Sponsor Reklamlar


Şah İsmaİl Şİİ mİ, alevİ mİ?

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Şah İsmaİl Şİİ mİ, alevİ mİ? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 22.10.11   #1
jetlii11
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: istanbul
Mesajlar: 581
Rep Puani : 12
Standart Şah İsmaİl Şİİ mİ, alevİ mİ?


Şah İsmail’in Türk olduğu konusunda artık birçok tarihçi hemfikirdir. Ancak inançsal yönden onun Şii olduğunu hala iddia ederler ki bu doğru değil. Şah İsmail’in Şiiliğini iddia edenler, dayanak olarak hep Osmanlı saray tarihçililerini örnek gösterirler.

Şah İsmail’i inançsal yönüne değinmeden önce onun soyunu kısaca özetleyelim:

İmam Musa Kâzım’ın torunlarından biri olan, Firuz Şah, 1174 yılında Güney Arabistan’dan Azerbaycan’a göç edip, Erdebil’in Esferencan köyüne yerleşti. Onun torunu Seyyit Safaattin İshak(1252-1334), Şiraz’a gidip, çağın ünlü hocalarından Seyyit Beyzavi’den dersler aldı. 1276 Yılında Gilan’a gidip, amcası Seyyit Zahit Gilani’nin yanına yerleşti. Onun kızı Bibi Fatma ile evlendi. Seyyit Gilani’nin ölümünden sonra onun kurduğu dergâhın başına geçti. Daha sonra dergâhını Erdebil’e taşıdı. Onun ölümünden sonra dergâhın başına Seyyit Sadrettin Musa (1334-1392) geçti.

Moğol ardıllarından Celayır sultanı Ahmet, 1372 yılında Erdebil ve çevresindeki geniş arazileri Seyyit Sadreddin’e verdi.

Seyyit Sadreddin’den sonra Erdebil dergâhının başına Seyyit Ali (1392-1429) geçti. Seyyit Ali, Anadolu Türkmenleri ile bağ kurdu. Bazı tarihçilere göre Timur Anadolu’dan 30.000 tutsak Türk götürdü. Seyyit Hoca Ali’nin ricası üzerine Timur, tutsakları S. Ali’ye verdi. S.Ali bu tutsak Türkleri özgür bıraktı. Bu Türkmenler’in büyük bir bölümünü Anadolu’ya geri döndüler. Kalanlar Erdebil’e yerleştiler.

Seyyit Ali ölünce Dergâhın başına oğlu Seyyit İbrahim geçti (1429-1447). İbrahim’den sonra Dergâhın başına Seyyit Cüneyd (1447-1460) geçti. Cüneyd, çevresini silahlandırmaya başlayınca, Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah, onu ve yakın çevresini Erdebil’den uzaklaştırdı. Cüneyd, Osmanlı sultanı 2.Murt’ın izniyle bir süre Sivas’ta oturdu. 1456 Yılında Pontuslular’ın üzerine sefer düzenledi. Fatih Sultan Mehmet bundan rahatsız olup Cüneyd’in üzerine ordu gönderdi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, rakipleri olan Karakoyunlular’a ve Osmanlılar’a karşı Cüneyd’i Diyar-bakır’a çağırıp, kız kardeşi Hatice Begüm ile evlendirdi. Cüneyd, 1459 yılında, Uzun Hasan’ın desteği ile Erdebil’in üzerine yürüdü. Cihan Şah’ın ordusu önünde dayanamayınca Kuzey Kafkasya’ya çekildi. Orada Çerkezler tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü (1460).

Cüneyd’in ölümünden sonra Erdebil Dergâhı’nın başına oğlu Seyyit Haydar (1460-1488) geçti. Babasının ölümüne neden olan Şirvan Şahlar’ı üzerine yürüdü. Atılan bir okla vurularak öldü (1488).

Seyyit Haydar’ın çocukları Ali, İsmail, İbrahim henüz çocuktular. Buna rağmen Akkoyunlu hükümdarı Yakup, onları büyük tehlike olarak görüyordu. Haydar’ın çocukları Ali, İsmail, İbrahim ve anneleri Alem Şah’ı zindana attı.

1489 Yılında Sultan Yakup, öldürüldü. Yerine prens Hamza Ak-koyunlu sultanı oldu. Hamza da onları tehlike olarak gördüğü için zindandan çıkarmadı.

Bu dönemde Gilan, Deylemistan ve Tabaristan bölgelerine, “Seyyitler Hanedanlığı” da denen “Kiya Ali Devleti” hakimdi.

1462 Yılında Gilan lideri Kiya 2.Mehmet’in ölümünden sonra oğlu Mirza Ali Gilan Emiri, Mir Şemsettin Deylem Emiri, Mir Zeynel Abidin’de Tabaristan Emiri olmuştu.

Akkoyunlu sultanı Hamza, Gilan lideri Mirza Ali ve kardeşleri ile anlaşmazlığa düşünce, Mirza Ali, Hamza’nın üzerine yürüdü. Hamza, Azerbaycan Emiri prens Rüstem Mirza’ya sığındı. Rüstem Mirza, Tarum’u kuşattı ancak Mirza Ali ile anlaşarak Akkoyunlu Sultanlığı’nı ilan etti.

Rüstem Mirza, Erdebil Dergâhı lideri Sayyit Ali ve kardeşleri İsmail ve İbrahim’i serbest bıraktı. Bunların yardımı ile tahta çıktı. Ancak hemen ardından Seyyit Ali’yi öldürdü. Türkmenler’den Dulkadir oğlu Abdal Bey, diğer iki kardeşi kaçırarak, Gilan’a götürdü. Gilan’da Mirza Ali’nin oğlu Lehican Emiri Muzaffer onları sarayına alıp, korudu. (Saltık, 2006, 207-208)

Uzun Hasan’ın torunu Göde Ahmet, çıkan taht kavgasında yenik düşerek İstanbul’a kaçmış, Osmanlı padişahı 2.Beyazt’a sığınmış ve onun kızı ile evlenişti. 2.Beyazıt’tan aldığı yardımla, Aras ırmağı kıyısında yapılan savaşta Akkoyunlu sultanı Rüstem Mirza’yı 1496 yılında yenerek tahtı ele geçirdi.

Yeni Akkoyunlu sultanı Ahmet, Şah İsmail’i Gilan liderinden istedi ancak Gilan lideri: “Böyle bir kişi ülkemde bulunmamaktadır” diyerek onu Akkoyunlular’a teslim etmedi.

Uzun Hasan’ın torunu Yusuf oğlu Elvent, 1497 yılında bir ayaklanma ile Göde Ahmet’i öldürüp, sultanlığını ilan edince; Gilan lideri Mirza Ali, Akkoyunlu Yakup Bey’in oğlu Murat’ı Irak Sultanı olarak atayıp, kendisini de Kazvin Sultanı olarak ilan etti. Akkoyunlar iki başlı oldular.

Şah İsmail, Gilan’da iyi bir eğitim aldıktan sonra, 1501 yılında 400 kadar adamıyla Erzincan’a geldi. Şah İsmail Anadolu’daki Alevi Türkmenler’e haber gönderdi.

Sivas, Tokat bölgesinden Ustaclu, Şamlu, Rumlu;

Antalya bölgesinden Tekelü;

Karaman bölgesinden Turgutlu;

Tarsus bölgesinden Varsak;

Maraş bölgesinden Dulkadırlı;

Kayseri ve Yozgat bölgesinden Bozoklu;

Çemişkezek (Tunceli) bölgesinden Melkişanlı (Saltuklular) beyleri Erzincan’da toplandılar.

Hacı Bektaş Veli’nin torunu Kalender Çelebi de bu toplantıya katıldı.

Şah İsmail, bu Türkmen beyleri ile yeni Türk Devleti olan Safevi Devleti’ni kurdu (1501). Şah İsmail, burada oluşturduğu 7.000 kişilik Alevi Türkmen ordusuyla ilk seferini Şirvan Şahlar’ı üzerine yaptı. Şirvan ordusunu yendi. Daha sonra Akkoyunlu ordusunu yendi. İmparatorluğunu ilan etti (1502). Osmanlı Sultanı II. Beyazıt’a bir mektup yazarak, Erdebil’e göçmek isteyen Alevi Türkmenler’e engel olmamasını rica etti.

Şah İsmail, 1503 yılında Akkoyunlular’ın Irak sultanı Murat’ın üzerine yürüdü. Onu yenerek batı İran ile Kirman’ı da aldı. Buralara Türkmen beylerini vali olarak atadı. Akkoyunlu Türkmenler de Şah İsmail’e bağlandılar. Afşar beyi Mansur da “Kızılbaş Taçı”nı giyerek, Şah İsmail’e bağlandı.

Göçten etkilenen Osmanlı ve Dulkadir Beyliği önlemler alarak, sınırları tutup göçü engellemeye çalıştılar. Dulkadiroğlu Alauddevle, kukla bir Akkoyunlu prensini tahta oturtarak Diyarbakır ve Mardin çevresini ele geçirmek istedi. Ama Musul Türkmenleri lideri Emir Bey, bu sahte prensi kovdu ve kendisi de Kızılbaş Tacı’nı giydi.

Gilan ve Deylem emirleri fazla zorluk çıkarmadan Şah İsmail’e bağlılığını bildirdiler. Firizkuh kalesi Emiri Hasan kafa tutunca Gilan lideri Mirza Ali, 1506 yılında onu yenip ortadan kaldırdı. Hasan’ın oğlu Emir Ahmet, gelip Şah İsmail’e bağlılığını bildirdi.

Şah İsmail, Reşt’deki Emir Hüsamettin’in üzerine yürüyerek, onu ortadan kaldırıp, Gilan, Tabaristan ve Hoasarn’ın yönetimini Mirza Ali’nin oğlu Ahmet Han’a (1506-1516) verdi.

Şah İsmail, Erzurum ve Erzincan üzerinden Elbistan’a yürüyüp Dulkadiroğulları’nı dağıttı.

1511 Yılında Horasan’a yürüdü ve Özbek ordusunu dağıtarak, orayı da aldı. Ülkesinin sınırları doğuda Ceyhun, batıda Fırat ırmaklarına dayandı.

Şah İsmail, 1514 yılında Çaldıran da Osmanlı sultanı Yavuz Selim’e yenildi.

Ahmet Han, 1516 yılında ölünce, Gilan emirliğine oğlu Debaç Han(1516-1536); Deylem emirliğine oğlu Zeynel Han; Tabaristan emirliğine de Rüstemdar getirildi. Emir Debaç, Şah İsmail’in kızı Elnisa Begüm ile evlendi. Bu Emirlerin tamamı Kızılbaş (Alevi) idiler.

Şah İsmail ölünce yerine Şah Tahmasb (1524-1587) geçti.

1534 Yılında Osmanlı sultanı Kanuni, Tebriz’i işgal etti. 1536 Yılında Osmanlı yandaşı Muzaffer Sultan, Azerbaycan’ı aldı ve Hoy kentinde bağımsızlığını ilan etti. Çıkan savaşta yenilen Muzaffer Sultan, Şirvan’a kaçtı. Şah Tahmasb, onu ele geçirip, 1537 yılında Tebriz’de astı.

Debaç Han oğlu 2.Ahmet Han(1536-1568) Gilan Emirliği’ne atandı. 2.Ahmet Han, 32 yıl Gilan’ı yönettikten sonra Şah Tahmazb’a isyan edince, yakalanarak 12 yıl zindana atıldı. Şah Tahmazb, Gilan’a Mahmut Mirza’yı atadı.

1570 Yılında Gilan’da Aleviler Ahmet Han’ın oğlu 2.Debaç’ın öncülüğünde isyan ettiler. Gilan valisi Mahmut Mirza, ve Allah Goli, Şah Tahmazb’dan yardım isteyince, Şah onlara Ustaclu Türkmenleri’nden oluşan bir kuvvet gönderdi. Bu kuvvetler, Cimşit Han’ın da desteğini alarak 2.Debaç’ın üstüne yürüdüler. Gilan’ı geri aldılar. 2.Dubaç, Safirut’da öldürüldü.

Şah Tahmasb, 1576 yılında ölünce, yerine geçen Şah Muhammet(1576-1587) 2.Ahmet Han’ı zindandan çıkararak, özgür bıraktı. 2.Ahmet Han Gilan’a döner dönmez, asker toplayarak Cimşit Han’ın üzerine yürüdü. Cimşit Han yenildi.

1581 Yılında Aleviler, Süleyman Han öncülüğünde Reşt’i de geri aldılar.

Safevi Şah Abbas(1587-1628), 1587 yılında kendisine karşı yapılan bir ayaklanmayı da bahane ederek, Alevi Türkleri devlet ve ordudan tasfiye etmeye başladı. Başkentini Kazvin kentinden etnik Farsistan’ın merkezi olan İsfahan’a taşıdı. Farsçayı devletin resmi dili yaptı. Alevi-Kızılbaşlığı yasaklayıp, İmami-Şiiliği İran’ın resmi dini yaptı. Bu harekâtını gerçek-leştirmek üzere, Gürcü, Ermeni ve Çerkezlerden oluşan 100.000 kişilik “Kullar Ordusu”nu kurdu. İktidar giderek Farsların eline geçti.

“Şah İsmail’in kurduğu devlette siyasal iktidar ve askeri yetkiler sadece Azeri Kızılbaş (Alevi) soyluların elinde bulunu-yordu. Sarayın bütün yüksek rütbeli görevleri, ordu komutanları, valiler ve muhafız alayları hep bunlardan seçiliyordu.” (Farsi, Azarbayjan S.44-45)

Rafael Blaga:

“Fanatikçe suni Hanefiliği savunan Osmanlılar’la, aynı biçim-de Kızılbaşlığı (Aleviliği) savunan Safeviler’in uzun süre kanlı ve yıkıcı savaşların asıl alanı etnik Azarbaycan toprakları oldu. Bu savaşlar sonuca Azarbaycan bir harabeye döndü.

Osmanlılar’a karşı destek aramaya başlayan Safeviler, sö-mürgeci Avrupalarla bağ kurdular ve zamanla onların oyuncağı oldular. Şah İsmail’in ölümünden sonra devlet tamamen Kızılbaş soyluların eline geçti. Bu dönemde Kızılbaş aşiretlerin arasında sürekli savaş ve çekişmeler oldu. 1.Şah Abbas döneminde devletteki Fars etki ve yetkisi egemen olmaya başladı. Azerice ve Azeriler gerileme sürecine girmişlerdir. Şah Abbas, Şerli kardeşlerin (Sir Anthony, Robert-1598) tavsiyesi ile Kızılbaşları ordudan tavsiye etti” (Blaga, 1997,)Tarixe Moasere İran, S.79; MB, S.77-78-83).

“Şah Abbas, 1587 yılında tahta oturması sırasında gerçekleşen Kızılbaş ayaklanmasını bahane ederek, Kızılbaş tasfiyesine baş-ladı. Bu palan, muhalifleri acımasızca yok etme ve geleneklere aykırı olarak Kızılbaş olmayan askeri birlikler kuruldu. Kızıl-başlar, Azeri Safevilerin temelini oluşturdukları özelliklerini kay-bettiler”. (Blaga, 1997, 286-287)

“Şah Abbas, Azeri Kızılbaş soyluların gücünü kırmaya ve Farsları devlet ve orduda egemen kılmaya çalışmış, başkenti Kazvin’den etnik Farsistan’ın İsfahan kentine taşımış ve devlet dili olarak Farsça’yı kullanmıştır. Sistamatik biçimde Kızılbaşları devlet, saray ve ordudan tasfiye etmiştir. Şah Abbas, Kızılbaşları yerleşik hayata zorlayıp, onlara toprak verdi, askeri güçlerini azalttı. Kızılbaşların ortadan kaldırılması ile bu devlet diğer gruplar, özellikle Afganlar ve daha sonra Avşarlar direnemeyip iktidarı kaybetti. Şah Abbas Kızılbaşlar’ın Mürşüt Kulu’na karşı isyanı(1596) bastırmak için “Şah Seven Fermanı” çıkartmış ve Kızılbaş isyanını bastırmıştır”.( Varlıq, 1366 sayı 65-4 S.94-95)

Şah Abbas, 1590 yılında Ferhat Han komutasında bir orduyu, Gilan lideri 2.Ahmet Han’ın üzerine gönderdi. 2.Ahmet Han yenilerek Şirvan’a kaçtı. Ruslar’dan yardım istedi. Yardım alamayınca İstanbul’a kaçtı.

Şah Abbas, 1591 yılında Gilan’ın özerkliğine son verdi.

Kanuni dönemindeki Kalender Çelebi isyanından sonra zorla Rakka, Kamışlı, Kerkük hattına iskân ettirilen Beydili Türkmenleri’nin büyük bir bölümü, bu dönemde İran’a kaçtılar.

Şah Abbas, kendi ülkesindeki Alevi Türkmenler’le kavga ederken; Osmanlı’ dan kaçan Alevi Türkmen Beydililer’i kabul edip, onlardan yararlanmaya çalıştı.

1593 Yılında Beydili boy beyi Ahmet Bey’i Lehican Valiliği’ne atadı. Onun kardeşi Haydar Sultan’ı da Harem Ağalığı’na atadı.

1603 Yılında Osmanlılar’a karşı yapılan savaşta başarı gösteren Beydili beyi Sarı Bey’i, Kirman bölgesine vali olarak atadı. Onun kardeşi Kapan Sultan, 1609 yılında Osmanlılar’dan geri alınan Urumiye Valiliği’ne atandı. Yine Beydili beylerinden Zeynel Bey Rey Valiliği’ne; Gündoğmuş Bey de Azerbaycan Valiliği’ne atandı.

Şah Abbas, Osmanlı ordusu yiyecek kıtlığı çeksin diye, yol güzergahındaki bütün köy ve kasabaları yakıp yıkarak, 60.000 Ermeni ailesi ile 50,000 Kürt ailesini Gilan bölgesine yerleştirdi. Bu Kürtler şimdi Şahrut, Şafirud ve Ferab’da yaşamaktalar.

Şah Abbas, Özbekler’in Horasan’a saldırılarını engellemek için, 50.000 Çemişkezekli aileyi Horasan bölgesine yerleştirdi. Bu Çemiş-kezekliler, 1502 yılında Şah İsmail’in Muhafız Alayı’nı oluşturan Çemiş-kezek Melkişan Saltuklu beyi Pir Rüstem’in götürdüğü Tunceli kökenli Ağverenliler, Karaçorlar, Titenkler, Şavaklar, Kevanlar ve Şadili’ lerden oluşuyordu.

Çemişkezekliler, 1514 Çaldıran yenilgisi sonrası Tahran yakınlarındaki Hera-Veramin bölgesine yerleştirilmişlerdi. “Çemişkezekliler” diye adlandırılan Alevi Zaza ve Çepniler, Pir Rüstem’in akrabası Pir Ali Han’ın komutasında Şah Abbas’ın 1598 yılında ki Afganistan seferine katıldılar. Bu seferde onların çok savaşkan olduğunu gören Safevi İmparatoru Şah Abbas, “iyi yönetildikleri taktirde bu Çemişkezekliler’le Horasan’ın Özbeklerden geri alınacağına” kani olunca, Melkişanlılardan Pir Budak Bey’i kuzey Horasan’daki Kuşan kenti emirliğine atadı. Kendisine “İlhan” unvanı verdi. “İlhanlık” unvanı, “Şahlık”tan sonra gelen unvandı. Pir Budak Bey, kısa zamanda Özbeklere karşı çetin savaşlar verdi. Onları Horasan’dan sürdü. (Saltık, 2004, 253-254)

Esterabat kentinden Kuçan’a dek Çemişkezekli Zaza ve Türkmenlerden oluşan beş kent kuruldu.

Araştırmacı yazar Ali Kaya:

“Horasan Kuşan civarında Hivanlılar (Doğrusu Kevanlı olmalı);

Derepezen yöresinde Şadılllar; Kuşan bölgesinde Muşkanlar; Nişabur’un kuzeyinde Kevanlar; Meşhet-Aşkabat yolu üzerinde Bojgiranlar (Doğrusu Ovacık ve Erzincan’da yaşayan Bozukanlardır); Doğu Horasan’da İzollar, Mılliler, Rutanlar, Zeydanlar, Sivekanlar (Doğrusu Şavaklardır); Güneybatı Horasan’ da Şadıllar ve Allanlar yaşamaktadırlar. (Kaya, 2001, 40)

Gilan sultanı Seyyit Ahmet Han’ın torunu Seyyit Hüseyin Han, Emir Debaç ve Ejder Sultan’ın desteği ile Lehican’ı kuşatarak, Kullar ordusundan 400 askeri öldürdü. Safevi Şah Abbas’ın torunu Şah Safi (1628-1642), Beydili beyi Zeynel Bey yardımı ile isyanı bastırdı. Zeynel Bey’i Saltanat komutanlığına atadı. Ancak Zeynel Bey, 1630 yılında vezir Hüsrev Paşa tarafından öldürüldü.

Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’a göre:

“İlk Osmanlılar döneminde mezheplere karşı tam bir hoşgörü, Aleviliğe karşı sempati duygusu hakimken; Fatih döneminden itibaren artık durum değişmiş, İstanbul, Suriye ve Mısır’ın tutucu (mutaassıp) Sunniliği yoluna girdi. Ali sevgisi fikrini temsil eden ilk Osmanlı dönemindeki Türk dervişleri, Barak, Geyikli, Abdal Musa, Saltuk ve Kaygusuz gibilerin dönemi artık tarihe karıştı. Kendisi Türk dervişlerinden gelen “Aşıkpaşazade” dahi artık bunları tanımıyor, onların cem törenlerini “Şeytani Amel” olarak nitelendi-riyordu. Bu “Müfrit Sunnilik”, Azarbaycan Türklüğü’nü “Müfrit Şiilik” in kucağına atmıştır” demektedir. (Togan, 1981, 389)

Saray tarihçileri dönemin resmi ideolojisini yansıttığı için yanlıdırlar.

Şah İsmail, Alevi Azerilerin ve birçok Türkmen boyunun aynı zamanda dini liderliğini de yaptı. Dayandığı büyük Türkmen oymakları, Beydili, İnallu, Şamlu, Hırbendelu, Balabanlu, Biçerlu, Arapkirli, Avşar, Kacar, Çepni boy ve oymakları idiler.

Şah İsmail, katıksız bir Alevidir. Anadolu’da Şiilerin olmadığını, çok az sayıda Kars ve Iğdır tarafında var olduklarını artık herkes bilir. O Şiiler de kendilerini “Caferi” diye adlandırırlar ve Anadolu Aleviliği ile ilgisi yoktur.

Nasıl oluyor da Şii bir lider olan Şah İsmail, 510 yıldır bütün Anadolu Aleviliğini bu kadar derinden etkilemiş ve hala etkilemeye devam ediyor?

Aleviler ve Aleviliği araştıran Sunni aydınlar, çok iyi bilirler ki, “Şah Hatay” mahlasıyla şiirler, deyişler, beyitler, duaz-imamlar yazan Şah İsmail, baştanbaşa bütün Anadolu’da, bütün Alevi cemlerinde hala bir numaralı ozandır. Ozanlığın ötesinde inanç önderidir. Alevi cemleri Şah İsmail(Şah Hatay)’in deyiş ve duazimamları ile başlar ve cemin zirvesi sayılan “miraçlama” bölümü yine Şah Hatayi’nin eseri ile noktalanır. Hatta, deyiş, beyyit, duza-imam ve miraçlamada Şah Hatayi’nin adı geçince; ceme katılan bütün canlar, parmağını dudaklarına götürerek öpüp, niyaz ederler. Böylesine bir bağlılığı hala sürdürürler.

Saray tarihçilerini kaynak alanlar, dönüp bir de halk tarihine, yaşayan gelenek ve göreneklere baksalar, gerçeği bütün çıplaklığı ile görecekler.

Yabancı gözlemciler(araştırmacılar) bu gerçeği görüyorlar da bizim tarihçilerimiz neden göremiyorlar?

Bu gerçeği görenlerden biri olan Rafael Blaga şeyle der:

“Özellikle batıda yaşayanlar, İran da yaşayan bütün devletleri Pers(Fars) sayarlar. Fars olamayan Safevi, Avşar ve Kacar gibi Azeri devletleri birer milli Fars devleti olarak takdim ederler.

Aynı şekilde diğer İrani kökenli devletleri de Fars devleti olarak görmek yanlıştır. Örneğin; Deylemliler milliyetçe Gilek; Zendler Lek; Samaniler Tacik’dirler.

Safevi Devleti’nin İran’da ilan ettiği mezhep; İran’ın bugün resmi mezhebi olan 12 İmamlı Caferi İmamilik değil; 12 İmamlı Kızılbaş Bekttaşiliktir. Bugün Türkiye’de bu mezhebe Alevilik; İran’da Ehlihak denmektedir.” (Blaga, 1997, 10)

Yine Blaga:

“Azari Safevi Devleti kurulunca, Kızılbaşlık-Bektaşilik ülkenin resmi dini olarak ilan edilmiş; diğer Şii gruplardan olan İs-maililer’in katliamına girişilmiştir.

Şah Abbas’ın iktidara gelmesi ile bu sefer 12 İmamlı Şiilik devletin resmi mezhebi ilan edilerek, 12 İmamlı Kızılbaşların kırımı başlamıştır”. (Blaga, 1997, 37).

1524 Yılında Şah İsmail’in ölümünden sonra Safevi Devleti fiilen Alevi (Kızılbaş) soyluların eline geçti. Uzun süre Alevi(Kızılbaş) boy ve oymaklar arasında çekişmeler yaşandı. Kızılbaş yöneticiler kendi başına hareket etmeye başladılar. Olaylar yavaş yavaş Kızılbaşlar’ın alehine gelişmeye başladı. Mutasavvıfların karşısında Müteşeyyi Şiilik (Şiilik taslayan, Şii tâifesine girmiş olan) gelişmeye başladı. Fars kökenli Muhammet Bekir Meclisi(1599-1627) İran Şeyhülislamlığının başına getirilince, Kızılbaşlarla-Şiiler arasındaki çatışmalar daha da büyüdü.

Blaga:

“Şah Abbas döneminde Kızılbaşlara darbe indirilmiş, siyasal, askeri alanda olduğu gibi teoloji alanında da 12 İmamlı Şiilik, Kızılbaş-Bektaşilik karşısında zafer kazanmış, teolojik, siyasal ve askeri alanlarda Kızılbaşlığın tasfiye edilmesine başlanmıştır. Hükümet sofuları merkez ve başkentten(Başkent İsfahan’dı) sürdü ve bütün törelerini yasakladı. O dönemden sonra durum günden güne Şiiliğin lehine; Kızılbaşlığın alehine sürekli olarak değişme göstermiştir. 17.Yüzyılda bütün Azerilerin Kızılbaş-Bektaşi olmalarına rağmen bugün İran Azerileri’nin %20 si Kızılbaş inancındandır.” (Blaga, 1997,49)
Sponsor Reklamlar

jetlii11 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alevİ bektalİŞİkte tasavvuf cem24d Alevi Nedir ? Alevi Tarihi... 2 24.08.11 17:20
Tayyip: "Bay Kemal biliyorsunuz ALEVİ.!! cem_guvenc Alevi Kültürü 8 03.06.11 08:53
Alevİ ÖrgÜtlerİ neyİ paylaŞamiyor gencalevi Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 0 06.03.11 01:32
Sünni Bİr İnsan ALEVİ Olabilirmi? Alevi Sorularla Alevi'lik 6 06.01.11 23:23
1980 sonrası alevı bektası uyanısı Alevi Alevi Araştırmaları 0 11.06.10 00:53






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2