Sponsor Reklamlar


Kemiklerin sessiz hırsızı: Osteoporoz...

 Yaşam Katagorisinde ve  Sağlık Servisi Forumunda Bulunan  Kemiklerin sessiz hırsızı: Osteoporoz... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 06.09.09   #1
tuncer yilmaz
tuncer yilmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 195
Rep Puani : 11
Standart Kemiklerin sessiz hırsızı: Osteoporoz...


Kemiklerin sessiz hırsızı: Osteoporoz...

Osteoporoz, ortalama yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun artmasıyla, birlikte günümüzde en sık görülen hastalıklardan biri haline gelmiştir.

(Habersaglik-Istanbul) Yapılan çalışmalar; 50 yaş üzerindeki her 3 kadından 1’inin ve her 5 erkekten 1’inin, hayatının bir döneminde kırık yaşayacağını gösterirken, uzmanlar en iyi tedavinin korunma olduğunun altını çiziyor.
Osteoporoz, vücudumuzdaki kemiklerin sertliklerinin azalıp, kalitelerinin bozulması sonucunda daha zayıf ve kırılabilir hale gelmeleri ile ortaya çıkan ve tüm iskeletimizi etkileyen sistemik bir hastalıktır. En önemli sonucu ise vücutta oluşan kırıklardır. Osteoporoz, daha çok kadınların yaşadığı maruz kaldığı bir hastalık olarak bilinse de, aslında erkekleri de etkileyen önemli bir sağlık problemi. Yapılan çalışmalar, 50 yaş üzerindeki her 3 kadından 1’i ve her 5 erkekten 1’inin hayatının bir döneminde kırık yaşayacağını gösteriyor.
Osteoporozun bilinen en önemli risk faktörü ise yaşlanma. İçinde bulunduğumuz yüzyılda hastalıkların tanı ve tedavisinde yaşanan olumlu gelişmeler, insanların ortalama yaşam sürelerini uzatsa da, yaşla birlikte artan pek çok hastalık gibi osteoporozu da sağlık gündeminin ilk sıralarına oturtuyor. Çünkü, tüm dünyada yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte osteoporoz ve osteoporoza bağlı kırıkların görülme sıklığında da önemli bir artış yaşanıyor. Günümüzde, kalça kırıklarından ölüm, kalp ve kanser hastalıklarına bağlı ölümlerden sonra üçüncü sırayı alıyor.
Osteoporozun, kadınlarda özellikle menopozdan sonra sık görülen bir kemik hastalığı olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, osteoporozun önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın, bu konudaki bilgi eksikliği yüzünden büyük kitlelerin kırık riski ile karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Sağlık bilincinin en yüksek olduğu ABD’de bile osteoporozlu veya düşük kemik yoğunluğu olan hastaların yarısının bu durumun farkında olmadıklarını ifade eden Prof. Dr. Akı, “ABD’de 10 milyon osteoporoz hastası bulunuyor. Yaklaşık 34 milyon kişi ise düşük kemik yoğunluğuna sahip. Bu hastaların yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor. Ayrıca bu hastaların yarısı durumlarının farkında bile değil. Hastalar, kırıkla hekimin karşısına geldiklerinde ise artık çok geç oluyor. Oysa osteoporoz konusundaki en başarılı tedavi korunmadır.” diyor.


KEMİK KAYBI 30 YAŞINDAN SONRA BAŞLIYOR

Kemikler aslında olarak yapım ve yıkım faaliyetleriyle sürekli yenilenen canlı dokular. Bu yapım ve yıkım süreci, kadınlarda 30 yaşına kadar dengeli bir şekilde devam ederken, bu yaştan itibaren denge, yıkımın lehine değişiyor. Doruk kemik kütlesinin oluştuğu 30 yaşından sonra kadınlarda, yıllık yüzde 0.5'lik bir oranda geri dönüşümsüz kemik kaybı başlıyor. Bu kayıp, özellikle menopozdan itibaren daha da hızlanıyor ve menopozda olan bir kadın her yıl tüm vücut kemik dokusunun yüzde 1 ile 1.5'lik bir kısmını kaybediyor. Bu kayıplar, 10 ile 15 yıllık hızlı bir dönemden sonra oldukça azalıyor. Bu aşamaya kadar kaybedilen kemik dokusu miktarı, kadının ileride kemik kırığıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirleyen en önemli etkenlerden birini oluşturuyor. Osteoporoz en fazla, vücudun yükünü taşıyan omurları etkiliyor. Tüm osteoporoz olgularının yüzde 47'si omurlarda, yüzde 20'si kalçada, yüzde 13'ü bileklerde ve yüzde 20'si diğer kemiklerde görülüyor. Omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak, özellikle ileri yaşlarda boyda kısalma oluşabiliyor. Başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde de, hafif düşmeler sonucunda veya kendiliğinden, ölümcül olabilen kırıklar oluşuyor. Osteoporozun en önemli sonucunun kırık ve buna bağlı olarak gelişen sakatlıklar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akı, “50 yaşın üzerinde kalça, omur ve el bileği kırılma riski, kadınlarda yüzde 40, erkeklerde ise yüzde 13 olarak kabul ediliyor. Bu istatistiksel veriler, her 50 yaşın üzerindeki 10 hastadan 4 tanesinin kalça, omur ya da el bileği kırığı ile karşılaşma riskine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Kırığın maliyetlerini ve sosyal yönünü ortaya koyduğunuzda ise ortaya büyük problemler çıkıyor. Bugün ABD de yılda 1.5 milyon kırık meydana geliyor. Bunun 300 binini kalça, 700 binini omur, 250 binini el bileği, 300 binini ise diğer kırıklar oluşturuyor. Kalça kırığına maruz kalan hastaların yüzde 20’si, ne yazık ki ilk 1 yıl içerisinde kaybedilirken, yüzde 30’dan fazlası sakat kalıyor. 1990’lı yılların başında 1.7 milyon olan kalça kırığı sayısının, 2050 yılında 6.5 milyona çıkacağı öngörülüyor.zannediliyor” diyor.


OSTEOPOROZUN RİSK FAKTÖRLERİ

Prof. Dr. Akı, osteoporozun risk faktörlerini, majör ve minör risk faktörler olmak üzere iki başlık altında topluyor. Majör risk faktörleri arasında en çok düşük kemik yoğunluğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akı, menopoz yaşı olarak kabul edilen 45-50 yaşlarında döneminde mutlaka bir kez kemik yoğunluğu ölçümü yaptırılması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Akı, “Risk faktörleri değerlendirildikten sonra bu ölçümlerin ne sıklıkta tekrarlanacağının hekim tarafından belirlenmesi gerektiğini belirtmekte. Genellikle bizim tercihimiz 1 yıldır. Ama 2 yılda bir tekrarlamak da oldukça yaygın. Aslında ilk yıl ve daha sonraki yıllarda elde edilen sonuçlar kaç yılda bir tekrarlanması gerektiğini ortaya koyuyor.” diyor. İkinci risk faktörünün yaş olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akı, “Kemik yoğunluğu aynı olan biri 50, diğeri 80 yaşındaki iki hastanın kırığa maruz kalma riski birbirinden çok farklıdır. 80 yaşındaki hastanın kırığa maruz kalma riski 50 yaşındakine göre çok daha fazladır. Çünkü yaşla birlikte kemik kalitesi de bozulur. Kalitenin bozulması, yoğunluk ne olursa olsun kırık riskini artırmaktadır. Geçmişteki bilgilerimizin aksine, kırık riskini değerlendirirken artık sadece kemik yoğunluğuna değil, kemiğin inorganik mikromimari yapısı ve kalitesine de bakıyoruz” diye konuşuyor. Geçmişte Geçirilmiş olan kırıkların da kırık riskini artırdığının altını çizen Prof. Dr. Akı, “Eğer hastanın geçmişinde bir omur kırığı varsa, 1 yıl içinde yeni bir omur kırığı oluşma riskinin 5 kat, artıyor. kalça kırığı riskinin ise 3 yıl içinde 2 kat arttığını söylemek mümkün. Anne, kız kardeş ya da teyzelerde geçirilmiş bir kırık hikayesi varsa, yeni bir kırık geçirme riski 1 yıl içinde 1.5 ile 2 kat arasında artıyor” diye ekliyor. Osteoporozun minör risk faktörlerinin başında ise cinsiyet yer alıyor. Çünkü her 5 kırıktan 4’ü kadınlarda görülüyor. Beyazların kırık riski ise Afrikalı kadınlara oranla çok daha yüksek. Günümüzde genetik özelliklerin de kemik yapısını yüzde 70 ile 80 oranında etkilediği düşünülüyor. Aşırı alkol ve kafein tüketimi, kortikosteroid adı verilen ilaç grubunun ve tiroid tedavisinde kullanılan ilaçların uzun süreli kullanımı da osteoporoz riskini artıran nedenlerden. Östrojen hormonunun eksikliği de osteoporozun gelişimini tetikliyor. Erken menopoz ya da cerrahi girişim sonucu meydana gelen menopoz, kemiğin yapım ve yapım dengesini yapım aleyhine bozuyor. Bu nedenle 38 yaş ve öncesinde herhangi bir nedenle menopoza girmiş olan kadınların, osteoporoz açısından yakından incelenmesi gerekiyor. Ayrıca tiroid bezi, ağır karaciğer ve böbrek hastalıkları, bazı romatizmal hastalıklar yine minör faktörler arasında yer alıyor.

KIRIKLARA DİKKAT!

Osteoporozun en önemli belirtisinin kırık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akı, “Kırık olmadığı sürece osteoporoz belirti vermez. Halk arasında osteoporozla ilgili yanlış bilinen şey, osteporozun ağrıya neden olabileceğidir. Kırık olmadığı sürece osteporoza bağlı ağrı olmaz oldukça nadirdir. Omurga üzerinde ortaya çıkan kırık sonucu; boy kısalır, duruş bozukluğu ve kamburluk ortaya çıkar. Kamburlaşma sonucunda kemikler, karın boşluğu ve göğse baskı yapar. Buradaki organlar olumsuz etkilenirken hastanın vücut imajı bozulur. Vücut imajının bozulması psikolojik sorunların ortaya çıkmasına, osteoporoz hastasının toplumdan uzaklaşmasına neden olur” diye konuşuyor. Osteoporozun teşhisindeki ve tedavinin takibindeki altın standardın, kemik mineral yoğunluğu ölçümü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akı, “Bunun yanı sıra kırık olup olmadığını anlamak için hastaların sırt ve bel filmlerini rutin olarak istiyoruz. Ayrıca menopoz dışında osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığını sorgulamak açısından kan ve idrar tahlilleri yaptırıyoruz.” diyor.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Osteoporozun tedavisinde geçmiş yıllarda ilk akla gelenin hormon tedavisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Semih Akı, ancak son yıllarda bu tedavinin pek önerilmediğine dikkat çekiyor. “Hormon tedavisinin sadece terleme, ateş basması, uykusuzluk, sinirlilik gibi menopozun diğer etkilerinin yoğun olarak yaşandığı zaman kullanılması gerekiyor. Onun dışında sadece osteporoz tedavisinde hormonun yeri yok. Osteoporoz tedavisinde amaç kırıkların önlenmesi, kemik mineral yoğunluğunun korunması ve hatta arttırılması,kırığa ve duruş bozukluğuna bağlı şikayetlerle mücadele ve günlük aktivitelerin maksimuma çıkarılarak yaşam kalitesinin artırılması olmalı. Onun yerine bifosfonatlar, stronsiyum gibi elementler, selektif östrojen reseptör modülatörleri yani SERM’ler, kalsitonin, parathormon, bitkisel kaynaklı östrojen ihtiva eden ilaçlar tercih ediliyor. Tedavide mutlaka kemiğin yapı taşı olan kalsiyumun ve kalsiyumun emilimini artırmak için D vitamininin yer alması gerekli ve kalsiyumu kemikten sökmek için de bir ilaç kullanılmalıdır” diye konuşuyor.

EN İYİ TEDAVİ KORUNMA

Osteoporozdan korunma anne rahminde başlıyor. Bebeğin anne karnındaki beslenmesi kemik sağlığını yakından etkiliyor. Korunma, doruk kemik kütlesini maksimuma çıkarmak anlamına geliyor. Kemik kütlesi genellikle 30 yaş civarı maksimuma ulaşıyor. Bu nedenle 30 yaşından önce kemik kültesi dolayısıyla yoğunluğu ne kadar yükseltilirse, arttrılırsa kırık riski o kadar azalıyor. Korunmanın amaçlarından biri de menopozla hızlanan ve yaşlanma ile devam eden kemik kaybını minimuma düşürmek. Bu arada düşmeyi önlemek de, korunmanın bileşenlerinden birini oluşturuyor.
Doruk kemik kütlesini maksimuma çıkarmak için önemle üzerinde durulan konulardan biri egzersiz, diğeri de beslenmenin düzenlenmesi. Bu yüzden çocukların; basketbol, voleybol, ip atlamak, zıplamak ve dans etmek gibi kemik yoğunluğunu artırıcı fiziksel aktivite ve egzersizler yapmaya teşvik edilmesi gerekiyor. Ancak ileri yaşlarda bu sporları yapmak zor olduğu için hastalara bacakları mümkün olduğu kadar kaldırıp, yere sertçe basılan sert adımlarla yapılan tempolu yürüyüşler tavsiye ediliyor. Haftada üç gün, yarımşar saat tempolu yürüyüş bu gereksinimi karşılıyor. Beslenmenin en önemli iki noktasını kalsiyum ve D vitamini alımı oluşturuyor. Özellikle ileri yaşlarda kalsiyum desteği daha fazla önemli. Çünkü ileri yaşlardan itibaren kalsiyumun bağırsaklardan emilimi yüzde 25 ile 30 arasıında azalıyor. Bu azalmanın nedenlerinden biri de D vitamini yetersizliği. Bunun için her dönemde yeterli D vitamini ve kalsiyum desteği alınması şart.

NE KADAR KALSİYUM VE D VİTAMİNİ?

Kalsiyum ve D vitamini alımı her yaşta oldukça önemli. İleri yaşlarda bir kişinin günlük kalsiyum ihtiyacı 1500 mg. Bunun tamamını besinlerle almak mümkün olmadığı için mutlaka ilaçlarla desteklenmesi gerekiyor. Besinlerden yeterli miktarı alabilmek için ilave olarak, iki su bardağı yağsız süt ya da 200 gr. yoğurt tüketilmesi tavsiye ediliyor. Ayrıca salep, dondurma, muhallebi, sütlaç ve yeşil yapraklı sebzeler de kalsiyum açısından oldukça zengin. D vitaminin en önemli kaynağı ise güneş. Çünkü D vitamini alımının yüzde 90-95’i ciltten yapılıyor. Günde 10 ya da 15 dakika özellikle el, yüz, kollara, ve bacaklara ve sırta yaptırılan güneş banyosu, kalsiyumun emilimi için gerekli D vitamini kaynağını oluşturuyor. Ayrıca balık ve balık ürünleri de önemli bir D vitamini kaynağı.
Sponsor Reklamlar

tuncer yilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dünyanın en salak hırsızı Alevi Komik Videolar 2 22.01.13 16:54
Dersim kurbanları için sessiz anma Pir Mehmet Pir Yolu Haber Merkezi 0 29.07.12 16:10
Fatih Terim'den sessiz tepki! Alevi Galatasaray 0 27.10.11 07:56
Sessiz Alevilere kimse kulak vermeyecek mi? Alevi Pir Yolu Haber Merkezi 1 19.02.10 05:52




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2