Sponsor Reklamlar


Köşe'den Yazanlar...

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Köşe'den Yazanlar... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 05.04.14   #51
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...




8.5 milyon emekli bu zammı bekliyor


Kırmızı Haber | 04 Nisan 2014 | Alt Manşet, Ekonomi, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler

SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin gözü Temmuz zammında. İlk 3 aylık enflasyon yüzde 3.57 olarak gerçekleşti. Enflasyon zammı Temmuz’da ‘Yüzde 5′e koşuyor’ yorumları yapılıyor.



Cumhuriyet.com.tr / Yaklaşık 8.5 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisi, heyecanla Temmuz zammını bekliyor. Mart ayı enflasyon verileri açıklandı; emeklilerin maaşında yapılacak artış da yavaş yavaş netleşmeye başladı. İlk 3 aylık enflasyon yüzde 3.57 olarak gerçekleşti. Emekliler, Temmuz’da bu yılın ilk 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon kadar zam alacak. Bu durumda emeklilerin Temmuz zammının yüzde 5′i bulabileceği tahmin ediliyor.
MERKEZ: ARTACAK
SSK ve Bağ-Kur emeklileri, her yıl Ocak ve Temmuz aylarında zam alıyor. Bu zammın oranı da enflasyona göre belirleniyor. SSK ve Bağ-Kur emeklileri, Ocak ayında yüzde 3.27 zam aldı. Temmuz’da da maaşları bu yılın ilk 6 ayında gerçekleşen enflasyon kadar artırılacak. 2014 yılı bütçe programındaki ilk 6 aylık enflasyon öngörüsüne göre, SSK ve Bağ- Kur emeklileri Temmuz’da yüzde 2.36 oranında zam almayı bekliyordu. Ancak beklentiler değişti. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; bu yılın ilk 3 aylık enflasyonu yüzde 3.57 olarak gerçekleşti. Merkez Bankası da kısa bir süre önce enflasyonun Haziran ayına kadar yükselmesini beklediğini açıklamıştı. Hem şu ana kadar gerçekleşen enflasyona hem de Merkez Bankası’nın açıklamasına bağlı olarak 8.5 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisinin Temmuz zammının yüzde 5′e koştuğu yorumları yapılıyor.

KUR ARTIŞI YÜKSELTTİ
Yıllık enflasyon kuraklık ve kur etkisiyle 8 ayın en yükseğine çıkarak yüzde 8.39 oldu. Mart’ta Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 1.13, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 0.74 arttı. Yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 8.39, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 12.31 oldu. Aylık enflasyonun 51 puanı gıdadan geldi. Aylık en yüksek artış yüzde 2.49 ile giyim ve ayakkabı grubunda gerçekleşti. Onu yüzde 2.1 ile gıda izledi. Yıllık en yüksek artış ise yüzde 13.74 ile ulaştırma grubunda gerçekleşti. Mart’ın zam şampiyonu yüzde 29′luk artışla karnabahar oldu.
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 06.04.14   #52
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Hırsızlar Kazanınca
Demokrasi Kayıpta
Yayınlanma Tarihi: Cumartesi, 05 Nisan 2014




Yazar: Erdal YILDIRIM

Evet, görülen o ki, diktatör bu yerel seçimlerde iktidarını kısmen de olsa güçlendirmiş gözüküyor. Ve görülen o ki, bu seçimde de hırsızlar kazandı, demokrasi kaybetti. Ama unutmayalım ki, yaşam da, mücadele de devam ediyor.
Demokratik bir ortamda en doğal hak olan seçme ve seçilme hakkını kullanmak isteyen, yani demokratik, laik, hukuk ve adalet kurallarının uygulandığı, toplumsal barışın sağlandığı, eşitlikçi, özgürlükçü, sosyal bir devlet ve yönetim arzu eden insanlar, ne yazık ki, bir kez daha hırsızlar karşısında yenilgiye uğradı.
Balkon konuşması yapan diktatör gözümüzün içine baka baka “zafer nutukları” atmakla kalmadı, bundan sonraki süreç ile ilgili olarak da, geçmişteki faşist, baskıcı karakterini bir kez daha ortaya koydu ve kaba, pervasız tehditlerine devam etti. Yıllardır yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğunu, çalıp, çırpmalarla, her türden yolsuzluk, rüşvet ve de din sömürüsüyle güçlendirmeye çalışan firavunun bu çabaları da, ne yazık ki, önemli bir kesim tarafından onaylanmaya devam etti, ediyor.
Bu kitlelerin Erdoğan’a halen destek vermeleri, ancak Hitler ve Mussolini faşizminde görüldüğü gibi, “diktatörlere, güce, katillerine aşık kitleler” psikolojisiyle açıklanabilir. Bu güce tapınmak, korku ve biat kültürünün bir yansımasıdır. Çünkü yazılı ve görsel medyada ispat edilen, tüm dünyada yankı bulan, hatta sağır sultanlarca da duyulan bunca namussuzluk, yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, ayakkabı kutularında, yatak odalarında saklanan milyarlarca avro nasıl açıklanabilir? Bu kadar rüşvete göz yummak, her tür onursuz duruma teslim olup onay vermek, ancak bu kesimin genlerindeki etik, onur, namus gibi değerlerdeki yıpranma, aşınma ve bozulma ile açıklanabilir.
Seçim öncesi sosyal medya kanallarına getirilen yasaklar, polisiye ve idari tedbirler ve baskılar, seçim sürecinde ve sonrasında çalınan, yakılan oylar, okullara yapılan bomba ihbarları sonucu terk edilen, değiştirilen oylar, trafolara onlarca kedinin girmesiyle kesilen elektriklerden sonra bile utanmadan, arsızca nara atanlar bu namussuzluğa, hırsızlığa, onursuzluğa alkış tutmaktalar. 12 yıldan beri iktidarda olan ve yandaşları dışındaki her kesimi, düşünceyi, inançsal ve etnik farklılığı ötekileştiren, asimile etmeye çalışan, baskı altına alan AKP ve R.T. Erdoğan “yeni Türkiye” söylemiyle, dinsel bir yönetimi hedeflemektedir. Bu yönetim şekli “dindar ve kindar” bir örgütlemeyi, kendisine her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve baskıda bile biat eden itaatkârları hedeflemektedir ki, yerel seçim sonuçları bu hedefe ulaşmada önemli mesafeler katettiği gerçeğini gözler önüne sermektedir..
Öte yandan muhalefet partilerinin iktidarı alaşağı etmek için gerekli ve yeterli bir faaliyeti, organizasyonu ve yapılanmasının olmadığı görülmektedir. Ana muhalefet partisi, milyonlarca emekçiye, ezilene, sosyal, inançsal ve etnik farklılıklara, kendisine gönül veren kitleye demokrat, sosyal demokrat politikaları sunamamaktadır. Üstelik kimi bölgelerde de kendi örgütünü, tarihi olguları, kimi gerçekleri ve değerleri hiçe sayarak, kapılarını birçok sağcı, dinciye açmıştır.
Kimi yerde milliyetçilikleri, ırkçılıkları tescil edilmiş olan, Deniz Gezmiş, Yılmaz Güney gibi değerlere açıkça küfreden, hakaret edenler; kimi yerde geçmişte yolsuzluk ve hırsızlıkları tescil edilmiş yeğenler, okyanus ötesine yakın kişiler medet umulan olmuştur. Ama seçim sonuçları bu taktiğin tutmadığı, fayda sağlamak yerine kimi yer(el)lerde zarar bile verdiğini göstermiştir.
Muhalefet partilerinden biri sözde “barış-çözüm süreci” olgusu ve gerekçesiyle kendisinden beklenen, olması gereken muhalif duruşu, özellikle Gezi Ayaklanması sürecinden sonra sergilemediği gibi, iktidarın yolsuzluklarına, hak hukuk tanımaz anti demokratik uygulamalarına ve baskıcı politikalarına zaman zaman sessiz bile kalmıştır. Büyük umutlarla birçok kesim, kişi ve yapı tarafından kurulan bir diğer parti de ilke, prensip ve yazılı söylemlerine uymayan bir tarzda, ne yazık ki, iktidara karşı muhalefet görevini yapmaktan uzak bir tavır sergilemiştir.
Yerel seçimleri özerklik olarak görenler, bir önceki seçime göre oylarında kısmı bir düşüş yaşansa da, kazanılan belediye başkanlığı sayısında kısmi artış sağlamışlardır. Alevilere gelince, üzülerek belirtmeliyim ki, daha önceki seçimlerde de olduğu gibi, sadece gidip oy kullanmışlardır. Bu arada yerel seçimlerde kimi sevindirici gelişmeler de yok değil. Kadınların daha çok seçilmiş olmaları, bir Süryani kadının ilk kez Belediye Başkanı seçilmiş olması, kimi bölgelerde, özellikle Dersim coğrafyasında sosyalistlerin, devrimcilerin bağımsız Belediye Başkanlıklarını kazanmaları, seçimlerden sonra ülkede görünen gri, iç karartıcı fotoğrafı renklendiriyor ve içimizi ısıtıyor.
Bu ülkeye demokrasinin gelmesini isteyen güçler, muhalif kesimler, mutlaka milyonlarca emekçiyi, ezileni, etnik ve inançsal farklılığı, farklı sosyal, toplumsal tercihi olan kesimleri kucaklayıcı ve kapsayıcı olmalı, geniş halk katmanlarına alternatif iktidar seçeneği ve şartları sunmalıdır. Bu kapsayıcı, iktidarı isteyen sol muhalefet, devrimci ruhu ve Gezi ayaklanmasının siyasal, sosyal, çevresel, kültürel, her türlü özgürlükleri isteyen direnişçi ruhuyla hareket etmelidir. Zaman yitirmeden önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimleri ve bir yıl sonraki Genel Seçimlere yönelik çalışmalar hızlandırılmalıdır.
Herkes bilmelidir ki, iktidar olmanın yolu, ne sağa alternatif sağcı adaylar, ne sağ politikalar, ne gerici, ırkçı politikalar, ne de lokal yerel tercihler olamaz. Evet, görülen o ki, diktatör bu yerel seçimlerde iktidarını kısmen de olsa güçlendirmiş gözüküyor. Ve görülen o ki, bu seçimde de hırsızlar kazandı, demokrasi kaybetti.. Ama unutmayalım ki, yaşam da, mücadele devam ediyor.
Erdal YILDIRIM

alevilerin sesi
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 08.05.14   #53
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Faşizmin 14 Temel Özelliği



Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş.

Britt’in çok tartışılan, hatta Umberto Eco’nun bir yazısından fazlaca esinlendiği söylenen ünlü makalesi, ‘yeni başlayanlar için 14 derste faşizm’i anlatıyor:

1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer ıvır zıvırı kullanma eğilimindedir.

2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi: Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, ‘ihtiyaç’ gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir.

3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, teroristler, vs. vardır.

4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir.

5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı:Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır.

6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.

7. Ulusal güvenlik takıntısı: “Korku” hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.

8. Din ve yönetimin içiçe geçmesi: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.

9. Özel sermayenin gücünün korunması: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar.

10. Emek gücünün baskı altına alınması: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.

11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.

12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.

13. Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama: Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir.

14. Hileli seçimler: Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.05.14   #54
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...




Şimdi babanız
ölmüştür belki



Ali Murat İrat | 10 Mayıs 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar




Ali Murat İrat / Sevgi bir uzunluk ölçüsü birimidir aslında, her ilişkiyi onunla ölçtüğümüz. Ve aşksa bir ağırlık birimidir, kimin dünyada ne kadar ağırlığı olduğunu gösteren. Hayat denilen şeyse aslında tam da bu ikisiyle değerlenen ve bu ikisiyle anlam kazanan “kısa bir hikâyedir” hepsi bu. Evet. Hayat aslında doğadaki basit bir sapmadır o kadar. Derin ve büyük anlamlarla taçlandırmaya çalıştığımız hayatlarımız sıradandır ve basittir. David Hume insanlığın o muazzam yalnızlığını ve basitliğini tek cümleyle özetleyivermişti yüzyıllar önce: “Doğa karşısında insan hayatının okyanusun dibindeki istiridyeden farkı yoktur”. Hayat bu kadar sıradanken ona değer biçen, anlamlandırmaya çalışan, yoksun ve yokluk içindeki bu “saçmalığa” kimlik kazandıran tek şeyse ölüyor olmaktan korkmaktan başka bir şey değildir.
Kendimizi büyük cenderelerin, yıkılmış medeniyetlerin, çökmüş insanlığın, her gün biraz daha bitmekte olduğunu hissettiren yaşam denilen şu hikâyenin ortasında kandırarak ilerliyoruz. Bir yazımda söylemiştim yanılmıyorsam “İnsan en iyi ve en çok kendini kandırıyor” diye. Yine de bu hayatın köhneliği karşısında kendini kandıranlara kızamıyorum ben. Çünkü kendini kandırmak kadar insanı rahatlatan başka bir şey de yok şu hayatta. Başkasının yalanlarını sevmiyoruz ama kendi yalanlarımızla ayaktayız. Başkası yalan söylediğinde belki onu hayatımızdan çıkarıyoruz ama kendi yalanlarımıza neredeyse tapıyoruz. Çünkü bu saçma ve acımasız dünyaya katlanabilmenin en kestirme yoludur kendi yalanlarını üretmek ve onlara inanmak.
Dünya sadece kötülük değil onun türlü hallerini de her gün biraz daha artırarak, her gün biraz daha yaldızlarla süsleyerek üretip koyuyor önümüze. Görüyorum. İnsanlar en çıplak halleriyle bile yalan söylüyorlar. Yatakta, sevişirken, bir manzarayı birlikte seyrederken yalan söylüyorlar. Biralarını yudumlarken yalan söylüyorlar. Yalan söylüyorlar çünkü onlara anlatılan en büyüğünden en küçüğüne bütün hikâyeler de yalan üzerine kurulu. Yalan söylüyorlar çünkü uluslarının tarihinden mitlerine kadar her şey yalan üzerinde doğrultuyor kendini. Yalan söylüyorlar çünkü bu acımasızlık içinde gerçekleri görerek ve söyleyerek ayakta kalabilecek insanlar yalnızca delilerdir. O nedenle diyorum ki delilik bir tercihtir.
Dünyada saf kötülük hiç bu kadar uzun hüküm sürmemişti. Kapitalizmin en büyük zararı saf kötülüğü açığa çıkarmasıydı. Kapitalizm bunu modernizmin ve aydınlanma aklının yardımıyla yaptı. Yalnızca kötülük yapmak için yapılan kötülüklerden söz ediyorum yani. Sadece zarar vermek için yapılanlardan. Hayat insanların karşısına işte böyle çıkıyor. Kötülüğün iki hali vardır. Başınıza gelen kimi kötülüklere rahatlıkla anlam verir onu kavrayabilirsiniz. Böyle kötülükler karşısında aklınız felce uğramaz. Bir dişi aslanın bir ceylanı yakalayıp yemesi gibi doğal gelebilir bu. Kanarsınız, ağlarsınız ama anlarsınız. Anlamak, yani Nâzım’ın dediği gibi, o büyük bahtiyarlıkla kovarsınız kötülüğü yüreğinizden. Hayat sizi bunlarla büyütür biraz da. Kötülüğü görmek ve anlamaktır büyümek.
Kimi zamansa başınıza gelen her neyse neden sizin başınıza geldiğini sorgularsınız ve anlayamazsınız. Ne aklınız ne de yüreğiniz kabul etmez başınıza geleni. Örneğin bir akşamüstü siz onu karşılamak için sabırsızlıkla beklerken ölüm haberi geliverir babanızın. Yaşınız kaç olursa olsun ağlarsınız. Oysa daha dün işiniz çoktur ve o aradığında bakmamışsınızdır belki de telefonunuza. Şimdi babanız ölmüştür. Ve mesela o öldüğünde çocuksunuzdur. Yani gözyaşlarından başka sığınacağınız hiçbir şey yoktur. O yaşlarda o gözyaşları size yardım edecektir belki. Ama büyüdükçe onları da çoğu zaman anlamsızlaştırır hayat. İnsan soyunun ürettiği en güzel şey olan hüzün bile zayıflık olup çıkar bu dünyanın kirli ellerinde. “Sonra bir gün anneler de ölür/ Böcekler ve kertenkeleler ölür/ Boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca/ Sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür/ Sonra o gün çocuklar da ölür/ Biz hepimiz önce küçük bir çocuktuk/ Sonra büyüdük hepimiz çocuk olduk…” demişti Arkadaş ve bu hayat onu da öldürür.
En büyük yıkıntılar ve en derin yaralar en güçlü görünüşlerin arkasında saklanır hep. Güçlü görünmek zorunda kalanların medeniyetindeyiz artık. Zayıflığa yer olmayan, zayıflıklarımızın insanlığımızın en doğal parçaları olduğunu unutturan bir medeniyet bu. Ve ben her kimi görsem, bu fırtınanın ardından ayakta kalmış, ya yaralarına değiyor ya da ardında bıraktığı yıkıntıları görüyor gözlerim. İnsanların yaraları sözlerinden çok artık.
İşte böyle bir dünyada bu fırtınalar içinde ayakta kalıp haykırıyoruz! Hayat saf kötülüğüyle geliyor üzerimize. Saçma olsa da yaşanacak diyoruz onurluca. Ve ben tam da böyle bir dünyada Marx’ı neden sevdiğimi hatırlıyorum onun sözleriyle yeniden: “İçinde bulunduğum mutlak umutsuzluk bana umut veriyor”. Biz de ellerimizde kalan son silahlarımızla savaşıyoruz yine de. Yeni bir dünya için… Aşkla ve tutkuyla… İnadına…
BİRGÜN
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.05.14   #55
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...




ERDOĞAN’DA YUMURTA KAPIYA GELDİ!..


Ahmet Nesin | 09 Mayıs 2014 | Alt Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar

“Erdoğan seçimlere katılmayacak ama seçimlerden hemen sonra ilk seçildiği şekilde bir ara seçimle meclise dönebilir. Böylece 4. dönem seçilmemiş olacak. Dedim ya yumurta kapıya geldi, sıcak mı sıcak…”



Ahmet Nesin /Kim ne derse desin, bugünkü ortamda Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olmak istemezdim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 3 ay kalmış ve hâlâ herkesin kesin gözüyle baktığı adaylığı kendisi bile açıklamadı. Kafasında 40 tilki bile dolaşsa zor iş Erdoğan’ın vereceği karar.
Peki Erdoğan cumhurbaşkanı olmak istiyor mu, istiyor, istiyor da yeri dar… Önünde kocaman Turgut Özal örneği var. Aynı düşü görüyor esasında, cumhurbaşkanı olacak, hem AKP’ye hükmedecek hem de ülkeye. İyi de yerine kimi getirecek, getirdiği kişiye nasıl söz geçirecek!..
Bunun örneğini Özal Yıldırım Akbulut’la yaşadı. ANAP’ın en saf kişisiydi herkese göre Yıldırım Akbulut, Özal ne derse yapar sanılıyordu ama 1. Körfez Savaşı onun için çok önemli bir sınavdı; Özal 1 koyup 3 alacağını söyleyip durdu ama Yıldırım Akbulut bunu yemedi ve Türkiye’yi komşusu Irak ile savaşa sokmadı. Kendisi hakkında o kadar fıkralar yazıldığına bakmayın, Akbulut’un aldırttığı bu karar çok önemli bir karardı.
Erdoğan cumhurbaşkanı olursa yerine kim gelecek, bunu henüz bilen yok. Açıklamalara bakılırsa Abdullah Gül bu işe çoktan “Hayır” dedi. En azından cumhurbaşkanlığından gelip de Erdoğan’ın maşası olmayacağını net bir şekilde açıkladı. Sanırım Gül ile Erdoğan dün de dahil olmak üzere bu konuyu 3 kez görüştüler. Görüştükleri büyük olasılıkla Gül’ü ikna görüşmeleri ama Gül ikna olmuyor. Çünkü büyük olasılıkla Gül Erdoğan’ı kendisi gibi cumhurbaşkanı olmak konusunda iknaya zorluyor. Yada tersi, “Bırak ben 1 dönem daha kalayım…” diyor.
Gül olmazsa kim olur sorusu gündemde şu an. Kim olur bilemem ama bildiğim şey, kim olursa olsun tamı tamına biat etmesi beklenemez. Bu sadece başbakan olacak kişinin kişiliğinden dolayı değil, o makama gelince Orta doğudaki kişilere bir haller olması, koskoca başbakan olunca dünyayı kendilerinin yarattığı hissine kapılmaları. Bu da Erdoğan’ın istediği bişey değil.
Erdoğan yada AKP’li bir yetkili geçenlerde bir açıklama yaptı. Açıklamada “Öyle bir aday göstereceğiz ki, BDP, CHP ve MHP bile oy verecek…” denildi. Bu aday kesinlikle Erdoğan olamaz. Çünkü Erdoğan BDP ve CHP’den hatırı sayılı oy alamaz. Hatırı sayılı dediğime bakmayın, hemen hemen hiç alamaz. Ama Gül tekrar aday olursa az da olsa 2. turda oy alabilir bu partilerden. Bunu da CHP’nin adayının kim olduğu belirler. Mesela Mansur Yavaş aday yapılırsa BDP ve HDP 2. turda oy vermeyebilir.
Peki Erdoğan’ın hedefi ne? Hele 3 dönem sonra kimsenin tekrar milletvekili seçilemeyeceğini parti olarak açıkladıktan sonra iyice zor kendisini anlamak. Büyük olasılıkla Gül yada başka birisi tekrar aday olacak. Erdoğan gelecek seçimlere kadar zaten başbakan. Seçimlerde milletvekili adaylarını kendisi belirleyecek ve Gülensiz bir grup oluşturacak. 3 dönem geçtiği için kendisi de aday olmayacak, olmayacak ama parti başkanlığını da bırakmayacak. Gül de onu seçimlerden sonra parti başkanı olarak tekrar başbakan diye atayacak.
Bir olasılık daha var. Erdoğan seçimlere katılmayacak ama seçimlerden hemen sonra ilk seçildiği şekilde bir ara seçimle meclise dönebilir. Böylece 4. dönem seçilmemiş olacak. Dedim ya yumurta kapıya geldi, sıcak mı sıcak…
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.05.14   #56
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...




KÖPEKLERİ SEVİYORUM ERDOĞAN!..


Ahmet Nesin | 14 Mayıs 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar



Ahmet Nesin / Antalya’da bir parktayım, her yer cıvıl cıvıl, çocuklar, gençler, turistler koşturuyor, elele, kolkola, güle güle söyleşip yürüyorlar. Maden faciasından kimsenin haberi yok gibi. Ben de yeni öğrendim, internetten takip ediyorum.
Ölü sayısı belli değil, önce 15 dediler, sonra 17’ye, 25’e çıktı sayı. Gözlerim sulanmaya başladı, karşımda bir köpek, sahibi gelene geçene saldırmasın yada çalmasınlar diye zincirlemiş. Ne de olsa Sibirya kurdu, hem de uzun tüylüsünden, bir köpek bu kadar güzel olabilir.
Seviyorum, okşuyorum onu gözyaşları arasında, ölü sayısı gittikçe artıyor, Manisa belediye başkanı ölü sayısını 150’nin üstünde açıkladı. Aklım almıyor olanları, köpek bana bakıyor yardım edercesine, “Bırak beni, gidip Soma’dan kurtarayım mahsur kalan insanları” diye havlamakla uluma arası sesler çıkartıyor.
Bu olay karşısında Erdoğan istifa eder mi diye düşünüyorum. Köpek hâlâ bana bakıyor, o da ağlamaklı. Devamlı haberler geçiyor internetten. Günlerden 29 Nisan 2014, CHP grubu Soma’daki maden ocağı kazalarını araştırmak için soru önergesi vermiş. Ne mi olmuş, AKP oylarıyla reddedilmiş önerge. Haklılar, AKP böyle boş şeylerle uğraşmaz, ölüyorsa takdir yukarıdadır. Köpek hâlâ bana bakıyor, “Bırak kurtarayım” diye yalvarıyor sanki bana…
CHP durup dururken vermiyor soru önergesini, 4 Eylül 2012’de yangın çıkmış bir ocakta, 1 ölü, 3 yaralı var. Belli ki önlem alınmamış, tam 1 ay sonra yine yangın, 3’ü ağır olmak üzere 9 yaralı… Yine 1 ay sonra, 12 Kasım tarihinde 2’si ağır 9 yaralı. Yetmiyor, 20 Ekim 2013’te yine yangın ve 1 ölü, 27 yaralı. Soru önergesine sadece “Hayır” demiyor AKP, açıklama da yapıyor.
Açıklamayı YALAKA ili milletvekili Şamil Tayyar yapıyor: “Muhalefet gündemi tıkamak için eften püften araştırma önergeleri veriyor” Şu an ne düşünüyordur Tayyar bilemiyorum ama köpek hâlâ bana bakıyor yalvarır gibi. Bıraksam Tayyar’ı parçalar mı diye düşünüyorum yada bunun gibi 20 köpeği AKP meclis grubuna mı bıraksam, Türkiye mahsur kalmış diye onları da kurtarırlar mı acaba?
Şamil Tayyar açıklama yapar da Burhan Kuzu durur mu, o da dün gece açıklama yapmış faciadan hemen sonra: “Soma kazasında resmi rakamlar dışında bir takım kazmaların verdiği ürkütücü rakamlara inanmayın.” Kazma kim oluyor, aklıma hemen soru önergesini reddeden Erdoğan geliyor, eften püften milletvekilleri ve Şamil Tayyar geliyor.
Köpek hâlâ bana bakıyor, “Bırakmazsan istifa edeceğim köpeklikten” diye yalvarıyor bana… Erdoğan Soma’ya gidecekmiş, istifade etmişti ama istifa etmeyecek.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.05.14   #57
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Bu katliamı gürültüye getiremeyeceksiniz!


Başbakan Erdoğan başta olmak üzere AKP propagandası Soma’daki katliamda, kendi sorumluluklarının üstünü örtmeyi, asıl görev edindi.
Hükümet, artık uzmanlık alanı haline getirdiği olup biteni ters çevirme, kendisini mağdur göstererek sorumluluktan sıyrılma oyununu bu sefer şöyle oynamaktadır.
1 - Kendilerine yönelik, “Patron AKP’liydi işletmeler ona peşkeş çekildi”, “Erdoğan patronu eskiden beri tanıyordu!”, “İçeride çok işçi var!”, “Somali’ye değil Soma’ya bak!”... gibi eleştirilerin doğru ya da yanlış olması, sanki 301 işçinin katledilmesinin asıl nedeniymiş gibi Başbakan, bu iddiaları ortaya atanları ve kullananları “alçaklık”, “şerefsizlik”, “haysiyetsizlik”... gibi ifadelerle suçlayarak gerçekler üstünde bir gürültü perdesi oluşturmaktadır.
2 - 301 kişinin katlinin bir suçlusunun da gösterilmesi gerekirdi; bunun için de işletmenin sahibi firmanın yönetimi öfkeli işçiler ve halkın ayakları altına atılmıştır. 301 kişinin katlinde çok önemli role sahip bu kişiler, ortalık yatışınca kurtarılmak üzere, şimdilik “tek suçlu” ilan edilmektedir.
3- Soma’da katliamın kurbanlarına para verileceği, yasa çıkarılarak “şehitlik unvanı verileceği” (“şehit maaşı” bağlanacağı), çocukların okul giderlerinin karşılanacağı, kredi borçlarının kapatılacağı, ailelere bir. belki de iki maaş bağlanacağı, bu amaçla yardım hesapları açıldığı... üstünden büyük bir gürültü koparılıyor. Ki, dün evrensel’de bu işçi hayatını parayla ölçme aç gözlülüğü, “Parası neyse verelim rezaleti” olarak manşete çekilmişti. Dahası bu yöntemin iş cinayetlerinde başlıca yöntem olduğunu aynı zamanda da çok etkili olduğunu biliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda ve aylarda (halen de), iş cinayetine kurban giden işçi ailesinin çaresizliğini kullanarak patronun avukatları, muhasebecileri, “Size şu kadar para verelim davadan vazgeçin. Mahkemeye giderseniz, bizimle başa çıkamazsınız, davanız yıllar sürer ve elinize bu kadar para da geçmez” diyerek susturmuşlardır. Örneğin geçtiğimiz yıllarda 85 canın yok olduğu Tuzla Tersanelerinde firmalara karşı dava açan işçi ailesinin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ötesi, işçiler hep parayla, vaatle, olmazsa tehditle davadan vazgeçirilmiştir.
Bu silahı Hükümet, Roboskîli köylülere karşı da kullanmış ama Roboskîlilerin siyasi bilinci bu alçak oyunu bozmuştur.
Şimdi bu “Parayı devreye sokarak”, akla gelip gelmeyen her vaadi yaparak “Davadan vazgeçirme” yöntemi şimdi Soma’daki katliamda hükümetin rolünün saklanması için kullanılmak isteniyor.
Hükümet böylece, Hükümetin ve ilgili bakanlıkların “denetim” sorumluluğunun üstünü örterken aynı zamanda özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarını da hedef olmaktan çıkarmayı amaçlamaktadır.
Oysa asıl sorun; 301 işçinin yaşamını kaybetmesinin nedeni ve sorumlularıdır. Ve bu nedenler hem uzmanların değerlendirmeleri hem de madenden sağ çıkan işçilerin açıkça anlattıkları gibi bu katliama gelen yolu; Hükümetin özelleştirme ve taşeronlaştırma merkezli ekonomi politikası, bu politikanın gereği olarak bu işletmeleri işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından denetlememesi (Denetimin lafta kalması) ve elbette patronların kâr hırsı döşemiştir.
Patronların “daha çok kâr” amacıyla yaptığı ihlallerle ilgili yan “adli bir soruşturma” sorunudur. Bu alanda bir adım atılmış ve öyle görünmektedir ki tutuklamalar sürecektir. Ama öte yandan bu katliamın asıl nedeni olarak ortada olan sorunun “idari-siyasi boyutu” tamamen tartışma dışı tutulmakta, bunun için her yol ve yöntem denenmektedir. Oysa bu yan sadece Soma’daki maden ocağı işçilerinin değil tüm işçi sınıfını, emekçileri ilgilendirmektedir.
Dolayısıyla, elbette basın, duyumları da haber yapacaktır, bazı spekülasyonlar üstünde de duracaktır. Ama asıl dikkat noktası; Hükümetin ve patronların ekonomi politikaları ve bunlara karşı mücadele, dolayısıyla bu işçi katliamındaki siyasi iktidarın, Hükümetin rolüdür. Ki, buradan hareket edildiğinde de karşımızda bizatihi kapitalist sistem ve onun sınıf ilişkileri vardır.
Gezi direnişindeki büyük halk tepkisini “Hükümete darbe girişimi” propagandasıyla püskürten Hükümet, Soma katliamını “darbe kategorisine” sokamadığı için, katliamı Soma Holdingin yöneticilerine yıkarak, Hükümeti kurtarmaya çalışmaktadır.
Ancak Hükümetin işi o kadar kolay değildir; bu katliamı yalanla, çarpıtmayla gürültüye getirmesi kolay olmayacaktır. Çünkü bu büyük facianın ortaya çıkardığı gerçekler üstü örtülemeyecek kadar büyüktür.
Yeter ki gerçekleri savunmayı işçi sınıfının ve emek cephesinin mücadelesiyle birleştirebilelim.


Yayınlanma tarihi: 2014-05-21 00:07:47

ihsan çaralan
evrensel
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.05.14   #58
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...




AL PERİNÇEK’İ VUR ERDOĞAN’A!..


Ahmet Nesin | 27 Mayıs 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar



Ahmet Nesin /

“Olayların gelişmesi bir tertiple karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Polise atılan Molotof da polis kisvesi altında sıkılan kurşun da o tertibin eylemleridir. PKK’nın da olayların içine boylu boyunca girdiğini saptıyoruz. Oradaki topluluğun arasına Apo posterleriyle girmişlerdir, kışkırtmalarda bulunmuşlardır ve polis müdahalesini davet etmişlerdir. Ortada apaçık bir kışkırtma var. ” dedi. Ancak o kurşuna, “polis kurşunu” demek ne kadar doğru? Olayların gelişmesi bir tertiple karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Polise atılan Molotof da polis kisvesi altında sıkılan kurşun da o tertibin eylemleridir.
“Neden ayağa kalkıp bunların yüzüne tükürmüyorsunuz? 301 şehidimize bu hakareti edenler, 77 milyonun yüzüne tükürmesi gereken insanlarıdır. 301 kardeşimizin ailelerinin bunlara dava açması lazım. 50 kadar dava açan var ama hepsinin açması lazım. Yine bir bayan Soma’ya yardım etmeyin diyor, bunların evi var diyor. Sen kimsin ya sen kimsin? Sen de zaten vicdan yok. Üflüyorsun, üfleniyorsun, üfürüyorsun kurulu tezgahında. Bunların ne ücret aldığını nasıl bir hayat sürdüğünü biliyor musunuz? Resimlerle, belgelerle her şey ortada. O yavrumuzu kandıranlar da ortada. Polis aracına molotof attılar, polislerimiz yanmaya başladı. Teröristler polis araçlarının üzerine çıkarak camlarını kırmaya çalışıyorlar. Polis ne yapacak? Molotofla, havai fişekle, cam çerçeve indirenlerin mi yanında olacağız? CHP onların yanında yer alıyor. Biz terörize olanları mı konuşacağız, onları mı savunacağız? Biz mağdur mazlum halkımızın yanında yer alacağız. Bunların malum bir milletvekili var, Tunceli milletvekili, Okmeydanı Hastanesi’nde, orayı terörize etmenin derdinde. Polisler nasıl sabrediyor bunu anlamıyorum.”
Alt alta 2 paragraf aldım dünkü politikacı açıklamalarından. Bilin bakalım hangisi Doğu Perinçek’in, hangisi Recep Tayyip Erdoğan’ın. Yada şöyle sorsam, bu 2 demeci hangisi solcu, hangisi dinci? Eğer dün haberleri izleyip okumadıysanız bunu ayırt edemezsiniz. En azından ben edemem…
Birinci paragraf İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek’e, diğeri de Başzübük Erdoğan’a ait. Arada fark göreniniz var mı bilmiyorum, ben görmedim. Perinçek neden rahatsız olmuş, ilk olarak Apo posterleri rahatsız etmiş onu. O posteri taşıyan kişiler polisi insan öldürmeye davet etmişler, yani polis öldürmeyip de ne yapacak. Erdoğan ne diyor, “Polisler nasıl sabrediyor bunu anlamıyorum.”
Sizce aralarında dünya görüşü olarak bir fark var mı? Bence yok ama bu yakınlaşma ilk kez değil, Sivas Madımak katliamında da beraberdiler bu ikili. Kaç kez yazdım ama size bikez daha kısaca anlatayım. Madımak olayları öncesi Aziz Nesin ve arkadaşları Aydınlık Gazetesi’ni Onbinler AŞ olarak satın almak istediler. Perinçek ve arkadaşları da yazar arkadaşlarıyla işin içinde olmak istediler. Parti propagandası yapmamak sözü vererek dahil edildiler. Bir sabah gazeteyi bir açtık ki Aziz Nesin’in kitap olarak yayınlamak istediği Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabı gazetenin birinci sayfasından parça parça verilmiş.
Bu yayından Aziz Nesin’in haberi yok, çeviren kişi başka, Perinçek kitabı başka bir kıza çevirtiyor, o kızı Aziz Nesin ölene kadar görmedi bile. Derken hemen ardından Madımak olayı oluyor ve orada saldırının en büyük gerekçesi Aziz Nesin’in sözüm ona Şeytan Ayetleri’ni Aydınlık Gazetesi’nde yayımlatması.
Peki saldıran, oteli yakanlar kim, onlar da Erdoğan’ın o zamanki parti arkadaşları, sempatizanları. Daha sonra sanıkları savunanlar kim, onlar da Erdoğan’ın partili avukatları. Peki o savunanlar şimdi ne yapıyor, AKP’de milletvekili, belediye başkanı yada il başkanı alayı.
Doğu Perinçek daha sonra neden yargılandı, derin devletten. Derin devlet kimlerle işbirliği yapmış anladınız mı? O yüzden yıllarca burjuva partilerinin asla derin devleti yargılayamayacaklarını yazıp durdum. Çünkü kendileri işin içinde, gönüllü maşa olmuşlar komünistlere, Alevilere ve Kürtlere karşı.
İşte o yüzden al Erdoğan’ı vur Perinçek’e, ikisi de aynı düzenin soyu…
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.06.14   #59
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...




GEZİZEKALILIK GERİZEKALIKTAN İYİDİR!..


Ahmet Nesin | 08 Haziran 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Üst Haberler, Yazarlar



Ahmet Nesin / Başzübük Recep Tayyip Erdoğan Amerika’yı yeniden bulmuş gibi cins cins espriler yapıp hem komik, hem de esprili bir başkan olduğunu sanıyor. Son günlerde bize “Gezizekalılar” diyerek bu esprilerine bir yenisini daha kattı ve onu dinleyenleri aklı sıra güldürüyor.
Biz gezizekalılar ne yaptık, bunları anlatmaya gerek yok, neredeyse bütün Türkiye gördü ve onayladı. Peki gezizekalı olmayan Erdoğan ve avenesi ne yapıyor.
Son günlerde yeni bir tarz başlattı Erdoğan, PKK’nin barış sürecine girdiğimiz –daha doğrusu girdiğimiz sanılan- bu dönemde anidenbire çocuk kaçırmaya başladığını söyledi. Geçen yazımda da yazdım, PKK’nin çocuk kaçırmaya gereksinimi yok. Hem Paris’te yaşarken, hem de Türkiye’nin çeşitli illerine gittiğimde gencecik çocukların dağa nasıl ve neden çıktıklarını çok iyi bilenlerdenim. Barış süreci gerçek olsa bu çocuklar neden savaşmaya gitsinler, hem de savaş yokken, ara verilmişken.
Bu çocuk kaçırma olayı nedense Erdoğan’ın kendisine göre en önemli seçim dönemine denk geldi. Bu halk Erdoğan’ı vezir mi yapacak, rezil mi edecek, o ortaya çıkacak, bu günlerde ne yaşıyorsak, daha doğrusu ölüyorsak Erdoğan’ın geleceği için ölüyoruz.
Aileler Diyarbakır Belediyesi önünde toplanmaya başladı. Nedeni ne olursa olsun her anne-baba, inansa da inanmasa da çocuğunun dağa çıkmasından huzursuz olur. Aynı Kürdistan’da görev yapan asker yada erat gibi, en milliyetçisinden, en demokrat olanına kadar ailecek huzursuz olursun, çünkü ölüm heran ensendedir. Hem 68, hem de 78 kuşağı bunu yeterince yaşadı be biliyor.
Tam bu aileler protesto etmeye başladığı sırada Erdoğan barış süreci için yeniden yumurtlamaya başladı. “Biz sadece kaçırılan çocukları değil, bütün dağdakileri indirmek istiyoruz…” Ne ilginçtir ki bu gibi durumlarda ulusalcılar, Erdoğancılar ve Fethullahcılar hepsi birleşiyor. TV’lere çıkıp “Biz zaten yıllardır PKK’nin çocuk kaçırdığını biliyoruz…” diyerek gayet lojistik ve bilimsel açıklamalarda bulunuyorlar.
Ne kadar demokrat bir söylem değil mi, öp başına koy, ‘Başımın üstünde yerin var…’ diyesi geliyor insanın. Peki o zaman Kalekol’lar neden yapılıyor, bu bir çatışma hazırlığı değil de nedir? Gezi parkında AVM istemeyenlerle, köyünde HES yada mahallesinde Kalekol istemeyenler arasında hiçbir fark yok. Hepsi demokrasi adına istemler…
Tan bu sırada Erdoğan iyice demokratlaşıyor ve Diyarbakır’da Kürt açılım kurultayı yapıyor. AKP’li bakanlar en az 1’er saat konuşup akil adamlardan 3’er dakikalık analiz istiyorlar. Ne kadar barış dolu, demokrat bir çalıştay değil mi? İnsanın orada olası geliyor. Sevgili Gençay Gürsoy dün akşam TV’de “Ben 3 dakikada neyi, nasıl anlatayım…” diyordu.
Açık oturumu dinlerken alt yazılar geçiyordu, “Lice’de 1 kişi öldü, 1’i asker 2 ağır yaralı…” Aynı gezi gibi, aynı HES’te öldürülen Metin Lokumcu gibi, aynı terörist diye öldürülen kaçakçı küçük çocuklar gibi, aynı ekmek almaya giden Berkin Elvan yada delik deşik edilen Uğur Caymaz gibi…
Başzübük Erdoğan seçim öncesi yine en açılımcı başkan oluyor, biz gezizekalılar da bunu yiyoruz. Neyse ki gerizekalı değiliz, yoksa yerdik bu barışı…
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.06.14   #60
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


@sinanalcin

Soma'yı
15-16 Haziran'la hatırlamak


15-16 Haziran direnişini öncüllerinden ayıran en önemli nokta, işçi sınıfının öz siyasal taleplerini öne çıkarmasıydı. Gerçi Türk-İş’in 1962 yılında düzenlediği “Komünizmi Tel’in Mitingi” de siyasal içeriğe sahipti ancak, talepler (İnsanlık idealinin bekçisi ve koruyucusu NATO ve CENTO’yu destekliyoruz!…gibi) sınıfın talepleri olmaktan ziyade konfederasyon şeflerinin siyasal çıkarlarını içeriyordu.
İşçiler, üyesi bulundukları ya da oy verdikleri CHP ve Adalet Partisi’nin uzlaşısıyla TBMM’de kabul edilen 1370 sayılı sendikalar hakkındaki kanun tasarısının Cumhuriyet Senatosunda reddedilmesini istiyorlardı.
Sınıfın siyasal çıkarlarının seçimde oy vermenin ötesinde olduğunu gösteriyordu bu direniş. Şimdi de Türkiye işçi sınıfının hatırı sayılır bir bölümünün iktidar partisine oy vermesi onun tüm politikalarına sürekli olarak onay vereceği anlamına gelmez.
Direnişin sonucunda Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etti ve siyasal iktidar, grev hakkının gaspına yönelik hazırladığı kanun tasarısını meclise sunmaktan vazgeçmek zorunda kaldı.
15-16 Haziran direnişinin gösterdiği en önemli şey; sınıf hareketi açısından siyasal mücadelenin önemidir. Salt ekonomik çıkarlara odaklanan bir işçi mücadelesi, ekonomizm bataklığına er geç saplanır. Lenin’in “ ekonomik ve siyasi mücadele madalyonun iki yüzüdür ve birbirinden ayrılamaz” sözü de evrensel geçerliğini en baskın haliyle koruyor. İşçi sınıfının siyasal mücadelesi siyasal haklar yanında ekonomik hakların da kazanımını sağlar.
***
Bugün irili ufaklı onlarca direniş çadırında ve Soma işçilerinde görünür olan taşerona karşı mücadele salt, “iş güvencesi” talebi olmayıp, üretim ilişkileri bütününün değişmesine yönelik siyasal bir taleptir de.
Çünkü taşeron sisteminin ortadan kalkması demek, bir bütün olarak siyasal erkin beslendiği (ihaleler, kamu harcamaları, kişisel ticari çıkarlar) ekonomik ve politik yapının değişmesi demektir.
İşçi sınıfı mücadelesi -genişleyen bir biçimde- taşerona karşı yükselirken, onun hem ekonomik hem de siyasal yönü daha fazla kavranmaktadır. Sınıfsal bilinç dönüşümü de bu süreçte yaşanmaktadır.
Ülkenin bölge içerisinde sürüklendiği çatışma koşulları ve iktidar koalisyonunun kendi halkına yönelik takındığı baskıcı tutum göz önüne alındığında siyasal mücadelenin gerçek bir demokrasi mücadelesinin de temel itici gücünü oluşturacağı da söylenebilir.
***
Bugün Soma katliamını hatırlamak, ölüme gönderilen 301 işçiden gayrı, çok farklı sektörlerde taşeron ilişkilerine zorlanan sınıfın mücadelesinin yanında olmaktan geçiyor.
Bügün Soma’yı hatırlamak, özelleştirmeye karşı direnen Yatağan işçilerinin yanında olmaktan geçiyor.
Bugün Soma’yı hatırlamak, 15-16 Haziran direnişini ve kazanımlarını hatırlamaktan geçiyor…


sinan alçın
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Eşi Olmalı İnsanın, Cennetten Köşe Almışcasına Sevdiği,Sakındığı... meyou Her Telden 5 13.02.11 21:22




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2