Sponsor Reklamlar


Köşe'den Yazanlar...

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Köşe'den Yazanlar... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 26.12.13   #1
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Köşe'den Yazanlar...


Anlayın artık!

Ooo piti pitiii, karamela sepeti... terazi, lastiiik, cimlaastik... ordu benim, polis senin! Bir, ki, üçler, yaşasın dörtler... adalet benim, medya senin! Arabanın tekeri, Istanbul'un şekeri...Okullar benim, dershaneler senin ... Çattı, pattı kaç attı?..

Derken oyun bozuldu, kavga çıktı.

Biri sarmış boğazına bir beyaz atkı, almış eline mikrofonu, gırtlağını çatlatarak, tehditler savurarak yırtınıyor. Bir zamanlar “benim” dediği savcısını, polisini sürüyor, valilere emirler yağdırıyor. Bir yandan da ağız dolusu mugalatayla, bir süre önce kubura süpürecekleri için korkudan titrediği, kendisine taşeronluk hizmeti vermiş olanlara çatarmış gibi yaparak “yüzde elli”sini sandığa hazırlıyor. O da yetmiyor, her çeşitten yedek güçlerine sinyaller gönderiyor. Öbürü de takmış kafasına takkesini, geçmiş kameranın karşısına, elini kolunu sallayarak lanet okuyor; belânın çeşidini ardı ardına sıralıyor.

Sakın kimse sevinmesin!

İktidardaki AKP, giysilerinden soyunuyor. Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet skandalıyla birlikte aldığı önlemlerle bugüne dek olduğundan çok daha açıktan baskıcı bir rejime doğru yürüyor. Her tarafı pisliğe bulaşmış bu çatışmadan demokrasi çıkmaz, açık faşist bir rejim çıkar!

Nedir tartışılmakta olan?

Herkes anlasın artık! Onun, bunun yok; derini, paraleli, yan devleti, kutsal devleti yok... Hepsi burjuvazinin hizmetindeki devlettir. Meclisiyle, mahkemeleri, polisi, ordusuyla halkın değil, onların ortak aygıtıdır, üzerinde bunca tartışılıp duran devlet. Milyonların emeğini sömüren, kârlarına kâr katarak daha da semiren servet sahiplerini korumak için... ister sarı, mor, mavi olsun, ister yeşil; uluslararası sermayeye ülkenin taşını-toprağını, suyunu-ağacını, petrolünü-madenini, ovalarını-dağlarını, kentlerini-kasabalarını, köylerini-meralarını satmak için... bu arada yandaşlarını da delik pabuçla gezerken on yılda milyarder yapmak için... bütün bunların kotarılacağı düzeni korumak için kurulmuş, kadrolarının bir kısmı da bu bataklığa bulaşmış, ondan nemalanmış dev bir aygıttır bu devlet; anlayın artık.

Kim durduracak bu gidişi?

Herkes anlasın artık! O parti, şu parti, öbür parti... Gelmiş geçmiş tümü de içinde olmak üzere her biri burjuvazinin hizmetindeki parti. Sözüm ona birbirlerine muhalefet ediyorlarmış. “O yemesin, ben yiyeyim” muhalefetinden başka bir şey değildir yaptıkları. “ABD’li ağabeylerimden, AB’li ablalarımdan onlar değil, ben icazet alayım” yarışıdır koştukları. Biri gidecek, öteki gelecek. Oyuncular değişecek, sermayenin düzeni değişmeyecek. Yıllardan bu yana gelmiş geçmiş partilerden, kurdukları hükümetlerden, onların başında racon kesen politikacılardan halka hayır gelemezdi, gelmedi, gelmeyecek. Ne ABD’den icazet almayan çalışanı, “NATO’ya, uluslararası anlaşmalara bağlıyız” diye yüz süreni, ne de diğerleri; anlayın artık.

Biraz da bu tarafa bakın.

Herkes anlasın artık! Hakim sınıfların kurduğu partilerin tümü aynı tarafta, sağda yer aldılar. Emekçi yığınları da cahil bırakarak, yalanlarla, din sarraflığıyla, boş vaatlerle, her türlü cinlikle aldatarak yedeklerine aldılar... ezmeye, sömürmeye devam edebilmek için. Nesiller boyu çoğunluk da hep sağına bakıp, onlara oy verdi. Sonuç ortada. Bu sefalete, her türlü aşağılanmaya, ezilmeye, dışlanmaya son vermek için, bunların hangi kisve altında olursa olsun, her çeşidinin iktidarına son vermekten başka yol yok; şimdi sola bakın artık.

Nasıl temizlenecek bu pislik?

Herkes anlasın artık! Bu sermaye düzenine nihai olarak son vermeyi programına almamış kimsenin başaracağı iş değildir bunca pisliği temizlemek, izlerini de tamamen silmek. Bu düzen sürdükçe bu hırsızların peşini kovalamak bir yana, yeni hırsızlıkların önü kesilemez. Bu düzen sürdükçe, “babalar gibi satılan” kamu mallarını geri almak bir yana, yeni satışlar engellenemez. Kıyılar, akarsular, göller, madenler, ülkenin sermayeye peşkeş çekilmiş tüm değerleri geri alınıp, halkın yararına sunulamaz. Fukaralıktan AKP’nin sadakasına, bulguruna, pirincine boyun eğmek zorunda bırakılmış yoksulların kırılmış onuru tamir edilemez. Milyonların onurla çalışıp, refah içinde insanca yaşayacağı bir düzen kurulamaz. Ortalıkta dolaşan sermaye düzeninden yana siyasetçilerle ne bu pislik temizlenir, ne de yeni pisliklere engel olunabilir; anlayın artık.

Bu halkın refah içinde yaşama hakkı vardır.

Herkes anlasın artık! Yeraltı, yerüstü zenginlikleriyle, dinamik nüfusuyla kendi kendisine yetecek tüm zenginliklere sahip bir ülkedir Türkiye. Bu zenginlikler tüm ülke halkını kimseye boyun eğmeyerek refah içinde yaşatmaya yeter de artar bile. Ne var ki, bu topraklarda yaşayan halklar tarih boyunca ne padişahı-şehzadesi-paşasından, ne hacısından-hocasından-tarikatların karanlık gecesinden sömürü ve baskıdan başka bir şey görmedi. Cumhuriyetle birlikte gelen politika cambazları-bakanlar-yeğenler-oğullar... rüşvet, irtikâp, hırsızlık. Bu düzen sürdükçe iktidardakiler refah içinde yaşayacak, emekçi yığınlar sefaletle boğuşacak; eşitsizlik, haksızlık, aşağılanma sürüp gidecek; anlayın artık.

Ayakkabı kutusu hırsızlarını, din tüccarlarını, “Allah” adını pazarlama sloganı yapanları alaşağı etmek için...
Bunların ülkenin üstüne çökerttiği karanlığı yırtmak, perdelerini aydınlanmaya açmak için...
En ücra köşelere kadar elini uzatmış, ikili anlaşmalarla ülkeyi kıskıvrak esir almış emperyalistleri temelli kovmak için...
En önemlisi, sermayenin sömürü ve baskı düzenine son vermek için...

Bütün buları yapabilmek için, solda birleşme vakti geldi, geçiyor; anlayın artık, gelin artık.

Cemil Fuat Hendek

( sol Haber )
Sponsor Reklamlar

bilgeyol, DİVANE ve lipanali bunu beğendiler.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.12.13   #2
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Hadi Şimdi İkileyin...


Hani siz her şeyi biliyorsunuz ya...

Hani ne zaman ağzınızı açsanız, “biz biliriz”, “biz iyi biliriz”, “biz onu da biliriz” diyorsunuz ya...

Belli oldu bildikleriniz...

11 yıl geçti; 11 karanlık yılda tek tek öğrettiniz bize neler neler bildiğinizi...

Siz öğrettiniz, artık biz biliyoruz...

Hep siz bilirdiniz, şimdi bilme sırası bizde...

İktidara geldiğinizde ABD ile kol kola Irak’ta çocukları bombalamak için ne kadar şevkle uğraştığınızı biliyoruz...

AB uyum yasaları falan filan diye diye, bu ülkenin emekçilerinin alın teriyle kurulmuş kamu varlıklarını sermaye ağalarına haraç mezat sattığınızı biliyoruz...

Yasin El Kadı’dan Ömer El Beşir’e kadar, binlerce insanın kanını elinde taşıyan katillerle ahbap olduğunuzu biliyoruz...

NATO barbarlığı Libya’ya ölüm yağdırırken, pastadan pay kapmak için nasıl da çark edip yağmaya katılmak istediğinizi biliyoruz...

Bir yandan ileri demokrasi palavraları atarken, kürsülerden, miting sahnelerinden “biliyorsunuz kendisi Alevidir” dediğinizi, “bu teröristler Zerdüşt” dediğinizi biliyoruz...

Ekranlarda, gazete sayfalarında boy boy görünüp özgürlükten söz ederken, “kadın mıdır kız mıdır” sözlerinizi, “kızlı erkekli aynı evde kalmak olmaz” sözlerinizi biliyoruz...

Yaşam tarzlarına müdahalenin nasıl da kabul edilemez bir şey olduğunu söylerken, insanların en mahrem anları hakkında “ne özeli be, genel bu genel” diye haykırdığınızı biliyoruz...

Basını gerçekleri yazmadığı gerekçesiyle yerden yere vururken, dünyada en çok tutuklu gazeteci olan ülke haline geldiğimizi, “bazı kitaplar vardır, bombadan tehlikelidir” deyişlerinizi biliyoruz...

Amerikan emperyalizminin stratejik ortağı olmakla şişine şişine, Suriye’de yürürlüğe konan iç savaş planının en cevval tetikçisi olduğunuzu, kafa kesip ciğer söken yobazlara kol kanat gerdiğinizi biliyoruz...

Çevrecinin daniskası olmakla övünüp, memleketteki tüm ağaçları kesmeye, tüm nehirleri kurutmaya, tüm kıyıları talan etmeye niyetlendiğinizi biliyoruz...

Barış sürecinin reklamından kar devşirmeye çabalarken, Roboski’de savaş uçaklarının bombaladığı yurttaşlarımızı nasıl da sümen altı ettiğinizi, daha geçenlerde Gever’de katledilenler için kılınızı kıpırdatmadığınızı biliyoruz...

Reyhanlı’da sizin kirli taktikleriniz yüzünden kurban edilen insanları,

Cezaevlerinde sizin yobazlığınız yüzünden tecavüze uğrayan çocukları,

Evde ya da sokakta sizin gericiliğiniz yüzünden canlarından olan kadınları,

Haziran’da sizin barbarlığınız yüzünden ölen, kör olan, sakatlanan, yaralanan arkadaşlarımızı biliyoruz...

Dedik ya, siz öğrettiniz, biz de biliyoruz artık...

Baba, oğul, yeğen, amca, hala, dayı, eş dost, hısım akraba, ahbap komşu derken, bu ülkenin tepesine çöreklenmiş bir hırsızlık şebekesi, bir organize suç örgütü olduğunuzu da öğrendik artık...

Kefen diye diye nutuklar atarken, yedi sülalenize yetecek dünyalığı da doğrulttuğunuzu, açlıktan ölen bebeklerin ülkesinde dolarları ayakkabı kutularına milyar milyar doldurduğunuzu, dört öğün simit yemeyi salık verdiğiniz insanların gözüne baka baka dörder dörder arsa, beşer beşer ihale, altışar altışar gemicik, onar onar, yüzer yüzer, biner biner yat, kat, han hamam, villa, rezidans, dükkan, fabrika biriktirdiğinizi öğrendik...

Talimatını verdiğiniz yolsuzluklar ve afiyetle yediğiniz rüşvetler gün gibi ortalığa saçılmışken, her gün iki kere, üç kere, beş kere konuşup da “yolsuzluk yapmadım” diyemeyişinizi, bir kere olsun onurlu davranıp istifa edemeyişinizi de öğrendik...

Öğrendik, öğrettiniz; ne demiştik, artık biliyoruz; şimdi bilme sırası bizde demiştik...

Öğrenme sırası ise artık sizde...

Yakında, çok yakında hem de, halk nedir, yenilmek nedir, hesap günü nedir öğreneceksiniz...

İşte o zaman karnenizi elinize tutuşturup, “hadi şimdi ikileyin” diyeceğiz size...

Bu ülkeyi size yedirmeyeceğiz...

Yediklerinizi burnunuzdan getireceğiz...

Defterinizi düreceğiz...

Can Soyer

Sol Haber
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.12.13   #3
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Affedin, Bakan çocuğu değiliz!


Türkiye’de halk kemer sıkarak asgari ücretinden arttırdığını yastığının altında biriktirirken, iktidar halkını sıkarak bir oda dolusu ayakkabı kutusunda birikim yapmış meğer… Ama birileri çıkmış hala, “Bir içişleri bakanının oğlunun gözaltına alındığını basından öğrenmesi kadar acıklı bir olay düşünülebilir mi” diye soruyor. Hem de hiç kızarmadan yüzü.

Biz söyleyelim sevgili devlet büyüğümüze bu ülkede ‘ACIKLI’ neler oluyor:

Çok değil daha geçen yılın 1 Mayıs’ında polisinizin savaş alanına çevirdiği şehirlerin birinde atılan gaz fişeğiyle yaralanan Dilan Alp’i hastanemizde yer yok bahanesiyle taburcu ettiniz.

Roboski’de sivil halkın üzerine bombalar yağdırdınız. Katırlar sırtında battaniyelerle taşındı 35 masum insanın cenazesi. Yetmedi kaçakçıya çıkardınız adlarını.

Van depreminde 600’ü aşkın insan hayatını kaybetti. 4 bin 152 vatandaş yaralandı. 5 bin 739 konut oturulamaz hale geldi. Peki, siz (sosyal devlet!) olarak ne yaptınız? Kış günü Van halkını çadırlarda yaşamaya mahkûm ettiniz.

THY’de çalışan 305 havayolu emekçisini işten çıkardığınız yetmezmiş gibi yasal grev haklarını kullanan işçilere polisinizle, gazınızla, copunuzla saldırdınız.

Hapishanelerinizde mahkûm ettiğiniz siyasi tutukluların, gazetecilerin sağlık durumlarını göz ardı ederek ölümlerine sebep oldunuz.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)’nin yaptığı açıklamada, Gezi olayları esnasında 7 bin 478 kişi yaralayıp, 90 kişinin gaz fişekleri yüzenden kafa travması geçirmesine neden olup, 10’dan fazla kişinin yine atılan gaz bombaları ile gözlerini kaybetmelerine sebep oldunuz.

Yine TTB’nin istatistiklerine göre Haziran direnişinde ‘destan yazan polisiniz’ halka sadece 15 günde 150 bin gaz bombası atıp, 3 bin ton tazyikli su sıktı.

Ali İsmail’i, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı ve Ahmet Atakan’ı Haziran direnişinde polis kurşunuyla, gaz kapsülleriyle öldürdünüz.

Yolsuzluk ve rüşvet davasında Bakanın oğlunun evine baskın yapan polisin bacak bacak üstüne atarak oturması sizi çileden çıkartmaya yetti ama Ethem Sarısülük davasında mahkeme salonunda uyuklayan heyet için sesinizi çıkartmadınız.

Sadece 2013’ün Mart ayında 55 emekçi hayatını kaybetti, aynı yıl içerisinde 80’e yakın gazeteciyi tutukladınız, insanları düşüncelerinden, mezheplerinden dolayı fişlediniz, kızlı erkekli öğrenci evlerimize dil uzattınız, üniversitelerimize polisinizi soktunuz, ama hiçbiri bir bakanın oğlunun tutuklandığını basından öğrenmesi kadar yakmadı içinizi.

Yürekleri, hiç tanımadıkları insanlar için de yananlar, yolsuzluğa, haksızlığa, zulme, faşizme karşı yine yeniden çıksak ya sokaklara, aldırmadan Aralığın soğuğuna.

Haziranmışcasına...

Devrim Kaya

Sol Haber
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.12.13   #4
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Bizim yüzümüze nasıl bakacaksınız?
-Ali Murat İrat



Ali Murat İrat | 21 Aralık 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğundan bahsediliyor ve bazıları hala şaşırıyor. Pardon da neye şaşırdınız bu kadar? Kendi çocuklarını sokak ortasında öldüresiye dövebilen bir zihniyetin bütün bunları yapamayacağına mı? Bir insanı sokak ortasında tekmeleyerek öldürmenin neresini nerenizle meşru kılmıştınız ki şimdi bu kadar şaşırıyorsunuz?
Ağzını her açtığında insanların dinini, dilini, ırkını, cinsiyetini, cinsel tercihini, önüne ne gelirse yani, aşağılayarak anan bir devlet dilinin ve o dilin sahiplerinin böylesine devasa yolsuzluklara bulaşmayacağını mı sandınız? Sizin Türkiye’ye telefon bağlattı deyip severek okşadığınız, okşadıkça büyüttüğünüz Özal’ın binlerce prensinin Türkiye’den daha zengin olduğunu hep birlikte görmemiş miydik? Bunlar Özal’ın çocukları değil mi? Yaşını büyüttürüp çocuk asan Kenan Evren’i yargılamayıp da besleyenlerin samimiyetine mi inandınız yoksa? Her sözünün başı din, iman, Allah, peygamber olanların milyon dolarlarını ayakkabı kutularında saklamasından hicap mı duydunuz? Siz hala bu ülkede bazılarının kıblesinin kapitalist Batı, seccadesinin dolar olduğunu anlamayacak kadar salak mısınız?
Yoksa siz inandığınız dinin kitaplarını da mı hiç okumadınız? Yezid’in zulüm saraylarının şatafatını işitmediniz mi? Ve o şatafatlı saraylarda yaşayanların Allah’ın adını ana ana Hüseyin’in başını kestiklerini bilmez misiniz? 1990’larda bu ülkede faili meçhuller olurken sesini çıkarmayıp o cinayetleri onaylayanlar da sizdiniz değil mi?
Sizin yüzünüzde gözünüz yok mu kuzum? Hani gözleri olup görmeyenlerden misiniz yoksa? Kulakları olup duymayanlardan mısınız? Siz neye inanıyorsunuz? Müslümansanız bir “yargı” günü sizi rahatsız etmiyor mu? Öyleyse ve diyelim ki ufak da olsa bir yerinden Müslümanlığa ilişmişseniz, hangi yüzle şefaat dileyeceksiniz? Yoksa sizin yüzünüz yok mu? Yalnızca abdest ve namazla Müslüman olunduğunu sananlardan mısınız? Onun için mi Hırant öldüğünde ayakkabısındaki deliği görüp yerin dibine batar gibi utanmak yerine sessiz kalmıştınız? Ölen bir Ermeni diye sevinmiştiniz? Onun tabanları delik ayakkabısı size hiçbir şey anlatmadı belki ama 4.5 milyon dolarlık ayakkabı kutularıyla da mı ikna olmadınız? Sizin sıtkınız bu kadar sıyrıldı mı gerçekten? Ayakkabı kutularındaki milyon dolarlar sizin suratınıza okkalı bir küfür gibi çarpmadı mı? Yoksa siz bu kadar mı yüzsüzsünüz?
Daha dün 100 TL zam için kendileriyle onlarca görüşme yapılan, binlerce takla attırılan, alanlarda üzerilerine gaz atılan, su sıkılan, cop vurulan işçinin memurun hali ortadayken servetlerine servet katanlardan sizin hala umudunuz mu var? Yoksa siz onlara baka baka onlara mı benzediniz?
Benzemek böyle sinsi bir şeydir. Dünyanın en lanet şeyidir belki de. Hiç farkında olmadan bir hırsıza bakarken hırsız, bir katile bakarken katil oluverirsiniz. İzlediğiniz her şeye biraz daha benzersiniz. Ne kadar çok izlerseniz o kadar çok benzersiniz. Sonra yerinizden kalktığınızda sadece yıllarca izledikleriniz gibi oluvermişsinizdir. Hakikaten siz yıllardır neyi seyrettiğinizin farkında değil misiniz?
İngiliz emperyalizmi Hindistan’dan fiilen çekilirken bir bilge İngilizlerle işbirliği yapan Hindistanlılar için şunu söyler: Şimdi bizim yüzümüze nasıl bakacaklar. Peki bunca pisliğe bugüne kadar ses çıkarmayan sizler şimdi bizim yüzümüze nasıl bakacaksınız? Ar duygunuz azcık da olsa kalmadı mı?
-----------------------------------------------------


değerli renk kardeşim böyle bir konu başlığına gerçekten ihtiyaç vardı
yazıları haber topiklerine değil,
bu sayfada paylaşırız.emeğine sağlık.



Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.12.13   #5
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Nasıl da hızlı değişiyor her şey. İktidar çeperinde açılan delikten pislikler ortalığa saçılıyor. Hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk değil sadece mesele. Mesele bir ülkenin gelecegi... Kuşaktan kuşağa iktidarların, "bal tutan parmağını yalar" şeklindeki düşüklüğü kendileri için "meşru" hale getirip, löp löp götürmelerindeki o haysiyetsizlik, o ar-sızlık, binmiş bir ülkenin sırtına inmiyor.

Babadan oğula değil, iktidardan iktidara geçiyor, bu yozluk ve o yozluk o kadar hırslı ki çoluk çocuğunu tam ortasına koyup, hırsızlığı teşvik ediyor. Kimi arkasından gidip, ATA'yı ziyaret ediyor, kimi camiye girip, alnını secdeye yuvarlıyor.

Kuran, Allah, kitap, hadis ne varsa soygun mızraklarının başına geçirip, kendilerini kutsayanlar sadece devleti değil , dini de soyuyorlar. Bu kadar hadis hokkabazının türemesi bu yüzden ama yetmiyor İnançlarına düşürdükleri ateşli ihanetlerini tükürükleriyle söndürmeye çalışıyorlar.

Bazen başkasının utançsızlığını siz kendiniz utanç olarak kucağınızda taşırsınız. "Bu onların utancı" demek yetmez çünkü. Bu kadar arsız olabiliyorlarsa bu toplumsal kabulün ve suskunluğun da bir sonucudur. Tüm toplum suç ortağı haline getirilerek "kim temiz ki" sorusunun dilden dile, yüzden yüze ulaşması gibi.

"Dindar nesil yetiştirecegiz" diyerek, indir bindir cukkacılığı ile kasalarını dolduranların göbeği patlayıverdi. Aşağısı dindar olacak, hiç bir şey sorgulamayacak, liderin ağzından çıkan her şeyi emir telakki edecek, onlar da yukarıda "takma kafanı" buluşu ile ha ha ha, hi hi hi kıkırdamaları arasında hırsızlar ev sahibini, ev sahibi hırsızları misafir edip mabadlarını büyütmeye devam edeceklerdi. Olmadı...

'Öküz öldü, ortaklık bozuldu'dan daha çok, aç gözlülükleri ile öküzü yaşarken parçalamaya kalkmalarından patladı bu kavga.

Şimdi "iktidar elden gidiyor, yapmayın beyler" diyerek ortayı bulmaya çalışanların paniğini izliyoruz. Gelin, hep beraber tüm bunların üzerine çizgi çekelim imanlarıyla ortaya karışık yazılar attırıyorlar. Çünkü hepsi bu hırsızlık sisteminden parçalar koparıyor ve besleniyor. Dertlerinin temiz bir toplum değil, kendileri gibi yüzsüz bir toplum yaratmak olduğunu saklama gereği bile duymuyorlar.

Hep güçlü ve hep iktidar kalacaklarına dair o kof yanılgının aslında kendi iç düşmanları olduklarını hala anlamıyorlar. İç düşman da, dış düşman da yine kendileri. O düşman, tek adam hastalığının ve demokrasi mücadelesi nedir bilmeyen geçmişlerinin bir sonucu. Yoksa bu kadar olanak, imkan ve destek bu kadar hoyratça yok edilemezdi. Bir gelecek kurmaya değil, kendi geleceklerini ipotek altına almaya kalktılar. Bütün mesele bu.

Türkiye'de "Bayramlık ve idamlık gömleğini cebinde taşıyan" siyaset geleneğininin yerine demokrasiyi koymadığımız sürece çok acılar yaşamaya devam edeceğiz.
Bunu hiç ama hiç anlamayanlar, toplumun içinde öyle bir nefret ve öyle bir öfke biriktirdikler ki henüz onunla yüz yüze gelmediler.
O gün öyle acınası hale düşecekler ki yine en çok biz üzüleceğiz.

Akın olgun

birgün
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.12.13   #6
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


'Organize işler' batağa gidişler

Emniyetin savcıyla, savcının başsavcıyla karşı karşıya gelmesi yanında AKP’de de milletvekillerinin istifaları biçimindeki yaprak dökümü de sürüyor. Ve öyle görünüyor ki, emniyet ve savcılar üstünde bir yargı krizine de dönüşen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının tetiklediği gelişmeler, yolsuzlukların aslında kişisel çıkarları da aşarak vakıfların, derneklerin, partilerin, ticari firmaların(*),… da bu yolsuzluk rezaletinin halkaları haline gelerek, bir organizasyon olarak biçimlendiği de anlaşılmaktadır.
Genellikle rüşvetten ya da yolsuzluktan söz edildiğinde akla hemen birkaç yüz bin ya da birkaç milyon liralık istismarlar gelir. Ancak bu sefer öyle değil. Ortada dolaşan rüşvet yüz milyonlarla, yolsuzluk, kara para ilişkileri olarak el değiştiren meblağ 100 milyar dolarlar olarak ifade edilmektedir. Bu da rüşvet ve yolsuzluğun, bireysel ya da birkaç kişi arasında, el altından alınıp verilen bir şey olmaktan öte, devletin en üst katlarıyla bağlantılı ve çeşitli kuruluşlar üstünden paylaşılan, paylaştırılan ama aynı zamanda çeşitli siyasi amaçlar için, kimi güçlere aktarmaların da yapıldığı bir faaliyet olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, “Benim suçlandığım tüm dosyaların altında Başbakanın da imzası var” demesi ve savcılığın, Başsavcı ve emniyetin gayretleriyle önlenen ve içinde Başbakan çocuklarının yönetimde olduğu (Soruşturmada onların sorgulanması da isteniyor) vakfın ve Yasin El Kadı üstünden el Kaide’ye bağlanan “yardım” iddialarının,… aynı dosyada birleştiği yolsuzluk soruşturması bunu, rüşvet yolsuzluğun kişisel suçlar olmayı aşarak,”organize” bir biçimde siyasi amaçları da olan bir faaliyet olarak gerçekleştirildiğini göstermektedir.
Başbakan Erdoğan’ın “Asıl beni hedefe koyuyorlar. Kızımın oğlumun yönetiminde olduğu vakıftan dolanarak bana gelmek istiyorlar” demesi de Başbakanın, savcıların ulaştığı bilgi ve belgelerin böyle bir organizasyon şeması ortaya koyabilecek olmasının farkında olduğunun işareti olarak görülebilir.
Evet, savcının isteğinin polis tarafından reddedilerek, İstanbul Başsavcısının soruşturma dosyasını başka bir savcıya vererek, bu bir ucunda Başbakanın çocuklarının onların “eğitim vakfı”nın öteki ucunda el Kaide olan ve içinde kimi tanınmış iş adamlarının da ve firmaların da olduğu soruşturma şimdilik önlenmiştir. Ancak artık ne kamuoyu vicdanının isyanı ne de ortaya çıkma zamanı çoktan gelmiş gerçeklerin “Ben buradayım!” diye haykırması bastırılamayacaktır. Çünkü ortaya çıkma zamanı gelmiş geçekten daha inatçı bir şey yoktur. Bu yüzden de Başbakan, savcılar ve emniyet ya da Hükümet, zor ya da demagojik kampanyalarla, devasa medya gücüyle, buradan bastırılsa şurada, oradan bastırılsa burada gerçekler, “Ben buradayım” diye haykıracaktır. Hele de gerçeği örtmek isteyen Hükümet makamı gibi bütün halkın dikkatinin üstünde olduğu bir makamsa, elbette ki gerçeklerin üstünün örtülmesi, “Şunlar bunlar bir şeyler yapmışsa da Başbakan temizdir” propagandası kimseyi kandıramayacaktır.
Tıpkı Başbakanın,”Bu, Hükümetimize karşı bir komplo, milli iradeye karşı dış ve iç karanlık güçlerin bir operasyonudur” propagandasının, bırakalım halk yığınlarının önemli bir kesimini, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Yardımcısı Arınç dahil AKP içindeki kimi vekil ve parti önde gelenlerini bile ikna etmeye yetememesi gibi.
Öte yandan soruşturmayı sürdüren ve emniyet güçlerinin üstüne bu ölçüde pervasız, bu ölçüde saldırgan bir biçimde gidilirken kendi içlerinde de “Öyle değil de böyle yapılmalı” diyenlerin bile partiden ihraç edilmesi, derhal “dış güçlerin, komplocuların içerideki uzantısı” ilan edilmesi,… gibi gelişmeler, artık bu soruşturma bastırılsa, kişiler mahkemelerde “aklansa” bile, kamuoyu vicdanında, az çok hak-hukuk kaygısı güden herkesin vicdanında mahkum olacaklardır. Bu yüzdendir ki, “Hükümet istifa” talebi günbegün daha geniş çevrelerce dile getirilmektedir. Çükü bu Hükümet iş başında oldukça, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının adil bir biçimde sürdürülemeyeceği artık ortak bir kanıdır. Üstelik bu sadece Türkiye’de değil dış dünyada da yaygınlaşan bir kanıdır.
Başbakan emniyet, savcılar ve elindeki her imkanla tepkileri bastırmak için harekete geçmişse de gelişmeler, günbegün ortaya çıkan gerçekler, Başbakan ve adamlarının, saplandıkları rüşvet ve yolsuzluk batağından kolay kurtulamayacaklarını göstermektedir.

(*) Dün de Başbakan ve Hükümetin özelleştirme ve çeşitli ihalelerdeki en gözde firmalarından yedisinin tüm mal varlıklarına, rüşvet yolsuzluk skandalındaki deliller doğrultusunda mahkeme kararıyla tedbir konduğu ortaya çıktı.
ihsan çaralan
evrensel
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 29.12.13   #7
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Devletin çöküşü


Rıdvan TURAN



AKP-Cemaat karması, 11 yıldır dümeninde olduğu TC devletini 2013 yerel seçimlerine 3 ay kala çökertti! Devlet mekanizması işlev göremeyecek denli ciddi bir krizin içinde. “Yeni Türkiye’nin inşası yolunda tezgâhlanan komplo davalarını eleştirenlere karşı her fırsatta, olmayan “kuvvetler ayrılığı” vaazı veren Başbakan, kuvvetler ayrılığı ilkesini de fiilen çöpe attı.

Gemi o denli hızla su alıyor ki, fazlalık babından ne varsa denize atılıyor. Önce kuvvetler ayrılığı atıldı denize, ardından bakanlar. Kuvvetler ayrılığının tehlike anında ilk vazgeçilen olması onun bir şehir efsanesi olduğunu kanıtlamakla kalmıyor. Bu burjuva ilkenin ihlali aynı zamanda tehdidin büyüklüğüne işaret ediyor. Kuvvetler fiilen de birleşiyor ve bir elde toplanıyor. Erdoğan adeta diktatörlüğünün perdelerini kaldırıyor.

Savaş o kadar kuralsız hale geldi ki, Erdoğan kendini sınırlayacak hemen her türlü etik ya da yasal kaygı ve kuralı bir yana bıraktı. Şimdi pratikte Cemaat’le paylaşılmış devlet bürokrasisini, bütün gücü elinde toplayarak “tek merkezli” hale getirmeye çalışıyor. Bu sebeple soruşturmayı yürüten polis müdürleri görevden alındı. 400 kadar polisin, 150 kadar polis şefinin görev yerleri değiştirildi. Adli kolluk yönetmeliği değiştirildi. Soruşturmayı sürdüren savcının yanına iki savcı daha atayarak soruşturmanın istikameti etkilenmeye çalışıldı. Gazetecilerin Emniyet’e girişi yasaklandı. Durumu kurtarmak için polislikle alakası olmasa da sadakatinden şüphe duyulmayan bir isim tutulup İstanbul polisinin başına geçirildi.

2. dalga operasyon Bilal Erdoğan’ı da kapsayan çok daha büyük bir operasyondu. Ancak Bilal’ın da içinde olduğu kişiler için gözaltı talimatı veren savcının talimatına İstanbul Emniyetindeki ilgili birimler riayet etmedi. Nihayetinde 2. dalgayı yürütecek savcıya dosyadan el çektirildi. Savcının soruşturma yapması alenen engellendi.

Erdoğan hemen her fırsatta “kim yolsuzluk yaptıysa hesabını biz de sorarız yargı da sorarar” dese de alenen yolsuzlukların üzerini kapamaya çalışıyor. Böylece iktidarını mümkün olan en az tavizle koruma derdinde. Erdoğan Bayraktar’ın istifa ederken, yapıp ettiklerinden Başbakan’ın bilgisinin ve onayının olduğunu ve bu sebeple onun da istifa etmesi gerektiğini söylemesi kendisinin de boğazına kadar çamura batmış olduğunu gösteriyor. Burada bir suç ortaklığı beyanı var. Bu beyan Erdoğan iktidarının göğüslemek zorunda kalacağı siyasal risk oranını çok artırıyor.

Erdoğan soruşturmanın kendisine ve gemiciklerin sahibi oğluna ulaşmaması için cansiperane çalışıyor. Bu sayede 2 haftadır direnmeyi seçerek ve yolsuzluk yapanları koruyarak ekonomik ve siyasal olarak ülkenin hiç olmadığı kadar imajını bozdu. Oğlunun karıştığı söylenen yolsuzluklarla kamu milyarlarca dolar zarara uğratılmakla kalmadı, direnişi sebebiyle gelişen artçı sarsıntılarla da bu zarar artarak devam etti.

Doğrusu insan Roboski’nin 2. seneyi devriyesinde düşünmeden edemiyor. Bundan 2 yıl evvel Erdoğan’ın emrindekiler, 34 Kürt köylüsünü katledilmişti. 100 TL kazanmak için kaçağa giden yarısı çocuk bu insanların suçu devletin raconlarına uymamaktı. 100 TL haksız kazanç elde ederek ekonomiye zarar vermekti. Katliam sebebiyle bir özür bile dilemeyen Erdoğan, şimdi devleti milyarlarca dolar zarara uğratan oğlunu savcılık soruşturmasından kaçırmak için her şeyi yapıyor. 34 yoksul Kürt köylüsüne utanmadan hırsız muamelesi yapan, memleketi çalan kendi hırsızı olduğunda tüm hak, adalet duygusunu kaybediyor. Hak ve adalet kaybolmuşsa insanlık da kaybolmuştur. Roboski sorusunun katliamın yıldönümünde yolsuzluk tartışmasıyla bir defa daha cevapsız kalmış olması bu kayboluşun en somut ifadesidir. Zalimlerin devleti yolsuzluktan ve adaletsizlikten çöküyor.
gündem
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 29.12.13   #8
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Hükümet, Cemaat, Kürtler, Çözüm
–

Hakan Gülseven | 27 Aralık 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Üst Haberler, Yazarlar


hakan

BDP lideri Selahattin Demirtaş, ‘ayakkabı kutuları’ ile başlayan süreci değerlendirirken, yolsuzlukla sonuna kadar mücadele edilmesi gerektiğini söyledi ama o kadarla kalmadı, enteresan sözler etti: “Yolsuzluk operasyonlarının asıl amacının farklı olduğunu düşünüyoruz. Paralel yapılar, yolsuzluk operasyonu gibi kimsenin itiraz edemeyeceği bir olaydan meşruiyet ve güç devşirerek bir adım sonraki hamlelerine hazırlanıyorlar. Son olaylarda cemaat mensupları ile ulusalcıların bir araya gelmesi asıl operasyonun amacını gösteriyor. Burada çok açık bir siyaset mühendisliği var. Hükümet bu yapıların üzerine gitmezse, çözüm süreci riske girecektir.”
Demirtaş’ın söylediklerinden üç tespit çıkarabiliriz:
Bir: Yolsuzluk operasyonu bahanedir. ‘Paralel yapılar’ vardır ve bunlar hamleleri önceden belli bir planı uygulamaktadır.
İki: Cemaatçilerle ulusalcılar bir araya gelmektedir.
Üç: Hükümet Cemaatçi-ulusalcı ‘paralel yapılar’ı alt edemezse ‘çözüm süreci’ yaşama geçemez.

***

Demirtaş’ın birinci tespitinde enteresan bir durum yok. Pensilvanya Çetesi’nin iktidardan daha fazla pay istediği, bu talebini ABD’nin Türkiye’yi ve AKP’yi kontrol çabasına hizmet ederek sağlamaya çalıştığı, artık ilkokul talebelerinin bile malumu.

Ne var ki, ikinci tespitin üzerinde durmaya değer. Demirtaş, ‘Cemaat mensupları’ ile ‘ulusalcı’ların AKP’ye karşı birleştiğini öne sürüyor. Aynı kanıda değilim. Elbette Pensilvanya Çetesi, ‘ulusalcı’ tabir edilen kesimin en çok iltifat ettiği parti olan CHP’ye dair bazı hesaplar yapıyor. Bu parti içinde de Pensilvanya Çetesi’ne muhabbet besleyen, hatta çıkar birliği yapan ya da AKP’den kurtulmak için yılana sarılma riskini alan kesimler vardır. Lakin ‘ulusalcı’larla Cemaat’in bir ‘büyük buluşma’ gerçekleştirdiği iddiası hayli zayıf. Bunun hiçbir göstergesi yok.

Tam tersine, ‘ulusalcı’lar da CHP’nin bir ‘dizayn’ çabasıyla karşı karşıya olduğunu, hem de uzun zamandır, söylüyorlar. ‘Milli Merkez’ gibi çağrılarla, CHP’ye ya da CHP tabanına başka bir proje öneriyorlar. Bu projenin milliyetçi bir proje olduğu aşikar. Lakin ulusalcıların bir ‘Cemaat’le buluşma siyaseti olduğunu kimse söyleyemez.

Öte taraftan, ‘ulusalcılar’ değil ama Kürt hareketinin Halkların Demokratik Kongresi’nde beraber yürüdüğü liberaller Cemaat’le çoktan buluşmuştur. Demirtaş bu ‘çözüm ortakları’nı iyi kollamalıdır.
Demirtaş’ın üçüncü tespiti, AKP Hükümeti’nin ‘paralel yapılar’ı alt edememesi halinde ‘çözüm süreci’nin çökeceği öngörüsünü içeriyor. Demirtaş’ın sözlerini şöyle de okuyabiliriz: ‘Paralel yapılar’, mevcut operasyonlarla, aynı zamanda ‘çözüm süreci’ni hedef alıyor!

BDP ve Demirtaş, Gezi Olayları’yla başlayan Haziran Ayaklanması sırasında da ‘çözüm süreci’ni korumak için AKP Hükümeti’ni kollama eğilimleri göstermişti. Şimdi tüm yaşananlara sadece muhayyel bir ‘çözüm’ üzerinden bakmaları şaşırtıcı değil. Ne var ki, AKP’ye çıpa atmış bir ‘çözüm süreci’ fikri oldukça sakat.
Kürt sorununu AKP’yle çözmeye çalışmak, kediye ciğer emanet etmekten farksızdır. AKP’nin hiçbir sözüne güven olmaz. Cumhuriyet Tarihi’nin en ilkesiz partisi AKP’dir.

***

Bu ülkede ne çözülecekse sokakta çözülecek. Kürtlerle Türklerin kardeşliği de, ortak hedefler doğrultusunda, sokakta sağlanacak. Bunun alternatifi yok.

Bugün halk yeniden sokaklara dökülüyor. Ve sokakta genel bir sağduyunun varlığından söz edebiliriz. Halk Teyyip ve hempalarına üç bağırıyorsa, Pensilvanya Çetesi’ne de iki bağırıyor. Kimse enayi değil. CIA’nın oyuncağı olmuş bu şakirtler topluluğuna güven duyan tek kişi bile yok. Dertlerinin ‘yargı bağımsızlığı’, ‘demokrasi’ falan olmadığı açık.

Uzun lafın kısası; daha düne kadar koalisyon ortağı olan her iki gerici kutbun da rezilliği ortaya çıktı. Bir hırsızlar topluluğu ile bir CIA uşakları topluluğu savaşıyor.
Bunların hepsinden birden kurtulma umuduna sarılmak ve sokakta güç birliği yapmak elzemdir. Bu ülke ancak böyle temizlenir.
***
Ve Kürtlerin, tüm diğer insanlarla birlikte, özgürce yaşayabilecekleri bir ülke de ancak sokakta kurulabilir.
Eğer ‘çözüm’den söz ediyorsanız, istihbarat elemanlarıyla el sıkışarak sağlanacak bir ‘çözüm’ halka yaramaz; en hakikatli çözüm, sokakta kucaklaşma çözümüdür.
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (29.12.13 Saat 21:48 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 30.12.13   #9
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Türban neleri örtüyormuş?


Yeterli sayıda ayakkabı kutusu.

Para sayma makinesi.

Bol dövizli banka müdürü.

Beş altı adet gemicik.

Birkaç altın şirketi ortaklığı.

63’ün üzerine 7’si büyük patrondan izinli toplam 70 metrelik kule.

Mal varlığı yığma becerili mebzul miktarda erkek evlat.

60 milyar dolarlık özelleştirme.

Mahkemelerin yürütmesini durdurduğu onlarca özelleştirme kararları.

Bunları takmayan bir adet hükümet.

Ülkeyi yıllardır aralarında paslaşarak paylaşan dinci bir siyasi blok.

Adalette cemaat, bürokraside hükümet.

Ama çok manevi ilişkiler ağı, bir muhabbet bir muhabbet.

Gülü, güleni bol bir şirket.

Din kardeşlikleri, para imparatorlukları, şeriat niyetleri.

Götünün kılı, kıldan su testisi.

Sonra, dua, beddua kasetleri.

TUSKON, MÜSİAD bölünmesi.

Orduyu, yargıyı, üniversiteyi ele geçiren komplonun CD’leri.

Dünyanın en çok gazeteci ve siyasetçi barındıran cezaevleri.

Sendika diye pazarlanan, iktidarın sivil şantaj örgütleri.

Tarihin en yüksek borç yükü, cari açığı.

Gerim gerim döviz kuru.

İstikrar diye pazarlanan borsa endeksi.

AVM ekonomisi.

Talanlanmış metropol kentleri.

Kumarhane kapitalizmi, rantiye burjuvazisi.

Halktan kaçan, sağa tapınan ana muhalefet partisi.

Hükümetin gerici politikalarının her daim destekçisi küçük muhalefet partisi.

Kürt politikacıların “emrini başbakan verdi” dediği, iki yıldır hasıraltı Roboski.

“Süreç”e feda edilen yoksul Kürt emekçileri.

En az üç, dört iyi, beş mükemmel olur diye giden çocuk meselesi.

Kürtaj ve hatta sezaryen cinayettir böğürmeleri.

Bizi fetvasız bırakmayan diyanet işleri.

Suriye’yi parçalamaya kilitlenmiş dışişleri.

Ve benzeri ve benzeri.

Türban özgürlük ise.

Bunlar da diyeti ülkeye.

Selam olsun gericiliğe karşı mücadele edenlere.

İlker Belek
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 31.12.13   #10
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Siyasi devreler


Bu çok sınanmış siyasal olgudur tarihte: İnsan devleti ele geçirdiğini sanabilir ama gerçekte onu ele geçiren devletin kendisidir. Devlet bir süre teslim olmuş gibi görünür ama daha sonra kendini ele geçirdiğini sananları dönüştürür. Devletin gücünü dengeleyecek olan ancak toplumun, onu oluşturan kesimlerin ve de elbette yurttaşların bilinçli gücüdür.
Devleti tarih içinde küçültüp, gereksiz hale gelmesini sağlayacak olan da bizzat toplumun, yurttaşların kendisi, onun bilinçliliği, örgütlülüğü, kendini ifade etme ve katılım iradesidir.
Türkiye, aynı Rusya gibi otoriter/totaliter gelenekleri güçlü bir ülke…
Ve biat refleksi…
Biat et, hayatını daha rahat yaşa!
Aynı ekonominin devreleri/döngüleri gibi siyasetin de devreleri vardır. Ve elbette çoğu kez bunlar iç içe geçer, yapılması gereken ekonomik/siyasal düzenlemeler ile. Ve bunlar genellikle içeriği tam öyle olmasa, hatta ters olsa bile “reform” olarak adlandırılır.
Türkiye’nin devreleri 10 yıl civarındadır. Ve her 10 yılın dolma sürecinde aksaklıklar, sorunlar büyümeye başlar.
Bu tekrarın bir nedeni de ‘reform’ denen düzenlemelerin sadece günü kurtarmaya yönelmesi, ciddi yapısal dönüşümler getirmemesidir.
Batı demokratik sisteminde bu devreler, seçimle meşru iktidar değişimleri ile mümkün olan en az siyasal/ekonomik sarsıntılar ile atlatılır ve bir biçimde krizi dünyanın zayıf noktalarına ihraç eder.
Türkiye’de ise bu devreler, kırılmalar şeklinde, olağanüstü ara dönemler yaşanarak geçilir.
Ve 100 yıla yaklaşan cumhuriyet döneminde yaşanan yılların ancak dörtte biri görece özgür iken, dörtte üçü otoriter/diktatoryal yönetimler altında geçmiştir.
28 Şubat darbesi, 3. Reich gibi 1000 yıllık bir hakimiyet dönemini amaçlıyordu.
Ancak doğrudan ve dolaylı erki ancak 2007 seçimlerine kadar devam etti.
AKP, 10 yıl hükümette kalmayı başardı ama bu zamanı boşa harcadı siyasal açıdan.
Yani, Türkiye’yi her 10 yılda bir siyasal/ekonomik kriz içine sürüklenmesini engelleyecek ya da en azından olayın bir kırılmaya dönüşmeden, en az zararla atlatılmasını sağlayacak zorunlu yapısal siyasal değişimleri yapmaktan kaçınarak, aynı Özal ve Demirel’in yaptığı gibi, otoriter/kontrolcü 12 Eylül Anayasasının ve rejiminin ‘haram’ olan meyvelerinden yararlanmak gibi ucuz ve kolay bir yolu tercih etti.
Hem kendi geleceğini hem ülkenin geleceğini risk altına soktu.
Allah’ım değil, ama kontrolleri altına aldıkları otoriter 12 Eylül sistemi, onlara her gün yeni bir nimeti verdikçe veriyordu.
Ve şimdi ise her gün yeni bir belayı verdikçe veriyor.
Her haram meyvanın bedeli bir gün insanın önüne konur. Şu ya da bu biçimde.
‘Derin devlet’ denen ve bin başlı mitolojik canavarları andıran fenomen yeniden hareketlendi.
Bu fenomenin yeni başları da tek bir konuda eski başlarla tutarlı.
Kimse bize ‘polisin’, ‘adaletin’ varolan sistemden bağımsız olduğunu vaz’etmesin.
Herkes herkesi iyi bilir. ‘Kürtlerin hakları’, ‘sosyalizm’ dendi mi, ‘soykırım’ dendi mi, hepsi aynı şarkıyı söylüyor.
Bunun en somut örnekleri, ASMKK’nin hâlâ devletin ulusal güvenlik sisteminin pasif de olsa bir parçası olması, Heybeli Ada Ruhban Okulunun, ne gerekçe ile olursa olsun hâlâ açılmayışı, siyasal çözüm arandığının açıklanmasına karşın KCK tutsaklarının durumunda bir değişiklik olmaması, Suriye macerası, Hrant Dink ve misyoner cinayetleri sorumlularının korunması, yeni ek yasalarla polis devletinin güçlendikçe güçlenmesi gibi olgulardır.
Polis fezlekesi artık iddianame ve hüküm anlamına gelmişse. Eskiden on kat daha açık bir biçimde bu yaşanıyor ve insanların cezası fiilen infaz edilip sonra karar oluşturuluyorsa, yaşanan krizin boyutunun ne kadar derin olduğu anlaşılacaktır.
Böyle sistemde saray içi erk kavgalarında, vay ki kaybedene, eski Roma deyişi ile.
Kazanan ‘Firavun’, kaybeden yeni ‘mağdur’u oynayacaktır.
Bay Erdoğan, 2007 siyasal krizinin içinden, Hrant Dink cinayetinin yarattığı toplumsal tepki ve bunun verdiği cesaret sayesinde, erken seçime giderek başarıyla çıkmayı başardı.
Bu kez söz konusu olan kendi ve partisinin başarısı değil, ülkenin geleceği.
Saray içi erk oyunları yerine, en azından gelecek dönemde adil ve eşitlikçi bir parlamentonun oluşması için ertelenen en temel demokratik düzenlemeleri yapmak gibi moral bir yükümlülükle karşı karşıya. İnsanlar seçimleri kazanabilir ve kaybedebilir. 2. Dünya Savaşının galibi Wilson, 1945 seçimlerinin kaybedeni idi. İşte asli misyonunu yerine getiren politikacı olarak hoşnuttu, dert etmedi bunu. Ama diğer kazanan Stalin yatağında yalnız öldü, 9 yıl sonra. Ve Roosevelt zaferi göremedi bile.
Ama bir dünya sisteminin temelleri atıldı, mükemmel sayılmasa bile. Türkiye’yi bin başlı ‘derin devletin’ elinden kurtaracak yolun önünün açılması mümkün. Çok basit Bay Erdoğan, seçim barajını kaldıracak cesaretiniz var mı? Bu alternatiflerin önünü açacağı gibi, her toplumsal kesimin adil bir biçimde parlamentoda temsilini sağlayacaktır. Önümüzdeki parlamentoda büyük ihtimalle çoğunluk hükümeti çıkmayacak. Bu durumda, koalisyonların oluşumunda önemli bir pazarlık gücüne sahip olacaksınız. Ve Kürt sorununun çözümünde kalıcı adımlar atacak, asıl güçlü iradeyi gösterirseniz, Cezayir sorununu Gordiyum düğümü gibi çözme iradesi gösteren (Ki Kürt sorununda böyle radikal bir çözüme hâlâ ihtiyaç yok, daha da geç kalınmazsa) General de Gaulle gibi, risk alabilen güçlü irade sahibi liderler arasında tarihte anılacaksınız. De Klerk gibi, Blair gibi…
İnsan dediğin bu dünyada fani.
Baki kalan şu gök kubbede bir hoş seda.

Ragıp ZARAKOLU

EVRENSEL



Yayınlanma tarihi: 2013-12-30 21:40:04
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Eşi Olmalı İnsanın, Cennetten Köşe Almışcasına Sevdiği,Sakındığı... meyou Her Telden 5 13.02.11 21:22






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2