Sponsor Reklamlar


PİRYOLU Bağımsız haberleri.

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  PİRYOLU Bağımsız haberleri. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 05.08.13   #1091
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Elbet bir bildiği var bu çocukların


Kırmızı Haber Yazarları | 03 Ağustos 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Sol Haber, Yazarlar

İrem Dönmez (Bianet) Sokaklara döküldük. Yumruğumuzu havadayken, sesimizi başkalarının sesiyle çoğaltırken daha çok sevdik. Şaşırdık, kızdık, bağırdık, yaralandık, öldürüldük. Yine de çoğalttık umudumuzu.
Bir şeyler oluyordu ülkede. Şafak vakti güzel insanların çadırları basılıyor, biber gazından, dumandan göz gözü görmüyordu. Televizyonumuza özenle sıraladığımız haber kanalları kör, sağır, dilsizdi. Yeni kanallar yerleştirdik kanal sıralarına önce, sokağa döküldük, sesimizi sloganlarla çoğaltmayı öğrendik sonra. Mide ilaçlarının, limonun yeni faydalarını keşfettik. TOMA nedir, biber gazından nasıl korunulur, barikat nasıl kurulur öğrendik bir bir.
Bir park

“Gezi Parkı’nda değilsen Eti Park’ta ol” yazıyordu gönderilen Facebook etkinliğinde. Bir süredir ülkede bir şeyler oluyordu. İstanbul’da bir park vardı çoğumuzun gidip de görmediği, belki adını bile duymadığı. O parkı yok edip de yerine tekdüze ışıkların aydınlattığı, doğanın, yeşilin esamisinin okunmadığı kocaman kocaman binalar dikmek istiyorlardı. Parkına sahip çıkanlar, ranta değil de ağaca sarılanlar karşısında devletin şiddetini, acımasızlığını buluyordu.
Eskişehir’de yaşayan bizler, bir şeyler yapmak gerektiğini biliyorduk. İstanbul’da olmayı en çok arzuladığımız günlerdi, kaygılı yüzlerle elimizden telefonu düşürmüyor, sosyal medyada Taksim’den gelecek haberleri takip ediyorduk. “Hele bir ayın 7’si gelip krediler yatsın da Gezi Parkı’na gider destek oluruz” diyorduk. Malum öğrenciydi çoğumuz.
Derken sosyal medya hesaplarımıza Eskişehir’deki bir etkinliğin haberi düştü. Parka çağrılıyorduk. En başta Gezi Parkı’nda yaşananlara tepkimiz göstermek, sonrasında da bireysel özgürlüklerimize sahip çıkmamız için. Gittik. Elimizde acemice hazırlanmış pankartlarımız, dilimizde henüz senkronu tutturamadığımız sloganlarımız ve içimizde güzel umutlarımız vardı.
Şiirlerle, sloganlarla, şarkılarla vardık, oradaydık. Sesimiz duyulsun diye, Gezi Parkı yalnız olmadığını hissetsin diye, kaç çocuk yapacağımıza kendimiz karar verelim diye, içki içmeyi saat kaçta bırakacağımızı kendimiz belirleyelim diye…
Bir ev

Eti Park’ta toplandığımız 31 Mayıs gecesi, Eskişehir AKP İl Binası’na yürüdük sloganlarla. Sesimiz duyulsun istiyorduk ya hani, muhatabımız olduğunu düşündüğümüz yere gidiyorduk. Ne oluyor demeye kalmadan biber gazı kapsülleri düşmeye başladı kalabalığın arasına. Ne limonumuz vardı, ne gaz maskemiz, ne de tecrübemiz. Sonrası koşturmaca. Biber gazından ama en çok da şaşkınlıktan dağılan gruplar şehrin belli yerlerinde yeniden toplanıyordu.
Vakit gece yarısını henüz gösteriyorken Espark önünde toplandık. Sloganlar vardı dilimizde. Öfkeliydik. Pek çoğumuz o gece tanışmıştık biber gazıyla. O ilk tanışıklığın heyecanını henüz üzerimizden atamamışken yeniden biber gazı kokmaya, dumandan göz gözü görmemeye başladı. Çöktüm kaldım olduğum yerde. Hayal meyal hatırladığım birisinin omuzlarında olduğum, beni taşıyan kişininse koşuyor olduğuydu. Kendime geldiğimde yüzü gözü kızarmış, öksüren pek çok kişiyle birlikte bir apartman girişindeydim. Az önce beni taşıyan kişiye ne kadar teşekkür etsem azdı. Öte yandan da utanıyordum. Öyle ya biber gazıyla imtihanımda sınıfta kalmıştım.
Nice sonra “Hadi” dedi birisi, “Gittiler, yeniden sokağa!” Şaşkındık, ama korkmuyorduk. Sokaklar bizimdi. Yanımda telefonum olmadığını fark ettim, evde olan anne babamı düşününce koşarak eve gittim. Beni pencerede bekleyen bir baba, telaştan fenalaşan bir anne bekliyordum. Oysa eve vardığımda hiç de öyle olmadığını gördüm. Mütevazı öğrenci evimde tanımadığım pek çok kişi vardı. Annem sütle yüzlerini yıkıyor, babam sokaktan gelip geçen ve kötü durumda olanları tutup tutup eve getiriyordu. Şaşkınlıkla bakakalmış ve gelecek azarı beklerken, annemin öğretmenlikten yadigâr sert sesiyle kendime geldim: “Sallanma da limon kes biraz!”
O gece sabaha dek, evimin bulunduğu sokakta çatışmalar sürdü. Eve pek çok kişi girip çıktı. Evdeki imkânlarla tedavisi biten yeniden sokakta aldı soluğu. Annem bazen sütle yüzlerini yıkadı, bazen yaralarını sildi, bazen de çabucak yaptığı çorbadan ikram etti. Babamsa bir yandan pencereden olayları gözlemledi, bir yandan da meraklısına kendi öğrencilik yıllarında fiilen içinde bulunduğu olayları anlattı.
Bir çocuk

Bozkırın ortasındaki pek çok şehir gibi Eskişehir’de de heyecan ve sabırsızlıkla beklenir yaz. Bu sene Haziran direnişle, umutla gelmişti. Nazım’ı hatırlayıp “Haziran’da Ölmek Zor” şarkısını gönülden söylememize bir gün kala kötü bir haberle sarsıldı Eskişehir.
AKP il binasının yer aldığı, polisin canla başla koruduğu Yunus Emre Caddesi’nde birisini darp etmişti polis ve sivil giyimli kişiler. Haber kötü, durum ciddiydi. Çocuk yoğun bakıma alınmıştı. Ali İsmail’di adı. Yaşı on dokuz.
Suratlar düşmüş, ifadeler derinleşmiş, umudun yanına öfke de eklenmişti. Sokakları daha kararlı adımlamaya, o sokakları adımlarken sloganlarımızı daha gür seslerle atmaya başlamıştık.
Bir direniş alanı
Espark önünde canla başla çadırlar kurduk sonra. Mutfağımızı, kütüphanemizi kurmayı da unutmadık. Eskişehir’in bir direniş alanı vardı artık. Paylaşmayı, umut etmeyi, insanları tanımayı yeniden öğreniyorduk sanki. Klavye başından kalkmış, anne babalarımızın “Aman yavrum olaylara karışma tembihlerine” kulak asmamayı sonunda başarmıştık. Sokakta olmanın, bir şeyler talep edebilmenin keyfine varıyorduk.
Güzeldi direniş alanı. Renkliydi, cüretkârdı, özgürlüğe yakındı, anlamlıydı, sabırlıydı ama en çok da umutluydu. Öyle ya, Ali İsmail de iyileşip katılacaktı aramıza.
Bir şafak vakti
Güneş henüz doğmuşken çalan bir telefonla açtım gözlerimi. Kaygılıydı telefondaki ses, direniş alanında polislerin olduğunu söylüyordu. Telaşla fırlayıp çıktım evden. Yanıma limondu, suydu, sirkeydi almayı da ihmal etmedim.
Direniş alanına gittiğimde kocaman kocaman iş makinelerinin çadırları toparladığını, çevik kuvvetin sıra sıra dizildiğini, ellerinde kameralarla bizleri çektiğini gördüm. Absürt bir tiyatro oyununun perdelerinden birisi sahneye koyuluyor gibiydi. Üzerimizde pijamalar, yüzümüzde polis botlarının ve iş makinelerinin sesiyle bölünmüş uykularımızın izi, karşımızda tam tekmil hazırlanmış aynı renkte, aynı seste onlarca polis, açılımını henüz öğrendiğim iki TOMA… Direniş alanına yakın bir börekçinin çalışanları mutfaktan öteberiyi çalıyor, polisin biri MOBESE’yi söküyor, elinde megafon olan bir diğer polis eğer vatan haini değilsek İstiklal Marşı’nı okumamızı salık veriyordu.
Çadırlarımızı söktüler, biber gazlarıyla, ilaçlı sularıyla üzerimize geldiler, bazılarımızı gözaltına aldılar. Direniş alanımızı elimizden almış, duvar yazılarımızı silmişlerdi. Üstelik iyileşip aramıza katılmasını beklediğimiz, yoğun bakımda yaşama tutunmaya çalışan o güzel çocuk ayaklanıp da aramıza katılamadan, direniş alanımızı göremeden.
Yine de pek çok sefer yaptığım gibi şiirle tutunayım hayata dedim. Öyle ya bu direniş içinde en çok da umudu barındırıyordu. Aklıma Edip Cansever’den mısralar düştü:
“Biz bu şafak vaktinin neresindeyiz
Öyle bir umut gibi gelip geçecek
Yalnızım, yalnızsın, bize kim gülümseyecek”
Bir anne, bir cenaze

Tramvaydayken telefonuma bir mesaj düştü. Okudum. Okudum da ne yapacağımı bilemedim. Mideme en okkalısından bir tekme yemiş gibi oldum da nefes alamadım. Sözcükler yoğun bakımdaki o güzel çocuğun yaşamını kaybettiğini söylüyordu.
Hastanenin bahçesinde toplandık. Tanımadığımız ama sevdiğimiz birisinin ölümüne ağlıyorduk. Belki yan yana yürümüş, birbirimize gülümsemiş, müdahalede bir limonu paylaşmıştık.
Hayatımda ilk kez bir morgun kapısına bu denli yaklaşmış, ilk kez bir annenin ağıtını bu denli yakından işitmiştim. Bir uğurlamadaydım. Babamın anılarında hep anlattığı, benim çok ama çok yabancı olduğum bir uğurlama.
Gelecek günlerine umudu ilikleyen o güzel çocuk gitmişti. Ali İsmail’di adı. Yaşı on dokuz. Senin, benim, onun için sokağa çıkmıştı. Seninle, benimle, onunla aynı sokakta direnmiş, polisin müdahalesine maruz kalmıştı. Polisten kaçarken bir önceki ya da bir sonraki ara sokağa değil de o sokağa saptığı, o sokakta eli sopalılar beklediği için darp edilmiş, gittiği hastanede doktorun gazabına uğramıştı. Otuz sekiz gün direnmişti yoğun bakımda.
Bir babanın nasıl da dik durmaya çalıştığını gördüm o gün, orada. O babanın gözlerindeki acıyı gördüm. Etraf ölüm kokuyordu. Bir anne “Ali’m” diyordu, “Ali’m biz buradan böyle gitmeyecektik. Senin hayallerin vardı.”
Omuzlarda taşınıyordu Ali İsmail. Zamanı ve şekli her ne olursa olsun akıl ermez ya ölüme, bu sefer hiç mi hiç ermiyordu. Kim, neden, nasıl yapardı ki hem. Ali İsmail’di adı. Yaşı on dokuz.
Ölüm karşısında hükmü yoktur ya hiçbir sözcüğün… Yine de bir şiire ilikleyeyim dedim yaşananları. O gün, Ali İsmail’i uğurlarken, “Ağlama anne evlatların burada” diye haykırırken aklıma Hasan Hüseyin’den mısralar düştü:
“Elbet bir bildiği var bu çocukların
Kolay değil öyle genç ölmek
Yeşil bir yaprak gibi yüreği
Koparıp ateşe atmak
Pek öyle kolay değil
Hem öyle bir ağaç ki
Şu yaşamak denilen şey
Her bahar yeniden tomurcuklanır da
Yalnız bir bahar çiçeklenir”
Bana gelince
Umudun ne olduğunu öğrendim ben kısacık bir sürede. O umudun başkalarıyla nasıl da çoğaldığını bir de.
Henüz 4 yaşındayken babamın elimden tutup da götürdüğü, yağmurlu bir günde, çocuk aklımla da olsa unutamadığım Uğur Mumcu’yu uğurladığımız o gündü katıldığım ilk eylem. Bir de muhabir olarak katıldıklarım vardı. Birlik olmanın, bir şeylere inanmanın, bir şeyler uğruna direnmenin güzelliğini öğrendim ben Gezi direnişinde. Öğrendim de, sokaklardan alamaz oldum kendimi.
Henüz ilkokul sıralarındayken öğretmenlerin o vazgeçilmez “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna kararlılıkla verdiğim yanıttı gazeteci olmak. Büyüdüm. Eğitimini aldım gazeteciliğin. Tam da mezun olmaya yaklaşmışken bir meslekten nasıl utanılır onu gördüm ana akımın oynadığı üç maymun sayesinde. Vazgeçer gibi oldum bir ara ama umut etmenin nasıl da değerli olduğunu öğrenmiştim direniş sayesinde. Vazgeçmedim, vazgeçemedim.
78’de öğrenci liderliği yapmış, şimdilerde o zamanlardan yadigâr solcu bıyıklarını taşıyan bir babanın işkence anılarıyla, cezaevi günlükleriyle büyümüş bir çocuktum ben. Günün birinde benim de çocuklarıma anlatacak bir şeylerim oldu diye sevindim direniş başladığında.
Güzel gülüşlü o çocuğu, Ali İsmail’i beklerken morgun önünde arkadaşıma sarılıp ağladım: “Anne olacaktım ben. Daha şimdiden belliydi çocuğumun adı, Ali olacaktı. Anne olamam ben. Benim Ali’mi de benden alırlar diye ben anne olamam.”
Ama öğrenmiştim bir kere umudun ne olduğunu. Gezi direnişinin fotoğraflarını, karikatürlerini, görüntülerini, yazılarını özenle saklıyorum. Günün birinde babamın bana anlattığı gibi ben de Ali’ye anlatırım diye. Ben babamla nasıl gurur duyuyorsam Ali de benimle gurur duysun diye. Ve bir de Ali’ye, Ali İsmail’i, o güzel gülüşlü, o hep on dokuz yaşındaki çocuğu anlatabileyim diye.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (05.08.13 Saat 00:49 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1092
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


4.8.2013 - 13:36

AKP'nin önleyici demokrasisi




Ergenekon Davası için buluşma çağrısı yapan TGB ve İşçi Partisi'ne operasyon yapıldı.

AKP'nin önleyici demokrasisi işbaşında. Ergenekon Davası'nın karar duruşması öncesi, herkesi Silivri'ye çağıran TGB (Türkiye Gençlik Birliği), İşçi Partisi ve Ulusal Kanal yöneticilerine karşı polis dün sabah erken saatlerde İstanbul ve Ankara'da büyük bir operasyon başlattı. Aralarında gazetecilerin ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Başkanı Çağdaş Cengiz'in de bulunduğu 20 kişi evleri arandıktan sonra gözaltına alındı.

5 Ağustos'ta kararı açıklanacak Ergenekon Davası için Silivri bariyerlerle çevrildi. Salona aileler bile alınmayacak. Gösteriler de yasaklandı. Bu 'önlemler alınırken, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İl jandarma Alay Komutanı Mehmet Artar ile birlikte önceki gün düzenlediği basın toplantısında Silivri'ye gösteriye izin vermeyeceklerini açıklamıştı.
BİRGÜN NET
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1093
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


.8.2013 - 14:8


Eski Solcu yazdı:
Hergün birinizi, BirGün hepinizi...




Kimleri mi kastediyorum?
"Camiye ayakkabıyla girdiler" diyen Recep Tayyip Erdoğan
"Gerekirse ordu devreye girer" diyen Bülent Arınç.
"Direnişçiler müebbetle yargılanmalı" diyen Mehmet Ali Şahin.
Ne dediği önemli olmasa da Melih Gökçek.
Beyaz bereli,kan vermek istemeyen çocuk, İsmail Türüt.
Diyarbakır'dan İstanbul'a; yılandan, yalandan korktuğu kadar korkmayan cesur Vali Hüseyin Avni Mutlu.
Ses kartı olmayan Ankara Valisi Alaaddin Yüksel.
Bir Simpsons karakteri olarak Egemen Bağış.
Sünnet ve ümmet çocuğu Markar Esayan.
Bağzı elektrikli şofben ve stres bileziği satıcıları (bkz. Türkiye Gazetesi)
Cinselliğini stratejik derinliklere bastırmış, hamile kadın düşmanı TRT'deki Bilmemne Bey.
Kızlı erkekli Akit Gazetesi militanları.
İnsanlık onuruna tepki olarak doğan Yiğit Bulut.
Times Gazetesi’nin saygın olmadığını düşünen, Yeni Şafak Gazetesi mizah yazarı Yalçın Akdoğan.
Günlerdir uykusundan “yayında mıyız” diye bağırarak uyanan Ahmet Misbah.
Ağaçlara fısıldayan adam Mevlüt Yüksel.
Adını Google’dan aratacak kadar zaman ayırmak istemesem de, devlet protokolü için Eskişehir Valisi.
Twitter’ın reisçi trolleri, kendileri bana bir sinek türünü çağrıştırsa da...
En zengin penguen Ferit Şahenk.
En zengin tüpçü Yıldırım Demirören.
Kar edince “özel” zarar edince “kamusal” Cengiz İnşaat.
Reisini “her devrin adamı” olarak öven AK Genç Doğuş.
Kaybedenler Kulübü’nden eski dostum Baskın (Oran) .
Sean Penn’e karşı Necati Şaşmaz.
Çılgın şeriatçı Abdurrahman Dilipak.
Adlarını sayamadığım daha birçok yetkili, entelektüel ve sanatçı vardır. Onlar da unutulduklarını sanıp darılmasınlar. Listeyi güncelleyebiliriz.

Gelelim yazının başlığına; “Her gün birinizi, BirGün hepinizi”... İsterseniz tek tek, arzu ederseniz hepinizi aynı günde, Bodrum Türkbükü açıklarındaki yatıma davet ediyorum. Ben, George (Soros), Christiane (Amanpour) ve diğer dostlarım burada dinleniyoruz. Gelin Türkiye’yi konuşalım. Doları, borsayı konuşalım. Köprüden önce son çıkışı da kaçırmayın. Sonra çok üzülürsünüz.

BİRGÜN NET
Sponsor Reklamlar

bab'ül ilim bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1094
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.




Ergenekon Davası’nın bugün Silivri’de yapılacak son duruşmasında 275 sanık için karar verilecek.
6 yıldır süren Ergenekon Davası sürecinde dava sonucunu göremeden hayatını kaybeden sanıklar oldu. Kuddusi Okkır, Türkan Saylan, Ali Tatar, Erhan Göksel, Uçkun Geray ve İlhan Selçuk dava sonuçlanmadan vefat etti.
KUDDUSİ OKKIR:
20 Haziran 2007 tarihinde tutuklanan iş adamı Kuddusi Okkır, Ergenekon Örgütü’nün finansörü olmakla itham ediliyordu. 2008 Nisan ayında “majör depresyon” teşhisi konan Okkır, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevkedildikten sonra zatüree ve böbrek yetmezliği teşhisi de konan Okkır’ın “akciğer kanseri” olduğu anlaşıldı. Kanserin beyni ve kemiklerinde metastaz yaptığı Okkır, “delilleri karartabileceği” gerekçesiyle bir süre daha tutuklu kaldı. Nöbetçi mahkeme tarafından 1 Temmuz 2008 tarihinde serbest bırakıldı fakat 5 gün sonra vefat etti. İddianamesi tamamlanmadığı için suçunun ne olduğunu öğrenemeden hayatını kaybetti.
TÜRKAN SAYLAN
Cüzzamla mücadele veren başarılı bir tıp doktor olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan, birçok sosyal projeye imza attı. 13 Nisan 2009 tarihinde evi basılan Saylan’ın kişisel evraklarına el konuldu. ÇYDD’nin bürolarına da baskınlar yapıldı. Bir süredir kanser tedavisi gören Saylan, baskından bir ay sonra 18 Mayıs 2009’da vefat etti.
ALİ TATAR
Yarbay Ali Tatar, “Amirallere Suikast Girişimi” iddiasıyla önce tutuklandı ardından yapılan itirala serbest bırakıldı. Savcı Süleyman Pehlivan’ın tutuklama kararına itirazı sonrası hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarıldı. Bu kararı öğrendikten sonra 20 Aralık 2009 tarihinde intihar etti. Tatar’ın yazdığı veda mektubunda şu ifadeler yer aldı: “Oramiral Uğur Yiğit Komutanım’a suikast iddiasında adım geçiyor. Babam öldüğü zaman ben seferdeydim. Komutanım (Oramiral Eşref Uğur Yiğit) beni arayarak, ‘Başın sağ olsun, böyle şeyler herkesin başına gelir. Sen rahat ol’ diye bana teselli vermişti. En kötü günümde yanımda olan kişiye karşı nasıl böyle bir şey düşünebilirim. Bana babacan yaklaşan bir insana sadece saygı ve minnet duyabilirim.”
Tatar’ın hakkında önemli bir delil olan “suikast notu”ndaki el yazısının Tatar’a ait olmadığı “ölümünden sonra” belirlendi.
ERHAN GÖKSEL
Birçok başbakana danışmanlık yapmış olan ve Verso Araştırma Şirketi’nin sahibi Erhan Göksel, 22 Ocak 2009 tarihinde gözaltına alınmasının ardından şirketinin tüm altyapısına el konuldu ve iflas etti. Babası 3 ay sonra kalp krizinden ölen Göksel, ABD’ye çalışmaya gitti ve 21 Mayıs 2010 günü kaldığı otel odasında ölü bulundu. Göksel; Ergenekon 4. İddianamesi Göksel hakkında “kovuşturmaya gerek yok” kararı verdi. Göksel, suçsuz bulundu.
İLHAN SELÇUK
Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk; 21 Mart 2008 tarihinde “silahlı terör örgütünün üst düzey yöneticisi olmak” suçlamasıyla gözaltına alındı. İlhan Selçuk iki gün sonra serbest bırakıldı. Tutuksuz yargılanmasına devam edildi. Selçuk, serbest kalmasının ardından rahatsızlandı. Bir süre tedavi gören Selçuk 6 Haziran 2010 tarihinde yaşamını kaybetti.
UÇKUN GERAY
"Ergenekon" soruşturması kapsamında Konya merkezli operasyonda Temmuz 2008'de gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Prof. Dr. Uçkun Geray, 30 Ocak 2009'da hayatını kaybetti. Çoklu organ ve solunum yetmezliği nedeniyle yaşamını yitiren Geray hakkındaki iddianameyi dahi göremedi. İP Merkez Karar Kurulu Üyesi ve partinin Ulusal Strateji Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olan Geray uzun yıllar Orman Mühendisleri Odası'nda da yöneticilik yapmıştı.
Odatv.com
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1095
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.




BDP Hakkari İl örgütü, Abdullah Öcalan'ın BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan aracılığıyla Hakkari halkına ulaştırılmasını istediği selamını kapı kapı dolaşarak halka iletecek. BDP Hakkari İl Başkanı Rahmi Kurt, bunun için kurulacak ekiplerle üç günlük program hazırladıklarını söyledi.
BDP il binasında BDP İl Başkan Rahmi Kurt, yardımcısı Esmer Tekin ve BDP Merkez İlçe Başkanı Yavuz Aksaç ile basın toplantısı yaptı. Kurt, Abdullah Öcalan'ın gönderdiği özel selamın kendileri için çok önemli olduğunu belirterek, "İmralı'da son olarak Sayın Öcalan'la yapılan görüşmede Kürt Halk önderi sayın Öcalan, Hakkari'ye özel selamlarının iletilmesini istemiş. Sayın Öcalan'ın selamı baş göz üstüne. Biz de BDP olarak önderliğimizin bu selamını halkımıza aktaracağız. Bunun için bazı programlar yaptık. Kapı kapı, sokak sokak dolaşarak önderliğimizin bu selamını halkımıza ileteceğiz. Çukurca, Şemdinli ve Yüksekova'da da ekiplerle çalışma yaparak tüm halkımıza ulaşacağız. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Pervin Buldan da Hakkari'de bu selamı halkımızla paylaşacak" dedi.

Odatv.com
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1096
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.






Bizim kuşağın en büyük şairi, arkadaşımız Ahmet Erhan’ın öldüğü haberi geldi. Çok uzun süreli bir iyileşip bir kötüleşen kanser, sonunda Ahmet Erhan’ı yedi bitirdi..
Ahmet Erhan kimseye haset duymadı. Hüznü kimyasal bir saldırı altındaydı. İçinde kendine karşı bitmeyen bir imha savaşı veren bir Savaş Bakanlığı vardı. Gölge düşürmeyecek kadar hafifti.. Hiç hayal kurmadı. Aniden çıkan bir arabanın altında kalmış gibi içki içerdi.. Kelimelerle gizli ve bitmeyen ve umutsuz bir aşk gecesini, zarifliğini hiç bozmadan son gününe kadar sürdürdü. Şiirleriyle bir Venedik değil bir Prag ve Moskova karışımı elimizdeki tek Ankara tarihini yazdı. Şiiri bir delilik hali hiç yaşamadı.
Şiirleri bir küstahlık hiç yaşamadı. Şiirleri çılgınlığı hiç denemedi. Şiirleri kızarık gözlüydü, çok keskin, aşırı gerçekçi. İrade sahibi tek satırı olmadı. Karnını doyurmayı hiç beceremedi. Ödüllere bir saniyecik inanmadı. Şiirinde ışık hiç yoktu, duygusal karartıları çok anlaşılır koyu renkli kristal duygu parçacıklarına dönüştürdü... Kasırgası hortumu çok dağıtıcı çok yüksek bir gerilimi her gün sırtında taşıdı. Yaşadığını hissettiren tek canlı kelimesini bilmem. Derdi ağrı acı değil ‘ağu’ydu.. Beynine yerleşmiş fare zehiri gibi ağu’sunu rüzgar gibi hepimizin hayatına serpen şiirler yazdı. Hiç değişmedi. Hiç şüpheci olmadı. Şiir elindeki tek bıçaktı. Keyif için angarya tek satır yazmadı. Aylarca durgun sular gibi kımıltısız dursa da gözlerindeki bulanık kirli yeşil hiç bozulmadı, içimizde iç dünyasını en iyi resimleyen avuntusunu kaybetmiş işte bu zayıf gözlerdi..
Felsefe parçalamayı hiç denemedi şiirinde bir kelime olsun ‘kavram’ kullanmadı, sinemaya geç kalmışlara koltuk içlerine kadar eşlik etmeden ta kapıdan oturacağı yeri gösteren çok hünerli bir duygu feneri vardı.. Bitki örtüsü aşırı soğuk ama hiçbir şekilde zırnık şeytani değildi, şiir bıçağı 19. yüzyıldan kalma çok parçalayıcı buz kesicileri gibi. İçimizde en berrak itiraflar onundur, kuşağında ‘anlaşılmadım’ cümlesini tek kurmayan şairdir.. Hayat savaşı, içindeki iki büyük gladyatör çaresizliğiyle korkusuzluğu arasındaki amansız kılıç darbelerinin kanlı günleri içinde geçti.. Bir saniye olsun kimseye uşak olmadı, bir saniye olsun kimseye eyvallah demedi, bir saniye olsun su ve ekmek dışında kimseye iman etmedi. İş bulamadı.. Şöhretine inanmadı. Çocuksu gerçekçiliğinden başka bir dünyaya hiç inanmadı. Çocuksu gerçekçiliğindeki inadı kan kaybı gibi ruhunu bilinç altını yavaş çekim her mısrası ayrı bir vakum şırıngası gibi irin irin söküp aldı.. Hastalıklar onu içi pamukla doldurulmuş gibi hafifletti, hastalığı ateşini küle çevirdi, o, şiirindeki ateşli yenilgiyi destanlayıp cesurca ayakta durmayı denedi.
Rahat bir nefes almadı başarısız yıkıntı duyguların en kutsal hallerini yazdı.. Mantığa akla hiç sarılmadı, hayal kırıklıkları şiirinin yüzüne kırılan buz dağları gibi çatırdayarak vurdu. Hayatı çok dağınık ve yarım yamalak ama samimi ve çok özgür yaşadı. Ne semalardan ne rüyalardan ne başkalarından hiç heyecan toplamadı. Mantarlaşıp küfleşen beynini şiirinin zehirleştikçe güzelleşen hazzıyla tedaviye çalıştı. Kendini çok öldürdü, çok. Bu yüzden şiiri hep bir kurban töreni gibiydi. Her insana nasip olmaz iç dünyasının en ağır en sert ve en saf duygularını bulup çıkarmayı bu dünyaya gelmiş olmanın en idealist görevi bildi, başardı. Yer’e hepimiz gibi basmıyordu, başka yer’i başka türlü başka yerinden adımlayan kuyu içinde yürüyen ayakları vardı. Tek bir taklit cümlesi yoktur kelime oyunundan kusar gibi tiksinirdi. Söylenmiş hiçbir şarkıya benzemedi. Şiiri bir acı çekme tarihi hiç değildir, en zoru becerdi, mert ve açık konuştu, saklanması imkansız yaralanmaları boydaşı şairlerin kıskançlıkla izlediği estetik yücelikte erkekçe harbice dile getirdi..
Ankara’da iki genç adam biri Nihat Genç, yazar, biri şair Ahmet Erhan, Nihat, dedi, senin yazıların ne kadar benziyor şiirlerime, ruhsuzlaşan her şeye düşman, işsiz parasız iki adam, kaç milyar kaç milyar kez konuştuk, Ahmet benim nezaketsiz zahmetsiz konuştuğum çok az demeyeceğim, tek insandı.. Kırk yıl kırk bin an’ı, birkaç kelime nasıl anlatır, kimin gücü yetebilir o zehir zıkkım eşsiz ahlak günlerine geri dönmeye..
Kimin gücü yetebilir yeniden o granit şehrin mermer desenlerinin içinde gemi yolculuklarına..
Kimin gücü yetebilir kelimelerin engizisyoncusu işkenceci cenderemizin uluslarüstü ahlaküstü arkadaşüstü meydan savaşlarına yeniden dönmeye..
Şairin vatanı üslubudur, Ahmet’in de benim de vatanım göğüs göğüse kılıç şakırtılarıyla çok kanlı geçti..
Evet böyledir, şairin vatanı üslubudur, ve orada her kelimeyi biçimleyen ağu’dan bir ırmak akar..
Diyarbakır belediye havuzunda dal d.şşak yıkanan çocuklar gibi, içimizde, bu ırmakta, en aşırı en ölçüsüz neşesiyle yıkanan Ahmet Erhan’dı..
Bu kutsal ağu nehrinde yıkanmamışlar Ahmet Erhan şiirlerinin bir özgür kalp için maliyetinin nelere mal olduğunu hiçbir zaman bilemeyecekler..
Bu korkunç Ağustos sıcağında birkaç mısra okuyup buz gibi soğukta zınk gibi donup kaldıklarında, bu birkaç üşütücü mısranın, kaç yüz varil hayal kırıklığı zehrinden damıtıldığını, hayat denen şey’in muhasebe hesabına yazmayı, kim bilir ey okuyucu, belki de hiç akıl edemeyecek..
Nihat Genç
Odatv.com
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1097
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


BUGÜN ÖLDÜM ANNE ...

Şair Ahmet Erhan'ı kaybettik. Daha 55yaşında, en olgun çağında kaybettik onu.
Bir şair gibi yaşadı bir şair gibi öldü.
Ölümle baş başa yaşamak, bu sistemin sunduğu tüm yaşam biçimine uy(a)mamak, insanlık erdemleri için hep başı dik yaşamak, teslim olmaktansa bile bile ölüme gitmek...
İşte 78 kuşağı olmanın tüm özelliklerini inatla korudu.
78 kuşağı "acıların" kuşağıdır...
Ahmet Erhan, 78'i 80'lere taşıdı. 80'ler ters geldi Ona. 90'lar da! 2000'ler alt üst oluştu!
Ne 78'in kaotik dünyası kabul etti onu ne 80'lerin şiir dünyası.

Postmodern dünyanın bir ur gibi şiirimize egemen olması, karanlık, duyarsız bir şiir anlayışının oluşması ince yüreğine yük gibi oturdu. İbretle seyretti her şeyi. Gittikçe geri çekildi.
Aile dağıldı. Deniz kurudu. Yeni aile kurdu. Hacer yeni bir yaşam verdi O'na. Ama içki ve sigara yine de tek dostu oldu.
1920'lerde öldü denen "Modernist" şiir akımının ülkemizde ve tüm dünyada tek temsilcisiydi.
Ahmet Erhan çağımızın Baudelair'iydi, Arthur Rimbaud'suydu!
Şiirini derisini kanatarak yazdı; şiirleri gibi yaşadı. Şair tüm dünyanın yükünü üzerinde taşıyan kişidir tanımına uygun yaşadı. Sistemle tek başına, çıplak şiirini gererek mücadele etmeye çalıştı.
Acıyı silah yaptı; 12 Eylül'ün "şok" acılarından, uzun ANAP iktidarlarının şair ruhuna işkence eden uygulamalarından sonra 1993 Sivas Madımak'da en iyi arkadaşları Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Asaf Koçak'ın yakılarak öldürülmelerine tanık oldu.
Peşinden ülkemizin güneydoğusunda en korkunç katliamlara tanık oldu: "Ne istiyorsunuz kardeşlerim; bu ülke hepimize yeter; yakışmıyor bize silah, bomba, pusu; bu şiddeti hak edecek bir günahımız yok hiç birimizin!" çığlıkları milliyetçiliklerin arasında kaybolup gitti.
Her şey gittikçe kötüye gidiyordu: En son AKP iktidarı sarstı Ahmet Erhan'ı. Ruhu dayanamaz oldu; içkiye sigaraya sarıldı; bu kez vücudu dayanamadı. Boğaz kanseri oldu. Ameliyat oldu: Ama yine inadından vaz geçmedi!

Anlı şanlı yayınevleri de unuttu onu. Onun bir "Toplu Şiirler"i tam olarak hiç olmadı.
Alçakların egemen olduğu bu dünyaya teslim olmaktansa kendini öldürmek daha iyiydi!
Teslim olmadı; başı dik öldü.
NOT: Ahmet Erhan'ın "naaşı" 5 Ağustos Pazartesi günü Ankara Maltepe Camii'sinde kılınacak öğle namazına "müteakip" Karşıyaka mezarlığında toprağa verilecektir.
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1098
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


.8.2013 - 10:34


Levent Üzümcü: Bu ülkede darbe de oylandı!




GÜLŞEN İŞERİ

Gezi Parkı direnişi her yönüyle konuşulmaya devam ediyor. Bu süreç sokaktaki insandan kitle ve emek örgütlerine kadar geniş bir kesimi etkisi altına alırken, sanatçıların da bu sürece katkısı oldukça önemliydi. İktidarın bu toplumsal harekete başlattığı "cadı avı" sadece demokratik kitle örgütlerine yönelik değildi. Sanatçılar da bu süreçte hedef alındı. Kimilerinin işine son verildi, kimileri hakkında linç kampanyası başlatıldı. Söylenen her söze "paranoyak" bir yaklaşım geliştirilip ölümle tehdit edildiler.

Gezi sürecine destek veren Levent Üzümcü de bunlardan biriydi. Geçtiğimiz gün attığı tweet yüzünden tehditler alan Üzümcü, "aranda 1600 yıl olan adamla aynı günde aynı çağda yaşamaya ilaç olur mu demokrasi" tweet'i nedeniyle sosyal medyada bir anda hedef tahtası haline getirildi. Levent Üzümcü'yle son süreci, sanatçılar üzerindeki baskıyı ve Gezi'de gelinen noktayı konuştuk.

-Gezi sürecinden bu yana bir "cadı avı" başlatıldı. Sanatçılar üzerinde yoğun bir baskı var. Yazdıklarından, söylediklerinden kaynaklı hemen "aforoz" edilebiliyorlar. Son olarak sizin de başınıza geldi. Attığınız bir tweet başınıza bela oldu.

Bizleri mimlemişler. Gezi direnişine destek veren oyuncuları, şarkıcıları mimlemişler. Bizlerle ilgili bir açık bekliyorlar saldırmak, küfretmek için. Benim her zaman söylediğim bir şey vardır: seninle aynı dili konuşan, aynı yemeği yiyen, aynı taksiden inip bindiğin, hatta aynı sokakta, apartmanda yaşadığın adamlarla aramda 1600 yıllık mesafe var derim. Bu bir lafın gelişidir. Ben de "aranda 1600 yıl olan adamla aynı günde aynı çağda yaşamaya ilaç olur mu demokrasi" dedim.

Twitter'daki provokatörler, her türlü hükumet yanlısı insan tarafından hakkımda "cadı avı" başlatıldı: "Vay peygamberimize küfretti, hakaret etti". Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Hiçbir inancın temsilcisine veya kurucusuna hakaret etmem mümkün olamaz. Ama bir "cadı avı" olduğu için bu, yazdığımın ne olduğunu tartışmadan, sorgulamadan yaptılar. Söylediğim çok açık: "kafası geri olan adamla bugün yaşıyoruz" diyorum. İllaki bunu İslamiyetten görmenin, Arap Yarımadası'na çekmenin ne anlamı var?

-Neden 1400'e bağlamaya çalıştılar?

"Sen iyi hesaplayamadın o 1400 olacaktı" diyor. Çünkü umduğunu bulamıyor oradan ama hiç okumadan, buraya çekip de "kesin etmiştir, bu zaten Allahsız, kitapsız" diyerek müthiş bir "cadı avı" başlattılar. Çok ayıp bu yaptıkları, aileme, inandığım her şeye, tehditler ve küfürler ettiler.

-Ama tweet'i silmediniz

"Öyle bir şey yok" diyorum, "sileceksin o tweet'ı" diyor ama yok öyle bir şey. Neden sileyim?

-Peki, yazdığınız tweet'a tepkiler geldikten sonra, o çevreden kimse olumlu bir şey söylemedi mi?

Bu siyasi görüşün içinde, aklı, fikri, imanı güçlü Müslümanların, inançlı insanların attığım tweet'ta böyle bir şey anlaşılmadığını demesini isterdim. Biz buna mı kaldık, bu kadar düştük mü biz?

Bir tane insan yok mu? İslam'a inanan ve bu yazının İslam'la ilgisi olmadığını söyleyecek? En azından bana bu lafları eden insanlar tarafından fikirlerine değer verilen insanlar yok mu? "Arkadaş bu böyle bir şey demiyor, İslamiyetle ilgisi yok" diyecek bir Allah'ın kulu yok mu?

Benim yıllardır söylediklerime bakın, seninle de yıllar önce yaptığımız röportajı hatırla, bir de oraya baksınlar, bugüne kadar tek bir kişinin kutsalına, inancına laf etmiş miyim? Hemen yaftalayıp bir noktaya koyuyorlar, hakkımda, ailem hakkında ipe sapa gelmez küfürler ediyorlar. Müthiş bir kontrolsüzlük, bir delilik fırtınası diyebilirim buna. Bir delirme... Bunu da inançları için yapıyorlar!

İnsanları bu delilik fırtınasının içine böyle itmenin ne anlamı var? Bir an önce bundan kurtulmak lazım.

Ayıp bir şey yaptığımı düşünmüyorum, günümüzde aynı yaşayıp kafası geride olan insandan bahsettim, geçmişte yaşamış birinden değil. Çok acıklı bir durum; kul hakkı yiyorlar. Çok ayıp bir durum bu. Nasıl bir terbiyesizlik? Ve bunu da inançları için yapıyorlar. Çok ayıp...

-Tweet atarken korkuyor musunuz?

Hayır asla! Oraya korkmama gerek olacak bir şey yazmıyorum ki insanların birtakım sıkıntıları var, birtakım dertleri var. Bunu maalesef özgür basın yoluyla duyuramıyorlar.

-Burada sadece hapis korkusu yok. İşe alınmama, kanalların geri çevirmesi vesaire...

Zaten bizim yapım şirketlerine değil; kanal sahiplerine durumdan vazife çıkartmak gibi bir görev düşmüş. İnsanların işini kaybetmesiyle ilgili tehditler havalarda uçuşuyor. Herkes işini kaybetme korkusuyla davranıyor. Dolayısıyla bütün mekanizma benim elimde diyor iktidar. Her şey gayet açık değil mi?

Düşünsene; gazetelerde boy boy fotoğrafın çıksa, "öldürün bunu" dense bir adım geri durmaz mısın? Durursun. Bizi düşün: sokakta tanınan insanlarız. Sen alışverişe gittiğinde kimse parmağıyla seni göstermez. Görüşünle, aklınla, fikrinle yürümüyorsun. Onlar gözükmüyor. Ama bizim ne olduğumuz, neyi savunduğumuz, kimler tarafından hedef gösterildiğimiz belli ve yollarda yürüyoruz. Ne kadar önemli bir şey yaptığımızın farkında mısın? Sokakta yürüyorum, alışverişe gidiyorum, benimle aynı görüşte olmayan insanların beni bulsa bir kaşık suda boğacak gibi bakışlarına maruz kalıyorum. İnsanlar, gözünü kırpmadan ensesinden vurularak öldürüldü bu ülkede.

Taksim Galatasaray'da kaç gündür oturuyor Cumartesi Anneleri? 10 yıldır oturuyorlar, nedir sıkıntıları? Kayıp çocukları bulunsun diye... Hepsinin evladı kayıp. Burası kanlı bir coğrafya, işin gücün kanla çözüldüğü bir coğrafya. Pusu, kan davası... Genelde de pusudur. Pusu kurarsın, ensesinden sıkarsın... Yıllarca Hizbullah'ın Batman'da yaptığı gibi.

-Bu "cadı avı" Gezi süreciyle başladı. Gezi'ye destek verenler üzerinde müthiş bir baskı oluşturuldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslına bakarsan Gezi süreciyle ilgili sürekli hikayeler oldu. AKP üç tane seçim, iki tane referandum kazandı. Her defasında oylarını artırarak sonuca ulaştı. Bu süreçte de genellikle Türkiye tarzı sağ iktidarlara nasip olan ve onların sürekli uyguladığı "buyurun oylar, buyurun barajlar, buyurun sandıklar"... Bu da özgürlüklerin elimizden alınma durumunu yarattı. Bu hükumet "Aldı-verdi" ilişkisi yarattı halkla arasında. Bunu da "ileri demokrasi" adı altında yaptı. Değişen bir şey yok. Ha oyla gelmişsin ha darbeyle gelmişsin. Darbeyi oyladık biz zaten. Yüzde 95 aldık hatırla. Darbe de oylandı bu ülkede!

-Mesele Gezi Parkı'nın ötesinde. Taksim Meydanı'nın ruhu...

Taksim ve Gezi Parkı çevresinde, insanların hassas bir şekilde bağlı olduğu söyleniyor. 1 Mayıs 2012'de sen de oradaydın, ben de oradaydım. Sunucusuydum. Orada dedik ki: "savaşa hayır, bölgede süper güç olmak gibi bir hedefin niye olsun?" Bunları söyledik. İhtişamlı bir 1 Mayıs'tı. Bu bir arada oluşun, bir daha olmamasını emretmişler.

Dolayısıyla kendi yarattıkları krizle ilk kez karşılaşmadılar. Bambaşka bir krizle karşılaştılar. İlk defa hiç akıllarında olmayan, fikirlerinde olmayan bir kriz çıktı. Bir şey de yapamadılar. Yapamayınca da kaba kuvvete başvurdular. Sonrasında önlenemez bir halk hareketi başladı. Burada da olayı üç-beş ağaca indirdiler. Bir toplumsal patlamayı kabul etmediler, görmezden geldiler. Tabii ki bir yandan da bunu çözebilecek irade sahibi değiller. Çünkü bu durumu çözebilecek siyasi kültüre de sahip değiller.

-Yalnız AKP sandığa güveniyor. Her lafı "sandıkta görüşürüz" oluyor. Buna ne diyeceksiniz?

Sandık aslında daha ilginç bir durum. Sandık var ama bir de akıl fikir diye bir şey var. Binlerce kişi sandıkta toplansa akıl ve fikir yok edilebilir mi? Evet doğru, sürekli "varsa bir durum sandıkta sorarsın" diyor. Demokrasi bu değil ki. Demokrasi sadece oy atmak değil.

Düşünsene, sosyal medya kullanıcılarının bir kısmı avatarlarını Mursi yaptılar. Şunu da söyleyelim, Mısır'da çok büyük bir hata oldu ordu'nun yönetime el koyması. Çok büyük bir hata, halk zaten sokaktaydı. 30 milyon insan sokağa dökülmüştü. Bundan sonrası oturup konuşulacaktı. Halk sokaktaysa artık niye sen giriyorsun? Belli ki Mısır sermayesinin yüzde 50'si ellerinde, onlar yönetiyorlar, Mısır'da sermaye silahla birleşmiş. "Aslında bu ülkeler İslami şartlarda yönetilmeli. Bunların lideri bizim liderlerimizdir. Benim liderimle o lider arasında bir fark yoktur. Biz Siyasi İslam istiyoruz". Bu da dini siyasete alet etmek oluyor ve çok ayıp.

-Ortadoğu'ya bakarsak, çok belirgin bir durumdan söz edebiliriz

Türkiye'de de Suriye'de de Irak'ta da taşlar yerinden oynadı. Bir şekilde halkın seçmiş olduğu, zamanında darbeyle gelip de otoritesini devam ettiren diktatörler var. Düşün, 1981'de yapılan Iran'daki seçimde "İslama evet mi hayır mı?" diye soruldu. Ve ondan önceki seçimlerde de sol bir partiyi başa getirmiş olmasına rağmen olmadı, dıştan müdahale yediler, sonunda çaresiz Iran halkı iyice çaresizleşti ve olay bugüne kadar geldi. Okuma oranın çok düşük olduğu bir ülkede "İslam'a evet mi hayır mı?" diye soruldu. Niye insanlar İslam'a hayır desinler ki, kendi dinleri. O şeriata giden yol oldu. Bir halk devrimi ve sonunda da varılan bir nokta. İnsanların sokaklarda sopalarla dövüldüğü bir İran oldu.

Mesela AKP'liler "Türkiye'yi artık azınlıklar yönetmeyecek" diyorlar. Türkiye'yi ne zaman azınlıklar yönetti ben çok merak ediyorum? Genel politikaları bu, sokak politikası bu! Sokak dövüşünde kural yoktur, biraz öyle dövüşüyorlar. Dövüş sporlarında kendi içinde kuralları çok ünlüdür bilirsin ama sokakta dövüşürken kural yoktur.

- Gezi sürecinde de polisin en ağır şiddetine "pasif direniş" sergilendi çoğu kez. Sokakta o kuralı koyan eylemciler vardı

Bu ne biliyor musun? Vicdan. Bir odunla sen bir insana vurabilir misin? Sokaktaki insanlar, AKP'li para-militer güçler, sivil polisler gözlerini kırpmadan ve hiç görmemiş olduğu insanlara sırf yaptıklarından, nefretinden dolayı odunlarla, palalarla saldırdılar, insanları yol ortasında öldürdüler. Ne yazık ki vicdanlı olup inançları uğruna destek veren insanlar da var bunların içinde. Hem bu partinin yaptıklarını onaylamıyorlar hem de diğer partileri kendilerinden uzak tutuyorlar.

Taksim bir ruhu temsil ediyor

-Bu toplumsal hareket pek çok kesimi şaşkınlığa uğrattı. Biraz da sosyal medyanın gücüydü


Tabii ki bu bir halk hareketi ve artık 77 1 Mayıs'ında yaptıkları gibi provokatörlerle ya da kulelerden insanların üzerine ateş açıp onları meydanın içinde polisle birlikte ezmiyorlar artık. Daha farklı bir strateji uygulanıyor. Eskiden bunu yapmanın koşulları vardı. Şu an herkesin elinde bir video kamera var. Her şey belgeleniyor, herkesin elinde fotoğraf makinası var. O yüzdendir ki bunların stratejisi değişti.

İnsan demez mi ya bu ülkede bu insanlar neyin çığlığını atıyor? Neden sokakta bu insanlar? 1977'den beri Taksim Meydanı bir ruhu temsil ediyor. Bir meydandan bahsediyoruz, her karesine yeşillik yapsan yine dolacak insanlar. Çünkü insanlar oraya bir değer vermişler, bunun önüne geçilemez.

-Karşı taraf açısından da bakarsak teknolojik açıdan onlarda da bir güç var?

Mobeseler var her yerde, sen o mobeselerde camide içki içildiğini gördün mü? Yine mobese kameralarında bir kadını, çıplak ve elleri eldivenli onlarca erkeğin dövdüğünü gördün mü? Böyle bir olay var ama böyle değil. Faşist bir kadının bir kardeşimize tokat atması var. Olay bu aslında. Ama yüz tane üstü çıplak erkeğin dövmesi yok. Var mı bunlarla ilgili görüntü? Yok! Zaten olsaydı böyle bir görüntü bunu elli kez yayımlamışlardı.

-Burada sanıyorum medyanın rolü çok önemliydi. Basın susturuldu

İnsanların haber alma özgürlüğü yok ama "ileri demokrasi" var. Bir arkadaşım ne dedi biliyor musun? "Ailem kar yağsa aradı, o kadar olay oldu aramadılar" dedi. Çünkü insanların haberi yok. Türkiye'de öyle bir engelleme var ki... Özgür basın susturuldu. Diyorlar ki sol tandaslı gazetelere "alın işte fikirlerinizi söylüyorsunuz." Arkadaş televizyon diye bir şey var. Dünyanın neresinde 80 il ayağa kalkar da haber olmaz? Bunun adı nasıl 'ileri demokrasi' olur?

Bir cadı avı başlattılar

-Sanatçılar çok eleştirildi. Bu hareketin ayaklanmasında sanatçıların etkisi elbette büyüktü ama sonrasında geri çekilme oldu. Nasıl yorumluyorsunuz?


İstedikleri buydu. Türkiye'de insanlar sudan sebeplerle yıllarını hapiste geçiriyor. Hiçbir delil olmadan pek çok insan hapse atıldı. Ülkede Genelkurmaylık yapmış birisini 'silahlı örgüt kurmak'tan attılar içeri. Bütün hikayeyi "cadı avına" dönüştürüp istedikleri şekilde dezanformasyonla halletmeye çalışıyorlar.

Bekliyorlar ki bir tane sanatçı, oyuncu hata yapsın. Hata yapmasa bile hata yapmış gibi gösterilmesini sağlıyorlar ve sonrasında da "cadı avı" başlatıyorlar.

-Aslında sistematik bir durum oldu Gezi süreci. Evlere baskınlar, ardından Çarşı, ardından TMMOB ve sanatçılara baskı

Gazetelerde insanların ölüm fermanı çıkıyor. Mesela demokrat bir gazetenin birinin hedef gösterdiğini gördün mü? Birtakım gazeteler var, bildiğin suç işliyorlar ama mahkemeye versen sonuç alamıyorsun. "Basın özgürlüğü" diyorlar bu sefer de! İnsan delirir...

-İçeride 70'i aşkın gazeteci var ama...

Onlara da diyorlar ki o gazeteciler mutlaka bir şey yapmıştır. Ama arkadaş bunca gazeteciyi içeri attın, dışarıdaki gazeteciler üzerinde bu durum baskı yaratmaz mı? Gazete patronlarına gazetecilerin isimlerini veriyorsun bunları işten at diye.

Saldırgan politika yapanlara 'Gezi' uyarıydı

-AKP'nin oylarına Gezi süreci nasıl yansıyacak sizce?


Bence AKP'nin oyunda bir şey olup olmaması değil, AKP'nin bu mesajı alıp almaması önemli. Almadığı görülüyor, sen istediğin kadar oy al, bu insanlar mutsuzlar bu ülkede. Sen bunu görebilecek duruma sahip misin? Senden sonra gelecek herhangi bir yönetim, herhangi bir parti buna sahip mi? Bugün A yada B partisinin seçilmesinden bahsetmiyorum, insanların hayatlarına müdahale edilmesinden hoşlanmıyorum ve bundan dem vuruyorum. AKP gittiğinde düzelecek bir şey değil. Bu tarz politika yapan insanlara, bu tarz saldırgan politika yapan insanlara Gezi uyarıydı. "Biz seni oraya bizim yaşam koçumuz ol diye seçmedik. Toplum mühendisliği yap diye de seçmedik. Kimin için oradasın? Lütfen devleti yönet" Devleti yönetecek hükumet vardır. Bu hükumet geldi "devlet beni yönetiyor" dedi. Halka da bunu inandırdı. Arkadaş devlet denilen şey toplumsal mutabakatla oluşmuş kurallar bütünüdür. Böyle bir durumla nereye varılır bilmiyorum.

Bu siyasi dilin şakşakçıları ve yandaşları aynı dilden konuşuyorlar. Günde 100 kişi beni Taksim'de sallandırmaktan bahsediyor. "Seni Taksim'de bir sallandırsak da karşına geçip sigara içsek" diyorlar. Anlatabiliyor muyum bilmiyorum.

Şunu da söylemekte fayda var: bir başbakan kalkıp "siz benim için birkaç çapulcusunuz. Yaptığınızın hiçbir anlam ve önemi yok" dedi. Ve ülkeyi ikiye böldü. Ayrımcılığı, provokasyonu kimin yaptığı belgeleriyle ortada.
Editör :
BİRGÜN NET
Sponsor Reklamlar

bab'ül ilim bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1099
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Pazartesi, 5 Ağustos 2013 - 10:27


Suriye'de çeteler Alevi köylerine saldırdı, bir aileyi katletti





Lazkiye ve Şam'da "Esad yanlılarını" hedef alan silahlı çeteler, Şam'da 5 kişilik bir aileyi katletti.

(soL - Dış Haberler) Suriye'de silahlı çeteler Lazkiye ve Şam'da "Esad yanlılarına" saldırırken, bir aileyi çocuklarla birlikte katletti.

Muhalefet yanlısı Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Şam'ın kuzeyindeki Rukneddin bölgesinde yaşayan "Esad yanlısı" bir aile, "kimliği belirsiz" silahlı kişiler tarafından evlerinde katledildi. Baba, anne ve üç çocuğun öldürüldüğü katliamda, ailenin dördüncü çocuğu banyoya saklanarak hayatını kurtardı. Katledilen çocuklardan bir tanesi kız öğrenciyken, diğer ikisi üniversiteliydi.

Ailenin nasıl öldürüldüğüne dair çelişkili haberlerin geldiğini söyleyen SOHR, katliamın silahla ya da boğaz kesilerek yapıldığını söyledi. SOHR, ayrıca, ailenin Lazkiye kökenli Alevilerden olduğunu da belirtti.

Lazkiye'de Alevi köylerine saldırı
Öte yandan Lazkiye'de de El Kaide uzantılarının Alevilere saldırıları sürüyor. Ekrad Dağları civarında başlayan saldırılarda en az 30 kişinin öldüğü belirtiliyor.

Salma'da üslenen El Kaide'ciler, Lazkiye'nin etrafındaki 10 Alevi köyüne saldırdı. El Kaide'cilerin Fransız yapımı Miilan anti-tank füzeleri ile Rusya yapımı Konkurs ve Grad füzelerini saldırılarda kullandığı iddia ediliyor.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.08.13   #1100
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


ERGENEKON YARGILAMASI BİR HUKUK KATLİAMIDIR!..

HUKUK BİR İNTİKAM ARACI DEĞİLDİR!..

AKP'NİN İNSANLIK SUÇUNA ORTAK OLAN ''Yetmez ama EVET''çiler, imdi dilediğiniz kadar kına yakabilirsiniz!

ERGENEKON YARGILAMASI VE VERDİĞİ CEZALAR, Türkiye'de hukukun ve insan haklarının ayaklar altına alınmasının en rezil ve kepaze davalarından biri oldu. Çünkü gerçekten hiçbir zaman bir araya gelmeleri, ortak bir eylemde, amaçta bulunmaları mümkün olmayan ama sırf AKP'ye muhalif diye tıpkı sapla samanın karıştırıldığı TORBA YASALARI gibi, insanları bir torbaya koyup akıl ve mantıkla bağdaşmayan suçlamalarla içeri tıkıp mahkum ettirdiler.
Evet, Veli Küçük gibi Susurluk Çetesi ve başka suçlara bulaşmış kişiler de yok değildi. Ama ERGENEKON Yargılaması, Veli Küçük de dahil, Susurluk Çetesi üyeliğinden değil, GİZLİ tanık ifadeleriyle uydurulmuş yapay suçlardan mahkum edildiler.
AKP'nin ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER oluşturarak yarattığı bu HUKUK GARABETİ, TÜRKİYE için bir kara leke olduğu kadar, İNSANLIK TARİHİ açısından da, hukuk açısından da büyük bir KARA LEKE ve SKANDALDIR. Tüm bu hukuk garabeti BAĞIMSIZ BİR YARGI SÜZGECİNE tabii tutulduğunda daha net olarak ortaya çıkacaktır...
HUKUK BİR İNTİKAM KURUMU değildir. Olamaz da. Ancak AKP, Meclis çoğunluğuna dayanarak hukuku bir intikam aracına dönüştürmüştür. Bu utanılası durum sanılmasın ki AKP ve ona omuz verenlerin yanına kar kalacaktır.

Musa Ağacık

Yüreğine sağlık Musa Ağacık.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 11 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 11 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaytung haberleri. dAbBe Komik Bölüm 33 26.03.14 22:44
Bu Yolu Sürenler Bilir Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.01.12 11:41
“Bağımsız Türkiye” Düşünü Gerçeğe Çevireceğiz… yorum111 Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 3 27.03.11 00:59
Turgut Öker, AABK adına bağımsız milletvekili adayı Pir Mehmet Siyaset,Politika ve Ekonomi 8 20.02.11 09:10
Sefire Yolu Gösterin !!! akdora Mustafa Kemal ATATÜRK 0 23.05.10 00:48




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2