Sponsor Reklamlar


Atatürk Alevi miydi ?

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  Atatürk Alevi miydi ? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç3Beğeni
  • 1 gönderen Pir Mehmet
  • 2 gönderen munzuro

 
Seçenekler
Alt 04.10.11   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Atatürk Alevi miydi ?


Yunanlı Araştırmacı Christos Retoulas Atatürk döneminde oluşturulan laiklik konseptinin Osmanlı'daki Vahdet-i Vücud felsefesi üzerine kurulduğunu belirtiyor. Atatürk'ün ailesinin Mevlevi ve Alevi/Bektaşi kökeninden geldiğini anlatan Retoulas, 'Mustafa Kemal tasavvufun piri, efendisiydi. Atatürk Melami'ydi' görüşünde.

Yunanlı araştırmacı Christos Retoulas, uzun süredir Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'nin İslam ve laiklik serüveni üzerine araştırmalar yapıyor. Ailesi mübadele sırasında İzmir Uzunada'dan Yunanistan'a göç eden Retoulas, Atatürk döneminde şekillenen Türkiye'nin laiklik konsepti üzerine çalışması ile Oxford Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın da doktora tezinde teşekkür edilen isimler arasında yer aldığı Dr. Christos Retoulas ile Türkiye laikliği ve Osmanlı'daki İslam'ı konuştuk. Retoulas'ın Vahdet-i Vücud felsefesinin Türkiye'deki laiklik üzerine etkisi üzerine etkisi ve Mustafa Kemal Atatürk'ün dinle olan ilişkisi hakkındaki görüşlerinin oldukça tartışılacağını düşünüyorum.

Yunanlı araştırmacı Christos Retoulas'ın Anadolu'daki İslam ve laiklik anlayışı üzerine AKŞAM'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

- Osmanlı'daki İslam'ı nasıl tanımlıyorsunuz? Temelinde ne yatıyor?

Türk İslamiyet'inin temelinde Vahdet-i Vücud konsepti var. Araştırmalarım 18'inci yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı'nın baskın dini ideolojisinin Vahdet-i Vücud olduğunu gösteriyor. Osmanlılar bu tarihten sonra - özellikle Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerinde- önce Suudi Arabistan'da gelişen Vahabilik, daha sonra da doğrudan doğruya Batı'yla karşı karşıya geldiler ve çok büyük değişimler görüldü. Bu yaklaşım, o zamandaki Hindu-Müslüman Hindistan'dan gelen Nakşibend” etkisi. İmam-ı Rabban”'nin görüşlerine dayanır.

OSMANLI'NIN TEMELİ

- Çalışmanız açısından bu görüşün ayırıcı özelliği nedir?

Bu görüş Vahdet-i Vücud'a değil, Vahdet-i Şuhud'a dayanır. Yani, Vahdet-i Vücud gibi 'Varlık birliği' değil; 'Şehadet birliği' esasına dayanır. Bu durum, toplumun bazı kesimleri ve o dönemki Osmanlı elitleri arasında bir çatışma meydana getirdi. Daha önceleri Vahdet-i Vücud esasına dayanan ve Rumeli-Anadolu'da asırlarca süren Ahrar” Nakşibend”lik yerine, Vahdet-i Şuhud'u esas alan 'Müceddidiyye' ve onun 'Halidiyye' diye bilinen kolu etkin olmaya başladı. Vahdet-i Şuhud güçlenip, Vahdet-i Vücud düşüncesi zayıflayınca, Hıristiyan Ortodokslar Osmanlı'ya karşı ayaklanmaya başladılar. Geç 18'inci ve erken 19'uncu yüzyıl ayaklanmaları tam bu döneme denk geliyor.

- Vahdet-i Vücud imparatorluğu bir arada tutan temel felsefe miydi?

Elbette, aynen öyle. Benim çalışmalarıma göre, Ortodoks Hıristiyanlık ve Vahdet-i Vücud felsefeleri Allah algısı, aşk, güç ve akıl, insan doğası, gibi meselelerde din felsefesi bakımından paralellikler, ortak anlayış gösteriyor. Bu nedenle, tarihte aynı kişinin hem Hıristiyan hem Müslüman olduğu sıra dışı örnekler görebilirsiniz. Mesela Güney Arnavutluk'ta hem Ortodoks Hıristiyan hem Bektaşi olan pek çok kişi vardır. Bu hiç bir zıtlık yaratmaz. 1930'larda İstanbul'da yaşayan Yunanlı bir Rum'un çok önemli bir Mevlevi olduğunu da ben araştırmalarım sırasında buldum.

- Atatürk zamanındaki laiklik konseptinin Batı laikliklerinden farkı neydi?

Batı ülkelerindeki laiklik, dinin devletten ayrılıp, kurumsallığının sona erdirilip, özelleştirilmesi anlamına geliyor. Ama Atatürk zamanında oluşturulan Türkiye laikliği modeline bakınca, yapısal değil ama kavramsal ayrım oldu. Bu çerçevede 'dünyevi işler' ve 'dini işler' olarak bir ayrım yapıldı. Tabii, bu kavramsal bir ayrım. Ama yapısal olarak bunu göremiyorsunuz. Çünkü din kamu hayatında kalmaya devam etti. Bunu en iyi göstergesi de Diyanet İşleri Başkanlığı.

- Ne kastediyorsunuz?

Diyanet, İslam'ın laiklik yoluyla yeniden kurulması, düzenlenmesinin işareti. Bu, din hem özel hem de kamu hayatında kalmaya devam ediyor demektir. Çünkü Diyanet yoluyla aynı zamanda cami hutbelerini de almaya devam ediyorsunuz. Yani, din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı ama din kamu yaşamında kalmaya devam etti. Kemalizm projesinde İslam'ı ulusal bir din haline getirme fikri vardı. Ama ne yapıldığına bakarsanız, bu Vahdet-i Vücud'u hayata geçirme projesiydi.

İSLAM VE KEMALİZM

- Atatürk, Osmanlı'daki Vahdet-i Vücud felsefesini mi canlandırmaya çalıştı laikleşme süreciyle beraber?

Evet, bu kesinlikle doğru. Kemalizm'in dini projesi Vahdet-i Vücud'du. Kemalizm laikliğine şekil veren, onun alt yapısı Vahdet-i Vücud'du. Ama aynı modeli dünyevilik konseptini ön plana çıkararak yaptı. Atatürk, o döneme göre ırkçılıkla asla ilgisi olmayan bir milliyetçilik anlayışıyla İslam'a ayrı bir yer verdi. Bu nedenle Avrupa'daki kanlı laikleşme sürecine kıyasla çok daha yumuşak bir laikliğe geçiş süreci yaşandı Türkiye'de.

- Bizde de karşı çıkan çok insan oldu gerçi...

Avrupa ile kıyaslayınca çok daha kansız bir süreç oldu Türkiye'de. Ayrıca, laikleşme sürecine karşı savaşanlar ya Batı aydınlanmasının etkisindeki aşırı liberaller, yani Batı'yı koşulsuz taklit edenler; ya da gerçek Osmanlı İslam'ı olmayan 18'inci yüzyıl İslam'ının takipçileriydi. Bu ikinci grup, aslında Vahdet-i Şuhud'un en sert anlayışının ve de İslam'ın sırf zahir ve tutucu anlayışının takipçileriydi.

- Ama Aleviler Diyanet'i Sünni İslam'ı temsil etmekle eleştiriyorlar...

Aslında bu hep böyle değildi. Atatürk zamanında Diyanet'in uygulamaları karşısında Alevilerin öyle bir şikayeti olmamış.

Atatürk'ün Alevi/Bektaşi olduğu doğru

- Atatürk'ün kendi dini anlayışıyla ilgili tespitleriniz neler? Dindar bir figür müydü?

Atatürk Vahdet-i Vücud tasavvufunun piri, efendisiydi. Bazı birincil Yunanlı kaynaklar Zübeyde Hanım'ın Selanik Mevlihanesi ile yakın bağları olduğuna kişisel tanıklık etmektedirler. Kendisinin anne tarafı Yunanistan'ın Sarıgöl bölgesindendir ve orası tümüyle Bektaşi etkisindedir. Atatürk'ün aslen Kocacık'lı olan baba tarafının Bektaşilik/Alevilik ve Mevlevilik'le dini bağlantıları vardır. Kendisi de çocukken Mevlevi ayinlerine katılmıştır.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın 'Hak dili Kuran dili' adlı Sünni Vahdet-i Vücud tasavvufuna kılavuz olan tefsiri yazmasını bizzat yönetmiş ve düzeltmiştir. Atatürk 3 tasavvuf geleneğine önem vermekteydi: Bektaşi/Alevi, Mevlevi ve Melamilik.

- Bunların hangisi daha ön planda yer alıyor?

Atatürk'ün dini kişiliğini anlamanız için Mevleviliğin Şems kolunu ve üçüncü devre Melamiliğin kurucusu Seyyid Muhammed Nurül Arabi'yi bilmeniz gerekir. Mevleviliğin Veled ve Şems olmak üzere iki kolu vardır. Veled kolu daha Zahir, Sünni'dir. Şems kolu ise görünürde Mevlevi ama fikir ve uygulamada Bektaşi/Alevi'dir. 1860'lardan itibaren Mevlevilikte Şems kolu daha etkin olmuştur, özelikle Bektaşi ve Melami etkisinde kalan İttihat ve Terakki'de. Tarihçi Mim Kemal Öke'nin ortaya çıkardığı

18 Mayıs 1911 tarihinde Atatürk'ün Abdülkerim Paşa'ya Gelibolu'dan gönderdiği bir mektup var. Bu mektupta Atatürk kendisini 'Selanik Meydan dedesi, bu fakir Kemal' ve Abdülkerim Paşa'yı da 'Kutbül-aktap' (Tasavvufta en büyük veli anlamına geliyor) olarak adlandırmıştır. İstiklal Savaşı'nın başında yazılmış bir diğer telgrafta ise, Atatürk ile Osmanlı Sarayı arasında arabuluculuk yapan Abdülkerim Paşa'yla haberleşiyor. Burada, Abdülkerim Paşa Atatürk'ten 'Kutbül-aktap' diye bahsediyor.

MELAMİLİK YASAKLANMADI

- Peki bu ne anlama geliyor?

Abdülkerim Paşa Atatürk'ün tasavvuftaki mürşidi. Bunun kanıtı da Mim Kemal Öke'nin yayınladığı mektupta mevcut. Ama onun din anlayışı tam olarak bilinmiyordu. Türkiye'de yaptığım araştırmalarda Atatürk'ün Melami olduğunu öğrendim çok eski bir Osmanlı tarikatının lideriyle yaptığım görüşmeden. Sonuçta, yaptığım araştırmalarda onun Melami mürşidinin Abdülkerim Paşa olduğunu ortaya çıkardım. Bu çok önemli. O dönem Melamilik'in üçüncü, yani yeni Melamilik dönemiydi. Atatürk de Melami'ydi.

- Atatürk'ün Bektaşi/Alevi olduğu yönündeki görüşler de çürüyor mu bu durumda?

Hayır, doğru. Melamilik tarikatlar üstü bir tarikat. Melami olabilmeniz için gerçekten tasavvufun içinde ve başka bir tarikat içinde yüksek bir yerde olmanız gerekir. Atatürk 'Selanik Fakir Meydan Dedesi' deyince, Şems kolundan olduğunu yani batıni olarak Alevi/Bektaşi olduğunu ortaya koyuyor. Bakın, Cumhuriyet kurulurken kapanmayan tek tarikat, Melamilik'tir.

- Ne kastediyorsunuz?

Bu belgelerde de var. Atatürk'ün ölümünün ardından, 1943 yılında yasal bir makamdan Diyanet'e sorulan bir soru var bu konuda ve Diyanet'in yazılı yanıtı şöyle: 'Melamilik bir tarikat değil, bir sohbet tarikidir' (bir sohbet yolu). Çünkü Melamilik'te diğer tarikatlardaki gibi bir özel kıyafet, zikir ritüeli yok. Onlarda zikir konuşmadır ve en yüksek batıni Vahdet-i Vücud geleneği burada yaşatılır.

HEDEF NAKŞİLERDİ

- O zaman Atatürk'ün Cumhuriyeti kurarken tarikatlara karşı yaptığı mücadeleyi nasıl açıklıyorsunuz?

Aslında savaşmıyor, tam tersine Vahdet-i Vücut fikrini teşvik ediyordu. Mesela, o dönemde çocuklar için yazılan dini kitapların Abdulbaki Gölpınarlı tarafından kaleme alındığını görürsünüz. Kendisi Mevlevi şeyhidir. Diyanet'in resmi hutbelerinde laikleştirilmiş Vahdet-i Vücud felsefesini görüyorsunuz. O dönemki temel isyancılar Osmanlı geleneklerinden çıkan ve aslında fikir açısından yabancı olan Nakşilerdi. Dönemin parlamento tartışmalarına bakarsanız tekke ve zaviyeleri yasaklayan kanunun ilk taslağına göre Mevlevilik, Bektaşilik'e ait unvanlar yasak değil. 'Neden onları da yasaklamıyorsunuz?' ya da 'Nesiniz? Bektaşi mi?'şeklindeki tepkiler nedeniyle ikinci taslakta hepsi eklenmiştir. Ama asıl hedef Nakşilerdir. Zaten Nakşiler Atatürk'e tepki göstermiştir, Alevi/Bektaşiler değil.

Vahdet-i Vücud nedir?

'Vahdet-i Vücud', tek vücut, tek varlık anlamına gelmektedir. İslam tasavvuf felsefesine göre evren tek bir varlıktır. Bu tek varlık Tanrı'dır. Ezel” ve ebed” olan, yani sonsuzdan gelip sonsuza giden Tanrı zaman ve mekan (yer) var olmadan önce vardır, hep var olacaktır. Bu düşünceye göre evren Tanrı'nın yoklukta yansıyan görüntüsüdür ve bu çerçevede insan da Tanrı'nın görüntüsünden, Tanrı'dan bir parçadır.

Batılılaşma ve İslamcılık hep el ele gelişti

- Bugünkü Türkiye'deki laiklik ve din ilişkisini nasıl görüyorsunuz?

Ben bugünü araştırmadım. Endişem bugün Türkiye'de İslam'ın -Batı'ya eğilimli İslamcı cemaatler gibi- Katolik-Protestanlaştığı. Daha zahir, görev ve emre dayalı gibi görülüyor. Belki bu aşırı Batılılaşma ve küreselleşme ile de ilgili. İnsanlar giderek içine kapanıyor bireyselleşme ile ve daha çok tüketici haline geliyor. Bu tarz küreselleşmeye dayalı organizasyonlarda üretken akıl ve güç doktrinin temelinde yer aldığı için, temel yön güç ve para elde etmeye yönelik. Ruhani unsur daha geride kalıyor.

- Alevi/Bektaşi etkisinin pek hissedilmediğini görüyoruz ülkede. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?

Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki Alevi/Bektaşi ve Sünni çatışmasına çözüm getiren laiklik anlayışının onlardaki ortak Vahdet-i Vücud anlayışı üzerine kurulduğunu ve Bağımsız Türkiye'de gerçekleştiğini anlamak çok önemli. Sembolleri, ritüelleri ve organizasyon yapıları gibi farklılıklara rağmen Sünni/Alevi birlikteliği özü itibariyla Osmanlı İslam'ının parçalarıydı. Atatürk ölünce, İnönü'yle beraber yine bir çeşit Cumhuriyetçi Tanzimat dönemi başladı ve aşırı derecede Batı etkisine girildi. Koşulsuz Batılılaşma ve İslamcılık Türkiye'de her zaman el ele gelişti. Mesela, Atatürk'ün takip ettiği Gökalp'ta Batılılaşma diye bir sözcük yoktur, modernleşme der. Cumhuriyet döneminde, Batılılaşma İnönü döneminin bir kavramıdır. Batılılaşma ile birlikte resmi Sünni İslam da yine politize oldu. Bugünkü sorun Sünni İslam'ın Vahdet-i Vücud'dan uzaklaşmasıdır. (Akşam)
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #2
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Atatürk Alevi miydi ?


Atatürk madem Alevi, neden kardeşinin adı Ömer
Atatürk madem Alevi, neden Hacı Bektaş Dergahını kapattırdı
Atatürk madem Alevi, neden Dersim Katliamına karşı çıkmadı

Atatürk, Alevi vatandaşlara birtakım kolaylıklar yaptı ama objektif düşünmek lazım.
Sponsor Reklamlar

Alevi bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #3
munzuro
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Aug 2011
Nereden: izmir
Mesajlar: 74
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Atatürk Alevi miydi ?


aleviler tarihsel örgütlülükleri olan ocakları ve yol rehberleri olan pirlerini yitirmiş, kaos içerisine sürüklenmişlerdir... geleneksel bilgi aktarılamadığı gibi aleviler hiç değilse bazı aydınlar yetiştirmeyi başaramamışlardır.
son on yıllar alevilerin derin bir kimlik bunalımını hissettikleri bir aralık oldu. bu süreçle beraber yeni yeni kendi düşünsel mirası ve kimliği üzerine düşünmeye, öğrenmeye ve üretmeye çalışan insanlarımız ortaya çıktı... vurgulamak isterim ki, alevilik üzerine yazılan neşriyatın yüzde doksanından fazlası "alevileri manüpüle etmeye yönelik" üretimlerdir ve alevi düşmanları tarafından kaleme alınmıştır... tarihsel süreği, temsil ettiği değerler nedeniyle tarih boyunca sayısız saldırıya maruz kalan halkımız için bu günde değişen bir şey yok...
aleviler dün olduğu gibi bu günde hedeftir ve asimile edilmek, gerçekte alevi süreğine aykırı düşen ideolojilerin toplumsal tabanına dönüştürülmek istenmektedir... dikkat edin, alevilerden en fazla toplumsal taban bulmaya çalışan çevreler aynı zamanda alevileri yadsımakta, boş övgüler dizdikten sonra "hadi saflara", hamallığa! demektedirler. bu çevrelerin başında "İttihatçılar" gelmektedir... ciddi olanaklar ve sayısız kadro ile süreklilik arzeden bir saldırı içerisindedirler...
kırk katırı gösterip" kırk satıra" razı etmek istemektedirler... ne kadar vazgeçilmez olduklarını kanıtlamak için ise yine kendileri tarafından örgütlendirilen eli kanlı katilleri zaman zaman üstümüze salmakta, maraş, çorum, sivas, malatya v.b katliamlara imza atmaktadırlar...
sonrasında ise timsah gözyaşları, "laiklik" vurguları ve pek tabiki "biricik adres" olan ittihatçı geleneği işaret etmektedirler... ve gerçekten başarılı olduklarını teslim etmek gerekiyor.
alevilerin bilincine yoğun bir bomdardıman yöneltilmiş, aralıksız sürüyor. dikkat edin, türkiyeye öngörülen vizyon değişikliği sonrası "aynı merkezler tarafından" yetiştirilen, başta alevilerin, solcuların en nihayetinde kürtlerin kanını döken kadroların bir kısmı eski statükoda ısrar edince efendileri tarafından tasfiye sürecine alındılar... şimdi sıkı durun; birden bire bu ergenekoncu çetenin "alevi"! olduğunu öğreniyoruz!... meğer ne etkinmiş aleviler orduda haberimiz yokmuş!!!! oysa her darbe bizleri biçmişti önce... 12 eylül "laik" paşaları ise hızlarını alamamış köylerimize cami inşa etmiş, yoksul çocuklarımızı imam hatiplerde sünnileştirmek için alıp götürmüştü... en dinamik nüfusumuzu ise mezara ve zindanlara...
şimdi canlar mustafa kemal alevi mi? denmiş. pes doğrusu... cumhuriyet dönemi artı ve eksi kefeleriyle değerlendirilmelidir fakat; yavuz selim kıyımları dahi bizleri bu kadar yok oluş sınırına getirememiş, sonrasında yüz yıılarca kendi kimliğimizle yaşamayı başarmıştık. peki "Laik" cumhuriyette durumumuz nedir?
canlar, bireyler ve toplumlar sadece zora dayanarak tahakküm altına alınamaz, bu durum sürdürülemez... birey ve toplumlar "bilincinden" yakalanırsa, düşünsel olarak istendiği yönde motive edilebilirse sürebilir bu tahakküm...
cumhuriyete giden süreci bütünlüklü olarak ele almaz, bilmez ve değerlendiremezsek, yani neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendiremezsek rahatlıkla yanıltılabiliriz... işte bu propagandada tarih bilincimizin yetersizliği üzerinden yürütülmektedir...
Laiklik kavramını ve onun öngördüğü devlet modelini ittihatçılar icat etmedi... tarım toplumunun aşılma süreci makinaya dayanan üretimle başladı. bu süreç ise bilindiği gibi avrupada başladı.. kilisenin ve toprak sahipleri olan aristokratların iktidarını aşabilmek için yeni üretim biçiminin yeni sınıfı "burjuvazi" kendi ideolojisini geliştirdi... makinaya dayanan üretim, geniş topraklara ihtiyaç duyan imparatorlukları bir bir tarihe gömüp "ulusal devlet" denen süreçlere yol açtı... osmanlıda onlarca halkı denetimine almış bir imparatorluktu ve tarihin akışı karşısında diğer imparatorluklar gibi tutunamadı.. milliyetçi ideoloji avrupadan osmanlı bileşenlerine de sirayet etti
olay kısaca budur...
gelelim ittihatçıların durumuna... bunların tamamı osmanlı paşalarıydı. osmanlı bünyesinde ki halklar özgürleşemesin diye dört bir yanda savaştılar fakat yenildiler... osmanlı eliti ve paşalarının bir kısmı katı milliyetçi bir yapılanmaya gittiler. elde kalan anadoluda ise tek tip insan politikasını hayata geçirmek için antik dönemlerden beri bu topraklarda yaşayan halkları tarihten sildiler... alman emperyalizminin işbirlikçileri olarak sayısız suça imza attılar...
almanlarla beraber yenilgiye uğrayınca, bir kısmı (talat, enver, cemal paşalar v.s) tasfiye edildiler. aynı geleneğin diğer kadroları ise aynı katı ideolojiyle donanmış laik olduğu iddia edilen cumhuriyeti kurdular...
kapitalizm teknik devleti yarattı ve anadoluda ki yansısı cumhuriyet oldu.. cumhuriyetin kadroları düşünsel anlamda hiç bir şey yaratmadılar. avrupa merkezli akımlardan eklektik düşünceler alıp, öngördükleri modeli biçimlendirdiler..
bu bir devrim miydi?.. bir dönüşüm olduğu muhakkak... ama tarihsel gelişim süreci, yani kapitalizm gerçeği gözardı edilmemeli... peki bu dönüşüm bu toprakların tüm insanları için aynı anlamamı gelmektedir? hayır... pek çok halk tarihten silindi, yüz binlercesi öngörülen ırk, din ve kültürden olmadığı için katledildi...
nakşilik osmanlıda ne kadar esas alındı ise cumhuriyet döneminde de o kadar esas alınmaktadır.. kadrosu ve bütçesine bakmak yeter.. ya bu sonradan oldu, yobazlar yaptı yaygarası ise bilinçli yapan açısından art niyet, bilmeden kapılan içinse cehalettir...
bir dönüşüm demokratik ve insani içerikteyse "Devrim" olabilir... toplum mühendisliğine soyunup uymayanlarıkatliam ve sürgüne tabi tutan bir dönüşüm devrim olamaz...
vicdanı olmayan akıl en korkunç fiillere yol açabilir.
osmanlı ve öncellerinin dehşetli tahakkümünü yaşayan aleviler osmanlı için elbette göz yaşı dökmemişlerdir.
1- aleviler kendi süreklerinde sünni şeriatinin öngördüğü yaşam biçimini zaten yaşamamaktaydılar
2- alevi öğretisi, laik devlet denen yapılanmanın çok ötesinde ve özgürlükçüdür
3- varlık birliği algı ve çözümlemesi nedeniyle ırkçı değildir, insanları Rızalık üzerinden ikrarla buluşturan, bir toplam anlamına gelen "yetmiş üç" ile kavramlaştırdığı sevgi toplumunda buluşturan bir yoldur. kanıtı, milliyetçi kirlenmeye uğramamış her alevinin etnik kökeni ne olursa olsun diğer yol kardeşine duyduğu sevgi ve bağlılıktır.
4- cümle varlık aynı "özden" geldiği için, canlı cansız her varlık saygındır, o varlıkla "Hakkı" üzerinden ilişkilenilir ki "ekolojik" bir algı ve topluma yol açar.
5- diğer halkların katli üzerine kurulmuş bir ideoloji ne öğretimize uyar, ne de vicdanımız da yer bulabilir.
7- aleviler selçuklu, osmanlının ve cumhuriyet sürecinde yaşanan "suçların" ortağı değildir...

tarihimiz kendimiz tarafından yazılmalıdır.
mustafa kemalin aleviliği, ergenekon operasyonlarıyla gündemleştirilmiş, "alevi subaylar" tasfiye ediliyor yaygarasıyla birlikte yürütülmektedir..

alevinin kendi anlam ve duygu dünyası vardır ve öğretisinden kaynağını alır... alevilik diğer düşünce sistemleri gibi bir toplumsal yaşam modeli sunar... her çağda soru ve sorunlar aynıdır ve insanlar cevaplar, çözümler arar.
alevi öğretisi aşılamamıştır ve çapsız ideolojilerin yedeğine düşecek kadar sığ değildir. gel gelelim ki günümüzde alevilerin durumu gerçek anlamda vahimdir... zira her an işleyen bir öğütme aygıtı görevdedir.. alevi ise dağınık ve sefil durumdadır. karşı çabalar zayıftır...
aşkı niyazlarımla
Sponsor Reklamlar

Alevi ve Pir Mehmet bunu beğendiler.
munzuro isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Atatürk'ün hayatı ve kaliteli Atatürk resimleri folklorist Mustafa Kemal ATATÜRK 1 29.10.12 12:40
Cimbom değil miydi? Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 04.12.11 10:14
Atatürk Alevi Miydi? UYSAL VE ASİ Mustafa Kemal ATATÜRK 91 07.04.11 16:37
Atatürk'e Göre Atatürk UYSAL VE ASİ Mustafa Kemal ATATÜRK 0 13.12.09 09:10
38. Alevî-Bektaşilerin Atatürk'e ve Laikliğe Bakışı Nedir? Alevi Sorularla Alevi'lik 0 12.09.09 14:43




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2