Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç831Beğeni

 
Seçenekler
Alt 10.07.16   #4581
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Aktütün'de
askeri araca saldırı:
4 asker hayatını kaybetti

BÖLGE10 Temmuz 2016 13:37

Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Aktütün'de askeri araca yönelik gerçekleştirilen saldırıda 4 asker hayatını kaybetti.


Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Aktütün'de askeri araca yönelik gerçekleştirilen saldırıda 4 asker hayatını kaybetti, 1 asker de yaralandı.

Askeri aracın geçişi sırasında yola döşenen patlayıcının infilak ettirildiği bildirildi.

Saldırının ardından bölgede hava destekli operasyon başlatıldı. (HABER MERKEZİ)

www.evrensel.net

************************************************** ******
SİLAHLAR DERHAL SUSMALI,
ÜLKENİNİN,
BARIŞA KARDEŞLİGE,HUZURA,
İHTİYACI VAR,
BU KİRLİ SAVAŞIN BARONLARI,
GERÇEGİ GÖRMELİ,
YENİDEN ŞEKİLLENECEK DÜNYADA,
ORTA DOĞUDA,
BARIŞIN MİMARI OLMALI,
DİKTATÖRLÜKLER YIKILMAYA MAHKUMDUR.......
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #4582
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Politika
Erdoğan’ın
eski yol arkadaşı:
Başbakan olması için fon toplandı,
hapse girmesi düzmeceydi,
Arınç ve Gül ettiğini buluyor


"Türk ordusu İsrailli komutanın emrine girecek"

- A +
TARİH
11 Temmuz 2016 1
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 1984 yılından, Refah Partisi’nin 1998 yılında kapatılmasına kadar yardımcılığını yapan Saadet Partisi İdare Kurulu üyesi ve Milli Gazete yazarı Ekrem Şama, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde Başbakan olması için fon toplandığını söyledi. Erdoğan’ın hapse girmesinin ‘düzmece’ olduğuna değinen Şama, Bülent Arınç ve Abdullah Gül için ise, “Ettiklerini buluyorlar” ifadelerini kullandı.

Özgür Düşünce gazetesinden Hüseyin Keleş’in sorularını yanıtlayan Ekrem Şama’nın sözleri şöyle:

-İsrail’le anlaşma epeyce ses getirdi. Genelde o ses geçmişteki sözlere bakılarak olumsuz oldu. Şaşırdınız mı böyle bir mutabakata?

Hayır şaşırmadım. Çünkü Milli Görüş'ü bölmek istedikleri zaman, bunu bölebilecek bir adam aradılar. Aradıkları adam Tayyip Erdoğan'dır. Görüşmeler oldu, anlaşmalar oldu kendi aralarında. Sonrasında cesaret madalyaları, ABD'ye gitmeler, Yahudi Lobisi ile içli dışlı olmalar… Yani bir mutabakata varıldı. 3 maddesi vardı. Bunlar, ‘İsrail'in menfaatinin önündeki engellerin kaldırılması, ABD'nin Ortadoğu'da yapacağı operasyonlara yardımcı olmak ve İslam'ı, sivri yönlerini törpüleyerek yeniden yorumlamak.' Bu 3 madde üzerine 14 yıldır çalışılıyor. Tabii ki arada Yahudi'ye, Siyonist'e, BM'ye vuracak ama arkada hiçbir zaman onların menfaatine aykırı bir şey yapmayacak. Artık bir yere bağlamak lazımdı bunu ve gittiler anlaşmayı yaptılar. Bu anlaşmayı da Filistinlileri alet ederek yaptılar. Neydi alet ettikleri şey. Bir santral kurulacak bir hastane yapılacak birkaç gemi de malzeme gönderecek, hepsi bundan ibaret. Arkada derin menfaatler var.

“One minute’i kapıda tamir etti”

-14 yıllık bir süreçten bahsettiniz. Bu süreçteki One Minute'i nasıl değerlendirmek lazım?

Ben Tayyip Erdoğan'ı en iyi tanıyan insanım. 17 yıl bizzat yardımcılığını yaptım, mali işlerini yürüttüm. Çok fevri hareketleri olabilecek bir insan. Orada da sinirlerine hâkim olamayarak ani bir çıkış yaptı. Ama hemen kapıya çıkar çıkmaz, ‘Sözlerim sadece moderatöredir' dedi. Zaten çıkarken ona dediler ki, ‘Ne yaptın, bunu tamir etmen lazım.' O da onu tamir etti ama yandaş medya bunu kamufle ederek, One Minute'i büyük bir kahramanlık olarak sundular.

“16-17 yıl yardımcılığını yaptım”

-‘Erdoğan’ı en iyi tanıyan benim' dediniz. Hangi yıllar arasında beraber çalıştınız?

1984'te İstanbul il teşkilatı kurulmasından itibaren onun mali işler yardımcısı oldum. Refah Partisi kapatılana kadar… 16-17 senedir. Bu süreçte hem belediyede hem teşkilatta beraber çalıştık.

-İsrail’le anlaşmanın ekonomiye getirisinin büyük olacağı söyleniyor?

60 küsur İslam ülkesi var. Bunlarla ekonomi konunda irtibatların geliştirildiğini düşünün; D8'nin D16, D32 olduğunu düşünün… Oradaki ekonomik menfaatlerin yanında İsrail'inki devede kulak kalır. Bu, tamamen İsrail'le ilişkileri normalleştirme ve geliştirmenin bir perdesi ve kandırmacasıdır.

“Acaba İHH için derin bağlantı mı kuruldu?”

-İHH’ya ‘Bana mı sordunuz' dedi Erdoğan. Bunu nasıl okumak gerek?

Acaba alttan derin bir bağlantı mı kuruldu? Bülent Yıldırım daha sonra bir özür diledi çünkü. Şüphelerim var, alttan bir bağlantıyla al gülüm ver gülüm mü yapıldı? İHH olarak söylüyorum, Bülent'in kendisine böyle bir şey yükleyemem.

-Erdoğan 3 yıl önce ‘Biz izin verdik' demişti Mavi Marmara için?

En iyi ben tanıdığıma göre, bu kurgulanmamış, ani bir refleksti. Büyük bir gaf yaptı. Şimdi de bunu kamufle etmenin yıllarını arayacaktır. Tıpkı İsrail'e One Minute dediğindeki gibi…

“AK Parti 14 yıldır İsrail meselesinde ikili oynuyor”

-Vekillerin son anda inmesi meselesi var?

O gemide çok yakın tanıdıklarım, hatta akrabalarım da vardı. Abdurrahman Dilipak da bunu söyledi zaten, gemide bulunanların listesinin İsrail'e verilmiş olduğu sonradan ortaya çıktı. AK Parti milletvekillerinin gemiye binmişken indikleri ifade edildi. AK Parti ikili oynadı. Gemiye çok önem veriyormuş gibi göründü ama arkadan da istihbaratını öbür tarafa sağladı. Zaten 14 yıldır ikili oynuyor. Millete kendini İsrail düşmanı olarak lanse ediyor ama arkadan İsrail'le ilişkilerin gelişmesi için, İsrail'in dünya üzerindeki, milletler arasındaki, platforma çıkabilmesi kapıları açtı; daha da açacak.

“Türk ordusu, İsrailli komutanın emrine girecek”

Hep beraber göreceğiz, İsrail NATO'ya tam üye olacak. Üyelikten sonra bir İsrailli NATO'ya genel sekreter olacak. Türk ordusu da NATO'ya bağlı bir ordu olduğuna göre İsrailli komutanın emrine girmiş olacak. Bütün bunlar sürpriz değil Erbakan Hocamız söyledi zaten.

-Erbakan sağlığında AK Parti'yi İsrail meselesinden dolayı çok sert eleştirdi. Haklı mı çıktı?

Elbette haklı çıktı. Olayları çok iyi bir şekilde tahmin ediyordu. ‘AK Parti'ye verilen oylar İsrail'e verilmiş sayılır' demişti.

Ekrem Şama
Ekrem Şama

“Erdoğan 28 Şubat’tan birkaç gün sonra Hoca’nın aleyhinde konuşmaya başladı”

-Hoca ile Erdoğan arasındaki ilk kırılma ne zaman yaşandı?

Bizzat gördüğüm bir olay var. 28 Şubat'tan birkaç gün sonra o kırılmanın olduğunu dehşetle gördüm. Erdoğan başladı Erbakan'ın aleyhine konuşmaya. ‘MGK'da önüne konulan belgeleri imzaladı ve imam hatip okullarının kapatılmasını imzaladı' diye feveran etmeye başladı. Hâlbuki o zaman 18 madde daha açıklanmamış ve neyin ne olduğu belli değildi. Ben de o anda anladım ki, kazan kaldıracak ve ayrılık hareketine başlayacak.

“Zenginler, emekli askerler ve yabancı plakalar tarafından kuşatıldı”

-Kim haberdar etti peki bu maddelerden?

Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Erdoğan'la beraber görev yapıyordum. Plan Bütçe Komisyonu'nda belediyenin bütçesini yöneten kişiydim. Orada Tayyip Erdoğan'ın gittikçe değiştiğini gözlemledim. Etrafında hep Milli Görüşçüler, İstanbul il teşkilatı, Ankara'dan gelen teşkilat üyeleri olurdu. Ama yavaş yavaş bunları ayıklamaya başladığını, etrafının önce zenginler tarafından, arkasından şöhretliler tarafından, arkasından emekli askerler tarafından, arkasından yabancı plakalı şahıslar tarafından kuşatılmış olduğunu gördük. Bunlar 28 Şubat öncesidir. Demek ki birtakım temaslar oldu ve mutabakatlar yapıldı ki, 28 Şubat'ın hemen arkasından demin dediğim tablo ortaya çıkmaya başladı.

“Her an yanında olan bizler randevuyla görüşür olduk”

-Uyarılarda bulunmadınız mı?

Bizim o zamanlar Tayyip Bey'le görüşmelerimiz ancak randevu ile oluyordu. Her an görüştüğümüz Tayyip Bey'le ancak randevu ile görüşebiliyorduk. Görüşmeleri de çok kısa tutuyordu. Bizi uzaklaştırdı ve bu yüzden kendisini ikaz etme şansımız kalmadı.

“Cezaevi süreci düzmeceydi”

-Peki, Erdoğan'ın, MGK kararları üzerinden Erbakan'a yaptığı eleştirilerin haklılık payı yok muydu?

18 madde henüz açıklanmamıştı. Tayyip Bey nereden biliyordu bilemiyorum. Tayyip Bey o zaman MKYK üyesiydi. Ne demek bu? Ankara'da Refah Partisi'ni yöneten kuruldadır. Erbakan Hoca o kurulda ‘Böyle bir şey yok' diye anlatmasına rağmen, o toplantıdan çıktıktan sonra sağda solda ‘Erbakan bunu imzaladı' diye konuşmalar yapmak bir art niyetin göstergesiydi. Daha sonra açıklandı ki, Erbakan Hoca böyle bir şeye imza atmamış. Ben bir toplantıda şahit oldum. 28 Şubat'ın üzerinden 15 gün falan geçmişti. Balat'ta bir toplantıda Erdoğan, Erbakan'a atmaya başladı. Ben de seyirciler arasındaydım ve ayağa fırladım. ‘Başkan, başkan Erbakan Hoca aleyhine neden atıyorsun' dedim. O da ‘Sen bilmiyorsun Ekrem Bey, neler oldu neler oldu' diye cevap verdi. Ben de sinirlendim, kapıyı vurarak çıktım. Ondan sonra her toplantıda Erbakan Hoca'nın aleyhinde ata ata, parti kapatıldı, öncesinde cezaevine girdi. O cezaevinin de düzmece olduğu ortaya çıktı.

-Nasıl yani, neden düzmece olsun ki?

Ben gittim ziyaretine. Orada krallar gibiydi. Görüşme odası ayrı, kabul odası ayrı, istirahat odası ayrı… Hapishanede böyle bir şey olabilir mi?

“Ziyarette ABD temsilcileri vardı”

-Neler konuştunuz ziyaretinizde?

Balat'taki o toplantıdan sonra toplantılarına gitmediğim için bize biraz asık surat davrandı. Pek özel bir şey konuşmadık. Halbuki uzun uzun konuştuğu ziyaretçilerinin olduğunu sonradan duyduk ki, ABD'nin temsilcilerinin bunlardan birisidir. Neler konuşuldu, neler planlandı?

“Hoca Tayyip Bey’i aday yapmamak için çok direndi”

-2 sene önceki bir yazınızda, 1993'te dönemin Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak'ın Erdoğan'la yaşadığı diyaloğu köşenize taşıdınız. O diyaloğa göre Erdoğan Koçak'a “Erbakan Hoca seni dinliyor, söyle de hoca bu işi yapamıyor, bana bıraksın!” diyor. Peki Erbakan bu niyeti bilmesine rağmen neden Erdoğan'ı 1994'te aday gösterdi?

O adaylık sürecinde çok sorunlar yaşandı. Biz, İstanbul ve bütün Türkiye teşkilatları olarak Tayyip Bey'in üstünde ısrar ettik. Bilmiyorduk biz altyapıyı; hoca biliyormuş. Çok ısrar ettik. Hatta otobüslerle genel merkeze gittik baskı yapmak için. Hoca ısrarla ‘Tayyip Bey'i yapmayacağım' dedi. Bir bildiği varmış ama biz o zaman ‘Herhalde bu adam bunadı, İstanbul'u kazanacak adamı reddediyor' diyorduk. Hâlbuki, o partiyi ve Milli Görüş'ü kurtarmaya çalışıyormuş. Baskılardan bunaldı sonunda ve ‘Tamam olsun' dedi. Belki düzelir diye düşünmüş olabilir. Biz pişman olduk Tayyip Bey üzerinde ısrar ettiğimiz için.

“Hoca, AK Parti kurulmadan önce Erdoğan’a 3 saat nasihat etti”

-AK Parti kurulurken Erbakan'la hiç konuşuldu mu?

AK Parti ile ayrılık hareketine girildiği zaman, Erbakan Hoca, Tayyip Erdoğan'a, tam 3 saat nasihat etmiştir. Bu işin ayrılık ve tefrika olduğunu anlatmıştır. Osman Nuri Önügören diyor ki, ‘Ağzını açıp bir kez dahi cevap vermedi.' Bu toplantıda Emin Saraç Hoca da bulunmuş. Ayrıca, Erbakan, bu ayrılığa karar verdiği zaman Tayyip Erdoğan'a birçok hocayı, ilim adamı gönderdi. ‘Siyonistlerin çok uzun planları olduğunu ve bu planlar içinde kendisine yazık edeceğini. İki dünyasının kararacağını' hep nasihat etti. Ama bu nasihatler hiç dinlenmedi ve AK Parti kuruldu.

“Kurtulmuş neyin aleyhine konuştuysa, o konu kendisine bağlandı”

-Numan Kurtulmuş'u da yakından tanırsınız. Erbakan'ın yanındayken HAS Parti'yi kurdu sonra AK Parti'ye geçti. Neler söylemek istersiniz?

Numan Kurtulmuş ‘Ben AK Parti'ye gireceğim, partiyi ele geçireceğim ve Tayyip Erdoğan'dan sonra nöbet bana geçecek' diye düşünerek partiye girdi. Elbette birtakım cazibeler ortaya konulmuştu. Numan Kurtulmuş'un ne kadar aleyhte konuştuğu konu varsa, o konuları ona bağladılar hükümet içinde. Mesela medeniyetler ittifakı ve ılımlı İslam üzerine çok şeyler söylemişti. Ama AK Parti'ye girince medeniyetler ittifakının yürütülmesini ona verdiler. ‘Leşi öldürene sürükletirler' derler ya.

-AK Parti ile Milli Görüş arasında bir bağ var mı?

Bizim tespit ettğimiz bir bağ yok. Ancak bunların ‘Biz de Erbakan'ın yolundayız, biz de Milli Görüşçüyüz' demelerinin dışında bir bağ yok. Bu da bağ sayılmaz. Çünkü Erbakan'ın yolunda olduklarını söylüyorlar ama yönleri hep İsrail'e…

“Gül ve Arınç ettiklerini buluyor”

-Abdullah Gül ve Bülent Arınç önce sizden koptu sonra da AK Parti'den dışlandı. Nasıl bakıyorsunuz iki isimle ilgili bu sürece?

Men Dakka Dukka yani, kim ne yapıyorsa kendisine de aynı şey yapılır. Milli Görüş'ü bölme ve Erbakan Hoca'nın önünü kesme konusunda Arınç ve Gül başroldeydi. Ne oldu, Dakka yaptılar, duka çıktı. Menfaat çatışması vardı. ‘Ben yöneteceğim, sen yöneteceksin' çatışması vardı. Dolaysıyla sadece Arınç ya da Gül değil, bugün etrafında kim varsa, düzen devam ettikçe onlar da bir gün kapıya konulacaktır.



“Bizim de yanlışlarımız vardır”

-Milli Görüş'ün hiç mi yanlışı yok son 20-25 yıl içinde?

Elbette hatalarımız olmuştur, elbette dil sürçmelerimiz olmuştur, yapmamamız gereken şeyler yapmışızdır. Ama çok bariz bir hatamızı da göremiyoruz. HAS Parti ayırımı, arkasından mali kaynaklarımızın ele geçirilmesi, arkasından başka hususları öne çıkararak bizi bölmeye çalışmaları bizi gittikçe küçülmüş göstermektedir ama bugün Türkiye'de hatta dünyada en güçlü siyasi hareket Milli Görüş'tür.

“Geleceğin başbakanına fon oluşturuyoruz’ denerek bağış toplandı”

-Bu belediyelerdeki ihale ve ihaleden alınan komisyonlar hep konuşuldu. Birçok iddia ortaya atıldı. Sizin şahit olduğunuz şeyler var mı?

O dönemde, yani Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminde, belediye içinde birkaç arkadaşımız ‘Geleceğin başbakanına fon oluşturuyoruz' diye bağış toplandıklarını bizzat kulaklarımla duydum. Gönüllü müdür, zorunlu mudur bilmiyorum. Bunu söylerken isimler de var aklımda. Ama nasıl uyguladılar ve nelerden fon oluşturdular bilemiyorum.
http://t24.com.tr/haber/erdoganin-es...buluyor,349408
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #4583
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Nasrallah:
Türkiye IŞİD'i
her yolla destekliyorken,
IŞİD neden
Türkiye'ye saldırdı?

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Kudüs Günü sebebiyle yaptığı konuşmasında İstanbul Atatürk Havalimanı'nda gerçekleşen saldırıya dair konuştu.

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Lübnanlı kadınlar cihatçılara karşı silahlandı
Paylaş
Kaydet Kaydettiklerim
cumhuriyet.com.tr Yayınlanma tarihi: 01 Temmuz 2016 Cuma
[Haber görseli]
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, dün gerçekleştirilmesi planlanan Kudüs Günü yürüyüşünü güvenlik sebebiyle iptal ettiklerini açıklamış, bunun yerine televizyonda konuşacağını söylemişti.

Televizyonda çeşitli açıklamalar yapan Nasrallah, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda gerçekleştirilen saldırıya dair de konuşarak, "Türkiye IŞİD'i mümkün olan her yolla destekliyorken, IŞİD neden Türkiye'ye saldırdı?" diye sordu. Nasrallah, mantıklı olanın IŞİD'in Türkiye'ye saldırmaması olduğunu, ancak örgütün ideolojisi sebebiyle bu tür saldırılar yapmak durumunda olduğunu söyledi.

Nasrallah, "Bu IŞİD'in ideolojisi, El Nusra ve El Kaide'nin ideolojisiyle aynı ve bunların hepsi Suudi Arabistan'daki Vahhabilikten geliyor" dedi. Nasrallah, "eğer bizim yürüttüğümüz savaş olmasaydı, Lübnan'da her gün 8 intihar bombacısı olurdu ve durum çok daha kötü olurdu" dedi. Hizbullah lideri, IŞİD'in Lübnan'daki El Kaa'da gerçekleşitirdiği saldırının sebebinin de, El Kaa'daki Hıristiyan nüfus olduğunu, ancak Lübnan halkını korumak için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.

'İSRAİL YENİ FIRSATLAR GÖRÜYOR'

2011 yılının aksine, artık İsrail'in durumunun kritik olmadığını belirten Nasrallah, İsrail'in yeni fırsatlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Bu durumun "özellikle de SUriye" için geçerli olduğunu aktaran Nasrallah, "terörizm karşıtı çabalara dahil olduğunu" söyleyenlerin neden El Nusra'ya silah ve erzak yardımı yaptığını sordu.

İsraille işbirliğine giden Arap ülkelerini de eleştiren Nasrallah, "kurtuluşa giden yol zor değil, yalnızca kararlılık gerektiriyor" dedi. Hizbullah lideri, "Filistin davasından vazgeçilmeyeceğini" de vurguladı.

Nasrallah, "Yemen'de Bahreyn'de, Suriye'de, Irak'ta, İran'da ve Nijerya'da Kudüs Günü'nü kutlayan ülkelerin tümü tek bir rejim yüzünden acı çekiyor - Suudi rejimi" dedi.

(Kaynak: soL)
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #4584
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


‘Hurşit Külter nerede?’nin takipçisi olmak

11 Temmuz 2016 04:11


e-posta adresiniz...

KAYDOL
İhsan ÇARALAN
[email protected]
Tüm yazıları
Hurşit Külter’in “gözaltında kaybedilmesi”nin üstünden (27 Mayıs 2016) bir buçuk ay geçti. O günden beri de; Külter’in ailesi, DBP Şırnak örgütü başta olmak üzere bölgedeki DBP sözcüleri, HDP’li vekiller ve her kademeden sözcüleri, insan hakları kuruluşları, demokratlar, aydınlar, duyarlı medya organları...“Hurşit Külter nerede?” sorusunu sordular, soruyorlar.
Soru her geçen gün de büyüyor.
İçişleri Bakanlığının iddiasına göre Hurşit Külter’in nerede olduğu araştırılıyor; ama geçen süre içinde Şırnak Emniyeti ile 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı arasında “kaybedilen” Hurşit Külter’e ne olduğunu bulabilmiş değil! Daha doğrusu kamuoyuna bir açıklama yapılabilmiş değil.

HURŞİT KÜLTER GÖZALTINDA MI KAYBEDİLDİ?
Bugüne kadar, “Hurşit Külter’in gözaltına alındığı, gözaltına alındıktan sonra Şırnak Emniyet Müdürlüğü ve 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’nda görüldüğüne dair görgü tanıkları var. Bu tanıklıklara kimi Özel Tim’cilerin Hurşit Külter’in gözaltında olduğunu söyleyen sosyal medya paylaşımları da eklenebilir.
Emniyet ve 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı ise bütün bu tanıklıkları yok sayarak, “Bizim Hurşit Külter’den haberimiz yok” diyor. Oysa bütün tanıklıklar, Hurşit Külter’in gözaltına alındığını ve eğer kayıpsa “gözaltında kaybedildiğini” gösteriyor.
Onun içindir ki, Külter’in annesi de “Ölü ya da diri oğlumu istiyorum!” diyerek haykırıyor.
Onun içindir ki, Cumartesi Anneleri de “Hurşit Külterin nerede olduğunu” sormaya başladı.
Onun içindir ki, bu yazın ilk cümlesine “gözaltında kaybedilen Hurşit Külter” diye başladık.
Öte yandan uzunca bir zamandır, “Hurşit Külter nerede?” sorusunu duymazdan gelen yandaş medya, bu soruyu duydu! Ama, “Hurşit Külter nerede?” sorusunu belirsizleştirmek ve itibarsızlaştırmak için duyduğu anlaşılıyor. Yandaş medyanın en yandaşlarından Akşam gazetesi, Hurşit Külter’in “dağa kaçtığını” iddia etti. Üstelik bu gazete, hiçbir tanıklığa ihtiyaç duymadan bunu iddia ediyor.
Öyle görünüyor ki, “Hurşit Külter nerede?” sorusuna inandırıcı bir yanıt vermeyen iktidar, yandaş medyayı kullanarak, soruyu karartan bir kara propagandayı da başlatmış bulunuyor!

‘GÖZALTINDA KAYIPLAR’ 90’LARIN SİMGESİ
Kentlerin top ateşiyle yakılıp yıkıldığı, yüzlerce gencin cesetlerinin ailelerine bile teslim edilmediği, yüz binlerce yoksul Kürdün yerinden yurdundan edildiği, her gün yeni ölümlerin yaşandığı Türkiye’de DBP Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter’in gözaltında kaybedilmesi karşısında en azından duyarlı kamuoyunun teyakkuza geçmesinin “özel” bir açıklaması olmalıdır.
Elbette vardır da!
Çünkü, ”gözaltında kayıplar”, “faili meçhul cinayetler”le birlikte 1990’ları simgeleyen birkaç “özel savaş” yönteminden birisiydi.
O yıllarda devletin legal ya da illegal güçleri, “düşman” gördükleri kişileri gözaltına alıyor; sonra da “Biz o kişiyi gözaltına almadık”, “Biz de o adda birisinin kaydı yok” savunması arkasında hedef kişiler yok ediliyordu. Sonraki yıllarda bu kayıpların bir çoğunun, toplu mezarlara gömüldüğü, kuyulara atıldığı ortaya çıktı!
Bu yüzden Hurşit Külter’in gözaltında kaybedilmesi; 1990’ların vahşi kontra savaşı yöntemlerine dönmenin yeni bir işareti, ”gözaltında kayıplar”ın yeniden “savaş yöntemi” olarak sahneye çıkarılmış olması nedeniyle ayrıca bir önem sahip olmuştur.

‘90’LARA DÖNÜŞ’TE BİR ‘EŞİK’ DAHA AŞILACAK!
Bugüne kadar AKP propagandası, “Bizim dönemimizde gözaltında kayıplar yok” diye övündü. “1990’lara döndük” diyenlere verilen en klasik yanıt da “Ne ‘90’lara dönmesi, bizim dönemimizde faili meçhuller, gözaltında kayıplar yok” diyorlardı.
Faili meçhuller en azından 7 Haziran Seçimi sonrası açılan “terörle mücadele” konsepti etrafındaki operasyonlarla sıradan vakalar haline gelmişti. Bu açıdan bakıldığında, Hurşit Külter, eğer gözaltında kaybedildiyse; 1990’lar sonrasında “gözaltında kayıplar”da bir ilk olacak!
Başka bir söyleyişle Erdoğan-AKP yönetimi, 90’lara dönmede önemli bir “eşiği” daha aşarken, aynı zamanda yeni gözaltında kayıpların da habercisi olacak!
Böylece pek çok bakımdan 90’ları bile aratan baskıların ve terörün hayata geçirilmesine sahne olan son bir yıl “gözaltında kayıplar” alanında da önemli ölçüde 90’lara dönmüş olacak.
“Hurşit Külter nerede?” sorusu Kürt halkı ve Türkiye’nin ilerici demokrat kamuoyu açısından hafızasındaki eski anılar yeniden canlandırıldığı için önemli olduğu gibi, Erdoğan-AKP yönetiminin gözaltında kayıplar açısından da 90’lara döndüğü anlamına geldiği için de ayrıca önemlidir.
Çünkü Hurşit Külter olayı, ortaya çıkan belirtileriyle “fevri” ya da “rastlantısal” bir olay değildir. Tersine Hurşit Külter olayı, bir yandan Şırnak Emniyet Müdürlüğü öteki yanında da Şırnak Tugay Komutanlığı olan (PÖH-JÖH-Korucu üçgeninde) “organize bir gözaltında kayıp vakası” olarak görünmektedir.
Bu yüzden “Hurşit Külter nerede?” sorusu etrafında kamuoyunun duyarlılığının artırılması önemlidir ve yıllardır Cumartesi Anneleri’nin şahsında süren gözaltında kayıpların ortaya çıkarılması ve faillerinin bulunması mücadelesinin de yeni bir halkasıdır.


www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.07.16   #4585
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


İlkokul 2’nci sınıflarda
Arapça dersi başlıyor!

2016-2017 öğretim yılında ilkokul 2'inci sınıftan başlayarak Arapça dersi verilecek. Yabancı dil eğitimi amacıyla verilecek olan Arapça derslerinin içeriğini ise Din Öğretimi Genel Müdürlüğü hazırlıyor. Zorunlu olup olmayacağı da henüz belli değil.

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yeni müfredatın detayları ortaya çıktı: İşte çıkarılan ders konuları...
Paylaş
Kaydet Kaydettiklerim
cumhuriyet.com.tr Yayınlanma tarihi: 11 Temmuz 2016 Pazartesi

Arapça derslerinin ilkokul 2’nci sınıftan 8’inci sınıfa kadar okutulacağını, yabancı dil kapsamında düzenlendiğini, buna karşın müfredatı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün hazırladığını kaydeden Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, “Bu programın ayrıntısında öğrencilere Arapçayı değil, ayet, hadis güzel sözlerle öğretmek amaçlanıyor. Dil öğreniminden çok din eğitimi kapsamında başlatılacağı görülüyor. Her ne kadar seçmeli gibi görünse de imam hatip ortaokullarını, liselerini seçmeye zorlamak için yapılan ikna odaları dikkate alındığıda tamamının seçmesi için yine ikna ve zorlamanın devreye gireceğini görüyoruz” diye konuştu.

Sözcü’den Yurdagül Uygun’un haberine göre, İlkokul ikinci sınıftan itibaren başlayacak Arapça derslerinin hükümetin hedeflediği toplumsal model için okulları ve ilkokul öğrencilerini malzeme olarak kullanacaklarının bir göstergesi olduğunun altını çizen Karaca, şöyle devam etti:

“Eğitimin onlarca soruncu varken AKP’nin eğitimi dinselleştirme çabası burada bir kere daha karşımıza çıkıyor. Ancak ciddi tepkiler ortaya çıkacak. Liselilerin başlattığı ve ailelerin destek verdiği tepkiler, ilkokul öğrencileri ve onların velilerine kadar inecek.”

Diğer yandan, Arapça derslerini 400 binin üzerinde Arapça sertifikasına sahip ancak öğretmen olmayan kişilerin vereceğini kaydeden Karaca, bunun da büyük bir hukuksuzluk olduğunu kaydetti.

Uygulamanın eğitim sisteminin her gün değişmesine yeni bir örneğin daha olduğunu söyleyen Eğitim-İş Genel Eğitim Sekreteri Önder Yılmaz, “Önümüzdeki eğitim-öğretim yılından itibaren kademeli olarak 2-3-4. sınıflarda Arapça dersi okutulacak. Arapça dersi okutulması; haftalık ders saati, seçmeli ders kavramı, temel eğitim ve yabancı dil eğitimi gibi önemli konularda yeni tartışmalar ortaya çıkarıyor. MEB’in kararından, eğitimin niteliğini artırıcı önlemler almak yerine kendi özel gündemini izlemeye devam ettiği anlaşılıyor. Kararda, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'nün yazısı üzerine MEB Talim ve Terbiye Kurulu'nda görüşülen İlköğretim Arapça Dersi 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda öğretim programının, 2016-2017 öğretim yılından itibaren 2. ve 5. sınıflardan başlamak üzere kademeli olarak uygulanacağı belirtildi” dedi.

“Seçmeli veya zorunlu mu belli değil"


MEB’in açıklamasında Arapça’nın “seçmeli veya zorunlu” olacağına dair bir ibarenin bulunmadığını kaydeden Yılmaz, şöyle devam etti:

“Yalnız bundan önceki dönemde Arapçanın seçmeli okutulduğunu biliyoruz. Doğal olarak temel eğitimde 2. sınıftan 8. sınıfa kadar seçmeli bir ders olarak okutulmaya başlanması olasılık dahilinde görünüyor. Arapça İlkokulda da seçmeli ders olacaksa, örneğin, bu dersi seçmeyen öğrenci başka hangi dersi seçebilecektir? Başka bir seçmeli ders yoksa bu ders bir zorunlu ders olarak kabul edilecektir.”

“7 yaşındaki çocuğa eziyet”

4’lük sistemin getirdiği değişikliklerle birlikte ortaokullarda ve özellikle de liselerde seçmeli ders kavramının abartılı bir şekilde sistemin içine yerleştirildiğine, ancak ‘seçmeli dersler’in ilkokullarda uygulanmadığına işaret eden Yılmaz, “Şimdi Arapça ile seçmeli ders kavramı İlkokulların da içine girmektedir. İlkokullarda bir seçmeli dersin okutulması, ya zorunlu ders sayısında bir azalmaya neden olacak ya da haftalık ders saatlerinde bir artışa neden olacaktır. Doğal olarak İlkokullarda haftalık 30 ders saati 2 ya da 4 saat artışla 32 ya da 34 ders saati olacak. Bu da günlük olarak 6 ders saati eğitim yapan ilkokulların günde 6+1 saat ders yapmasına neden olacak. İkili öğretim yapan ilkokullarda ikinci sınıf öğrencisinin en geç sabah saat 06.00’da kalkıp 07.00’de de dersinin başında hazır olması gerekecek. 7 yaşındaki bir çocuk için bu eğitim değil açıkça eziyet” diye konuştu.

Okullarda İngilizce öğretiminin yapıldığını ama İngilizce öğreniminin gerçekleşmediğini belirten Yılmaz, “Arapça öğrenmek, bir Batı dilini öğrenmek gibi değil. Bugün Türkçe, Batı dilleriyle alfabetik bir uyum sağlıyor ancak Arapça ile alfabetik bir uyumu yok. Bir başka deyişle örneğin bir öğrenci İngilizce öğrenmeye kalktığında alfabeyi öğrenmekte zorlanmıyor, öğrenme süreci yalnızca dili öğrenmek olarak belirginleşiyor. Oysa Arapça da öğrenci, hem alfabeyi öğrenecek ve hem de dili öğrenmek durumunda kalacak. Doğal olarak öğrenmenin yükü iki katına çıkacak gibi görünüyor. Tüm bu yükün içerisine Arapça yazımın soldan sağa değil, sağdan sola olmasını da eklerseniz zorluk düzeyinin artacağını tahmin edebilirsiniz. Ayrıca Arapçanın sesli ve sessiz harf yapısı da Türkçe ile uyumlu değil.”


*************************************
BİN YILLIK KARDEŞİMİZ KÜRTLER,
ANA DİLDE EGİTİM DEDİGİNDE,
KENDİNİ YERDEN YERE VURANLAR,
EGİTİMİN ARAPLAŞMASINDAN,
RAHATSIZ OLMUYORLARMI,
EGİTİMİN ARAPLAŞTIRILMASINDAN ÖTE,
GERİCİLEŞTİRİLDİGİ SÜREÇTE,
KUZU GİBİ SESİZLİGİNİ KORUYORLAR,
ÜLKEMDE BARIŞ İSTİYORUM,
KÜRT BÖLGESİNDEKİ KİRLİ SAVAŞ,
BİR AN ÖNCE DURDURULMALI,
TEKRAR ÇÖZÜM SÜRECİNDE,
ISRAR EDİLMELİ VE ADIMLAR ATILMALI,
ANA DİLDE EGİTİME VE
DEMOKRATİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNE,
ALEVİLERİN TALEPLERİNE DESTEK VERİLMELİ,
ÜLKEM,
BARIŞ İÇİN ADIM ATTIKCA,
YIDIZI PARLAYACAKTIR,
SAVAŞ TAMTAMLARI ÇALDIKCA,
HER GÜN ERİMEYE DEVAM EDECEKTİR.
DEMOKRATİK CUMHURİYET,
ÖZLEMİNİN GERÇEKLEŞMESİ DİLEGİ İLE
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.07.16   #4586
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Politika
Demirtaş:Madem
İsrail ve Rusya ile barışacaktın,
o pastayı niye yedin!


"İsrail'in ödeyeceği tazminatı
belki de Türk iş adamları vermiştir"

- A +
TARİH
12 Temmuz 2016 13:06


HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İsrail ile Türkiye arasında ilişkilerin normalleşmesi için mutabakat imzalanmasıyla ilgili olarak, "İsrail’den özür duyan oldu mu? Yok. Tazminat meselesi var, 21 milyon dolar vakfa verilecekmiş. İsrail için belki de Türk iş adamları vermiştir. İsrail’in cebinden para da çıkmıyordur" dedi. "Şimdi sahiller bomboş, narenciye üretimi durmuş, iş durmuş. Bu yıl turizm çöktü, şimdi Kemer Belediyesi ev vermeye kalkıyor. Bunu biz söylesek var ya, vatandaşlıktan atmışlardı bizi" diyen Demirtaş, "Açıkça özür diledi Putin’den. Ya niye bu kadar kabadayılık yaptınız o zaman? Ağa maraba hikayesi var ya, 'Madem böyle olacaktı biz bu kuru pastayı niye yedik?' diye..." ifadesini kullandı.

Demirtaş, Güneydoğu'da yaşanan sokağa çıkma yasakları ve çatışma ortamıyla ilgili olarak da, "AKP’ye, Saray’daki zata sesleniyorum. Zevk, sefa içinde yaşıyor olabilirsiniz. Oğullarınız kumarhaneden çıkmayabilir. Ama gün gelir o alay ettiğiniz millet o Saray’ı sizin başınıza yıkar" dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Selahattin Demirtaş'ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Yanıbaşımızda hala bütün Somali, Afganistan, Pakistan’dan Suriye’ye, Filistin’e, Türkiye coğrafyasında yaşananlara bakalım. Ya uygulayıcısıdırlar, ya planlayıcısıdırlar ya da sessiz kalarak destekçisidirler. Şırnak’a bakalım. İkinci Dünya Savaşı’na benzer şeyler yaşanıyor. Bosna’da 21 yıl önce bir soykırımdan bahsediyoruz, utanç abidesi olarak orada duruyor da, 21 gün önce Şırnak’ta, Cizre’de yapılıyor, yine sessizler. Bosna’daki sessizliğe güvenerek bunu yaptılar.



"Şırnak'ta tank veya top atışı yapılmamış
bir yer kalmayacak' dendi"


Yapıyorlar hala. Türkiye’nin büyük kısmının bundan haberi bile yok. Kendi ülkemizin 81 vilayetinden biri, Şırnak örneğin, yok edilmiş durumda. Örnekler fotoğraflarıyla, bu fotoğraf Guernica’da çekildi. 1937 İspanya Bask bölgesi, 2016 Türkiye. Şu nasıl bir terörle mücadele anlayışı. Burada İspanya’daki diktatör şu yıkıntıyı oradaki direnişçiler yaptı diye. Cumhuriyetçiler Guernica’yı yıktılar dedi. Şimdi bizdekine sorsan o da aynı şeyi söyleyecek. Kendi emri ve talimatıyla... Şırnak’ta tank veya top atışı yapılmamış bir yer kalmayacak dendi. Zaten uzaktan vurarak dediğini Saray’daki zatın canlı yayında duyduk. Yüzde 75’i şu şekilde. 90 bin kişilik nüfus aylardır şehrin dışındaki köylerde, çadırlarda yaşıyorlar.

"Buna 'terörle mücadele' diyorlar,
bu terörle mücadele olamaz"

Buna terörle mücadele diyorlar. Orada yaşayanlar bunu kimin yaptığını iyi biliyor. Trabzon’dakiler, Tekirdağ’dakiler de biliyor. Bu terörle mücadele olamaz. Sivil yerleşim yerini tümden yakıp yıkmak savaş suçudur. Bosna’dakiler o yüzden yargılanıyor. Sırp kasapları o yüzden yargılanıyor. Şu anda iş makineleri çalışıyor. Bir şehirden söz ediyoruz ya, apartmandan söz etmiyoruz. Bunların bir tek suçu var. Terörle mücadeleyle alakası yok. Kürt halkı. Kürt olmaları. AKP’ye boyun eğmeyen Kürtler yaşıyor. Tek suçları bu. Defalarca denediler. Dersim’de, Ağrı’da, Zilan’da bunu denediler. İlle Kürt, kendi kimliğini kabul edecek. Etmeyene bunu yaparız diyorlar. Jandarma Genel Komutanı “Doğru, operasyonlar bitmiş ama Batı’daki jandarma birliklerini eğitime tabi tutuyoruz” diyorlar. Meskun mahal eğitimi yapıyorlar. Bugün duymazdan gelebilirsiniz, yokmuş gibi davranabilirsiniz. 21 yıl önce bütün dünya yokmuş gibi davrandı.

"Saray'ı başınıza yıkarlar"

NATO, Avrupa, BM, orada hiçbir şey olmuyormuş gibi yaptılar. Sessiz kalarak destek oldular, Sırp generallerinin arkasında durdular. Bugün sessiz kalıyorsunuz ama bunların hesabı verilecek. AKP’ye, Saray’daki zata sesleniyorum. Zevk, sefa içinde yaşıyor olabilirsiniz. Oğullarınız kumarhaneden çıkmayabilir. Ama gün gelir o alay ettiğiniz millet sizin Saray’ı sizin başınıza yıkar.

Başbakan diyeceğim de, başbakan yok ortada. Saray’daki zat çıksın açıklama yapsın. Camiler tank ve top atışıyla yerle bir edildi. İnkar ediyorsan görüntüleri var. Belki merkez medya korkuyor ama sosyal medyada hepsi yayınlanıyor. Yıkıyorlar.

"Yazdığın ağlamaklı mektubu yazamıyor musun?"

Böyle bir ortamda şiddet, terör destekçisi biz oluyoruz, bu hanımefendiler, beyefendiler de ülkenin ileri demokrasisini temsil ediyorlar. Lice’de operasyon yapıyoruz diye tam bir fiyasko gerçekleşti. Kenevir tarlaları var diyorlar, ben orada avukatlık yaptım. Askerle ortaklık yapmayan kimse kenevir ekemez. Yeri geldiğinde bütün Lice’yi suçlu ilan edip, dağ taş bombalayıp kenevir temizliyoruz diyorlar. Kusura bakma, orada altındaki komutanlara sor bakalım. Senin komutanın payını almadan hangi yıl buna izin vermiş? Yok öyle bir şey. Orada amaç Lice halkını suçlamak. Suçlu varsa al. Savaş uçağıyla köy bombalamanın, her yeri yakmanın terörle mücadelenin ne alakası var? Sivil halk tehdit edildi. Lice’de yaşanan da bu, Sur’da yaşanan da bu. Bütün bunların çözümü basit bir ilkeli, ahlaklı yönteme de dayanabilir. Müzakere diye bir şey var. Masa diye bir şey var. Kavga ettiğin bütün ülkelerle ilkesizlik üzerine barışacaksın, kendi vatandaşına kin kusmaya devam edeceksin. Kürdün, Alevi’nin Putin kadar değeri yok mu? Putin’den dilediğin özrü kendi vatandaşından dileyemiyor musun? Yazdığın ağlamaklı mektubu yazamıyor musun?

"Davos'ta
'One minute' diye artistlik yapacaksın..."


Filistin halkına zulüm yapan, Mescid-i Aksa’ya botlarıyla girdiği için terör devleti ilan edilen, plajlarda çocukları katletti diye bas bas bağırdınız. İsrail hükümeti kadar kıymeti yok mu vatandaşlarının, yokmuş. Bakın, İsrail’le, Rusya’yla, Suriye’yle, Mısır’la Türkiye ilişki geliştirebilir. Buna itirazımız yok, ilkeli olacak. Buna bakarız. Bunu yapmadığınız zaman ülkenin itibarı diye bir şey kalmaz.

Şimdi gidip Davos’ta one minute diye artistlik yapacaksın, aynı dönemde İsrail’le yapılan ticareti yüzde 300 artıracaksın. Belgeler var. 1,3 milyardan 4,2 milyar dolara çıkmıştır. One minute artistliğinden sonra. Görünürde İsrail, Yahudi düşmanlığı, el altından her türlü işbirliğini sürdürme. Ne demiş bir tanesi, işte “Filistin davası gibi bir tiyatro oynuyor AKP hükümeti ama bizle yürüttüğü ticaret İsrail’in işine yarıyor, biz de ses çıkarmıyoruz” diyorlar.

Mavi Marmara katliamı, Gazze – Filistin meselesi, bunların hepsinin iç politika malzemesi olduğu dönem. Ticaret yapma demiyoruz, yapsınlar. Herkesle yapsınlar. Bunu içeride İsrail düşmanlığı olarak pazarlarsan ahlaksızlık olur. Bunu yaptılar yıllarca. Oy topladılar, insanların duygularını sömürdüler. Kudüs Kudüs deyip bizi İsrail işbirlikçisi ilan ettiler. Gazze’den dolayı İsrail ablukayı kaldırdı mı? Külliyen yalan, devam ediyor. Türkiye’den giden yardımlar sürüyor, İsrail istediği malı gönderiyor.

İsrail’den özür duyan oldu mu? Yok. Tazminat meselesi var, 21 milyon dolar vakfa verilecekmiş. İsrail için belki de Türk işadamları vermiştir. İsrail’in cebinden para da çıkmıyordur.

"O pastayı niye yedin!"

İsrail’le kavga edilir, şakşakçılar alkışlar. Barışılır yine şakşakçılar alkışlar. Rusya’yla görüştük, vatan haini mi ilan edilmedik, işbirlikçi mi ilan edilmedik? Şimdi bir milliyetçi partinin belediye başkanı düşen pilotun ailesine ev vermek istedi ya. Nasıl milliyetçisiniz siz? Çakma, çin malı diyorlar ya. Hani biz vatan hainiydik. Şimdi sahiller bomboş, narenciye üretimi durmuş, iş durmuş. Bu yıl turizm çöktü, şimdi Kemer Belediyesi ev vermeye kalkıyor. Bunu biz söylesek var ya, vatandaşlıktan atmışlardı bizi. Açıkça özür diledi Putin’den. Ya niye bu kadar kabadayılık yaptınız o zaman? Ağa maraba hikayesi var ya, “Madem böyle olacaktı biz bu kuru pastayı niye yedik?” diye...

"5 yılda ülkeyi nereye getirdiler"

Suriye’yle, Mısır’la o kadar sorunumuz yok diyorlar. O zaman bu kadar insan niye öldü? Siz Suriye’nin içini bu kadar karıştırmasınız, bu hale gelmeyecekti. Ilımlı muhalefet adı altında beslediğiniz çeteler ne bu kadar savaş büyüyecekti, ne bu kadar insan göç edecekti, şehirler yıkılacaktı. O zaman gece gündüz Esad Esad diye diye oy toplayan kimdi? İnsan inanamıyor, şaka gibi bunlar. Şaka hükümeti. Gerçek olunca gülemiyor insan. Geçici işçi statüsünde işten çıkarılınca Davutoğlu, 10 yıldır hiçbir şey olmamış sanki. Bunların hesabını vereceksiniz. Suriye’yle çatışmayın, oradaki radikelleri beslemeyin dediğimizde bize vatan haini diyenler acaba o dönem vatan hainliği yapmış olmasınlar. Demek ki AKP’nin içinde baya bir vatan haini varmış. 5 yılda ülkeyi nereye getirdiler.

"Sen haklısın yağcılığına,
şakşakçılığına girmeyeceğiz"

Rabia rabia diye oy topladınız, şimdi Mısır’la sorun yok diyorlar. Mısır’daki süreci de tetikleyen buradaki. O kadar gaza gelmişti ki Tunus’ta, Mısır’da miting yapıyordu. Birileri buna gaz vermişti, Mursi’ye de bu gaz verdi. Alelacele işi sağlama al diye... Bunlar 'Arkanızdayız, korkmayın' dediler. Muhalefeti dinlemeyin dediler. Ülke karıştı. Bunların sözünü dinlemeseler belki Mısır’ın başına bunlar gelmeyecekti.

Şimdi hepsi perişan, çoluk çocuk orada katledilenler yargılanıyor. Çıkmış, hiçbir şey olmamış gibi hiçbir sorunumuz yok diyor. Bu ilkesizler sorgulanmazsa bu ülkenin başına çok büyük felaketler gelecek. Türkler ve Türkiye’de yaşayan diğer kesimler hiç kendini güvende hissetmesin. Bu adamın ayağı bir kaysın, Denizli’ye Kütahya’ya aynısı yapar. Zannetmeyin ki sizi sevdiği için. İktidarı kaybetme riski gördüğünde İzmir’i İstanbul’u ateşe verir. Bundan kurtulmanın biricik yolu var. Buna karşı olanlar birleşecek. Sen haklısın yağcılığına, şakşakçılığına girmeyeceğiz. Yanlışın yanlış olduğunu, katilin katil olduğunu, hırsızın hırsız olduğunu söylemeye devam edeceğiz.

"Bu topraklar tarihin en kanlı toprakları,
ne tarlası ya?"


“Vatan diyor ancak şehit kanıyla sulanırsa vatan olur, yoksa tarla olur” diyor. Zannedersiniz tarihinde bu topraklarda hiç kan dökülmemiş, vatan yapmak için kan dökülecek. Bu topraklar tarihin en kanlı toprakları. Ne tarlası ya? İnsanoğlu var olduğundan beri kan dökülüyor. Hala vatan olmamışsa Kürdün kanını dökerek mi yapacaksın? Bu ne rezil bir anlayış. Kendi iktidarın için kan döküyorsun.

Suriyelileri vatandaşlığa alacağız diyorlar. Çok güveniyorsan kendine referanduma götür. Bakalım halk ne diyecek? Türkiye genelinde iyi koordine edildikten sonra arzu eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına başvuru yapabilir. Vatandaşlık kanunu belli, buna göre işler. Oradan çıkıp "Suriyelileri vatandaş yapacağız, TOKİ'ye yerleştireceğiz" diyor. Bu ne ya, gereksiz gündemler yaratarak ana gündemden toplumu saptırma, halkı çaresiz bıraktırma bilinçli politikası. Karpuz seçer gibi suriyeli seçecek. Sen Suriyeli'nin diplomasıyla uğraşacağına kendi diplomanla uğraşsaydın, onu çözseydik daha iyi olurdu.

Suriyelileri vatandaş olarak alalım dediğinizde bir şovenizmi kışkırtacağınızı bilirsiniz. Gelir vergisi, yüzde 20-25'e tekabül eder, bu gelirin vergisinin neredeyse tamamını işçiler, memurlar öder. Biliyorsunuz önce vergi kesilir, sonra siz maaş alırsınız. Şimdi bakın ülkede gelir dağılımı adaletsiz, vergi dağılımı adaletsiz. Balık baştan kokmuş, tuz kokmuş, siz Suriyelileri vatandaş yapacağız dediğinizde kıyamet kopuyor işte. Sokakta kalan, dilencilere ırkçı gözüyle bakmayın sakın, bu işin sebebi onlar değil. Onların en yoksul evi, bizim kaldırımlarımızdan, taşlarımızdan daha değerlidir. Bunlar şimdi liderler, suçu günahı yine Suriyeli yurttaşın üzerine yıkmaya çalışıyor.
http://t24.com.tr/haber/selahattin-d...nusuyor,349542
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (12.07.16 Saat 17:55 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.07.16   #4587
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


İnsan olmak
ya da olmamak!

12 Temmuz 2016 04:02

Şebnem Korur FİNCANCI
@SKorurFincanci

[email protected]

Uzunca bir süredir çok zor bir seçimle karşı karşıya kalıyoruz durmadan. Her günümüz belleklerimizde acılarla bizi yeniden irkiltirken, bunca nefretin üzerimize boca edilişine isyan edip insanlığını inkar ediyoruz vicdanı kurumuş, değerlerini yürüdüğü o garip yolda yitirmiş nefret yüklü insanların. Onları insandan saymamak bizi bir an da olsa rahat ettiriyor, öfkemizi onlardan çıkartıp acımızla baş başa kalma anları yaratıyor ama yetmez! Üstelik onlar kadar nefretle dolmamız ve farklı ama bizi üzecek de olsa maalesef benzerlikleri olan bir yolda bizim de değerlerimizi yitirmemiz ne kadar sürer, bunu düşünerek başlamalı belki de…

Bir soruyla devam edebiliriz, örneğin “insan” olmadığını düşündüğümüz bu canlı türünü hangi gruba sokabiliriz? Ayrı bir grup olarak değerlendiriyorsak, demek bizden daha kötü ve aşağı düzeyde bir canlı türünden söz ediyoruz ve bu durumda biz onlardan daha iyi, daha üstünüz, öyle mi? Tıpkı bir zamanlar “beyaz”ların Amerika kıtasının yerlileri, sonra zorla getirip köleleştirdikleri Afrikalılar, sömürgelerindeki dünyanın türlü renkli insanlarına üstünlükleri gibi olabilir mi? Biliyorum şimdi okurken hepimiz öfkeyle başımızı sallıyoruz, inkar ediyoruz bu benzerliği.

Yeniden sosyal psikolojinin önemli isimlerine dönmek istiyorum o nedenle: Öncülerden Solomon Eliot Asch’in çalışmalarında önemli bir yeri olan Uyum Kuramı ile başlayabiliriz. Yapılan deneylerde yanlış da olsa çoğunluğa uyum sağlama çabasını görünür kılan bu araştırmaları da temel alan Milgram’ın deneylerinde ulaştığı çarpıcı sonuçlar ise bize ışık tutabilir sanırım. Karar verme konusunda, özellikle bir kriz ortamında karar verme konusunda hiçbir deneyimi veya yeteneği olmayan bir denek, kararı gruba ve gruptaki hiyerarşiye bırakır. Grup bir davranışsal model oluşturur. İtaatin özünün, bir insanın kendisini başka bir insanın isteklerini gerçekleştiren bir araç olarak görmesi, böylece kendi davranışlarından kendisini sorumlu hissetmemesi ile onu rahatlattığı göz ardı edilmemelidir. Milgram deneyi ve izleyen pek çok çalışmada deneklerin tamamının otoriteye boyun eğdiği ve elektrik vermeye devam ettiği, meta-analizlerde sonuna kadar gitme davranışının her 3 denekten ikisinde gözlendiği saptamasını unutmamakta yarar var.

Sözün özü ne işkenceciler, ne de duvarlara nefret kusup araçların arkasına canlı canlı bağladıkları insana yaylım ateşi açan, insanları canlı canlı yakanlar, acılarımızdan nefret devşirenler insandan farklı bir tür, üstelik her birimizin o konumda da olabilme olasılığı bulunuyor bu durumda. Onları yok sayarak bu sorunu çözme olanağımız bulunmadığını düşünüyorum. Dışlayarak ve inkar ederek değil, sorunların temellerini irdeleyip birlikte çözüm önerileri geliştirerek ilerleyebiliriz ancak bu yolda.

Bu denli ağır toplumsal bellek kusuru, algı değiştirme, kriz yaratma ve krizden otoriteye boyun eğme davranışı geliştirme karşısında birlikte ve otoriteden bağımsız her türlü kararı tartışabilme becerisi ile donanmış olarak nasıl çıkabiliriz, onu düşünelim. Geçmişte yaşanmış krizlerden ders alarak yeni sosyal psikoloji kuramları ile sosyolojinin tüm olanaklarından yararlanarak insan felsefesini sorulmadık soru bırakmadan geliştirecek sosyal bilimcilere ihtiyacımız var. İnsanlığın tarihi boyunca geliştirdiği tüm değerlere yenilerini de katarak, dışlamadan ve hataları inkar için değil ders çıkarıp tekrarlamamak üzere kullanarak yol alabiliriz. Ta ki tüm ölülerimizi, Cizre’yi, Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Dersim’i, tüm tehcir ve soykırımları ortak acımız, ortak belleğimiz kılıncaya dek…

Barış zorlu bir yol, o yolda yara bere içinde kalmak kaçınılmaz. Aslolan o yolu nasıl katettiğimiz, yol boyunca biriktirdiklerimiz. Bizi barışa ulaştırabilir mi sorusuna ise benim naçizane yanıtım yola devam etmektir. Birlikte yürüyeceğimiz barış yolunda şu anda tüm engellemelere rağmen kararlılıkla yola devam eden o 3 Karadenizli gence selam vermeden olmaz, selametle gidin gençler. Yolunuz, yolumuz açık olsun!


www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 13.07.16   #4588
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


T24 Yazarları

Oya Baydar
[email protected]


1915,
Ermeni tehciri;
2016
Kürt tehciri ve
Suriyeli mülteciler


TARİH
13 Temmuz 2016 00:00

Tehcir zorla göç ettirmek, sürmek demek. İnsanları yerlerinden yurtlarından, tarlalarından topraklarından, evlerinden ocaklarından, dostlarından akrabalarından, atalarının mezarlarından zorla koparacaksınız; yabancı iklimlere, yabancı topraklara, yabancı dillerin, inançların, törelerin hüküm sürdüğü yerlere zorla iskân edeceksiniz. 1915 Ermeni soykırımı dendiğinde hop oturup hop kalkanlar, atalarımız suç işlemez diye bangır bangır bağıranlar, Ermeni tehciri dendi mi rahatsız olmazlar, gururla kabullenir, olayı gerekçelendirir, devletin gücünün yansıması olarak savunurlar. Oysa her tehcir -doğrudan veya dolaylı, küçük veya büyük çapta- ölümdür, kırımdır, yıkımdır.

Bu toprakların siyasî ve demografik tarihi Osmanlı’dan bu yana, çeşitli insan gruplarına yönelmiş tehcirler tarihidir. İmparatorluğun geniş toprakları üzerinde yaşayan halklar, kavimler, aşiretler, topluluklar dinî, siyasî, askerî, iktisadî gerekçelerle, yüzyıllar boyunca oradan oraya sürülmüştür. Türk ulus devletinin inşa sürecinde de İttihat Terakki döneminden başlayarak günümüze kadar irili ufaklı iskân ve tehcir politikaları; iç tehdit ve isyanları önlemekte/bastırmakta, ulusu Sünnî-Türk varlığı üzerine inşa etmekte en önemli silahlardan biri olmuştur. Tehcir ve iskân, tekçi asimilasyonist devlet zihniyetinin olmazsa olmazıdır.

100 yıldır değişmeyen ceberrut devlet aklı

Bırakalım Osmanlı’yı bir yana, Türk ulus devletinin son yüz yılında da: 1914-23 Pontus Rumlarının tehciri, 1915 Ermeni tehciri, Süryanî-Asurî tehciri, 1934 Trakya Yahudi tehciri, 1937-38 Dersim tehciri, 1964 Rum tehciri, Kürt isyanlarından sonra bir sürü irili ufaklı tehcir, ayrıca 1923-24 mübadelesi… Hepsi belgeli ispatlı, çoğu anılara, romanlara konu olmuş, milyonlarca insanı kırıp geçirmiş insanlık suçu niteliğinde olaylar… Resmî tarih ve resmî ideoloji bunların öğrenilmemesi, bilinmemesi, toplumsal bellekten kazınması için kitlelerin ilkel milliyetçi duygularını körükleyen yalanlar üretmekten tutun da baskı ve korkutma yöntemleri uygulamaya kadar her yola başvurmuştur.

Yıl 2016. Gözlerimizin önünde, terörle mücadele kisvesi altında resmen ilan edilmemiş fiilî bir tehcir yaşanıyor: Güneydoğu Kürtlerinin tehciri… Kürtlerin tehciri baştan beri mi planlanmıştı yoksa Kürt siyasî hareketini bitirip bölgeyi Tayyip Erdoğan iktidarı için dikensiz gül bahçesi haline getirirken işin KDV’si olarak mı ortaya çıktı, kestiremiyorum. Şöyle ya da böyle; bölgedeki ölümler, yıkımlar, yerle bir olmuş şehirler, mahalleler, yakılıp kül olan ormanlar, meralar, baskı, korku, yıldırma, güvensizlik, yüzbinlerce insanı göçe zorladı. Ufukta, yakın gelecekte çözüm görünmüyor. Yakılıp yıkılan şehirlerin, mahallelerin, evlerin ve de tabii mahvolmuş hayatların, yüreklerin nasıl onarılabileceğini kimse bilmiyor. Atılan nutuklar, verilen sözler, çocukları bile kandıramayacak sözde kalkındırma projeleri hepsi palavra, hepsi yalan ve hayal. Sonuç: bölgenin olabildiğince Kürtsüzleştirilmesi.

Suriyeli mültecilerin ne günahı var?

Osmanlı’dan beri böyledir bu; yerli halk göçe zorlanarak tehcirle boşaltılan yerlere devletin/iktidarın bekçileri olacakları umulan/hesaplanan kandaşlar-dindaşlar yerleştirilir. Asimile olmaya direnenler, kendi hak ve kimliklerini talep edenler sindirilir, iktidarın hedeflediği demografik denge sağlanır. Kürt nüfusun bölgedeki üstünlüğünü kırmak, en azından dengelemek için şimdi de Suriyeli mültecilerin kullanılacağı anlaşılıyor. Savaş ve şiddet kurbanı masum Suriyelilerin ve “kandaş-dindaş” Türkmenlerin yanında selefî cihatçılar da bölgeye resmen iskân edilirse, bir de makbul görülenlere vandaşlık verilirse, gel keyfim gel.

Ancak; Cumhurbaşkanı Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verileceğini açıkladığından beri Suriyelilere yönelen öfke ve saldırılar önümüzdeki günlerin tatsız olaylara gebe olduğunun ilk işaretleri. Halklardan iğrenen elitistler, aydın, yazar, çizer kisvesi altında yabancı düşmanlığı ve şoven milliyetçilik mikrobunu topluma saçmayı misyon edinmiş insanlar, kitleleri Suriyelilere karşı kışkırtmakta yarışıyorlar. Vurulup öldürülen Kürt kızının çıplak bedeninin sokaklarda teşhir edilmesine ses çıkarmayan, bodrumlara sığınmış insanların bombalanmasına, yakılmasına gözyuman, bunca zulmü görmezden gelen necip Türk milletinin lumpen tosuncukları da Suriyeli’nin biri köpeği tekmeledi diye Suriyeli sığınmacıları linç etmeye kalkışıyor.

Suçlu, sorumlu kim?

Tayyip Erdoğan, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verileceğini açıklarken mültecilere karşı öfkeyi kabartıp yeni bir çatışma ve ayrıştırma alanı yaratmayı hesaplamış olabilir mi? Mümkün, çünkü bütün siyasetini ve iktidarını çatışmalar üzerine kurmuş durumda. Öte yandan, güneydoğu sınırlarımızda yoğunlaşan Kürt nüfusumuzu dengeleyip denetim altında tutacak bir Sünnî Arap (veya Türkmen) kuşağı yaratma planı da yapıyor olabilir.

Türkü ile, Kürdü ile, Alevîsi Sünnisî ile bu millet Erdoğan iktidarının bir sürü oyununa geldi, bu defa da mayınlı arazide dolaşıyoruz. Aralarında iktidarca varlıklarına göz yumulan, devlet birimlerince kullanılan IŞİD’cisinden El Nusra’cısına bir kısım muzahrafat varsa da, Suriyeli mültecilerin yaşanmakta olan toplumsal felakette suçları, günahları yok. Onlar sadece kurban.

Sorumlu ve suçlu kim, diye soruyorsanız: yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yerinden yurdundan edilmesine, bölgenin on yıllar boyunca onarılamayacak bir felakete sürüklenmesine neden olan bu savaşı kimler kışkırttıysa, yangına kimler benzin döktüyse, IŞİDvarî yapıları kimler desteklediyse onlar… Savaşın bu boyutlara varmasında Davutoğlu’nun Osmanlıcı hayallerinin, Erdoğan’ın bölge hakimiyeti ve Sünnî Müslüman dünyasının halifeliği ihtirasının, AKP iktidarının yanlış hesaplarının payını bütün dünya biliyor. Sonunda kendileri de ne halt ettiklerinin farkına vardılar ki, “Esat’la konuşamayacağımız bir şey yok, Suriye politikası gözden geçirilecek, vb.” demeye başladılar.

Varılan noktada Suriyeli mültecilere kızmak, saldırmak, sınırdışı edilmelerini istemek, onlara düşmanlık beslemek, aşağılamak; asıl suçluyu, sorumluyu bırakıp mazlumu, mağduru dövmektir. Kitlelerin öfkesinin, tepkisinin hedefini şaşırmasıdır. Muhalefete düşen; yabancı düşmanlığını, şoven milliyetçiliği vaaz ederek kitleleri tahrik etmek yerine Suriyelilerin sorunlarını çözebilecek insanî ve toplumsal politikalar önermektir. Bu aşamada mülteci statüsünün tanınması bir sürü soruna çözüm getirebileceği gibi, 3 milyon kişinin arasına karışmış teröristlerin, suçluların, cihatçıların, şer unsurlarının ayıklanmasına da yardımcı olabilir (Tabii olması isteniyorsa).

Suriyeli sığınmacıları, bu toplumsal facianın sorumlularının eline teslim etmemek; onların Kürtlere, Alevîlere, başka halklara karşı kullanılmalarını engellemek, onlara sahip çıkmak da bizim görevimiz.

http://t24.com.tr/yazarlar/oya-bayda...lteciler,15019
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 13.07.16   #4589
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Savaşın psikolojik boyutu

13 Temmuz 2016 04:54

Fehim IŞIK
@Fehim_Isik

[email protected]

Savaşın bir diğer boyutu da psikolojik olarak sürdürülenidir. Düşünün, ta 1938’lerde sürdürülen savaşın bu boyutu insanların zihninde öyle bir yer etmiş ki hâlâ bile birçok Dersimliyi Atatürk’ün Dersim’de yaşananlardan haberdar olduğuna dair ikna edemezsiniz. Dersimlilerin birçoğu, Atatürk Dersim’e geldiğinde katliamın durduğuna inanır. Öyle ki konuyla ilgili çalışanlar bile yıllarca bu bilgilerin peşine düşme gereği duymuştur.

Savaşın psikolojik boyutu her askeri darbe döneminde, 1960’larda, 1970’lerde, 1980’lerde boyutlanarak sürdü. Bu savaşı sürdürenler giderek ustalaştı. 1960’larda Kürt ağa ve şeyhlerini tutuklayanlar her biri kendi halinde insanları öyle bir şeytanlaştırdılar ki toplum bunların birer cani olduğuna inandı. Bırakın Kürtlerin başına getirilenleri, kendi başbakanlarının, Menderes’in bile başına getirmedik iş bırakmadılar. Bunu 1970’lerde şimdi bir kısmı ulusalcı olan, Kürtlere düşmanlıkta devlete pabuç bırakmayan 1968’lilere de yaptılar.

1980’lerde yaşananları anlatmaya ise yürek dayanmaz. Artık devrede televizyonlar da vardı. Her gün tutsak bir muhalif ya da zorunlu sürgüne gönderilen bir politikacı, teslim alınmış bir gazeteci/aydın televizyonlara çıkartılır, itirafçılar konuşturulur, o yetmez Darbe Lideri Evren kent kent dolaşıp Kur’an’dan ayetlerle devlet düşmanlarının aynı zamanda nasıl kendi bacılarına bile yan gözle bakan komünistler olduğunu anlatır ve topluma da bunu yuttururdu. Aynı dönemin darbe liderleri teslim alamadıklarını ise cezaevlerinde katleder, sonra bunların nasıl ranzadan düştüğünü anlatarak devletin iyi niyetine rağmen vatan hainlerinin kendilerini ranzalardan aşağı atıp öldürerek devleti zor duruma sokmak istediklerini propaganda ederlerdi.

1990’larda bu savaş iki boyutlu sürdü. Tüm saldırılara rağmen mücadele kitleselleşip geri adım atanların sayısı azalınca bu kez medyanın yanı sıra devlet içinde kümelenmiş gizli gruplar, çeteler, devlete yamanmış paramiliter güçler halkı doğrudan katletmeye başladılar. O yıllarda adı öne çıkan, sonradan mahkemelerde kurucularının bile varlığını itiraf ettiği JİTEM aracılığıyla işlenen bu katliamları devleti yönetenler, mahkemelerin yargıçları hep görmezden geldi. Bugün bile devlet JİTEM’in varlığını kabul etmiyor. Açıktır ki JİTEM bir üst boyuta taşınmış psikolojik savaş aygıtının ürünüydü ve işi bitinceye kadar pervasızca kullanıldı.

2015’ten sonra yaşananların da geçmişte yaşananlardan özellikle 1990’larda yaşananlardan farkı yok, hatta fazlası var.

Düşünün, DBP Yöneticisi Hurşit Külter 50 güne yakın etti ki kayıp. Ailesi başta olmak üzere toplumun önemli bir kesimi günlerdir #HurşitKülterNerede diye soruyor. Eldeki tüm delillere, polis hesaplarının özel mesajlarını kaydedip sosyal medyada paylaşmalarına rağmen devleti yönetenler, hükümet, mahkemeler hâlâ sessiz.

Peki bu sessizliğe psikolojik savaşın en önemli unsuru olan hükümet yanlısı medya nasıl yanaşıyor?

Alın size A Haber’in yazdıkları!..

“PKK ve FETÖ medyası ‘Külter gözaltında öldürüldü’ palavrasına sarıldı. Yakalanan bir terörist, Külter’in 20 kişilik terörist grubuyla kanalizasyonu kullanıp Cudi’ye kaçtığını itiraf etti...”

Bunu yazabilmek için yalnız akıl tutulması gerekmiyor, aynı zamanda insan olmanın tüm kriterlerinin de tükenmesi lazım.

Diyeceksiniz ki Cizre’de 35 günlük bebeği, cansız bedeni günlerce dondurucuda bekletilen Cemile’yi, 8 aylık hamile kadını, Tabet Ana’yı önce katledip sonra terörist ilan edenlerin psikolojik savaş aygıtlarından bunu yazmalarının nesi ilginç!..

Doğru, eğer öyle olmasaydı akıllarının tutulmasının, insanlıklarını yitirmelerinin bir izahı olurdu. Bunları izah edemediğimize göre geriye kalanlar kendi çıkarları, sultanlarının iktidarı, ırkçı hezeyanları olur.

Bugünlerde bir başka atraksiyona daha girdiler. Cumhurbaşkanının doğrulatmak için çabalarımız sürüyor dediği Bahoz Erdal’ın öldürüldüğü haberini veren Sabah Erdal’ı öldürmekle yetinmiyor, kendi uçtuğunun farkında olmadan bir de Bahoz Erdal’ı uçuruyor.

Bahoz Erdal meselesiyle ilgili uzmanlar, özellikle Ümit Kıvanç gibi olay örgüsü ve kullanılan dil ve materyaller üzerinden değerlendirenler kıymetli şeyler yazdılar. Tekrara gerek yok. Ancak belli olan şu: Devlet hâlâ ergen tavrından vazgeçmiş değil, her geçen gün aksiyonlarına yenisini katıyor. İşin ilginci ise kendi yalanına önce kendisi inanıyor.

Bize kalan ne mi?

Bu yalanları ifşa etsek neye yarar, diyemeyiz. Hâlâ onlara körü körüne bağlanan onca insan olduğunu unutmadan yalanlarını ifşa etmeyi sürdüreceğiz. Ancak kendi yalanlarında boğulmalarını hızlandıracak dirence sahip olmaktan da vazgeçmeyeceğiz.

Başka şansımız yok.


www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 13.07.16   #4590
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


IMF'nin Suriye raporu:
IŞİD’in, Türkiye’ye
petrol sattığına dair göstergeler var


IMF uzmanlarının hazırladığı raporda, IŞİD'in günde 30 ila 80 bin varil ham petrol satıyor

- A +
TARİH
13 Temmuz 2016 22:00

IMF uzmanları tarafından hazırlanan, "Suriye'nin Çatışma Ekonomisi" başlıklı bir raporda, "IŞİD'ın günde 30 ila 80 bin varil ham petrolü, Irak, Ürdün, Lübnan ve Türkiye ile Suriye sattığına yönelik göstergeler var." denildi.

Suriye hükümetinin IŞİD ve Kürtlerden petrol aldığı, IŞİD kontrolündeki bir barajın bakımını yaptığı değerlendirmesinin yer aldığı IMF raporunda, "Haberler aynı zamanda Suriye hükümetinin, IŞİD ya da Kürtlerle, rejim kontrolündeki alanlara su ve enerji gibi temel hizmetlerin temini yanında, Suriye hampetrolünü ve gazını almak için anlaşmaya vardığını belirtiyor" ifadeleri yer aldı.

noktadergisi'nin haberine göre, Y. Sayigh'in Carnegie Endowment için yazdığı "The War Over Syria's Gas Fields" makalesinin kaynak olarak da gösterildiği raporda, öne çıkan bölümler şöyle:

"- Özellikle Halep çevresindeki şirket ve girişimcilerin ülkeyi terk edip sermaye ve donanımlarını komşu ülkelere götürdüklerine yönelik söze dayalı kanıtlar var. Örneğin birçok Suriyeli küçük ve orta ölçekli girişim ve girişimcinin üretimlerini Türkiye'ye kaydırdıkları ve ürettikleri malları tekrar Suriye'ye sattıkları iddia ediliyor. 2014 yılında, Türkiye'nin Suriye'ye ihracatı yeniden, 2012'deki 500 milyon dolarlık seviyesinden, kriz öncesindeki 1.8 milyar dolarlık düzeyine gelirken, Suriyeliler Türkiye'de yeni tescil edilen işlerin yüzde 26'sına sahipti.

- Kamu hizmetlerinin ülke genelindeki durumu değişken. Hükümetin bütçeye odaklandığı ve harcamaların büyük ölçüde eğitim, yol bakımı, gıda, yakıt, ilaç ve kamuda maaş ve emekli ücretlerine gittiği varsayılıyor.

"IŞİD, Irak Ürdün, Lübnan ve Türkiye'ye petrol satıyor"

- Hükümet belediye varlıklarının özel kişilerce işletebileceğini ilan etti. Haberler aynı zamanda Suriye hükümetinin, IŞİD ya da Kürtlerle, rejim kontrolündeki alanlara su ve enerji gibi temel hizmetlerin temini yanında, Suriye ham petrolünü ve gazını almak için anlaşmaya vardığını belirtiyor. (Örneğin haberler hükümetin IŞİD ile Rakka yakınlarındaki, IŞİD'ın tuttuğu hükümetin teknik yardımıyla bakımının sağlandığı Fırat barajı hakkında bir anlaşmaya vardığını gösteriyor. Aynı zamanda IŞİD'ın günde 30 ila 80 bin varil ham petrolü, Irak, Ürdün, Lübnan ve Türkiye ile hükümete (Suriye) sattığına yönelik göstergeler var.

- Finansal Hareket Görev Gücü (FATF) IŞİD'ın petrol ve petrol ürünlerinin, illegal istismarı, gasp ve banka soygunları dahil Suriye'deki suç faaliyetleri yoluyla para toplama yöntem ve kanallarını belirledi. Raporlar paranın IŞİD parasının bir kısmının Suriye'de kontrol ettiği düzenlenmiş banka şubeleri ve para ve transfer hizmetleri ile hareket ettiğini gösteriyor."

IMF raporuna göre Suriye'de 250 bin kişi öldürüldü, 800 bin kişi yaralandı. 4.7 milyon kişi ülkeyi terkedip Türkiye dahil komşulara sığındı. Avrupa'da 900 bin kişi siyasi sığınma talebinde bulundu. Ülke içinde ise hükümet denetimindeki çoğu kıyı bölgesine ya da Şam'a olmak üzere 7.6 milyon kişi yer değiştirdi. IMF "Çalışma Raporları"ndaki saptama ve değerlendirmelerin IMF için kurumsal bağlayıcılığı bulunmuyor.


http://t24.com.tr/haber/imfnin-suriy...ler-var,349810
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 32 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 32 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaytung haberleri. dAbBe Komik Bölüm 33 26.03.14 22:44
Bu Yolu Sürenler Bilir Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.01.12 11:41
“Bağımsız Türkiye” Düşünü Gerçeğe Çevireceğiz… yorum111 Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 3 27.03.11 00:59
Turgut Öker, AABK adına bağımsız milletvekili adayı Pir Mehmet Siyaset,Politika ve Ekonomi 8 20.02.11 09:10
Sefire Yolu Gösterin !!! akdora Mustafa Kemal ATATÜRK 0 23.05.10 00:48




Totobo Totobo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2