Sponsor Reklamlar


DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.

 Genel konular Katagorisinde ve  Siyaset,Politika ve Ekonomi Forumunda Bulunan  DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç28Beğeni

 
Seçenekler
Alt 14.07.16   #1401
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


5
yılın hesabını
kim verecek?

POLİTİKA14 Temmuz 2016 04:59

Bugüne kadar Suriye’de savaşın derinleşmesini destekleyen AKP, dış politikada sıkışınca beş yıllık düşmanlığın ardından ‘normalleşme’ dedi.


Çağrı SARI
İstanbul

İsrail ile anlaşan ve Rusya’dan özür dileyen AKP Hükümeti, yeni hedefleri arasına Suriye ile normalleşmeyi de aldı. Başbakan Binali Yıldırım, “Rusya ve İsrail’le ilişkilerimizi normale döndürdük. İnşallah Suriye ile de ilişkilerimizi normale döndüreceğiz” dedi. Yrd. Doç. Dr Behlül Özkan ise, bu ‘u dönüş’ünün Mısır ve İsrail ile normalleşildiği gibi kolay olmayacağını belirterek, AKP’nin Suriye iç savaşında hayatını kaybeden 300 bin insanda payı olduğuna işaret etti. 5 sene boyunca Suriye’de Nusra gibi muhaliflerin Türkiye hükümeti tarafından silahlandırıldığına dikkat çeken Özkan, Türkiye’nin Esad ile anlaşması halinde muhaliflerin evlerine dönmeyeceğine, Türkiye içerisinde eylem yapabileceğine işaret etti. Özkan, Suriye ile normalleşme konusunda hükümetin “Nedir canım bu elimin kiri yıkar geçerim” diyemeyeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2012 yılında “Emevi Camisi’nde namazımızı kılacağız. Kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz” ifadesinin üzerinden yaklaşık 5 yıl geçmesi ile Türkiye Suriye politikasından dönüş yapıyor. AKP İl Başkanları toplantısından önce konuşan Başbakan Binali Yıldırım Suriye ile ilişkilerin normalleşeceğini söyledi. Yıldırım, “Rusya ve İsrail’le ilişkilerimizi normale döndürdük. İnşallah Suriye ile de ilişkilerimizi normale döndüreceğiz. Bölgedeki bütün hakim ülkeleri, koalisyon güçlerinin, stratejik ortakların yaşanan durumu bir kez daha değerlendirmesi ve rekabeti bir kenara bırakarak insanlığın yok olmasına göz yummamalarını bekliyoruz” diye konuştu.Yıldırım, “DAEŞ, Irak işgalinden sonra çıktı. Bugün günah çıkaranlar, bunun bedelini bölge insanlarına ödetiyorlar. Suriye ile, Irak ile, bütün komşularımızla iyi ilişkiler geliştirmek bizim vazgeçilmez hedefimizdir. Zor günlerimiz oldu atlattık, güzel günlerimiz oldu her şeyimizi paylaştık. Gelecek birlik, beraberlik, iyi komşulukla mümkündür. Gelecek ayrılıkta değil, birliktedir” ifadelerini kullandı.

‘ELİMİ YIKARIM GEÇER’ DENİLEMEZ
Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Behlül Özkan 5 sene boyunca Suriye’de Nusra gibi muhaliflerin Türkiye hükümeti tarafından silahlandırıldığına dikkat çekerek, Türkiye Hükümetinin Esad ile anlaşması halinde muhaliflerin Türkiye içerisinde eylem yapabileceğine işaret etti. Özkan, Suriye ile normalleşmek gerektiğini belirterek, Türkiye’nin iç savaşta ölen 300 bin insanın bedelinin uluslararası platformlarda ödemesi gerektiğini söyledi.

Behlül Özkan Suriye konusunda şu açıklamaları yaptı: Binali Yıldırım ulaştırma bakanlığından geldiği için ve duble yolların mucitlerinden biri olduğu için, Türkiye’de dış politikayı da otoyol yapmak gibi görüyor. Yani ‘Bir dönüş yaparız, hallolur’ gibi bakıyor. 2011 yılından bu yana Suriye’deki iç savaşta 300 bin insan öldü, insanlar evinden oldu ve Türkiye’nin Suriye’de iç savaşın çıkmasında, muhaliflerin silahlandırılmasında önemli bir rolü var. Bunun hesabı verilecek. Sadece Türkiye’yi kapsayan bir hesap değil. Uluslararası bir hesap verilecek, faturası daha konulacak Türkiye’nin önüne. Yani bu iş İsrail ile Mısır ile normalleşmeye benzemeyecek.

Türkiye’nin orada silahlandırdığı radikal dinci gruplar var. Bunların içinde de radikal Suriye kolu Nusra Cephesi geliyor. Suriye Arabistan ile birlikte fetih ordusu kurdu. Suriye ordusu şu anda Rusya ile birlikte Halep’te muhaliflerin elinde olan kent merkezinin bir kısmını da kıskaç altına almış durumda. Yani, Halep’in muhaliflerin elinden alınması operasyonunu başlatmış durumda. Türkiye’nin bu açıklaması Suriye’deki Esad yönetimi ile ilişkilerin normalleşmesi devam ederse, Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan muhaliflere Türkiye’nin desteğini çekmesi anlamına gelir. Şimdi muhaliflerin elinde olan en büyük toprak parçası İdlip Hatay’a sınır. Dolayısıyla bütün bir silah sevkiyatı buradan yapılıyor. Silah sevkiyatını keserse Türkiye çok uzun olmayan bir süre zarfında yani; birkaç yıl içinde Suriye ordusu bu İdlip bölgesini tamamen muhaliflerden temizleyebilir ve ciddi anlamda iç savaşı bitirecek noktaya gelir ve eğer yaparsa Türkiye’nin bu ‘u dönüşü’, Suriye’deki bütün bu savaş tablosunu tersine çevirecektir. Dolayısıyla muhaliflerin elinde tuttuğu en büyük toprak parçası Türkiye’nin sınırında ve mühimmat buradan gidiyor. Zaten Rusya ile ilişkilerin normalleşmeye başlamasından bunun sinyallerini almıştık biz.

BEDEL ÇOK AĞIR OLACAK
Bu silahlı örgütler ki içerisinde Nusra da var. Türkiye desteğini kestiği zaman ‘Aa iyi oldu güzel biz de evimize dönelim madem böyle’ demeyeceklerdir. Tıpkı IŞİD’in yaptığı gibi Türkiye içinde de silahlı eylemlere girişebilirler ve bu Türkiye’yi ciddi anlamda vurabilir. Bu tamamen Ortadoğu gerçekliğinden uzak Davutoğlu’nun hayallerine bina edilmiş dış politikadan geri adım atılıyor. Ve bunun bir bedeli olacak. Bunu hepimiz ödeyeceğiz. O bedel de çok ağır olacak. Yıldırım’ın normalleşeceğiz demesiyle olacak bir şey değil. Tabii. Esad rejimi muhalifleri temizlemek için Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek ister ama Türkiye’nin bu muhaliflere verdiği desteği uluslararası alanda ciddi anlamda bedelini ödetmek için girişimlerde bulunacaktır.

300 BİN KİŞİNİN SORUMLULUĞUNU KİM ALACAK?
Normalleşmesin demiyoruz elbette normalleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu doğru bir adım yapılan ama 30 tane yanlış adım atıldıktan sonra bir tane doğru adım atılması Hükümetin ve bu iktidarın 4 senedir uyguladığı politikayı düzlüğe çıkartmaz. Nedir canım bu elimin kiri yıkar geçerim diyemez. Ölen 300 bin kişinin sorumluluğunu kim alacak? Muhalifleri silahlandırmanın bedelini kim ödeyecek, bu kadar mültecinin bedelini kim ödeyecek. Bunların hepsinde Türkiye’deki iktidarın bir sorumluluğu var. Bu bedeli Türkiye iç politikasında ödemekten kaçsa bile mutlaka görünür bir gelecekte uluslararası bir alanda hesabı konulacaktır Türkiye’nin önüne. Bu hep böyle olmuştur bakın Yugoslavya’da iç savaş sırasında bu iç savaşın çıkmasında sorumluluğu olan aktörler yargılandı. Bunun benzeri Türkiye’deki iktidarın başına da gelebilir ileride.




www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.07.16   #1402
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Gündem
"Suriyelilere karşı tavrı görünce
bu ülkede 6-7 Eylül olaylarının
yaşanmış olmasına şaşırmıyorum!"


Basın Konseyi Genel Sekreteri Zeynel Lüle'nin mesajı

- A +
14 Temmuz 2016 18:43
İLGİLİ HABERLER
6-7 Eylül: Tarihin utanç sayfası 60. yılınd


Basın Konseyi Genel Sekreteri Zeynel Lüle, Türkiye'ye sığınan Suriyelilerle ilgili vatandaşlık tartışmaları sırasında sergilenen nefret söylemini eleştirdi.

"Hükümetin Suriye politikasını, kararlarını ve bazı uygulamalarını eleştirmek başka, bir millete karşı nefret dolu söylem" başka diyen Lüle, "Suriyelilere bazı medya organlarında yazılan makaleler ya da haberler ile sosyal medyadaki paylaşımları görünce, bu ülkede 6-7 Eylül olayları ve benzerlerinin yaşanmış olmasına hiç şaşırmıyorum" görüşünü dile getirdi.

Lüle'nin, Facebook hesabında paylaştığı mesaj şöyle:



Suriyeliler ve Türklerin ruh hali



Suriyelilere bazı medya organlarında yazılan makaleler ya da haberler ile sosyal medyadaki paylaşımları görünce, bu ülkede benim yaşamadığım dönemlerde gerçekleşen 6-7 Eylül olayları ve benzerlerinin yaşanmış olmasına hiç şaşırmıyorum.

Avuç açıp dilenen, çöpleri karıştırıp karınlarını doyurmaya çalışan, hatta mukavva kağıtların üzerinde uyumaya çalışan 'biçare' çocuklar ve ebeveynleri, bu ülkede mağdur durumdalar.

Bu duruma rağmen, "Bir eli balda diğeri yağda" diye tarif eden, içtikleri sütün seks gücünü artırdığını söyleyen, hatta onları 'kısırlaştırmaya' kadar parlak öneriler sunanlar var bu ülkede...

Katı, ötekilere tahammülsüz, kendinden başkasını sevmeyen ve dışlayan" bu ruh halini nasıl tarif etmek gerekir. Bu ırkçı ve nefret söyleminin aslında bir 'SUÇ' olduğunu nasıl izah etmek gerekir?..

Zeynel Lüle
Zeynel LüleHükümetin Suriye politikasını, kararlarını ve bazı uygulamalarını eleştirmek başka, bir ırka, bir ulusa bir millete karşı tahammülsüz, nefret dolu bu söylemin geldiği bu nokta başka..

Bu ruh hali, bu ülkede yaşayan beni ve eminim milyonlarca birçok insanı ürkütüyor, korkutuyor...

Aynı sözler, Avrupa'da yaşayan Türklere söylenseydi ne yapardık?

Sadece geriye yaslanıp bunu düşünün...

http://t24.com.tr/haber/suriyelilere...miyorum,349938
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.07.16   #1403
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Hasan Cemal

[email protected]

Özgürlük!

TARİH
14 Temmuz 2016 00:00

Özgürlük…
Başkalarının duymak istemediklerini söylemektir özgürlük.
Başkalarının kızdıkları şeyleri söylemektir özgürlük.
George Orwell’ın sözüdür bu.
Birilerinin damarına basmadan özgürlükten söz edilemez.
Çünkü gerçek bir yüzlü değildir.
Bin yüzlüdür.
Kimse gerçeği kendi tekeline alamaz.
Benim doğrum tek doğrudur diye dayatamaz.
Demokrasiler bunun için vardır.
Çok seslilik, hukukun üstünlüğü, farklılıklara saygı, tahammül ve hoşgörü bunun için vardır.
Bazen bir şey söylersin, bir şey yazarsın, birileri nasırına basılmış gibi ayağa fırlar, lanet okur, cehennem ateşi açar.
Bu kafalar ‘Ortaçağ kafası’dır.
‘Medrese kafası’dır.
Tek tiptir, kışla düzeni gibi kafalardır.
Herkesin kendi doğrularını, kendi inançlarını kabul etmesini isterler.
Eleştiriyi, eleştirel düşünceyi reddederler.
Düşünce zaptiyeliği yaparlar, düşünce polisliği yaparlar.
Kafaları ‘totaliter’dir.
İçi örümcek ağı kaplamış, küflenmiş kafalardır.
İnsanlığın daha iyiye, daha güzel doğru ilerlemesi ancak bu kafalarla mücadeleden geçer.
Tarihte de böyle olmuştur, bugün de öyledir.



Eğer özgürlük diyorsan, meydanı boş bırakmayacaksın demokrasi düşmanlarına...


Ama hiç de kolay değildir bu mücadele.
İnişli çıkışlıdır.
Sancılıdır.
Büyük acılarla, bazen kan ve gözyaşıyla yol alınır bu mücadelede...
Nilüfer Göle’nin yerinde deyişiyle taşları yerinden oynatmak gerekir bu mücadelede...
Ama şunu yazın bir kenara:
Hem toplumda, hem kendi iç dünyanda taşları yerinden oynatmak epeyce güçtür.
Netamelidir.
Tehlikelidir.
Çok kızarlar.
Lanetlenirsin.
Özellikle bu memlekette öyledir.
Devletle karşı karşıya gelirsin.
Önyargılarla karşı karşıya gelirsin.
Tabularla karşı karşıya gelirsin.
Eğer özgürlük diyorsan, meydanı boş bırakmayacaksın demokrasi düşmanlarına...
Önyargıları, tabuları kırmak için sadece özgürlükleri kıskaca almak isteyen düşünce polisleri ile değil, kendi kendinle de mücadele edeceksin.
Kendi içinde taşları ne kadar yerinden oynatabilirsen, kendi iç dünyanda ne kadar özgür olabilirsen, toplumda da taşları o kadar yerinden oynatabilirsin.
Sen özgür olmadan, toplum da özgürleşmez!
Önce kendi önyargılarını, kendi tabularını kıracaksın.
Bu konuda ne kadar radikal olabilirsen, o kadar iyidir.
Özellikle Türkiye gibi yaşanmış ve yaşanan gerçeklerin üstüne ağır bir şal örtülmüş bir memlekette, insanlarını zorla yalanda yaşatan bir devletle haşır neşir olarak ömür tüketilen bir memlekette, radikal olmadan özgürlüğü yakalamak çok uzak ihtimaldir.

Jean Paul Sartre (ortada), Che Guevara ve Simone de Beauvoir
Jean Paul Sartre (ortada), Che Guevara ve Simone de Beauvoir

Türkiye gibi gerçeklerin üstüne şal örtülmüş bir memlekette radikal olmadan özgürlüğü yakalamak çok uzak ihtimaldir



Jean-Paul Sartre’a 1975’te sormuşlar, en büyük başarısızlığınız nedir diye.
Sartre şöyle yanıtlamış:
“Hayatımda birçok hata yaptım, irili ufaklı birçok hata... Fakat tüm hatalarımın özünde bir şey yattığını söyleyebilirim. Her hatamı yeterince radikal olamadığım için yaptım .” (*)

Yeterince radikal olamadığı için hayatta yanlışlar yaptığını söyleyen Sartre, bir ara sürekli ölüm tehditleri altında yaşamış.
Cezayir’in Fransız sömürgeliğinden kurtulup bağımsızlığına kavuşmasını savunurken, Cezayir’deki Fransız askerlerinin emirlere uymaması için çağrılar yaptığı için ölüm tehditleri almış.
1960 yılı ekim ayında 10 bin emekli Fransız askeri Paris sokaklarında Cezayir’in bağımsızlığına karşı protesto yürüyüşü yaparken slogan atmışlar:
“Sartre’ı vurun!”
Sartre evini değiştirmek zorunda kalmış...
Sartre’ın yargılanmasına ve hapse atılmasına dönük kampanyalar şiddetlenince, Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, Sartre’ın tutuklanmasına karşı çıkarak özgürlüğü savunan o ünlü açıklamasını yapmış:
“Voltaire hapsedilemez!”
Kolay değildir Sartre kadar radikal olmak..
Kolay değildir Charles de Gaulle kadar büyük devlet adamı olmak.
Ve hiç kolay değildir Fransa’daki kadar demokrasi ve özgürlük rejimine sahip olmak.
Bu sulardan o kadar uzaklardayız, o kadar uzaklaşıyoruz ki.
Ne yazık!
http://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/ozgurluk,15023
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 15.07.16   #1404
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Mehmet Altan:
SADAT A.Ş., AKP'nin
paralel ordusu mu?



"Türkiye'nin neden ‘ikinci' bir orduya ihtiyacı vardır?"

- A +
15 Temmuz 2016 15:


Özgür Düşünce yazarı Mehmet Altan, 'Lice 34 köylü yakılmak istendi' iddialarıyla gündeme gelen SADAT A.Ş. ile ilgili olarak, "Korkunç bir iddiayla daha geniş bir kamuoyunda gündeme gelen bu garip şirket ise bu söylentilere adeta tuz biber ekmekte. Sanki bir ‘paralel ordu' dizaynı söz konusu. Tabii ürkütücü amaçlar yanında bir de ‘para pul' işleri var. Daha henüz sorulmuyor ama bu şirketin ‘parasal faaliyetleri' de herhalde gündeme gelecek" dedi.

Mehmet Altan'ın, "AKP’nin paralel ordusu mu?" başlığıyla yayımlanan (15 Temmuz 2016) yazısı şöyle:

‘SADAT' isimli şirketi, daha önce birçok CHP milletvekili hükümete yönelik sorularla kurcaladıysa da, geniş yığınlar ilk kez Diyarbakır'ın Lice ilçesinde PKK'ya yönelik düzenlenen operasyon sırasında 34 kişinin özel bir birim tarafından öldürülmek istendiğini belirten DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel'in ağzından duydu…



Konuyu ise mükemmel bir gazetecilik yapan Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker inceleyerek, detaylarıyla ortaya koydu.

TSK ve hükümet ise hala sessiz…

* * *

Bu şirketin amacı ne imiş?

“SADAT AŞ'nin amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yetişemediği İslam ülkelerini de bu şirketlerin tasallutundan kurtarmaktır.”

Hangi şirketlerin?

“Bugün, İslam coğrafyasını dizayn etmek isteyen küresel güçlerden sadece ABD'nin, emekli askerlerden oluşmuş, 70 savunma danışmanlık şirketi üçer beşer adet İslam ülkelerinde ABD menfaatlerine uygun faaliyet göstermektedirler.”

Şirket bu amacını nasıl gerçekleştirecek?

Okuyalım:

“Dünyada bu tür şirketlerin örneği çok. Bu amaçlarla kurulmuş 70'ten fazla şirket var. Türkiye'de ilk olacak.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden çok genç yaşlarda emekli olan subaylar, astsubaylar var, onlardan yararlanacağız.”

* * *

Psikolojik harbi de içeren ‘gayrinizami harp' de dâhil, ‘savaş eğitimi' veren bu şirketin ‘kendi amaçlarını' tanımladığı anlatımı, insanın aklına birçok soru getiriyor.

-İslam ülkelerinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ‘yetişemediği' şey nedir?

-TSK'nın İslam ülkelerinde ‘yetişemediği' bazı şeyler olduğu söyleniyorsa, o zaman bir de ‘yetiştiği' bir şeyler olmuş olmalı. TSK, İslam ülkelerinde nelere ‘yetişiyor' da bu ülkenin hiç haberi olmuyor?

-TSK'nın bir amacı da İslam ülkelerinde faaliyet gösteren ABD şirketlerinin faaliyetlerini engellemek midir?

* * *

‘Ölüm' üzerine, hem de uluslararası suları da kapsayarak ticaret yapmayı amaçlayan ve ülke içerisinde ‘cinayet girişimiyle' suçlanan bu şirketi ‘devlet' adına denetleyen de yok…

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki onca soru önergesine rağmen hükümetten ‘çıt' çıkmıyor.

* * *

Yargıyı kendine benzetmek isteyen bu zorba iktidarın epeydir askeriyede de olmadık düzenlemeler peşinde olduğu, ülkeyi tam bir felakete sürükleyecek çılgınlıkların yapılmak istendiği kulislerde söylenip duruyor.

Önceki gün de vurguladığım gibi 30 Ağustos sürecindeki son garip gelişmeler, askeriye üzerine tertip peşinde koşanların kendi amaçlarını ele veren organize neşriyatı da bu söylentilere güç kazandırır nitelikte…

Korkunç bir iddiayla daha geniş bir kamuoyunda gündeme gelen bu garip şirket ise bu söylentilere adeta tuz biber ekmekte…

Sanki bir ‘paralel ordu' dizaynı söz konusu…

* * *

Tabii ürkütücü amaçlar yanında bir de ‘para pul' işleri var…

Daha henüz sorulmuyor ama bu şirketin ‘parasal faaliyetleri' de herhalde gündeme gelecek…

Biliyorsunuz, siyasal iktidar savunma sanayii proje sayısının 66'dan 269'a, tutarının da 5,5 milyar dolardan 45,5 milyar dolara yükseldiğini yazıp söyleyerek övünüyor ama bu parasal genişlemenin saydam bir dökümü ortada yok… Bu konu sessizce geçiştiriliyor…

Lice'de 34 kişiyi öldürmeye teşebbüs ettiği iddia edilen bir tim ile anılan bu şirketin de üstlendiği projeler var mı acaba?

* * *

Bu SADAT şirketi neyin nesidir?

Türkiye'nin neden ‘ikinci' bir orduya ihtiyacı vardır?

Orduların çoğalması hiçbir ülkeye hayır getirmez.

Ülkeyi talan edip, asla ve kata iktidardan ayrılmamaya yemin etmiş bir çıldırmışlığın yangın çıkarma faaliyetleri son derece korkutucu ve ürkütücü bir biçimde devam ediyor.

Ama bu yapılanlar, iktidarın sonunun gelmesini de kaçınılmaz bir biçimde hızlandırmakta…


T24
*************************************
SADDAMIN,
SARAY MUHAFIZLARI GİBİ!!!!!!!
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (15.07.16 Saat 18:19 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 15.07.16   #1405
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Eğitim Sen'e
yönelik saldırılar
Adana'da protesto edildi

İŞÇİ-SENDİKA15 Temmuz 2016 14:54

Eğitim Sen’e ve üyelerine yönelik saldırılar Adana’da protesto edildi. Baskıcı ve saldırgan tutumun hukuki ve örgütsel takipçisi olunacağı belirtildi.


Siyasi iktidar tarafından Eğitim Sen ve KESK üyelerine yönelik yapılan sürgün, baskı ve soruşturmaları protesto ve Ankara’da soruşturmalara ve baskılara karşı yapılacak eyleme destek amaçlı İnönü Parkı’nda bir araya gelen eğitim emekçileri basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş da katıldı.

Adana emek ve demokrasi güçlerinin katılımı ile gerçekleşen eylemde Eğitim Sen Adana Şube Kadın Sekreteri Şükran Yeşil basın açıklamasını okudu. Siyasi iktidarın önünde engel olarak gördüğü tüm kişi ve kurumları etkisiz hale getirerek bertaraf etmek için elindeki bütün olanakları sonuna kadar kullandığını, Eğitim Sen’i ve üyelerini yoğun baskı, sürgün ve soruşturmalar ile sindirmeye ve hizaya getirmeye çalıştığını ifade eden Yeşil, bu cadı avının derhal durdurulmasını istedi. Siyasi iktidarın özellikle 29 Aralık grevinden bu yana Eğitim Sen’e ve üyelerine yönelik saldırılarının arttığına dikkat çeken Yeşil, keyfi ve hukuk dışı uygulamalar ile en temel sendikal faaliyetlerin bile ‘yasa dışı’ gösterilmeye çalışıldığını ifade etti. Sosyal medya paylaşımları üzerinden bile soruşturmaların açıldığına dikkat çeken Yeşil, siyasi iktidarın kadroları olarak atanan idari makamları tarafından açılan disiplin soruşturmaları, verilen sürgün ve açığa alma kararlarının anti demokratik uygulamalar olduğunun altını çizdi. Yeşil, Eğitim Sen’e yönelik baskıcı ve saldırgan tutumun hukuki ve örgütsel takipçisi olacaklarını dile getirdi.

Açıkalma sonrasında oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eylemi sırasında konuşan HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Türkiye’de saray ve iktidarın bütün muhalefet odaklarını susturmak için baskılar, gözaltılar, davalarla muhalefeti sindirmeyi hedef aldığını dile getirdi. Beştaş “Türkiye’de tek suç var o da konuşmak. Hükümeti eleştirmek, Cumhurbaşkanını eleştirmek” dedi. Baskının tüm demokratik güçlere yönelik olduğunu dile getiren Beştaş, saldırılar karşısında demokrasi güçlerinin ortak sesini tüm platformlarda haykırmak gerektiğini söyledi. (Adana/EVRENSEL)

www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.07.16   #1406
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Darbe ve linç

17 Temmuz 2016 05:00


Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU
@DirenenSerdar

Linç, bir kişi veya grubun daha kalabalık bir grup tarafından ölüm ile cezalandırılmasıdır. Linç, hukukun yok sayılmasıdır ve genelde öldürmeyi hedefler. Ama ölüm ile sonuçlanmayan girişimler de linç eylemidir.
Linç, ABD’de yasaların pek işlemediği bir dönemde çok ciddi suçları cezalandırmak için kullanılmış ve hukukun güçlenmesi ile yasaklanmış. Daha sonra, özellikle güney eyaletlerinde siyahlara karşı kullanılan hukuk dışı bir baskı aracı haline getirilmiş. Linç mağdurlarının çoğunluğu toplumun ezilenlerinden. Linç ile terör estirilmesine göz yumulduğu dönemlerin varlığı bilindiği ve bu konuda yeterince baskı yapıldığı için ABD Senatosu 2005 Haziran ayında linç kurbanlarından resmen özür dilemiş.
On yıl önce, 2006’da, Türkiye’de daha önce hiç görülmemiş sayıda linç girişimi ortaya çıkmıştı. Geçmişte kendiliğinden başlar görünen linç girişimlerinin hemen hepsi ciddi birer tezgah ürünü olduğu için perdenin arkasında kimin olduğunu sormak gerektiği ortadaydı.
Örneğin, 6-7 Eylül bir tezgah ürünüydü ve yıllar boyu kendiliğinden ortaya çıkan toplumsal bir tepki olarak gösterilmişti. Yaklaşık yirmi yıl sonra anlaşıldı ki, cuma namazı çıkışı yapılan provokasyonlar veya bombalı paketler ile düzenlenen suikastlar linç ve kıyım başlatmak için çok etkili oluyordu. Yani, linç ve kıyım siyasi iktidarın çok işine yarıyordu.
Bugün belleklerde hâlâ taze olan Madımak Katliamı da büyük çaplı bir linçti ve “Katliamın yapanın yanında kalacağı” kanısını güçlendirdi. Daha sonra, devlet yetkilileri linç girişimlerini haklı gösterme, destekleme hatta teşvik etme eğilimlerini gizlememeye başladılar. Linç girişimleri bir politik araca dönüştürüldü. Polis linç girişimlerini açıktan destekler oldu. “Hassas vatandaş” terimi ile haklı gösterilen bir çeşit milis gücü yaratıldı. Bu gücün en korkutucu ve medyatik eylemi linç girişimleriydi.
Linç geçen yıl yeniden devreye sokuldu. Erzurum’da bir seçim aracının ateşe verilmesi, hem de içinde sürücüsü varken yakılması mazur gösterildi. Erzurum’da HDP miting yaparsa, “hassas vatandaşlar” başka ne yapabilirdi ki?
Kırşehir’de Gül Kitabevi’nin yakılması da mazur görüldü. “Teröre Lanet, Bayrağa Saygı Yürüyüşü” yapılırken bazı “hassas vatandaşlar” aşırı tepki vermişlerdi. Aynı gün “hassas vatandaşlar” birçok yerde gövde gösterisi yaptılar. Akşam saatlerinde HDP Genel Merkezi yakıldı. Gayet olağan karşılandı. Her nasılsa bazı “hassas vatandaşlar” yakalandı. Sanıklara, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet suçundan 6 ay ceza verildi. Ama “iyi hal ve davranışları” nedeniyle ceza 5 aya indirildi. Bir sanığa çeşitli suçlardan toplam 7 yıl 14 gün hapis cezası verildi ama bu ceza da ertelendi.
Özetle, linç cezasız bırakılarak teşvik ediliyor ve artık bir siyaset aracı olarak kullanılıyor. Bu araç, yürürlükte olan ölüm siyasetine çok iyi uyuyor. Darbe girişimi ardından görülen linç eylemleri ancak bu şekilde anlaşılabilir. Darbe gerekçe gösterilerek “hassas vatandaşlar” sokağa çağrıldı ve linç eylemlerinin gerçekleşmesi sağlandı.
Türkiye’nin yeni kahramanları bu “hassas vatandaşları” kahraman ilan ettiler. Başbakan dün basın toplantısında linç eylemlerini neden “haklı şiddet” ve “toplum psikolojisi” olarak niteledi, açık değil mi?


www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 18.07.16   #1407
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Demokrasi için
mücadele çağrısı

POLİTİKA18 Temmuz 2016 04:59

Siyasi Parti yöneticileri ve akademisyenler emek ve demokrasi güçlerinin birlik için acilen harakete geçilmesi gerektiğini vurguladılar.


Çağrı SARI
İstanbul

Darbe girişimi bastırıldı, hükümetin ilan ettiği ‘demokrasi bayramı’ tutuklama furyasına ve ‘idam tartışmaları’na dönüştü. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ 6 bine yakın kişinin gözaltına alındığını duyurdu. idam tartışmaları alevlendi. Hükümet kanadı talebin ‘demokrasi’ gereği değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Emek ve demokrasi güçleri temsilcileri gazetemize yaptığı değerlendirmelerde AKP’nin başarısız darbe girişimini gerici taleplerle, rejimin yeniden inşaasına çevirmeye çalıştığına işaret etti. Sokakta boğaz kesenler, linç ve idam tartışmaları ile de bir mesaj verildiğini söylediler. Emek ve demokrasi güçleri birlik tartışmalarını hızlandırmak gerektiğini ve acilen harakete geçilmesi gerektiğini vurguladılar. Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan: ‘Ortak mücadeleye varım’ diyen herkesi kapsayacak geniş bir birlik olması gerektiğini ifade etti. ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş da, yerel düzeylerde ortak mücadele zeminlerini mahallelerde, okullarda işyerlerinde geliştirmek gerektiğini söyledi. Akademisyen Özgür Müftüoğlu ise “Çözüm, tüm bu kesimlerin toplum içerisinde yaratılan ayrımcılığın tuzağına düşmeden, tüm bunların müsebbibinin sermaye sınıfı olduğunu da unutmadan sınıf perspektifine sahip bir demokratikleşme mücadelesidir. Böyle bir mücadelenin başarısı için ise işçi sınıfının rolü önemlidir” dedi.

HERKESİ KAPSAYACAK GENİŞ BİR BİRLİK SAĞLANMALI
EmekPartisi Genel Başkanı Selma Gürkan, demokrasinin dayanağının, demokrasi kaygıları ile darbelere alkış tutmayan, darbe girişimlerine meşru zemin sağlamayan halk ve emekçi sınıflar olacağına vurgu yaptı.

Bir tarafta darbe girişiminde bulunanlar ‘demokrasi’nin işlemeyişinden bahsetti diğer tarafta ‘demokrasiye sahip çıkmak’ adına insanlar sokaklara çağrıldı ancak linç girişimlerini izledik ekranlarda. Tüm bu gelişmelerin topluma yansıması nasıl olacak?
Dikkat çekmek isterim ki, darbe girişiminde iktidar tarafından halk, ‘demokrasi’ için değil ‘milli iradeye sahip çıkmak için’ sokağa çağrılmıştır. Buna rağmen sokağa çıkanların bir kısmı AKP militanları ve siyasi yandaşları olmakla birlikte darbe girişimlerine karşı tutum almak gerektiğini düşünen önemli bir kesim de sokağa çıkmıştır. Teslim olmuş askerleri linç eden, boğazını kesen, savunmasız durumda olanlanlara toplu dayak atan güruhun yarattığı sisin içinde bu gerçeği görmemiz gerekir. Demokrasinin dayanağı, demokrasi kaygıları ile darbelere alkış tutmayan, darbe girişimlerine meşru zemin sağlamayan halk ve emekçi sınıflar olacaktır.

Darbe girişimin ardından sokağa çıkanların ‘idam isteriz’ talebine hükümet kanadı ‘değerlendiririz’ şeklinde açıklama yaptı. Bu tarışma ile verilen mesaj nedir?
Başbakan’ın “idam isteriz” diyen güruha “bu talep karşılanır” cevabı ve “kimseden izin almayız” eklemesi AKP hükümetinin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra iktidar etme biçimine dair verilmiş mesajdır. Mesaj salt bununla da sınırlı değildir, başbakanın boğaz kesenleri ve linçcileri meşrulaştıracak demeçlerle bu mesajını güçlendirmiştir. Kutuplaşma siyaseti, selefi, cihatçı örgütlerle ideolojik yakınlık ve destek ilişkileri aynı zamanda linç, idam, güruh hukuku (linç, kafa kesme, taşlama vb yakaladığın yerde cezasını ver yaklaşımı) ilkellik düzeyindeki toplumsal hareketlere geçit sağlama. AKP’nin gerici, savaşçı, sömürücü politikalarıyla yeniden inşaa edilmeye çalışılan yeni rejimin siyasal ve ideolojik ipuçlarıdır bu mesajlar aynı zamanda.

Gerçek bir demokrasi isteyen ‘darbeye de diktatörlüğe de hayır’ diyen güçler ne yapmalı? Birlik tartışmaları yapılıyor...
AKP iktidarı bu başarısız darbe girişimini kendi gerici siyasal politikaları ile birlikte rejimin yeniden inşaası için fırsat olarak değerlendirecektir. Başkanlık rejimi, baskı politikalarının hayat bulması, yeni köleleik yasalarının muhalefetsiz meclisten geçirilmesi, mevcut özgürlüklerin daha da kısıtlanması gibi düzenlemeleri ve politikaları hızla hayata geçirmeye çalışacaktır. Bu politikaların sessiz sedasız uygulanması söz konusu olamaz elbette. Emekçi sınıflarda ve demokrasi ve özgürlük taleplerinden geri durmayan halk kesimlerinde mücadele eğilimleri artacaktır kuşkusuz. Esasında bugün herkesin kendi mecrasında sürdürdüğü bu mücadeleleri birleştirmek, olası mücadele eğilimlerini de bugünden ortaklaştırmak bir gereklilik ve zorunluluktur. Partimiz son günlerde “Demokrasi için birlik” temelli çalışmaları önemsemekte. Bu çalışmaların ilerletilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Siyasi partiler olarak bizler, emek ve meslek örgütleri, inanç örgütleri, akademi ve barış alanında olduğu gibi çeşitli inisiyatifler, kadın, çevre ve gençlik hareketleri, aydın, sanatçı, yazar, gazeteci gibi çeşitli alanlardan kişiler bu oluşumun öncü gücü olması gerekir. AKP’nin gerici ve baskıcı politikalarına karşı; Basın ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, laiklik ve inanç özgürlüğü, emekçi sınıfların grev, örgütlenme gibi en temel haklarının güvenceye alınması, yaşam alanlarımızın korunması, yüzde 10 seçim barajı başta olmak üzere seçim ve siyasi partiler yasalarının demokratik temelde yeniden düzenlenmesi gibi temel talepler etrafında ortak mücadele birliklerinin oluşturulması için hızla adımlar atılmalıdır. Ortaya konacak bu temel talepler etrafında ortak mücadeleye varım diyen herkesi ve her kesimi kapsayacak geniş bir birlik olmalı aynı zamanda.

ORTAK DURUŞU, BÜYÜTMEMİZ LAZIM

ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş: İdam tartışmaları bizim açımızdan kabul edilemez. İdam insanlık suçudur. Her demokratik talep konuşulabilir, tartışılabilir ama idam talebi demokratik bir talep değildir. Ülkeyi daha karanlık daha kötü süreçlere doğru götürür. ‘İdam cezalarına hayır’ politikamızda kararlıyız. Bu askeri darbe girişimindan hareketle, Türkiye’nin daha gerici bir siyasal zemine oturmasına karşıyız. Yani, darbe girişimi gerekçe yapılarak psikolojik iklimden hareketle Türkiye’yi daha da geri süreçlere taşıyacak hamlelere karşıyız. Bu demokratik bir talep değildir. İnsan haklarına karşı bir taleptir.

Bu darbe girişimi AKP’ye can simidi olmuştur. İçeride ve dışarıdaki sıkışmışlığını bu darbe girişiminin yarattığı politik iklimi AKP tasfiye operasyonlarıyla değerlendirecek. Bu tasfiyeyi sadece devlet içerisinde düşman ilan ettiği cemaate veya yakın güçlerine yapmayacak, kendisine karşı olan bütün kesimleri, bürokraside, yargıda medyada devlet içerisinde bütün kurumlarda tasfiye edecek

Darbe girişimin püskürtülmesi elbette olumludur. Darbe girişiminin yarattığı atmosferden yararlanarak gerici ve ırkçı bir süreç yaşandığını gözlemliyoruz. Bu süreç emek ve demokrasi güçleri açısından iyi olmayacak. O nedenle yerel düzeylerde ortak mücadele zeminleri, ortak savunma zemninlerini mahallelerde, okullarda işyerlerinde geliştirmemiz lazım. Bunun yanısıra birleşik mücadele zeminlerini de güçlendirmemiz lazım. Bu konudaki tartışmaları hızlandırmamız lazım. Noktalamamız lazım. Ortak duruşu, mücadeleyi pratiği büyütmemiz lazım.

KABOĞLU: DEMOKRASİ ADINA, OTORİTER REJİM UYARISI

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu darbe girişimi bahanesiyle, Anayasa dışı ve yargı bağımsızlığını tümden ortadan kaldırıcı düzenlemelerin sürdürülmesi, Türkiye’yi hukuk devletinden daha da uzaklaştırabilir.

Hükümet kanadından gelen idam taleplerine ‘değerlendiririz’ şeklindeki açıklamalar için Anayasa Hukukçusu olarak ne söyleyeceksiniz?
Hukuk açısından ; idam cezası, 2001 ve 2004 Anayasa değişklikleriyle tümden kaldırıldı. Bu süreçte,İnsan Hakları Avrupa Hukuku (Sözleşme ve Mahkeme kararları) ve AB adaylığı belirleyici oldu. İdam cezasının geri getirilmesi için Anayasa değişikliği gerekir. Bu yetmez, Türkiye, İnsan Hakları Avrupa Hukuku ve İnsan Hakları Uluslararası hukuku çerçevesindeki yükümlülüklerinden vazgeçmesi gerekiyor. İdam cezası geri getirilse bile, geçmişe yönelik olarak uygulanamaz. Demokrasi açısından; demokrasinin ilerletilmesi, darbe girişimcilerini idam etmekle değil, demokrasinin temel ilkelerine saygı ile mümkündür: Kamu görevlerinde liyakat ve tarafsızlık, hak ve özgürlüklere saygı..

2 bin 745 hakim ve savcı açığa alındı iki günde... AKP’nin bu süreci yargıyı, medyayı, brokrasiyi yeniden dizayn etmeye vesile edeceği söyleniyor. Bu süreç AKP açısından nasıl ilerleyecek?
Türkiye’nin darbe eşiğine gelmesinde, Anayasa hükümlerinin askıya alınmasının payı gözardı edilemez. Bu nedenle, darbe girişimi bahanesiyle, Anayasa dışı ve yargı bağımsızlığını tümden ortadan kaldırıcı düzenlemelerin sürdürülmesi, Türkiye’yi hukuk devletinden daha da uzaklaştırabilir. Bu da, “demokrasi” adına, otoriter, hatta totalier bir yönetime götürür ülkeyi…

Emek ve demokrasi güçlerini bu süreç nasıl etkileyecek? Bu güçler en acil nasıl bir adım atmalı?
Emek ve demokrasi güçlerini daha zor bir dönem bekliyor… Bu nedenle, emek ve demokrasi güçleri, hukuk devleti ve haklar toplumu ekseninde daha geniş ve güçlü ittifaklar oluşturmak için çok yoğun bir çaba göstermek durumunda.

ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU: ÇÖZÜM DEMOKRATİKLEŞME MÜCADELESİ

Akademisyen Özgür Müftüoğlu: Türkiye’de darbeler, kapitalizmin egemen güçlerinin çıkarları doğrultusunda Türkiye’de ekonominin, siyasetin yeniden dizayn edilmesi için yapılır. Bu nedenle de (27 Mayıs hariç) hedefinde doğrudan işçi sınıfı ve onun partileri, sendikaları olur. 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’nin alışılagelmiş darbe anlayışının dışındadır. Zira darbenin hedefinde olan AKP, iktidarda bulunduğu 14 yıldır kapitalizmin dönemsel çıkarlarıyla çelişmemiş tam aksine bunları, başta emekçiler olmak üzere toplumun sermaye dışındaki geniş kesimlerinin haklarını ortadan kaldıracak politikaları yaşama geçirerek yapmıştır. Sermayenin çıkarları için geniş toplum kesimlerinin hakları gasp edilirken, sınıf bilincinden uzak ve örgütsüz olan toplum buna karşı bir direnç geliştirememiştir. Dolayısıyla AKP’nin uyguladığı neoliberal politikaların işsizleştirdiği, güvencesizleştirdiği, yoksullaştırdığı, suyunu, toprağını elinden aldığı toplum kesimleri 15 Temmuz darbe girişiminin doğrudan hedefin olmadığı gibi bu demokrasi dışı girişimin toplumun çıkarlarıyla örtüşen de hiçbir yanı yoktur.

Ancak bu başarısız darbe girişiminin mevcut iktidarı daha güçlendirdiği bir durum ortaya çıkmıştır. Hükümet bu durumun sağladığı avantajla bugüne kadar uyguladığı politikaları daha da etkili biçimde yaşama geçirmek isteyecektir. Bu da bugüne kadar örgütsüzleştirilen, ayrımcılığa uğrayan, ezilen, sömürülen kesimlerin koşullarını daha da zorlaştıracaktır. Çözüm, tüm bu kesimlerin toplum içerisinde yaratılan ayrımcılığın tuzağına düşmeden cinsiyet, etnik köken, inanç vb ayrımcılıkla mücadeleyi önemseyerek; suya, toprağa, parka yani yaşam alanlarına karşı saldırıları göz ardı etmeden ve tüm bunların müsebbibinin sermaye sınıfı olduğunu da unutmadan sınıf perspektifine sahip bir demokratikleşme mücadelesidir. Böyle bir mücadelenin başarısı için ise işçi sınıfının rolü son derece önemli olacaktır.




www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 7 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 7 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özgür Demokratik Alevi Hareketi Hacklendi Cihan Tanışma/Kaynaşma Bölümü 2 29.09.12 21:08
Alevilerin Demokratik Anayasa Konferansı Hakkında Alevi Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 0 17.12.11 22:44
Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu? Alevi Alevi Araştırmaları 0 19.09.10 23:38






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2