet gösterebileceği bir konuda kendini kolaylıkla mazlum gösterebileceği alanı tartışmaya açtı. Ancak konunun çatışan taraflarından ikisinin argümanları da yalan. Mesele ne eğitimde yaratılan fırsat eşitliği ne de dershanelerin bir kene gibi halkın kanını emmesi. Sorun 3-5 dershane meselesi değil. Siyasi. Devlet erkinin paylaşılması meselesi. Öte yandan dershaneler Cemaat için ciddi bir finans ve insan kaynağı. Yıllık 4 milyar liranın üzerinde bir ciroyu barındıran sektörün yüzde 25’inin Cemaat’in elinde olduğu yazıldı. Ki bu paraya sınava hazırlık kitapları ve dershaneler içinde oluşturulan daha pahalı özel sınıflar üzerinden dönen parayı da eklediğinizde devasa bir bütçe çıkıyor karşımıza. 1 milyondan fazla öğrencinin de bu sistemin içinde olduğunu düşününce işin insan kaynağı da ortaya dökülmüş oluyor. Bana kalırsa AKP hükümeti dershanelerdeki Cemaat ağırlığını ki bunun içine okullar, yurtlar ve Işık Evleri denilen öğrenci evlerini de kattığımızda ortaya çıkan tabloyu bir milli güvenlik meselesi olarak ele aldı. O milli güvenlik meselesinin içinde AKP ve Erdoğan’ın siyasi geleceği de önemli bir yer tuttuğu için dershaneleri kapatmakta bu kadar kararlı görünüyor. İlginçtir, bu konuda Erdoğan hükümetine danışmanlık yapan isim de eski bir Cemaatçi.

Kim o?
Cemaatçi oldukları dile getirilen isimlere ait internet sitelerinde bu isim telaffuz edildi ama biz rumuzla verelim: K.Ö. Emniyetin eski imamı olarak bilinen ve hatta Fethullah Gülen hakkında açılan davaların birinde de sanık olarak yer alan bu kişinin adını ilk yazan kişi de Önder Aytaç oldu. Nurettin Veren’den sonra ikinci itirafçı olarak anılıyor. Aytaç ve cemaatin diğer tetikçi kalemlerinin iddiasına göre Hakan Fidan koordinasyonunda yürütülen savaşta danışmanlık hizmeti verdiği söyleniyor. Dershanelerin kapatılmasını öneren K.֒nün okullar üzerinden ortaya çıkan Cemaat tehlikesinin ne olduğuna dair kapsamlı bir rapor yazdığı da iddialar arasında. Merak ediyorum acaba o raporlarda neler yazıldı, neler söylendi ki dershaneler ya da Cemaat bir milli güvenlik meselesi haline geldi? Bana kalırsa ve ortaya çıktığı üzere Cemaat eğitim yoluyla devlet bürokrasisini ele geçirerek devleti dönüştürmek peşinde. Yani konu üç beş dershane meselesi değil yüzeydeki ve derindeki devlet aygıtına kimin sahip olacağı meselesi.

Adeta nükleer savaş çıkar

AKP-Cemaat savaşından kim galip çıkar?
Bu savaş gerçekten karşısındakini yok etmeye dönük olursa kazananı olmayacak bir savaş. Deyim yerindeyse “nükleer savaş” olur. Çünkü iki tarafın da elinde kanımca birbirini yok edecek etkide belge ve bilgi var. Öte yandan iki güç odağı da Ergenekon süreci dediğimiz darbe döneminin suç ortakları. Bu süreç soruşturma konusu olursa bu dönemin aktörlerinin cezaevindekilerle yer değiştirmesi kuvvetle muhtemel. Birbirlerinin gücünü olabildiğince tırpanlamaya çalışıp belli bir noktada mutabakat sağlayacaklardır. Cemaat açısından istenilen plan Erdoğan’sız bir AKP hükümeti. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı imzasıyla açıklanan 13 Ağustos bildirisine baktığımızda açık bir savaş ilanı görüyoruz. Cemaat gibi bugüne kadar hiçbir güç odağını karşısına almamış pragmatik bir oluşum, yakın dönem Türkiye siyasetinin en güçlü hareketine ve liderine savaş ilan edebilecek cesaretini gösterdi. ABD ve AB ülkeleri nezdinde de Erdoğan’ın yalnız kalmasıyla sonuçlanan Gezi direnişleri sonrasına denk gelmesi açısından zamanlaması doğru seçilmiş elbette. Ama burada önemli soru Cemaat’in kime ve neye güvenerek savaş ilan edebildiği. Bu savaş mevcut yetkileri üzerinden Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına ikna edilip, yerine de “ılımlı bir zalimin” oturtulması şeklinde bir anlaşmayla da sonuçlanabilir. Ancak Erdoğan gibi hikmetinden sual edilmesini istemeyen ve içindeki diktatör özlemi bunca açığa çıkmış bir lider savaşa devam etmeyi de göze alabilir. Benim dileğim ikinci seçeneği tercih etmesi. Ama bu savaşta taraf tutmamanın en erdemli tutum olduğunu düşünüyorum. Çünkü taraflar ne demokrasi ne de barış niyetiyle cephedeler. İkisi de mutlak iktidarın peşinde.

‘Yetmez ama evet’ pespayeliğinin müsebbibleri özeleştiri bile vermedi

12 Eylül referandumu, 2007’den başlayarak devam eden zulüm düzeninin nirengi noktasıdır. Referanduma karşı çıkanlara, “faşist, militarist, darbe yanlısı, demokrasi karşıtı” gibi iftiralar atmaya kadar vardıran “Yetmez ama evet” pespayeliğinin müsebbibleri özeleştiri vermek bir yana hata yaptıklarını bile düşünmüyorlar. Ya da bu hatayı dile getirmekten kaçınıyorlar. 12 Eylül cuntasının yargılanacağına dair o ufacık umudu, oradan bir tırnak bile olsa koparma isteğini anlayabiliyorum ama sürecin bu hale geleceği de çok belliydi. Siyaset hata yapma riskinin en yüksek olduğu alanlardan biri ama önemli olan hatayla yüzleşip yüzleşememek. Hâlâ o dönemki yanlış tercihlerini savunuyor olmak, bu kişileri zulüm düzeninin suç ortağı yapıyor.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 4 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 4 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özgür Demokratik Alevi Hareketi Hacklendi Cihan Tanışma/Kaynaşma Bölümü 2 29.09.12 21:08
Alevilerin Demokratik Anayasa Konferansı Hakkında Alevi Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 0 17.12.11 22:44
Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu? Alevi Alevi Araştırmaları 0 19.09.10 23:38






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2