Sponsor Reklamlar


DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.

 Genel konular Katagorisinde ve  Siyaset,Politika ve Ekonomi Forumunda Bulunan  DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç28Beğeni

 
Seçenekler
Alt 11.07.16   #1391
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Sur’daki çatışmalardan
20 bin çocuk etkilendi

BÖLGE11 Temmuz 2016 04:58

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 100 günden fazla süren sokağa çıkma yasağında yaşanan çatışmalı süreç, 20 bin çocuğa travma yaşatıyor.


Serpil BERK
Diyarbakır

Diyarbakır Kent Konseyi Çocuk Meclisi bileşenleri, Sur’da sokağa çıkma yasağının bitmesiyle birlikte savaştan etkilenen çocukları tespit edip yaşadıkları travmayı atlatmaları konusunda destekleyici çalışmalar yapıyor. Çalışmalar kapsamında resim çizmeleri istenen çocukların ilk çizdikleri ise hendek, silah ve helikopter oldu. Bir süre sonra silah ve helikopterlerin yerini Sur’daki evleri aldı.
Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 100 günü aşkın süren sokağa çıkma yasağında yaşanan çatışmalı süreçte, ilçede yaşayan binlerce insan göç etmek zorunda bırakıldı. Savaşın, sokağa çıkma yasaklarının ve zorunlu göçün yarattığı toplumsal travmalar en çok çocuklar üzerinde etkili oldu. 122 bin nüfuslu Sur’da yaklaşık 20 bin civarında çocuk yaşanan çatışmalardan doğrudan etkilendi. Hepsi için olmasa bile çocukların bir kısmı için Diyarbakır Kent Konseyi Çocuk Meclisi bileşenleri harekete geçti ve savaştan etkilenen çocukları tespit edip yaşadıkları travmayı atlatmaları konusunda destekleyici çalışmalar yapmaya başladı.

ÇOCUKLAR İÇİN ATLATMAK ZOR
Etkinliklerin düzenlendiği Sur, Bağlar ve Kayapınar’a bağlı 3 mahallenin ortak özelliği Sur’daki savaştan etkilenen ailelerin ağırlıklı olarak buralarda yaşaması. Savaştan etkilenen ailelerle sağlanan iletişimle birlikte 40 çocuğa ulaştıklarını söyleyen Sosyal Hizmet Uzmanı Ümit Çetiner “Yetişkinler savaşın yarattığı travmayı atlatabiliyor bir şekilde. Fakat çocuklar bunu atlatmakta zorlanıyor. Bu bizler için çocuklara daha çok yönelme gerekliliğini ortaya koyan bir durum. Araştırmalarımıza göre 122 bin nüfuslu Sur’da 20 bin çocuk doğrudan yaşanan süreçten etkilendi” dedi.
Yaptıkları çalışmaların savaş ve travma sonrası yapılan tek çalışma olduğunun altını çizen Çetiner “Biz şimdiye kadar 20 bin çocuktan çok azına ulaşabildik. Travmaya maruz kalan çocuklara ulaşamazsak, ileride bu çocuklarda madde bağımlılığı, anti sosyal kişilik bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar olacak. Biz savaş sürecini ‘90’lı yıllarda yaşadık. Savaşın yarattığı travma ile baş etmek bir çocuk için gerçekten zor” diye konuştu. Çocuklarla ilk iletişime geçtiklerinde birçoğunda içine kapanma, altını ıslatma, tırnak yeme, tek başına tuvalete gidememe gibi travma sonrası davranış bozuklukları gözlemlediklerini ifade eden Çetiner sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuklarla ilk yaptığımız resim çalışmasında birçok çocuk hendek, silah, helikopter çiziyordu. Bu aslında yaşanan travmanın ne boyutlarda olduğunu gösteriyor” dedi. Yaklaşık 40 çocukla drama, resim çizme, çeşitli terapi oyunları yapmanın yanı sıra çocuklarla pikniğe, havuza ve lunaparka gitmek gibi etkinlikler yaptıklarını söyleyen Çetiner “Atölyelerimizde okul öncesi, 7 ile 10 yaş aralığı ve 11 ile 14 yaş aralığında üç farklı grupla etkinlik yapıyoruz. Çalışmalar ilerledikçe savaşı resmeden çocukların şimdi Sur’u ve evlerini çizdiklerini gözlemledik. Bu olumlu bir geri bildirim bizler açısından. Çocukları anlam veremedikleri korktukları bir dünyadan çıkarıp kendilerini bulabilecekleri yani çocuk olabilecekleri bir dünya yaratmak çalışmamızın şeklini belirleyen ana hat” diye konuştu. Yaptıkları çalışmalar sonucunda çocuklara travma ile baş etme becerilerini kazandırma, travmaya karşı becerilerini geliştirme, buna karşı direnç sağlamalarını ve en önemlisi yalnız olmadıkları göstermek olduğunu söyleyen Çetiner, “Kaybolan, yıkılan oyun alanları yerine yaptığımız oyun oynama etkinlikleri ve atölyelerle bunu gidermeye çalışıyoruz” dedi.

‘ÇALIŞMALARIMIZ DİĞER İLLERDE DE YAPILIYOR’
Yaptıkları çalışmanın benzerinin Mardin merkezde Nusaybinli çocuklarla da yapıldığını belirten Çetiner, “Bu çalışmalar, savaşın çocuklar üzerinde yarattığı travmayı biraz olsun giderebilmek anlamında bölgenin birçok ilinde yapılacak” dedi. Şengalli çocuklarla yapılan çalışmaları temel aldıklarını söyleyen Çetiner, yaptıkları çalışmaların her anını raporlaştırarak elde ettikleri verileri bir broşür haline getirmeyi düşündükleri söyledi.





OPERASYONLARIN ARDINDAN SURFoto galeriyi görüntüle...

www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #1392
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
fincancı:
Birlikte mücadele irademiz
gelecek için çok önemli.
1


röportaj11 temmuz 2016 04:38

neden tutuklandılar? Dayanışma, tahliye kararına nasıl etki etti? Tutuklamalarla akp nasıl bir mesaj veriyor? Prof. şebnem korur fincancı yanıtladı.


Serpil ilgün

“dayanışma, korkunun panzehiri, yeni bir güne açılan pencere. Ayrımsız, amasız yan yana durmalı!”
türkiye insan hakları vakfı başkanı, gazetemiz yazarı prof. Dr. şebnem korur fincancı, 21 mart 2016’da, art arda patlayan bombalar, tüm yıkıcılığı ile devam eden savaş ve tutuklanan akademisyenlerin durumunu değerlendirdiği köşesinden böyle seslenmişti.
üç ay sonra, maruz kaldığı baskı ve soruşturmalara karşı dayanışma sergilemek ve basın özgürlüğünü savunmak için özgür gündem gazetesinde nöbetçi eş genel yayın yönetmenliği kampanyasına destek verdikleri gerekçesiyle rsf türkiye temsilcisi erol önderoğlu ve gazeteci yazar ahmet nesin’le birlikte tutuklandıklarında, o dayanışma, her üç ismi de kısa sürede özgürlüklerine kavuşturmuş oldu.
Neden tutuklandılar? Sadece türkiye’de değil, uluslararası alanda da tanınan, bilinen bilim insanlarını, gazetecileri, yazarları tutuklayarak akp nasıl bir mesaj veriyor? Dayanışma ve mücadele, tahliye kararına nasıl etki etti? Bir insan hakları savunucusuna cezaevine içerden bakmak nasıl deneyimler kattı? Akp, savaşa karşı çıkan, basın ve ifade özgürlüğünün yanında yer alan gazeteci, aydın ve sanatçıları nasıl ve neden düşmanlaştırıyor?
Adli tıp, işkencenin saptanması ve rehabilitasyonu konularında dünyaca tanınan uzmanlardan, istanbul üniversitesi tıp fakültesi, adli tıp anabilim dalı öğretim üyesi prof. Dr. şebnem korur fincancı yanıtladı.



şebnem korur fincancı kimdir?


Tutuklanmanıza gerekçe edilen özgür gündem gazetesine nöbetçi eş genel yayın yönetmenliği kampanyasıyla başlayalım. Sizi kampanyaya destek vermeye yönelten temel saik neydi?
Aslında uzun yıllardır sürdürdüğüm insan hakları mücadelesinin bir parçası olarak böyle bir karar verdim. Muhalif basına, özellikle de kürt gazetecilere ve kürtlerin haber verme kaynaklarına yönelik çok ciddi baskılar olduğunu biliyorum. özgür gündem zaten gençliğimden beri çok sayıda kapatmayla karşı karşıya kalmış, bombalanmış, emekçilerinin birçoğu ne yazık ki katledilmiş, ağır tehditlerle karşı karşıya olan bir gazete. Dolayısıyla bu süreçte, özellikle kürtlere yönelik saldırıların yükselmesiyle birlikte özgür gündem’in daha da baskı altında olması beni bu dayanışmanın bir parçası olmaya itti.
çünkü bu süreçte düşünce ve ifade özgürlüğünden yana tutum almak ve halkların haber alma hakkını korumak gerekiyor. çünkü biliyoruz ki, haber alma kaynakları son derece sınırlandırılmış durumda. Ne emredilirse onu yayınlayan, onu yazan bir tabloyla karşı karşıyayız. En basiti tutuklanmamızın ardından sabah gazetesinde -olası ki bütün havuz medyasında aynı başlık atılmıştır- bizim savcının karşısında da terörü savunduğumuza dair bir manşet yapılmış. Bu akıl alır gibi değil! Bizim “ifade özgürlüğü” diye verdiğimiz ifade, “terörü savunmak” olarak topluma yansıtılıyor ve toplum da ne yazık ki bunu böyle algılıyor. Başka bir kaynağı yok çünkü. Ya da başka bir kaynak arama ihtiyacını oluşturamamışız biz o insanlarda.
Bu tür destek eylemlerine, en azından soruşturma açılması olmazsa olmaz hale geldiğinden, muhtemeledir ki bu kampanyanın da bir yargılama konusu yapılacağını düşündünüz. Nitekim 20 haziran’da savcı karşısına çıktınız. Süreci takip edenler tutuklama talebini duyduğunda ‘yok artık’ diye başlayan cümlelerden birini daha kurdular. Siz ne hissettiniz, aklınızdan ne geçti?
Aslında ilk başta ben de “yine diğer günlerden bir gün, yine ifade vereceğiz, yine soruşturma başlayacak, ama o kadar” diyerek gittim. Hatta öğleden sonra dersim vardı o yüzden “ilk ifadeyi ben vereyim, derse yetişeyim” diye arkadaşlardan rica ettim. Ifademi verdim, arkadaşlarla kucaklaşıp “haydi size de kolay gelsin, görüşürüz” deyip binadan çıktım, taksiye bindim. Taksi daha adliye alanından çıkmadan telefon çaldı; “gelin, çünkü savcı ‘ifade verenler bir yere ayrılmasın’ demiş” denilince geri döndüm.

Savcı bunu size neden söylememiş olabilir?
O anda söylememişti. Ya da sonradan haber geldi, bilemiyorum! Geri dönerken artık aklımda başka bir durum vardı. çünkü savcının zaten bakışı, sorduğu sorular, soruş biçimi itibariyle aslında bize karşı genel olarak çok ciddi bir nefret duygusuyla karşı karşıya olduğumuzu hissettim.

Nasıl sorular yöneltti?
Mesela, “nusaybin’de düşman yerle bir edildi” diye bir haber var.

özgür gündem’in yayın yönetmenliğini üstlendiğiniz 30 mayıs tarihli sayısında yayınlanan haberlerden biri?
Evet, dört haber vardı soruşturma konusu yapılan. Onların arasında savcının duygusunu daha iyi hissetmemi sağlayan haber buydu. Başlık buydu ama aslında devletle çatışan tarafın geri çekildiğini, böylece sivillerin daha fazla zarar görmesinin engellenmesi yönünde bir tutum alındığını söyleyen bir haber o. Savcının en fazla rahatsız olduğu ifade “düşman” ifadesiydi. Ben “evet, bu haber de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli” deyince, “düşman diyor” ama dedi. Evet, düşman diyebilir. Devletle yurttaş arasında doğru bir ilişki olsa bu belki “sorun” olabilir, ama bu koşullarda yurttaşın devletten nefret etmesinden, onu düşman olarak görmesinden daha doğal bir şey olamaz. Burada tehlikeli olan, -savcıya da anlatmak isterdim- devletin yurttaşını düşman olarak tanımlaması. çünkü devlet hepimizin devleti, hepimiz ona vergi veriyoruz, hepimiz onun bir takım kurumlarında görev yapıyoruz; dolayısıyla kim olursak olalım bizi gözetmek, daha sağlıklı, güvenli bir yaşam sürdürmemizi sağlamak zorunda. Ve bunu ayrımsız yapmak zorunda. Ama tabii bunu böyle algılamıyoruz bu sorunlu ilişki içinde. Gördüm ki savcının da böyle bir sorunlu ilişkisi var. O zaman zaten aklıma savcının tutuklama talebinde bulunabileceği geldi.

Barış istemenin bile teröre destek olarak nitelendiği yaşadığımız sürecin, her yana çekilebilir terör şemsiyesi altına, özgür gündem’le dayanışma ‘suçu’ da dahil edilmiş oldu. Bu ‘suçu’ işleyen birçok kişi arasından üçünüzün seçilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Uluslararası alanlarda türkiye’dekiler de dahil olmak üzere hak ihlallerini gündeme getiren birileri olarak, erol önderoğlu olsun, ahmet nesin olsun, ben olayım, rahatsız etmiştir devleti. Ifade vermeye giderken tahminim yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrolle bizi bırakmalarıydı. Gerçi bu dönemde fiziksel olarak gitmek gerekmiyor, sonuçta internet üzerinden zaten sürekli gözlemlerimizi paylaşıyoruz. Ama bu da bir cezalandırma olarak tanımlanabilir devletin mantığı ile düşündüğünüzde. Fakat savcının bana bu kadar nefretle bakmış olması karşısında, dedim ki “yok, bu kadarıyla kalmayacak, büyük olasılık tutuklama çıkacak.”

tutuklama kararı verildiğinde ne hissettiniz?
önemli ölçüde “eyvah, işlerimi organize edemedim” duygusu yaşadım. çünkü şırnak, nusaybin vs’deki sokağa çıkma yasakları bitecek ve biz yine bölgeye gideceğiz, inceleme yapacağız. Işte kimler gitsin diye kafamda düşünceler vardı. “neyse, gidecek çok arkadaş var, benim gitmem şart değil” diye düşündüm. Bir de çok kişisel bir şey, kızımı düşündüm. şehir değişikliği yapması gerektiği için “bu durum onun işlerini engellemese bari” falan diye düşündüm. Onun dışında hani bir rahatlama oldu aslında! çünkü bunu ne zamandır bekliyordum.

Onlarin gözünde beyaz türkler olarak kürtlerle işbirliği yapan vatan hainleriyiz
sizi tanıyanlar, çalışmalarınızı izleyenler devletin ve iktidarların şebnem korur fincancı’dan hoşlanmadığını da bilir. 90’larda da hak ihlallerini ve işkenceleri belgelediğiniz, karşı tutum aldığınız için soruşturmalar, görevden almalar dahil çeşitli bedeller ödediniz. Tutuklama neden o dönem değil de bugün, gündem’de bir günlük sembolik yayın yönetmenliği yaptığınız için geldi?

Sanırım en affedemedikleri durum özellikle bu hepimize giydirilmek istenen türklük halinin bir biçimde bizim gibi “beyaz türk” olarak tanımlanan insanlar tarafından reddedilmesi. Etnik kimliklerin bu ülkede eşit yurttaş olarak bir arada yaşama hakkını savunuyor, katliamlara karşı çıkıyor olmamız. “bu suça ortak olmayacağız” ifadesi ve kürtlerle, beyaz türklerin bu düzlemde buluşmasına duyulan öfke, esra’yı (mungan), meral’i (camcı), kıvanç’ı (ersoy), muzaffer’i (kaya) tutuklamalarıyla sonlandı. Bu da tam böyle bir şey. Ne yapıyorsun, bir kürt gazetesiyle dayanışma içindesin, üstelik bir de kürtler katlediliyor diye çıkıp ortalarda konuşuyorsun! Erol’un (önderoğlu) sürekli yayınladığı medya gözlem raporlarıyla bu yaşanan ağır ihlali görünür kılması, ahmet nesin’in her yazısında devletin yapılanmasına vuran ve kürt illerinde yaşanan katliamları nasıl bir örgütlenmeyle yeniden gerçekleştirdiklerini ortaya koyan yazıları… dolayısıyla üçümüz de beyaz türkler olarak kürtlerle işbirliği yapıyoruz, bu nedenle de vatan hainiyiz onların gözünde.
90’larda da benzerleri oldu ama bu sefer hakikaten çok daha pervasızca ve çok topluca gerçekleşmiş kıyımlarla karşı karşıyayız. Bir de o dönemlerde halka bunları iletebilecek kaynaklar sınırlı olduğu için bizim sesimiz de daha sınırlı kalıyordu. şimdiyse soysal medya üzerinden daha da yaygınlaşabiliyor sözlerimiz. Mesela okuyacağını düşünmeyeceğimiz pek çok insan cizre raporunu okudu. Ve bir çocuğun da o bodrumda olduğunun belgelenmesi en azından birilerinin vicdanına seslendi. En azından kendilerini “bu çatışma mı, yoksa imha harekatı mı” sorusunu kendilerine sorarken buldular. Bu da bu iktidarın asla affetmeyeceği bir şey.



Fincancı ve önderoğlu tahliye edildi!
Tutuksuz yargilandiğimizda dayanişmanin söneceğini düşünmüş olmalilar
en iyi ihtimalle ilk mahkemeye kadar tutulurlar diye düşünüldüğü için tahliyeniz ‘dışarısı’ için sürpriz oldu. Siz de şaşırdınız mı?
Ben de en iyi ihtimalle adli tatil sonrasını bekliyordum! Mahkemede tahliye vermeyebileceklerini de düşünüyordum çünkü dediğim gibi bu devleti, iktidarı tanıyorum. Bu devleti onaylamıyorum, onu dönüştürmek için elimden geleni yapıyorum. Ben zaten devlete külliyen karşıyım. Başka organizasyon yöntemleri, otonomlar, başka sistemler olur diyen biriyim. O yüzden devletin ve onun hukuk sisteminin beni hemen salıvermesi beklentim değil. Bundan da bir üzüntü duymam, umutsuzluğa da kapılmam. Ama ara kararla tahliye kararını duyduğumda doğrusu dedim ki bu akıllı düşman!

Neden ‘akıllı düşman’ dediğinizi açar mısınız? Ek olarak, siz tutuklandıktan sonra yoğun bir mücadele ve dayanışma hayata geçirildi. Sadece türkiye içinde değil, yurt dışındaki pek çok kurum ve örgütten tepki geldi. Bunun tahliyenizdeki etkisi için ne söylersiniz?
Evet, uluslararası dayanışma da, türkiye içindeki dayanışma da hakikaten çok büyüktü. Ahmet’in, erol’un, benim bütün dostlarımız inanılmaz bir dayanışma ördüler. Mesela tabip odaları sırayla gelecekmiş nöbet gününe. Ne muhteşem, iyi ki hekim olmuşum dedirten bir örgütüm var. Sendikalar öyle, yine taşeron işçilerimiz… yurt dışında da uluslararası kurumlar, örgütler ses çıkardılar. Yine meslektaşlarımız, dünya tabipler birliği başkanı’ndan amerika’daki insan hakları için hekimler örgütü’ne, işkence rehabilitasyon merkezleri konseyi’nden üniversitelerdeki meslektaşlarıma, yani bireyselden tutun kurumsala yayılan dalga dalga bir dayanışma.
“akıllı düşman” derken tam da bunu kast ettim. şöyle düşünmüş olmalılar; tutuklu yargılama bu koşullarda onlar için çok yerden yere vurulma alanı haline dönüşecek. Bize kendimizi, demokrasiyi, insan haklarını ve barışı savunabileceğimiz çok iyi bir mecra açmış olacak. üstelik bu bütün dünyanın gözleri önünde olacak. Tutuksuz yargılandığımızda bu dayanışmanın söneceğini ve görünürlülüğü azaltabileceklerini düşünmüş olmalılar.

“eylem yapıyoruz de ne oluyor?” “dayanışma gösteriyoruz ama bir şey mi değişiyor” gibi karamsar duygu ve düşüncelerin hakim olabildiği bu günlerde, mücadele ve dayanışmanın bu sonuç alıcı etkisinin üzerinden atlanmaması gerekiyor, ne dersiniz?
Kesinlikle. Beni en çok sevindiren de bu kuvvetli dayanışmaydı. Temas alanının genişliği dayanışmanın da çok renkli olmasını sağladı. Farklı görüşlerimize rağmen birlikte eylem yapabilme, birlikte mücadele edebilme irademiz gelecek için çok önemli. Mesela, bizim tutuklanmamızla birlikte hemen çok farklı kesimlerden insanlar, gazeteciler, özgür gündem için gönüllü oldular. 100’ün üzerinde gazeteci, yazar, yayın yönetmeliği için başvurdu. özgür gündem ve basın özgürlüğü daha çok dile gelir oldu. Bunu daha ileriye taşımak gerekiyor.



Sonuçta her zaman yapilacak bir şeyler var
hiç beklemediğiniz bir tutuklama almışsınız, cezaevinde ne kadar kalacağınız belli değil, ama siz ‘hayatımdaki bir eksiklik tamamlandı, gözlem yapma imkanı buldum, iyi ki düştüm diyesim var’ diyorsunuz. Böyle bakabilmeyi nasıl başarıyorsunuz? Onca zaman dünyanın pek çok yerindeki hak ihlallerine tanıklık etmenin getirdiği bir tür dayanıklılık mı bu?
Olabilir, bilmiyorum. Bir şekilde bütün bu biriktirdiklerim kişiliğimi, hayata bakışımı ve duruşumu belirledi. Ama ben zaten oldum olası çok meraklı bir insan oldum. Hayatları merak ederim, insanları merak ederim, makineleri merak ederim. Bütün çocukluğum elime geçen her makinenin içine bakmakla geçti örneğin. Bunu destekleyen bir aile yapımız vardı tabii. Bilim insanı olmamda da bu merakımın rolü çok büyük. Dolayısıyla bu meraklılığım cezaevi için de devreye girdi!

Yine de ilerleyen günlerde umutsuzluğa kapıldığınız, ‘bizi burada aylarca tutabilirler’ diye bir moralsizlik yaşadığınız oldu mu?
Bunu umutsuzluk olarak tanımlamam, çünkü ben bizi senelerce bile cezaevinde tutabilecek bir sistemin varlığından haberdarım. Bu da beni ne umutsuzluğa sevk eder ne de davranışlarımda bir değişikliğe yol açar. Ben mücadeleyi bulunduğum yerden yine yaparım. Içerde de mücadele etmek mümkün; daha çok okurum, daha çok yazarım... Sonuçta her zaman yapılacak bir şeyler var.

Cezaevinden sonra sözünüze, sesinize yansıyan daha güçlenmiş, daha bilenmiş bir şebnem hoca ile karşılaştık, yanılıyor muyuz?
O dayanışma ruhuma çok iyi geldi. Beni daha güçlü, daha direngen kıldı. Evet, tutuklama kararı ve devletin saldırgan tutumu karşısında ben de daha öfkeliydim. Zaten öfkeliyim. özellikle cizre’de bodrumda çocuk alt çenesini bulduğumdan beri inanılmaz öfkeliyim. Yani her şey olabilir, çatışmalar, savaşlar -karşıyım ama- bunlar olabilir. Fakat çatışma denkler arası bir çatışmadır. Burada dengi dengine uymayan bir çatışma var. Ellerinde bu tür silahlar olmayan insanların üzerine uçaklarla, tanklarla gitmeniz ayrı bir şeydir. Bu haksızlık, bu adaletsizlik beni öfkeden çılgına çeviriyor. Bu da gücümü artırıyor.




Son düzenlenme tarihi: 11 temmuz 2016 09:55
detaylar için tikla
www.evrensel.net

fincancilara,
çok ihtiyaç duyduğumuz
bir dönemdan geçiyoruz,
iyiki varsiniz.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #1393
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Yargıtay üyeleri
sokağa çıktı:
Demokratik hukuk devleti ilkesine
aykırı bu yasa geri çekilmeli!


Yüksek yargı üyeleri, Yargıtay ve Danıştay'ı yeniden dizayn eden kanuna tepki gösterdi

- A +
TARİH
11 Temmuz 2016 16:03
İLGİLİ HABERLER
Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevine son veren yasayla bütün YSK üyeleri gönderilecek


Ankara'da Yargıtay binası önünde açıklama yapan yüksek yargı üyeleri, Yargıtay ve Danıştay'ı yeniden dizayn eden kanuna tepki gösterdi. Üyeler, yaptıkları açıklamada “Bu aşamada beklentimiz, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına, hakimlik teminatına aykırı ve kazanılmış hakları ihlal eden, demokratik hukuk devleti ilkesine açık aykırılık taşıyan bu düzenlemenin geri çekilmesidir” dedi.

Sözcü'den Fırat Tur'un haberine göre, Yargıtay ve Danıştay Üyeleri, TBMM'de kabul edilen, Danıştay ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hakkında görüşlerini ifade etmek için bir açıklama yaptı.

Ankara'da Yargıtay Binası önünde yaklaşık 20 yüksek yargı üyesinin cübbelerini giyerek katıldığı basın açıklamasında yeni çıkan kanunla, yürütmeyle uyumlu ve yandaş bir yargı oluşturulduğu kanaati oluştuğu vurgulandı. Yüksek yargı üyeleri adına basın açıklamasını okuyan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi Üyesi Salih Özyakut, özetle şunları söyledi:

“TBMM tarafından kabul edilen, Danıştay ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, görüş ve düşüncelerimizi Türk Milletinin takdirine sunmak ve tarihi sorumluluğumuzu yerine getirmek için burada bulunuyoruz.

"Bu kanunla, dünya tarihinde eşine az rastlanır bir şekilde, Yargıtay ve Danıştay fiilen tasfiye edilmek istenmesine rağmen, ne yazık ki buna öncelikle tepki vermesi gereken Yargıtay ve Danıştay yönetiminden bugüne kadar bu konuda kamuoyuna olumlu ya da olumsuz herhangi bir açıklama yapılmadığından, bu açıklamayı yapma zorunluluğu doğmuştur…

"Kısa zaman süreçleri içinde siyasi iktidar tarafından yüksek yargı organlarının yapısı ile bu denli oynanmasının amacının, görünüşte istinaf mahkemelerinin kurulması olduğu ifade edilmektedir Oysa gerçekte, “boşalt-doldur” yapılarak, yürütmeyle uyumlu ve yandaş bir yargı oluşturularak, yürütmenin yargı içinde dizayn ettiği, uluslararası raporlarda “hükümet destekli ve hükümet dışı kuruluş olarak anılan (YBP)” oluşumunun dışında bulunan ve bu surette yürütmenin etkisine kapalı kalan üyelerin tasfiyesinin amaçlandığı konusunda kamuoyunda yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Bu tasfiye kanunu ile birlikte tüm üyelikler sona erdirilmekte ve üyeliği sona erenler arasından, Yargıtay için HSYK, Danıştay için Cumhurbaşkanı ve HSYK tarafından yeniden seçim yapılması öngörülmektedir.

"Bu kanunla, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkesi olan kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılmakta, yürütmenin tek hakim olduğu kuvvetler birliği sistemine geçilmektedir…

"Bu kanun aynı zamanda, seçimleri tam bir tarafsızlıkla yürütmekle görevli Yüksek Seçim Kurulunu da tasfiye etmektedir. Bu şekilde, Cumhurbaşkanı ve Yargıda Birlik Platformu tarafından seçilen üyelerin egemen olduğu HSYK tarafından belirlenecek üyelerden oluşacak yeni yüksek yargının yeniden seçeceği Yüksek Seçim Kurulunun tarafsız olacağı konusunda şüpheler oluşacaktır…

"Yüksek yargı üyelerinin görevlerine yasa ile son verilerek, demokratik hukuk devleti sistemi hukuken de sona erdirilmekte, kazanılmış hakların korunması ilkesi yerle bir edilmekte ve “Yüksek Yargı Üyelik Statüsü” ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum, başta hukuk devleti, ayrımcılık yasağı ve eşitlik, kuvvetler ayrılığı, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleriyle egemenlik yetkisinin kullanımına ilişkin Anayasal prensiplere, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve konuya ilişkin uluslararası belgelere aykırıdır.

"Bu kanunla; ancak Anayasa değişikliği ve kazanılmış haklar korunarak yapılması mümkün olan bir konuda ve idari işlem niteliğindeki bir düzenlemeyle yüksek hakimlerin tümünün görevine son verildiğinden; bu tasarruf, hukuki ifadesiyle açıkça bir “fonksiyon gaspı” niteliğinde olup, “telafisi imkansız” sonuçlar doğurmak suretiyle “Anayasaya ağır ve açık aykırılık” içerdiğinden hukuken yok hükmünde kabul edilmelidir.

"Bu nedenle, bu aşamada beklentimiz, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına, hakimlik teminatına aykırı ve kazanılmış hakları ihlal eden, demokratik hukuk devleti ilkesine açık aykırılık taşıyan bu düzenlemenin geri çekilmesidir.”


*****************************
ÇOK GEÇ KALINMIŞ
BİR EYLEM!!!!!!!!!!
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (11.07.16 Saat 19:33 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #1394
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Avrupalı gazetecilerden Evrensel ve Hayatın Sesi'ne ziyaret
MEDYA11 Temmuz 2016 15:55

Alman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Frank Überall’ın da yer aldığı Almanya ve Avusturyalı gazeteciler heyeti Evrensel ve Hayatın Sesi'ni ziyaret etti.


Aralarında Alman Gazeteciler Cemiyeti (DJV) Başkanı Frank Überall’ın da yer aldığı Almanya ve Avusturyalı gazeteciler heyeti Evrensel'i ve Hayatın Sesi Televizyonunu ziyaret ederek, basın kuruluşları üzerindeki baskılarla ilgili bilgi aldı. Heyette Überall’ın yanı sıra Fink Der Standart gazetesinden Anna Gulia, Die Presse gazetesinden Duygu Özkan, Taz. Die Tageszeitung gazetesinden Pascal Beucker de yer aldı.

Özellikle son dönemde muhalif basın kuruluşları üzerinde artan baskıların Evrensel'e ve Hayatın Sesi Televizyonuna yansımalarının konuşulduğu ziyarette, gazetemizle ilgili bilgiyi Genel Yayın Yönetmenimiz Fatih Polat verdi. Polat heyete Türkiye’deki gazetelerin tirajları üzerinden ilanlar veren bir Basın İlan Kurumu olduğu bilgisini vererek “Bu ilan kurumu iktidar tarafından bir denetleme aracına dönüştürülmüş durumda. Örneğin biz iki kez, mahkemede dava dahi açılmamasına rağmen Basın İlan Kurumu tarafından ceza aldık” diye konuştu.

Polat bunun yanı sıra yazarlarımızdan Ender İmrek’in ‘cumhurbaşkanına hakaretten’ yargılandığını ve sorumlu yazı işleri müdürümüzün de süren bir yargılanma sürecinin olduğu bilgisini paylaşarak ayrıca Twitter hesabımıza Diyarbakır’daki bir mahkeme kararıyla erişim engeli getirildiğini söyledi. Polat Evrensel'e dönük baskıları, hedef göstermeleri, açılan soruşturmaları anlattığı konuşmasında ‘90’lı yıllarda öldürülen pek çok gazetecinin olduğunu, Muhabirimiz Metin Göktepe’nin gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü hatırlatarak AKP Hükümeti döneminde haberciliğin yeni güçlüklerle karşılaştığını söyledi.

Burada söz alan Evrensel Gazetesi Haber Müdürü Yardımcısı ve Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şube Başkanı Gökhan Durmuş Evrensel'in sadece hükümet tarafından değil yapılan işçi haberlerinden kaynaklı patronların da hedefinde olduğunu ve bu nedenle davalar açıldığını belirtti.



Hayatın Sesi'ne RTÜK'ten para cezası verildi
‘HÜKÜMET BARIŞ YAYINCILIĞIMIZDAN RAHATSIZ’
Hayatın Sesi Televizyonu Program Koordinatörü Arif Koşar da şimdiye değin aldıkları cezaların içeriği hakkında bilgi vererek, bu cezaların televizyonun yayın hayatında ciddi bir tehlike arz ettiğini söyledi. Koşar, Türkiye’de Kürt sorunu nedeniyle çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini söyleyerek, “Televizyonumuz bu çatışma ortamında barış yayıncılığı yapıyor. Savaş politikaları yürüten hükümet, barış yayıncılığımızdan rahatsız.” ifadelerini kullandı. TÜRKSAT üzerinden yaygın olarak yayın yapan tek muhalif televizyon olduklarını aktaran Koşar, “Daha önce imc TV vardı, TÜRKSAT üzerinden yayın yapan, onun da lisansını iptal ettiler. Şimdi bizim de sesimizi kesmeye çalışıyorlar” diyerek hedefte olduklarına dikkat çekti. Koşar 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan RTÜK’ün antidemokratik uygulamalarına da değindi.



'Birbirimize tutunmaktan başka yol yok'
‘SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Hayatın Sesi Televizyonu Haber Koordinatörü Ercüment Akdeniz de Türkiye’de parası olanın rahatlıkla yayın yaptığını ve haberciliğin tekel medyasına teslim olduğunu vurguladı. Televizyonlarına dönük cezalar silsilesinin yayının kesilmesine kadar varabileceğini söyleyerek bu cezaların ekonomik olarak da kendilerini zorladığını dile getirdi. Akdeniz televizyonla dayanışma kampanyalarının kendilerine güç verdiğini söyleyerek “Baskılara, yıldırma politikalarına karşı sözümüzü söylemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. (İstanbul/EVRENSEL)
DETAYLAR İÇİN TIKLA
www.evrensel.net
DETAYLAR
Hayatın Sesi, baskılara karşı dostlarıyla buluştu


Hayatın Sesi'ne RTÜK'ten para cezası verildi


Hayatın Sesi ile dayanışma büyüyor


Yaşanır bir ülke için Hayatın Sesi susmasın!


Evrensel ve Hayatın Sesi sesimiz olmaya devam edecek


#HayatınSesisusturulamaz


Son Düzenlenme Tarihi: 11 Temmuz 2016 18:11
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #1395
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


AKAM'ın araştırması:
AKP oy kaybediyor
HDP sıçrama yapıyor

Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nin (AKAM) “Büyükşehirler Yerel Memnuniyet” araştırması; büyükşehir belediyesi için seçmen tercihinin 2014 yerel seçim sonuçlarına göre büyük değişiklikler içerdiğini gösterdi.

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Seçmen belediyede ‘kayyım’a karşı çıktı
Paylaş
Kaydet Kaydettiklerim
Mahmut Lıcalı / Cumhuriyet Yayınlanma tarihi: 10 Temmuz 2016 Pazar
[Haber görseli]
AKAM’ın araştırmasına göre AKP’nin oy oranı 2014 yerel seçimlerine göre yaklaşık 5 puan düşerek yüzde 40.62’ye gerilirken, CHP’nin oy oranı ise 1.3 puan artarak yüzde 32.34’e çıkıyor. En büyük artış ise HDP’de yaşanıyor. HDP’nin oy oranı yüzde 2.34’ten yüzde 11.56’ya çıkıyor.

AKAM’ın 30 il ve bağlı ilçelerinde 8 bin 890 kişiyle yüz yüze mülakat yöntemiyle gerçekleştirdiği araştırma yerel yönetimlerde seçmen tercihinin 2014 yılındaki seçim sonuçlarına göre değiştiğini gösterdi. Büyükşehir belediye seçim sonuçlarına göre karşılaştırıldığında araştırmada AKP’nin yerelde oy kaybettiği görülüyor.

Araştırmada katılımcılara ‘Bugün seçim olsa büyükşehir belediye başkanlığında hangi partiye oy verirsiniz’ sorusu yöneltildi. Kararsızlar ve oy kullanmayanların dağılımıyla ortaya çıkan sonuca göre büyükşehir belediye başkanlığında 2014 seçiminde AKP’nin yüzde 45.54 olan oy oranı yaklaşık 5 puan düşerek yüzde 40.62’ye geriliyor.

CHP’nin ise yüzde 31.04 olan oy oranı yüzde 32.34’e yükseliyor. MHP’nin 2014 yerel seçimlerinde yüzde 13.65 olan oy oranı araştırmada yüzde 11.72’ye gerilirken, en büyük artış HDP’de yaşanıyor. 2014 seçimlerine hem HDP hem de BDP’yle giren Kürt siyasi hareketinin yerel seçimlerdeki toplam oy oranı yüzde 5.43 olarak hesaplanıyordu. Araştırmaya göre HDP’nin büyükşehir belediye seçimlerindeki oy oranı yüzde 11,56’ya çıkıyor.



http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/s...a_yapiyor.html
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.07.16   #1396
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Politika
Kılıçdaroğlu:
Saray'dan hâkimleri arıyorlar,
hâkimler diktatör bozuntusunun
tutsağı olursa tarih affetmez



TARİH
12 Temmuz 2016 13

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın onaylaması beklenen ''yüksek yargıyı tasfiye'' olarak yorumlanan yargı paketine ilişkin olarak, "Gelen haberler iç açıcı değil. Saray’dan sabaha karşı hakimleri arıyorlar. Orada hakimlere soru soruyorlar. Elde etmeye çalışıyorlar. Vicdanı olan hakimlere sesleniyorum, bir diktatör bozuntusunun tutsağı olursanız tarih sizi affetmez" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, mültecilerin vatandaşlığı için referandum çağrısı yaptı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Suriyeli mültecilerin vatandaşlığa alınabileceğine" dair açıklamalarını eleştiren Kılıçdaroğlu, "O savaşın bitmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Savaş varsa oraya benzin bidonuyla gidilmez. Suriye’nin yeniden onarılması lazım. TOKİ konutlarını vereceğim diyorsun. Milli irade diyorsun, referandum yapalım. Bakalım millet ne diyor" diye konuştu

Kılıçdaroğlu'ndan İHH'ya: Beslenmeyeceksin, beslenirsen boynuna yuları takarlar

İsrail'e varılan mutabakata da değinen Kılıçdaroğlu, 6 yıl önce krizin çıkmasına sebep olan Mavi Marmara gemisinde İsrail komandoları tarafından 10 kişinin öldürülmesine dair "Türkiye’nin başına bunları açan İHH var. Bunlar başlangıçta bir itiraz edecek gibi oldular. Erdoğan fırçasını attı. 'Siz yardım götürürken dönemin başbakanına mı sordunuz?' dedi. Tık yok. Beslenmeyeceksin, beslenirsen boynuna yuları takarlar" ifadelerini kullandı.

"Yarın Türkiye'de eylem gerçekleştirecek binin üzerinde insan var"

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Suriye'ye geçen ve IŞİD'e katılan militanlar hakkında "Nisan'dan beri 27 bin Türk selefi gidiyor. Bunların tamamını emniyet biliyor, tamamının telefonu dinleniyor. Yarın Türkiye'ye dönebilecek, burada eylem gerçekleştirecek 1000'in üzerinde insan var deniyor. AKP'nin yöneticileri, iktidar olanları, yani bakanları" iddiasında bulundu.

"Gün olur yargılarım..."


Kılıçdaroğlu, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör'ün ayağa kalkıp Erdoğan'ın karşısında önünü iliklemeye çalışmasıyla başlayan tartışmaya ilişkin olarak, "Amerikan Başkanı bir toplantıya gittiğinde oradakiler ayağa kalkarlar. Ayağa kalkmayan ve alkışlamayan tek grup vardır o da yargıçlardır. Çünkü o yargıçlar onu çok iyi bilir. Gün olur harman olur, herkesin önünde kalktığı Amerikan Başkanı’nı yargılarım" diye konuştu.

"Havuzun başında değilsin artık, kim bu işin sorumlusu Binali Bey?"

Kılıçdaroğlu, Güneydoğu bölgesinde 7 Hsaziran'daki seçimlerden sonra artan çatışmalara değinerek, "Kim bu ülkeyi terör batağının içine sapladı. Bu işin sorumlusu kim? 2002’de sıfır terörle devraldılar. Terör yoktu, ne oldu da Türkiye bu hale geldi? Dünyanın her yerinde bu işin sorumlusu iktidardır. Bu işin sorumlusu kim Binali Bey. Havuzun başında değilsin artık, Başbakanlık koltuğundasın. Kim bu işin sorumlusu Binali Bey?" ifadelerini kullandı.

"Bu davul zurna nedir diye sormayacak mısın?"

CHP lideri, Atatürk Havalimanı'na yapılan bombalı saldırıdan sonra Osmangazi Köprüsü açılışı sırasında "bayram havası" ifadeleriyle ilgili olarak Başbakan Yıldırım'a seslenirken "Ne yaptık Allah aşkına? Teröre lanet olsun dedik. 45 kişi toprağa verilmedi, bu davul zurna nedir diye sormayacak mısın?" diye sordu.

Kılıçdaroğlu'nun partisinin grup toplantısındaki konuşmasından satır başları şöyle:

"Onların bütün acılarını paylaşıyoruz. Böyle bir acının hele hele Avrupa’da yaşanması son derece büyük bir acı. Milletvekili arkadaşlarımız gittiler, Bosna’ya sevgilerimizi ve saygılarımızı gönderiyoruz. Türkiye’de farklı görüşlerimiz olabilir ama Türkiye bir yürek olarak her zaman sizin yanınızdayız. Dünya Şampiyonası’nda bizi güldüren Ayşe Begüm Odabaşı kızımıza yürekten sevgilerimi gönderiyorum.

"Yargı tarihin ilk dönemlerinden itibaren ahlak üzerine kurulmuştur. Toplumun gelenekleri, duyarlılıkları dikkate alınarak. Tarih içinde günümüze kadar adaleti dağıtan organdır yargı. Eğer adalet dağıtacaksa toplumun farklı görüşlerine eşit mesafede olması gerekir. Herkese eşit davranacak çünkü adaleti dağıtıyor. Yargının siyasallaşması en büyük tehlikedir. Yargının siyasallaşması şu anlama gelir. Siyaset kurumunun talimatlarını yerine getiren bir kurum olur. Birisi mi konuşacak iktidar aleyhine, onu susturmanın aracı olur. Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı üzerinde hep durulmuştur. Yargıç sıradan insanlar gibi insanlar değildir. Eğer yargıç bu niteliklerini kaybediyorsa adalet dağıtamaz algısı topluma yerleşmiş olur.

"Amerikan Başkanı bir toplantıya gittiğinde oradakiler ayağa kalkarlar. Ayağa kalkmayan ve alkışlamayan tek grup vardır o da yargıçlardır. Çünkü o yargıçlar onu çok iyi bilir. Gün olur harman olur, herkesin önünde kalktığı Amerikan Başkanı’nı yargılarım.

"Yargı sorunu var mı bizde? Evet, var. Bu sorunun çözülmesi gerekiyor mu? Evet. Sorunun çözümüne anayasadan mı başlamak lazım, evet anayasadan başlamak lazım. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine CHP bunu destekleyecek mi, evet destekleyecek. Düne kadar anayasa, anayasa, anayasa diyenler bizim teklifimize kulaklarını tıkadılar. Parlamentoya bir yasa getirdiler. Yargıtay ve Danıştay’ın üyelerini görevden alıyorlar. Bir kanunla anayasanın hükümlerini işlemez hale getiriyorsunuz. Bu asla doğru değil. Buna karşı hepimizin ortak çaba harcaması lazım. Amaç ne? Çünkü yargıyı yürütme organı emrine almak istiyorlar. Talimat alacak bir yerden yargı. O talimata göre karar verecek.

"Türkiye’de demokrasiyi kolay kazanmadık, bu kadar kolay kaybetmeyiz. Bir alt hukuk normuyla, kanunla anayasayı işlemez hale getiriyorsan bu tarihi sorumluluğun altında kalacaksın. Kanununun izin vermediği bir olayı arkadan dolanarak gerçekleştirmeye çalışırsınız. Burada da kanuna karşı hile yapılmak isteniyor. Deniyor ki, nasıl olsa çıktıktan sonra geriye yürümez. Biz gereğini yaparız. Bir yargıcın, dürüst bir yargıcın, hukuk eğitimi almış bir yargıcın demokrasiye bu pencereden bakması asla doğru değildir.

"Elbette yargının içinde sorunlar olabilir, yargıcın olması gereken saygınlığına uygun davranmayan yargıçlar da olabilir. Sorun yargının kendi içinde çözmesi gereken bir sorundur. Ama hayır, öyle yapmayalım. Bildiğimizi okuyalım. Ayıklayalım, yandaşlarımızı koyalım. Son derece tehlikeli bir olay. Umarım buna kimse izin vermez.

"Yargı niye önemli? Adalet arıyorsak, başvuracağımız bir yer gerek. Neresi orası, mahkeme. Başka bir yere başvuruluyorsa o toplumda çürüme vardır. Yargı kendi güvenilirliğini, kendi saygınlığını korumak zorundadır. Aynı çukura düşerse lekeyi kimse açıklayamaz.

"Muhsin Yazıcıoğlu, helikopterle giderken bir kaza oldu, öyle deniyor"

"Muhsin Yazıcıoğlu, helikopterle giderken bir kaza oldu, öyle deniyor. Yazıcıoğlu ve yanındakiler hayatını kaybetti. Davalar açıldı, 132 kişi hakkında. İhmal, suç delillerini yok etme, değiştirme. İki saat beklediği söyleniyor, ondan sonra hayatını kaybettiği söyleniyor. İHA muhabiri 20 dakika arıyor, konuşuyor. Yine buraya kimse ulaşmıyor. Daha sonra otopside muhabirin çenesinin kırık olduğu söyleniyor. Daha da önemlisi, enkaz üzerinde helikopterin beyni denen kısım yok. Kimlerin söküp aldığı belli değil. Ailenin avukatı diyor ki, düşmeyle ilgili 4 dakika 37 saniyelik radar görüntüleri silinmiş diyor. Cumhurbaşkanı DDK’yı devreye koyuyor. Ağır bir kamu hizmet kusuru ortaya çıkmıştır diyor. Yargı verdiği kararda, incelediği bir olayda vatandaşın kafasında kocaman bir soru bırakıyorsa, orada yargı yoktur. Yargının önemi budur işte.

"Kim bu işin sorumlusu Binali Bey?"

"Kim bu ülkeyi terör batağının içine sapladı. Bu işin sorumlusu kim? 2002’de sıfır terörle devraldılar. Terör yoktu, ne oldu da Türkiye bu hale geldi? Ne oldu? Kayseri’deki Adem mi bu işin sorumlusu? Konya’daki Muhammed mi? Kim bu işin sorumlusu? Esnaf mı bu işin sorumlusu, bakkal mı, manav mı, sanayici, berber mi? Kim bu işin sorumlusu? Çıkıp da bu sorunun cevabını birilerinin vermesi lazım. Dünyanın her yerinde bu işin sorumlusu iktidardır. Terörü azdırdılar.

"Binali Bey, sana eskiden Milyon Ali diyordum. Bu işin sorumlusu kim Binali Bey. Havuzun başında değilsin artık, Başbakanlık koltuğundasın. Kim bu işin sorumlusu Binali Bey

"Şehirler silah deposuna döndürülürken kim vardı iktidarda? Benim soracağım soruyu okuması yazması olmayan 4 yaşındaki çocuk bile biliyor. Havuz işlerine meraklıydı, olabilir. Bu terör örgütlerine dokunmayın diye talimatı veren kim? Sakın bunlara dokunmayın diyen kim? Bunun hesabını soracak mısın, yoksa sormayacak mısın? Sorarsan sana düşük profilli başbakan demeyeceğim.

"İki yüz bin kilo bomba yerleştiriliyor. Şehitlerimiz bombalar sonucu hayatını kaybediyor. Neredeydiniz siz. Yeni oturdun başbakanlık koltuğuna. Bu 200 ton nereden çıktı diye, soracak mı? Abisi izin verirse. Ki abisinin izin vereceğini de sanmıyorum. Ağzımızı her açtığımızda dava açıyorlar. Ben de demiştim açmazsanız namertsiniz diye. Ben 'AKP’liler teröre yardım ve yataklık yaptılar' dediğimde kabul ediyorlar. Bütün şehit yakınları sormak zorunda. Hepimiz sormak zorundayız. Sormazsak vatandaş olarak görevimizi yapmamış oluruz.

"AKP’yle IŞİD arasında ideolojik akrabalık var"


"PKK yetmiyormuş gibi başımıza bir de IŞİD çıktı. Havalimanını bastılar, 45 kişi hayatını kaybetti. 200’ün üstünde yaralı var. Ne yaptık Allah aşkına? Teröre lanet olsun dedik. 45 kişi toprağa verilmedi, bu davul zurna nedir diye sormayacak mısın?

"Bayram öncesi bu olaydan sonra gazeteciler geldiler. Görüşlerimi sordular. Kimseyi eleştirmedim. Parti adı da vermedim. Başbakan'a 11 soru sordum. Dedim ki:


1- Musul Başkonsolosluğu basılırken hangi hükümet IŞİD yaptı demedi?

2- Hangi millletvekili PKK ve IŞİD terör örgütü değil dedi?

3- IŞİD iyi ki varsın diyen milletvekili hangi partiden?

4- IŞİD hangi hükümet iktidardayken palazlandı?

5- Yaralanıp Türkiye'de tedavi edilen IŞİD militanları hangi iktidar zamanında ayrıcalık sağlandı?

6- Hangi hükümet döneminde IŞİD silahlandırıldı?

7- Bakanlar Kurulu, MGK IŞİD terör örgütü kararı alındı mı?

8- Hangi savcı IŞİD terör örgütüyle ilgili iddianame hazırladı? Hazırlandı da bizim mi haberimiz yok?

9- IŞİD'in Türkiye lideri kim?

10- IŞİD'in son bir yıl içinde Türkiye'de yaptığı eylemlerin sorumlusu kim?

11- Güvenlik zafiyeti yoksa, yönetim zafiyeti mi var?

"Oraya gelmeden önce, bugün cevap vermiş bana. AKP, sadece PKK’ya yardım ve yataklık yapmadı, IŞİD’e de yaptı. Bu soruları sorarken bir gazeteci sordu, AKP’yle IŞİD arasında ideolojik akrabalık var. O nedenle üstüne gidemiyor, kol kanat geriyor. Bakın neden. Biz konuşurken onlar gibi mideden atmıyoruz. İşkembeden atmıyoruz.

"Şu çarpıcı gerçeği ifade ediyor, 'Ürdün, Tunus ve Suudi Arabistan' seviyesine ulaştı deniyor, buradaki militan sayısı. Kimin gözü önünde ulaştı, kim iktidarda. Nisan'dan beri 27 bin Türk selefi gidiyor. Bunların tamamını emniyet biliyor, tamamının telefonu dinleniyor.

"Yarın Türkiye'ye dönebilecek, burada eylem gerçekleştirecek 1000'in üzerinde insan var deniyor. AKP'nin yöneticileri, iktidar olanları, yani bakanları... Nasıl PKK'ya yardım ve yataklık yaptılarsa, IŞİD'e de yardım ve yataklık yapıyorlar.

"IŞİD hakkında hangi savcı iddianame hazırladı. Hangi Bakanlar Kurulu "Türkiye IŞİD'i bir terör örgütüdür" dedi. Böyle bir karar var denebilir, Birleşmiş Milletler kararlarına uyuyorlar. Binali Bey bana cevap vermiş. "Ben tek cevap veriyorum" diyor, 11 soru sıkar tabii. "DEAŞ'a karşı karar alınırken CHP niye hayır dedi" diyor. Ya abinin yalancı olduğunu biliyoruz zaten, senin bir diploman var ama kim ne olduğunu bilmiyor. Bir karar var arkadaşlar, Suriye'ye savaş açma kararı. Suriye'ye gidecekler, savaş açacaklar. İçinde ne PKK ne IŞİD hiçbir şey denmiyor. Bugün olsa yine karşı çıkarım. Ben niye askerimi başka ülkeye göndereyim? Ya yalan olur da bu kadar kuyruklusu olmaz. O koltuğun nasıl farkında değilsin, nasıl bu kadar ucuz yalan söylüyorsun? Sen yalan söylemeye utanmıyor musun? Sana bu yanlış bilgileri kim veriyor? Şimdi ne diyecek Binali Bey? Senden tek isteğim var, bunları affediyorum. Yüreğin yetiyorsa, Başbakanlık koltuğunda oturuyorsan, "geçmişte yapılan hataların da üzerine gideceğim" diyorsan kalk bana cevap ver. Artık konuşamazsın. "PKK'la savaşalım" demişsin "Evet" demişiz, "Suriye ile savaşalım" demişsiniz, "Hayır" demişiz. Ya bugün olsa yine "Hayır" deriz. Siyasette abartmalar olabilir, ama siyaset yalanı kaldırmaz arkadaşlar. Müslümanım diyen birinin yalan söylemesini bu toplumun değerleri kabul etmez.

"Dış politikada elli sefer söyledik. "Yanlış yapıyorsunuz" dedik. Hatırlarsınız koalisyon görüşmeleri sırasında bize gelmişlerdi. "Bu dış politikanın 180 derece değişmesi lazım" dedik. "Siz böyle dediniz diye koalisyon kurmuyoruz" demişlerdi. Şimdi fırıldak gibi 360 derece döndüler.

"İsrail hiçbir taviz vermedi. "Özür dilemişler" nerede?"

"İsrail'e büyük tavizler vererek anlaştılar. İsrail hiçbir taviz vermedi. "Özür dilemişler" nerede? Telefonla dilemişler. Sen Rusya'ya mektup yazdın, özür diledin. Onlar asla özür dilemeyecek. Kalktın üç büyük laf ettin. Tazminatı bile İsrail ödemiyor, "Bir vakfınıza öderiz" diyorlar. Hatırlar mısınız bir bakanımıza düşük koltuk vermişlerdi, tüm bunları sineye çektiler. "Biz İsrail'e muhtacız" dediler, hani sen dünya lideriydin? Ne oldu da birden bire bu koskoca ülkeyi İsrail'e muhtaç haline getirdin. CHP böyle bir anlaşma imzalasaydı, Cuma namazlarında, namaz sonrası bütün camilerde mitingler olurdu. Bütün camilerde mitingler olurdu. Şimdi ben samimi Müslüman kardeşlerime sesleniyorum, dini çıkarları için kullananlara değil "Bizim samimiyetimize inanın" Biz her koşulda Türkiye'nin çıkarlarını savunuyoruz. Her kişinin kimliğine, yaşam tarzına, haklarına saygılı bir partiyiz. Bakın, bakın arkadaşlar bu anlaşmanın ayrıntılarını veriyorum

1) Gazze ablukası olduğu gibi kaldı
2) İsrail'in NATO'ya üye olmasının yolunu açtık
3) OECD üyeliğini açtık İsrail'e
4) İsrail doğalgazını Türkiye üzerinden pazarlayacak
5) İsrail askerlerinin aleyhine açılan tüm davalardan vazgeçtik
6) Özür mektubu bile göndermediler
7) İsrail'in Gazze üzerindeki egemenliğini Türkiye Cumhuriyeti tanımış oldu.
Bütün bunların karşılığını 20 milyon dolara aldılar. 20 milyon dolara Türkiye'nin özgürlüğü İsrail'e satıldı. Tam bir teslimiyet anlaşması!

"Bunlar da Müslüman geçiniyordu. 'Dünya lideriyiz' diyorlardı. Kendi çıkarları için yeri geldi mi Türkiye’yi de satarlar. Tam bir teslimiyet anlaşması. Ne diyordu diktatör bozuntusu. 'Ben görevde olduğum sürece İsrail’le normalleşme mümkün değil.' Mavi Marmara, zaten baştan dediler ya. Aşdod’a gel, biz götürelim. Şimdi nasıl kurtaracaklar, nasıl kıvıracaklar, bunun arayışındalar. Aşdod Limanı’na gitti. Peki kardeşim, buradan da televizyoncular gidiyorlar. İlk yardım geldi diye. Vatandaşı kandırmaya çalışıyorlar. Ve değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin başına bunları açan İHH var. Bunlar başlangıçta bir itiraz edecek gibi oldular. Erdoğan fırçasını attı. 'Siz yardım götürürken dönemin başbakanına mı sordunuz?' dedi. Tık yok. Beslenmeyeceksin, beslenirsen boynuna yuları takarlar. Ses bile çıkaramadılar. İzni Erdoğan kendisi vermiştir. “Otorite biziz, bu izni biz verdik” dedi. Artık bu milletin gerçeği görmesi lazım. Gün veriyorum, tarih veriyorum. Bir Allah’ın kulu çıkıp, “Hayır, bu konuşma doğru değil” diyemiyor.

"Tükürdüler, tükürdüklerini yalattılar. Bir Suriyeli tartışmasıdır gidiyor. Ne diyorlardı? Emevi Camii’nde namaz kılacaklardı, 3 saatte Suriye’ye giriyorlardı. Bırakın Suriye’ye girmeyi, Süleyman Şah Türbesi’ni zor kaçırdılar. 3 milyon Suriyeli geldi. 6 milyon işsiz var, vatandaşlığa alacağız diyor. 17 milyon fakirimiz var. Biz Suriyelilere karşı değiliz, onlar da insan, misafirimiz. Savaştan, ölümden kaçıyorlar. Vatandaşlığı hangi gerekçeyle veriyoruz.

"Gaziantep, eğer bir önlem alınmazsa çok daha ciddi tehlikelerle karşılaşabilir. IŞİD’in yuvalandığı bir yerdir. 500 milyon nüfusu olan Avrupa 500 bin kişi alıyor, biz 3 milyonu alıyoruz. Niçin, hangi gerekçeyle?

"Türkiye’nin açıkça genleriyle oynandı. Güvenlik riski var. Kimin terörist olduğunu, kimin masum olduğunu kimse bilmiyor. Reyhanlı’da iki Suriyeli bomba yaparken öldü. Bütün bu gerçekler dururken, bütün bunları unutuyorsunuz, Suriyelilere vatandaşlık veriyorsunuz. Bakın daha geçen gün Konya’da oldu, bir Suriyeli, bir bizim vatandaşımız hayatını kaybetti. Çatışmalar çok daha farklı noktalara gidebilir. Yönetme güçleri yok bunların.

"O savaşın bitmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Savaş varsa oraya benzin bidonuyla gidilmez. Suriye’nin yeniden onarılması lazım. TOKİ konutlarını vereceğim diyorsun. Suriye’de yanan yıkılan evler var. Onları yapalım. Hiç kimse dedesinin, babasının bulunduğu toprakları terk etmek istemez. Ama savaş varsa zorunlu kaçıyorlar. Sokaklarda dilenen binlerce Suriyeli var. Milli irade diyorsun, Referandum yapalım. Bakalım millet ne diyor."



http://t24.com.tr/haber/kilicdaroglu...nusuyor,349546
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.07.16   #1397
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Dünya
ABD:
Bahoz Erdal’ın öldürüldüğünü
teyit edemeyiz;
Cizre’deki sivil ölümleri iddiasını
çok ciddiye alıyoruz!


"Türkiye’yi tam bir soruşturma ile bu iddiaları değerlendirmelerini teşvik ediyoruz"

- A +
TARİH
12 Temmuz 2016 21:32
İLGİLİ HABERLER

AA: Bahoz Erdal öldürüldü, PKK: Görevinin başında
Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş: Bahoz Erdal'ın öldürüldüğüne dair iddia henüz teyit edilmedi
İnsan Hakları İzleme Örgütü: Türkiye, sivil ölümlerinin araştırılmasını engelliyor!
“Bahoz Erdal’ın durumunu günlerdir öğrenemeyenler mi örgütün lider kadrosuna eylem yapacak?”
Başbakan Yıldırım: Bahoz Erdal’ın öldürülmesinde tereddüt yok, biraz daha bekleyel

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Anadolu Ajansı’nın (AA) duyurduğu PKK'nın üst düzey yöneticilerinden 'Bahoz Erdal' kod adlı Fehman Hüseyin'in Suriye'de öldürüldüğünü iddiasını teyit edemeyeceklerini söyledi.

Kirby, İnsan Hakları Gözlemevi’nin (HRW) başta Cizre olmak üzere güneydoğu bölgesinde son aylarda yerlerinden edilen ve hukuksuz öldürüldüğü iddia edilen vatandaşlarla ilgili yapmak istedikleri araştırmaya Türk hükümeti tarafından izin verilmediğini açıkladığı raporunu da çok ciddiye aldıklarını ifade etti.

İlhan Tanır’ın haberine göre, Kirby bu rapordan yeni haberdar olduklarını ve konu üzerinde çalıştıklarını vurguladı ve şunu ekledi:

‘’Tabi ki bunlar ciddi konular. Bunlar ciddi endişelere neden oluyor. Ama HRW raporuna, bulgularına bakmadan önce yorum yapmam yerinde olmaz. Genel olarak göçmenlere ve masum sivillere kötü davranılması hakkındaki iddiaları çok çok ciddiye alıyoruz. Bunların tam ve şeffat şekilde soruşturmalarını ve sorumluların hesaba çekilmesini görmek isteriz.’’

Bu iddiaların aylardır dillendirildiği ve kendilerine sorulduğu hatırlatıldığında ise Kirby, ‘’Dediğim gibi bu tip iddiaları çok, çok ciddiye alıyoruz. Kimse bu tip şeylerin olduğunu görmek istemez. Türkiye’yi tam bir soruşturma ile bu iddiaları değerlendirmelerini teşvik ediyoruz. Rapor hakkında spesifik konuşamayacağım ama genel olarak bu konuyu çok, çok ciddiye alıyoruz.’’
http://t24.com.tr/haber/abd-bahoz-er...liyoruz,349638
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 13.07.16   #1398
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Bahoz Erdal'ın
ses kaydı yayımlandı

POLİTİKA13 Temmuz 2016 17:38

Anadolu Ajansı'nın öldürüldüğünü iddia ettiği PKK komutanlarından Bahoz Erdal'ın Dengê Kürdistan radyosunda ses kaydı yayımlandı.


Anadolu Ajansı'nın öldürüldüğünü iddia ettiği PKK komutanlarından Bahoz Erdal'ın Dengê Kürdistan radyosunda ses kaydı yayımlandı.

Bahoz Erdal, Qamişlo'da kendisine yönelik bir saldırı gerçekleştirildiği iddiasının doğru olmadığını söyledi. İktidarın psikolojik savaş yöntemlerine başvurduğunu belirten Bahoz Erdal, "Türk medyası ve devletinin yayınladığı haberler doğru değildir. Bunların gerçekle alakası yoktur. Özel savaşın bir yöntemidir. Yalan siyasetinin bir parçasıdır. Gündem değiştirmek istiyorlar. Gerçek budur" dedi.

Bahoz Erdal, AKP'nin Rojava'daki ve Türkiye'deki gelişmelerden endişeli olduğunu söyleyerek "AKP seçim döneminde ‘istikrar ve barış için tek başına iktidar olmalıyım, iktidar olmazsam savaş devam edecek’ diyordu. Ama şu anlaşıldı ki, AKP kendi iktidarı için halklar arasında savaş dışında bir şey yapmıyor" ifadelerini kullandı.

Bahoz Erdal, açıklamasında "Biz sanki AKP yönetimine yerimizi mi söyleyeceğiz. Yerimizi söylemek mecburiyetimiz yok" dedi.

Anadolu Ajansı, iddiasını Ahrar Şam'a bağlı Til Hemis Tugayları'na dayandırmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetten yapılan açıklamalarda Bahoz Erdal'ın öldürüldüğü iddiasının teyidine çalışıldığı belirtilmişti.

Bahoz Erdal, bugün El Cezire Televizyonu muhabiri Ahmet Zawiti'ye konuşarak iddiaları yalanlamıştı. (HABER MERKEZİ)

Bahoz Erdal'ın ses kaydını dinlemek için


Öldürüldüğü söylenen Bahoz Erdal El Cezire’ye konuştu

tıklayın
www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (13.07.16 Saat 22:11 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 13.07.16   #1399
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


Dünya
ABD:
Türkiye'den Güneydoğu'daki yıkım ve
sivil ölümleri için
savcılara araştırma izni vermesini istiyoruz


Dışişleri sözcüsü Kirby, Hurşit Külter için araştırma yapacaklarını söyledi

- A +
TARİH
13 Temmuz 2016 22:13
İLGİLİ HABERLER
İnsan Hakları İzleme Örgütü: Türkiye, sivil ölümlerinin araştırılmasını engelliyor!
ABD: Bahoz Erdal’ın öldürüldüğünü teyit edemeyiz; Cizre’deki sivil ölümleri iddiasını çok ciddiye alıyoruz!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, “Biz Türk hükümetinden Cizre ve diğer şehirlerdeki sivil ölümler ve sivillere ait yapıların yıkımları hakkında etkili bir soruşturmanın Türk savcıları tarafından yapılmasına izin vermesini talep ediyoruz” dedi. Kirby, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu’nun bölgede yapacağı araştırmaya hükümet tarafından izin verilmediğini hatırlatarak “BM ve diğer sivil toplum kuruluşlarının bu bölgeye ulaşımlarını sağlayarak nelerin meydana geldiğini rapor altına almalarını talep ediyoruz” dedi.

Kirby, 45 günden fazladır kendisinden haber alınamayan Hurşit Külter hakkındaki bir soru ile ilgili de Külter için araştırma yapacaklarını söyledi.

Haberdar’dan İlhan Tanır’ın haberine göre, Kirby şunları söyledi:

‘’BM’nin İnsan Hakları Komisyonu başkanının (Zeid Ra’ad al Hussein) bir BM ekibinin Türkiye’nin güneydoğusunda askeri operasyon sırasında güvenlik güçlerinin kentlerde işlediği potensiyel insan hakları ihlallerinin değerlendirmesini yapmak için mektupla izin talebine Türk hükümetinin cevap vermediği haberlerinin farkındayız. Biz Türk hükümetinden Cizre ve diğer şehirlerdeki sivil ölümler ve sivillere ait yapıların yıkımları hakkında etkili bir soruşturmanın Türk savcıları tarafından yapılmasına izin vermesini talep ediyoruz. BM ve diğer Sivil Toplum Kuruluşlarının bu bölgeye ulaşımlarını sağlayarak nelerin meydana geldiğini rapor altına almalarını talep ediyoruz. Son olarak Türkiye’den mümkün olan bütün tedbirleri alarak sivilleri bunu uygun bir şekilde korumasını talep ediyoruz.’’

Konu ile ilgili olarak sorulan bir başka soruya karşılık da Kirby, ''Türkiye’nin bu soruşturmaları ve izinleri NATO müttefiği olmasından dolayı değil, doğru olanın bu olmasından dolayı vermesi'' gerektiğini kaydetti ve bu konuda kendi görüşlerini ifade etmekte çekingen davranmayacaklarını ekledi.


http://t24.com.tr/haber/abd-turk-huk...diyoruz,349811
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.07.16   #1400
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DEMOKRATİK çözüm için MÜCADELE.!!!.


ABD Kongresi'nde 'Türkiye,
El Nusra'ya silah gönderdi' tartışması


ABD Kongresi'nde Türkiye hakkında çok çarpıcı sözlerin dile getirildiği bir tartışma yaşandı. Kongrede ilk kez açık bir şekilde, Türkiye'nin El Nusra'ya silah gönderdiğinden bahsedildi.


cumhuriyet.com.tr Yayınlanma tarihi: 14 Temmuz 2016 Perşembe

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesine bağlı Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler Alt komitesinde Cumhuriyetçi Milletvekili Dana Rohrabacher’in başkanlık ettiği toplantıda ‘’Türkiye’de gerileyen Demokrasi’’ başlığıyla Türkiye’deki son gelişmeler tartışıldı.

Alt komitede uzman olarak Washington’daki Woodrow Wilson Center’dan Henri Barkey, Center for American Progress’den Alan Makovsky ve Rethink Institute’den Fevzi Bilgin’den görüş alındı. Milletvekilleri daha sonra sorularını uzmanlara sordu.

İlhan Tanır'ın Haberdar'da yer alan haberine göre, komite toplantısında Türkiye’nin belki de ilk kez açık bir şekilde El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan El Nusra’ya yıllarca yardım ettiği, silahlandırdığı kayda geçti.

Komite üyelerinden Michigan Cumhuriyetçi Milletvekili David Trott, uzmanlardan ABD ile Türkiye’nin Suriye politikasına bakışlarındaki farkı değerlendirmesini istedi.

Bu soruya Henri Barkey şöyle cevap verdi: ‘’İlk dönemde Türkiye ile ABD, Suriye politikalarında yakın pozisyonlarda idi ve Esad’ın altı ay içinde ayrılacağını düşünüyordu. Muhalefet başarısız kalınca Türkiye’nin El Nusra'ya (El Kaide) destek verdiğini gördük.''

''Obama, Erdoğan'dan El Nusra'ya Yardımını Kesmesini istedi''

Barkey devam etti: ''2013 yılında (Mayıs ayında) Erdoğan Beyaz Saray’a geldiğinde kendisinden El Nusra’ya desteğini durdurması istendi. Problem ise şu oldu: El Nusra desteklenmesi sürecinde Türkiye’de cihadçıları desteklemek için büyük bir altyapı oluşturuldu. Bu yapı El Nusra’ya eleman ve silah gönderdi, bunu hükümetin desteğiyle yaptı. Bu süreçte ayrıca insanlar IŞİD’e de gitti bu kanaldan. Şu an ABD için öncelik IŞİD. Erdoğan için ise önce PYD, sonra Esad ve daha sonra IŞİD. Bu açıdan aynı sayfada değiliz.''

Bir süre sonra söz hakkını alan Demokrat Partiden Kongre Milletvekili Tulsi Gabbard ise aynı konuda sorular sormaya devam etti ve Barkey ile şu konuşmalar geçti:

Kongre Üyesi Gabbard: Türkiye doğrudan IŞİD, El Kaide ve El Nusra’yı Güçlendirdi

Gabbard: Barkey’in bahsettiği Türkiye’nin silandırdığı ve doğrudan yardım ettiği El Nusra -ki El Kaide bağlantılı, bu konu bugünkü konuşmamızın da tam kalbi olan Türkiye ile ilişkilerimize gidiyor aynı zamanda. Bizim bir numaralı önceliğimiz IŞİD, El Kaide ve diğer cihadi grupları mağlup etmek olmalı.


Türkiye ise doğrudan ve dolaylı olarak onları (El Kaide) yıllardır destekliyor. İfade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, demokratik eksiklikler, insan hakları ihlallerine bakıldığımızda.. Yine geçen yıl yapılan seçimlerin ne şekilde Erdoğan’ın avantajına manipüle edildiğine şahit olduk. Suriye içinde de Esad’ı düşürmek isteyen Erdoğan’ın tam karşımızda olduğumuzu görüyoruz. Sahada şüphesiz IŞİD’e karşı en istikrarlı, sadık müttefikimiz olan Kürtleri bombaladığını görüyoruz.Türkiye’nin yaptıkları IŞİD, El Kaide ve El Nusra gibi grupları doğrudan güçlendirdi.

ABD Kongre Üyesi: Türkiye’nin müttefiklik statüsünü korumasını nasıl savunabiliriz?

Kongre üyesi Gabbard konuşmasına şu şekilde devam etti:

Gabbard: Soru şu, NATO müttefiki ve ortağı oldukları iddiası var ama gerek demokratik değerlere bakıldığında gerekse ABD’nin çıkarlarına doğrudan zıt olan ve bizim güvenliğimize tehdit oluşturan hedeflerine bakıldığında Türkiye’nin müttefik statüsünü devam ettirmesini nasıl savunabiliriz? Bunlara son bir ek olarak sorarsam, şu anki hükümetin politikalarını değiştirme kapasitesine, hatta bunu istediklerine dair bir yol görüyor musunuz ki böylece gerçekten bir müttefik, ortağımız olsunlar?

Barkey: ABD Türkiye’yi zorlamayı istemiyor

Bu sorulara karşılık olarak başkentte on yıllardır Türkiye ve bölgesi hakkındaki yorumları ve analizleri tanınan Barkey şu cevabı vedi:

"Bu 64 bin dolarlık bir soru. Bu durum biraz da ABD’nin tuttuğu pozisyona göre değişir. Biz her zaman için Türkleri zorlamaktan çekindik. Günlük olarak Türk ve Amerikalı bürokratlar binlerce farklı konuyu konuşurlar yakın müttefikler olarak. Bu ittifağın hitap ettiği bir altyapı bulunuyor Türkiye’de. ABD, pozisyonlarında ısrarcı olmaz. Bakınız Putin’e örnek olarak değil ama Putin: pozisyonunda ısrar etti ve Erdoğan tamamen taviz verdi ona karşı. "

Barkey: Obama, Kobani’de Kürtleri Destekleme kararını yardımcılarına rağmen aldı

Kongre üyesi Gabbard’ın sorusu: Çok seyrek bir şekilde ABD’nin pozisyonunda ısrarcı olduğunu söylediniz. Nedir ABD’yi korkak yapan ve kendi pozisyonunu korumakta çekingen kılan?

Barkey: Her zaman için NATO müttefikliği zemini var. Biz Türkiye ile çok içiçe geçmiş durumdayız. Genel olarak (Amerikan) bürokrasisi oldukça korkak. Örneğin Kobani’de Kürtleri destekleme kararı Başkan Obama’dan çıktı, Dışişlerinin ve Beyaz Saray’daki danışmanların karşı gelmesine rağmen. Bundan sonra Türkiye İncirlik’i de açtı. Erdoğan problem olsa da Türkiye temelde uzun dönemli bir müttefik, her ne kadar biz bu ilişkileri iyi yönetememiş olsak da.

Kongre Üyesi Weber: Türkiye El Kaide yerine ülkedeki basınla kavga etmedi mi?
Bir başka Cumhuriyetçi Parti Kongre üyesi Texaslı Randy Weber de Türkiye’nin El Nusra’yı silahlandırması konusunda sorular sordu. Weber ile Barkey arasındaki diyalog şöyle geçti:

Weber: Siz Türkiye’nin El Nusra’yı silahlandırdığını mı söylediniz.

Barkey: Evet, silahlandırıyordu.

Weber: Ne zaman (Türkiye’nin El Nusra’yı silahlandırması) durdu?

Barkey: Tam olarak belli değil. 2013 yılında biz Türkiye’den silahlandırmayı durdurmalarını istedik ama bunun durması zaman aldı. Bununla birlikte hükümetten bağımsız olarak birçok gayri resmi ağlar bulunmakta ve bunlar hem IŞİD hem de El Nusra yı desteklemeyi devam etmekte. Örneğin son havaalanı saldırısında bu ağların yardımı oldu. Bu hükümet tarafından destekli değil.

Weber: Eğer Türk hükümeti haber kanalları, basın ve muhalefetle uğraşır, gözlerini kaparsa olacağı bu değil mi?

Barkey: Tamamen.

Alan Makovsky: ABD İmkanlardan Mahrum Kalacağından Korktuğu İçin Türkiye’yi Eleştirmiyor


Kongre’nin Dışilişkiler Komitesinin en kıdemli profesyonel danışmanı olarak 2001 ile 2013 arasında görev almış Makovsky ilk kez bu kez uzman olarak Kongre’de konuştuğunu açıkladı. Alan, Türkiye’nin özellikle bulunduğu yer nedeniyle önemli bir müttefik olduğunu hatırlatma gereği duydu. ABD’nin eğer Türkiye’yi eleştirirse ülkedeki İncirlik gibi bazı önemli imkanlardan mahrum kalmaktan korktuğunu kayda geçirdi. ‘’Bu korkuya yenilmemek gerekir çünkü birçok Türk meşru olarak özgürlük konularında ABD’den tepki bekliyor. Dost gibi eleştirebiliriz, düşman gibi değil.’’

Makovsky, Türkiye ile ilişkilerde dört prensip saydı: Türkiye’yi dışarıdan gelen tehditlere karşı savunmamız gerekir. Patriot’ların geri çekilmesi hataydı. İkinci olarak Türkiye’yi PKK’ye karşı meşru müdaafada desteklemeliyiz. Türkiye’nin bazı Kürt şehir ve bölgelere saldırıları ise sadece Kürtleri daha da ötekileştirmektedir. Basın konusunda tepkilerimizi göstermeliyiz. Kürtlerin kültür hakları ve demokratik ifade özgürlüğünü de desteklemeliyiz.

Makovsky: ABD, Türkiye’ye bağımlılığını azaltlmanın yollarına bakmalı

Bölgede uzun dönemli olarak İncirlik’in yerine başka alternatifler olup olmadığına ABD hükümetinin bakması gerektiğini vurgulayan Makovsky bu şekilde hiç değilse Türkiye’ye olan bağlılığın azaltılmasının yollarına bakılmasında yarar olduğunu da ekledi. Türkiye’deki gidişatın ‘’daha çok bağımsızlığa doğru’’ olduğunu da ekleyen Makovsky, bu trendin değişeceğine dair bir işaret olmadığını düşündüğünü söyledi.

Makovsky: Türk Hükümetinin Kürtlere Saldırısı Büyük Hata

Türkiye’nin demokasisi her yönüyle hızla kötüleşiyor. Erdoğan IŞİD’i Gülenciler veya PKK kadar ciddi bir tehdit görmüyor. ‘’Kürtlere karşı güneydoğudaki saldırı büyük bir hata bence. PKK de hatasız değil. PKK’nin farklı yerlerde otonomi ilan etmesi hataydı, silah hazırlığı yapması hataydı ama Türk Ordusunun cevabı büyük bir yıkımı getirdi, yüzbinlerce insan yerlerini terketti ve bu çok az ilgi gördü. Cizre’deki resimler Kobani’yi anımsattı. PKK hatasız değildi ama Türkiye’nin cevabı Kürt toplumunun ötekileştirdi. Diyalogu da daha zorlaştırdı.’’

Makovsky: ABD-Türkiye arasındaki bir numaralı sıkıntı şu an PYD konusu. Türkiye, ABD’nin terörizm grubuna desteği olarak görülüyor ABD’nin PYD yaklaşımını.

Makovsky: Türk hükümetini Gülen Hareketini terörist ilan etmesi saçmalık.

Onların barıştan başka hiçbir şey desteklediğini görmedim. Ayıca fen bilimlerine ağırlık vermeleri çok önemli. Ama poiis ve yargının içinde ciddi bir azınlık Gülenist çünkü birçok kişi güç kullanmak istedi. Şartların gösterdiği kanıtlar Gülencilerin özellikle 2008-2011 arasındaki asker karşıtı davalarda kullandığı görülüyor.

Rohrabacher: Gülen Hareketi Masonları Anımsatıyor

Alt Komite Başkanı California Eyaletinden Cumhuriyetçi Parti Milletvekili Dana Rohrabacher’in açılış konuşmasında Türkiye’ye ağır eleştiriler getirmesi ile dikkat çekti. Erdoğan’ın politikalarının Türkiye’yi bölgede yakın tarihte hiç görülmemiş şekilde izole hale getirdiğini kaydeden Rohrabacher, ayrıca ülkedeki basın, ifade özgürlükleri başta olmak üzere genel olarak özgürlüklerin çok üzücü bir gerileme yaşadığını vurguladı.

Rohrabacher, Türkiye ile Pakistan’ı karşılaştırdı. Erbil veya Kuveyt’in İncirlik’e alternatif olarak hava üslerinin kullanabileceğini hatırlattı. Rohrabacher Gülen Hareketine bağlı bazı kimselerle konuştuğunu, grubun hoşgörülü bir İslam’ı desteklediğini gördüğünü söylerken, yine Gülen Hareketini Rotary veya Masonlara benzer bir gruplaşmaya sahip oldukları izlenimini verdiğini not etti.

Gregory Meeks

Komitedeki Demokrat Partinin en kıdemli milletvekili olan New Yorklu Gregory Meeks, Kongre’nin Türkiye’deki demokrasi gelişiminden endişeli olduğunu, son zamanlarda Türkiye’deki üniversite ve basına karşı baskının özellikle kaygı verici verici olduğunu söyledi.

David Trott: Brookings’de böyle davrananlar Türkiye’de neler yapmaz

Komitenin üyelerinden Michigan eyaleti temsilcisi David Trott, Türkiye’yi her eleştirdiklerinde Türkiye’den ‘’ama biz NATO müttefiğiz’’ bahanesi geldiğini ama gidişatın kaygı verici olduğunu not etti. Son zamanlarda İnsan Hakları İhlalleri İzleme Örgütünün Türkiye’nin güneydoğunda soruşturma yapma talebiniin reddedildiğinin görüldüğünü vurguladı. Brookings kurumunun önünde medya mensuplarını taciz eden, saldıran hatta kurumdan dışarı atmaya çalışan Erdoğan’ın korumalarının Türkiye’de nasıl hareket edebileceklerini hayal etmeye çağırdı.

Henri Barkey: Her kesim baskı altında

Barkey konuşmasında ise Türkiye’deki basının olağanüstü bir baskı altına olduğunu söyledi ve ekledi: ‘’Gazeteciler işten atılıyor, gazetelere el konuyor, diğer tarafta ise hükümete ve cumhurbaşkanına hizmet eden bir propaganda medyası oluşturuluyor. Freedom House’ın Türkiye medyasını ‘özgür değil’ demesi önemli. Sivil toplumdaki her kurum baskı altında. İş dünyası, akademi ve akademiden atılan öğretmenler. Yargı. Hatta özel kişiler dahi büyük baskı altında. İki bine yakın kişi cumhurbaşkanına hakaretten mahkemeye verildi.’’

Barkey: Erdoğan’ın iki zayıflığı

‘’Erdoğan değişti çünkü hep kazandı ve kendisini halen korumasız hissediyor. Anayasal olarak asıl güç başbakanlıkta.’’

Erdoğan’ın kendisini korumasız hissetmesinin ikinci nedeni ise PKK ve Kürtlerle müzakerelerini bitirmesinden geliyor. PYD’nin PKK ile birleşip tehdit oluşturacağını düşündü. Barkey, Erdoğan’ın PYD’yi Türkiye’ye yönelen en büyük tehdit olarak gördüğünü kaydetti. Barkey’e göre halbuki PYD, aynen KRG gibi Türkiye ile iyi ilişkiler arıyordu.

Barkey: Gülen Hareketi Kürt Ulusal Hareketine Çok Sert Davrandı

Gülen Hareketi Erdoğan ilk geldiğinde ona büyük destek verdi. Ama Kürtlere karşı çok sert davrandı. Gülenci hakim ve savcılar Kürtleri hapise göndermekte hiç tereddüt etmedi. Gülenciler Kürt Ulusal Hareketine karşı çok sert davrandılar. Eskiden Erdoğan ve Gülenciler Askere karşı idi ve şimdi Erdoğan ile Asker Gülencilere karşı, ittifak değişti denebilir.

Fevzi Bilgin

Başkentte Gülen Hareketine yakınlığı ile bilinen Rethink Institute’nün kurucularından ve başkanı Bilgin, konuşmasının büyük kısmını Gülen Hareketini anlatmakla geçirdi. Gülen Hareketinin Aralık 2013’deki yolsuzlukluk davaları sonrasında Erdoğan’ın hedefine oturtulduğunu, Hareketin kısa zamanda büyüklüğüyle birlikte siyasi etki göstermek isteyenlerce zaman zaman kullanıldığını da ekleyen Bilgin, Gülen Hareketinin AKP ile yakınlaşmasıyla AKP’ye düşman olan birçok farklı grubu küstürdüğünü de söyledi.


http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/d...artismasi.html

**************************************
DİKTATÖRLÜK,
EL NUSRA,
IŞİD VE TÜREVLERİNE,
HALADA DESTEK VERİYOR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 3 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 3 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özgür Demokratik Alevi Hareketi Hacklendi Cihan Tanışma/Kaynaşma Bölümü 2 29.09.12 21:08
Alevilerin Demokratik Anayasa Konferansı Hakkında Alevi Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 0 17.12.11 22:44
Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu? Alevi Alevi Araştırmaları 0 19.09.10 23:38




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2