Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç831Beğeni

 
Seçenekler
Alt 20.08.13   #1181
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.






Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ailelere uyarı mesajı: “Kız çocuklarınızı kontrol altına alın, erkeği rahat bırakın.”
Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı bugün öğrenci velilerine attığı mesajla kız çocuklarının kontrol altına alınmasının ve izlenmesinin uzun vadede problemli davranışları çözeceğini belirtirken, erkek çocuklarda ise soruna yol açtığını bildirdi.
“KIZ ÇOCUKLARI KONTROL ALTINA ALIN”
MEB Mobil Bilgi Servisi olan ve velilere e-okul sisteminde üretilen devamsızlık, sınav tarihi, not sistemi gibi bilgilerin yanısıra ‘yararlı bilgilerin’ de paylaşıldığı 8383 numarasından bugün ailelere ilginç bir mesaj gönderildi. Genelde öğrencilerin durumuyla ve velilerin tutumlarıyla ilgili tavsiyelerin paylaşıldığı adresten velilere giden mesaj, ailelerin de tepkisine yol açtı.
REHBER ÖĞRETMENLER HAZIRLADI
Milli Eğitim Bakanlığı, “Anne-babanın izleme ve kontrol çabalarını artırması, erkek çocukların uzun vadede daha fazla problemli davranış göstermelerine neden olurken, kız çocukların problemli davranışlarının azalmasını sağlamaktadır.
Çocuğunuza vereceğiniz tepki onun cinsiyetine göre farklı sonuçlara yol açabilir.” şeklinde gönderdikleri mesajın uzman psikologlar ve rehber öğretmenler tarafından hazırlandığını söyledi.
İşte o mesaj:
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1182
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.



CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Mursi'nin Kız çocuklarının 9 yaşında evlenmelerini yasallaştırmaya çalıştığını belirterek “Böyle bir adama siz olsanız sapık dışında bir ad verebilir misiniz?” diye sordu.
CHP’li Aygün Twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:
1) Halkın yarısının sandığa gitmediği bir seçimde yüzde 42'sinin oyuyla iktidara geldi,
2) Kendisi ve çocukları ABD vatandaşıdır,
3) Hükümeti kurar kurmaz kadınların denize girmesini yasakladı,
4) Kız çocuklarının 9 yaşında evlenmelerini yasallaştırmaya çalıştı,
5) Ölen eşin cesediyle 8 saat cinsel ilişkiye girme 'hakkını' Anayasa'ya eklemeye çalıştı,
6) Kadınların pazardan Muz alımını yasakladı. Böyle bir adama siz olsanız sapık dışında bir ad verebilir misiniz?
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1183
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.





Adalet diyerek kardeşinizi alıyorlar hukuk diyerek ruhunuzun derisini soyuyorlar

Kendimizi “düşünmek”, yaşamımızı düşünmek yönünde eğitmeye çalışırken; kendimizi Türkiye’de ve her yerde felsefenin işçileri, hakikatin emekçileri olma yazgısına adamışken öylesine büyük bir sarsıntı yaşanıyor ki gerçeklikte, öylesine sarsıcı bir felaket kapınızı çalıyor ki ona duyarsız kalamıyorsunuz. Düşüncenin o erdemli, bilge, soğukkanlı mesafesinin bile dindiremeyeceği acılar olduğunu öğretiyorlar size. Sevmenin her düşünceyi, her düşünmeyi bırakıp gitmenizi sağlayan büyük bir acı olduğunu kan kusturarak yaşatıyorlar size. Sizi hem düşünmekten hem de sevmekten sürgün ediyorlar bu ülkede ve adına yaşam dedikleri sefaletin, şiddetin, anlamsızlığın orta yerine bırakıyorlar. Sizi bu topraklarda yüzyıllardır neden bir filozof çıkmadığının yanıtını önünüze koyarak öylece bırakıyorlar. Tesellisiz bırakıyorlar.
Adalet diyerek elinizden kardeşinizi alıyorlar, Hukuk diyerek ruhunuzun derisini soyuyorlar, Yasa diyerek her türlü manevi terörü uyguluyorlar, İntikam diyerek gözünüzdeki yaşam ışığını çalıyorlar. Bunu yapanlar her yerdeki sözcüleriyle adlarını yüce Vicdanlılara çıkarıyor, sizlere ise Kara Vicdanlılar olmak kalıyor. İçinizde büyüyen bir çığlıkla bırakıyorlar sizi, çığ altında bırakıyorlar sizi. İçinize hapsediyorlar sizi, dışınızda hapsediyorlar sizi.
BU SEFERKİ KARŞI ÇIKIŞ ÖZGÜRLÜK İÇİN OLSUN
Sizle işleri bittikten sonra gidiyorlar bu görünmez, ruhsuz, gaddar elçiler; adına iktidar dedikleri, güç dedikleri devasa sisin içinde kayboluyorlar. İstediğini yok eden, istediğini öylece açıkta bırakan, istediğini görünmez kılan sis, bu devasa sis karşısında ise size yalnızca bu uçsuz bucaksız sisin de bir gün dağılacağı, bu zulmün biteceği ve her şeyin gün gibi açığa çıkacağı umudunu bırakıyorlar. Bırakmak istediklerinden değil ama sizi öldürmeksizin o duyguyu, o geleceği elinizden alamayacakları için. Sizi öldüremedikleri için sizden alamayacakları sabır yardımınıza koşuyor, devasa sisin sözünün geçmediği başka dostlarınız yardıma geliyor ama bütün bunlar sizi teselli etmeye yetmiyor. Siz bir felsefeci olarak çok daha büyüğünü umut ediyorsunuz, çok daha büyüğünü arzuluyorsunuz: Hakikatin dostlarına, adaletin dostlarına bakınıyorsunuz, tek bir yerdeki adaletsizliğin her yerdeki adaletsizlik olduğunu bilen hakikatli ruhlara. Onların çağrınıza yanıt vermesi için çabalıyor, içten bir düşünce yakınlığının izlerini her yerde arıyorsunuz. Hakikatin dostlarına, tarihin büyük bilgeliğinin izleyicilerine, etik yaşamın yakınındakilere sesleniyorsunuz: Çığ altında bırakılanın yalnızca bedeniniz, yalnızca ruhunuz, yalnızca aileniz olmadığını; hakikatin kendisinin çığ altında olduğunu, acı çektiğini söylüyorsunuz. Adaletsizliğin çığı altında, zulmün sisi altında, hakikatin çığlığını yankılandırıyorsunuz.
Ve umutla ve iyimserlikle ve cesaretle kesin olarak onlara şöyle diyorsunuz: “Bu seferki karşı çıkış, bu seferki sesleniş, bu seferki yankılanma, güç için değil, iktidar için değil, Özgürlük için, Masumiyet için olsun. Bu seferki sis kendilerine Yüce Vicdanlılar diyenlerin puslu havalardaki gizli saklı işlerinin çevresinde değil, bu seferki sis Düşünce ile Sevginin birlikte olduğu bir Hakikat Dağı’nın üstünde olsun. O Hakikat Dağı’nın üstünde, altında her şeyin gün gibi göründüğü masum ve özgür düzlüklerin uzandığı o yüksek yerde olsun…”
Sonra hala o sisin içinde, sonra hala o çığın altında sesiniz kısılmış ve nefessiz kalmışken şunları yazıyorsunuz gözlerinizle havaya:“Özgür olsun artık düşünce de yaşam da!..”
Volkan Çelebi
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1184
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.





Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesi’nde düzenlenen Hacı Bektâş-ı Veli Anma Etkinlikleri’ne katıldı. Ziyarette ve tüm etkinliklerde Haydar Baş'a BTP Genel Başkan Yardımcısı, Hacı Bektâş-ı Veli postnişini Arife Ana’nın oğlu Timurcan Ulusoy da eşlik etti.
Hacıbektaş’ta BTP İlçe Başkanlığı’nın da açılışını yapan Prof. Dr. Haydar Baş, Hacı Bektâş-ı Veli Hazretleri’nin türbedarı Arife Ana’nın evinin ve Üçler Cemevi’nin de bulunduğu bölgeye yapılacak yeni cem evinin temelini attı.
Prof. Dr. Haydar Baş, burada yaptığı açıklamada, şunları söyledi: “Hacı Bektâş-ı Veli, her zaman ifade etmeye çalıştığım gibi Anadolu evliyalarının genelkurmay başkanıdır. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile Müslüman Türk’e Anadolu’nun kapıları açıldı ama İslami manada fütühat beklenildiği gibi gerçekleşmedi. İşte o tarihlerde Hoca Ahmed Yesevi Hazretleri, Ehl-i Beyt soyundan gelen Hacı Bektâş-ı Veli gibi zevatı eğiterek ‘Anadolu topraklarında yaşayan insanları Müslüman etsin ve İslam orada hâkimiyet ilan etsin’ diye bu topraklara, Anadolu’ya gönderdi. Burada o tarihlerde Türkmenler, Keldaniler, Yezdaniler, Süryaniler, Rumlar, Ermeniler, Araplar vesaire bu coğrafyada yaşıyordu. Hacı Bektâş-ı Veli bunları İslam medeniyeti, İslam kültürü, İslam siyaseti, İslam maneviyatı ile kavuşturdu. Onun için Anadolu toprakları Hacı Bektâş-ı Veli’nin mayası ile tümüyle İslam olmuştur.”
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1185
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.



  • Can Yücel Devrim Ormanı
  • Meryem Göktepe



  • Bazı zamanlar vardır yüreğinizin ritminin değiştiği; sevinç mi barındırır, hüzün mü, endişe mi bilemediğiniz. Sabahın erken saatinde beni bu yürek sızısı mı, sevinci mi bilemediğim bir gün bekliyor. Hani bir yitiğiniz vardır da, arar arar bulamazsınız. Ya da bulmuş olduğunuzu zannettiğinizin elinizden, avucunuzdan kayıp gitmesinden korktuğunuz. İşte böyle bir sancılı durum benimkisi. Ne olduğunu bilemediğim. Belki de Can Yücel’in vasiyetinin, hani o yitirdiğimiz değerlerin hepsinin bir arada olacağı, her bir devrimci için bir ağacın dikileceği “Can Yücel Devrim Ormanı” ya da benim içimden geçirdiğim adıyla kardeşlik ormanı buluşmasıdır. Cezmi Ersöz’ün dediği gibi Deniz Gezmiş’ten Uğur Mumcu’ya, Musa Anter’den Hrant Dink’e, İbrahim Kaypakkaya’dan Nesimi Çimen’e, Metin Göktepe’den Ethem Sarısülük’e kadar katledilen her devrimci için birer ağaç dikmek eylemliliğidir.
    DİMDİK DURUYORLAR
    Sanki kayıpların gerçekliğinin tescili gibi bir duygu bu. Ya da hepsinin bir arada olmasının heyecanı, yürek sızısı. Her birisiyle ayrı ayrı buluşmanın içinde barındırdığı insana dair tüm duygular... Onlar oldukları gibi, yitip giden yaştalar hepsi. Ape Musa ulu bir bilge, Uğur Mumcu hep araştıran, hep sorgulayan bir duruş, Hrant Dink hâlâ kardeşlik için yazıp mücadelesini yürüten, Deniz Gezmiş idam sehpasında bile halkların kardeşliğini haykıran, İbrahim Kaypakkaya işkenceyi alt eden ve inandığı değerler uğruna ser verip sır vermeyen bir yiğit, Nesimi Çimen türkülerin yanmasına karşı türkü söylemeye devam eden, Metin gerçeğin peşinden koşup koşup dünyaya İbrahim’in de işkence ile katledildiğini fotoğraflayan, Ethem de Gezi direnişinin sembolü olmaya devam ederek dimdik duruyorlar.
    İşte bu buluşmanın 21 Ağustos’ta, Can Baba’nın doğduğu günde gerçekleşiyor olması da ayrı bir duygu yoğunluğu. Nedendir bilmem bu değerlerimizi kaybettiğimiz zamanlardan daha da acı geliyor “doğum günü kutlamaları”. Metin yaşadığında yapamadığımız doğum günleri belki de içimi kanatan. Oysa hepimizin her özel gününde hep bir yolunu bulup, bizleri bir araya getiren O olmuştur. Emek Su doğduğunda kucağında bir kocaman buket çiçekle ilk beni görmeye gelen. Evlendiğimde kendimi tutamayıp ağlarım diye nikahıma gelmeyen, ağlama işini ilk karşılaşmamızda boynuma sarılıp dakikalarca sürdüren Metin. Ahh güzel yürekli, ağız dolusu gülüşlü kardeşim, arkadaşım, yoldaşım benim. İşte bu yüzdendir ki 10 Nisan Metin Göktepe Gazetecilik Ödül Töreni ve Doğum Günü Kutlaması olurken yüreğim yanar ağlamak isterim usul usul. Belki de Metin’in güzel, aydınlık gülüşüyle doğduğu günün polislerin de karanlığıyla, işkence ve bir dolu gencin sokakta infazıyla aynı güne denk gelen polis haftası kutlamalarıdır biraz da böyle hissettiren. Böyle yaşanılan, hissedilen günlerden bazıları da kaybettiğiniz değerlerin ardından ya yaşadığınız yasın uzunluğu eleştiri konusudur ya da bir gülüşünüz olmaması gereken davranış biçimidir algısı.
    KARDEŞİN BİLESİN
    Yani eğer Uğur Mumcu’nun, Doğan Öz’ün, Muzaffer Erdost’un kızı, Metin’in ablasıysanız ve her hangi bir yayın ya da toplantıdaysanız sizden beklenen sürekli bir yas hali vardır. Eğer gülüyorsanız ki bu acı acıdır ve toplum önünde ağlamamak içindir; hiç de acı çekmiyor, samimi değil diye addedilebilirsiniz. Yani Metin olsa ağlamazdı ya da burada da gülünür mü şeklinde yaftalarla karşılaşırsınız. Oysa zaten bakın bu saydıklarımı ve daha sayamadığım onlarca yitip giden değerin hemen hepsi ağlanacak yerde ağlayan, gülünecekse de ağız dolusu gülebilen insanlardır. En azından benim kardeşim böyledir. Böyledir diyorum çünkü cansız bedeninde taşıdığı o güzel yüzünde bile dudağında bir gülücük, tebessüm saklıdır. İşte hem ağlayabilen hem de gülebilen güzel insanlardan biridir Metin. Metin olmak salt acılarla mücadele değildir. Aynı zamanda kimin ne derdi varsa içselleştirerek yardıma koşan bir kocaman yürektir. Öyle ki yoksul bir aileden gelmesine karşın, evinden yeni perdelerini alıp, yerine eskileri takıp arkadaşlarına götürebilen, arkadaşının başı sıkıştığında bana ya da bir başkamıza “Kardeşin bilesin, iyi bakasın”diye emanet etmiş, karşılığını da almış birisidir.
    Bunu da hak ederek, kişiliğiyle, duruşuyla, özverisiyle yüreğinin gücüyle kazanabilmiş bir oğul, kardeş, dosttur Metin. Ondandır ki Metin’in öldürüldüğünü öğrenip gazeteciler Cemiyetine gittiğimde (Nasıl, kiminle gittiğimi bilmeden) ilk Ahmet’in adeta canından et kopartılmışçasına haykırışına uyandım, durumun ne olduğunun şokundan o zaman çıkabildim. İşte bu güzel insanların tümünün şahsında Metin’in özelini anlatırken başka bir kare takıldı aklıma; Berkin Elvan; daha 14 yaşında hayalleri olan, geleceği elinden çalınan, duyarlı, insan evladı bir çocuk. Polisin attığı biber gazı kapsülüyle başından aldığı yaralanma yüzünden 64 gündür yoğun bakımda. 45.gününde ailesinin yapmak istediği basın açıklaması polis engeline takılıyor. Ethem’in kardeş bilip kollayan kardeşi İkrar’ın kendisi de daha çocuk olan ablanın bayılması ile yaşadığı panik hali 17 yıl önce Metin için ağlayan, çırpınan gazeteci kardeşlerinin resmiyle çakışıyor. Berkin aramıza dönsün diye tek yürek olan beş aile; Abdullah, Mehmet, Ali İsmail, Medeni ile birlikte Ethem’in hem kendisi hem adı yaşayacak....
    Can Yücel Devrim Ormanı çok kalabalık ve çok nitelikli, dünya güzeli insanlara ev sahipliği yapacak ve dikilecek o fidanlarla umudumuz daha da yeşerecek inancımla emeği geçen herkese teşekkür etmeli...
    evrensel.net -
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1186
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


EZIDILER EVE DONMEYE KARARLI

Şırnak’ın İdil İlçesi’ne bağlı Mağara Köyü’nden, geçmişte bölgede yaşanan çatışmalar nedeniyle Avrupa’ya göç eden Ezidiler, 28 yıl sonra anavatanlarına dönüş kararı aldı.

Şırnak’ın İdil İlçesi’ne bağlı Mağara Köyü’nden, geçmişte bölgede yaşanan çatışmalar nedeniyle Avrupa’ya göç eden Ezidiler, 28 yıl sonra anavatanlarına dönüş kararı aldı. Almanya’da yaşayan Ezidilerin oluşturduğu 10 kişilik komisyon, Mardin’in Midyat İlçesi yakınlarındaki Mağara Köyü’ne gelerek incelemelerde bulundu.

ALT YAPI SORUNU VAR

Merkezi Almanya’da bulunan Kivah (Mağara) Köyü Kalkındırma Derneği öncülüğünde oluşturulan komisyon, harabeye dönen evlerin ve mabetlerin restorasyon, bakım ve onarımı için zarar tesbiti yaptı. Komisyon üyeleri, köye elektrik hattının bağlanması, su şebekesinin döşenmesi ve altyapı çalışmalarına başlanması amacıyla Şırnak Valiliği ve İdil Kaymakamlığı’na başvurdu. Almanya’nın Bremen kentine 1985 yılında göç ettiğini belirten 58 yaşındaki Nurettin Genç, o tarihte köyde 92 hane olduklarını, ancak bu sayının Avrupa’da 450’ye çıktığını belirterek, “Başlayan çözüm süreci bizlere umut verdi ve biz de bu sebeple köyümüze geri dönme kararı aldık. Göç ettiğim tarihten bu yana ilk kez köyüme geliyorum. Aradan tam 28 yıl geçti. Gerçekten çok heyecanlıyım. Toprağı gördüğümde öpmek istedim. Tabii ki köye dönüş insanı heyecanlandırıyor” dedi. Osman Akbulut ise şunları söyledi: “ Zarar tesbitinde bulunuyoruz. Daha sonra evlerimizi, mabetlerimizi tekrar onaracağız. Birçok eksiklikleri var, bunu gördük. Ayrıca köyümüzün altyapı, elektrik ve su şebekesine de ihtiyacı var. Valilik ve kaymakamlığa bu sorunlarımızı anlattık. Onlardan köyümüzdeki bu eksikleri tamamlamalarını bekliyoruz.

DESTEK BEKLİYORUZ

Köyümüze kesin dönüş kararımız var. Bu kesin dönüş yavaş yavaş olur. Birden olmaz, çünkü köyümüzde şu an ne su var, ne de elektrik hattı var. Evlerimiz harabeye dönmüş durumda. Kararımızı civar köylerimizde yaşayan insanlara da duyurduk. Bize sahip çıkmalarını istiyoruz.”

Taraf Gazetesi
Sponsor Reklamlar

adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1187
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Kanalizasyon suyu içen bir köy var


Hazro’ya bağlı 45 haneli İnce Kavak köyünde yaşanan su sorunu adeta, ‘Hangi devirde yaşıyoruz?’ sorusunu akıllara getiriyor. Yıllardır çözülmeyen su sorununa kendi yöntemleriyle çözüm bulmaya çalışan köy halkı, son iki ayda kuyularına karışan kanalizasyon suyu nedeniyle susuz kaldı. İnce Kavak köyünde yaşayan vatandaşlar için su çilesi her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Köyde su şebekesinin olmayışından dolayı çareyi kendi yöntemlerinde bulan köy halkı, yaptıkları kuyulardan su ihtiyaçlarını karşılıyor. Son iki aydır su kuyularına köyün kanalizasyon suyunun karışması nedeniyle köy halkı susuz kaldı. Kuyudan çekilen suyun içinde köpüklerin oluşması ve kokması yaşanan durumu gözler önüne seriyor. Köyde hem vatandaşlar hem de evcil hayvanlar susuz kalmış durumda. Kuyulardan su içenler ise karın ağrılarından dolayı hastanelik oluyor. Yaşananlardan ötürü çaresiz bir durumda olan vatandaşların tek isteği ise yetkililerin sorunlarına çözüm bulması.
‘SUDAN DOLAYI ÇOCUKLAR HASTALANDI’
Köy halkından Aziz Kak, yetkililere sorunlarını aktarmalarına rağmen çözüm üretilmediğini söyledi. Kak, “Bu sorun bir türlü çözüm bulamıyor. Sorunlarımız bir aydır geçiştiriliyor. Şikayetlerimiz yetkililer için bir anlam ifade etmedi” dedi. Kak, kuyudan içilen sudan hastalanan çocuklarını Hazro Devlet Hastanesi’ne götürdüğünü ve burada ishal teşhisi konulduğunu söyledi. Köyde yaşayan Hüsnü Kaplama ise köylerine yakın olan Çeşme Başı’ndan Bismil’e kadar su götürülmesine rağmen köylerine su verilmemesine tepki gösterdi. Yetkililere seslenen Kaplama, “Hazro suyundan neden bizi mahrum bırakıyorsunuz?” diye sordu. Hazro Kaymakamı ile görüştüğünü söyleyen Kaplama, kanalizasyon suyunun kuyu sularına karışmasından müteahhitlerin sorumlu olduğunu belirterek, halen yaşadıkları soruna bir çözüm getirilemediğini ifade etti. (Diyarbakır/DİHA)
evrensel.net -
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1188
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


salı, 20 Ağustos 2013 - 15:00


Gözde Kök yazdı: 'Fidel Fidel'dir'

Raul 2006’da başkanlık görevini devralırken şöyle diyor: “Bana verilen bu görevi Küba Devrimi’nin tek bir başkumandanı olduğuna ilişkin sarsılmaz inancımla kabul ettim. Fidel Fidel’dir. Bunu hepimiz iyi biliyoruz. Fidel’in yeri doldurulabilir değildir.”

Gözde Kök -soL

Fidel Fidel’dir

Geçen hafta tam da doğumgününe denk gelmişken niçin Fidel’le ilgili bir yazı yazmadım diye hayıflandım sonradan. Bari önümüzdeki haftaya yazayım dedim ve işe koyuldum. Ancak hiç de kolay olmadı.

Ona karşı duyduğum coşkulu hayranlığı ifade etmemi sağlayacak kelimeleri arıyor ama bir türlü bulamıyordum. İsmi pek çok sıfatın doğal taşıyıcısı olarak anlam kazanmıştı. Şimdi o sıfatlara geri dönmek zor oluyordu. Nâzım yetişti imdadıma. Taa 1962’de, Küba ziyaretinin ertesi yılı, en doğru teşhisi koymuştu, “Küba halkına layık bir başka şey gördüm, yani o da insanı afallatan şey, Fidel Castro” diyerek... Onu hatırladım ve Fidel’in niteliklerini anlatan bir yazı yazmaktan vazgeçtim.

İnsanı afallatan bir lidere sahip Küba’nın şanslı bir ülke olduğu muhakkak. Hatta eskiden itiraf ediyorum, şöyle çocukça bir soru bile geçmişti aklımdan: Sovyetler Birliği’nde Stalin’in ardından böyle bir lider yetişmiş olsaydı, yine de çözülüş gerçekleşir miydi diye...

Kuruluş ve çözülüş dinamikleri tek bir kişinin oynadığı role bağlı olsaydı belki... Küba Devrimi’nin başarısı ve sürekliliğinde Fidel’in oynadığı tarihi rolle kollektif irade arasında kurulmuş ideale yakın bir denge var. Fidel’in Devrim’in ilk yıllarında kalabalıkların ortasında yaptığı konuşmalar, resmi bir havadan çok uzak, tek taraflı atılan nutuklardan çok, coşkulu birer sohbet havasındadır hep, karşılıklılık esastır. Fidel’le kitleler arasındaki müthiş iletişimin sembolik örnekleri olarak kayıtlara geçmişlerdir. Fidel’in karşısındaki kitle amorf bir kalabalık olmaktan uzaktır. Fidel’le kitleler arasına çok başarılı biçimde parti ve giderek yaşadıkları mahallelerden, okudukları okula, çalıştıkları işyerlerine kadar Küba halkını ülkenin kaderine doğrudan bağlayan örgütler yerleşmiştir. Küba Devrimi’nin garantörü de Fidel’in uzun ömründen çok Kübalıların örgütlülüğü...

Bu durum hayata burjuva gözlüklerle bakanların anlayabileceği bir durum değil. Fidel doğum gününde “2006’da hastalığımın ciddiyetini öğrendiğimde yedi yıl daha yaşayabileceğimi hayal edemezdim” diye yazmış. Küba’nın düşmanları da bu ihtimali düşünmek bile istemezlerdi. Ellerini oğuşturuyorlardı, bitti bu iş diyorlardı. Küba’da ise başarılı bir geçiş yaşandı. Hiçbir Kübalının ilahi güçler atfetmediği Fidel bugün siyasi misyonunu tamamlamış, kendini gezegenimizin geleceği ile ilgili insanlığı uyaran yazılar yazmaya adamış bir emeklidir.

Son zamanlarda Küba’da pek çoklarına göre ekonomi alanında riskli adımlar atılıyor, o kadar ki bunlar sosyalizmin sonunu bile getirebilir. Oysa geçmişte atılan kimi adımlar bunlardan daha az riskli değildi ya da karşı karşıya kalınan tehditler... ‘59’dan birkaç yıl sonra Devrim’in sosyalist karakterini ilan etmek bir riskti. Domuzlar Körfezi işgaline tek başına göğüs germek belki çılgınlık. Füze krizinde iki büyük güç arasında un ufak olabilirdi Küba. Angola’daki bağımsızlık mücadelesine destek için gidip dönmeyenlerin hesabını veremeyebilirdi. Sovyet sonrası dönemde ekonomideki liberalizasyon bugünkünden çok daha radikaldi. Bu dönemeçler atlatılırken Fidel’in oynadığı özel rolleri göz ardı etmek olmaz.

Raul 2006’da başkanlık görevini devralırken şöyle diyor: “Bana verilen bu görevi Küba Devrimi’nin tek bir başkumandanı olduğuna ilişkin sarsılmaz inancımla kabul ettim. Fidel Fidel’dir. Bunu hepimiz iyi biliyoruz. Fidel’in yeri doldurulabilir değildir.”

Bütün Küba bunun farkında. Ancak yapılacak şeyin yeniden büyük bir liderin doğuşuna bel bağlamak olmadığını da biliyorlar. Hele Raul’den sonra hiç... O nedenle bugün partide kollektif yönetim yapısını güçlendirme ve halkın örgütlülüğünü diri tutma en önemli işlerden biri. Önemli bir yol gösterici de Devrim’in yarım asırlık muazzam deneyimi olacak.

sol haber
-----------------------------
fidel fideldir,

DEVRİMCİ DEVRİMCİDİR
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1189
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


20.8.2013 - 0:51


Bir kısım medyadan Beşiktaş’a ‘seyircisiz’ oynama cezası




Okuyucu Modunu AçOkuyucu Modu KapatYazıyı Büyüt: 1214161820
ÜMİT ALAN

Cumartesi akşamı oynanan Fenerbahçe-Konya maçındaki Mısır'a destek pankart ve eylemleri, bu sezon stadlarda siyaset yasağına ilişkin öngörüler için ters köşe etkisi yarattı. Gezi eylemlerinin tribüne taşınmasından korkularak yapılan "spora siyaset karışmasın" yorumları, Mısır'daki katliamın gayet haklı sebeplerle protesto edilmesiyle rafa kalktı.

Zaten ölümün, katliamın olduğu yerde daha farklı bir şey olması da beklenemezdi.

Özellikle Emre Belözoğlu'nun Mısır'a destek için yaptığı Rabia hareketi, birçok gazetenin ön sayfasında kendine yer buldu. Haber değeri olan bir hareketti ve yer bulması doğruydu.
PANKART SANSÜRÜ SOSYAL MEDYADA
Hemen ertesi gün sahne alma sırası Beşiktaş'taydı. inönü Stadı yeniden inşa edildiği için bu sezon maçlarını Atatürk Olimpiyat Stadı ve Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan Stadı'nda dönüşümlü oynayacak olan Beşiktaş'ın ilk haftaki adresi Atatürk Olimpiyat Stadı'ydı. BirGün'ün "Çarşı Yasak, Mursi Serbest" başlığıyla haberleştirdiği üzere öncelikle siyasi kabul edilen pankartlar stada alınmadı.
Temiz raporu alabilen pankartların girdiği maçta, acaba sloganlara nasıl bir çözüm getirilecek, medya bunu nasıl görecekti?
YAYIN SOSYAL MEDYADAN DEVAM ETTi
Beklendiği üzere maçın 34. dakikasında stad "Her Taksim, Her Yer Direniş" tezahüratlarıyla inledi. Yayıncı kuruluş çareyi, tribünün yayına yansıyan sesini kısmakta buldu. Ses yayında kısılsa da sosyal medyaya eş zamanlı olarak videolar düşmeye başladı. Bu durum yine sosyal medyada yayıncı kuruluşun protesto ve boykot edilmesi gibi sonuçlar doğuracaktı.
MEDYAYA NASIL YANSIDI?
Ne taraftan olursanız olun haber değeri taşıyan bu olayın yazılı medyaya yansıma biçimi, yayıncı kuruluştan farksızdı. Akşam, Sabah, Zaman Yeni Şafak, Akit, Habertürk, Star, Milliyet, Vatan gazeteleri içeriye alınmayan pankartları da
34. dakikada yükselen protestoları da hiçbir şekilde görmemeyi tercih ettiler. Star'ın suya sabuna dokunmayan "Çarşı Olimpiyata Koştu" haberi ve Habertürk'ün Beşiktaş taraftarını güzelleyen "işte Taraftar işte Şampiyon" başlıklı haberleri konunun protesto kısmına hiç değinmeden taraftara "uslu durursanız, canımızsınız" mesajı veriyordu. iktidara yakın bir çizgide yürüyen gazeteler içinde Bugün gazetesi şaşırtıcı olarak "Islıklar" başlıklı küçük bir haberle protestolara değinmeyi uygun görmüştü. O medya içinde Beşiktaş taraftarının sesini kısmayan tek gazete Bugün oldu.
E-BiLET HABERLERi GENiŞ YER BULDU
Tüm dünyada uygulanan ve gerekliliği kuşku götürmeyen kişiye özel e-bilet uygulamasının medyada gördüğü itibar ise çok farklıydı. "Stadlarda şiddet ve düzensizliği önleme" amacıyla başlatılan e-bilet uygulaması, dünyada yaygın olarak kullanılan ve düzgün işletildiğinde güvenliği artıran bir uygulama. Ancak Türkiye'de Gezi direnişinin tribünlere yansımasından korkulduğu günlerde denenmesi ayrı bir parantezi hak ediyor. Stadlarda şiddet ve düzensizliğinin kapsamına neler alınacak? E-bilet uygulamasıyla isim isim tespit edilecek taraftarların başına neler gelecek önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bununla birlikte protesto ve pankart yasağı haberlerini görmeyen medyanın, e-bilet haberlerine özel yer vermesi ve büyük görmesi de buradan iyi kokuların yükselmediğinin habercisi gibi.
KiMLER, NASIL GÖRDÜ?
Hürriyet gazetesi hem Şermin Terzi'nin yazısı, hem protesto haberi, hem de yayıncı kuruluşun taraftarın sesini kısması vurgularıyla haberi en geniş gören gazetelerden biriydi. Aydınlık, Cumhuriyet, Radikal, SoL, Sözcü, Taraf, Yurt maçtaki protestoları gören gazeteler oldu. BirGün yayına daha erken girdiği için sadece pankartların içeriye alınmaması kısmını yetiştirebildi.

Özetle, daha önce bahsettiğimiz Bugün gazetesi örneğini saymazsak, medyadaki bildik kutuplaşmadan farklı bir tablo ortaya çıkmamıştı.Farklı olan manipülasyon ve saldırı yerine görmezden gelme formülünün denenmiş olmasıydı.
ŞiMDiLiK "SEYiRCiSiZ" OYNAMA CEZASI
iktidara yakın gazetelerin maçtaki taraftar protestolarını görmezden gelme tavrını "seyircisiz oynama" cezasına benzetebiliriz. Çünkü medya yayıncı kuruluşun sesini kısmasına yol açacak kadar ses çıkarabilen Beşiktaş taraftarını yok saymış, Beşiktaş seyircisiz oynamış gibi davranmıştır. Yayıncı kuruluşun açıklamasında belirttiği gibi "Futbol dışı unsurları" yansıtmıyoruz bahanesi de Mısır protestolarının gazetelerden büyük büyük görünmesiyle çökmüştür. Mısır protestolarının hak ettiği yeri bulması doğrudur, ama onlar yer alırken futbol dışı unsur diye Gezi protestolarının yok sayılması iki yüzlülüğün resmidir. aha önce aşina olduğumuz örnekler, bu protestoların devam etmesi halinde işin manipülasyon, saldırı, hedef gösterme ve komplo teorisi fazlarının başlayabileceğini akla getiriyor ki, bu düşünceleri aklımızdan hemen kovuyor; seyirciyi yok sayma cezasına şükür deyip, önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

Editör :BİRGÜN NET
--------------------------------------

HALKIN TAKIMI BEŞİKTAŞ SEYİRCİSİZDE OYNASA,

MESAJINI VERİR,

ÜLKEMİZDE FUTBOL DENİNCE BEŞİKTAŞ,

TARAFTAR DENİNCE ÇARŞI AKLA GELİR,

HALKIN TAKIMI HALKIN YOLUNDA YÜRÜYOR,

GERİSİ SADECE HİKAYEDİR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #1190
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Anadili ve sağlık

Onur Hamzaoğlu
[email protected]

Bugünkü yazımda ülkemizde annelerin anadili ile bebeklerinin sağlık durumları arasındaki ilişkiden söz etmek istiyorum. Dünyanın bütün ülkelerinde yurttaşların, mültecilerin, göçmenlerin dili ülkede sunulan sağlık hizmetlerinin dili ile aynı olmadığı durumlarda sağlık güvencesi kapsamında olsalar bile hizmete ulaşabilme, ulaşabilse bile kullanabilme ve yararlanabilmelerinin, dili aynı olanlara göre olumsuz, kötü durumda olduğunu biliyoruz. Hatta sağlık güvencesi kapsamında olup, sağlık kurumlarında yaşadıkları olumsuzluklar (kendini ifade edememe, horlanma vb.) nedeniyle o kurumlara gitmektense, kendi dilini konuşanlar tarafından sunulan geleneksel uygulamalardan yararlanmayı tercih etmenin oldukça yaygın olduğunu gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.
Türkiye’de son yıllarda daha yaygın olarak konuşulmaya başlanan anadili konusu, nedense Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi ve Kürtler ile sınırlandırılıyor. Evet sıklık açısından böyle bir öncelikten bahsetmek mümkün. Bununla birlikte, ülkemizin her tarafında ve başka dilleri konuşanların da sorunlar yaşamakta olduğunu göz ardı etmememiz gerekiyor. Ülkemizde anadili Kürtçe ve Türkçe olanlar dışındakilerin de benzer sorunu yaşadıklarını unutmamalıyız. Öncelikle anadili sorunu Kürtler için de bölgesel bir sorun değildir. Çünkü ülkenin her yerinde yaşıyorlar. Ülkemizde anadili Kürtçe olanların sayısı yaklaşık 30 milyondur. Bu sayı, toplam ülke nüfusunun beşte ikisinden daha fazla. Ayrıca Kürtlerin yaklaşık % 10-15’i ve özellikle kadınlar anadillerinden başka bir dil de bilmemektedir.
Türkiye genelinde doğan her 100 bebekten yaklaşık 16’sı doğum ağırlığı 2500 gramın altında olarak hayata gözlerini açıyor. Bu durum düşük doğum ağırlığı olarak tanımlanıyor. Düşük doğum ağırlıklı olarak doğan bebeklerin diğerlerine göre hastalanma ve ölme riski çok daha fazla. Öte yandan, bebeklerimizin düşük doğum ağırlıklı olarak hayata gözlerini açmaları kader değil. Çok büyük bir bölümünün önlenebilir nedenlerle ortaya çıktığı da bir gerçek. Anne adaylarının yeterli ve dengeli beslenememesi (yoksulluk), doğum öncesi bakım olarak adlandırılan sağlık hizmetini alamaması ve sık aralıklarla doğum yapmaları ile erken yaşta anne olmaları ilk aşamada sayabileceğimiz önlenebilir nedenlerden bazıları.
Tablo. Annenin anadiline göre beş yaş altındaki çocukların doğumdaki ağırlıkları 2500 gramın altında olanların yüzde dağılımı ve hız oranları, Türkiye 2003.
Annenin anadili Doğum ağırlığı( 2500 gr)
Türkçe 13.8
Kürtçe 27.6
Diğer* 24.1
Hız Oranı(K/T) 2.0
Hız Oranı(D/T) 1.7
Türkiye 15.5
*Arapça, Bulgarca, Çerkezce, Ermenice, Gürcüce, İbranice, Lazca, Romence, Rumca, Rusça, Sırpça, Yunanca.
Tablodaki veriler ülke geneli ve ülkemizde konuşulan bütün anadilleri kapsıyor. Buna göre anadili Türkçe olan bir anneden dünyaya gelen 100 bebekten 14’ü, Kürtçe olan bir anneden dünyaya gelen 100 bebekten 28’i ve bu iki dilin dışında bir dil olan anneden dünyaya gelen 100 bebekten 24’ü düşük doğum ağırlıklı olarak dünyaya geliyor. Farklılığı somutlaştırabilmek için hız oranları hesaplandığında, anadili Türkçe olan annelerden doğan her düşük doğum ağırlıklı bebeğe karşılık anadili Kürtçe olan annelerden 2.0, bunlar dışındaki dillerden olan annelerden de 1.7 bebeğimiz düşük doğum ağırlıklı olarak hayata başlamak zorunda kalıyor.
Yukarıdaki veriler göz ardı edilemeyecek bir durumu yansıtıyor. Birçok ülke sorunun tercümanla ya da erken yaşta zorunlu resmi dil eğitimi ile çözülemediğini ortaya koyan deneyime sahip. Bununla birlikte, Başbakan Erdoğan içeriği kendinden menkul, “demokratikleşme paketi”nde ülkemizdeki anadili sorununun çözümüne ilişkin herhangi bir gelişmeye yer vermeyeceklerini geçtiğimiz günlerde kendi ağzından açıkladı. Oysa sorun yalnızca ne anadilinde eğitimle ne de Kürtlerle sınırlı. Konuyu bütün yönleri ile ele alan bütün tarafların ve temsilcilerinin yer aldığı çalışmalara daha fazla zaman geçirmeden başlamak gerektiği ortada. Unutmayalım, konu Hükümetin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli.

evrensel.net -
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (20.08.13 Saat 22:49 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 4 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 4 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaytung haberleri. dAbBe Komik Bölüm 33 26.03.14 22:44
Bu Yolu Sürenler Bilir Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.01.12 11:41
“Bağımsız Türkiye” Düşünü Gerçeğe Çevireceğiz… yorum111 Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 3 27.03.11 00:59
Turgut Öker, AABK adına bağımsız milletvekili adayı Pir Mehmet Siyaset,Politika ve Ekonomi 8 20.02.11 09:10
Sefire Yolu Gösterin !!! akdora Mustafa Kemal ATATÜRK 0 23.05.10 00:48




Totobo Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2