Sponsor Reklamlar



 
Seçenekler
Alt 25.11.13   #1601
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Barış Atay, mahkeme salonunda ilk açıklamayı Hayat TV'ye yaptı







İlgili Haberler

Etiketler

Barış Atay - Redhack - Hayat TV -

Redhack Operasyonu'nda gözaltına alınan 14 kişiden 5'i tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Barış Atay dahil 9 kişi tutuklandı.
Barış Atay serbest kalır kalmaz Hayat TV'nin canlı yayınına bağlanarak duygularını aktardı:
"Zaten hukuksuz bir soruşturmaydı. Ne olduğunu bilmediğimiz bir şey için 4 gündür tutuluyoruz. Tutuklanmak için mahkemeye sevk edilen arkadaşlarımız var. Onlar için de burada bekleyeceğiz."

www.evrensel.net
Eklenme tarihi: 2013-11-25 19:14:55
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.11.13   #1602
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.



'Ben bu tuzağa düşmem'





Kürt meselesinin Magazin Gazetecileri Derneği gecesine indirgendiğini söyleyen Kadir İnanır “Gazeteciler ve siyasetçiler tuzağın içine düşüyor... Başbakan bir laf atıyor bütün ülke birbirine giriyor” diyor


Okuyucu Modunu Aç Okuyucu Modu Kapat Yazıyı Büyüt: 12 14 16 18 20
“Tüketen, yok eden, hakaretle küçültülen, zavallılaşan insanın karşısına BARIŞ’ı koyabildiğimizde; siz o zaman görün nasıl da değişiyor her şey...” Onu son zamanlarda gündemin en ilgi çekici ‘öğe’lerinden biri yapan ‘Ahmet Kaya’ tartışmalarına cevabı bu oldu Kadir İnanır’ın. Tartışmayı devam ettirmenin asıl meselenin içini boşaltmak olacağını söyledi.
Hayatının önemli bir bölümünü Türkiye’de kangrenleştiği zannedilen Kürt meselesi üzerine kafa yorarak geçiren, kanın barışla durmasına dair bir umut gördüğü için siyasi görüşü hiç uymadığı halde AKP hükümetinin Akil İnsan projesinde çalışan, bu nedenle muhatap olduğu hakaretler karşısında tek başına kalan Kadir İnanır, çok sevdiği Ahmet Kaya’ya sahip çıkmadığı iddialarına yine bölge halkının sesi olarak yanıt verdi. ‘Gelin esas sorunu konuşalım’ dedi.
Ününü ve dinlenen sözünü barıştan yana kullanan Kadir İnanır’la konuştuk.


•Ahmet Kaya ile ilgili son açıklamada “Kürt meselesi Magazin Gazetecileri Derneği gecesine indirgeniyor” dediniz. Açıklamanın ardından konuşmayı reddediyorsunuz. Neden?
Bu olayın Kürt meselesinin içini boşaltma olduğunu bildiğim için. Devam edersek, biz de o boşaltmaya alet olacağız. Tuzağın içine düşüyorlar, hem gazeteciler hem siyasiler. Büyük bir tuzak kuruyorlar, atıyorlar ortaya, haydi millet birbirine giriyor; temel sorunlar unutuluyor. Siyaset öylesine polemik ya da günlük aktüel çarpışmalara dönüştü ki.... Başbakan bir laf atıyor, bütün ülke birbirine giriyor bir süre sonra unutuluyor. Yugoslavya’ya gittiğimde öğrendim Tito da böyle yaparmış. Çok sert bir laf edermiş, bir ay kaybolurmuş. Millet onu bağıra çağıra tartışırmış. Alternatif siyaset üretmediğin, bir dedikodu mekanizması gibi karşı tarafa cevap verdiğin sürece muhalefet de olamıyorsun, inandırıcı da...

29 EKİM’DE HAKKâRİ’YE GİTTİM
•Yaşam tarzı tartışmalarını da bir çeşit tuzak olarak mı görüyorsunuz?

Sadece buna indirgememek lazım. Şu anda yapılanların başındaki partinin tüzüğü var, açık açık söylüyorlar ‘muhafazakar parti’ diye. Tüzüklerine göre hareket ediyorlar. Bir parti ‘Ben sosyal demokratım, sosyalistim’ deyip birdenbire bunları yaparsa şaşırırsın. Böyle bir şey yok ki. Beğenmiyor musun?

•Oy verme, mi?
Oy verme meselesi değil. Ne demek oy verme? Oy vermedik diye böyle mi yapması gerekiyor.

•Polemikler karşısında muhalefet nasıl tavır almalı?
Bu aşamada MHP’lilere bir şey demiyoruz onların bir siyasi doktrini var, onun üzerinden siyaset yapıyorlar. Ama bir sosyal demokrat CHP de iktidar partisinin tuzağına düşerse, kendiliğinden kaos başlar. Ondan sonra da kendini dayanılmaz sanan köşe yazarları, sanki bütün Türkiye onları okuyormuş gibi sabah akşam küçücük cılız köşelerinde zavallı kompleksli kimlikleriyle kin kusmaya başlarlar.

•Siz de ‘Akil İnsan’ sürecinde bu tür yazıların hedefi oldunuz...
Ben bu akil insanlığı başından beri kabul etmedim. ‘Barış elçisiyiz biz’ dedim. İnadına bunlar habire hala utanmadan ‘Başbakanın akili’ diyorlar. Eğer ısrarla ‘akil’ diyeceksen, Başbakan’ın değil, ben bu halkın, Güneydoğu halkının akiliyim. 29 Ekim’de Hakkâri’ye gittim, onlar buralarda kutlarken. ‘Beraber kurduk bu cumhuriyeti’ dedim. Salon inledi. Ama Hakkâri’nin yoksulluğu üzerine, insanların orada çektiği çileler adına tek kelime söylemezsen, ‘Bir sorun yok’ dersen olmaz. Kafatasçıları tedavi ediyoruz. Onlar bağırıp çağırdıkça bizim söylediğimiz doğruyu bulacaklar. Adam diyor ki “Ben milliyetçiyim”. Gel sana öğreteyim milliyetçi kim? Bizim milliyetçilik anlayışımızda halkların kardeşliği var. Vatan haini diyorlar. Vatan haini ne? Yurttaşlık görevini doğru yapmayan. Yani vergisini doğru dürüst ödemeyen. “Hain” diyen herkese söylüyorum, acaba siz bugüne kadar yurttaşlık görevinizi yerine getirip vergilerinizi doğru ödediniz mi bu devlete?

Fikirlerim AKP ile örtüşmez
•Barış sürecinin AKP’ye yaradığını mı düşünüyorlar?

Yeni bir şey de değil bu mücadele. Öyle kimse lütfetmedi. 90 yıldır verilen bir mücadelenin karşılığıdır yaşadıklarımız. Benim Adalet ve Kalkınma Partisi’yle hiçbir ilgim yok, siyasi düşünceleriyle düşüncelerim örtüşmez. Ama sorun çözülmezse ülke bataklığa döner.

•Bölge halkı ne istiyor?
İnsanların istediği tek şey var huzur. Huzur da barışla sağlanır. Sen ‘Böyle bir gerçek yok’ diye iddia ediyorsan, bu gerçek var kardeşim. Merak ediyorsan olup olmadığını, bölgeye gidersin görürsün; ama sen gidemiyorsun. Gidemediğin yer senin değildir, onu bildiğin için kin kusuyorsun. Demokrasilerde özellikle bireyin yaşamın kendisine dair söylediği gerçeklere saygı duymak lazım. Ben böyle yönetilirse daha iyi olacağına inanıyorum bu ülkenin, deme hakkı var herkesin. Yoksa bir grup gelir de ‘Hayır bu ülke böyle yönetilecek derse’ o doğru değil. Dünya, çağ değiştikçe doğruluk kavramları da değişir. Artık tek başına devlet yok, globalizm diye bir şey var. Eskiden ‘10 milyonluk Yunanistan, öksürsek yok ederiz’ diyorlardı. Hayır, edemezsin kardeşim. Ettirmezler.

•Barış süreci ‘globalizm’in getirisi mi?
Kuzey Irak’taki enerji kaynaklarının emperyalist güçler tarafından üretilip, satılmasının ve bol kazancın kavgası bu. Onun için barış eli sıklaştırıldı. Gerçek temel üzerine bir de bu bindi. Bölgedeki enerji kaynaklarının üretilip dağıtılması büyük zenginlik yaratacak. Teknoloji ne bizde ne de bölgede var. Emperyalist güçlerde var. Enerji kaynaklarını üretecekler, taşıyacaklar; ya İskenderun’dan ya da Mersin’den. Geçecekleri bütün yollarda huzur olması gerekiyor. Bu da benim naçizane gözlemim.

•Barzani’yle yakınlaşmayı da bu doğrultuda mı değerlendirmeliyiz?
Barzani mesele değil. Onların hepsi küçük fotoğraflar, seçmenine siyaset yapan hareketler. İşin özünde sorun var, o sorunu ortadan kaldırılmak zorunda. Seçimlere kadar bu gerginlik devam edecek. Olmaması gereken gerginlikler olacak. Provokasyon da olabilir. Birtakım canlar da yanabilir. Ama sonunda bu alınan büyük karardan artık dönüş yoktur.

•Süreç rayında gidiyor mu?
Kürt meselesi inşallah barışla bitecek. Başka şansı yok çünkü. Bu işi kazara beceremezsek, yemin ediyorum, buna karşı çıkanların hiçbiri evlerinden dışarı gidemezler. Bırak evlerini tuvaletten bile çıkamazlar.

BARIŞ ELİNİ KOPARAN YANAR
•Süreçteki ziyaretlerinizde fikri bir dönüşüme şahit oldunuz mu?

Gergin ortamlar oluştu her gittiğimiz yerde. Toplantıların hepsinde istisnasız Şehit Aileleri Dernekleri ve Ülkücüler vardı. Adamlar öyle bir saldırdılar ki. Sanki biz bu ülkeyi bölüyormuşuz, vatan hainiymişiz; “Sizi yargılayacaklar, sizi asacaklar” gibi tepkiler. Televizyonda dinlediğinin aynısını söylüyor. ‘Bırakın özgürce konuşsunlar’ dedim. Kendi fikrini özgürce söyleyecek, çatışacağız, sonunda anlaşacağız. Sorunu yok etmenin başka yolu yok. Sonunda kavga ettiğimiz herkesle resim çektirdik. Ben onların Kadir Ağabeyiyim, kardeşiyim. 3,5 ay ölümler gelmeyince bütün bu direnişin kırıldığını gördüm. Bir sene daha ölüm gelmese, olaylar düzelecek, yumuşayacak. Barışın eli birbiriyle sıkışacak. Hükümet ya da muhatabı, kim ki bu barış elini ortadan çekerse, ikisi de fena durumlara gelecek, o elleri yanacak. Siz bu halkın barış hasretiyle oynayamazsınız. Büyük bir barış hasreti var 30 yıldır devam eden, bana göre 90 yıldır devam eden bir kavganın barışa yönelik hasreti var. Şimdi 11 ay ölümlerin gelmediği bir sıcaklıkla süreç devam ediyor. Hadi bakalım, bir tanesi ayırsın elini, ben yapmıyorum desin diyebiliyorsa.

YASAL GARANTİ GEREKİYOR
•Ayrılıkçılar sürece ikna mı?

Ayrılma diye bir şey yok. Kürt halkı “Beni geri zekalı falan mı sanıyorsunuz? Boğazı, Lara plajlarını size bırakacağım, dağlara çıkacağım... Siz gidin kardeşim” diyor. Kimsenin böyle bir derdi yok. ‘Bu devleti biz kurduk. Beni insan yerine koyacaksınız. Efendimiz olmayacaksınız artık’ diyor. ‘Eşitlik istemeyenler de bundan vazgeçecekler’ diyor. Mesela kadın diyor ki ‘Neymiş bunların sorunu? Ben o Kürt kadını çalıştırıyorum, kızını da okutuyorum’ diyor. Ben de diyorum ki bir de sigorta yaptıracaksın ve asla yüksek sesle konuşmayacaksın. Artık askerde bütün nöbetleri Kürt Memed’ler tutmayacak. Herkes eşit nöbet tutacak. Kürt Memed’i nöbette unutuyorlardı biliyor musun? İki saat yerine altı saat tutuyordu yıllarca, tarih boyunca. ‘Kürt Memed nöbete!’ Ben mi uydurdum bu lafı. Trakyalı Ahmet ya da Karadenizli Yusuf değil niye hep Kürt Memed? Bu toplumda beraber yaşıyorsak herkes temel hak ve özgürlüklerden eşit derecede istifade edecek. Bir de yasalarla garanti altına alınacak.

•AKP kendi varlığına mı bağladı barış sürecini?
AKP olur, olmaz; bu hiç önemli değil. Kim gelirse gelsin süreç devam edecek, bu olay bitecek. AKP gidince yerine gelecek hükümet bu barış elimi kaldırıyorum diyemez. Tam tersine belki daha iyisini yapar. CHP’nin devam ettirmeme şansı mı var? Bu savaşı tekrar başlatmaya kimsenin gücü yetmez. Bu seferki hiçbir şeye benzemez. Bu barış elini koparan yanar.

•Demokrasi paketini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onun adı ‘Bu kadar mı paketi’. Tabana siyaset yapılıyor. Seçimlere kadar o paket epeyce açılacak. Habire paket açılacak.

•Ne eklemek lazım paketlere?
Birey olarak eşit haklar. Sonra dil. Bak şimdi Kosova’da Türkler kendi dillerinin anayasaya koyulması için mücadelesini veriyorlar, Türkiye’de sorun oluyor. Bir başkası istediği zaman sorun oluyor. Bu toplum ikiyüzlülükten vazgeçecek.

•Abdullah Öcalan’ın hapisten çıkmasına doğru gidecek mi süreç?
Apo halkın önderi. Görmüyor musun bir elini kaldırması yetiyor. Zaten hükümet de onunla götürüyor işi. Hükümetle konuşulan şeyler Apo tarafından aktarılıyor. Şartlar oluşur mu bilmiyorum. Onun da şu aşamada düşündüğünü sanmıyorum. Bu sorunlar ortadan kaktıktan sonra, toplumun kendi iradesi ‘evet’ derse olabilir ancak. Çünkü şu aşamada provakasyona uğrayabilir. Şartların olgunlaşması güzel olur, öyle olması lazım. Bir ülke ana meselesini hapisteki bir adamla konuşuyorsa, bu gerçeği yok saymak saftiriklik olur.

•Bu kadar tartışmanın konusu oldunuz. Umduğunuzu bulabildiniz mi ‘Akil insan’ sürecinden?
Bir gün bu ülke toplumun tamamını ilgilendiren radikal kararlar almak istiyorsa ilk müracaat edecekleri yer parlamento değil sivil toplum kuruluşları olacak. Çünkü sivil toplum kuruluşlarına ilk defa özgürce bağırdılar toplantıda. Bir ülkede bu kadar bilgili, bu kadar cesur bir halk varmış meğer. Şunlara dersini vereyim diye nasıl bağırdılar biliyor musun? Bağırdı ama sonunda yaptığının yanlış olduğunu gördü. Çünkü ölümler gelmedi. Vatan da bölünmedi, bayrak da düşmedi. Hiçbir şekilde bunlar olmayacak. Dicle ve Fırat’ın üzerine kurulmuş 22 tane baraj, bir o kadar da santral, doğal kaynaklar bölünecek, öyle mi? Buna çocuklar bile güler.
***
Kadir İnanır’ın sevenlerine mektubu
Ben gazeteciliğin ne kadar zor olduğunu iyi bilenlerdenim. Gazete patronunun problemlerini, köşe yazarların yazma konusundaki sıkıntılarını, röportajların özgürce yapılıp yayınlanmadığını çok iyi biliyorum.
İnsan sevgilisine bile her gün mektup yazma olasılığından ve yeteneğinden yoksunken, her gün ülke sorunlarını yazma görevini sürdürürken nasıl zorlanır, iyi biliyorum.
Hele bu yazar kafatasçı- ulusalcı biriyse durum daha da zorlaşıyor. Son zamanlarda köşelerini benimle dolduruyorlar. Üç, beş zavallı kafatasçı sürekli saldırıyorlar. Sanki bütün Türkiye onlarınmış gibi havalanıyorlar da istiyorlar ki ben ülke sorunlarıyla ilgilenmeyeyim. Bir köşede pısırık birisi olarak kalayım ve bir magazin figürü olayım.
Böyle olanlar var. Ama ben asla böyle biri olmayacağım. Tam tersine bu güzel ülkenin güzel insanları daha mutlu, daha huzurlu yaşasınlar diye, ülkenin başına çökmüş belaları ortadan kaldırmak, halkların kardeşliği üstüne kurulmuş bir barışı kurmak için bütün gücümle çalışacağım. Hem de üç, beş kafatasçı-ulusalcı cahillere vatan ve millet sevgisinin onların tekelinde olmadığının dersini vererek. Ülkenin başındaki en büyük sorun Kürt sorunudur. Ve bu sorun mutlaka barışla çözülecektir. Kandan nemalananlar bir gün mutlaka aç kalacaklardır. Aydınlık, pırıl pırıl bir geleceği kurmamız için elimizi taşın altına koymalıyız. Ben koydum. Bu güzel ve canım ülkede özgürce yaşamak ve filmler çekmek istiyorum. Karanlıktan hep korktum. Uyurken bile ışık girsin isterim odama. Su katılmamış bir sosyal demokratım ben. Hiçbir sapmam olmaz. 100 röportajımda söyledim. Bu akillik meselesi siyasi düşüncesine karşı olmama rağmen onlardan da gelseydi kabul ederdim diye. Ama işine gelmez karanlık dünyayı savunanların. Sonunda benim savunduğum gerçekler kazanacak. Barışla bitmeyen savaş yoktur çünkü.
Etnik kimlik meselesi mutlaka çözülmelidir. Anayasada teminat altına alınmalıdır. Etnik kimlik meselesi demokratik mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Pazarlık konusu edilemez. Çerkes, Boşnak ve Lazlar, Gürcüler, Arnavutlar da haklarının kazanılması için mücadele edeceklerdir.
Sonunda; YAŞASIN HAKLARIN KARDEŞLİĞİ VE YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE gerçeğini hep beraber söyleyeceğiz ve mutlaka kazanacağız.



Editör : birgün
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1603
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


‘Emniyete göre,
Gezi Parkı şüphelilerinin yüzde 78′i Alevi



Kırmızı Haber | 25 Kasım 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Siyaset, Üst Haberler


Taksim’deki Gezi Parkı’nda başlayan ilk protesto eylemlerinin üzerinden altı aya yakın bir süre geçti. Milliyet yazarı Tolga Şardan, güvenlik birimleri tarafından 28 Mayıs’tan Eylül’ün ilk haftasına kadar olan sürede gerçekleştirilen Gezi Parkı eylemlerinin değerlendirmesini yazdı. Güvenlik birimlerinin gözaltına alınan 5 binden fazla şüpheliden oluşturduğu “örneklem” grubu üzerinde yaptığı “demografik analiz”inde tespit yöntemi belirtilmeden “haklarında adli soruşturma başlatılan Gezi Parkı şüphelilerinin yüzde 78’si Alevi kökenli” olduğu iddia edildi.
Şardan’ın paylaştığı emniyet verilerine göre, 112 günlük sürede 80 kentte (Bayburt hariç) Gezi Parkı olayları çerçevesinde 5 bin 532 eylem ya da etkinlik gerçekleştirildi. Eylemlere yaklaşık 3 milyon 600 bin kişi katılırken, 5 bin 513 kişi güvenlik kuvvetlerince gözaltına alınarak soruşturma kapsamına alındı. Olaylarla ilgili adli soruşturmalarda 189 kişi tutuklandı, 4 bin 329 kişi yaralandı, 5 kişi yaşamını yitirdi. Emniyet teşkilatı bir polisi şehit verirken, 697 polis yaralandı. Yapılan ayrıntılı araştırmalara göre, Gezi Parkı protesto eylemlerinin yarattığı tahribatın değeri yaklaşık 139 milyon lira.
Milliyet gazetesi yazarı Tolga Şardan’ın “Gezi’den kalanlar ve farklı bir analiz” başlığıyla yayımlanan (25 Kasım 2013) yazısı şöyle:
Taksim’deki Gezi Parkı’nda başlayan ilk protesto eylemlerinin üzerinden altı aya yakın bir süre geçti.
Türkiye, 1 Mayıs’ta Taksim’de yaşanan olayların etkisi daha soğumadan, 28 Mayıs gününden itibaren Gezi Parkı sürecini yaşadı.
İstanbul ve Ankara’da başlayan protesto eylemleri dalga dalga tüm ülkeye yayıldı.
Sadece devletin ilgili kurumlarının değil, sokaktaki vatandaşın da hiç beklemediği bir süreçti, bilançosu ağır oldu.
Gezi Parkı eylemlerinin “artçıları” halen görülüyor.
Bu dönem, devlette de bir travma yarattı.
İstihbarat eksikliğinin yanısıra, başta polisin konumu olmak üzere devletin bu işlerle ilgili kurumları tartışmaların odak noktasını oluşturdu.
Gezi Parkı eylemleriyle ilgili pek çok şey söylendi, süreç sorgulandı, tespitler ve değerlendirmeler yapıldı.
Yeri geldikçe, yeni değerlendirmeler yapılıyor.
Farklı analiz
Buna karşın güvenlik birimlerinin yaptığı “farklı” içerikli bir “Gezi analizi”nin, bu sürece farklı bakılmasını sağlayacağı kanısındayım.
Güvenlik birimleri, 28 Mayıs’tan Eylül’ün ilk haftasına kadar olan sürede gerçekleştirilen Gezi Parkı eylemlerinin değerlendirmesini ortaya koydu.
Şöyle ki; geçen 112 günlük sürede 80 kentte (Bayburt hariç) Gezi Parkı olayları çerçevesinde 5 bin 532 eylem ya da etkinlik gerçekleştirildi.
Eylemlere yaklaşık 3 milyon 600 bin kişi katılırken, 5 bin 513 kişi güvenlik kuvvetlerince gözaltına alınarak soruşturma kapsamına alındı.
Olaylarla ilgili adli soruşturmalarda 189 kişi tutuklandı, 4 bin 329 kişi yaralandı, 5 kişi yaşamını yitirdi.
Emniyet teşkilatı bir polisi şehit verirken, 697 polis yaralandı.
Örneklem çalışması
Güvenlik birimlerinin, gözaltına alınan 5 binden fazla şüpheliden oluşan bir “örneklem” grubu üzerinde yaptığı “demografik analiz” ise Gezi Parkı olaylarıyla ilgili farklı bir bakış açısına kaynaklık ediyor.
Haklarında adli soruşturma başlatılan Gezi Parkı şüphelilerinin yüzde 50’si kadın.
Şüphelilerin yüzde 15’i ilkokul/ortaokul mezunu, yüzde 24’ü lise mezunu, yüzde 36’sı üniversite öğrencisi ve yüzde 25’i üniversite mezunu.
Devletin resmi kayıtlarına göre, şüphelilerin yüzde 56’sı 18-25 yaş, yüzde 26’sı 26-30 yaş, yüzde 17’si 31-40 yaş, yüzde 1’i 40 ve üzeri yaş grubundan.
Ayrıca şüphelilerin ekonomik göstergeleri ise şöyle: Yüzde 39’u 0- 499 TL, yüzde 15’i 500-999 TL, yüzde 31’i 1000-1999 TL ve yüzde 20’si 2000 TL üzerinde gelire sahip.
Yine şüphelilerin yüzde 78’si Alevi kökenli olup bazı sendikalar/ sivil toplum örgütleri, taraftar grupları içinde yer alanlar, ulusalcı, laik kesimler. Yüzde 12’si siyasi partilerle ilişkili, yüzde 6’sı marjinal sol oluşumlar içinde, yüzde 4’ü ise terör örgütleri ve yasal uzantıları içinde yer alıyor.
Her ne kadar eldeki örneklem grubu bilimsel bir istatistik için yeterli olmasa da fikir ve değerlendirme yapılmasını sağlayabilecek nitelikte.
Hasar bedeli 139 milyon lira
Yapılan ayrıntılı araştırmalara göre, Gezi Parkı protesto eylemlerinin yarattığı tahribatın değeri yaklaşık 139 milyon lira.
Bunun yarısını (74 milyon lira) işyeri zararları oluştuyor. İkinci sırayı 15.5 milyon lirayla polis araçlarındaki hasarlar, üçüncü sırayı ise 10’ar milyon lirayla belediye araçlarının hasarı ve kaldırım tadilatları alıyor. Kamu binaları ve AKP binalarına verilen zarar yaklaşık 2 milyon lirayken, özel araçlarda 6 milyon lira, otobüs durağı zararlarında 4.3 milyon lira, reklam panoları ve trafik levhalarında 4.1 milyon lira ambulanslarda 2.8 milyon liralık maddi hasarlar oluştu.
-------------------------------------------------------------

MUAVİYE-YEZİT DÖNEMİ İKTİDARININ,
EMNİYET BİLE ,
GEZİ DİRENİŞİNE KATILANLARIN,
YÜZDE 78 ALEVİ DİYE AÇIKLAMA YAPIYOR,
HUKUK DEVLETİNDE OLURMU BÖYLE AÇIKLAMA,
MUAVİYE VE YEZİTLERE LAHANET,
DÖNEN DÖNSÜN
BİZ DÖNMEYİZ YOLUMUZDAN...
Sponsor Reklamlar

lipanali bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1604
lipanali
lipanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Nov 2013
Nereden: almanya
Mesajlar: 13
Rep Puani : 20
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


-Zürih'ten Munzur'a Bir Çizgi... BARBARA ANNA KİSTLER ( 3 ) 1955 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde doğdu. Kısa bir okul döneminden sonra, çalışmaya başladı. 16 yaşından itibaren siyasete ilgi duymaya başladı. Barbara yaşına rağmen hem çalışıyor, hem de araştırıp, okuyordu. İsviçre’de yürütülen anti-faşist anti-emperyalist mücadelenin ön saflarındaydı. Uzun yıllar, İsviçre’de komünist partinin yaratılması için mücadele etti. Komünist Partinin yaratılması mücadelesinde çekirdek olarak ortaya çıkan KGI (Komite Gegen İsalation) içinde yer aldı. Barbara bir taraftan KGI içide faaliyetlerini sürdürürken, bir taraftan da UKH (Uluslararası Komünist Hareket)nın durumunu araştırmaya başladı. 1988’de TKP/ML taraftarlarıyla yakın ilişki içine girdi. Bu süreç sonucunda 1989’da bu hareketle örgütsel ilişkiye geçti. Avrupa alanı onu tatmin etmiyor, Türkiye’ye gelmek istiyordu. Nihayet bu dileği gerçekleşti ve İstanbula geldi. İstanbul’da bir süre sonra yakalandı. İşkencehanelerde tavrı netti. Mahkemelerde şöyle diyordu “Beni siz değil, enternasyonal proletarya yargılar.” 8 aydan sonra cezaevinden çıktı ve bir süre sonra asıl isteğine, kırlara kavuştu. 1993 yılının Ocak ayı sonlarında TC güçlerinin attığı bir pusuya yoldaşlarıyla düştü. 3 gün süren çatışma sonucunda gerilla pusuyu yarmayı başarmıştı. Ancak yörede doğa koşulları oldukça ağırdı. Gerillaların üç günden beri sürdükleri çatışmada oldukça bitkin ve yorgun düşmüşlerdi. Aralarında yaralı olanlar da vardı. Bulundukları alanda köylere ulaşma hemen hemen imkansızdı. Gerilalar, uzun bir uğraştan sonra üslerine ulaşmalarına rağmen, yaralı olan gerillalara yardımcı olmak, mevcut imkânlar dahilinde yeterli olmadı. Barbara ve 5 savaşçı ölümsüzlüğe ulaştılar.---------
-------
selam olsun,bin selam devrim sehitlerimize
--
sevgilerimle,,lipanali
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
lipanali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1605
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Allahu ekber’ diye bağırıp,
ateş ettiler






İlgili Haberler

Etiketler

Hüda Par - Batman - Özcan Temel cinayeti - Hizbullah - Erdal İmrek - Cumhur Daş -

Cumhur Daş / Erdal İmrek

Biraz sonra halaylar çekilip, yeni evlenen çifte takıların takılacağı, bekarların evlilik hayallerine dalıp, yaşlıların gençliklerini yad edeceği düğünün can pazarına dönüşeceği kimin aklına gelirdi! 2 Kasım’da, kurşunların akşam karanlığında parlayarak, bir düğünü kana bulamasından bu yana İpragaz, diğer adıyla Petrol Mahallesi’nde sessizlik ve öfke hakim. Bizi mahalleye götüren taksiden inip, neredeyse hiç ışıklandırması olmayan mahallede zifiri karanlıkta yürüyoruz. Mahallede göze ilk çarpan şey; yoksulluk. Rehberimiz Hamit’in ‘işte orası’ diyerek işaret ettiği yer silahlı saldırıda yaşamını yitiren Özcan Temel’in ailesinin evi. Bize kapıyı açan genç kadın Özcan’ın yengesi. Bizi içeri davet ediyor. Yer sofrasında yemek yiyen iki çocuk şaşkınlıkla bakıyor yüzümüze. Çocukların babası İhsan Temel, Özcan’ın ağabeyi. Evin içinden bir koridorda yürüyünce başka bir kapıya çıkıyoruz. Burada da Özcan’ın anne ve babası oturuyor. İçeride tam anlamıyla bir yas havası var. Oturuyoruz. Birazdan baba Mehmet Emin Temel geliyor namazdan. Türkçe konuşamıyor. Gazeteci olduğumuz söylenince ‘ser çava’ (gözüm üstüne) diyor. Selamlaşma faslından sonra onlara da soruyoruz o gün neler yaşandığını. Anlatılanlar, evdeki hüzün, zaman zaman dolan gözler, düğümlenen boğazlar günlerdir herkesin üzerine çok şey söylediği olayın bu evde nasıl büyük bir acıyı ifade ettiğini apaçık gösteriyor. Olay günü yaklaşık 40 kişilik bir grubun mahalleye geldiğini anlatan aile fertleri, ‘Allahu ekber’ nidaları eşliğinde ateş açıldığını anlatıyor.

‘ALLAH ONLARI KABUL ETMESİN’

Özcan’ın babası Mehmet Emin Temel giriyor ilk söze. Derin bir iç geçirdikten sonra ağzından dökülen ilk kelimeler, ‘Partiya Xuda’ oluyor. “Birini tutuklamışlar. Biz ne bilelim” diyor. “Onu vuranlar ‘Allahu ekber’ diye bağırmış. Allah onu kabul etmesin” diye sürdürüyor sözlerini. Sonra o günü anlatıyor; “Bir kaç tane sakallı sofi oradaymış. Ellerinde kamera da varmış. Diyorlar ki onlar HÜDA Partisindenmiş. Ben ne diyeyim...” diyor ve oda sessizliğe gömülüyor.
TEKBİR VE KURŞUN!

Özcan’ın annesinin gözleri yaşlı. Elleri sürekli göğe açık şekilde duruyor. Belli ki içinden dua okuyor, belki de beddua... O gün olaya en yakın olanlardan biriymiş Anne Müzeyyen Temel. Şöyle anlatıyor olay anını; “Biz düğündeydik. Kavga var dediler. Biz de çocukların kavgası sandık. Çocuklar niye kavga ediyor bakalım dedik. Köşeye varmadan bir kalabalığın seslerini duyduk. Özcan da peşimizden gelmiş, kardeşi de kavgadadır diye bakacakmış. Karanlık olmuştu. Benle iki kadın yanımızdaki avluya girdik. Sonra ‘tekbir’, ‘Allahu ekber’ sesleri başladı, sonra da silah seslerini duyduk. Bizim olduğumuz yerden bir şey görünmüyordu. Biz sadece sesleri duyduk. Bahçesine girdiğimiz evin sahibi bizi dışarı bırakmadı. ‘Sizi de öldürürler, gitmeyin’ dedi. Karanlıktı bir şey göremedik.” Sonra bir anne için en acılı andan söz ediyor; “Özcan’ı gördüğümde arkadaşlarıyla beraberdi. Ben ‘Düğüne geri dönün diye bağırdım. Onlar dönerken Özcan vurulmuş. Arkadan vurulmuş...”
‘ÇOK İNSAN ÖLEBİLİRDİ’

“Polis veya ambulans olaydan ne kadar sonra geldi” diye sorduğumuzda Özcan’ın ağabeyi İhsan Temel giriyor söze; “Polis gelmedi. Biz kendi imkanlarımızla hastaneye götürdük. Orada insanlar kaçmasaydı, daha fazlası ölürdü. Epey taramışlar. Amcaoğlumuz Mert Kaser de başından yaralandı.”
Düğüne saldıran grubun daha sonra da mahallenin aşağısındaki bir İnternet kafeye saldırdığını anlatan Temel, “Tekbir getirerek, İnternet kafeyi dağıtmışlar. Oradaki çocuğu dövmüşler. 40-50 kişi İnternet kafede ‘Akıllı olun, İnternet sizi yoldan çıkartır’ diye bağırmış” diyor.
‘OĞLUM NİYE ÖLDÜ?’

Yeniden Bir kişinin tutuklandığını hatırlattığımızda Anne Müzeyyen Temel, “Özcan’ı sebepsiz yere öldürdüler. Bunu bir kişi yapmadı. Kalabalık bir gruptu. Arkasında başka kişiler var” diyor ve susuyor bir süre. Sesi titreyerek soruyor sonra; “Hangi sebeple gelip çocuğumuzu öldürdüler. Bu olayın arkasında kim var.”
‘TEHDİT ETTİLER’ İDDİASI

İhsan Temel de olaydan önce HÜDA PAR üyeleriyle yaşanan gerilimini anlatıyor. “Olaydan önceki gün Yavuz Selim Mahallesi’nde HÜDA PAR’cılarla mahalleli arasında bir tartışma olmuş. Bir eve gitmişler, evdekiler broşürü yırtıp atmış. Onlar da ‘Bu yanınıza kalmaz, bir daha geldik mi tam geliriz’ diye tehdit etmişler” diyor.
Aile saldırıyı gerçekleştirenlerin HÜDA PAR üyeleri olduğu fikrinde. “HÜDA PAR’dan kimse sizi ziyaret etti mi? Başsağlığı dilediler mi” diye soruyoruz. İhsan Temel , “Gelen olmadı. Taziyeye çok kişi geldi. Onlardan gelen varsa da tanımıyoruz” diyor.
‘HASTANEDEKİ ESRARENGİZ KİŞİ KİMDİ?’

İhsan Temel olaya ilişkin bir de ayrıntı anlatıyor; “Biz hastanedeyken biri geldi fotoğraf çekti. ‘Sen kimsin’ dedim. Polis olduğunu söyledi. O arada millet geldi kalabalıklaştı. Polis o adamı alıp götürdü. Yanlarına gidip ‘O adam polis miydi’ diye sordum. ‘Yok, gazeteci’ dediler. Beni bırakmadılar, o adam arka taraftan gitti. O adam kimdi? Şimdi yok ortalıkta. O gün iki tane sakallı da hastanede dolaşıp ölü var mı yok mu diye soruşturmuş. O adamlar kimdi?” İhsan Temel, halkın olay nedeniyle çok gergin olduğunu anlatıyor. “Bu adamlar resmen katliama gelmişti. Tekbir seslerini herkes duydu. Bu işi HÜDA PAR yaptı diye düşünüyor herkes. Belki de kavga eden gruba takviye için gelip, ateş etmişler” diyor.
Özcan Temel’in babası Mehmet Emin Temel’in yaşlı yüzüne oğlunun hüznü çökmüş. Dindar, namazında, niyazında biri. Sık sık ateş edenlerin tekbir getirdiklerini hatırlatıyor o da. “Allah onları kabul etmesin” diyor. Sözü başka biri alınca, tıpkı eşi gibi ellerini açıp dua ediyor sessizce. Ara sıra hâlâ devam eden taziye telefonlarına yanıt veriyor. Bir kişinin tutuklanmış olması onu rahatlatmamış. “Arkasındakiler bulunsun” diyor.


Sohbet boyunca ellerini açıp, dualar mırıldanan Anne Müzeyyen Temel oldukça bitkin görünüyor. Zaman zaman, ıslanan gözlerini siliyor, yutkunuyor. Ateş edenleri görmediğini ancak, silah sesleriyle birlikte ‘Allahu ekber’ nidaları yükseldiğini söylüyor. “Oğlumu arkadan vurmuşlar” diyor. “Benim oğlumu niye öldürdüler” diye soruyor.


-BİTTİ-

www.evrensel.net
Sponsor Reklamlar

lipanali bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1606
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Sırrı Süreyya

Önder:

'Ayıp eden kim?'


Madem sol toparlanacak ben mani olmayayayım. Ben en iyisi buradan tüyo vereyim. Sarıgül de çıkıp sol bir yaklaşımla manifesto yapsın


SIRRI SÜREYYA ÖNDER

Gürbüz Çapan’ın BirGün’de Gülşah Karadağ’la yaptığı röportajdaki yaklaşım üzerinde durmakta fayda var.
Dile getirdiği tespitler sadece kendisiyle sınırlı olsaydı işimiz kolaydı. Bir kahve içimi konuşur, dertleşirdik. Gel gelelim durum böyle değil. Çapan gibi düşünenlerin sayısı bir hayli fazla.
“Mesele bizim için solun ne kadar unsuru varsa, toparlanmasını sağlamaktır. Bunu Sarıgül’le yaparız, Kırmızıgül’le yaparız. Şu an bu toparlanmayı sağlayacak en iyi isim o görünüyor.” Bu sözler Çapan’a ait.
Arkadaş biz ne hallere düşmüşüz de haberimiz yok! Solun ne kadar unsuru varsa Sarıgül toparlayacakmış ha! İnsanın bırak dağınık kalalım diyesi geliyor.
Tuzsuz Deli Bekir diye bir bektaşi tiplemesi vardır Anadolu folklorunda. Bektaşi meşreptir. Bir gün mahallede bir cenaze olunca yıkayıp defnedecek adam bulamamışlar. Bir bakmışlar Deli Bekir şarabını açmış demlenmekte. Zor şer ölüyü yıkatmışlar. Deli Bekir mevtayı yıkadıktan sonra kulağına eğilip bir şeyler fısıldamış. Ahali meraklanıp sormuş “Rahmetlinin kulağına ne dedin?” diye.
“Sen şimdi öbür dünyaya gideceksin, sana sorarlar dünyanın ahvali nicedir diye. Sen Deli Bekir imam olmuş de onlar gerisini anlarlar” diye cevaplamış.
Bunu mesela Terzi Fikri’ye ya da onun yoldaşlarına anlatacak cesarette birisi bu “dağınık sol”da var mıdır bilmiyorum. Çapan’a da tavsiye etmem. Bize söyledi, bari onların ruhunu muazzep etmese iyi olur.
Solu toparlamak Sarıgül’ün ne kadar derdidir?
Bunu hangi yöntem ya da müktesebatla yapacaktır?
Cevabı yukarıdaki fotoğrafta saklıdır.
Gülşah Karadağ benim başkan adaylığımı sorunca Çapan şöyle demiş:
“Sırrı Süreyya ayıp ediyor. Biz Tayyip’ten kurtulmaya çalışıyoruz. Sarıgül konusunda, ilkesel sorun diyor. Gelsin, anlatsın, Sarıgül onun hangi ilkesine aykırı düşüyor? Kadir Topbaş hangi ilkesine doğru düşüyor? Hiçbir CHP’li, bir AKP’liden daha kötü değildir, olamaz.”
Bu ülkede, halen günde 3 liraya ısınabilen bir kent imarına imza atmış ve yapılaşma yoğunluğunda insan lehine, eko-sistem lehine bir yerde durmuş bir başkana keşke meram anlatmak zorunda kalmasaydım. İnsanın içi acıyor ama demek ki konuşmak gerekiyor, konuşalım.
Senin benim değil herkesin olacaksa iktidar…
Madem sol toparlanacak ben mani olmayayayım. Ben en iyisi buradan tüyo vereyim. Sarıgül de çıkıp sol bir yaklaşımla manifesto yapsın.
Bir eşbaşkanla iktidar yetkisini paylaşacak mı?
Üçüncü köprü inşaatını ve ormanlardaki talanı durduracak mı?
Kente karşı işlenmiş bir suç olan üçüncü havalimanı inşaatını durduracak mı?
Bu amaçla katledilmiş yüzbinlerce ağacın hesabını soracak mı?
Bir İstanbul ağaç envanteri çıkarıp bir tekini bile kesmeme sözü verecek mi?
Neredeyse yarısında bizzat imzası olan ve göğe saplanmış bir hançer gibi duran gökdelenler, her türlü “emsal” kriterlerini delerek yapıldı. Bunlardan milyonlarca dolar rant sağlandı. Bunları yıktıracak mı? Olmadı diyelim bu rantı tahsil edip kente tahsis edecek mi? Bu hükümetin işidir demeyip, bir plaza-gökdelen vergisi getirecek mi?
İstanbul Belediyesi’nin büyük işleri ne hikmetse hep aynı müteahhitler tarafından alınmış. Bunlar için bir devri sabık yapacak mı? Yoksa onlar Şişli Belediyesi’nden de benzer işler almışlar mı?
Boğaza kondurulan o korkunç heyula kent hukukunu katlederek yapıldı. CHP’li Beşiktaş Belediyesi de ruhsat sorununu şimşek hızıyla çözdü. Bu ruhsatı iptal ettirecek mi?
Emsal değeri, boğaz için öngörülen noktaya çekecek mi? Mesela fazlalıklarını yıktıracak mı?
Milyarlarca dolar haksız ranta kolaylık sağlayanlar için suç duyurusunda bulunacak mı?
Kentli yurttaş müşteri değildir! Su da sola bulaşmış hiç kimse için alınıp satılan bir meta olmamalıdır. Temiz suya erişim hakkı temel bir insan hakkıdır. Mesela suyu yoksullar için ücretsiz yapacak mı?
Taşeron işçilik çağın gördüğü en vahşi sömürme biçimidir. Taşeronluğu belediyeden kovacak mı?
Sendikayı destekleyecek mi? Peki Şişli Belediyesi’nde bunları yapmış mı? Efendim, duyamadım? Yapmamış mı? Peki solu ne ile toparlayacak?
Mademki ifade bu çağda elimizde bırakılan tek silah, geçelim ilkeleri ifade aşamasına. ‘Kente ve insanlığa karşı suç işlememiş’ cümlemin altı çok çiziliyor. Kent dediğimiz şey sadece betonlar, yollar, trafik işaretleri, elektrik hatları ve yine beton sosyal tesisler değildir. Kent dediğimiz şey, toplumsal bir resim yapmaktır. Bu toplumsal boyama faaliyetinde fırçayı sıradan insanların eline verdiğinizde, şehirlerin yeşerdiğini, sermayenin vatkalı ceketlerle beslediği insanlara verdiğinizdeyse şehrin anlamsız bir griye kestiğini, binalar yükselirken insanların binalar karşısında alçaldığını görürsünüz. İlkesellik diye tutturmamız bundandır. Siz unutmuş olabilirsiniz biz unutamıyoruz işte. Siz bunu ‘ayıp’ bulabilirsiniz, biz buna erdem ve haysiyet diyoruz.
Gelelim Topbaş meselesine…
Böyle birisi artık yok anlamadınız mı?
Kentin kendisiyle ilgili en mühim günlerinde ortalıktan toz olan, sonra da çıkıp ağlak bir sesle, artık bir otobüs durağının yerini bile size soracağız diyen adam mülgadır. Bizim rakibimiz olamaz. Bizim için adı sadece suç duyurusu yapılacağı zaman hatırlanacaktır.
Resmiyeti bırakıp doğrudan sorayım; Gürbüz Abi, bu senin toparlamacın kendisinden üçüncü tekil olarak bahsedip, Gezi Direnişi’ni kastederek “Bir Sarıgül kendi düzenlemediği mitinge katılmaz” diyor. Adaylığını kastederek, “Bir Sarıgül, kazanmayacağı yarışa girmez” diyor. Ben bir ayıba daha imza atmadan sen bana bu zihniyetin soldaki yerini bi söyleyiversen de ben de rahat bir uyku uyusam!
Kazanmak bahsine gelince bu laf ganyancılara yakışır, solculara değil.
Biz hayatımız boyunca kazanamayacağımızın çok aşikâr olduğu yarışların koşucusu olduk. Bu kadar çok öldüysek bundandır. Zindan duvarları hep solcuların kanına fon olduysa bundandır.
Mülksüz, baldırıçıplak ve ‘çapulcu’ olduysak bundandır.
Bizim için ‘onur’ ve ‘erdem’in kazanmaktan daha kıymetli olmasındandır.
“Gül muştucusu” şairin dediği gibi:
“Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız.
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız”
Ayıpsa ayıp…
İki mühim not:

1- “Bölecek” duruma gelmişsek kazanacak duruma da gelmişiz demektir. İlkesiz, gönülsüz, neo liberal bir Abdurrahman Çelebi’ye ne gerek var?
2- Benden duymuş olmayın ama toparlamacı başkan Esenyurt’ta Gürbüz Çapan’ı kesinlikle istemiyor. Bizzat CHP’li yöneticilerden duydum. İster misiniz solu toparlamanın ilk firesi Çapan olsun! Toparlanamayan Çapan yeni bir “ayıp”lı röportaj versin! Gel de gülme o zaman.



Editör :
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1607
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Kılıçdaroğlu:

AKP silah

sevkiyatı yapıyor!


Kırmızı Haber | 26 Kasım 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Siyaset
Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu çarpıcı açıklamalarda bulundu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, uyuşturucu ihbarıyla durdurulan ve içerisinden silahlar çıkan tırın şoförünün ifadelerini okudu.
CHP’li bir heyeti bu konu hakkında görevlendirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, tırın içinde ele geçirilenlerin Konya’da üretildiğini tıra yüklenip Suriye’ye gönderildiğini anlattı. Kılıçdaroğlu, tır şoförünün ifadesinde,“Ben bu malzemeleri Reyhanlı’ya götürüp teslim ettim. Teslim ettiğim yer jandarma korumasındaydı. Ancak aracı aramadılar. O binanın 200 metre ötesine yükü boşalttım. Boşalttığım yüklerin hepsi ambalajlıydı” dediğini aktardı. “Bu bir suç belgesidir” diyen CHP lideri, ”Siz Suriye’ye silah sevkiyatı yapıyorsunuz. Oraya jandarma kontrolünde gönderiyorsunuz” ifadelerini kullandı.

KILIÇDAROĞLU’NUN AÇIKLAMALARINDAN SATIRBAŞLARI
- Eğer iyi çalışırsak, halka gidersek halk bizi baş tacı yapacak. Neden? Kul hakkı yemiyoruz, köşeyi dönmüyoruz, akrabaları işe yerleştirmiyoruz. Temiz siyaset yapıyoruz. Her kuruşa saygı gösteriyoruz.
- Hafta sonu Osmaniye’deydim. Narenciye üreticileri battık, bitttik diyor. Gübrenin ortalama fiyatı 200 liradan 800 lira oldu. ‘Ne yapacağız’ diyorlar. Bir şey yapacaksanız sizi ezenleri sandığa gömeceksiniz. Emeklisi, öğretmeni, çiftçisi memnun değil. Kim memnun bu düzenden?
24 KASIM AYIPLI BİR TARİHTİR
- Öğretmenler bizim umudumuz. Öğretmenlik yüca bir meslektir. Ortak bir görüştür öğretmenin yüceliği… Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek yoktur denilmiş. Bu kadar önemli. 24 Kasım Öğretmenler Günü’ydü. Öğretmenleri dertleri var. Yürüyüş yaparlar dertlerini dile getirirler. Öğretmenler sokağa çıktılar. Ne oldu? Önce TOMA’lar sonra biber gazı sonra su… 24 Kasım Türkiye’nin ayıplı bir tarihidir. Kimi öğretmenin ayağı kolu kırıldı.
KEFENİN CEBİ OLSA BUNLAR KEFENİ DE DOLDURUR…
Başbakan öğretmenler için 4 ay tatilleri var, kazanıyorlar diyor. Sen yırtık ayakkabı ile siyasete girdiğini söyledin. Şimdi çık bu öğretmenlerin karşısına! Dünyanın en zengin başbakanı olduğunu söyle söyleyebilirsen… Kefenin cebi olsa bunlar kefeni de doldurur. Sizi kucaklayan parti CHP’dir…
MISIR’I DÜŞMAN İLAN ETTİLER!
- Mısır’daki darbeyi ilk eleştiren bendim… ‘Demokrasi isteyen Mısırlıların sesleri kesilmişti’ demiştim. Mısır’ı düşman ilan ettiler. Mısır halkını neredeyse düşman ettiler. Bütün Mısır’da Türkiye’ye karşı kırılma oldu Başbakan sayesinde… Mısır politikası iflas etti.
SİZ SURİYE’YE SİLAH SEVKİYATI YAPIYORSUNUZ

- Geçtiğimiz hafta Suriye konusuna değinmiştim. Bir tır dolusu havan mermisi ele geçirilmişti. Arkadaşlarım bu davayı izliyorlar. Ürünler Konya’da yapılıyor, tıra yükleniyor Suriye’ye gönderiliyor. Şoför mahkemede şunları söyledi; “Ben bu malzemeleri Reyhanlı’ya götürüp teslim ettim. Teslim ettiğim yer jandarma korumasındaydı. Ancak aracı aramadılar. O binanın 200 metre ötesine yükü boşalttım. Boşalttığım yüklerin hepsi ambalajlıydı..” Bu bir suç belgesidir. Siz Suriye’ye silah sevkiyatı yapıyorsunuz. Oraya jandarma kontrolünde gönderiyorsunuz. Kim söylüyor, şoför söylüyor…
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1608
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Kışanak: Ahlak Kontrolü Partisi haline geldiniz



ANKARA - DİHA
Güncellenme : 26.11.2013 14:09
BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Türkiye'de her gün 5 kadının katledildiğini, AKP'nin de bunun sorumlularından olduğunu belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kadınların yaşamına ilişkin yaptığı açıklamaları eleştirdi. Kışanak, "İran bile ahlak polisini kaldırdı, siz kendinizi Ahlak Kontrolü Partisi haline getirmeye çalışıyorsunuz. Siyasetinizin içinde kaç tane çift eşlilik var sorusuna cevap veremeyen bir partinin gençlerin hayatını tanzim etme hakkı yoktur" dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, partisinin grup toplantısında konuştu. Kışanak, konuşmasının önemli bir bölümünü kadına yönelik şiddet ve kadın mücadelesine ayıracağını söyledi. Kışanak, BDP Gençlik Meclisi'nin Diyarbakır'da 1. Olağan Kongresi'ni toplayacağını hatırlatarak, "Gençlik kongresi bizim açımızdan BDP genel kongresi kadar önemlidir. Çünkü biz gençliği toplumun değişim sürecinin temel dinamiği olarak görüyoruz. Gençliği, demokratik mücadelenin temel gücü olarak ele alıyoruz" dedi. Kışanak, kongrede gençlerin, "Biz buradayız, biz varız. Bizim olduğumuz yerde çözümsüzlük olmaz. Otorite, baskı, hiyerarşi olmaz" diyeceğini söyledi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü'ne değinen Kışanak, "Kadını ikircil gören, kadının iradesini kabul etmeyen, kadını eve hapsetmeye çalışan erkek egemenlikli zihniyete karşı bütün olarak mücadele ettiğimiz bir gündür 25 Kasım" dedi. Kışanak ardından ise, Mirabel kız kardeşlerin yaşadıklarını anlattı.

'Sizin katliamınız varsa kadınların örgütlü gücü vardır'

"9 Ocak'ta katledilen 3 Kürt kadın, Mirabel kız kardeşlerin günümüzdeki temsilcileridir. Sakine, Leyla ve Fidan. Bu mücadele devam ediyor. Sizin katliamınız varsa kadınlarında direnişi ve örgütlü gücü vardır" diyen Kışanak, kadınların yaşadıklarının kadınları ilgilendiren bir sorun gibi ele alındığını söyledi. Kışanak, "Oysa herkesin kendisine şu soruyu sorması lazım: Kadın nedir? Yaşamımızda ve toplumumuzdaki yeri nedir? Bu soruları erkeklerin kendisine sorması gerekiyor. Bu soruya verdikleri cevapla hayatlarındaki duruşlarını ve yaklaşımlarını sorgulamaları gerekiyor. Aksi takdirde bu sadece kadınların bir sorunuymuş gibi algılanırsa kadınlar tabiî ki mücadele edecek ve önce kadınlar hayır diyecek. Ama bu bir çatışma değil, toplumsal dönüşüme hizmet etsin istiyorsak bu soruyu erkekler de sormalıdır" diye konuştu.

'Kadına yönelik şiddetin en örgütlenmiş hali devlettir'

"Kadın kimdir?" sorusunu soranların "Erkek kimdir?" sorusunu da sorması gerektiğini belirten Kışanak, "Bütün erkekler güçlü, egemen ve otoriter değildir. Erkeklerin bunu reddetmesi lazım. Gittikleri karakolda hakkını aramaktan aciz el pençe duran, patronun karşısında ücretini isteyemeyecek derecede zavallı duruma düşen ama evde de gidip kadına şiddet uygulayan erkek gerçekliği var. Bu kimin egemenliği? Kadına bu şiddeti uyguluyoruz ama kimin adına. Bunu bütün erkekler sormalıdır. Kadına yönelik şiddet bireysel, erkek ve kadın cinsinin karşıtlanması üzerine yaşanmış bir olay değildir. Kadına yönelik şiddetin en örgütlenmiş hali devlettir. Temsilini ve gücünü oradan alıyor. Evlerimize kadar uzandı bu zihniyet" ifadesini kullandı.

'Bu ülkede her gün 5 kadın katlediliyor'

Konuşmasının devamında "Rakamlarla oynayarak kadına yönelik şiddeti görünmez kılamazsınız" diyen Kışanak, kadınların evde, işyerinde, gözaltında yaşadıkları şiddeti bildiklerini söyledi. Kışanak, "İstatistik sihirbazlıklarına ve rakamlarla oynama heveslerine son verilmelidir. Devlet sistemi bir bütün olarak erkek egemenliğini yücelten ve bunu yeniden üreten bir mekanizmadır. Kadınlar karar mekanizmalarında yok, yönetim olarak yoksun, yerel yönetimlerde yoktur. Valisi, kaymakamı, müsteşarı yoktur. Yokları saysak saatlerimizi alır. Bu tablo değiştirilmek istenmiyor. Yasalar gücünü uygulama şartlarından alırlar. Yoksa yazarsınız kağıt üstünde kalır. Bu ülkede her gün 5 kadın katlediliyor. Hakikat buradadır. Bunun sorumluları var. Hükümetin, polisin, mahkemelerin sorumluluğu var. Bunları yan yana koyunca nasıl bir büyük ve şiddet uygulayan sistem ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz. Şu ana kadar caydırıcı bir cezai müeyyidenin uygulanmadığı çok açıktır" dedi.

'AKP hükümeti de kadına yönelik şiddetin sorumlusu'

Kışanak, Türkiye yargı sisteminin, kadına yönelik cinayetlerin paydaşı ve ortağı olduğunun da altını çizdi. Kışanak, kadına yönelik politikaların ve söylemlerin önemli olduğuna işaret ederek, "AKP hükümeti de kadına yönelik şiddetin sorumlusu ve paydaşıdır. Törelerle baş edebilmek için büyük mücadele verdik. Toplumsal geriliklerden kaynaklanan bu töreler, bizzat AKP hükümeti ve Başbakan'ın söylemleri ile siyasi mahiyet kazanmıştır. Siyasi törelerden bahsedebiliriz artık. AKP hükümeti siyasi töreyi çıkarmıştır. Son tartışmalar bardağı taşıracak derecede tehlikeli ve kadınların kabul edemeyeceği söylemlerdir. Kadınların giyimine, kuşamına, yaşam tarzına, kaç çocuk doğuracağına ve her şeye karar veren bir iktidar ile erkekler topluluğu var karışımızda. Bu konuda toplumun değer yargılarına sığınarak kendilerinin bu gerici ve siyasi törelerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Her insan kendi kimliğini, onurunu, şerefini koruyabilme konusunda yeterlidir. Her insan bunu yapabilir. Bunun için bir bekçiye ihtiyacımız yok. Sanki insanlar bunu yapamıyor, AKP, devlet ve valiler eliyle bizi korumaya çalışıyorlar. Bu toplumda sizden daha namuslu kendisini koruma iradesine sahip olan insanlar yok mu? Herkes kendisini koruyabilir" diye konuştu.

'Kendinizi Ahlak Kontrolü Partisi haline getirmeye çalışıyorsunuz'

"İran bile ahlak polisini kaldırdı siz kendinizi Ahlak Kontrolü Partisi haline getirmeye çalışıyorsunuz. Siyasetinizin içinde kaç tane çift eşlilik var sorusuna cevap veremeyen bir partinin gençlerin hayatını tanzim etme hakkı yoktur" diyen Kışanak, bu politikaların kadına karşı şiddet olarak geri döndüğünü söyledi. Kışanak, bütün kadınların da açık bir şekilde iradesini ortaya koyması gerektiğini söyleyerek, "Her kadın her şeyden önce kendisine, iradesine, kadın kimliğine sahip çıkmalı ve kadını köleleştirmeye çalışan zihniyete karşı el ele vererek kadın mücadelesini yükseltmelidir. Bunlara kalsa başörtüsü yıllarca bunların elinde siyasi malzeme olmaya devam ederdi" ifadesini kullandı.

Kadınlara çağrı

Kadınlara da çağrı yapan Kışanak, "Siyaset yaklaşımı farklı olabilir. Ancak kadın toplumun yarısıdır. Toplumun yarısını hapsetmeye çalışan, yönetime katmayan, kadını irade olarak görmeyen anlayışa karşı tüm kadınlar yan yana mücadele etmeli ve bunun gücünü açığa çıkartmalıdır" dedi. Kışanak, çocuk yaşta yaşanan evliliklere ilişkin tüm kadınların isyan etmesi gerektiğini söyledi. Kışanak, "Bütün kadınlar el ele vermeli ve bu çocuk yaşta evlendirmelere karşı büyük bir kampanya yapmalıdır. Başbakan daha bir gün kürsüye çıkıp 'çocuk yaşta evlilik zulümdür' demedi. Kadınlar kendi gerçeğini ve hakikatini bilerek yan yana gelir birlik olurlarsa bu mücadeleyi kazanabiliriz" dedi.

'Başbakanlar Diyarbakır'a gidince Kürt realitesini hatırlar'

Ardından Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'da serf ettiği "Cezaevleri boşalacak" söylemini hatırlatan Kışanak, "Geldi burada 'Hayallerimden bahsettim' dedi. Siz hayallerinizi söyleyin biz gerçekleri yapacağız. Türkiye'nin Başbakanları Diyarbakır'a her gittiğinde Kürt realitesini hatırlar ve özgürlükten bahseder ancak Ankara'ya gelince şaşarlar. Halkımızda bunu biliyor. Hayal ile gerçeği, doğru ile yanlışı, hakikat ile saptırmayı birbirinden ayıracak bir siyasi bilinç var. Biz bu konuda halkımıza sonuna kadar güveniyoruz" dedi. Kışanak, cezaevinde bulunan Fatma Tokmak'ın yaşadıklarını hatırlatarak şunları kaydetti: "Günler süren işkence sonucunda Türkçe yazılmış bir metni, ne olduğunu bilmesinin mümkün olmadığı metnin altına parmağını bastılar. Fatma 96'dan 2006'ya kadar cezaevinde kaldı. Tamamen işkence ile alınmış ifadelerle mahkum etmeye çalışıyorlardı. 2006 yılında yargılama sürerken Fatma tahliye oldu. Herkes ona 'müebbet ile yargılanıyorsun terk et bu ülkeyi' dedi. Fatma inanmıyordu. 2,5 yaşında çocuğu ile insanlık dışı işkenceleri yaşamış ve mücadele etmiş bir insandı. Bir yere gitmedi. Ağır kalp hastasıydı tedaviye ihtiyacı vardı. Ancak 2010 yılında müebbet alarak yeniden cezaevine konuldu. Şimdi 3 yıldır cezaevinde. Ağır kalp hastasıdır. Ölüm ile her an burun buruna. Tek kelime Türkçe bilmeyen, okuryazarlığı olmayan, 2,5 yaşındaki çocuğu ile en ağır işkencelere kalan bir kadın hasta tutsak olarak cezaevindedir. Bu Türkiye'nin, Adalet Bakanlığı'nın ve Adli Tıp Kurumu'nun utancıdır. Fatma'nın öyküsü cezaevinde bulunanlardan sadece bir tanesidir."

'Biz sadece kendi siyasal önceliklerimizi savunmadık'

Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na ilişkin siyasi partilere yazdığı mektuba değinen Kışanak, "Türkiye'nin bir bütün olarak bu parlamentoda iki yıldır anayasa komisyonunda neyi konuştuğunu bilmeye hakkı var. Biz BDP olarak komisyondaki tartışmaların kitap olarak basılmasını, Meclis'in internet sitesinde yayınlanmasını istiyoruz. Hakikat ortaya çıksın. İki yıl boyunca halkın beklentileri üzerinden nasıl kendi partilerinin hesaplarını yaptılar bunun görülmesi gerekiyor. Biz BDP olarak mekanizmalar önermiştik. Buna karşı çıktılar. Çünkü dertleri yeni ve sivil bir anayasa yapmak değil. 2 yıl boyunca bunu yaptılar. BDP'nin komisyona götürdüğü öneriler bizim için bir gurur ve iftihar kaynağıdır. Bizim anayasa taslağımızın içinde herkesin hakkı vardır. Biz BDP olarak sadece kendi siyasal önceliklerimizi savunmadık. Ötekileştirilen, yok sayılan herkesin haklarını savunduk. Doğayı, barışı, kadın özgürlüğünü savunduk. Bu önerilerimizi kapalı kapılar ardından yapmadık. Halkla toplantılar yaptık" ifadesini kullandı. Kışanak, Meclis'te kurulan komisyonların eşit temsil üzerine kurulduğunu bunun AKP'nin lütfü olmadığını söyledi.

'AKP halka söz verdiği anayasa sözünü tutmamıştır'

Kışanak, "CHP ise sosyal demokrat bir parti adına hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir tutum ve anlayışla sokakta söylediklerinin bile gerisinde durdu. CHP ve MHP'de sorumludurlar ancak en büyük sorumluluk AKP'ye aittir. AKP halka verdiği yeni sivil anayasa sözünü tutmamıştır. Bu kadar açık. Sivil ve özgürlükçü bir anayasanın yapılması için hiçbir çaba ortaya koymamıştır. AKP zihniyeti BDP'yi toptan yok sayma zihniyetidir. BDP'nin adını bile ağızlarına almıyorlar. CHP'ye bile 'onlarla görüşmeye gerek yok' diyorlar. Bu zihniyetten demokratik anayasa çıkmaz. Defalarca hem kamuoyuna açık şekilde hem de onlarla yaptığımız konuşmalarda bu masanın bir şans olduğunu söyledik. Anadil sorununu nasıl çözeceksiniz, kimlik haklarını nasıl çözeceksiniz önerilerinizi buraya getirin. Burada tartışalım ve konuşalım dedik. AKP bundan kaçındı. Oraya çözüm sürecini kolaylaştıracak bir öneri ile gelmediler. Şimdi çıkıp demokrasi kahramanı kesilmeye çalışıyor. Bunları yutmaz kimse" dedi.

'Burası AKP çiftliği mi?'

Kışanak, konuşmasının devamında şunları kaydetti: "Aynı zihniyet Meclis'teki barış komisyonunda da ortaya çıktı. Biz bunun kadük kurulduğunu söyledik. Bize tek üye ile katılmayı dayattılar ve içinde yer aldık. Bugün gelinen nokta BDP'yi yok saymaktır. Kendi kendilerine raporlarını yazdılar Meclis'e sundular. Burası AKP çiftliği mi? Buranın bir kuralı ve hukuku var. Eğer bir komisyon kurulmuş ise o üyelerin ya muhalefet şerhleri ya fikirleri olacak. Bunları yok sayıyorsunuz. Bütün bunlar diktatörlük ürünleridir. Barış ve çözüm sürecini Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan her şeye rağmen tek taraflı yürütmeye çalışıyor ama bunların yaklaşımı budur. Gerçeği söylemekten imtina edersek, hakikatleri söylemezsek barışa ve çözüme katkı sunamayız."

gündem
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1609
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Hasan Ferit Gedik’in dedesine özel güvenlik saldırdı







İlgili Haberler

Etiketler

Hasan Ferit Gedik - Mustafa Meray - İstaznbul Üniversitesi -

Gülsuyu’da çeteler tarafından öldürülen Hasan Ferit Gedik’in dedesi Mustafa Meray, İstanbul Üniversitesi Forumu’nun düzenlediği söyleşiye katılmak için geldiği Beyazıt Kampüsü’nde özel güvenlik personelinin saldırısına uğradı.
İstanbul Üniversitesi Forumu tarafından düzenlenecek olan söyleşiye davet edilen Mustafa Meray, üniversiteye girişte özel güvenlik görevlileri tarafından engellendi. Öğrencilerin itirazları ve Mustafa Meray’ı üniversiteye almakta ısrarcı olması sonrası ise hem Mustafa Meray hem üniversite öğrencileri özel güvenlik ve sivil polisler tarafından darp edildi.
Yaşanan saldırıyla ilgili Beyazıt Kampüsü girişinde açıklama yapan öğrenciler, gençlikten korkanların, korkularının 76 yaşındaki bir insanı darp etmeye kadar gittiğini belirttiler. Açıklamada aynı zamanda okullarda ve mahallelerde Hasan Ferit Gedik gibi mücadele etmeye devam edileceği vurgulandı.
Gedik’in dedesi Mustafa Meray ise bütün gençlerin birer Hasan Ferit Gedik olduğunu dile getirirken, gençlerin halka yol göstereceğini ve kazanacaklarını belirtti. Üniversiteye girmek isterken darp edildiğini de dile getiren Meray, öğrencilerin yaşanan saldırılar ve haksızlıklara karşı hep birlikte mücadele etmesi için çağrı yaptı. (İstanbul/EVRENSEL)
www.evrensel.net
-------------------------------------------

AK POLİSİN EMNİYETİN GÖREVİ,

DEMOKRATİK HALK KİTLELERİNE SALDIRMAK SİNDİRMEK,

MAFİYA VE ÇETELERİ KORUMAK,

TARİKAT VE CEMAATLARA,

DALKAVUKLUK ETMEKTİR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 26.11.13   #1610
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Seçmen sayısında anormal artış


Kırmızı Haber | 26 Kasım 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler


Dershane tartışmasında Gülen cemaatinin Başbakan Tayyip Erdoğan’a “mezardan kalkıp Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlandığı” vurgusu yapması, Suriye’den Türkiye’ye kaçanların vatandaşlığa geçirilerek seçmen yapıldığı iddiaları, seçim güvenliğine ilişkin kuşkuları yeniden gündeme taşıdı. CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, son 6 yılda ülke nüfusu yaklaşık 5 milyon artarken seçmen sayısının 12 milyon arttığına dikkat çekerek, “Bu kadar fark mezarlıktan mı kaynaklanıyor” diye sordu. Yerel seçim sürecine girilirken seçim güvenliği ve seçmen sayılarına ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi.
Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in, Türkiye’ye kaçan Suriyelilerin seçmen olabilmesi için Türk vatandaşlığına geçirildiği yönündeki iddiası yeni kuşkuları doğurdu. Seçmen sayısındaki kuşkulu artışı sık sık gündeme getiren CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, AKP’ye mezardan gelen desteklerin yeniden gündemde olduğuna, seçim zamanı mezardakilerin oy kullanmasını isteyenlerin bugün yine mezarlıkları anımsattığına dikkat çekti. Acar, son yıllarda seçmen sayısındaki ani artışa işaret ederek şu görüşleri dile getirdi: “2002 yılında 41.4 milyon olan seçmen sayısı 2007 yılında 42.8 milyon, 2009 yerel seçimlerinde 48 milyon, 2011 yılında ise 52.8 milyona çıkmıştır. 2002- 2007 döneminde seçmen sayısı yaklaşık 1 milyon artarken, 2007-2011 döneminde yaklaşık 10 milyon artmıştır. 31 Aralık 2012 tarihi itibarıyla ise 75 milyon 627 bindir. YSK, 24 Ekim 2013 itibarıyla seçmen sayısını 54 milyon 971 bin olarak açıkladı. Nüfus yaklaşık 5 milyon artarken, seçmen sayısı nasıl 12 milyon artmıştır? Bu kadar fark mezarlıktan mı kaynaklıyor?”
Seçmen olma şartı
Acar, Suriyeli sığınmacılara seçmen olabilmeleri için vatandaşlık verildiğine ilişkin ciddi iddialar olduğunu da belirterek, “Türkiye’nin pek çok bölgesine Suriyelilerin yerleştirildiği söyleniyor. Suriye krizinden sonra Türkiye’ye gelen kaç Suriyeli vatandaşlığa alındı, kaç kişiye seçme hakkı verildi. Bunlara vatandaşlık verilmesi için Türkiye’de 5 yıl ikamet etme koşulu uygulanmakta mıdır? Bu sorulara mutlaka bir yanıt verilmelidir” dedi. MHP Hatay Milletvekili Şefik Çirkin’in yazılı soru önergesini yanıtlayan İçişleri Bakanı Muammer Güler, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 11. maddesine göre, bir yabancının Türk vatandaşlığını kazanabilmesi için ikamet izni ile kesintisiz olarak Türkiye’de en az 5 yıl ikamet etmesi gerektiğini hatırlattı.
Odatv.com
-----------------------------------------------
GEÇEN DÖNEM ÖZÜRLÜLERE ,

OY KULLANDIRILDIĞI YAZILDI,

SURİYELİ SIĞINMACILARA ,

OY KULLANDIRMALARI,

NORMALDİR AKP İÇİN,

İKTİDAR İÇİN HER YOL SERBESTTİR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 4 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 4 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaytung haberleri. dAbBe Komik Bölüm 33 26.03.14 22:44
Bu Yolu Sürenler Bilir Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.01.12 11:41
“Bağımsız Türkiye” Düşünü Gerçeğe Çevireceğiz… yorum111 Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 3 27.03.11 00:59
Turgut Öker, AABK adına bağımsız milletvekili adayı Pir Mehmet Siyaset,Politika ve Ekonomi 8 20.02.11 09:10
Sefire Yolu Gösterin !!! akdora Mustafa Kemal ATATÜRK 0 23.05.10 00:48




Totobo Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2