Sponsor Reklamlar


Köşe'den Yazanlar...

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Köşe'den Yazanlar... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 01.01.14   #11
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Sesiz devrim, gürültülü darbe



Kendisi de 28 Şubat’ın ürünü olduğu için olacak, Hükümetin, kurulduğundan bu yana bir numaralı iç ve dış tehdidi “Darbe.” Erdoğan 11 yıldır darbe korkusuyla yönetiyor ülkeyi. Ergenekon ve Balyoz tutuklamalarının darbe teşebbüsünü ve siyasetteki asker gölgesini kaldırmak için yapıldığı iddia ediliyordu. Gezi günlerinde de direnişin iç ve dış darbeci mihrakların el birliğiyle tezgâhlandığına inanıyordu Başbakan. TDK’nin darbe sözcüğünü “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme ve rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi…” olarak tanımlaması da Gezi günlerinde fark edilmişti. Yolsuzlukların su yüzüne vurduğu bugünlerde de Erdoğan darbeden başka bir şey konuşmuyor.
Hükümetten sıtkı sıyrılan, Ortadoğu’da artık yeterince rantabl olduğunu düşünmeyen o dış mihrakların varlığından, Cemaatin onlarla iş birliği halinde Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak için elinden geleni ardına koymadığından kimsenin kuşkusu yok. Ama asıl, Erdoğan’ı bugünlere getiren Erdoğan’ın bizzat kendisidir. On yıl önce çıkar ilişkileri zincirine doğan Neron* şimdi, onu besleyip büyüten Agrippina’yı boşuna baş düşmanı olarak görüyor.
En son söylediği gibi Erdoğan hep “yasama da yürütme de benim” zihniyetindeydi. Bir çuvala doldurarak çıkardığı torba yasalarla, KHK’lerle, HSYK’nin statüsüyle oynayarak, kamu arazilerini arsalaştırıp, ihale sistemini delik deşik ederek, velhasıl nasıl işine geliyorsa öyle yasalar çıkararak hukuku keyfiyete bağladığı için yapıp ettikleri ayağına dolanıyor. AKP’nin yapmakla övündüğü “sessiz devrim”i bizzat Hükümetin içinde, yetmez, devletin bağrında gürültülü bir darbe atmosferini meşrulaştırdı. O halde Hükümet kanadından hiç kimsenin şimdi AKP’ye darbe yapılıyor diye sızlanmaya hakkı yok.
Bir Neron haline gelirken Agrippina’dan ne ezberlemişse aynısını yapıyor Başbakan şimdi. Ama o ezberin sonu selamet değildir: Yolsuzluğu soruşturacak savcıyı görevden alıyor, gözaltına alacak polislerin yerlerini değiştiriyor, HSYK adına açıklama yetkisini Adalet Bakanına devrediyor, Adli Kolluk Yönetmeliği’ndeki değişikliğin Danıştay tarafından durdurulmasından sonra da Danıştayın “durdurma” yetkisini elinden alacak yeni bir yasa düzenlemesine hazırlanıyor. Bütün bunlar 17 Aralık operasyonundan sonraki 15 güne sığdırılabildi. Erdoğan’a sorsanız bunların hiçbiri yargı sisteminde bir darbeye delalet etmiyor! Seçimle geldiği için, demokratik teamüle uygun olduğunu sandığı Hükümetinin iç ve dış darbecilere karşı son derece haklı bir siyasi refleksi. Hatta partisinin ikinci istiklal harbi!
Öyle ya Makyavel’in yolunda her şey mübahtır. Bu yolda beraber yürüdükleri Cemaatle iplerin gerildiği son noktada, Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Milli orduya kumpas kurdular” diyerek Balyoz ve Ergenekon davalarının biletini sadece Gülen’e kesmeye kalkmasının da gösterdiği gibi, Başbakan bir darbeye düşünce diğerine sarılabilme pişkinliğine de sahip olabiliyor. Düşman epey büyük olunca öteki darbeci kanadı müttefik ilan ederek güya kendi cephesini genişletebileceği kanaati de hukukla ancak bu kadar oynayabilen bir başbakan da zuhur edebilir.
Her şeye muktedir olabileyim derken darbe üstüne darbe yapmanın bir bedeli var elbette, o da hiçbir şeye muktedir olamamak. Hukuksuz yönetmenin, günü kurtarmak için kararnameler çıkarmanın, şifahen karar dikte etmenin sonucu zaten olmayan hukukun dışından gelen müdahalelere açık olmaktır. Darbeden beslenen, darbeye bir de maruz kalır…
Oh olsun demiyoruz tabii; siyasi iktidarın darbe tarifi dönüp dolaşıp Gezi’de olduğu gibi darbeci kanatların her birinin buluştuğu, herkesin fırsattan nemalanmaya çalıştığı ortak bir politikaya dönüşüyor. Halk; askeri veya sivil, cemaatçi veya AKP’ci darbelerden birini seçmek, darbeci kanatlardan birinin yedeği olmak zorunda değil.
Hiç değil. Ölsün bütün Neronlar ve onu doğuranlar.

***
Darbe koşullarını mümkün kılan siyasi atmosferin temizlendiği bir yıl olması dileğiyle… 2014’te demokrasi ve barış üstünüze olsun.
* Birinci yüzyılda, annesi Agrippina’nın hükümdar olabilmesi için saray entrikaları çevirdiği Roma İmparatoru. Agrippina Neron iktidardayken bu kez ona karşı komplo hazırlamaya başlar ve Neron tarafından öldürülür.

Nuray sançar

evrensel
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.01.14   #12
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Alevi-Sünni evliliği
Yılın ilk iş gününde iş yerine gidip bilgisayarımı açıp ne var ne yok diye baktığımda malum yolsuzluk ve paralel devlet haberlerinin dışında başka bir haber dikkatimi çekti. Cumhuriyet Gazetesinden Mehmet Menekşe’ye ait olan haber; Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesi Mehmet Paşa Ortaokulunda din dersi öğretmeni olan Abdussamet Arslan’ın “Bir Sünni Alevi ile evlenirse yüz kırk kırbaç cezası ile cezalandırılır, çocuk yaparsa ölür” şeklindeki şok sözleri ile başlıyordu. Din dersi öğretmeninin bu vahim sözlerine karşın muhtemelen kendisi de bir Din dersi öğretmeni olma ihtimali yüksek olan Okul Müdürü ( AKP döneminde yurt genelinde Din dersi öğretmenleri okul müdürü yapıldı) Yakup Doluer’in sözleri daha vahim. Doluer, olayın abartıldığını ileri sürerek “Ben ne soruşturma açtım ne de inceleme başlattım. Öğretmen masum, bir suçu yok. Bu olayın üzerine gidersek diğer öğretmenler de artık ders anlatırken ağzından bir şey kaçırmamak için rahatsız olacak. Bütün toplumu kucaklayıp, kazanmamız lazım” diye konuşmuş.
Bu sözlerden yola çıkarak okullardaki din eğitimini yazmak gerekirdi ancak o konunun sakatlığını din dersi kitaplarından önce din dersi öğretmenlerinin ele alınması gerektiğini çokça yazdım. Bu nedenle bugün Alevi-Sünni evliliklerini yazacağım. Methiyeler dizilen adeta teşvik edilen bu evliliklerde aslında ne oluyor. Görevimiz gereğince çokça muhatap olduğumuz bir sorun olarak karşımızda duruyor. Aileler bu tür bir evliliğe genelde karşı çıkıyorlar. Sünnilerin karşı çıkma gerekçeleri ile Alevilerin karşı çıkma gerekçeleri çok farklı. Sünni ailelerin Alevi birisiyle olan evliliğe karşı çıkışlarının gerekçesi tamamen hakaret ve aşağılayıcı bir bakış açısından ibaret. “Evimizin beti bereketi kesilecek, kestiğini pişirdiğini nasıl yiyeceğiz, Alevilerin ahlak, namus anlayışları yoktur…” şeklinde devam eden aşağılayıcı sözlerle sürüyor. Tıpkı haberdeki din dersi öğretmenin söyledikleri gibi...
Alevilerin çocuklarının Sünni birisiyle evlenmesine karşı çıkmalarının nedeni ise tamamen asimilasyon ve aşağılanmaya, hakarete karşı korunmaya yönelik. Çünkü bu evliliklerde erkek de olsa kadın da olsa Alevi olan tarafın Aleviliğinden kaynaklı olarak hakarete maruz kalması ve/veya baştan veya ilerleyen süreçte Sünni inanç esaslarını kabul etmesi kaçınılmaz oluyor. İnancını muhafaza etmeye çalışan Alevi kişi olursa sonuç boşanmaya kadar gidiyor. Bu evliliklerde iki tarafta inancı önemsemiyoruz deseler de aile faktörü devrede olduğu sürece durum değişmiyor. Çoğu kez biz inancı önemsemiyoruz diyenler de yaş ilerleyip ölüm korkusu sarmaya başlayınca durum değişiyor. Bu nedenle 60’lı yaşlarda Alevi-Sünni evliliklerin boşanmalara neden olduğuna da tanık olabiliyoruz.
Alevi-Sünni evliliklerinde en çok mağduriyet yaşayan kişi Alevi kadın oluyor. Alevi kadınların ya tamamen Sünni inancı benimsediğine bir Sünni gibi davrandığına, onun gibi inandığına tanık oluyoruz. Bu evliliklerde en çok hakarete, aşağılanmaya maruz kalan taraf da toplum ve aile içindeki rolleri gereğince Alevi kadınlar oluyor.
Peki Mutlu Alevi- Sünni evliliği nasıl oluyor?
1-Taraflardan birisi diğerinin inancını kabul edip kendi inancının yanlış olduğu üzerinden ret-inkar tavrına girdiğinde,
2-İki tarafın da inançları reddeden ateist bir yaşam biçimini benimsemeleriyle veya iki tarafın da inançları sadece kimlik düzeyinde formaliteden ibaret görmeleriyle...
Bu yazdıklarım dışında nadiren kendi inançlarını koruyan ve buna rağmen mutlu evlilikler yürüten örneklere de rastlamak mümkün olsa da çocukların inancı devreye girince yine de iş değişmektedir.
Alevi-Sünni evliliklerine öyle toz pembe tablolar çizilse de, kitaplar yazılsa da işin gerçeği öyle değil, sıraladığım istisnalar dışında toplumda karşılaştığımız en büyük sorunlardan birisi. Bu tür din dersi öğretmenleri de bu yaralara tuz basan meczuplar olarak okullarda çocuklarımızı yetiştiriyorlar.

Ali kenanoğlu

evrensel
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.01.14   #13
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Hakikat ve özgürlükler
yılı olması dileğiyle...



Delil KARAKOÇAN
Güncellenme : 02.01.2014 04:12
Bir kavga yılını daha geride bıraktık. Direnişler kadar iktidar kavgalarına da tanık olduk. Sahne alan riyakarlığı, yalanı, dolanı, rantı, yolluyu yolsuzluğu izledik. Tacize tecavüze, istismara, töreye tanık olduk. Provokasyonlar yaşadık. İnatla ve ısrarla yalan siyasetini sürdüren, ‘Müzakere’yi sarkıtıp duran sistemin; hakikat ikrarında ne denli zorlandığını gördük.

Romantik düşlerimizin en güzelini ise ‘GEZİ’lerde yaşadık; içimizdeki ‘saklı bahçeleri’ gördük, ışığa dokunduk.

Anka misali kendi küllerinden doğan Rojava’larla tanıştık... Böylece “düş” ile “gerçek” arasına sıkışan ruhların azadını selamladık.

Çoğaldık...

2014’ün gizemli kapısını çaldık.

2014 yılının; yalan siyasetinin son bulduğu, hakikatlerin açığa çıktığı... Hak ve özgürlüklerin halkların ve insanlığın hayatına daha çok girdiği... Farklı din, dil, kültür, inanç, renk ve tercihlere saygı duyulduğu... Tacizin, tecavüzün, törenin, insan hayatından ebediyen çıktığı... Devletin demokrasiye daha duyarlı hale geldiği... Esaretin son bulduğu; başta Öcalan, hangi siyasi görüş, düşünce ve kimlikten olursa olsun, inançları ve idealleri uğruna tutsak düşenlerin toplumsal barış için özgürlüğüne kavuştuğu... Şiddeti ve silahları gömecek barış ve adaletin gerçekleştiği...

En genel anlamda hakikatin yalana baskın çıktığı bir yıl olması dileğiyle;

özgür ve mutlu yıllar...



GÜNDEM
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.01.14   #14
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Aslında devlet yok hacı!

Fırtına sanıyordu herkes; meğer fırtına öncesi sessizlikmiş. Hüseyin Gülerce, “daha büyük fırtınalar”a hazır olun, diyor. Bülent Arınç, “çıt çıt çetene” türküsüyle danışmanlara çakıyor. Cemil Çiçek’e kalsa 138. madde hükümsüz... Erdoğan esip gürlüyor; Gülen beddualar ediyor, “tetikçi”ler medyada, sosyal medyada habire karşılıklı mesaide...
Gayrısını biliyorsunuz zaten, hırsızlık, silah dolu TIR’lar, jandarma, polis, operasyon, darbe, tezgah, bir o yandan bir bu yandan karşılıklı salvolar...
Sinede kalan duygular işte!
Hani neredeyse “Aslında devlet yok hacı” diyeceğiz az sonra! “Gözümüzde büyütmüşüz lan” diye kahve ağzıyla gevrek gevrek güleceğiz. “Çöktü çöküyor” diye çekirdek çitleteceğiz.
Hepten boşuna değil elbet. Çökmekte olan bir şeyler olduğu kesin. Türkiye rejiminin benzerini birkaç kez yaşadığı bir “rejim krizi”ne girmekte olduğu da... Bu kördüğümleri kimi kez “büyük demokratik beklentiler üzerine inşa ettikleri gerici iktidarlar” ile aşmaya çalıştılar; kimi kez askerin kılıcının darbesiyle...
Düğüm çözülmedi; canımıza en yakın yerden kesildi. Çok canımız yandı her seferinde. DP’nin o “demokratik tantanalı” gelişine Sabahattin Ali’yi kurban verdik; Nazım Hikmet’i sürgün verdik, nice işkenceyi, hapsi gördük. Darbelerin hangi birini sayalım? Edebinden anlatmadıkça bizimkiler, mağduriyet bize gelmiyor. Darbenin kucağında boyveren filizlerin hikayelerini dinliyoruz hep. Sosyal demokrasinin 77’lerdeki yükselişini MC’lerle; 90’ların başındaki yükselişini ortak oldukları 93 konsepti ile yaşadık biz. Kıssadan hissemiz çok. “Fırtına” yakınsa da uzaksa da, bizim hissemize düşen benzer. Son iki günlük gündeme bakalım; fotoğraf çok berrak. Devlet var, güçlü ve iş başında!
Pozantı’da en ağır işkencelere maruz kalan Kürt çocuklar; bir süredir pek kullanılmayan adlarıyla “taş atan çocuklar”; ne alemde dersiniz? “AKP Kürtlere yumuşak davranıyor” propagandası yapanların haberi yok. Ama taş duvarların haberi var; demir kapıların...
O tutuklu çocukların bazıları Sincan Cezaevinde işkence görüyor şimdi. Ağır sistematik işkence... Bazıları Pozantı sürgünü olan 12 Kürt çocuğa sorsak son gelişmeleri?
Ya Bolu’da, Afyon’da, Erzurum’da “yaşatmayız” tehditleriyle okullarına gidemeyen, saldırıya uğrayan Kürt gençlere... CHP-MHP örtülü koalisyonunu, “ortak düşman” martavallarını, “oyları bölmeyin” çıkışlarını falan da analiz ettirsek? “Ama efendim Kürtler de ...” diye “çıt çıt” atılan twiit atan “pek bilinçli aydın sosyal medya fenomenleri”ne de sormayalım da...
Ya parmakları kopan 17 yaşındaki işçi çocuğu ne yapacağız? Allah’ın günü Rabia işareti yapmaya yaramıyor o parmaklar. Emekle üretiyor. Üretiyordu yani... Hastanede unutulan parmakların hesabını hangi “sağlık devrimi” verecek?
Son birkaç gündeki kadın cinayetleri... Biz vermekten usandık; rakamlar kendinden utandı. Yüzde 1400’lerin artışların hesabını tutarken, “devlet”e bir pay düşmez mi, düşmeyecek mi? Gezi direnişi boyunca binlerce, on binlerce polisin 24 saat uyguladığı şiddet, bir parkı kapatmak için harcanan mesainin binde biri harcansa, hayatta olurdu geçen ay yitirdiğimiz 25 kadın!
Gezi iddianamesine “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla adları “sanık” olarak yazılmışlara sorsak; Bilal’in savcısı Muammer Akkaş’ı? Ne çıkar sonuç? Ali İsmail’i, Medeni’yi, diğer acı kayıplarımızı, hâlâ yaşam savaşı veren Berkin’i hatırlayıp düşünelim biz; “yaklaşan fırtına”yı... Fırtınasız gün göremedik ki; denize hesapsız açılalım. 846 lira asgari ücret ile ay sonunu getirmeyi başaran halk, hiçbir fırtınayla yıkılmaz.
Er geç... Adaletin olmadığı herkesin malumu bu memlekete de adalet gelir er geç. Varsın şimdi onlar düşünsün... Biz şerbetliyiz.



Yayınlanma tarihi: 2014-01-04 00:14:53



Mustafa kara

EVRENSEL
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.01.14   #15
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Çocuklar şeker de yiyebilsinler

Burak Gürbüz


Sağa sola bakarken UNİCEF’in 2000 yılında çocuklar üzerine yazmış olduğu çalışma gözümüze takıldı. Tam olarak “A qui profite le crime?” adında çocukların cinsel sömürüsünü anlatan bir anket çalışması. Kitapta çocuklara yönelik cinsel sömürü örnek olayları mağdur çocukların birebir anlatımlarından yola çıkarak gözler önüne serilmiş. Tüm bu olaylardan da istatistikî tahminler yapılmış. Buradan yola çıkarak kendi kendimize peki Türkiye’de durum nasıl diye sorduk. TUİK verilerinde “Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk İstatistikleri”ne baktık. Kişisel beyana göre tutulan hane halkları anketlerine göre 2000’li yıllarda gittikçe yükselen “mutluluk” istatistiklerinin tersine, güvenlik birimleri kayıtlarına göre tutulan çocuk mağduriyetleri verilerinde yine aynı yıllarda büyük artışlar görülmektedir. İki konudan da dilimiz döndüğünce bahsetmeye çalışacağız.

Rapora göre dünya’da çocukların cinsel anlamda sömürüsünde Tayland başta gelmektedir. Bu ülkede 90’lı yılların ikinci yarısında fuhuş sektöründe çalışanların üçte biri çocukmuş. Yine aynı yıllarda ülkenin Gayrisafi Yurtiçi Hâsılasının %10 ile 14’ü bu sektörde çalışanlar sağlıyormuş. Filipinlerde bu sektörde çalışan çocukların sayısı 20 bin’den 100 bin’e çıktığı tahmin ediliyormuş. Çocukların bu sektörde çalıştırılmasının nedenlerine gelince tabii ki başta fakirlik var. Fakat aynı zamanda tüketebilme isteği var. Bunun yanında fuhuş sektörü birçok ülkede turizmin de yan kolu olmuş durumda. İki sektörde birbirini beslemekteymiş. Bu hizmetlerden yararlanan yabancıların aldıkları faydalara gelince: ilk olarak kendi ülkesinde olmamasından dolayı yediği “haltların” tanıdıkları tarafından görülüp duyulmamasıymış. Yani daha az utanıyorlarmış. İkincisi seks turizminin doğal olduğu bir ülkede, bilmediği bir kültürden gelen gençlerin kendisine sunmuş olduğu fuhuş hizmeti, yabancının vicdanen biraz daha rahatlatmasına neden olurmuş. Çünkü orada kısa süreli kalıyormuş ve gittiğinde her şeyi unutacakmış. Yaşananlar orada kalacak ve kendisiyle evine gelmeyecekmiş. Bu bir insan olamaz herhalde olsa olsa homoeconomicus olur. Üçüncüsü küresel ekonomiye dâhil olan fakir ülkelerde tüketebilme isteği, gençleri bu sektöre itmekteymiş. Dolayısıyla fuhuş arzı bol ve fiyatı ucuzdur. Dördüncü faydası çocukla cinsel ilişkiye giren “herifin”, cinsel hastalık kapma olasılığının az oluşuymuş. Bu da bu hizmetten yararlanan kişinin alacağı faydalardan birisidir. İğrenç bir konunun piyasa mantığı içerisinde anlatımı herhalde böyle olsa gerek. Yine raporun muhtelif sayfalarından devam edelim. Litvanya’da mesela fuhuş sektöründe çalışanların %20 ile %50’si reşit olmayanlardan oluşmaktaymış. Bu kesimde 10 ile 12 yaşında ki kızların bir bölümü pornografik filmlerde kullanılıyormuş. Fakat asıl önemli nokta ise bu çocukların büyük bir kısmı ailelerinden haberli olarak bu sektörde çalışıyormuş. Özellikle Hindistan, Myanmar, Nepal, Pakistan ve Tayland’da fakir aileler bankalara borçlarını ödeyemediklerinden bu yola sapıyorlarmış. ABD’de yapılan bir ankette internette dolaşan 5 çocuktan biri cinsel tacize uğruyormuş. Özellikle Tayland’da bu sektör ülkenin sadece şehirlerinin değil köylerinin gelişmesi açısından önemli bir durumdaymış. Çünkü her yıl fuhuş sektöründen şehirlerden köye 300 milyon dolar transfer gerçekleşiyormuş. Müslüman Pakistan’da her 3 saatte bir, ya bir çocuk ya bir kadın tecavüze uğruyormuş. Peki ya oğlan çocukları? O konuda ise öne çıkan ülkeler ve tahmini veriler şunlarmış: Sri-Lanka’da sayıları 20 ile 30 bin arası oğlan çocuğu bu sektörde çalışıyormuş. Dominik Cumhuriyetinde en büyüğü 13 yaşında “Sanky Punky”ler turistlerin otellerde cinsel hizmet sunarlarmış. Aynı durum Haiti’de geçerliymiş ve özellikle ABD’den gelen pedofil “oğlancı” turistlerin gözde mekânıymış.

Fuhuş sektörüne dâhil olan çocukların bir bölümü de kaçırılan veya kandırılan çocuklar. Bunlar ailelerinden çok uzakta bir yerde onları kaçıranların kölesi olarak yaşıyorlar. Çoğu kaçak ve kimlikleri, pasaportları ya yok ya da onları kaçıranların elinde. İtalya’da mesela ülkeye kaçak yollardan giren göçmenler arasında fuhuş pazarı çok gelişmiş durumdaymış. Bu piyasayı İtalyan mafyası yönetmekteymiş. Çocuklar ise bu durumu mecburen kabullenmek zorunda kalıyorlarmış. Yoksa tekrar kaçtıkları ülkeye geri gönderileceklerini biliyorlarmış. Hani piyasa diliyle konuşursak “alan razı satan razı”. Ne kadar iğrenç bir tanımlama oldu değil mi? Avrupa’da çocuk fuhuş sektörünün en fazla gelişmiş olduğu ülkeler Arnavutluk, Moldavya, savaş esnasında Bosna gözüküyor. Tüm bu ülkelerin ortak özellikleri fakir oluşlarıdır.

Peki, Türkiye’de durum nasıldır? Tabii bütün bu yukarıdaki veriler hep tahmin üzerinden yapılan çalışmalar. Çünkü bu konuda sağlıklı veri bulmak herkesin bildiği gibi güçtür. Özellikle çocuklar başlarına gelen bu durumları, yaşadıkları travmaları paylaşmıyorlar. Bunun nedeni ise ya tehdit altında oldukları için korkuyorlar, ya yaşadıkları zaman sonra sıradanlaşıyor ve kabulleniyorlar, ya da özellikle erkek çocuklar, gurularına yediremedikleri için söyleyemiyorlar. Bir de tabii bu iğrenç sektörde çok para döndüğünden herkes için cazip hale geliyor. Cinsel sömürü objesi olan çocuklar ailelerine para kazandırıyor. Bu para olmazsa küresel tüketim bağımlılığı nasıl sürdürülecek? I-Phone’un yeni modelini kim taksitle alacak? Tekrar konumuza dönersek eğer, Türkiye için bu verileri nasıl temin edebiliriz diye düşünürken gözümüze başta da söylediğimiz üzere TUİK’in “Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk İstatistikleri” gözümüze çarptı. Geliş nedenine ve yaş grubuna göre güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklara baktık. Sonra TUİK’in güvenlik ve çocuk tanımlara bakalım dedik. Güvenlik birimi emniyet ve Jandarmadan oluşmaktaymış. Çocuk tanımı ise daha erken yaşta ergen olsa bile 18 yaşını doldurmamış kişi çocuk sayılırmış. TUİK çocukları 11 yaşından küçük, 11-14 ve 15-17 yaş olarak üç gruba ayırmış. Tabii kız-erkek ayrımı var. Geliş nedenleri itibarıyla da tam 15 kalem var. Bir yere varmak istediğim için sabrınıza sığınarak bunları saymaya çalışacağım, bunlar: suça sürüklenme, kabahat işleme, terk, evden kaçma, buluntu, kayıp, MAĞDUR, madde kullanımı, sokakta çalışma, sokakta yaşama, kanunsuz çalışma, bilgisine başvurma, okula gönderilmeme, kurumdan kaçma ve diğer sebepler. Tüm bu nedenlerin biri hariç hepsi çocuğun yakalanarak getirilmesi sonrası isnat edilen suçları kapsamaktadır. Tek bir tanesi hariç, o da büyük harfle yazılmış olan mağduriyet. Burada çocuk kendisi güvenlik birimlerine gelip “mağdur” olduğunu iddia ediyor, şikâyette bulunuyor. Mağdur olmanın TUİK’deki tanımı ise şöyle: “Kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin herhangi birinin işlenişinden maddi veya manevi olarak zarara uğramış çocuk”. Tabii mağduriyet sebepleri farklı farklı olabilir. Ebeveynin attığı bir tokatta çocuğu manevi yönden mağdur hale getirebilir. Veya yukarıda ki bağlantıları da içine alabilir. Bilmiyoruz yalnız bu verilerden ne anlıyoruz? 11’den küçük 17 yaşa kadar olan çocukların Güvenlik birimlerine gelerek “mağdurum”, “mutsuzum”, “şikâyetim var” demesi bizim için yeterlidir.

Böylece sadece mağdur çocuk sayısına baktık. Aşağıdaki Tablo 1’den görüleceği üzere 2008’den bu yana üç ayrı çocuk kategorisinde de mağdur çocuk sayısı artmış. Mesela 11 yaş ve daha küçüğü mağdur çocuk sayısı 2008’de 14 bin iken, 2012’de 35 bin’e çıkmış. Yani 4 sene içinde çocuk mağduriyeti 2012 yılında 2008 yılına göre %144 artmış. Aynı şekilde 11-14 yaş arasında yer alan mağdur çocukların sayısı yine aynı yıllar içerisinde 10 bin’den 26 bin’e çıkmış. Bu da aşağı yukarı %159’luk bir artışa tekabül ediyor. Bu kategoride kız çocukların mağduriyeti %200 artarken, erkek çocukların %130 artış göstermiş. Son olarak 2008 yılında 19 bin 15-17 yaş arasındaki çocuk mağdurmuş, bu sayı 2012’de 50 bin’e çıkmış. Bu son kategoride artış ise yine 2008 yılına göre %150 olmuş.




Peki yukarıda affınıza sığınarak saydığım çocukların güvenlik birimine geliş nedenleri olarak saydığımız 15 tane neden arasında mağdurluk nedeni, 2012 yılı için 11 yaş küçük kızlarda diğer nedenler arasında ki payı tam %88. Küçük oğlanlarda %75. Erkeklerde yaş büyüdükçe bu oran çok hızlı bir şekilde düşüyor. Mesela 15-17 yaş arasındaki çocuklarda mağdur olan erkeklerin sayısı diğer sebeplere göre oranı %25’e düşüyor. Kızlarda ise yine 2012 yılı için mağduriyet %60 ile birinci neden olarak kalmaktadır (bkz: Tablo 2).



Yukarıdaki tablodan 2008’den günümüze çocukların gittikçe daha fazla güvenlik birimlerine gidip “mağdur” olduklarını söylediklerini anlıyoruz. Mağdurluk kaleminin dışında kalan diğer kalemler ise, ailelerin ve gençlerin çaresizlikten yaptığı kanunsuz fiilleri kapsıyor. Çocuklar manevi değerlerimizi koruduğunu söyleyen AKP iktidarında gün geçtikçe “manen ve madden zarara uğradıklarını bas bas bağırıyor. Nazım’ın dediği gibi “çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler”. Ama bu düzende olmuyor, olamıyor. Homoeconomicus fayda, arz-talep dengesi istiyor, bizler ise insanca, eşitçe, dürüstçe yaşamayı istiyoruz. Dürüst insana karşı gerzek homoeconomicus.
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 06.01.14   #16
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Sadeleşme iyidir

Aydemir Güler



Bazen sadelik gerekiyor. Yolsuzluk operasyonu olarak patlak veren kriz karşısında muhalefet saflarındaki dalgalanma tuhaf boyutlar kazanmışken, sadelik çok ama çok iyidir...

Kemalist ve sosyal-demokratların kendilerini devlet sanmaya devam ettikleri anlaşılıyor. CHP eskiden bir anlamda devletti. Muhalefette geçirdiği zaman dilimlerinde bile öyleydi.

Lakin İkinci Cumhuriyette iş değişti.

Osmanlıya mı dönülmüş, devleti yönetenler cumhuriyetin üstünde mi tepiniyormuş, 1923 dediğimiz artık “iki ayyaş” mıymış; CHP genel merkezinde bunların herhangi bir öneminin olmadığı, kulakların ve gözlerin kapatılıp “devlet gibi” davranmaya devam edildiği görülüyor.

Bu çizgiye cemaatle birleşip hükümeti devirme taktiği bile fazla! CHP toplum nezdinde hesap soran değil, “sorumlu” ve sorumluluk sahibi görünmeye yatırım yapıyor. En ateşli günlerde bile Erdoğan’ı istifaya çağırmamayı ilke edinen bir ana muhalefetimiz vardı.

Şimdi Baykal -Kılıçdaroğlu ile görüştükten sonra- yangın söndürücülüğüne soyunuyor. Deniz bey de, böylece kariyerinde yeni bir sayfa açıyor. Rol aldığı son sahnede Birinci Cumhuriyetin “nafile ayak diremesini” temsil etmişti. Artık pozitif olmaya karar vermiş olacak; CHP’yi İkinci Cumhuriyet dengelerine, hatta merkezine oturtma operasyonuna katılıyor.

CHP bu yaklaşımda yalnız değil. Aslolan uzlaşmacılık. Ulusalcı kesimler, krize karşı kendi alternatiflerini oluşturmak yönünde akıl yürütmüyorlar. Bunun yerine fırsat politikaları üretiliyor. Krize karşı, yargıya güveni yeniden oluşturmak için...

Haziran’da toprağa verdiğimiz gençlerin katlini soruşturmamak için bin dereden su getiren yargıya niye güvenecekmişiz; ben onu anlamadım!

Kimisi hükümetle birlikte Fethullahçı darbeden hesap sormaya, diğerleri Fethullahçılarla birlikte yozlaşmış hükümeti devirmeye vurgu yapıyorlar.

Aman ne zenginlik, ne yaratıcılık!

Ve ne derin bir akılsızlık!

İki sade gerçeği algılamayan bir siyasi akılsızlıkla karşı karşıyayız.

Bir: “Tayyipli İkinci Cumhuriyet” tükenmiştir. Bu ne yapılırsa yapılsın değiştirilemeyecek. 2011 seçimleri Tayyipli formun gücünün doruğu oldu ve gerileme o gün başladı. İçerde de dışarda da noktanın bir türlü konamamasının nedeni, Erdoğan’ın kendi gücü değil, başka bir seçeneğin on yıldır hazırlanmamış olmasıdır. Büyük sermayenin, burjuva siyasetinin, emperyalist merkezlerin yeni bir alternatif hazırlamaları zaman alıyor.

Yeri gelmişken: Halk aynı zamanı kendi alternatifi için kullanmalı... Ya da bizim deyişimizle sol seçenek güçlendirilmeli.

Tayyip’in kaderini algılama yeteneğinden yoksun olanlar otoriter yanı törpülenmiş, demokratik uzlaşmalara mahkum edilmiş bir AKP tasarımı üstünde çalışıyorlar.

İkinci gerçek: Halk Fethullahçılığa itibar etmeyecektir. Kimse bu karanlık odağa “helal olsun” demiyor. Ama ulusalcılığın bir türü, savcısıyla polisiyle gazetecisiyle yeni müttefikler bulmaktan mest olmuşa benziyor. Sanıyorlar ki, AKP’yi zayıflatmanın veya devirmenin getireceği itibarla donanmış bir cemaat, Türkiye’de yeni bir hükümetin toplumsal ve kurumsal temellerini güçlendirir. Oysa halk hareketine baktığınızda göreceksiniz ki, İkinci Cumhuriyet’in Tayyip formunun çözülüşüyle Fethullah formunun dökülmesi arasındaki mesafe sıfır!

Uzlaşmacılar hep solu gerçekçi davranmaya, uzak gelecek adına bugün kazanılabilecekleri görmezden gelmemeye çağırır. Bugün tam tersi doğru: Tayyipli, Fetolu bir yakın gelecek hayal. Türkiye’nin hızla sola kayması, ama öyle belirsiz bir gelecekte falan değil, hemen şimdi mümkündür.

Olay bu kadar sadedir. Geleceği olmayanlarla ittifak arayarak işi karıştıranların uzak durdukları da soldur.

* * *
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 07.01.14   #17
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Seçim senin


Ufuk URAS

Güncellenme : 07.01.2014 04:14


[B]2014 yılı, herkesin seçimini yapacağı yıl olacak. Neyi seçtiğini söyle, ne menem bir şey olduğunu söyleyeyim. Ne seçerseniz osunuz. Seçim senin, şehir senin. İlk defa yerel seçimlere katılmıyoruz, 2004-2009 seçimlerinde ne yaptıysak, farklı davranmamızı gerektiren bir durum yok. Bu seçimlerde de sosyalistler, demokratlar, Kürt hareketiyle birlikte 3. seçeneği oluşturmak için kolları sıvıyor. Hepimiz bir samimiyet testinden geçiyoruz.

HDP adaylarına dudak büküp CHP’nin en sağ adaylarının peşinden koşan, Sarıgül’ü destekleyen unsurları kendi haline bırakmak gerekiyor.

Bu seçimler belli ki yerel seçim olmaktan çıkıp, eski ve yeni statüko arasında kapışmaya dönüşecek. 3. yol, herhangi bir bağımsız tutumu aşıp siyasi bir seçenek göstermek durumunda. Gitmesek de görmesek de Kürtler bizim Kürtlerimizdir, dönemi bitti artık. Riyakârlığa ve sahtekârlığa karşı mücadele olacaktır bu seçim.

Zaman zaman sol içi ayrılıkları kaşıyıp, ortak paydaları değil de, ayrılık noktalarının altını profesyonelce çizmeyi iş edinenlerin argümanları da kendileri gibi dökülüyor. 2010 referandumu sonrası konjonktür ciddi bir değişim geçirdi, tarihin en ciddi türbülansı yaşanıyor, siyasi saflaşmalar değişti, ama hayatı bir tarihte sabitleyenler için sanki değişen bir durum yok. Nasrettin Hoca’nın hikâyesi gibi sazda bir perdeyi bellemişler, parmak hep orada. Bu cızırtıya artık tahammül etmek de zor.

Semer seçerken eşeğin fikri değil, ölçüsü alınır; herkes bu seçimde boyunun ölçüsünü alacak.

Halbuki referandumun ardından 12 Eylül anayasasının değişiminden yana olanlar, boykotçular, hayırcılar yeni bir anayasa için kolları sıvadılar yan yana geldiler, platformlar oluşturdular, çalışma ve sempozyumlar gerçekleştirdiler. Ama sabit refleks vermek güven duygusunu perçinliyor galiba.

Bu solu peşinden sürükleyen CHP geçmiş tutumunu özeleştiri vererek değiştirdi, Anayasa Uzlaşma Komisyonuna katıldı,vs. Bu arada 1 Mayıslarda, Dink etkinliklerinde, bir dizi konuda alanlarda yan yana gelenler, iş siyaseten yan yana gelmeye gelince, mazeret üzerine mazeret beyan etmeye başladılar.

2009’da kâğıt üzerinde yanımızda durup, fiilen CHP çalışması yapanlara söylediğimiz gibi, bu ayıp bir şey değil, yeter ki kapalı kapılar arkasında değil, alenen bu siyasi tutumu alabilmeliler.

Anayasa tartışmalarında, anayasal vatandaşlığa inatla sıfat koymaya çalışanların sıfatı solcu olmayı hak ediyor mu konusunda, takdiri kamuoyu verdi ve bunun sonuçlarını seçimlerde göreceğimize şüphem yok.

Neyse ki sayısal olarak ihmal edilecek bir vakayla karşı karşıya olduğumuz için güç dengelerini sarsacak bir durum söz konusu değil, ama Kürt hareketine yönelik alerjinin hala bitmemesi insanı üzüyor.

Politik deklarasyonlarımız, perspektiflerimiz ortadayken, bu zeminde varsa eleştiri yerine cahilce dedikodu siyasetinin sonu yok. İki tür cahillik bulunuyor: Cahil-i anud (inatçı cahil) bir de cahil-i münsif (insaflı cahil). İlkine yapılacak bir şey yok, ama bizim inattan kastimiz hep pozitif inat oldu, negatif değil. Hani kısır adama, “Peki evdeki çocuk da neyin nesi?” diyenlere, “İnat ettim, menşeini sormuyorum,” demesi gibi akut inatlar pek makbul değil.

Yerinde saymada inat eden sol karşısında kendini yenileyen 21. yy’ın solunun önemli bir siyasi seçenek olacağına şüphemiz yok.

“Ahlak, namus kalmadı,” diyen adama, “Nereden biliyorsun?” diye sormuşlar, “Kendimden, “ demiş; başkalarını kendi gibi bilenlere en iyi cevabı HDP kadroları hayatın içinden verecektir. Baca temizliği yapılan yerde kurumun olmasına aldırmamak gerekir.

Seçimler bizim için aynı zamanda barışı toplumsallaştırmamızın da vesilesi olacaktır. HDP arabasının cam sileceği belki yağmuru durduramıyor, ama ilerlememizi sağlıyor. Aydınlık, güzel günlerin bizi beklediğine şüphemiz yok, yeter ki kesintisiz yürüyüşümüzü sürdürelim, yeter ki özgürlük hareketinin ihtiyaçlarına, yeteneğimiz oranında destek verebilelim.

2014 yılı barışın yılı olacak. Herkesin yeni yılını kutlarım.





gündem
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 08.01.14   #18
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Ağa ile maraba

Kemal BÜLBÜL

Güncellenme : 08.01.2014 04:10


Traktör memlekete yeni gelmiş. Ağa zengin traktör alıvermiş. Forsu o biçim ki değme gitsin! Marabaya “Şehre gidelim.” demiş. Traktöre kurulmuş! Tıngır mıngır gidiyorlar. Bu arada ağanın aklına bir hinlik gelmiş, marabaya “Yoksulun, çulsuzun birisin. Çalış çalış dikiş tutmuyor. Zengin olmak istemez misin?” Fukara marabanın içini ılık bir sevinç sarmış, “İstemem mi ağam?” Ağa traktörü durdurmuş, yolun kenarındaki inek herzesini göstermiş. “Şu herzeden bir parmak ye! Traktörü sana veririm.” Maraba, düşünmüş! “Bir parmak herze! Zor ama işin ucunda zengin olmak var!” İnmiş traktörden, bir parmak herzeyi yemiş! Ağa, “Al traktör senin olsun!” Maraba geçmiş direksiyona. Şehirde alışveriş yapmış, dönüş yoluna girmişler. Direksiyondaki maraba “Ağam, traktörünü tekrar almak ister misin?” Ağa, “İstemem miiiii?” Maraba, “Herzeden bir parmak ye! Traktör senin olsun!” Ağa inmiş, utana sıkıla bir parmak herzeyi yemiş! Ağa direksiyonda, maraba yanında! “Ağam, bu traktör senindi değil mi?” Ağa “Evet.” Maraba “Ama benim oldu! Sonra tekrar senin oldu! Peki biz bu herzeyi niye yedik!”

Yıl 2002 AKP kuruldu. Kurulur kurulmaz iktidar oldu. Hem de tek başına! Hem de her seçimde oyunu artırarak! İktidarı almışlardı almasına da mühür “Derin devletteydi!” Kendileri sığ, şeffaf, berrak ya! Mührü alıp “Dehre Süleyman olmak için” ne gerekiyorsa yaptılar. Kozmik odalara girmeler! Dolmabahçelerde “İyi çocuklarla” dolma yemeler! Darbecileri yargılama söylentileri, “Yeni anayasa!” Dahası “Açılımlar, ileri demokrasiler!” Bu arada Süleyman durur mu? “Tiz AKP kapatıla!” Darbe söylentilerinden darbedar olduk! AKP içte “Yenilik peşinde”, dışta Düvel-i muazzama olmak için fizana sefer etme tahayyülleri!.. Araplara bahar, Kürtlere tufan, Alevilere kış, Gezicilere gaz!.. “Vesayet kırılacak, ileri demokrasi gelecek!” Basından tutunuz, bürokrasiye, MİT’ten tutunuz, polise, ekonomiden, başörtüsüne, eğitimde, “Seçmeli” derslere... Kadar el atılmadık köşe bucak kalmadı! Asıl dudak uçuklatan vaka “Şanlı orduya kurulan kumpas”tı! Bütün bunlara Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın barış çağrısı da eklenince, AKP için “İş tam kıvamına geldi!” Geldi de Kürt sorunu ateşten gömlek değil, ateş kuyusu! Bir de Gezi’de “Birkaç ağaç”tan çıkan hareket Türkiye’yi sarınca, iki P’nin efendilerinden, Pensilvanya ve Pentagon’dan destek bulamayan Başbakan “Evde tuttuğu %50’ye” sarıldı! İki P’nin efendileri “Yeter! Senin miadın doldu!” dedi “Dershane krizi” yaratıp, “Cemaat” hazretlerini AKP’nin üstüne saldı! “Cemaat” dünden razı bu mukaddes koalisyona! Tam da yerel seçimler öncesinde “CHP Davet edilip” AKP’ye “Bak seçeneksiz değiliz.” dendi. Yolsuzluğu yol bilenler; yolsuzlara “Yolsuzluk operasyonu” yapıtı. Saçının teline kadar kire, pisliğe batmış olan taraflar birbirlerini yolsuzluk ve çetelikle suçlamaya başladı. Muhalefet hemen pozisyon aldı “Ben temizim! Beni iktidar yapın!” Bu filmin en trajikomik sahnesi “Beddua” vizyondayken her devrin konuk sanatçısı Diyanet İşleri Başkanı’nın sahneye çıkıp “Yolsuzluk abdesti alın” demesidir.

Çatışmanın iki temel nedeni vardır. Birincisi, Osmanlı’nın son döneminde tebarüz eden “Tekçi” paranoyanın sonuna gelmiş olmanın dayanılmaz çaresizliği; ikincisi, “Traktöre sahip olmak!” Traktör derinden, paralele, perişandan, rezile devlet ve para kaynaklarıdır. Traktöre sahip olmak için yemeyecekleri herze yoktur! Ayakkabı kutusundaki para devede tüydür. Mesele devenin amudu ve kendisidir! Yüz yıldır iktidar olanlar kendine benzeyen bir türedi burjuvazi yarattı ve ondan nemalanarak saltanat sürdü. Türkiye burjuvazisi teneke burjuvazidir. Hiçbir devlet tanımına uymayan yüce devletin bostanında yetişen burjuvazi, bu durumda sussa bir dert, konuşsa bir dert! Ama usul olduğu üzere açıklama yapmaları gerek. Çıktılar hür basının karşısına “Hık, mık, gak, guk...!” Patenti “Küffardan” mamul makinelere teneke kaporta yapan “Büyük burjuvazi” meğer “Üretim araçlarının sahibi, hakim sınıf” değilmiş! Dön dolaş “Ergenekon ve Balyoz tutuklularının” bırakılmasına geldik. “Hükümete darbe yapmaktan” yargılananlara, “Bunca faili meçhul cinayet, köy yakmalar, Madımak, Gazi ve nice katliamı kim yaptı?” diye sorulmadı. Çünkü yargılama talimatı verenler Roboski ve Gezi katliamının bir numaralı sanığıydı! Eee madem ortada sanık ve suçlu yok! Bunca herzeyi niye yediler? Niye olacak? Traktör için!

Türkiye’de her şeyin kendisi olma sancısı yaşanıyor. Kişiliksiz devletin yarattığı toplum, tarihi, inançsal, kültürel etnik değerleriyle buluşmaya, kişiliğini bulmaya çalışıyor. Sorun “Ergenekon, Balyoz...” değil. Çatışmanın tarafları devletin paralel, derin, sığ, geniş, dar... Hallerini gördüler, yaşadılar! Yaşanmayan bir tek eşit yurttaşlık, toplumsal barış, laik, demokratik Türkiye’dir. Sancı ve kaos bunu yaratacak demokrasi güçlerinin siyaseti doğru kurgulaması ve uygulamasıdır.
kemal bülbül
gündem
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.01.14   #19
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Din ile Devlet bir arada olmuyor! –


“İster dini bir iktidar aracı olarak öne çıkarmak, isterse devlet dini yaratmak; nasıl bakarsanız bakın, din eksenli bir bakış demokrasiye, özgürlüğe yabancı bakışlardır ve asla ‘huzur’ getirmezler! “


Necdet Saraç /

Devleti ve iktidarı din üzerinden kurguladın mı kavga kaçınılmaz olur! Dinin iktidar için belirleyici hale gelmesi herkesi perişan eder! Din eksenli devlet, geriliğe ve ilkelliğe tekabül eder. Yeryüzünde din eksenli bir tek ilerici, özgürlükçü, adaletli devlet bu yüzden yok. Çünkü dini devletin içine soktun mu, ‘öteki’ni yaratmak zorunda kalırsın. Birilerini mutlaka aşağılarsın. ‘Kutsal kitaplarda’ adalet ve eşitlik adına yazılan her söz havada asılı kalır. Bu sözler kitap sayfaları arasından çıkıp, sokağa asla inmez. Din devleti ve onun yarattığı siyasal iktidar demokrasiye, özgürlüğe ve adalete yabancılaşır. Dün iyi olan, bugün kötü olur. Dün kahramanları bugünün hainlerine dönüşür. Bugün ‘bizde de’ bütün İslam coğrafyasında da yaşanan budur!

* * *

Dini öne çıkaran anlayışların, örneğin ‘Siyasal İslamcılar’ın bakış açıları hep birbirine benzer. Dini ve onun yaratacağı ‘toplumsal projeyi’ en iyi kendileri temsil eder. Bu ‘en iyi temsiliyet’ iddiası sonu gelmeyen bir yol olduğu için, bölünmenin arkasından da ‘katl-i vacip’ fetvaları kaçınılmazdır.

Örneğin, kim bir adım öne çıkıp, Erdoğan ile Gülen arasında büyük farklar olduğunu anlatabilir? Dinen, siyaseten ve ideolojik olarak aralarında hangi temel farklar var? Her iki taraf da siyasal İslamcı, her iki taraf da muhafazakar değil mi? Erdoğan’ın daha ‘millici’, Gülen’in daha Amerikancı olduğu ise, boş ve anlamsız bir tartışma değil mi? Kaldı ki, Erdoğan’ı iktidara taşıyan ABD değil miydi? Her iki tarafta iflah olmaz bir şekilde sol düşmanı değil mi? Bütün bu ve benzeri soruların cevaplarını bilmeyen var mı?

Daha dün, gerçekten de ‘dün’ iktidarı birlikte paylaşıyorlardı. Karşılıklı iltifatların haddi hesabı yoktu! Fetullah Gülen ‘Hocaefendi’, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da ‘Beyefendi’ değil miydi? Erdoğan, Hocaefendi’ye en önemli kurmaylarından birini, Bülent Arınç’ı göndermemiş miydi? Fehmi Koru, durumdan vazife çıkardığı için mi Gülen’le görüşmüştü? Bu soruların cevapları da belli, öyle çok uzun tahlillere ve senaryolara da ihtiyaç yok.

Erdoğan’ı ‘millici’, Gülen’i ‘Amerikancı’ yaparsanız, Zekeriya Öz’ü de ‘kahraman’ yaparsınız! Oysa kumaş aynı, beslenilen tarla aynı!

Bugün görevden alınan polisler dün Gezi’de bizlere gaz sıkanlar, su sıkanlar değil miydi? Artık hepimizin isimlerini ezberlediğini gencecik insanları öldüren, ölümüne sebep olan polis kimin polisiydi? Bugün görevden alınan polis o polis değil miydi? Peki görevden alınan polislerin yerine atanan polisler nereden geliyor? Bunların ötekilerden farkı ne?

Üstelik bu durum bize özgü de değil. Dün bütün kurgusunu Esad’a ve Alevilere karşı yapan, kafa kesen İslamcı terörist grupların bugün birbirlerine düşmelerinin nedeni nedir? Neden belli! Dini bir devlet yaratma çabası ya da devletin kontrolünde dini bir toplumsal ilişkiler ağı yaratma isteği! İster dini bir iktidar aracı olarak öne çıkarmak, isterse devlet dini yaratmak; nasıl bakarsanız bakın, din eksenli bir bakış demokrasiye, özgürlüğe yabancı bakışlardır ve asla ‘huzur’ getirmezler! Suriye’de İslami gruplar bu bakıştan dolayı birbirlerini kesiyorlar, biz de ise birbirlerini tasfiye ediyorlar.

* * *

Birçok farklı faktörün yanı sıra, iflas eden ‘Siyasal İslam’, Erdoğan ile Gülen arasındaki kapışmayı da tetiklemiş durumda. Gerek Erdoğan – Gülen kapışması, gerekse de Suriye başta olmak üzere İslam coğrafyasında kan üzerinden yürüyen ve toplu kırımlara dönüşen çıkmazdan kurtulmanın yolu, sistemin laikleşmesinden geçmektedir. Sistemi demokratikleştirmek ise; adı ister laiklik, ister sekülerlik, isterse başka bir şey olsun; esas olarak dinin devletin kurumsal kimliği dışına çıkartılmasından geçmektedir! Türkiye yeniden kurgulanacaksa, bu tartışmanın daha cesur bir şekilde yapılması gerekiyor.

* * *

Ankara’da miting var! DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 11 Ocak Pazar günü Ankara’da ‘Özgürlük, Barış, Demokrasi, Adalet ve Emek Mitingi’ düzenliyor. Toplanma yeri saat 09:00’da Hipodrom, miting ise 12:00’de Sıhhiye’de. Mitingin sloganları da çok net;‘Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Bu pisliği halk temizleyecek!’
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.01.14   #20
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


L. Doğan Tılıç

Sen kimsin demokrasisi!


Başbakan Erdoğan Mevlit Kandili dolayısıyla Karacaahmet’te anne ve babasının mezarlarını ziyaret ederken oğlu Bilal Erdoğan’la birlikte görüldü!

Başbakan’ın oğluyla birlikte anne ve babasının mezarını ziyaret etmesinin olağanüstü bir yanı, “birlikte görüldü” diye haberleştirilecek bir yönü yoktur. Normalde yoktur!

Anneleri babaları, nineleri dedeleri bu dünyayı terk etseler de unutmamak, mezarlarını ziyaret etmek iyidir.

İyi de, normalde haber değeri olmayan bir şey neden ilk cümlem oluyor? Basit; bir normalde yaşamıyoruz da ondan!

Normalde, misal, bir hukuk devletinde, hatta hukukun değilse bile yasaların hüküm sürdüğü bir yerde, kim olursan ol mahkemeler gel deyince gidersin.

Dolayısıyla, “Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Kurmak ve Kurulan Örgüte Üye Olmak suçlarından şüpheli” birinin, ifadesi alınmak üzere Savcılığa davet edilmesi durumunda, ortada bir mahkeme kararı da varken, gitmemesi söz konusu olamaz.

Gitmezse, “Sen kimsin” de ifadeye gelmiyorsun derler. Oğulları değil, cumhurbaşkanlarının, başbakanların, bakanların kendileri bile olsa normal bir hukuk devletinde, hatta kanun devletinde, mahkemeye “sen kimsin” de beni ifadeye çağırıyorsun diyemezler.

İfadeye çağırıldığı halde gitmeyen birini saklayan, aracında taşıyan biri de, Başbakan bile olsa, suça ve suçluya yataklık ediyor demektir.

Bunları söylemek için hukukçu olmak gerekmez, zaten hukuk bilgisiyle konuşuyor değilim. Ortalama bir demokrasi anlayışına ve akıl yürütebilme becerisine sahip herkesin varacağı sonuçlar bunlar.

Bir başbakandan beklenen, normalde, başında olduğu ülkede mahkeme çağrısına uymayana, oğlu bile olsa, “sen kimsin” de ifadeye gitmiyorsun demesidir.

Burada normalde yaşamayı çoktan bıraktığımızdan, önemli ölçüde de Başbakan sayesinde, Başbakan ifadeye gitmeyene değil, doğrudan kendi alanında bir yasanın tartışıldığı Adalet Komisyonu’na giden Yargıçlar Sendikası Başkanı Ö. F. Eminağaoğlu’na “Sen kimsin” de oraya gidip konuşmaya kalkıyorsun, “haddini bil” diyebiliyor.

Milletin meclisindeki komisyonlarda konular tartışılırken, oraya gidip görüş bildirmekten doğal bir şey yoktur. Normalde.

Eminağaoğlu da “dilekçe vererek” yargıçlarla ilgili son derece önemli bir yasanın tartışıldığı komisyonda konuşmak istiyor.

Uzmanların, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının, sendikaların; kısacası mutlaklaştırılmak istenen iktidar dışında kimsenin konuşturulmadığı, konuşmak isteyene uçan tekme ile had bildirildiği bir yere demokrasi demek olanaksız.

Faşizm demek faşizmi hafifletmek gibi görünüyor ve illa demokrasi dememiz isteniyorsa “sen kimsin demokrasisi” denebilir, ki bu da bir “oksimoron” olur.

İktidarı sorgulayan değil, iktidara çanak tutan gazetecilik de oksimoron… Normalde duyamayacağınız “dostmodern darbe” gibi kavramlar da o işte oksimoronun ürünü.

Bir zamanlar dost bilinen ve birlikte yatılıp kalkılanın şimdi darbe yapmaya yöneldiğini anlatmak için söyleniyor.

Adnan (Bostancıoğlu) sınırlarında dolaşılan rejime faşizm demeyi abartılı bulanların hatırı kalmasın diye, “postmodern faşizm” demişti dün. Çatışan taraflardan biri diğerini yok edip her şeyin mutlak hakimi olursa varacağımız yer burası. Yok, becerip uzlaşırlarsa, döneceğimiz yer de “dostmodern faşizm” olur herhalde.

Ne faşizmin şu ya da bu hali, ne de “sen kimsin” demokrasisi! Bir şeye razı olacaksak; o şey en azından hiçbir vatandaşa “sen kimsin” denilemeyen, yürütmenin yürütmeyi ayakkabı kutularına doldurup da yürütmek olarak anlamadığı, hukukun yalnızca güçlülere değil sıradan vatandaşlara kumpas kurulduğunda da devreye girdiği bir düzen olmalıdır.

Not: Desteğiyle güçlendiğimiz Adnan Azar’ı, gittiği yerleri de ışıtacak bir aydınımızı yitirdik. Hepimizin başı sağ olsun!


birgün
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Eşi Olmalı İnsanın, Cennetten Köşe Almışcasına Sevdiği,Sakındığı... meyou Her Telden 5 13.02.11 21:22






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2