Sponsor Reklamlar


Köşe'den Yazanlar...

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Köşe'den Yazanlar... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç44Beğeni

 
Seçenekler
Alt 19.12.14   #91
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


YAZARLAR / İhsan ÇARALAN / BAŞYAZI

17-25 Aralık, ‘Hırsızlar Haftası’ olsun!
Yayınlanma tarihi: 19 Aralık 2014 08:29
İhsan ÇARALAN


İhsan ÇARALAN
Tüm yazıları
Ana muhalefet partisi CHP, 17-25 Aralık skandalının yıl dönümünde, bu konudaki fikrini, Hükümete yönelik eleştirilerini kamuoyuna duyurmak için “billboardlar”dan bazılarını kiralamak istiyor. Ki o billboardların seçimlerde ya da kimi kendilerince önemli günlerde, Erdoğan’ın dev posterleriyle donatıldığını, Hükümetin, belediyelerin sayısız abuk subuk afiş ve çağrılarıyla donatıldığına hep tanık olduk, oluyoruz.
Ama bu billboardları belediyelerden ihaleyle alıp kiralayan firmalar, CHP’ye vermedi. Onun için milletvekilleri 17 Aralık günü, bu afişleri “önlük” gibi giyerek, “billboard oldu”lar!
Kuşkusuz bu alanda hukuki ya da fiili ne gibi girişimler yapacağı CHP’nin bileceği bir şey. Ama olan şu ki, billboardları kiralayan firmalar, herhalde AKP ile yakın bağlantılı kişilere ait ya da “Bir dahaki sefer AKP’li belediye ihaleyi bize vermez” diye, AKP’nin hoşuna gitmeyen afişlerini, sloganların billboardlarda yansımasını istemiyorlar. Nitekim ilk başvurularında bu firmaların ilgili kişileri, CHP’lilere asılacak afişlerin içeriğini sormuş! Çünkü son günlerde CHP; 17-25 Aralık haftasını “Hırsızlığa Karşı Mücadele Haftası ilan edelim” diye girişimler yapmaktadır.
Öyle görünüyor ki, toplumun önemli bir kesiminde bu doğrultuda bir yaklaşım olmasından AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı büyük rahatsızlık duymaktadır. Hatta “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” deyişine uygun olarak o da bu haftayı, adeta hırsızlıkları, yolsuzlukları, rüşveti açığa çıkarılsın diyenleri, 17-25 Aralık operasyonundan sorumlu tuttuğu emniyetçileri, gazetecileri cezalandırma operasyonları düzenleyerek haftayı yolsuzluk ve rüşvetin faillerini ortaya çıkarılmasını isteyenleri sindirme haftasına dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
Nitekim 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilgili tepkilere sadece Hükümet ve onun yönetimindeki belediyeler ile billboard kiralama firmaları değil “polis” de büyük alerji duyuyor. O yüzden de Diyarbakır’dan İstanbul’a nerede “Hırsız var!” dense gerçekte polis “Hırsız nerede?” diye sorması gerekirken “Hırsız var!” diyene copla, suyla, TOMA ile saldırıp susturmak istemektedir.
Dün arkadaşımız Sefer Selvi, çizdiği karikatürde, malum zatla oğlu arasındaki “diyalog”da girift vaziyeti basitçe anlatmış. Oğul babasını arıyor: “17 Aralık’ı yolsuzluk haftası ilan etmişler babacığım! İyi bir şey değil mi?” diye sevinerek müjde veriyor. Ama baba, her zamanki gibi oğlunun yavaş anlamasına sinirlenip, düzeltiyor: “Yolsuzluk haftası değil lan, Yolsuzlukla mücadele haftası” diyerek, neden billboardcusuyla, polisiyle “Yolsuzluk var, Hırsız var!” diyenlerin üstüne çullandıklarını açıklıyor!
Aslında bu hafta ile ilgili tartışmalar içinde madem ki en yukardan “Yolsuzlukla mücadele” ye, bu haftanın “Yolsuzlukla Mücadele Haftası” yapılmasına böylesi sert tepkiler var; o zaman bu öneri üstünde şöyle uzlaşabiliriz: Haftayı “Hırsızlar Haftası” ilan edelim. Hırsızlar (yolsuzluk, rüşvet, torpil atamacıları, kara paracılar takımı…), kendi haftası olarak, en büyük hırsızlara “ödüller” vererek, hırsızlığa yeni açılımlar getirenlere, “mesleğe katkılarından” dolayı “madalyalar” vererek, haftayı bildikleri gibi kutlasınlar. Hırsızlığa karşı mücadele edenler ise yine bildikleri yollardan yolsuzluğa, rüşvete, kara paracılara, torpil erbabına,… her tür hırsızlara karşı mücadele için sokaklara çıksınlar, afişler assınlar, billboardları “Hırsızlığa hayır!” diye afişlerle donatsınlar, gösteriler yapsınlar!..
Bu her iki taraf için de iyidir!
Hem hırsızların hem de hırsızlığa karşı olanların kim olduğunu vatandaş kendi gözleriyle görür böylece!
Böylece biz de kim hırsız kim değil diye birbirimizi yemekten kurtuluruz!
Zaten “demokratik” olanı da “Hırsızların hırsızlık yapma haklarının teslim edilmesi” değil mi?
Bugüne kadar bu suçlamalardan çok çekmiş olan hırsızların özgürlüklerini tanıyarak onların özgürce mesleklerini geliştirmelerini sağlamak her “ileri demokrasinin” erdemi değil mi?


www.evrensel.net
Etiketler: yolsuzluk, 17 Aralık operasyonu
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.03.15   #92
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


'Fitne'ye övgü!


Yayınlanma tarihi: 26 Mart 2015 05:00
.
İhsan ÇARALAN
.
[email protected]


Ne zaman AKP önde gelenleri arasında bir kavga çıksa, ne zaman”iç koalisyon” ortakları birbirini suçlamaya koyulsa; AKP sözcüleri ve yandaş basının kıdemli kalemleri aynı klişeyi yineliyorlar: “Aman birbirimizi yemelim. Aman aramıza fitne sokmak isteyenlerin oyununa gelmeyelim. Düşmanlar aramıza fitne sokmak istiyorlar!”
Sonra devam ediyorlar:”Siz ne kadar fitne sokmak isteseniz de biz ‘çıkar’ değil ‘dava’ insanıyız. Çıkar çatışması yoktur aramızda. Bizi birbirimize düşürmek isteyenler avuçlarını yalar!”
Öyle mi?
Değil elbette!
Ufak tefek olanları bir yana bırakıyoruz. Ama Gül’le Erdoğan arasında bir çatışma yoktu da bunları “fitne” mi birbirine düşürdü? Ki, AKP’nin kurucusu eski cumhurbaşkanı AKP’den milletvekili adayı bile yapılmadı?
Fetullah Gülen Cemaati ile Erdoğan Hükümeti arasında, artık içerde dershane yasağından bankaya el koymaya varan ve uluslararası alanda bile yansıyan çıkar kavgası için de uzun zaman böyle; “Münafıklar fitne sokuyorlar ama biz kardeşiz, bizi birbirimize düşüremezler” denirken, çatışma nerelere geldi?
Arınç’la Erdoğan son yıllarda “7 kez restleşti”, aralarında bir şey yoktu da fitne-fücur araya girip bu AKP’nin en tepesindeki iki koca adamı yok yere kavgaya mı soktu?
Arınç’la Gökçek çatışmasında da, kimin kimin kucağında oturduğu, kimin ne söyleyip ne yaptığı, kimin hangi çıkarları kovaladığına dair bir şey yoktu da fitne mi çıkardı hakaretlerle, sövgülerle süslenen bu kavgaları?
AKP sözcülerine göre partide, Hükümette, kişisel ya da grupsal çıkarlar gütme, bunlar üstünden dostluklar ve düşmanlıklar oluşturma yokmuş da sanki elinde “Pandora Kutusu”yla “Fitne” denen bir “karanlık şahsiyet” karanlıklarda gizlenmekte; muhalefet, AKP düşmanları “Fitne”nin elinden tutup, yanıltıp kışkırtacağı AKP’nin yüksek yönetim zevatı arasına salıvermektedir! Böylece, en aklı başında bilinen AKP’liler bile “Fitnenin iğvası”yla, partinin, bir zamanlar “sırdaşı olan” kişileri bile “kirli çamaşırlarını” ortalığa dökmeye başlamaktadır!
Hiç kuşkusuz böyle sınıflar üstünde, çıkarlar dışında böyle bir “fitne” yoktur. Ama eğer bir “fitne” aranacaksa bu bizatihi AKP’nin 12 yıllık iktidarı boyunca yürüyegelen yerel ve merkezi düzeydeki rant bölüşümü, iktidarda hangi sermaye kesiminin güçlü bir biçimde yer alacağı kavgasıdır.
Ama yok; “Biz kardeşiz. Fitne-fücur bizim dışımızdadır ve bizi bölmek için düşmanlarımız tarafından aramıza sokulmaktadır!” deniyorsa doğrusu bu “fitne” karşısında; Türkiye’nin temiz siyaset; şeffaf yönetim, hak-hukukun gözetildiği bir düzen isteyen bütün namuslu insanları şapka çıkarmalıdır! Çünkü “fitne” ortaya çıkıp; iktidar mensuplarının arasında dolaşmasaydı; ne yüksek yöneticilere dalkavukluk heveslileri, ne küçük çıkarlar uğruna ruhunu piyasaya sürenler, ne Ankara’yı parsel parsel, İstanbul’u ada ada satanlar, ne çıkarları için kucaktan kucağa dolaşanlar, ne milyon dolarlık rüşvetler, ayakkabı kutusu ve kasalar dolusu dolarlar, TL’ler, milyar avroluk kara para el değiştirmeleri, ne kriptolu telefonlardan yönetilen “sıfırlama” operasyonları, ne yargının, emniyetin, TÜBİTAK’ın üniversitelerin kimlerin eline nasıl geçtiği, kimlerin onları yeniden kadro üsleri haline getirdiği, ne sınav skandalları, ne aile boyu rüşvet ve yolsuzluk rezillikleri, mezhep ve milliyet kışkırtmaları, yüksek zevatın “özgürlük” derken aslında diktatörlük heveslerini sayıkladığı... bilinmeyecekti, duyulmayacaktı!
Yani “fitne-fücur” olmasa iktidar ve güç sahiplerinin kirli çamaşırları sokaklara dökülmeyecek, “Yağan yağmurda beraber ıslandıkları” gibi kirli çamaşırlarını da birlik bütünlük içinde yıkayıp aklayacaklardı!
Hal böyle olunca, “İyi ki fitne varmış; iyi ki fitne arada bir de olsa çıkıp iktidar mensupları arasında dolaşıyormuş!” diyor insan.
Onun için bu köşeden açıkça çağırıyoruz:
Ey fitne!
Sığındığın karanlıklarda öyle uzun kalma, zaman dinlenme vakti değil; iktidar ve güç sahipleri arasında daha çok dolaş, hatta hiç dinlenmeden dolaş!
Dolaş ki, Türkiye halkının gerçekleri görmesini kolaylaştır!
Dolaş ki, kimin eli kimin cebindeymiş görülsün!
Dolaş ki, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, zinciri kopsun!
Dolaş ki, iktidar sahiplerinin özgürlük ve demokrasi diye bir dertlerinin olmadığı, çıkardan başka amaç, dolardan başka tapılacak tanrı bilmedikleri görülsün!
.
www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.03.15   #93
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Pir Sultan mı Hacı Bektaş mı?


Yayınlanma tarihi: 27 Mart 2015 04:56


Ali KENANOĞLU

Başlık hiç içime sinmedi ama derdimi anlatacak başka bir başlık da bulamadım. Bizde Eri Erden Piri Pirden ayırmamamız gerektiğine ilişkin sözler vardır. Ancak 24 Mart tarihinde Erzincan’da Pir Sultan Abdal Derneği yöneticisi Hasan Sınırtaş’ın mahkemesinde hakimin söylediği bir söz aslında Alevi dünyasında da kullanılan bilinçaltındaki bir ayrımı dile getirdi.


Hakim Hasan Sınırtaş’a “Neden hiç Hacı Bektaş Derneği üyesi tutuklanmıyor” diyerek hayli tuhaf, alakasız, ayrımcı ve bir Alevi Piri olan Pir Sultan’ı “suç” ögesi ile eş değer görme ve Pir Sultan Derneklerini suçlu gösteren bir yaklaşımın hepsini birden sergilemiş oldu.
Maalesef ki hakimin bu yaptığının Alevi dünyasında da bir karşılığı bulunmaktadır. Bizde yıllarca devletin ezberleriyle büyümüş veya sosyalist yaklaşımlarla tarihini anlamaya gerek duymamış birçok kimse Pir Sultan Abdal’ı devrimci olarak nitelendirirken Hacı Bektaş’ı da en hafif tabirle devletçi olarak nitelemişlerdir. Devlet ise bu söylemi Pir Sultan terörist, Hacı Bektaş ise Türk-İslam düşünürü olarak çevirip sunmuştur bize.
Oysa tarih bu iki yaklaşımı da reddetmektedir. Yani ne Hacı Bektaş Türk-İslam düşünürü bir devletçi ne de Pir Sultan terörist ya da inancından, ibadetinden uzak sadece devrimci idi.
Hacı Bektaş Veli 1240 yılında Malya Ovası’nda yaşanan Selçuklu - Babiler savaşında Babiler ordusunda kardeşi Menteş’le birlikte savaşmış birisidir. Bu savaşta kardeşi Menteş’in şehit edilmesiyle birlikte bugün dergahının ve türbesinin bulunduğu Sulucakarahöyük’e yerleşmiştir. Kurduğu dergahta kendi soyundan gelen ve Çelebi kolu diye de bilinen postnişinler de zaman zaman Hacı Bektaş gibi, zalim ve katliamcı devlete karşı isyan bayrağını çekmişlerdir. Hatta Pir Sultan Abdal ile aynı yüzyılda yaşayan Dergah Postnişini Kalender Çelebi doğrudan kendisinin başlattığı bir isyanla Osmanlı’yı hayli yıpratmıştır. Daha sonra ise Osmanlı İmparatorluğu ile aynı paralelde yürüyen ve ta ki 1836 yılına kadar Osmanlı’nın desteklediği Babagan kolu ile Kalender Çelebi yolunu sürdüren Çelebi kolu birbirine karıştırılmıştır. Çoğu zaman Babagan kolunun devletle olan ilişkisi Çelebi koluna mal edilmektedir.
Pir Sultan Abdal konusu ise hiç de anlatıldığı gibi değildir. Aslında tarihte Pir Sultan isyanı diye bilinen bir isyan yoktur. Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı Banaz köyü o tarihte Ali Haydar Avcı’nın araştırma sonuçlarına göre Hubyar Sultan talibidir. Pir Sultan Abdal’ın ise Hacı Bektaş dergahına bağlı ve Hacı Bektaş Dergahı tarafından icazetli bir “Baba” olduğu anlatıla gelenlerdendir.
Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı dönem ve yaşadığı coğrafya bir bütün olarak Celali İsyanları dönemidir. Bu dönem içerisinde o coğrafyada yaşayan bir Kızılbaş’ın isyana dahil olmaması mümkün gözükmemektedir. Pir Sultan Abdal’ın da bu Celali isyanları içerisinde yer aldığı muhakkaktır. Ancak Pir Sultan Abdal’ın bu kadar çok bilinir olması onun o dönemdeki en büyük propaganda, iletişim aracına sahip olmasıdır. Bu iletişim aracı Pir Sultan Abdal’ın sazı ve sözüdür.
Pir Sultan Abdal Mahlaslı Koca Haydar, yediği sürgün sonrasında sazıyla ve sözüyle yıllarca Anadolu ve Balkanlarda dolaşmış ve bugüne kadar gelen bilinirliğini oluşturmuştur.
Şah Kalender Çelebi, Celal Baba, Köroğlu, Hubyar Sultan, Zünnun Baba gibi pek çok pirimiz o dönemde isyan liderliği yaparken hiçbiri Pir Sultan Abdal kadar bilinir olamamıştır.
Yaşadığı dönemde pirlerimiz, mürşitlerimiz, babalarımız, dedelerimiz, analarımız, bacılarımız bulunduğu cepheden birlikte zalime karşı duruş sergilemişleridir. Pir Sultan Abdal sazıyla ve sözüyle bu duruşu sergilerken diğerleri ise zülfikarı kuşanmışlardır. Biz eri erden, piri pirden ayırmadan hepsinin mücadelesini selamlıyoruz.
Aşk olsun zalimlere karşı mazlumların yanında yer alanlara...


www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 27.05.16   #94
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Gericiliğin
zindanlarında çürümemek için!


27.05.2016 08:54 ENVER AYSEVER


Pek bir işlevi olmayan meclisimizde dokunulmazlıklar kalktığına göre, artık herhangi bir vekilden yürekli, sorumluluk gerektiren bir tutum beklemek aptallık olur. Birkaç cengâver hariç sesi soluğu çıkacağını sanmıyorum vekillerin. Artık onlar da, biz gazeteciler gibi bolca mahkeme salonlarında ifade verecekler. Diyeceğim, vekilin vekil olmadığı, yargıcın yargıç olmadığı bir ortamdan adalet ve demokrasi beklemek hayli gülünç. Neşeli günler bekliyor bizi!

Vekil nasıl olunur bizim memlekette peki?

Halkınıza tasarılarınızı, gelecek hayallerinizi anlatır, ardından dertlerini dinler, bilimsel ölçülerle çalışır, düşünsel bir zemin sahibi olarak seçime girer, sandıktan çıkar, vekil olursunuz! Bunu demeyi çok isterdim, dilerdim de elbet. Esası şudur; genel başkana kul köle olur, her gün imanınızı tazelersiniz önce… Cebinizde para varsa oraya buraya dağıtırsınız, yeri gelince delege satın alırsınız… Her tür cehalet esastır, mafyavari işlere soyunursunuz, asla ideolojik bir tutarlılığınız olmamalıdır… Sanat, edebiyat, bilimle ilgilenmeniz neredeyse suçtur, toplumun hoşuna giden hamasi cümleler kurarsınız… Ha yeri geldiğinde dün ‘canım’ dediğinize ertesi gün ‘canın çıksın’ dersiniz ve böylece vekil olursunuz…



Şöyle bir bakın Meclis’e; dün ‘hoca’ diye ayaklarına kapandıkları adama kıçını dönmüş AKP’lileri hemen fark edeceksiniz. Yarın da Binali’ye aynı işi yapmak için uygunlar. Bir başvekil eğer düşük profilliyse, vekilleri nasıl olsun ki? Kurultay yaptırmamak demokratik yarışa girmemek için iktidara yamanan milliyetçilere ne demeli? Dün birbirine söven Türkeş ve Bahçeli mesela hangi memleket meselesi yüzünden yeniden kankalar?

CHP vekilleri ortada kaldı, yazık. Tıpış tıpış Ekmeleddin’e oy verdikten sonra, zaten kimse tutarlı, yoldaşça bir tavır beklemiyordu onlardan. Oysa SHP döneminde bu kâbusa tanık oldular, ne çabuk silindi belleklerinden o günler. Kaldı ki, gerici, yobaz, Fetullahçı, liberal olmak CHP’de mümkün; lakin sosyalist, cumhuriyetçi, laik, Kemalist olmak suç!

Gelelim HDP’ye. Nedense sadece onlara yönelikmiş bu yasa gibi algılanıyor. Oysa hakikat bu değil. Pek çok CHP vekili de gidecek mahpusa, öyle görünüyor. HDP vekilleri buradan ciddi bir siyasi güç elde edecekler belki. Ağır bedel ödeyerek elbet! Fakat bazı soruları yanıtlamak zorundalar. Sırrı bey neden mesela Kandil’e onları kim gönderdi, ne istedi, sonra RTE telefon açıp da neler sordu kendisine niye açıklamaz? Niye mahkeme beklenir? Eğer bir toplum yararı varsa çoktan bu bilgi Kürt ve Türk halklarına iletilmeliydi. Ne bekliyor HDP? Neyin pazarlığı bu?

Herkesi yararcılık esir almış vaziyette. Artık büyü bozuldu. Dokunulmazlık yok. Sıradan yurttaş için yoktu gerçi. Esas mesele meclis hiç olmadı RTE döneminde bunu görmek. Adım adım gericilik, karanlık ele geçirdi ülkeyi. Bu bir fırsattır. Buradan çıkmak için çökmüş cumhuriyette olan biten her şeye itiraz ederek, kendi tezlerimizle yola koyulmalıyız. Nedir peki bunlar?

Din ticaretinin son aşamasına gelindi artık. Ne IŞİD ilişkileri gizli kalıyor, ne tecavüzcü vakıflar, ne hırsızlık… Uyumlu, yumuşak olmak mümkün değildir bu çürümüşlüğe, bayağılığa. Toptan direnç gerekir. O halde ‘Gezi’nin yakın geçmiş olduğunu bilerek, orada isyan eden milyonların buharlaşmadığının farkına vararak, artık diktatörlüğün gülünç günlerine geldiğimizi fark ederek; ısrarla bu ırkçı, dinci çevrelere karşı dik olmak zorundayız!

Bu yazıyı yazarken Rıza’nın beklediğimiz iddianamesi yayınlandı, bir manyak şehirlerarası otobüste bir genç kadına cinsel saldırıda bulundu, dindar robot icat edildi falan… Artık bunlar üzerinden konuşmaya gerek yok. Aydınlık ve karanlık arasındaki kavga keskinleşti, netleşti. Kimse bana anlayışlı, ılımlı olmayı önermesin… Çocuklar toprağa bunca kolay verilirken, işçiler yeraltında açlık grevindeyken öfkeliyim ve buna sahip çıkacağım!

http://www.birgun.net/haber-detay/ge...in-113614.html
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 29.05.16   #95
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Gündem
Aydın, yazar ve
akademisyenlerden ortak bildiri:
DİHA muhabirleri serbest bırakılsın!


DİHA'nın 13 muhabiri tutuklu bulunuyor...

- A +
TARİH
29 Mayıs 2016 18:04


i

Aralarında Baskın Oran, Gencay Gürsoy, Akın Birdal, Fikret Başkaya, Hasan Cemal, Ragıp Zarakolu, İsmail Beşikçi ve Ferhat Tunç gibi isimlerin bulunduğu 105 aydın, gazeteci, sanatçı, akademisyen ve yazar sadece gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu bulunan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabirlerinin serbest bırakılması için bir bildiri yayınlayarak, imza kampanyası başlattı.

Türkiye’nin demokrat kamuoyundan tanınmış gazeteciler için gösterilen dayanışmanın, DİHA muhabirleri için de göstermesinin talep edildiği bildiri şöyle:

“Sadece Türkiye değil bütün dünya biliyor: Farklı düşünen ve yazan tüm özgür basın çalışanları Erdoğan Rejimi’nin hedefi halinde.İsteniyor ki halkımız sadece bu rejimin vermeyi uygun gördüğü haberlerle şartlandırılsın.

Buna son olarak 13 DİHA muhabirinin tutuklanması eklendi. Havuz medyasının herkesin alay konusu olan niteliksiz propaganda yayıncılığının aksine bölgedeki acı gerçekleri yansıtmak için fedakarca çalışan DİHA muhabirleri, bütün dünyanın gözünün içine baka baka “örgüt propagandası yapmak”tan tutuklandılar.

Biz aşağıda imzaları bulunan çağrıcılar, bölgede yaşanan kirli savaşı tüm çıplaklığıyla halka duyurmaya çalışan DİHA muhabirlerinin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Ayrıca Türkiye’nin demokrat kamuoyundan,tanınmış gazeteciler için gösterilen dayanışmayı DİHA muhabirleri için de göstermelerini istiyoruz.”

İmza kampanyasına internet üzerinden destek olmak isteyenler şu link üzerinden imza kampanyasına dahil olabilir.

Bildiride imzası bulunan isimler şöyle:

Serdar Koçman, A.Hicri İzgören, Abud Can, Adil Okay, Adnan Genç, Ahmet Hulusi Kırım, Ahmet Kuzik, Akın Atauz, Akın Birdal, Ali Gökkaya, Altan Açıkdilli, Anjel Dikme, Atilla Dirim, Attila Tuygan,Ayşe Erzan, Ayşe Günaysu, Ayşe Öktem, Ayşegül Devecioğlu, Ayten Bakır, Aziz Tunç, Babür Pınar, Bager Oğuz Oktay, Baskın Oran, Bora Kılıç, Bozkurt Kemal Yücel, Bülent Tekin, Celal İnal, Celalettin Can, Çiçek Akbaba, Derya Yetişgen, Doğan Özgüden, Eflan Topaloğlu, Emre Kocaoğlu, Emre Uslu,Ercan İpekçi, Erdoğan Aydın, Ergun Kuzenk, Esra Çiftçi, Fatin Kanat, Ferhat Tunç, Fikret Başkaya, Fusun Erdoğan, Gençay Gürsoy, Gökhan Kaya, Gün Zileli, Güngör Şenkal, Haldun Açıksözlü, Halil Savda, Hanna Beth-Sawoce, Hasan Burgucuoğlu, Hasan Cemal, Hasan Kaya, Hasan Oğuz, Hasan Zeydan, Hüseyin Aykol, Hüseyin Habip Taşkın, İbrahim Seven, İnci Tuğsavul, İsmail Beşikçi, İsmail Cem Özkan, Kazım Genç, Kemal Akkurt, Kenan Yenice, Leyla Çelik, Mahmut Konuk, Mehmet Demirok, Mehmet Güler, Mehmet Özer, Metin Gülbay, Mihail Vasiliadis, Mukaddes Erdoğdu Çelik, Murad Ekmekçioğlu, Murad Mıhçı, Murad Utkucu, Mustafa Kemal Erdemol, Mustafa Yetişgen,Necmettin Salaz, Necmiye Alpay, Nesrin Nas, Nur Sürer, Nuray Çevirmen, Nurcan Baysal, Oktay Etiman, Pinar Ömeroğlu, Raffi Hermon Araks, Ragıp Zarakolu, Ramazan Gezgin, Recep Maraşlı,Sait Çetinoğlu, Salih Zeki Tombak, Semra Somersan, Sennur Baybuğa, Sibel Özbudun, Sinan Çiftyürek, Şaban İba, Şanar Yurdatapan, Tamer Çilingir, Tarık ziya Ekinci, Temel Demirer, Yannis Vasilis Yaylalı, Yasemin Çongar, Yasin Yetişgen, Zeynep Esmeray, Zeynep Tanbay, Zeynep Tozduman, Zeynep Yüncüler ve Zübeyde Bilget.


http://t24.com.tr/haber/aydin-yazar-...akilsin,342684
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 08.06.16   #96
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Konuk Yazar
Tarık Ziya Ekinci

[email protected]

Demokrasi için birlik projesi gerçek mi?


TARİH
08 Haziran 2016 19:56

Türkiye’de otoriterizmin ön aldığı ve demokratik yaşam için tehlike çanlarının çalmaya başladığı son günlerde demokrat aydınlarımız bir çıkış yolu aramakta. Sayın Ahmet Altan’ın başlattığı, Sayın Tarhan Erdem ve Sayın Rıza Türmen’in geliştirdikleri önlemler manzumesi Demokrasi İçin Birlik projesiyle somutlaştırılmak istenmekte. Girişimin amacı bugünkü otoriter gidişi önlemek ve Türkiye’de evrensel normlarda bir demokratik düzen kurmaktır. Bu amaçla başta sendikalar ve demokrat meslek örgütleri olmak üzere diğer sivil toplum örgütleri ile ilgi duyan partilerin ve tekil aydınların katılacağı bir demokrasi kongresinin toplanması düşünülüyor.

Son derece önemsediğim ve büyük saygı duyduğum bu değerli şahsiyetlerin iyi niyetle ve inanarak geliştirdikleri demokrasi için birlik projesinin başarılı olma ihtimalini zayıf gördüğümü belirtmek istiyorum.

Girişim teorik olarak son derece çekici görünmekte. Ne var ki, önerinin Türkiye toplumunda demokrasiye değin ortak bir anlayışın henüz oluşmadığı gerçeğini hesaba katmadığı anlaşılıyor. Milliyetçiliğin yaygın ve yaşamın her alanında belirleyici olduğu günümüz koşullarında otoriterizmi geriletecek ortak bir demokrasi hareketini geliştirmenin kolay olduğunu söylemek mümkün değil.

Bugünkü gidişatı beğenmemek tek başına ortak bir demokrasi hareketini oluşturmak için yeterli değil.

Gelişmiş Batı ülkelerinde demokrasi herkesin üzerinde anlaştığı kurallara dayanmakta. Hangi dünya görüşüne ya da hangi ideolojiye sahip olursa olsun hiç kimse, demokrasinin asgari kurallarını yok sayacak bir davranışta bulunmayı düşünmez. Oysa Türkiye’de herkes kendisi için demokrasi istemekte. Bu amaca varmak için gerektiğinde demokrasinin olmazsa olmaz kurallarını çiğnemekte sakınca görmezler.

Örneğin demokrasiyi sihirli bir sözcük olarak ağızlarından düşürmeyen Kemalistler, demokrasinin ancak Atatürk ilke ve İnkılâplarını yaşama geçirmekle mümkün olduğunu savunurlar. Müslüman demokratlar ise sadece anti-laik ve devrisaadetteki yaşam tarzı ile demokrasinin ve adaletli bir düzenin kurulabileceğine inanırlar. Türk milliyetçileri ise toplumdaki bütün farklılıkları ortadan kaldırmak ve homojen bir Türk ulusu oluşturmanın dışında bir demokrasinin olamayacağını savunurlar.

Okumuş aydınlara gelince, aksini söyleseler de, kahir ekseriyetinin milliyetçi duyguları ağır basmaktadır. Farklı etnik toplulukların eşit hak taleplerini bölücülük saymakta ve bu taleplere karşı çıkmaktadırlar. Demokrasiyi bütüncül olarak özümseyen yetkin liberal ya da sol görüşlü demokrat aydınlarımız ise nicel olarak yetersizdir. Topluma öncülük etmeleri ve güçlü bir demokrasi hareketi oluşturmaları mümkün görünmüyor. Onlardan sadece yazıları ve konuşmalarıyla toplumda demokrasi için bir birikim sağlamaları istenebilir. Daha fazlasını beklemek haksızlıktır.

Türkiye’nin somut koşullarında demokrasi ancak çoğulcu bir anlayış çerçevesinde gelişebilir. Geçen yüzyılın ulus-devlet konsepti çerçevesinde demokrasi kurmak olanaksızdır. Kürtler, Aleviler ve gayrimüslimler başta olmak üzere, toplumu oluşturan farklı yaşam biçimlerine sahip tüm toplulukların her alanda eşit haklara sahip vatandaş olarak tanınmaları esasına dayanmayan hiçbir siyasal hareket Türkiye’yi demokrasi hedefine ulaştıramaz.

Günümüz koşullarında ülkemizdeki farklı etnik ve dinsel topluluklar içinde eşit haklı yurttaşlık mücadelesinde en örgütlü ve en aktif olanı Kürtlerdir. Kürt ulusal demokratik hareketi kendi taleplerini yaşama geçirmek için mücadele ederken, kaçınılmaz olarak insan hakları, hukuk devleti ve ileri bir demokrasi için de mücadele etmek zorundadır. Ve de etmektedir.

Bu nedenle bugünkü somut koşullarda Kürt ulusal demokratik hareketi Türkiye demokrasi hareketinin nesnesi değil öznesi konumundadır. Diğer bir deyimle Kürtlerin eşit haklı vatandaşlık mücadelesi başarıya ulaşmadan Türkiye’de demokrasi olmaz.

Bu gerçeği çok iyi kavrayan Sayın Erdoğan amaçladığı otoriter tek adam rejimini kurmak için öncelikle Kürt ulusal demokratik hareketini etkisizleştirmeye girişti. Devletin tüm imkânlarını kullanarak ve havuz medyasının desteğini de alarak Kürt ulusal demokratik hareketini önce dışlamak, ötekileştirmek ve düşmanlaştırmak suretiyle pasifize etti. Sonra da milliyetçi partilerin desteğiyle parlamentodan çıkarmaya ve emrindeki yargısal gücü kullanarak siyasal yaşamın dışına atmaya girişti. Bunu da başarma yolundadır.

Sayın Erdoğan ve AKP yöneticilerinin oluşturdukları Kürt karşıtı algı o kadar güçlüdür ki, bugün artık Kürtlerden ve Kürt ulusal demokratik hareketinden söz etmek ya hayalcilik ya da aymazlık sayılmaktadır.

Nitekim, dolaylı da olsa, Demokrasi İçin Birlik projesi içinde Kürt ulusal demokratik hareketinden ve işlevinden söz etmemeye özen gösterildiği dikkatlerden kaçmıyor. Oysa öznesi olmayan bir siyasal ve sosyal hareketin başarı şansı da olmaz.


http://t24.com.tr/yazarlar/tarik-ziy...ercek-mi,14753
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 09.06.16   #97
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


Gündem
BBC
İsmail Beşikçi: 'Seni başkan yaptırmayacağız' anlayışı yanlıştı, başkanla daha etkili pazarlık yürütülebilirdi


"Türkiyelileşme yanlış bir programdır. Kürtler en azından federasyonu savunmalıdır"

TARİH
09 Haziran 2016 17:32
*Türey Köse

Akademisyen - yazar İsmail Beşikçi, Halkların Demokratik Partisi'nin "Seni başkan yaptırmayacağız' anlayışı yanlıştı" Halkların Demokratik Partisi'nin başkanlık sistemiyle ilgili siyasetini eleştirdi. Beşikçi "Kürtlerin, parlamentoyu ikna etmeleri zor olabilir. Ama, Başkan'la daha etkili bir pazarlık yürütülebilirdi" ifadelerini kullandı.

Beşikçi, HDP'nin "Türkiyelişme" olarak tanımlanan programını da yanlış bulduğunu vurguladı ve "Türkiyelileşme yanlış bir programdır. Kürtler en azından federasyonu savunmalıdır" diye konuştu.

PKK'yı, HDP'nin 7 Haziran'da TBMM'ye 80 milletvekili göndermesi ardından "geri planda kalmamakla" eleştiren Beşikçi, "HDP’nin, PKK’yı, Kandil’i ikna edememesi de şüphesiz bir zaaftır" yorumunu yaptı.

Röportajlarını yazılı olarak vermeyi tercih eden İsmail Beşikçi, maille gönderilen cevaplarda "Kürtlerin anti-demokratik bir kolisyonla karşı karşıya olduğunu" belirtti.

Çözüm süreci bitmiş görünüyor. Anayasa değişikliğiyle mevcut fezlekelerle ilgili dokunulmazlıklar kaldırıldı. Dokunulmazlıklarla ilgili süreç Kürt siyasi hareketini -ve elbette Türkiye’yi-nereye götürür?

İsmail Beşikçi: Kanımca, görüşmeler yine olacaktır. Devlet/hükümet kendi elini güçlendirmek, Kürtleri güçsüzleştirmek için, operasyonları daha da tımandırabilir. Devlet, hükümet, yeterli güce ulaştığını düşündüğü zaman, başka bir formatta, HDP’den, PKK’den farklı Kürt gruplarını da sürece katan bir formatta, görüşmeler gündeme gelebilir.

"Diyarbakır’da parlamento kurulabilir” açıklamaları yapılıyor. Siz de“Kürtler, TBMM’de değil, Kürdistan’da güç olmalıdır” diyorsunuz. HDP, nasıl bir strateji izlemeli? Parlamentodan çekilir mi?

İsmail Beşikçi: HDP’nin, Diyarbakır’da, parlamento kuracağını, HDP’nin TBMM’den çekileceğini düşünmüyorum. 7 Haziran 2015, 1 Kasım 2015 genel seçimlerini hatırlayalım. Bu parlamentoya girmek için Kürtlerin ne kadar yoğun, yaygın bir yarış içinde oldukları biliniyor. TBMM’ye girmek bir statü kabul ediliyor. Bu anlayışta olanların, TBMM’den çekilmeleri, Diyarbakır’da meclis kurmaları mümkün değildir. Türk kimlikli milletvekilerinin de bu durumu uygun göreceklerini sanmıyorum. Kürtler, elbette, TBMM’de değil, Kürdistan’da güç olmalıdır. Ama, bu da fizikteki birleşik kaplar kuralına göre tutum sergilemeyi gerektirir. Türkiyelileşmeyi değil, Kürdistanileşmeyi gerektirir.

Özyönetim ilanları, hendek ve şehir savaşları hakkında ne düşünüyorsunuz?

İsmail Beşikçi: 7 Haziran seçimlerinde, TBMM’ye HDP 80 milletvekili ile geldi. Kürdistan’da yüze yakın belediyeyi yönetiyordu. Radyoları, televizyonları, gazeteleri vardı. Bunun yanında, etkili sivil toplum örgütleri vardı. Bu koşullarda, gerilla artık geri planda kalmalıydı. Siyasal mücadele yürütmek daha önemli ve etkili olurdu. Sivil itaatsiziği geliştirmek etkili olabilirdi.

Örneğin, 80 milletvekilinin 80'inin de, parlamentoda yemin etmediğini düşünelim. “Ben/biz Kürdüz/Ermeniyiz/Süryaniyiz, Türk milliyetçiliği için neden kendimizi feda edelim” dense süreç nasıl gelirdi? Bu yönde bir tutum sergilense süreç nasıl gelişirdi?

Kürt-Kürdistan sorunu, artık uluslararası bir sorundur. Kürtlerin, Avrupa’nın demokratik kamuoyunun, bazı devletlerin desteğini alması önemlidir.

O dönemde, Varto, Silvan, Hizan gibi alanlarda, daha sonra, Sur, Nusaybin, Cizre, Yüksekova, Silopi, İdil gibi alanlarda, özyönetim ilanları yapılıyordu. Bu ilanlardan dolayı partinin eş başkanları gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlardı. Bunların emniyette, savcılıkta, mahkemede, daha sonra cezaevinde, Kürtçe konuştuklarını, duygularını düşüncelerini ısrarla Kürtçe diliyle açıklamaya çalıştıklarını düşünelim.

Yeminden veya, emniyetteki, savcılıktaki, mahkemedeki, cezaevindeki Kürtçe ısrarından dolayı, devletle, hükümetle bir gerginlik yaşandığını, geniş kitlererin de meydanlarda veya mahkeme önlerinde, milletvekilerinin tutumunu, veya eş başkanların tutumunu destekleyici yürüyüşler, mitingler vesaire yaptığını düşünelim. Süreç nasıl gelişirdi? Bence çok daha sağlıklı olurdu. Kaldı ki, özyönetimle iligili düşüncelerini kendi ana dilinle ifade edemiyorsan, o özyönetim zaten sağlıklı bir özyönetim değildir.

'HDP’nin, PKK’yı, Kandil’i ikna edememesi zaaftır'

HDP barajı geçip parlamentoya girerken şehir savaşlarının tırmandırılması “Türkiyelileşme” mesajlarını açığa mı düşürdü? PKK’nın HDP’ye büyük zarar verdiği yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsmail Beşikçi: TBMM’deki 80 milletvekili karşısında, PKK/Kandil artık geri planda kalmalıydı. PKK/Kandil bu bilinçte olmalıydı. HDP’nin, PKK’yı, Kandil’i ikna edememesi de şüphesiz bir zaaftır. Ama, PKK’nın, Kandil’in bunun bilincinde olması gerekirdi. Sonuçta bu tutum elbette HDP’ye büyük zarar vermiştir.

Türkiyelileşme yanlış bir programdır. Kürtlerin her koşul altında Kürdistani kalması, Kürdistanileşmeyi geliştirmeleri gerekir.

'Görüşmelerin Öcalan'la yapılması sakıncalıdır'

Sizinle birkaç yıl önce yaptığımız söyleşide “PKK lideri Abdullah Öcalan’ın AKP ile söyleminin örtüştüğü” eleştirisini dile getirmiştiniz. “Tutsak Öcalan’ın görüşmeleri yapmasının yanlış olduğunu, o dönemki adıyla BDP’nin aktör olması gerektiğini” vurgulamıştınız. Çözüm sürecinin tıkanmasında Kürt tarafındaki “çok başlılık”, “muhatap” karmaşası da bir etken mi? Bundan sonra tekrar masaya oturulabilir mi?

İsmail Beşikçi: Görüşmelerin Abdullah Öcalan’la yapılması sakıncalıdır. Görüşmeler, HDP ile yapılmalıdır. HDP, görüşmeler sürecinde, Kandil ile irtibatlı olur.

Cezaevlerinde, Mektup Okuma Komiyonu diye ifade edilen bir kurum vardır. Mektuplarınız bu komisyon tarafından okunduktan, incelendikten sonra gönderilir. Mektupta, devletin, hükümetin istemediği, devleti, hükümeti hedef alan bir ifade, eleştiri vesaire varsa, komisyon onu karalar. Bazen bir kelime, bazen iki-üç kelime, bazen bir satır bazen bir paragraf karalanabilir. Bazen ilgili kişi hakkında, ifadelerinden dolayı disiplin soruşturması da açılır.

Abdullah Öcalan’ın çok daha yoğun bir baskı ve kuşatma altında olduğu biliniyor. Bu koşullar altında, milletvekilleri tarafından Kandil’e ulaştırılan mektupların içeriğinde, devletin/hükümetin istediklerini dışında bir ifade olabilir mi?

Siz hep federasyonu savundunuz. Gerek Türkiye’nin Güneydoğu’sunda, gerekse bölgede yaşananlara baktığınızda nasıl bir öngörüde bulunursunuz?

İsmail Beşikçi: Elbette. Kürtler en azından federasyonu savunmalıdır. Kürtleri, Kürdistan’ı sadece Türkiye ile düşünemeyiz. Güney Kürdistan’da, referandum, bağımsızlık süreci gelişmektedir. Güneybatı Kürdistan’da, Kürdistan'da, Rojava’da federasyon anlayışı güç kazanmaktadır. Statü önemlidir. Statü en azından federasyon olmalıdır.

Kuzeybatı Kürdistan’da, Doğu Kürdistan’da, statüyü, federasyonu hedef alan bir süreç izlenmelidir. Şu önemlidir; Kürtler, Yakın Doğu’da, Orta Doğu’da en az 50 milyon nüfusa sahiptir. Ama Birleşmiş Milletler, İslam Konferansı gibi uluslarararası örgütlerde bir statü sahibi değildir. Halbuki, dünyada, nüfusu bir milyonun altında olan pek çok devlet vardır. Nüfusları binlerle ifade edilen, 10 bin, 30 bin gibi devletler de vardır. Uluslararası anti-Kürt nizam bu yönden eleştirilmelidir.

'Peşmerge'nin IŞİD'le mücadelesi ABD'nin Kürtlere bakışını değiştirdi’

Kürtlerin IŞİD’e karşı savaşması Batı’nın, ABD’nin bakışını nasıl etkiledi? Bu gelişmeler bölgenin haritasının değişimini ne ölçüde etkiler?

İsmail Beşikçi: Kürtlerin, IŞİD’e karşı savaşması, Kürdistan sorununu yeni bir aşamaya getirdi. IŞİD, Haziran 2014'te Musul’u ele geçirdi. Daha doğrusu, Irak ordusu, IŞİD’e karşı, savaşmadan Musul’dan çekildi. Irak Ordusu, Musul’la birlikte Kerkük’ten de çekildi. Ordunun silahları, silah depoları vesaire IŞİD’in eline geçti.

Irak ordusunun ikinci büyük karargahı Musul’daydı. Irak ordusu, Kerkük’ten çekilince, Peşmerge kısa bir zaman içinde, Irak ordusundan boşalan Kerkük’ü denetim altına aldı. IŞİD Kürdistan’dan koparılan bazı alanları da işgal etmişti. Peşmerge IŞİD’le savaşarak o alanları da denetim altına aldı. Kanımca, Güney Kürdistan’ın yüzde 97-98’i denetim altına alınmıştır. Bu oran IŞİD’den önce yüzde 65 kadardı. Hewler, Dühok ve Süleymaniye illerini kapsıyordu. Şimdi, Kürdistan’dan koparılan alanlar fiili olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin denetimi altındadır.

2005 tarihli Irak Anayasası’nın 140. maddesi, Kerkük konusu ile ilgiliydi. Sayım yapılacak, sayım sonuçlarına göre, Kerkük, Kürdistan’a veya, Bağdat’a bağlanacaktı. Irak, Kürtlerin bölgede çoğunluğu oluşturduğunu bildiği için sayıma yanaşmadı. Kürtleri çok gösteren resmi bir bilgiye sahip olmamak için sayım yapmadı. Peşmerge, bunu fiili olarak savaşarak, IŞİD’i Kürt bölgelerinden çıkararak gerçekleştirdi. Artık, Peşmergenin savaşarak ele geçirdiği bu alanlardan çekilmesi mümkün değil. Çünkü buralar zaten Kürt topraklarıydı. Onun için Kürdistan’dan koparılan alanlar deniyordu.

Güney Kürdistan’da Peşmerge'nin, Kürdistan’a Rojava’da YPG’nin, IŞİD’le etkili bir şekilde, kararlı bir şekilde savaşması ve IŞİD’i işgal ettiği Kürt bölgelerinden çıkarması, Batı’nın, ABD’nin Kürtlere karşı, Kürdistan’a karşı bakışını değiştirdi. Çünkü, IŞİD’in, sadece Kürtler için değil, bütün dünya için tehdit olduğu kısa zamanda ortaya çıktı. IŞİD’le en iyi, en etkili savaşanlar da Irak’ta Peşmerge ve Suriye’de YPG idi. Bu süreçte, referendum yapma, bağımsızlığın yolunu açma, daha yoğun bir şekilde gündeme geldi.

'Seni başkan yaptırmayacağız anlayışı yanlıştı’

Kürt siyasi hareketine bir dönem yöneltilen en büyük eleştiri, "al çözümü, ver başkanlığı" pazarlığı iddialarıydı. Gelinen noktayı Erdoğan’ın “başkanlık sistemi” hedefi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsmail Beşikçi: Kanımca, "Seni başkan yaptırmayacağız" anlayışı yanlıştı. Kürt-Kürdistan sorunlarında siyasal mücadeleyi yürütmek önemlidir. Kürtler siyasal mücadele yürüterek bazı kazanımlar elde edeceklerdir. Kürtlerin, parlamentoyu ikna etmeleri zor olabilir. Ama, Başkan’la daha etkili bir pazarlık yürütülebilirdi.

Bir sosyolog olarak 7 Haziran seçimleriyle 1 Kasım seçimleri arasındaki farkı nasıl okuyorsunuz? Türkiye’de giderek derinleşen kutuplaşma ve ayrışmayı nasıl görüyorsunuz? Barış hayali giderek uzaklaşıyor mu?

İsmail Beşikçi: 1960’ların sonlarında, Başbakan Süleyman Demirel birkaç defa, “benden Tunceli kanunları istemeyin”, “Benden, Mustafa Muğlalı yaptırımları istemeyin…” demişti.

Başbakan Süleyman Demirel, bu isteklerin, kimlerden geldiğini belirtmiyordu. Ama ordudan geldiği açıktı. Bu isteklerin içeriği açıktır. “Yakalım, yıkalım, ezelim… Her türlü operasyonu yapalım ama hiçbir soruşturma ile karşılaşmayalım…”

Neden böyle söyleniyor. Çünkü, Org. Mustafa Muğlalı, Özalp Van’da, 1943 yılında 33 masum Kürdü, Kürtlere gözdağı olsun diye kurşuna dizmiş, 1949-1950 yıllarında, Demokrat Parti döneminde soruşturmaya uğramış, tutuklanmış, cezaevine konulmuştu. Ama 1943 yılında, Org. Mustafa Muğlalı’nın her hukuksuz eylemine destek verenler, 1950’lerde, ona sahip çıkmamışlardı. “Yakalım, yıkalım, ezelim, her türlü operasyonu yapalım, ama hiçbir soruşturma ile karşılaşmayalım” diyenler, aynı sürecin tekrar yaşanmasından endişe ediyorlar.

'Tüm askeri darbelerin temelinde Kürt sorunu vardır'

1970’lerin sonlarında, Başbakan, yine Süleyman Demirel’dir. Başbakan Süleyman Demirel o dönemde de, “Benden Tunceli kanunları istemeyin”, “Benden Mustafa Muğlalı yaptırımları istemeyin” sözlerini söylemiştir.

Her iki dönemin sonunda da bir askeri darbenin yaşandığı biliniyor. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980. Türkiye’de bütün askeri darbelerin temelinde, Kürt-Kürdistan sorunu vardır…27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997… Ama bu durumu Türkiye’de, üniversite, sosyal bilimler, basın açıklamamıştır, daha doğrusu açıklayamamıştır. Bir etnik, toplumsal kategoriyi inkar ederseniz, yok sayarsınız, bunlarla ilgili gelişmeleri de izlemekten uzak kalırsınız. İki örnek de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Kanımca, 1960’ların sonlarında, 1970’lerin sonlarında, Başbakan Süleyman Demirel’in vermeye yanaşmadığı, vermek istemediği imtiyazları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vermiş. Bu bakımdan Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Silvan, İdil, Şırnak gibi Kürt şehirleri yakıldı, yıkıldı tarumar edildi. Devlet terörünün tırmandırıldığı açık bir gerçekliktir. Bu süreçte, PKK-KCK’nin, savaşı şehirlere taşıma anlayışı elbette dikkatlerden uzak tutulamaz.

'Türkiye bugün anti-demokratik bir koalisyonla karşı karşıyadır'

Bugün, Türkiye, anti-demokratik bir koalisyonla karşı karşıyadır. AKP artı İslamcılar artı ordu artı Ergenekon artı ulusalcılar… Anti-demokratik bir kolisyon.

Şu da gelişmeleri belirleyen bir unsur olabilir. Normal bir demokratik rejim söz konusu olsa, basın özgürlüğünün, bağımsız yargının, hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının hayat bulduğu demokratik bir rejim olsa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bazı soruşturmalarla karşı kaşıya kalabilir. Bunu önlemenin bir yolu da devlet terörünü tırmandırmaktır, hukuksuz rejimi sürdürmektir.

Buna karşı demokratik siyasal mücadeleyi geliştirmek önemli olmalıdır. Sivi itaatsizlık eylemlerini geliştirmek önemlidir.



http://www.evrensel.net/haber/282182...-degil-dayatma.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (04.07.16 Saat 09:06 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.07.16   #98
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Köşe'den Yazanlar...


IŞİD’çi nesiller
nasıl yetişiyor?


04 Temmuz 2016 04:53

Yusuf KARATAŞ
[email protected]

Terörün dili, dini, milliyeti yok…

Bunların gerçek İslam’la alakası yok…


Son Atatürk Havalimanı saldırısında olduğu gibi IŞİD katliamlarından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet yetkililerinden en çok duyduğumuz sözler bunlar değil mi?

Bu sözleri söyleyenlerin uyguladıkları politikaları bilmeyenler için yapılan açıklamalar teröre karşı verilen evrensel mesajlar olarak görünebilir.

Ama işin aslı öyle değil.

Türkiye’de 2014’te yapılan bir kamuoyu araştırmasında (MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) IŞİD’i terör örgütü olarak görmeyenler yüzde 11,3 idi. Yine 2016 başlarında, yani IŞİD’in Türkiye’ye yönelik bombalı saldırılarının gerçekleştiği dönemde yapılan bir araştırmada (Global Politika ve Strateji Merkezi) ankete katılanların yüzde 9,3’ü IŞİD’i terör örgütü olarak görmediğini ve yüzde 5’i de IŞİD’in yaptıklarını desteklediklerini söylüyor.

Eldeki veriler elbette sadece kamuoyu araştırmaları değil. Ankara’daki 10 Ekim katliamından üç gün sonra Konya’da oynanan Türkiye-İzlanda maçında, katliamda yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşunda yaşananlar hala hafızlardadır. Taraftarlar tekbir getirip katliamda yaşamını yitirenleri yuhalamıştı.

Yani mesele Erdoğan rejiminin Suriye ve Rojava’ya müdahale politikasına bağlı olarak IŞİD’i desteklemesinin çok ötesindedir. Dolayısıyla IŞİD’i siyaseten desteklemekten vazgeçmesiyle bitebilecek bir mesele de değildir.

Mesele yaptığı bunca katliama rağmen Türkiye’de her on kişiden birinin IŞİD’i terör örgütü olarak görmemesi ve hatta her yirmi kişiden birinin IŞİD’in bu barbarlığını desteklemesidir. Diyarbakır, Suruç ve Ankara saldırılarını gerçekleştirenler Adıyaman-Antep bağlantılı Türk-Kürt IŞİD’çilerdi.

Mesele bu ülkede egemenlerin uyguladığı politikalarla IŞİD’çi yeni nesillerin yetiştirilmesi, IŞİD’in destek gördüğü/göreceği bir toplumsal zihniyetin var edilmesidir.

23 yıl önce Sivas’ta Alevileri ve aydınları yakan gerici güruhun en önünde kim vardı? IŞİD’in ataları diyebileceğimiz bu güruhu sözde yatıştırmak için konuşma yapan belediye başkanı Temel Karamollaoğlu!

Bu ülkenin cumhurbaşkanı o dönem Karamollaoğlu ile aynı partide-Refah Partisi- siyaset yapıyordu. Sonra Sivas katliamı davası gibi bir insanlık suçuyla ilgili mahkemenin zamanaşımı kararı için ne dedi, dönemin Başbakanı olan Erdoğan?

“Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun!”

Bu ülkede “din uzmanı” yetiştirmek için kurulduğu söylenen İmam-Hatip okullarına gidenlerin sayısı 13 yılda 60 binden bir buçuk milyona çıktı.

Bırakın devletin kendi din anlayışını empoze ettiği zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Kur’an’dan peygamberin hayatına kadar “seçmeli” adı altında yeni din dersleri dayatıldı.

Yetmedi, eğitimin fen-sosyal-edebiyat gibi hiçbir branşıyla alakası olmadığı halde TEOG ve üniversite sınavlarında din soruları sorulmaya başlandı-ki verilen bütün din dersleri fiilen zorunlu hale gelsin.

Sonra iktidar partisinden seçilen Meclis Başkanı İsmail Kahraman, yeni anayasadan laikliğin kaldırılması gerektiğini söyledi.

Ve yine milli eğitim bu sene öğretmenlere seminer döneminde Aleviliğe “bozuk zihniyet” diyen, kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda okutulmasını savunan “Türkiye’de Maarif Davası” isimli kitabı zorunlu eğitim kitabı haline getirdi.

Okul öncesi eğitimin kaldırılıp yerine camii-Kur’an kurslarının dayatılması ve on binlerce kaçak Kur’an kursu mu dersiniz, yine Ensar gibi dinci vakıf ve cemaatlerin binlerce kaçak yurdu mu dersiniz, müftülere evlendirme yetkisinin verilmesi mi dersiniz, nereye, hangi toplumsal alana dönüp bakarsanız bakın hep aynı zihniyetin örgütlendiğini göreceksiniz.

Diyarbakır Sur’da 6 ayı aşkın bir süre devam eden kuşatma ve yıkımın ardından devletin ilk icraatı ne oldu dersiniz? 270 Kur’an kursunda 5 bin çocuğa din eğitimi vermek!

Şunu da ekleyelim; bizim için mesele şu ya da bu toplumsal kesimini inancı değildir. İktidarın, din ve inanç meselesini kendi egemenlik ilişkilerine hizmet edecek biçimde siyasallaştırıp örgütlemesi ve bu politikanın yarattığı sonuçlardır.

Çünkü IŞİD de, “IŞİD’in gerçek İslam’la alakası yok” diyenler de dünden bugüne aynı politikanın; dinin siyasallaştırılmasının sonuçları olarak ortaya çıkmışlardır.

Dolayısıyla IŞİD’e karşı mücadele, dini siyasal mücadelenin bir alanı-konusu yapıp toplumsal yaşamın her alanında bize kendi din anlayışına göre yaşamayı dayatan ve karşımıza dinci örgütlenmeleri çıkaran iktidarın zihniyetle mücadeleden bağımsız ele alınamaz. Çünkü ancak böylesi bir mücadele anlayışı ile IŞİD gibi barbar örgütlerin yaşam alanı bulamayacağı, her milliyet ve inançtan halk güçlerinin barış ve eşitlik içinde kardeşçe yaşayacağı laik-demokratik bir gelecek kurulabilir.


www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Eşi Olmalı İnsanın, Cennetten Köşe Almışcasına Sevdiği,Sakındığı... meyou Her Telden 5 13.02.11 21:22






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2