Sponsor Reklamlar


Köşe'den Yazanlar...

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Köşe'den Yazanlar... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 16.01.14   #21
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Darbecilik ve iş birlikçilik

Erdoğan başta olmak üzere Hükümet ve AKP sözcüleriyle yandaş basın güruhunun söylemine bakılırsa, ortalık darbeci ve iş birlikçi kaynıyor! Örneğin yolsuzluk, rüşvet ve “irtikap” suçlamalarıyla Bilal Erdoğan dahil Başbakan ve bakanlarından bazılarının -ki bir kısmı istifa etmek zorunda kaldılar- kendileri ve hükümetin sağladığı belirtilen olanaklarla trilyoner olan bakan çocukları, yakınları ve bazı bürokratlarla kapitalist vurguncular hakkında yargılama isteyen savcılar, onları gözaltına alan polisler ve şefleri, burjuva muhalefet partilerinin yönetimleri, çeşitli basın-yayın organlarının yazar ve yorumcuları “iç ve dış komplonun piyonları”, hatta “vatan haini”dirler!
Biz, devlet kurumları ve üst bürokrasisinde kimlerin dolaysız dış güçlerin iş birlikçisi ve casusu, onlar hesabına ülke kalkınmasını sabote eden ya da etmeye çalışan hainler olduğunu tek tek isimleriyle bilebilecek durumda değiliz. Ancak, devletin, “paralel”iyle, çeteleri, kontrgerillası, Jitem’i, Tit’i, İt’i, MİT’i ve Özel Kuvvetleriyle tekelci gericiliğin devleti olduğunu; çıkar dalaşından azade olmadığını, onu yöneten çıkar guruplarının birbirlerine karşı komplo, darbe vs. ile “deliğe süpürme” vb. oyunlara baş vurduklarını biliyoruz. Bildiğimiz ve ayan-beyan olan bir diğer şey, onun kumanda mevkiindeki kavganın halkı ezme ve sindirme asıl amacı ve hedefiyle dolaysız bağlı olduğudur.
Aleni olan bir diğeri ise, Başbakan ve “takımı”nın, hükümeti ve partisinin politikaları ve uygulamalarına itiraz eden hemen herkesi aynı mantıkla darbeci, komplocu, iş birlikçi, vatan haini olarak suçlamasıdır. En çarpıcı örnek işçi ve emekçilerin haklarını korumak ve yaşam koşullarını iyileştirmek için baş vurdukları eylemler sırasında aynı suçlamayla karşılaşmış olmalarıdır. 2013 haziran büyük direnişine, TEKEL işçilerinin eylemine, genç öğrenci kesimlerinin çeşitli direnişlerine aynı suçlama yöneltilmişti. Suçlananlar dolaysız olarak milyonlarca ve milyonlarca emekçi, genç-yaşlı, kadın ve erkeklerdi. Daha da önemlisi, hakları için direnenlere darbeci, hain ve iş birlikçi suçlamasını yöneltenlerin kendileri darbe anayasasının ve yasalarının ürünü ve uygulayıcısı idiler. İç ve dış büyük sermaye tekellerinin ve emperyalist devletlerin çıkarlarına bağlanan ekonomi politikaları, sosyal, siyasal ve askeri uygulamaları program edinenler ile bu uygulamaları “demokratikleşme” ve “darbe karşıtlığı” adına destekleyenlerdi. Diğer yandan, Erdoğan ve biatçı ekibinin bugün hain ve darbeci olarak suçladıkları “Cemaat-Hizmet Hareketi” ile birlik-beraberlik içinde devleti ele geçirme, kurumlarını hallaç pamuğu gibi atma, son 90 yıllık idari sistemin “laisist ve modern” görülen uygulamalarına karşı bir tür öç alma seferberliği yürütme pratiği göz önündedir. Yukarıdaki mantık gereği iş birlikçilik, darbecilik, millet ve ülke çıkarlarına karşıtlıktan söz edilecekse, burada en azından bir iş birliği olduğu da inkardan gelinmemek durumundadır.
Yaşanan, yağma ortaklarının iktidar güç kavgasıdır. “Millet ve ülke çıkarları” söylemi, her bir kesim açısından kendi konumunu haklı gösterme araçlarından yalnızca biridir. Yalanın en önemli ve prim yapan unsurunu teşkil ettiği kara propaganda ile emekçiler sis bulutu içine çekilerek, toz duman içinde kirletilmiş ve lanetlenmiş gerçek(ler) görünmez kılınmak isteniyor. ABD ve AB’nin en etkili emperyalist devletleriyle ‘hemhal oluşları’nı örtbas ederek, birbirlerini iş birlikçi ve hain ilan ederler, halk kitlelerini yedeklemeye çalışıyorlar. Buna, özellikle hükümet ve partisiyle Başbakanını “demokrasi ve özgürlükler için çırpınan” konumda göstererek, kısmi ve lokal çıkar ya da talepleri adına destek sunan liberal-reformist yazar, politikacı, parti, sendika ve sözüm ona “ulusal çıkar savunucusu” kesimlerin korosu eklenmiş durumda.
Bir dönem, “Artık darbe olmaz, asker vesayeti kalktı” yaygarasıyla hükümet ve partisinin -ki bu gün kavgaya tutuşanların iktidarıydı söz konusu olan- yanında saf tutanlar, bugün yeniden “Aman hükümete dokunmayın!” telaşıyla halkı yedeklenmeye çağırıyorlar. Halk kitlelerinden istenen hükümet ve partisinin yanında saf tutma; ona yedeklenme, gerçeği anlamaktan uzak durma ve söylenenlere ‘inanma’sıdır!
Ne var ki, çıkarları için çatıştıklarında şu ya da bu tekel grubuna ve emperyalist güç merkezlerine yedeklenmek ‘reva’ değildir! İşçi ve emekçilerin yararına olan, ülkenin yağmalanmasından aldıkları pay ve halkın başı üzerinden sürdürdükleri saltanat mevzileri kavgasında, taraflardan birinin “yanında” değil, tümünün karşısında durmaktır. Onların çelişki ve çatışmalarından da yararlanarak hakları ve özgürlükleri için örgütlü mücadeleyi geliştirmek, aralarındaki birliği pekiştirmek, işyerlerinde, fabrika ve okullarda, semtlerde ve alanlarda, hırsızlık, yağmacılık, soygun ve rüşvet düzeninden kurtuluş mücadelesinin dayanaklarını güçlendirmek için çaba göstermektir.
Yayınlanma tarihi: 2014-01-16 00:51:25

A.Cihan SOYLU
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 18.01.14   #22
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Bizim darbe çok özel!

Ahmet Abakay



Bunu da gördük.

Türkiye, dünya darbeler tarihine yeni katkılar sundu.

Darbeler ikiye ayrılırdı;
1-Askeri darbeler ki bunun örnekleri dünyada da ülkemizde de bol miktarda var.

2-Seçimle gelip sonra “her şey benim, devlet benim “ diyen sivil paşaların yaptığı darbeler. Hitler ve Tayyip darbeleri bunlara iki örnek.
Seçimle gelirsin, sonra aldığın oy çoğunluğuna dayanarak tek parti egemenliği kurarsın. Devlet de, kanun da, hukuk da benim dersin, baskı rejimi kurarsın, diktatör olursun.

3-Bu üçüncü darbe türünün ilk örneğini biz yarattık. Hükümetin hükümete, kendisine karşı yaptığı darbe. Hükümet içindeki çetelerin ve diktatörlerin birbirinin ayağını kaydırmak için yaptıkları darbe.

Resmi ve gayrı resmi iktidar ortaklarının hazineyi, devlet kurumlarını, kadrolarını paylaşmada anlaşamamaları üzerine birbirine darbe yapması hali. Hırsızlık, yolsuzluk, kara paracılığın ortaya dökülmesi, suçüstü yakalanması.Her şey açıkta, gözler önünde olmasına karşın darbecilerin hesap vermemesi durumu.

Buna, hırsızlık, dolandırıcılık darbesi de denir.

İktidar olarak yapılan zorbalığı, polis devleti uygulamalarını gizlemek için,”çeteler” derler, “milli iradeye yapılan saldırı” derler.

Bu darbede, dört bakan çocuklarıyla aile boyu suçüstü yakalanır, bununla kalmaz. Başbakan; “çember daralıyor, bunlar oğlum üzerinden beni teslim almak istiyor” gibi cümleler kurar.

Böylesine köşeye sıkışınca, “Beni milli irade seçti; savcı, hakim, yargı kim oluyormuş. Onları hemen bana bağlayın, olmuyorsa, çok dikkat çeker diyorsanız bizim Bekir Bozdağ’a bağlayın” gibi emirler verir.

Talimatı alanlardan Zeyid Aslan adlı milletvekili TBMM komisyon toplantısında Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun suratına tekme atar. Aslında, bu hareketiyle Bakanlığı bile hak eder. Öbür bakanlardan ne eksiği var bu adamın. Başbakanına layık olmaya çalışıyor.

O da sinirli ve küfürbaz, bu da. Bunun artısı var. Tekme, tokat kullanma becerisi de var.Bunu daha önce çeşitli vesilelerle gösterdi. Köyünde ata da biniyor, düşmüyor.

Siz herhangi bir ülkede, tarihinin en büyük yolsuzluğuna imza atan, somut belgeleri, yolsuzluk paraları ortaya saçılan iktidar ve onun başı için destek mitingleri yapılan başka bir ülke gördünüz mü?

Bu ilk de bize nasip oldu.

Kocaeli’nde,”Milli İradeye Sahip Çık” adıyla miting yaptılar. İmam Hatip Mezunları Derneği gibi dernekler bu mitingte pankartlarla, sloganlarla bakanları ve kendi oğlu zanlılar arasında bulunan Başbakanlarını savundular.

Kıçının kılları olmak isteyenler,”hırsızlığa, yolsuzluğa evet” anlamına içeren toplantıda bir araya geldiler.

Yeni Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler de, Başbakan’ı gibi yargının hükümete bağlı kurum olduğunu sanıyor.

Kendi oluşturdukları HSYK’yı, savcıları eleştiriyor, diyor ki; “Savcılar nihayet devlet memurudurlar. Hükümet uygulamalarını eleştireceklerse ayrılsınlar, gitsin siyasi partiye girsinler.”

Yaa, demek öyle? Savcılar devletin, hükümetin memurları, hükümetin emrindeler.

Böyle Başbakan’a da böyle Bakan yaraşır! Bağımsız yargı ne demek?

Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı da, Mersin’de bir gümrük yolsuzluğu soruşturmasına değinirken,”kimsenin gözünün yaşına bakmayız” demez mi?
Bak sen! Bilal’in, kucaklarında paralarla yakalanan bakanların ve, çocuklarının gözünün yaşına bakıyorsunuz ama. Savcıların soruşturmasını durduruyorsunuz!

Toplum, halk bunları görüyor.Size notunu çoktan verdi. İktidarınız artık yoğun bakımda.Can çekişiyor. Fişi çekti, çekecek.Yakındır.

Benim asıl merak ettiğim başka. Her konuda zırt pırt açıklama yapan fetva veren Diyanet İşleri neden suskun? İlk gün mır mır bir cümle kurdu,”siz kardeşsiniz birbirinize kırıcı sözler söylemeyin” denildi, o kadar.

Devletin hazinesi, milletin parası gözü önünde soyuluyor, iktidar temsilcileri, bakanları işin içinde, suçüstü yakalanıyor. Her şeye maydanoz olan, akıl veren Diyanet İşleri Başkanı bu konuda bir şeyler söylese ya.

Bu yapılanların dinde, İslam ahlakında yeri nedir? Bu konuda ayetlerde, bilmem ne suresinde bir şey yok mu? Bunlar helal mı, haram mı ?

Peygamber efendimizin bu tür sakat işlere girenler için bir sözü yok mu?

Hani vardı ya, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan kime deniliyordu?


( sol Haber )
Sponsor Reklamlar

tiSes bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.01.14   #23
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Çocuk evlilikleri sözlüğü

Selen DOĞAN

[email protected]



Kader, her yıl evlendirilmek suretiyle yaşamla bağı koparılan binlerce kız çocuktan biri oldu diye ağlamayı bırakın. Ölü kızlar yaşarken hiç görmedikleri biçimde sahip çıkılırken, evlendirilmesinler diye sahip çıkmamız gereken nice kız çocuğu hatırlayın. Düşünün, neden ailelerinin evinde misafir olarak yaşar bu kız çocuklar? Çocukluklarını hep eşikte bırakırlar, sonsuz bir şimdiki zamanda, gitmekle kalmak arasında, berbat bir arafta. Neden babaları onlardan kurtulmaya çalışır? Sığabildikleri yalnız kendi odalarıdır, o da varsa. Bir minder kadar bile yer kaplayamazlar, bir kadın kahkahası olamazlar. Kız çocuklar biz sessiz kaldıkça suskunluğun ta gövdesi olurlar. Onlara ağlamayın. Gülebilmeleri için lazım olan gücü hiçbir kız gözyaşından alamaz. Buna ömrü yetmez. İnadına gülün. Kızlarından daha kan pıhtısı iken vazgeçebilecek kadar id’e hapis toplumlardan olduğumuzu, habisliğiyle övüne övüne küçülen toplumlardan da olduğumuzu canımız yanarak idrak ediyoruz. Çocuklar ölüyor; orada öylece durup seyrediyoruz.
Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği bir süre önce Sabancı Vakfı’nın katkısıyla bir bilgi seti hazırladı. Çocuk evliliklerinin eğitim, sağlık, ev içi şiddet, yasal haklar, medya, göç, insan ticareti gibi birçok başlıkla ilişkisini soru yanıtlarla anlatan, dipnotsuz, akademik çeviri kokmayan, saha çalışmalarına ve kurumsal birikime dayanan 12 fasiküllü bu setin içinde bir de sürpriz vardı: “Çocuk Evlilikleri ve İlişkili Kavramlar Sözlüğü”.
Çocuk gelin mi, pedofili mi; çözüm imamda mı eğitimde mi; bu iş doğunun mu yoksa batının mı problemi; bunlar gibi nice soruya yanıtlar aradığımız, kavram tartışmalarından yükümlülük ihlallerine kadar birçok noktaya parmak bastığımız şu günlerde, tarifleri tartışmaya devam edelim diye sözlük maddelerinden örnekler… Buyurun:
Aile: Çocuklarını daha büyümeden nişanlamak ve evlendirmek, ebeveynin sorumluluğunu kötüye kullanmasıdır. Aile çocuğunu istismara, şiddete, yoksulluğa, eğitimsizliğe, hastalıklara yollamakla değil, onu korumak, geleceğe hazırlamakla yükümlüdür.
Aile planlaması: Çocuk yaşta evlendirilenler aile planlamasının önemi ve korunma yöntemlerinin gerekliliği konusunda hemen hiç bilgi sahibi değildir. Kontrolsüz üreme davranışı sergileyen çiftler çoğunlukla erken evlenenlerdir.
Anne ve bebek ölümleri: Çocuk yaşta hamileliklerde doğum öncesi ve sırasında anne ve bebeğin yaşamını yitirme riski, daha ileri yaşlardaki hamileliklere göre dört kat fazladır.
Boşanma: Evliliğin yasalar önünde sona erdirilmesidir. Erken yaşta yapılan evliliklerde boşanma ilk beş yıl içinde daha sık görülmektedir. Resmi nikahın olmadığı evliliklerde yasal boşanma da olmayacağından tazminat, nafaka gibi haklardan yararlanılamaz.
Cinsiyet seçimli kürtaj: Ataerkil kültürlerde erkek çocuk sahibi olmanın yüceltilmesi sonucu kız çocuk bekleyen anne adaylarına kürtaj olması yönünde baskı yapılabilmektedir. Buna direnemeyecek yaştakiler, çocuk gelinlerdir.
Çeyiz: Kız çocuklar için bebeklikten itibaren biriktirilen, evlenirken ona armağan olarak verilen ev ve süs eşyaları ile giysilerdir. Çeyiz, evliliğin erken bir ilanıdır ve kişilerin ‘evlenmeme hakkını’ yok sayar.
Çocuk evliliği: Kadın ve erkek bireylerin; çocuklukları sona ermeden, ruhsal ve bedensel gelişimlerini belli bir düzeye çıkarmadan, hakları konusunda yeterli bilgi edinmeden, bu hakları kullanabilir hale gelmeden, evliliğin getireceği fiziksel ve duygusal koşullardan haberdar edilmeden, evlenmekle kazanacağı veya kaybedeceği yasal statüler kendisine bildirilmeden, baskı, korkutma, şiddet, tehdit ve yıldırmayla 18 yaşını tamamlamadan evlendirilmesidir.
Ensest: Çocuğa babası veya birinci dereceden erkek akrabaları tarafından uygulanan cinsel istismardır. Ensest erken evliliklerin hem sebebi hem sonucu olabilir.
Ergenlik: Çocukluktan gençliğe geçiş dönemidir. Bugün dünyada milyonlarca çocuk bu dönemi ‘evli’ hatta ‘çocuklu’ olarak geçirmektedir.

Erken evlilik: Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye göre 18 yaşın altındaki bireyler çocuktur. Bu bireylerin evliliği, ulusal yasalarca kabul edilse bile, çocuk evliliği kapsamına girer.
Evlilik: Evlilik; biyolojik kadın ve erkeğin, bedensel, ruhsal, bilişsel yeteneklerini belli bir olgunluk düzeyine ulaştırdıktan sonra, kendi hür iradeleri ve tam rızalarıyla, kendi seçtikleri kişilerle yasa önünde yaşamlarını birleştirmeleridir.
Evliliğin iptali davası: Zorla evlendirilmiş kişiler evliliğin iptali davası açabilir. Boşanma davasından farklıdır; iptal edilen evlilik hiç olmamış sayılır.
Fistül: Küçük yaşta hamileliğe bağlı gelişen bir rahatsızlıktır. Hamilelik yükünü taşıyacak kadar büyümeden çocuk sahibi olmaya hazırlanan kadınlarda, doğum sırasında idrar kesesinin delinmesi sonucu vücut sıvısının durmaksızın akmasıdır.
İmam nikahı: Dini esaslara göre yapılır. Meşrulaştırmamak için ‘imam nikahı’ yerine ‘dinî tören’ denmesi daha doğrudur. Yasal geçerliliği yoktur.
İntihar: Kadın intiharlarında nedenlerden biri de küçük yaşta zorla evlendirilmedir.
Kölelik: Çocuk evlilikleri köleliğin günümüzdeki biçimidir.
Mahalle baskısı: Kadınlar ‘evde kalmak’, ‘yalnızlık’, ‘tehlikelere açık olmak’ gibi toplumsal tehditler yüzünden veya bu baskıyı hissetmek istemediği için küçük yaşta evlilik kararı alabilmektedir. Bu da zorla evliliktir.
Namus: Kız çocukların evlendirilmesinde ailelerin ileri sürdüğü bahanelerden biridir. Kız çocuklar namus yükü olarak görülmektedir.
Pedofili: Çocuklara cinsel ilişkiye girme eğilimidir. Bazı akademisyenler çocuk yaşta evliliği ‘pedofilinin kurumsallaşması’ olarak tanımlamaktadır.
Seçme hakkı: Her bireyin evleneceği kişiyi kendi özgür iradesiyle seçme hakkı vardır. Küçük yaşta yapılan evliliklerde kadınlar çoğunlukla ‘seçen’ değil, ‘seçilen’ olmaktadır.
Şartlı nakit transferi: Ekonomik güçlükler nedeniyle temel sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanamayan, herhangi bir sosyal güvencesi bulunmayan ve düzenli bir geliri olmayan nüfusun en yoksul kesimine yönelik şartlı bir yardım programıdır. Kız çocukların erken evlendirilmesini önlemede etkin bir araçtır.
Yetersiz beslenme: Adolesan bir kızın günde 2500 kaloriye ihtiyacı vardır. Gebelikte ise alınan kilo başına 50 kalori daha alması gerekir. Yetersiz beslenen annelerin bebekleri ortalama sekiz santimetre kısa doğar.
evrensel
Sponsor Reklamlar

kristal ve renk bunu beğendiler.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.01.14   #24
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Biraz dürüstlük


Gelenek, görenek ve din ile pekiştirilmiş ataerkil değer yargıları içinde kız çocukları başlık parası ile alınıp satılan, berdel ile takas edilen “maldan” başka nedir ki? Giydirilip süslenip, kınalar yakılıp, düğününde oynanırken, akrabalar, konu-komşu ve hatta bilfiil devlet görevlileri bu düğünde gerdan kırıp, pasta limonata yerken o törenin ne töreni olduğunu düşünürsünüz? Toplum ve devlet çocuğun tüm hayatının elinden alınmasının, istismar edilmesinin kutlamasını yapmıyor mu?
Kader’in hikayesiyle birlikte çeşitli kavram tartışmaları yapıyoruz; çocuk gelin, çocuk istismarı, pedofili, erken evlilik, zorla evlilik ve daha pek çok ifadeyi “En iyi hangisi anlatır” diye analiz ediyoruz. Çünkü olgu ne sadece birilerinin hasta ruhlarının, ne de devletin ihmalkârlığının, ne de sadece gelenek göreneklerinin sonucu. Aile, toplum, devlet ve din, gelenek, görenek, ataerki, ekonomik alt yapı, kurumsal üst yapıların birleşince kadınların ezilmişliği sorununu nasıl yarattığının bizatihi göstereni...
Dün gazetemizin kadın sayfasında bu tartışmayı yansıttık. Kimi “çocuk gelin” kavramının senelerdir bu konuda çalışan kadın örgütleri ve medya tarafından kullanıldığını,artık toplumda negatif bir çağrışım uyandırdığını söylüyor. Kimi ise “çocuk gelin”in çocukların “gelin” olmasını olağanlaştırdığı için kaçınmamız gereken bir kavram olduğunu, bunun yerine çocuk istismarı kavramını kullanmak gerektiğini…
Bu tartışma elbette önemli. Ama daha önemli bir şey var; adına şu ya da bu dediğimizde, değişmeyen bir şey. Sorunun muhatabı ve çözmek-ortadan kaldırmak konusunda yükümlülük sahibi olanın devlet olduğu gerçeği.
Çiçeği burnunda Aile Bakanı Ayşenur İslam, Kader’in ölümüyle ilgili adli sürecin başlatıldığını, davaya müdahil olduklarını söyledi. Çocuk gelinler sorununun önlenmesi için çalışmaların 2002’de başladığını, geçen yıl “Zorla Evlilikleri ve Çocuk Evliliklerini Önleme Komitesi” kurulduğunu söyledi. Reklamları izledik.
Saklayamadıkları ise; erken yaşta evliliklerin bir devlet politikası olarak teşvik edildiği.
Çalışmaları 2002’de başlatan bakanlık değil, 63 kadın örgütünün içinde yer aldığı bir platform. Onların ısrarlı çabalarıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde iki yıl önce kurulan Erken Evlilikleri Önleme Birimi halen faaliyete geçmedi. Çalışmaya başlasa da ne yapacağını, hangi uzmanlıklarla nasıl ilerleyeceğini hiçbirimiz bilmiyoruz. Yani yine Hükümetin, bir sorunu çözme niyeti olmadığını, göstermelik birimler açıp halkın gazını almaya çalıştığı ortada. Yine Bakan İslam’ın açıklamasına göre erken yaşta evliliğe ilişkin mevzuatta değişiklik yapılması konusunda bazı tekliflerin değerlendirildiği bir kadın paketi, teknik düzeyde tartışılıyor. Oysa ihtiyacımız olan yeni bir “paket” değil, var olan uluslararası sözleşmelerin ve yasaların gereğinin yerine getirilmesi.
Bu iktidar 4+4+4 ile dördüncü sınıftan sonra kız çocuklarının eve çekilmesine yol açtı.
Lise öğrencilerinin evlilik yapabilmesi için yönetmelik değişikliği yapıldı. “Lisedeyken evlenirseniz açık öğretime devam edebilirsiniz” denildi.
Üniversite öğrencilerinin evlenebilmesi için teşvik getirildi. “Burs yardımı yapılacak, burs borçları silinecek” denildi.
İktidar genç evlililere 10 bin TL’lik evlilik kredisi vermeyi kararlaştırdı. Yoksul aileler krediyi alabilmek için 16 yaşına gelen çocuklarını evlendirmeye çalışıyor.
Sonuç: Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2011 yılında yaşı küçük çocukları için mahkemede evlenmeye izin davası açan ailelerin sayısı, 2010 yılına göre yüzde 94 artarak 18 bin 434’e çıktı!
GEBLİZ sistemi ile hamile kadınları fişlemekte usta devlet, çocuk istismarlarını izleyemediğini söylüyor.
Yargı skandalları ile çalkalanan Türkiye’de kadınlar söz konusu olduğunda TCK, Anayasa, uluslararası sözleşmelerdeki maddeler, ne olursa olsun, hukuk sistemi kadınlar için çalışmıyor. Kadınlar yok hükmünde!
Yok hükmünde ilan ettikleri hayatlarımızda çalıştırabildikleri tek mekanizma “Aile”. Biz yaptığımız kavram tartışmalarıyla bilmediklerimizi, yanlışlarımızı dürüstçe ortaya koyarken, Hükümetin zorla evlendirilen çocuklar için yaptığı tek şey, içinden “zorla” kelimesini çıkarmak. Bugüne kadarki tüm uygulamalar bunu gösterdi. Karşımızdaki dürüst, hesap veren bir iktidar olmadığı gibi “Kader” lerin önüne geçmek için en ufak adım atmıyor. Bu adımı attıracak olansa bizden başka kimseler değil, sizce de öyle değil mi?


Sevda karaca


EVRENSEL
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.01.14   #25
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Türkiye neden tepkisiz?

Savcıların yerlerinin yürütme tarafından teker teker değiştirildiği, savcılar ile emniyet mensuplarının kavga ettiği, hükümet üyelerinin yolsuzluklarını haber yapan kanallara RTÜK’ün ceza verdiği, yolsuzlukları ortaya çıkaran yargı mensuplarının görev yerlerinin değiştirildiği, iktidarın kontrolü kaybedip daha fazla faşizme kaydığı bir ülkeden bahsediyoruz. Hükümet üyeleri ise sürekli mağdur durumda, kendilerine komplo kurulduğundan şikâyetçiler.
Hatta kendilerine darbe yapıldığından söz etmekteler. Bu tür yorumları başka birisi söylese ciddiye almak mümkün değil ama maalesef bu sözler ülkeyi yönetenlerden geliyor. Seviyenin bu kadar aşağılara düştüğü bir ülkede akıllı uslu yorumlar yapmak hakikaten gittikçe zorlaşıyor. Dolayısıyla işin bu tarafına girmeyeceğiz. Bugün aradığımız soru neden tüm bu yolsuzluklara bulanmış hükümeti kamuoyu dediğimiz Türkiye’de yaşayanlar desteklemektedir? En azından son seçim anketleri bunu göstermektedir.

Aslında birçok nedeni vardır tabii ki, ama bu durumu küresel ekonomik yapıyla ilişkilendirmeye çalışacağız. Buradan yola çıkarak küresel ekonomiye dâhil olan veya olmakta olan az gelişmiş ülkelerde ki çalışanlar, esnek, kayıtsız ve kuralsız iş gücü piyasaların içinde debelenirken, doğrudan kendi yaşamlarını ilgilendirmeyen alanlara ilgi göstermediklerinden bahsedeceğiz. Sorun sadece Türkiye’ye özgü değil. Kısaca küresel ekonomilere dâhil olan ülkelerin iş gücü piyasalarının neo-liberal politikalar çerçevesinde gittikçe daha fazla esnekleşmesi, insanları her türlü kuralsızlığı olağan görmelerine sebep olmaktadır. Dolayısıyla her türlü yolsuzluk artık olağan karşılanır durumdadır. Para mefhumunun sosyal yaşamın tek hâkimi olması, onu elde etmenin yollarının da daha fazla kuralsızlaştırılması, kişileri hem özel sektörün hem siyasal erkin yolsuzluk gibi konularına daha az duyarlı olmaya neden olmaktadır. Buna bir de kürselleşmenin kendi piyasa aktörlerine dayanan ulus-devletini kurarak, kamuculuğu, sosyal devletçiliği yıkmasıyla beraber, sosyal güvenlik şemsiyesinden daha da az yararlanan bireylerin gelirleri ve harcamaları, ülkenin siyasal sorunlarından çok daha önemli bir hal almaya başlamıştır. Çünkü son tahlilde siyasal erkin, özel sektörün etik-dışı davranış göstermesi, bireylerin kazançlarına ve harcamalarına olumsuz bir etki yaratmamaktadır. Üstelik kişilerin sosyal ilişki ağlarının çıkar ve piyasa tarafından şekillenir olması ve bürokratik kurallardan gittikçe daha fazla soyutlanması, bireyin gerçek yaşamında yolsuzluğun birçok türlerini görmesine vesile olmaktadır. Bu bakımdan artık hırsızlık sıradanlaşmakta ve hayatın bir parçası olarak telaki edilmeye başlanılmaktadır. Bu bakımdan ekonomik büyümenin olduğu ülkelerde yolsuzluk yapan iktidarlar toplum tarafından çok fazla tepki çekmemektedir. Türkiye’de olduğu gibi toplum, yolsuzluk iddialarına, en azından kamuoyu yoklamalarından anladığımız kadarıyla fazla tepki göstermemiştir.

İLO’nun 2013 tarihli Enformelliği ölçmek başlıklı raporunda, 2000’li yıllarda enformel sektörün Doğu Avrupa’da tarım dışı sektörler içindeki payının ortalama %14 olduğunu, Afrika ülkelerinde ise %50’ye kadar yükseldiğini göstermektedir. Tarım dışı enformel sektörde çalışanların toplam çalışanlara oranı ise Güney Asya’da %82, Orta Afrika’da %66 ve Latin Amerika ülkelerinde %51’dir. Aynı rapor Türkiye’deki oranı %31 olarak tespit etmektedir. Yani kısacası Türkiye’de her üç çalışandan biri, Latin Amerika’da her iki çalışandan biri sosyal güvenliksiz, geleceği belirsiz işlerde çalışmaktadır. Bu durum işin bir bölümüdür.

İkinci tarafı ise bu tür sadece üretim maliyetlerini aşağı çekmek için emeğin durumunu hiç düşünmeyen, insafsız ve kuralsız ekonomik yapılar, birçok sağ ve aşırı sağ eğilimli politikacının at koşturduğu alanlar olmuştur. Yani kısacası günümüzde birçok ülkede uygulanmakta olan neo-liberal politikalar aynı zamanda aşırı sağ siyasetçinin, gayri-ahlaki siyaset biçimlerinin güçlenmesine de vesile olmuştur. En büyük hakem kamuoyu olduğuna göre, siyasal iktidarlar halktan başka kimseye hesap vermeyeceklerini düşünmektedir. Var olan kuralsız düzende kamuoyunu etkilemenin araçları da ortalama halkın anlayacağı dilden, duygulara hitap etmek ve çoğu zaman mağduru oynamaktır. Bunun için görsel basın, bu mizanseni topluma iletmekte yardımcı rolde yer almaktadır. Bu aşamada halk zaten siyasal erk’ten ahlaki bir tutum sergilemesini beklememektedir. Küresel piyasaların pompaladığı yabancı sermaye ülke içine gelmesi halkın borçlanarak harcama yapmasını sağladığı sürece her türlü esnek iş piyasaları ve enformel sektördeki kötü çalışma koşulları emekçiler tarafından kabul görecektir. Kuralsız iş gücü piyasalarında sömürülen emekçiler, siyasal iktidarın her türlü yolsuzluğunu ve hırsızlığını, borçla harcamaları sürdükçe, mazur görebileceklerdir. Bu süreci terse çevirecek tek durum bir borç krizidir. Merkez kapitalist ülkeler ve küresel piyasalar buna izin verir mi? Şimdilik vermez.

Türkiye’de Erdoğan, özellikle Gezi olaylarından sonra, kendisine sadece kendisine bir siyasal alan açmayı başarmıştır. AKP’den ayrı, her türlü darbeye, komploya karşı korunmaya muhtaç bir Erdoğan vakası vardır. Meydanlarda bangır bangır bağırdığı ve toplumu Ayyaşlar, çapulcular ile diğer makbul vatandaşlar olarak ayırdığı konuşmasında Türkiye’yi iki kanada bölmeyi başarmıştır. Böylece kendi %50 oyunu kemikleştirmeyi şimdilik becerebilmiştir. Bu kişiler için Erdoğan ne pahasına olursa olsun korunması gereken bir önemli kişidir. Onun yaratmış olduğu bu insan kültünü yolsuzluk iddiaları vs… azaltmayacaktır. Yukarıda da değinildiği üzere, hırsızlık, yolsuzluk günlük hayatın olağan akışında yer almaktadır zaten. Peki, ne yapmalı? Her ne şekilde olursa olsun, ister pozitif bilimcilik adına, ister gerçekçilik adına ekonomide hırsızlığı, yolsuzluğu, gayri ahlaklılığı bir veri olarak kabul etmememiz lazım geliyor. Her koşulda doğruluktan ve dürüstlükten ne pahasına olursa olsun ödün vermememiz gerekiyor. Bunu yanında emekten yana, eşitlikçi düzenden şüphe duymadan fikri mücadeleye “liberalizmin açmazlarını” göstererek devam etmemiz gerekiyor. Galatasaray Üniversitesi, GİAM bünyesinde düzenlenen “Liberalizmi yeniden düşünmek” seminerlerinin ikinci dönemde de devam edeceğini bu vesileyle hatırlatmayı kendime bir borç bilirim.

Burak Gürbüz ( sol haber )
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.01.14   #26
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


DURUM
Ahmet YAŞAROĞLU

[email protected]




‘Resmi’, ‘sivil’ islam ve son nokta!

“İhtişam, servet, güç ve bunlara kaçınılmaz biçimde eşlik eden yolsuzluk; gariban ve muhterem İslamcıların bugün dünyaya savaş açtıkları ve içinde debelendikleri umutsuz çukuru tasvir etmek için yeterli olmalı. Son noktayı koyanlar İslamcılar, başkaları değil.” (İslamcıların koyduğu son nokta. M. Türköne Zaman) Türköne son yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ortaya serilmesini böyle değerlendiriyor. AKP çizgisini kastederek, bu politika etrafında kenetlenmiş politikacısından “müteşebbisine” kadar dini kullanarak devlet eliyle rant dağıtmanın zenginleşmenin boyutlarına işaret ediyor ve sonuçta bunun ulaştığı rüşvet ve yolsuzlukları eleştiriyor. Ortalığa saçılan rüşvet ve yolsuzluk olaylarına gönderme yaparak “son noktayı zaten islamcılar koydu” değerlendirmesinde bulunuyor.
Ayrıca Türköne’nin “Din eğitimini devlet tekelinde tutmaktaki ısrar, devlet rantını kontrol etmek içinmiş.” gibi ifadelerine bakılarak, bu kavganın bir boyutunun rant kavgası olduğunun itiraf edildiğini belirtebiliriz. Ama rant alanının sadece dini devlet tekelinde tutan alanlarla sınırlı olmadığını ortalığa saçılan gerçekler açıkça ortaya koyuyor. Rantın etrafında örülen rüşvet ve yolsuzluk ağının, hemen hemen her alanı kapsayarak genel bir çürümeye ulaştığını rahatlıkla görebiliyoruz. Bütün bunlar elbette çok iyi biliniyor. Asıl dikkatimizi çeken nokta Türköne’nin bütün bunlara karşı “son noktanın zaten islamcılar tarafından konduğunu” ileri sürmesi ve “gariban ve muhterem islamcıları” ve onların üzerinden de dini politik amaçlarla kullananları aklamaya soyunmasıdır.
Türköne ‘evet bütün bunlar olmuştur ama devlet tarafından kontrol edilen “resmi İslam” ile Cemaat tarafından temsil edilen “sivil İslam” farklıdır’ demekte, faturanın tamamını “resmi İslam’a” çıkarmakta ve genel olarak İslami siyasetin bu kavgadan ağır yaralar almadan kurtulması için boşuna çaba göstermektedir. Boşunadır çünkü bunlar bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine bağlıdır ve ne yaptılarsa birlikte yaptılar. Türköne’nin madalyonu ise tek yüzlü! Ama bu tabloda şimdilik diğerleri bir yana, sorunun genel olarak tüm toplumu ilgilendiren iki temel yanına dikkat çekmek gerekiyor. Bunlardan ilki, mevcut biçimiyle laiklik uygulamasıdır. Bunun özü dinin devlet tarafından yönetilmesidir. AKP’nin tüm yaptığı bu sistemi devralmak ve onu kendi çizgisinde rötuşlamak olmuştur. Tıpkı diğer devlet kurumlarına da kendi damgalarını vurmaları gibi. Bu gerçek, dinin devlet işlerinden bütünüyle soyutlanması, kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir konu haline getirilmesi ve bu temelde yükselen bir laiklik anlayışının inşa edilmesinin zorunluluğunu açıkça göstermektedir.
Sorunun ikinci yanı ise günümüzde ister İslam olsun, isterse başka bir din kapitalizmin egemenliği koşullarında topluluklar kurmaya, akçeli işler yapmaya soyunduğunda kapitalizmin genel işleyiş kurallarından kendisini kurtaramayacağıdır. Sömürü, kâr, faiz, rant bu işleyişin temel mekanizmalarıdır ve rüşvet, yolsuzluk bunların yol arkadaşıdır. Bunlar hep birlikte genel bir çürümeyi de beraberinde getirir. Bugün “resmi” ve “sivil” İslamcılar arasında güç, iktidar ve rant kavgası olarak kendisini ortaya koyan bu tepişmenin kaynaklandığı zemin de budur. İslam politik bir hareket olarak örgütlendiğinde kapitalizmin bu genel zemini üzerinde hareket eder ve toplumsal etkisi ve gücü oranında yapabildiği tek şey, toplumsal yaşamda dinsel görünümü belirginleştirmek olur. Açıkçası İslami politikalar bütün bunlara “son noktayı” koyma gücüne sahip olmadığı gibi, bu zeminde attığı her adımda kapitalizmin resmi olan ve olmayan bataklığına biraz daha gömülür. Böyle olduğu içindir ki bugün bütün kanatlarıyla İslamcı politikalar büyük bir prestij kaybına uğramaktadırlar.
Bugün ülkenin genel manzarasına bakıldığında, yukarıda işaret etmeye çalıştığımız özelliklerin bir arada yaşandığı rahatlıkla görülebilmektedir. Böyle olunca peki ama çözüm ne sorusu doğal olarak gündeme gelmektedir. Sorunun köklü toplumsal çözümünün kapitalist üretim biçiminin yıkılması, sosyalizmin kurulmasında olduğu, bu zeminde dinin toplumsal kökenlerinin sönmeye başlamasında olduğu tartışma götürmez. Bu soruna “son nokta” ancak böyle konulabilir. Sorun buraya nasıl gidileceğinde düğümlenmektedir. Bugün ülkenin genel bir demokratikleşme sorunu var ve laiklik sorunları ile Kürt Sorunu ve demokratikleşmenin diğer sorunları bu sorunun parçaları durumunda. Halk demokrasi mücadelesi vermek ve bunu kazanmak zorunda. İşçi ve emekçi halkın demokratik bir halk iktidarı kurmayı başarabilmesi, bu sorunların demokrasi içerisinde çözülebilmesinin olanaklarını yaratırken, sömürü ilişkilerinin bütünüyle tasfiye edildiği daha ileri bir toplumsal düzenin kurulabilmesi için kapıyı da sonuna kadar açacaktır. Bu aynı zamanda şu demek oluyor ki, sadece işçi ve emekçi halk son noktayı koyma gücündedir. Halk bu gücünün farkına vardıkça düzenin “resmi” ve “sivil” İslamcıları, İslamcı olmayan savunucuları, tarihin çöplüğüne doğru süpürüleceklerdir.
evrensel
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.01.14   #27
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Bilal’i kurtarmak


Ahmet Abakay


Bilal’i evlatlıktan reddetmeyi bile düşünmüş.

Bakın öyle diyor babası;

“Benim evlatlarımdan bir tanesi bir yolsuzluğa karışsın, bir saniye bile yanımda tutmam, evlatlıktan reddederim!”

Sakın ha! Yapma öyle bir şey. Sakin ol.

Bilal’i kurtarmak için önce babasını kurtarmak gerekiyor.

Çocuklar daima babalarına özenirler, babaları gibi olmak isterler. Hele ki makamı, önemli bir mevkisi, gücü varsa.

Evlatlarının yolsuzluğa karıştığını bilmen için oğlunun ifade vermesini sağlaman, ilgili savcıları sürgün etmemen gerekir. Yoksa nasıl anlayacaksın?

Bence biraz daha bekle evlatlıktan red konusunu.

Belki ters teper, oğlan seni babalıktan reddeder.

“Ben her şeyi babamın bilgisi altında yaptım” derse. Hani bir bakanın öyle demişti ya, istifasını istediğin. Sizi kastederek, “başbakan da istifa etsin” gibi garip açıklama yapmıştı.

Habere bakın:

“Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan ile birçok iş adamının adının karıştığı ikinci yolsuzluk ve rüşvet soruşturması dosyası ve şüphelileri hakkında mahkeme kararıyla yayın yasağı konuldu.” (Yurt, 19 Ocak)

Hoşgeldiin yeni Kenan Evren genelgesi. O da böyle yapardı. Darbeci iktidarı döneminde bazı haberlere yasak koyardı.

Gazeteci olarak tepki gösterir, ancak, “faşist darbenin başıdır, bundan her şey beklenir” der, kaygılanır, kızardık.

Şimdi benzer yasaklamalar getiriliyor.

Yoksa oğlunu evlatlıktan reddetme ihtimali mi görünüyor da bu soruşturmaya yayın yasağı getiriyor. İfade vermeye de göndermiyor.

Yineliyorum, reddetme çocuğu evlatlıktan falan.

Çocuk suçlanan işleri tek başına yapmadı.

Babası da haklı. Bir batağın içine düşmüş. En yakınları sırtından hançerlemiş. Ortaya çıkan bu rezaletten sonra intihar mı eder, Japonya’dan yeni dönmüşken Harakiri mi yapar, ülkeyi mi terk eder? Bunları ben bilmem.

Ancak kendisi mutlaka bir şeyler düşünüyor olmalı, bu işlerden sıyırmak için.Benim akıl vermem uygun olmaz.

Bir de bu evlatlıktan red açıklamasından sonra çok kişi Tayyip Beye evlat olmak için adeta sıraya girmiş. Sosyal medya bunu gösteriyor.

Eee, haksız da değiller. Geçim zor. Herkes mal, mülk, arazi derdinde. “3-5 gemicik de bize düşer mi” derdinde olanlar var.

Başbakan da zor durumda. Ne yapsın? Çok paran mı var derdin var.

Adamın başındaki bir dert değil ki.

Derler ya, işler ters gitmeye görsün, her aksilik üst üste gelir.

TIR’lar dolusu silah, mühimmat ihbar üzerine yakalanıyor. Savcı, jandarma, polis durduruyor. Birileri çıkıyor, “ben MİT’im aratmam” diyor.

Polis devletinin adı oldu MiT Devleti.

Tırlarla Suriye’ye silah, mühimmat taşınıyor. Savaş için, toplu cinayetler işlenmek için.

“İnsani yardım”ın adı oldu, “devlet sırrı”

“Savaş suçlusu” başlıklı faturanın arkadaşın önüne konulması yakındır.

Salona topladığı Büyükelçilere diyor ki; “Gidin, bulunduğunuz ülkelerde hükümetimize ve bana darbe yapıldığını anlatın.”

Onlara deyin ki;

-Yargı içindeki illegal örgütü yok ediyoruz.

-Medya içindeki, Barolar içindeki, TMMOB, TTB içindeki illegal örgütü yok ediyoruz.

-Üniversiteler içindeki, sendikalar içindeki illegal örgütleri yok ediyoruz.

-Diğer siyasi partiler içindeki illegal yapıları yok ediyoruz.

Deyin ki bize oy verenlerin dışındakileri yok ediyoruz.

Deyin ki, taraf olmayanları bertaraf ediyoruz.

Anlatın işte, her şeyi devletten, her şeyi benden beklemeyin.

Sponsor Reklamlar

__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.01.14   #28
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


“Hrant’ın Katili Ergenekon Devleti” -Fatih Yaşlı

Fatih Yaşlı | 20 Ocak 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Yazarlar




“Hrant’ın kanı sadece tetikçilerin elinde değildir; Dink’in öldürülmesini “Yeni Türkiye” adına kullanan herkes, bu cinayeti birlikte işlemiştir ve tarih bu suç ortaklığını mutlaka yazacaktır. “



fatih

Fatih Yaşlı / Hrant Dink bundan tam yedi yıl önce katledildi. Tıpkı Uğur Mumcu gibi, tıpkı Musa Anter gibi ve tıpkı Turan Dursun, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi, bu ülkenin aklını ve hafızasını yok etmek isteyenlerce aramızdan çekip alındı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda cinayetin gerisindeki güçler, işleniş nedeni ve üzerinin nasıl örtülmek istendiği artık çok daha kesin bir şekilde görülebiliyor.

Dink cinayeti, devletin eski ve yeni sahiplerinin bir arada işledikleri, kimsenin ölümü engellemek adına tek bir adım atmadığı, bilakis kendi siyasi ikballeri uğruna arkasında durdukları, destekledikleri siyasal bir cinayettir; siyasal nedenlerle ve siyasal birtakım sonuçlar yaratmak için işlenmiştir.

Nasıl ki kanlı 93 yılı Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis suikastlarıyla açılmış ve ardından Özal’ın ölümü, Demirel’in Cumhurbaşkanı olması, Çiller’in başbakanlık görevini üstlenmesi, 33 erin öldürülerek ateşkesin bozulması ve Sivas Katliamıyla devam etmişse; 2007 yılı da Dink cinayetiyle açılmış ve tarihi kırılmalarla birlikte devam etmiştir.

2007, Cumhuriyet Mitinglerinin yaşandığı, AKP’ye kapatma davasının sonuçlandığı, Malatya’da Zirve Yayınevi Katliamının yapıldığı, 27 Nisan e-muhtırasının verildiği, Meclis’te Cumhurbaşkanlığı oylamasında 367 krizinin yaşandığı ve AKP’nin kapatılmayıp genel seçimlerden zaferle çıkarak, Gül’ü Köşke yollamayı başardığı son derece kritik bir yıldır Türkiye siyasi tarihinde.

Ancak sadece bu değil; polis aynı yılın Haziran ayında Ümraniye’de bir gecekonduda el bombaları “bulacak” ve hemen arkasından Türkiye için bir milat olma niteliği taşıyan Ergenekon operasyonları başlayacak, zaten nihayetinde Dink cinayetini de Ergenekon’un işlediği iddia edilecektir.

Artık çok net bir şekilde söylenebilir ki, Dink cinayeti Türkiye’yi yeniden dizayn etme projesinin bir parçasıdır. Bu cinayetle birlikte, toplumun karşısına Ergenekon adlı bir hayalet çıkarılmış, başta liberaller olmak üzere Türkiye toplumunun bu hayaletle mücadele edecek AKP iktidarının arkasında sıraya dizilmesi sağlanmıştır.

İşte dizayn tam da burada aranmalıdır. Dink cinayeti, AKP ve Cemaatin, “derin devlet”e karşı verdiği “demokrasi mücadelesi” için işlevsel bir nitelik görmüş; AKP’nin demokrasi adına, kendi iktidarı önünde engel gördüğü bütün kesimleri tasfiye etmesinin zeminini hazırlamıştır.

Bu bağlamda, Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargâh, Oda TV gibi bütün davalar birbiriyle ilişkilidir; çünkü tek merkezden yönetilmişler ve aynı tasfiye projesinin bir parçası olarak gündeme getirilmişlerdir.
Bu davalar sayesinde, tasfiye edileceklerin hepsi aynı çuvala doldurulmuş; örneğin Hanefi Avcı’yla Yalçın Küçük’ün ya da Kemal Kerinçsiz’le Merdan Yanardağ’ın aynı örgütün üyesi oldukları iddia edilebilmiştir.
Yine bu davalarla, sadece Dink cinayetinin değil Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan bütün suikastların ve katliamların sorumluluğu “Ergenekon” adlı, olmayan bir örgüte yüklenmiş; asıl failler, yani Türk sağı ve ABD ise korunmuştur.

Bunun sembolik olarak en güzel örneği, bir grup “kullanışlı ahmak”ın yıllarca “Hrant’ın katili Ergenekon devleti” sloganını canhıraş bir şekilde haykırmasıdır. Böylelikle Samast, Hayal, Tuncel gibi tetikçilerin BBP’yle; bunları kullanan Yılmazer, Akyürek gibi isimlerin ise Cemaatle olan bağlantısı gözlerden kaçırılmıştır.

İşte tam da bu nedenle, Hrant’ın kanı sadece tetikçilerin elinde değildir; Dink’in öldürülmesini “Yeni Türkiye” adına kullanan herkes, bu cinayeti birlikte işlemiştir ve tarih bu suç ortaklığını mutlaka yazacaktır.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (27.01.14 Saat 11:00 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.01.14   #29
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Osmanlı’nın ipini kim çekti?
İnşallah TC’nin ipini de çekmezler!

Ragıp ZARAKOLU

Güncellenme : 27.01.2014 04:02


Osmanlı’nın Hristiyan ve Müslüman millet-sadıkaları vardı. Müslüman olanlar sınır boylarının emniyetini sağlar, Hristiyan olanlar ise imparatorluk içinde ekonomik hayata artizanlar olarak katkı sunar ve sağlık hizmetlerini yerine getirir, imparatorluğun müreffeh olmasını sağlarlardı. Peki Türkler diyecekseniz, onlar güvenlikçi idi ve devleti idare ederlerdi asimile ettikleri anasır ile.


Her şey sanayi devrimine kadar iyi gitti sayılır. Doğrusu ‘Boğaz’a bakarak, tüm diyarların artığı ile keyif yapmak fena bir şey değildi. Sanki zaman durmuş gibiydi büyük Itri’nin müziği ile.

Diyar-ı Rum’un batısını Boşnaklar ve Arnavutlar, doğusunu ise Kürtler beklerdi. Onlar aynı zamanda Hıristiyan köylüler üzerinde Sultan’ın kırbacı idi. Sınıfsal olarak onlar büyük toprak sahibi idi. Sömürü had safhadaydı. Bulgaristan’da ise büyük toprak sahipleri Türklerdi. Sonuç olarak Balkan halklarının ulusal kurtuluş savaşlarının, aynı zamanda yoksul köylülerin büyük toprak sahiplerine karşı verdiği sınıf savaşımı olduğu da söylenebilir. Romanya’da ise, Fener Rumları Der Saadet’in vekilharcı idi. Fransız İhtilalini “yıkıcı” düşünceleri, birkaç yıl sonra Rigas aracılığı ile, bir toplumsal proje olarak Balkanlara ulaştı. Karşı devrimci Avusturya İmp. yönetimi, Rigas’ı hazırladığı Anayasa tasarısı ile birlikte Rigas’ı Trieste’de tutuklayıp Osmanlı’ya teslim etti 1796’da. Sultan “Tez Belgrad kal’asına konula!” dedi. Sonrası bilindik: 45 gün işkenceden sonra idam... İşte 200 yıldır biz de anayasa peşinde koşuyoruz! Allahınızdan bulun, Anayasasız kalın diyen, Rigas’ın ahı tutmuş anlaşılan...

Evet, Türkçülüğün gelişmesine paralel olarak, Balkanların sadık milleti Arnavutlar arasında da, ulusalcı düşünceler gelişmeye başladı. 1876’dan itibaren onlar da anayasal haklar talep etmeye başladı. Ve İttihatçıların yalanları ise tüy dikti. Sonunda her din ve mezhepten Arnavut’u ayaklandırmayı başardık. Ama bu bir yerde de tarihsel diyalektiğin kaçınılmaz sonucu idi.

1912’de İtalyanlar Trablus’ta Osmanlı ile savaşırken, hemen İtalya’nın karşı kıyısında İtalyan ve Avusturya’nın arka plan desteği ile, Arnavutlar tarihlerinde ilk kez birleştiler. Sırp ve Yunan korkusunu bu cepheden gelen güvence ile aşmışlardı. Ve Osmanlı’nın ipini haklı talepleri ile ayaklanarak onlar çekti; arkasını Balkan yeni ulus devletlerinin kurduğu ortak cephe getirdi. Balkanlar’dan büyük bir Müslüman nüfus “kaçkaç”ı başladı, bir milyonu aşkın insan çaresiz biçimde Payiahta aktılar.

Ama Balkan Savaşı da 1. Dünya Savaşı’nın ipini çekecekti. Büyük devletlerin aç gözlü, Ortadoğu ve Balkanları paylaşma planları ile. Sırtlanlar gibi can çekişen Osmanlı’nın tepesine üşüştüler. Zavallı Arnavutlar ise, çoğunlukta oldukları toprakların bir parçasını Sırbistan’a bir parçasını ise Yunanistan’a kaptırdılar. Yani kimse de teşekkür etmedi onlara.

Allah göstermesin, TC’nin de ipini galiba son millet-i sadıka Kürtler çekecek. İttihatçıların yaptığı hataları, papağan gibi tekrarlamada ısrar ederlerse.

Peki, yahu bu ayaklanan Arnavutların talepleri neydi diye soracak olur iseniz, hadi bu “bölücü” talepleri sizlerle paylaşalım. Arzu ederseniz, Arnavutluk yerine Kürdistan, Arnavut yerine de Kürt diyebilirsiniz. O zaman anlarsının bunların ne kadar tehlikeli ve bölücü fikirler olduklarını. (Bir başka yazımda da, Cemal Paşa’nın dizi dizi astırdığı Arap aydınlarının özerklik taleplerini aktarmıştım okurlarıma). Kosova’daki Arnavut Ayaklanmacılar aşağıdaki talepleri dile getirdiler. (Bkz. Peter Bartl : Ulusal Bağımsızlık Savaşı Döneminde Arnavut Müslümanlar. 1878-1912 Wiesbaden 1968. S.180)
1. Arnavut dilinin ve yazısının Arnavut vilayetlerinde serbest kullanımı
2.Arnavutlar, resmi makamlarca ulus olarak tanınmalı ve bugüne kadar Osmanlı içindeki tüm uluslara tanınan imtiyazlardan yararlanabilmeli
3. Arnavut geleneklerine saygı gösterilmeli.
4. Özgür seçimler ve seçim bölgelerinin etnik bileşimlere göre tespit edilmesi.
5. Yönetimde Ademi-merkeziyet (özerlik) sisteminin getirilmesi
6. Memurlar Arnavutça bilmek zorunda olmalı
7.Osmanlı’nın tüm Arnavutluk için memurlarını denetleyecek bir genel müfettiş tayin edilmesi
8. Arnavutça’nın resmi dil olması.
9.Askerliğin Arnavutluk’ta yapılması
10.Alkol ve tütünden alınan vergi ve gümrüklerin, posta ve telgrafdan elde edilen gelirin, Arnavutluğun endüstri ve ekonomisinde kullanılması
11.Arnavut illeri genel konseyinin toplanması
12.Ayaklanma sırasında meydana gelen (1911’deki ayaklanma kastediliyor) zararın tazmin edilmesi
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.01.14   #30
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Başbakanın istikbali yok artık


Başbakanın istikbali yok artık
Bu bir devlet krizi
Gene melodram seyrediyoruz
Basit bir iktidar hırsı değil suçun yarattığı panik
Yasaları çiğniyor, yargıya müdahale ediyorlar
Başbakanın istikbali yok artık
Başbakanın istikbali yok artık
‘İzlediğimiz çöküş’ bize ‘çıkış’ olur mu?
Hasan Sabbah ve Fethullah Gülen arasındaki 7 fark
Erdoğan: Paralel yapıdan AB de rahatsız
İşçilerden Türk-İş'e tepki: Destek vermeyin mücadele edin
Başbakanın istikbali yok artık
Mersin'de 53 polis görevden alındı!
Bilal Erdoğan'ın avukatı açıklama yaptı
‘Yolsuzluk’ ittifakı
Bu memlekette ülkesini seven, dürüst, namuslu sendikacı yok mu?
Başbakanın istikbali yok artık
İşçinin emeği de parası da çalınıyor
Tanrıkulu, Erdoğan’a kapatılan ‘O’ siteyi sordu!
Amasya'da gözaltına alınanlar serbest
Sarıgül’le ilgili karşılıklı restleşme
Başbakanın istikbali yok artık
Tanrıkulu, Erdoğan’a kapatılan ‘O’ siteyi sordu!
Kocaoğlu, İzmir Valisini istifaya çağırdı
Oran, Zarrab hakkındaki iddiaları sordu
İzmir'de 200 polisin daha yeri değişti
Başbakanın istikbali yok artık
Dağda 10 güne, 300 yıl hapis!
Öcalan: Hükümet seçim hesabı yaparsa süreç zora girer
Öcalan, Barzani'ye mektup yazdı
Leyla Zana, Öcalan'la Rojava'yı konuşacak
Başbakanın istikbali yok artık
‘İzlediğimiz çöküş’ bize ‘çıkış’ olur mu?
'Siyasi görüş yüzünden fişleme insan haklarına aykırı'
AKP’ye ve Gülen’e sempati azaldı
'28 Şubatçı sensin' kavgası
Başbakanın istikbali yok artık
Tanrıkulu, Erdoğan’a kapatılan ‘O’ siteyi sordu!
‘İzlediğimiz çöküş’ bize ‘çıkış’ olur mu?
Oran, Zarrab hakkındaki iddiaları sordu
Kılıçdaroğlu: AB'nin endişeleri var


ETİKETLER

Serpil İlgün - Cengiz Çandar - AKP-Cemaat kavgası - yolsuzluk ve rüşvet operasyonu - yolsuzluk - rüşvet - çözüm süreci - Fethullah Gülen - Recep Tayyip Erdoğan -

Serpil İLGÜN


Hafta başında Meclise getirilen HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) tasarısı, haftanın son gününde ‘şimdilik’ askıya alındı. İstanbul’un yeni Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, “Bütün savcıları kontrol edeceğim, geldiğimiz belli olsun” dedi.
İzmir Liman İşletmelerindeki yolsuzluk soruşturmasını kapatmaya çalışan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve Müsteşarı hakkında ‘yargıyı etkilemekten’ fezleke hazırlandı. Komutanların soruşturulmasını Başbakanın iznine bağlayan tasarı, komisyonda kabul edildi. Dolar 2.32’yi, benzin 5 TL’yi geçti.
Sıraladığımız gelişmeler, AKP-Cemaat savaşının geçtiğimiz hafta iç siyasette öne çıkan yansımalarının sadece bir bölümü.
Daha fazlasını, 17 Aralık’ta gelinen noktayı ve çözüm sürecini, deneyimli Gazeteci, Yazar Cengiz Çandar’la konuştuk.

--------------------------------------------------------------------------------

Kimileri anayasal darbe, kimileri devlet krizi diyor. 17 Aralık’ta yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla başlayan süreci siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Keskinleşmiş bir iktidar mücadelesi. İktidar deyince şunu da belirtmek lazım; Türkiye’de çok fazla iktidar yok. AKP iktidar falan değil. Bir sürü şey Tayyip Erdoğan demek. Ama bir de Türkiye’nin yapısı, özellikleri vs. var. Bir anayasa olacak, parlamento olacak, seçimler yapılacak fakat bütün bunlar esas olarak demokrasi görüntüsüne yarayacak. Onun dışında ülke tek adamın ve tek partinin yönetiminde olacak. Böyle olması için bir sürü kanun değişti-riliyor, böyle olması için Anayasa ya kısmen değiştiriliyor, ya dokunulmuyor. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’la Cemaat arasında bir iktidar paylaşımı çatışmasının yan ürünü olarak veya doğal sonucu olarak 17 Aralık ortaya çıktı.

17 Aralık’tan önce de Erdoğan’ın otoriterleştiği söyleniyordu. 17 Aralık buna ne kattı?
Erdoğan’ın tek adamlık yönelimi epey bir zamandır var. Erdoğan-Cemaat çatışması da epey bir zamandır var. Gezi’nin en önemli boyutu Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini kendi elinde toplayacağı türden bir başkanlık sistemini imkansız hale getirmiş olmasıydı. Erdoğan’a sınır çekmesiydi. 17 Aralık çok daha büyük bir travma oldu Erdoğan için. Gezi sınır koyduysa, 17 Aralık Tayyip Erdoğan’ın sonunun başlangıcını getirdi.

Yolsuzluk nedeniyle mi?
Evet, yolsuzluk üzerinden vurdu. Bu partinin adı bile AK. En büyük iddiası dini referansları olan ahlakiliği, bozulamazlığı, yozlaşmazlığı ve bu imajı altında belli bir ekonomik büyümeyi, Türkiye’yi 2023’te cumhuriyetin 100. yıl dönümünde dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi içine sokmayı, siyasi istikrar icap ettiren bir fotoğraf içinde sunuyordu. Bu fotoğraf mahvoldu. Bu parti ak değil. Ak olmaması, partinin orasından burasından sızmış birtakım “kötü adamlardan” ötürü değil. Yolsuzluk denen olay, en tepede. Bunu açığa çıkarmak isteyen her hamle, Başbakanın misli görülmemiş tepkisi ve karşı saldırısıyla yüz yüze kalıyor. Aynı zamanda Başbakanın tek adamlığının da önüne geçilmez bir şekilde harekete geçirmiş oluyor. O yüzden HSYK’yi, emniyet teşkilatını, İnternet’i bildiği gibi yapacak. Komutanları da kendine bağlayacak. “Bu darbe yolsuzluk kisvesi altında yapılmıştır” diyor. Tamam, bunlar kötü şeyler. Ama yolsuzluk var mı, yok mu? “Varsa ben mahvederim onu” diyor. Nasıl mahvedeceksin? Kendine göre dizayn ettiğin bir hukuk yapısı ile nasıl yapabileceksin? “Oğlum olsa evlatlıktan reddederim.” E oğluna yaklaşamıyoruz ki. Hiçbir zaman da yaklaşamayız bu yapıda.
Beri yandan da büyü bozuldu. Bu Başbakanın istikbali yok artık, bitti. Bu sonun başlangıcıdır. O bakımdan 17 Aralık çok tayin edici bir gelişme.

Başbakan “Bütün musibetleri paralel devlet yaptı” diyor…
Paralel devlet falan yok ortada. AKP’nin askeri vesayeti geri iterek hükmetmeye başladığı devlet var. Bu devletin bürokrasi içinde hükmedemediği bazı unsurlarına, paralel devlet demeye başladılar. Fakat tam da o unsurlarla askeri vesayeti geri itti.

Şunu sormaya çalışmıştım; bütün musibetleri paralel devlet yaptıysa, Başbakan bunca zaman aldatıldıysa, bu durum liderliğini, Başbakanlığını ortadan kaldırmış olmuyor mu?
Tabii, bir itiraftır aynı zamanda. Zaten devlet çatladığı için bu Başbakan da sonun başlangıcına geldi. Devlet öyle bir parçalanmış halde ki, devlet yok ortada.

Dolayısıyla büyük bir krizden bahsediyoruz?
Çok büyük. Devleti devlet yapan vasıflar yok. Savcı diyor ki polise “Git bana Serpil’i getir.” “Getirmiyorum” diyor. “Nasıl getirmiyorsun?” “Getirmiyorum” diyor. “O zaman ben senin için suç duyurusunda bulunuyorum” diyor savcı. O da savcı hakkında suç duyurusunda bulunuyor, “Bana kanunsuz emir verdi” diyor. Ondan sonra deniyor ki, “Adli kolluğa göre emniyetin savcıya bağlı olması lazım.” Hükümet diyor ki, “Ben yeni genelge çıkardım.” Danıştay da diyor ki, “Ben o genelgeyi iptal ettim.” E uygulamıyor hükümet ve bir gecede bir sürü polis, hakim, savcı yer değiştiriyor. Atanan polisler, bir daha değiştiriliyor filan. Ondan sonra Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın Yargıtayda cezası onanıyor, “Ben bu kararı tanımıyorum” diyor. “Niye tanımıyorsun?” “Yargının, polisin her işleminin sorgulandığı ve uygulanmadığı bir durumda ben niye tanıyayım” diyor. Haklı. Başbakan da diyor ki, bu kararlar Ergenekon, Balyoz, KCK’yi de ima ediyor hatta…

KCK en belirsizi gerçi…
Evet, o biraz belirsiz. Fenerbahçe’yi de katarak “bütün bunlar paralel devletin kararıdır” imasıyla laflar ediyor. Başdanışmanı kalkıyor diyor ki, “Milli orduya karşı komplo düzenlenmiştir.” Arkasından MİT’in TIR’ları Allahın günü yakalanıyor. Sen, zaten her Allahın günü 7 TIR’la yola çıkıyorsan ve her seferinde yakalanıyorsan sen gizli istihbarat örgütü olma vasfını da kaybettin demektir. Başbakan, “Bunu paralel devlet yapıyor” diye, paralel devlet adamlarını alıyor ama bir hafta sonra aynı şey yine oluyor. O arada Türk dış politikasının uluslararası hukuk, uluslararası politika bakımından kocaman delikleri ortaya çıkıyor. Cenevre konferansı yapılacağı sırada... Böyle bir devlet olur mu? Devletten başka her şeye benziyor!

--------------------------------------------------------------------------------

GÜL’ÜN GÖLGE BOKSU ARTIK DOĞRU SONUÇ VERMEZ


HSYK’nin yapısının değiştirilmesi gündeme geldiğinde Cumhurbaşkanına rolünü oynama çağrısı yaptınız. Gül bazı hamlelerde bulundu ama kastettiğiniz bu muydu?
Ben dediğim için değil herhalde, kendi de kaçamayacağı için 24 saat sonra devreye girdi. Kendinden geçmiş birisi olsam “Ben söyledim ertesi gün bak ne yaptı” diyebilirim. Demiyorum ama bu tarih uyumunun da altını çizmeyi ilginç buluyorum. Abdullah Gül’ün bir oyun tarzı var, bunu bazılarımız biliyor bu toplumda. Ben de biliyorum. Benim bildiğimi o da biliyor.


Yazının devamı aşağı linkte

http://www.evrensel.net/haber/77188/...yok-artik.html

serpil ilgün,
cengiz çandar röportajı
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Eşi Olmalı İnsanın, Cennetten Köşe Almışcasına Sevdiği,Sakındığı... meyou Her Telden 5 13.02.11 21:22






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2