Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları

Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları (http://www.piryolu.com/forum/index.php)
-   Ocaklarimiz (http://www.piryolu.com/forum/ocaklarimiz.html)
-   -   Seyit seyfi ocağı (http://www.piryolu.com/forum/ocaklarimiz/762-seyit-seyfi-ocagi.html)

Alevi 24.09.09 04:37

Seyit seyfi ocağı
 
SEYİT SEYFİ OCAĞI

Bu ocak evladı Musa Küçük Dede’nin verdiği bilgilere göre Seyit Seyfi, Oniki İmamların yedincisi olan İmam Musa Kazım evlatlarındandır. Elazığ ili, Palu ilçesinde Seydili Köyü’nde ocağı vardır. Ocak ve Vakfiye şu anda kullanılmamaktadır. Tunceli, Elazığ yöresinde Seyit Sabun olarak bilinir. Vesikalarda ise Seyit Sabır olarak geçmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemekle birlikte, Yavuz Selim döneminde yaşadığı biliniyor. Bu soydan gelenler Tunceli’ye yerleşmişlerdir. Mazgirt ilçesinde Seyitli ve Balan köylerini yurt edinmişlerdir.


seyidanli gazi 06.08.10 13:16

Cevap: Seyit seyfi ocağı Tarihçesi.
 
Seyit Seyfi Ocağının Tarihçesi ;
Sayın Ali Körbıçak tarafından kaleme alınan, Palu'nun Seydili köyü sitesindeki Makalede belirtildiği gibi, bazı belgelerde Seyit sabri, bazı belgelerde ise Seyit Sabır olarak zikredilen, bizim de Seyit Seyfullah olarak bildiğimiz, Mazgirt'in Çarsancak ve Muhundu beldelerinde çok iyi bilinen Seyit Sabun'luların atası SEYİT SEYFİ; Ehli Beyt ve Ehli Beyt tararftarları meyanında, önce Emevilerin, ardından da Abbasi'lerin devr-i saltanatları sırasında yapılan baskı ve zulümlara dayanamayarak, saptayamadığımız bir tarihte İran Horasan'ına göç eden On İki İmam'lardan, 6 ncı İmam, İmam Cafer-i Sadık'ın oğlu, 7 nci İmam Musa-i Kazim'in evlatlarındandır.

Horasan'a göç eden bu Ehli Beyt ve Ehli Beyt taraftarlarına, orada yerleşik bulunan Türkmen boyları ile Kürt aşiretlerinin kucak açarak himaye ettikleri herkes tarafından bilinmektedir.

Kabul edilmelidir ki, bu göç kafilesinde, Ehli Beyt mensuplarının beraberinde Ehli Beyt'e yürekten bağlı Ashabı Kiram ve evlatları da bulunmakta idi.

Elbette bu süreçte, bulundukları ortamlara uymak zarureti vardı ve kız alıp, kız vermek suretiyle kimisi Türkleşti, kimisi de Kürtleşerek bir nevi asimile olmuşlardı.

Böylece;
a. "Evladı Resul " dediğimiz Seyitlerin, Türkmen boyları tarafından himaye edilip, onların arasına karışanları, Türk alevi Dedelerini oluşturdu.

b. Kürt aşiretlerinin arasına karışanlar ise, Kürt Alevi Dedelerini oluşturdu.

c. "Evladı Resul" yani Seyit olmayan Ehli beyt taraftarları ise, ayni sistemle Bir kısmı Türk Alevileri, diğer kısmı ise Kürt Alevileri oluşturarak
günümüze kadar geldiler.

d. Talip'ler de İki Türlüdür:
l. Seyit olan Talipler : Seyid-i Saadet Evladı Resul olsa da; Alevilikte Her Ocağın dolayısiyle her Canın; El Ele, El Hakk'a düsturu gereği olarak bir Ocağa bağlanması, bir Pir'e ikrar vermesi gerekir.

ll. Seyit olmayan Talipler : Ehli Beyt Taraftarı Ashabı kiram neslinden gelenler de keza bir ocağa bağlanması, bir Pire Talip olarak, ikrar vermesi, bağlanması zorunluluğu vardır.


e. arabistanı terkedip göç eden Ehli Beyt mensuplarının suriye ve Mısır tarafına giden kolu ise Fatimi ve diğer Alevi kolonilerini oluşturdu.

Horasan'a gelip yerleşen Ehli Beyt ve taraftarları, bir süre sonra Moğol Akın ve istilasından da rahatsız oldular. Bu yüzden, Miladi 1110 yılında, bu defa da Anadolu ve Balkanlara doğru göç etmek zorunda kaldılar.

Böylece, Kafilede bulunan Seyit Seyfi, bu günkü Elazığ İline bağlı Palu İlçe'sinin Seydili köyüne gelip yerleşir.

Bu bilgiyi destekler mahiyette olduğundan; Sayın Ali körbıçak'ın, Sayın Hayrullah Çetinkaya'nın ulaşamadığım makalesine cevaben yazdığı makalesinden aşağıdaki bölümleri birlikte görelim:
"Köyümüzün ilk ismi, yörede yaşayan Zazaların söylevi ile SEYYİDAN (Kelime anlamı Hz. Ali soyundan gelen 2 kişi anlamındadır.) olan adı sonradan SEYDİLİ olarak köy halkı tarafından değiştirilmiştir. Köy sakinleri, köyleri için eski dönemde de SEYYİDAN ismini kullanmamışlardır.
Köyümüzü kuranlar Bağdat'tan Anadolu fatihi Süleyman Şahın emri ile Anadolu'ya gelip önce Tarsus'a, daha sonra;
- Silifke Seydili,
- Afşin seydili,
- Kastamonu Seydiler,
- Yahyalı Seydili
- Palu Seydili olarak beşe bölünmüşlerdir."

sayın Ali Körbıçak makalesine şöyle devam eder:
"Bir gün Zaza yazarsınız, bir gün Alevi yazarsın kim bilir başka bir günde daha başka şeyler yazarsınız. köyümüzle ilgili bilgi almak istiyorsan beni ara köyümüzü sana tanıtayım. (Buraya Ceb telefonu ve İsmini yazmış.)"

Makaleye devam ediyor:
"Ayrıca köyümüzün ilk ismi de SEYİTHAN değil söylevlerde geçen isim SEYYİDAN'dır. Ana tarafından Hz.Ali soyundan olan SEYİT SEYFİ tarafından Yavuz Sultan Selim emri ile kurulmuş bir köydür."

Keza Sayın Ali KÖRBIÇAK'ın; aynı makalenin altında çerçeve içinde belirttiği bilgi notu da, Seyit Seyfi Ocağının Seydili'de olduğunu kanıtlar mahiyetindedir.
"KÖYÜMÜZDE OCAĞI BULUNAN BAZI VESİKALARDA SEYİT SEYFİ, BAZI VESİKALARDA SEYİT SABRİ, BAZI VESKALARDA SEYİT SABIR OLARAK GEÇEN AYRICA ÜNLÜ ŞAİR VE BİR ÇOK TÜRKÜNÜN SÖZ SAHİBİ OLAN NUTKİ DE KÖYÜMÜZDE YAŞAMIŞ OLAN ÜNLÜLERDENDİR."

Sayın Ali Körbıçak'ın makalesinde açıklanan bilgilerin tümü, hazırlamaya çalıştığım Seyit Seyfi Ocağının tarihçesini destekler mahiyettedir.
Ancak aşağıdaki düzeltmeyi yapmam gerekir:
1. Ceddimiz Seyit Seyfi'nin soyu Ana tarafından Hz.ali'ye değil Hz. Muhammed'e dayanır.
2. Seyit Seyfi Miladi 1110 yılında Palu-Seydili'sine geldiğinde köy mevcuttu. kendisinden sonra ardılları miladi 1780 tarine kadar toplan 670 yıl bu köyde yaşamışlar.

Seydili'ye yerleşip bir dergah kuran Seyit Seyfi, iyi bir üne ve itibar gören biri olmalı ki, devrin yönetim erki tarafından civar on iki köy dergahına vakıf olarak tahsis edilir.

Zaman ilerler, bu arada Dergahın itikatlı taliplerinden biri Mısır'a (Bazılarına göre ise Haleb'e gittiği rivayet edilse de bu bize mantıklı gelmemektedir. Çünkü tüm Rivayetler, Sabunun Gemi ile geldiği şeklindedir. Suriye veya Haleb olsaydı sabun'un karadan gelmesi daha kolay olurdu.) gitmek için Pir'inden destur ve dua almak üzere Dergaha gelir. Pir destur verip, himmet eyler. Talip çalışır, çabalar emeğini israf etmeyerek bir sabun imalathanesi kurar.

Pir'ini de unutmayarak, her yıl gemi ile Dergaha bir miktar sabun gönderir. Gelen bu sabun, Dergahın ve dergahta çalışanların temizliğine yettiği gibi bir kısmı da artar. Dergaha gelen ziyaretçi ve taliplere verilmeye başlanır. Bu uygulama yıllarca devam ettiğinden, Dergah artık sabunla özdeşleşir. Bir zaman sonra Seyit Seyfi'nin "Seyfi'si" unutulur, dergah sadece "Seyit Sabun" veya "Seyit Sabun Ocağı" olarak belleklerde yerini alır.
Alevi Kültüründe "Ocak" kutsal bir ögedir. Gerekirse bu konu ayrıca irdelenebilir.

Her ocak ve Dergahta olduğu gibi, seyit Sabun dergahının da bir beratı (Seceresi) vardır. Ancak dergahın başındaki zat artık yaşlanmıştır. Bu yüzden, emanete hiyanetlik yapmayacak kadar iyi komşuluk bağları dolayısiyle güvendikleri, zekirat Beyi ile beratın tasdik edilmek üzere Osmanlı Sarayına gönderilmesine karar verilir.
Hasat zamanı, dergah görevlilerinin, elleri boş dönmeleri üzerine, Dergah vakıflarının Zekirat Beyi tarafından kendi beratına eklendiğini öğrenirler. Ancak iş işten geçer.

Bu yetmezmiş gibi, bir süre önce bölgeye gelip yerleşen Nakşibendi şeyhi, şeyh Ali Sebdi (Şeyh Sait'in Dedesi ve Eski Elazığ Milletvekili rahmetli Ali Rıza Septioğlu'nun Büyük dedesi) ve yandaşları da baskı ve tacizlerini arttırdıklarından, esasen dergah da kendisini finanse edemeyecek duruma düştüğünden bir kere daha tebdili mekan etmeye karar verirler.

Miladi 1780 yılında, bu defa Alevi nüfusunun ve bilhassa dergah taliplerinin yoğun olduğu, esasen daha güvenli olduğuna inandıkları Dersim'e göç etmeye karar verirler.

Böylece; miladi 1110 yılından, miladi 1780 yılına kadar 670 yıl yaşadıkları, Murat suyu kıyısındaki sulak ve bitek, üstelik beyaza yakın sarı renkli turşuluk biberleri ile ünlü seydili Köyünden ayrılırlar.

bu günkü kovancılar ilçesine bağlı Çiftlik köyü Nişangah tepesine geldiklerinde, önlerinde Peri çayı boyunca uzanan Çarsancak ovasını görünce, kafilenin ulusu, yolda eline geçen gilgil sapını cirit niyetine hava fırlatır ve takip edilmesini buyurur.

Peri Çayını uygun bir geçit yerinden geçip, yukarı doğru çıktıklarında, Ciridin Büyük bir kayanın altına saplanmış olduğunu görürler.İşte yeni yerleşim yeri olarak seçtikleri bu yer, Şimdiki Seyidan (Elmalık) köyüdür. Anılan kaya halen aynı yerde tek başına durmakta ve Sıtmaya yakalananlar, taşın üzerine çıkıp, Halen bizim evde bulunan tunçtan yapılmış, üzerinde eski yazı ve mühürler bulunan antika tas ile su dökündüklerinde, hastalıktan kurtulacaklarına inanılıyor. Şahsen benim de başıma geldi ve Şifa bulmuştum.

Şu an itibarı ile Dergah ve müştemilatından eser yoktur. Ancak hangi Ceddimize ait olduğu saptanamayan, yöredeki Sünnilerin bile Ziyaret kabul edip, Şifa niyetine toprak götürdükler bir kabir bulunmaktadır. Kabir civarında mevcut yazılı bir taşın üzerindeki eski türkçe yazıdan "EHLİ BEYT" ifadesi bariz şekilde 0kunduğunu ve bu taşın fotoğrafının Türabi Yalçınkaya tarafından çekildiğini öğrendim.

Türabi Yalçınkaya; annemin babası Dedem Seyit Cafer'in oğlu, seyit Ahmet'in Torunudur. Dedem Seyit Cafer, Seyidan'daki Seyit Sabun ocağının o zamanki ulusu olduğundan, Ocağımıza ait kutsal emanetler onun uhdesinde imiş. Dolayısiyle bu kutsal emanetler şu anda Türabi'nin evinde bulunmaktadır. Türabi Yalçınkaya, köprüdeki evine taşınınca, eski evine bir süre Baba Mansur ocağından Nesimi Kaya Annesi ile taşınmış. Anlattığına göre her cuma gecesi emanetlerin bulunduğu muhafazasının bulunduğu yerde mum yakar hizmetini yaparmış. Köprüye götürmüşler, ertesi gün tekrar eski yerine gelmiş. Ancak bir kurban kesildikten sonra yeni yerinde kalmış.

Yaptığımız hesaba göre, Seyit Seyfi'nin ardılları olan Seyitli köyündeki Seyit Sabunlu Küçükgiller, 670 yıl seydili de, 230 yıldan beri de seyidan ve Balan'da mesken tuttuklarına göre 670+230=900 yıldan beri Anadolu topraklarında yaşamaktadırlar. Hazırladığım soy kütüğünün incelenmesinde de 932 ila 942 rakamlarını buluyoruz.
Bu hesaba göre Seyit Seyfi'nin evlatları olan Seyit Sabunluları 230 yıldan beri Seyidan ve Balan da yaşamaktadırlar dememiz gerekiyordu. Ancak yoğun göçler nedeniyle bu gün itibari ile Türkiye'nin ve Dünyanın bir çok yerine dağılmış bulunmaktadır.

Kimi kaynaklara göre bir kısım Seyit Sabunluların Pertek'te yaşadıkları doğru olabilir. Ocak Merkezinin ise, Palu'nun Tatar köyünde olduğu gösterilse de bu bilgi yanlıştır. Şu andaki Ocak merkezi, Dersimin Mazgirt İlçesi Akpazar beldesinin Elmalık (Seyidan) koyüdür. Ocağıda Küçükgiller ailesi temsil etmekte olup, Ocağa ait kutsal emanetler Türabi Yalçınkaya'nın muhafazasında bulunmaktadır. Ancak Ocak beratı Amcamız Seyit Hazır'ın evlatlarında olup, Seyit Hazır, Tatar köyünde ikamet ettiği sırada, ele geçirmek isteyen, bazı akrabalarımız tarafından, orada görüldüğü için böyle bir bilgi kirliliği yaratılmış olabilir.

Ne var ki; Amcamız Alibaba'nın, 1933 doğumlu küçük oğlu Musa Küçük, 1981 yılından beri Seyit Seyfi Cem Evi adı altında, İstanbul-Esenyalı da bir ibadethane açmışsada, benim ulaşıp konuştuğum Seyit Sabunlu akrabalarımızın, kendilerinden habersız, Ocak ulularından icazetsız olarak ocak merkezinin atalarımızın kabirlerinin bulunduğu topraklardan, her türlü rantiyenin mübah görüldüğü, küresel bir kültür, ekonomi, Eğitim, Sağlık ve bilim başkenti olan istanbul'a, (muhtemelen bir rant gailesi ile) taşınmasının, genelde dersim'e, özelde ise her türlü imkan ve olanaktan yoksun, en ufak bir hizmet ve himmete muhtaç seyidan ve çevresine ne gibi yararlar sağladığını anlayamadıklarından pek de kabul etmiyorlar.

İyi bir gelire kavuşan Seyit Seyfi Cem Evi ve dolayısiyle başında bulunan Musa Küçük, yılda bir kere bile olsa, Babasının ve Dedesinin kabirlerinin bulunduğu bu ata yurdunu hatırlayıp, Yılda bir defa bile olsa, vekaleten bir kurban kestirmeyi aklına getirebiliyormu? (Zira İstanbul ve diğer büyük Kent'lerdeki Cem Evlerinde, her Cuma günü, kesilen kurban etleri ile pişien yemekler verilmekte olduğuna şahit oluyoruz.) sanmıyorum. Musa Küçük'ün böyle bir düşüncesi olsaydı, yıllarca kutsal bilinip, itikat edilen bu Ejdat adını İstanbul'lara taşımazdı diye düşünüyorum.

İşte bu yüzden,toplumsal bir hak gasbı sayılan bu usulsuz mekan değişikliğinin, Ocak mensubu Seyit Sabunlularca kolay kolay kabul edileceğe
benzemiyor.

Bu bilgilerin ve buraya koymaya çalışacağım soy kütüğünün ileride oluşacak bilgilerle güncelleştirilerek Tüm Akrabalarıma ve ilgilenen canlara faydalı olması dileklerimle.

akli 17.05.11 14:40

Cevap: Seyit seyfi ocağı
 
Sayın gazi bey, Allah aşkına senin Musa Küçük Dede ile derdin ne? Nerede dede ile ilgili yada Seyit Seyfi Cemevi ile ilgili bir yazı çıksa sizde ordasınız ve katkı sunacağım diye bel altı vuruşlar ile yanlı, yanlış ve hakaret içeren ifadeler kullanıyorsunuz. Ayıp oluyor, yazık oluyor, yanlış oluyor… bilmem farkında mısınız?
Musa dede kendi halinde Allah, Muhammed, Ali yolunda hizmet eden, bu uğurda emek harcıyan ve kıt kanaat imkanlar ile yıllardır hizmet sunan bir dededir. Daha bir çoğumuzun “ben aleviyim” bile diyemediği bir dönemde İstanbul da Seyit Seyfi Cemevini açmıştır. Bu cem evi günümüz manasında ilk cemevi sayılmaktadır. Yeni dönemde Alevi cenazeleri ilk kez bu cemevinden kaldırılmıştır. Bu zor ve çetin dönem, beğenmediğin bu fakir Musa dedenin, arkadaşlarının ve onun gibi düşünenlerin ellerinde ve omuzlarında yükselmiştir. Siz o dönemde neredeydiniz?
Seyit Seyfi (Seyit Sabır veya Seyit Sabun) sizin de atanız ise siz bu atanıza karşı ne yaptınız? Astsubay emeklisi bir adamsınız paranız pulunuzda var. Siz bir gün gidip Seyit Seyfi’nin kabrinde yada dergahında bir kurban veya adak kestiniz mi? Şunu bilin ki Musa Dede her köye gidişinde mutlaka Seyit Seyfi’nin Kabrini ziyaret etmektedir. Kabrin etrafını da yaklaşık sekiz on yıldan bu yana bir korkuluk (ferforje) yaptırarak korumaya almıştır. Seyit Turabi’ye bir sor bakalım, kiminle birlikte gitmiş oraya? Anlaşılan siz daha bu ata kabrini hiç gidip görmemişsiniz bile… Başkasını eleştirmek her halde kolay olsa gerek. Bu yaşınıza geldiniz, bir akrabanıza, köylünüze veya memleketlinize bir iyiliğiniz, faydanız oldu mu? Çok merak ediyorum.
Üç kitap okumakla bilge olunmuyor maalesef, pişmek lazım. Bildiğin, bilmediğin çok şeyler var. Arif olmak lazım, kıskançlıktan, hasetten kurtulmak lazım. Arınmak lazım, hizmet etmek lazım, öyle ol demekle bir şey olunmuyor maalesef. Siz siz olun yapabilirseniz kendinizi daha çok geliştirin, faydalı araştırmalar yapın ama bunu yaparken birilerini ezmeden, taşlamadan, dışlamadan yapın. Kaldı ki şu ana kadar yazdıklarınız da yine sevmediğiniz Musa dedenin anlatımlarından almışsınız, yeni bir şey yok yani, bilinen şeyler.
Hiç kimse ocak merkezini yada Seyit Seyfi’nin kabrini bir yerlere taşımış değil. Bir çok insan gibi Musa dede de çoluk çocuğunu geçindirmek için gurbet yolunun yolcusu olmuş ve İstanbul’a yerleşmiştir. Burada hizmet sunduğu bu cemevine bir Alevi ulusu ve kendi ceddi olan “Seyit Seyfi” ismini vermek ocak merkezini taşımak anlamına mı geliyor? Eğer öyle olsaydı Hz. Muhammed - Hz.Ali - Hacı Bektaşı Veli - Pir Sultan Abdal adı ile hiç kimsenin dernek açmaması gerekirdi. Kaldı ki Musa Dedenin babası Seyit Alibaba henüz hayatta iken arkadaşları ile birlikte geleceği görmüş ve o zaman, illeride bu gelişmenin olacağını kendilerine bildirmişlerdir. Bir gün imkanınız olursa gelir Dededen dinler ve işin doğrusunu öğrenirsiniz. Kaldı ki o dönemde yaşayan ve bir bölümü hayatta olan Ocak büyükleri Seyit Düzgün, Seyit Mustafa, Seyit Mehmet, ileri gelen taliplerin ve bunların çocuklarının büyük bir bölümü bu çalışmadan haberdardırlar ve memnundurlar. Bu arada, Musa dede de Seyit Seyfi (seyit Sabun) ocak büyüğüdür galiba siz bunu unuttunuz. Siz mi izin verecektiniz? İzne tabi bir durum mu var? Siz o dönemde neredeydiniz?
Sizin bakışınızda hizmet ancak rant için mi yapılıyor ki ikide bir “Rant gailesi” tabirini kullanıyorsunuz bumudur yani. Bakışınız bu mu yani? Bu kadar mı? Bu bakışla tüm cemevlerini töhmet altında bırakabileceğinizin farkındamısınız? Çok rant varsa, Sizde İzmir’de açın bir cemevi yada gidin Palu’da açın veya gidin Seyitli’de açın elinizi tutan mı var? Engel olan mı var? Karşı duran mı var?
Allah gani gani rahmet etsin Seyit Mustafa da Cömert Baba da başımızın tacıdır. Mehmet Özcan ise gururumuzdur , onurumuzdur ve Musa dedenin kendi öz çocuklarından hiç ayırmadığı bir canımızdır.Bunlar üzerinden ne anlatmak istiyorsunuz? Niye bunları istismar aracı olarak kullanıyorsunuz?Bunlar üzerinden dedeye vurmak size ne kazandırıyor? çok merak ediyor ve anlamakta zorlanıyorum.
İlk yazdığınızda gülüp geçmiştim. Ama durup durup (güncelleme yolu ile) yanlışlarınızın dozunu artırıyorsunuz. Oldu mu? şimdi. Bir an önce yazdığınız bu yanlı, yanlış ve kıskançlık kokan cümlelerinizi düzeltmenizde yarar vardır. Musa dede yi yermekle sizin elinize bir şey geçmez bunu bilmeniz gerek, bilenler sizi de onu da biliyor zaten.
Sayın Gazi Bey ; Sizin tarafınızca burada ve benzer çeşitli internet forumlarında ortaya atılmış olan haksız ithamları, düzelteceğiniz umudu ile yazıyorum. Lütfen hiçbir polemiğe girmeden sadece Musa dede ile ilgili yazdığınız hakaret vari, yanlı ve yanlış cümlelerinizi düzeltiniz.
Forum izleyicilerinin de affına sığınarak; istedim ki sizlerde bir nebze bilgilenesiniz. Kısacası her yazanın evliya olmadığı ve her şeyin doğru olmadığını anlatmak istiyorum. Bu serzenişi Buraya yazmamdaki tek amacım buydu.
Sevgi ve selamlarımla….

gerçekçi 24.05.11 17:01

Cevap: Seyit seyfi ocağı
 
Sayın "Akli" Rumuzlu Bay veya bayan,
Beni çok yakinen tanıdığınızı anladığım yazınızı üzülerek okudum. Sizin kim olduğunuzu bilemem ama Seyit Musa Benim amcamın oğludur. Kendisine hakaret etmem veya kendisini kıskanmam kesinlikle söz konusu olamaz. Esasen sizin yazdıklarınız hem taraflı hemde hakaret dolu ifadeler içermektedir. Kim olduğunuzu açıklarsanız hiç bir polemiğe girmeden sizinle bu konuları tartışabiliriz. Seyit Musa'yı bu kadar can siperane savunduğunuza göre çok yakınında birisi ve Biraz da eleştiriye kapalı olmalısınız.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Selam ve sevgiler.

gerçekçi 17.08.11 14:58

Akli Rumuzlu üyeye Cevap.
 
pir Talip İlişkileri hakkındaki yazım ve seyit Seyfi Ocağı Soy Kütüğü yazımın altındaki ifadem üzerine Musa Küçük'ün oğlu olduğunu tahmin ettiğim Akli rumuzlunun Hezeyan dolu yazısını aşağıdaki şekilde cevaplamaya çalışacağım,
Bak yeğenim;
Ben olmamasını temenni ettiklerimi dile getirmiştim. Herhangi bir Hakaret, aşağılama, kin, haset veya kıskançlık içeren hiç bir ifadem kesinlikte yoktu. Ama sen tamamen bir suçlu psikolojisi ile hareket edeerek bir buçuk sayfa boyunca devamlı suçlama, tehdit ve hakaret ederek devm etmişsin.
Bende yazdıklarına gülüp geçecektim ama bütün bu yazılanları hazmedemeyeceğimi anladığımdan sana hak ettiğin şekilde cevap vermeye mecbur kaldım.
Başlangıçta sana mektupla cevap vereyim dedim. yazdıklarınla beni fazlası ile rencide etmene rağmen "kol kırılsın yen içinde kalsın" diye düşünüyordum. Ama senin tabirinde "Musa Küçük'ü de Beni de tanıyan tanır" dediğn aklıma geldı. Mektupla sana yazarsam, senin bana yazdıklarının cevabını vermemiş olacağımdan, Okuyanlar bunları kabul ettiğimi sanacaklardı. Bu yüzden müfteri durumuna düşmemek için senin yazdığın sıraya göre mümkün mertebe her suçlamanı cevaplamaya çalışacağım.

Sayin Akli, Benim Musa Küçük'le (Benin Pir'im olmadığından dede demiyorum. Esasen Alevilikte Dedelik diye bir kurum yoktur. Bin yıllardır bu inaç Aleviliğin Amentüsü olan Pir'lik kurumu ile yaşatıla-gelmiştir. Mesela; Pir İmam Hüseyin deriz de, Dede İmam Hüseyin demeyiz. Pir Sultan Abdal deriz ama Dede Sultan Abdal demiyoruz. Bazı Ocaklar da vardır ki, Dede diye anılır. Misal; Cemal Abdal ocağındaki seyitlere dede denir, Şah Ahmet Dede Ocağı vardır ama mensupları Pir (Bavâ) olarak anılır.
bu çakma tabirleri birileri bir yerlerinden çıkarmış olsa da ben kullanmak istemiyorum.) hiç bir derdim yoktur. (O Abime akrabamdır dese de) Kendisi benim amcamın oğludur.Altı yaş büyüğümdür.kendisine hürmette ederim. Ancak yerine göre kendisini eleştiririm de. Bu benim en doğal demokratik hakkımdır.

Merak saiki ile siteleri gezdiğimde, Seyit Seyfi Ocağının Musa Küçük'ten alınan dört satırlık bir yazı ile tanıtıldığını görünce bir Ocak mensubu olarak kısa bir araştırma ile hazırladığım Ocak tarihçesini Siteye koydum. (Bakın burada size katkı sunuyorum.)

Tarihçede Ocağımızın Seydili'deki gelişim serüveni ile şimdiki durumınu yazarken de, Ocak isminin Musa Küçük tarafından 1981 yılında İstanbul/Esenyalı'da kurulan dernek ve Cemevine verildiğini, böylece ocak merkezinin bir anlamda istanbula taşındığını belitmiştim. İstanbul'daki yer altı ve yer üstü rant kavgalarının varlığını söylemem neden sizi rahatsız etti.

Musa Küçüğün Kendi halinde Allah, Muhmmet, Ali yolunda hizmet eden, bu uğurda emek harcıyan ve kıt kanaat imkanlar ile yıllardır hizmet sunan bir dede olup olmadığının takdiri oğlu olarak size ait değildir. Amellerini tartan allaha ve onu tanıyanlara aittir.

Sizin dernek kurduğunuz 1981 yılında, ben emekli ikramiyemle bir arsa bile alamamıştım. Ama senin babanın kıt kanaat imkanları maşallah İstanbul esenyalı da aldığı tarlanın kenarına bilmem kaç katlı bir ev yapmaya yetmişti.
Sakın bu kıt kanaat imkanların imdadına Almanya ve Fransa'daki gariban Alevi işçilerden toplanan Mark ve Franklar yetişmiş olmasın?

gerçekçi 17.08.11 16:45

Cevap: Akli rumuzlu'ya cevap.
 
Zira bir tarihte köyde kalp krizi geçiren bir hastayı, daha nekahat devresinde iken, çocukları razı olmadığı halde sırf sevilip sayıldığı için önüne katıp Fransa'da frank toplamaya gidip döndükten sonra oğlunun, babana envai türlü laf söylediğini kuşlar kulağıma fısıldamıştı. Babanın kıt kanaat imkanları bu mudur? Böyle mi sürülür Hakk, Muhammed, Ali yolu?
İşte şimde; Ayıptır, Günahtır, yazıktır, yanlıştır, Sömürüdür demenin sırasıdır:
Ha dediğin gibi daha bir çoğumuzun "Ben aleviyim" diyemediği bir dönemde İstanbul/Esenyalıda Cemevi açarak gösterdiği medeni cesaret için babanı cidden kutluyorum. Çok akıllı olduğunu bildiğim babanın bunun getirisini de düşündüğünü sanıyorum.

sorduğun için cevaplıyorum, Babanın Esenyalı'da Dernek kurduğu dönemde Ben,Peygamber ocağı olarak bilinen kutsal ocakta aslanlar gibi görev yapıyordum. Her kesin bila istisna en az bir buçuk sene askerlik yaptığı bu ocakta acaba baban ne kadar askerlik yaptı. Bak yeğenim; Çalma kimsenin kapısını, çalarlar kapını.

Hiç birinizin kuşkusu olmasın ki, Seyit Seyfi sizin ne kadar Ceddiniz ise, benim de o kadar Ceddimdir. Bu güne kadar Mübarek Merkadini ziyaret etmemiş veya edememiş olmam sadece benim noksanımdır. Ancak bundan sonra gidip ziyaret etmeyeceğim anlamına gelmediği gibi. İtiraf ettiğim bu noksanım size bir üstünlük de sağlamaz. keza türbeyi ziyaret edip etrafını Ferforje ile koruma altına alsanız da, bütün yaptıklarınızın doğru olduğu anlamına gelmez. Zira onlarca yanlış bile bir doğru etmez.

Oysa, Seydili köyünden Sayın Ali Körbıçak dostum, Pendik gazetesi yayın yönetmenine hitaben, baban hakkındaki yazısı sizi tamamen yalanlıyor. Lütfen Pendik gazetesinin sitenizdeki röpotajını okuyun.

ayrıca; "Bu yaşınıza geldiniz" diyerek başlayan cümlen çok kaba ve saygısızlık içeren bir cümledir.Kim olursan ol, tahsilin, toplumdaki statün ne olursa olsun Bana bu şekilde hitap etmek katiyen haddin değildir. (İşte bu yüzden vereceğim cevaplara hazırlıklı olun.)

İstanbul varoşlarında yetişmenin sonuçları bakımından güzel bir örneksiniz. Madem bana bu kadar saygısızca davrandın;
Ben de sana sorayım; Peki senin baban bu yaşına geldi, hangi akrabasına, köylüsüne veya gazi aylığı ile yaşama tutunmaya çalışan abisine bir yararı dokundu mu? Ala-i vala törenlerle istanbuldan folklor ekibi götürüp köprüdeki karakol askerlerine Semah izletmek sizce bir hizmet midir? Yoksa kara bir mizah mıdır?
Keza Cemevinde ingilizce kursu açarak, öğrencilere İngilice öğretip, (Hangi öğrenciler) yurt dışına göndermekle, Seyidandaki hangi fakir çocuğa yardım etmiş oluyor. Yoksa böylece oturduğu (dede !)koltuğunu daha muhkem hale mi getiriyor?

Bu yapılanlar eğer bir hizmet sayılıyorsa, Fethullah Gülen bunun daha geniş çaplısını zaten yapıyor. Onun maksadı da, hedefi de bellidir. Senin babanın hedefi ve maksadı nedir?

gerçekçi 17.08.11 18:23

Cevap Akli rumuzluya cevap
 
Buyurduğun gibi üç kitap okumakla elbette bilge olunmuyor. Acaba sen kaç koli kitap okuyarak bilge oldun da yaşına, başına bakmadan ve yine haddini aşarak bana; Pişmeden, bilip bilmediğim şeylerin varlığından kıskançlık ve hasetten, arınmaktan, öyle ol demekle bir şey olunmadığını hatırlatıyorsun?
Bu saydığın hasletlere sahip olmadığımı biliyorum. her halde sen de, baban da bu saydığın hasletlere sahipsiniz ki, bir çanak yalayıcısı görevliniz Musa Küçük'ün keramet sahibi olduğunu, asker dönüşü de görev vereceğini siteye yazacak kadar size merbuttur.
Bunları bana hatırlatmaya çalıştığına göre, her halde biraz sonra kanatların çıkar ve mazalla uçmaya bile başlarsın. Çünkü "Şeyh uçmaz, mürit uçurur".

Bana; Sen Sen ol kendini geliştir, daha faydalı araştırmalar yap tavsiyene teşekkür ederim ve derim ki, Babanın çeşitli çanak sorulara verdiği yanlış ve luzumsuz masalımsı sözlerini anlamak ve tahlil etmek için kendimi ayrıca geliştirmeme hiç gerek yoktur. Çünkü verilen fistonek cevaplar her zamanki gibi afaki ve tatmin edici olmaktan çok ıraktır. Artık böyle masallarla kimseyi avutmak veya uyutmak mümkün değildir.
Ayrıca bir kimseyi eleştirmek, birilerini ezmek, taşlamak, dışlamak, yermek anlamına da gelmez. yoksa küçük tepeleri siz mi yarattınız da eleştiriyi hazmedemiyorsunuz?

Çok iyi bilmelisin ki, benim yazdıklarımın içinde sadece "Seyit Seyfi ocağı şu anda kullanılmıyor" şeklindeki bilgi ile Seyit Sabunluların soyunun İmam Musa-i Kazim'den geldiği bigisi Musa Küçük'ün anlatımlarından alınmıştı.Meğerse o da yanlış imiş!

Bakın Seydili Köyünden Sayın Ali Körbıçak dostum, Musa Küçük'ün Pendik gazetesindeki söyleşide, söylediklerini nasıl yalanlıyor. Bu mudur dedelik? Bu mudur Bilgelik? bu mudur Arif olmak? Masal anlatmakla kimsenin inanç ve itikatına katkı yapamayacınızı anlayın artık, yani çağın gerisinde kalmayın. Çağdaş ve güncel bilgiler edinin.

"Her tarafta ocak şu anda kullanılmıyor diyor. Acaba bilerek mi yoksa iş olsun diyemi söylüyor? Bir araştırsın ocak kullanılıyor mu? onu bir öğrensin ve dede yadigarı ocak ise 1986 yılından beri bir bina yaptırdık gelip ziyaret edenler rahatlıkla dua edip şifa görenlerini görüyoruz.
Eğer musa küçük beyde eğer dedesi ise gelip dedesinin makamını ziyaret ederse bundan son derece memnun kalırız ve misafir ederiz."
Musa Küçük'ün dediği gibi; Seyit Sabunluların Soyu da İmam Musa-i Kazim'den Gelmiyor. Çünkü İmam Musa_i Kazim Kesinlikle Horasan'a gelmemiş olup, Muhteşem Türbesi Irak'ta bulunmaktadır. Seyit Sabun soyu O'nun oğlu yani 8 nci İmam olan İmam Rıza'dan gelmektedir.İmam Rıza'nın Türbesi; İran'ın Horasan Eyaletinin Merkezi ve ülkenin ikinci büyük şehiri (eski ismi Tus) olan Meşhed'dedir. Bunu 2 Ozanımızdan aldığımız aşağıdaki şiirlerle ispat etmeye çalışalım:

İmam Musa-i Kazimdan kuruldu Erkan,
Şah İmam Rıza'dır Pir'i Horasan,
Taki ile Naki mümine nişan,
Söylersen Muhammed Ali'den söyle
Genç Abdal

Seyit Musa-i Kazim'dır Ehli Beyt'in serveri,
Şah-ı Şehid-i Horasan İmam Rıza'dan beri,
Canı aşkı nuş edenler müpteladır ekseri,
Müptelayı merhamet kıl, kalbi viran aşkına.
Virani

Buyrun buna ne diyeceksiniz?

Diğer bildiklerim ve yazdıklarım ise büyüklerimden duyup belleğime nakşettiğim yaşam hikayeleri tadındaki bilgilerdir. Dikkat edin masal demiyorum.

Hatta; Seyit Sabunlularda Pir'liğin Uludan Ulaya olduğunu da Rahmetli Babam Seyit Hasan'dan (1884-1970) bizzat duyarak öğrendim. Gerçekten de Dedem (Annemin Babası) Seyit Cafer'e kadar bu kadim kurala uyulduğu, Ocak talipleri olan Baba Mansurlular tarafından "Seyit sabunlular da kendi aralarından seçtikler bir aileyi Pir olarak Baba Mansurlulara göndererek, verilen lokmayı Şah Ahmet Dedelere götürdüler. Bilahare onlarda bu anlaşmayı bozdular" denilerek, böyle bir kadim kuralın varlığını teyit ediyorlar. baban bu kuralın ne anlama geldiğini ve kimin bozduğunu da çok iyi bilir.

Baban ile aramızda kuşak farkı da yoktur. Okuma yazmayı da aynı anda ve aynı yıl öğrenmiştik. Onun Numarası 1, Benim numaram ise 2 idi. Ben 8 yaşında okula başladığımda baban 14 yaşında idi. 17 yaşında ilkokul 3 ncü sınıfa kadar okudu. Kuran okumayı da Tatarlı Sabri efendiden öğrenerek Hafız oldu. Hafız oldu diyorum. Çünkü Arapça bilmeden Kuran okuyanlara hafız denir.

22 yaşından itibaren (Ben l6 yaşında iken) Babası gibi cem cemaat yürüttüğünü söylüyor. Cemlerde de yöremizde hiç görmediğimiz Kur'andan ayetler okuyup bazı hadisler söylediğini belirtiyor. Bunu herhalde çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek için kaynı olan müteahitin peşinde gurbet ellerdeki kentlere gelince yapmış. Çünkü yöremizin en saygın zakir dedesi olan Baba Mansurlu Seyit Veyis'in cenaze kaldırma sırasında okuduğu kur'an ve verdiği talkın haricinde taziyelerde ve Cemlerde Kur'an ve Fatiha okuduğunu sanırım gören olmamıştır.
baban bizde olmayan bu kuralı salt sünnilere hoş görünmek adına gittiği her yerde fatiha okuyarak onlarla aramızda sadece kur'anın yorum farfı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.

Aleviliği de; "Kur'an ayetlerinin Alevi İslam ekolüne göre yorumlanmasıdır." Diye tarif ediyor. Yani bunları görmemezlikten mı gelelim? İşte her forumda görünmemin sebebi yapılan bu yanlışlıklara bir nebze de olsa engel olmak içindir.
Eğer yazdıklarınıza, söylediklerinize eleştiri ve tenkit gelmesini istemiyorsanız kapatın siteyi veya oraya hiç bir şey yazmayın veya yazdırmayın olsun bitsin. kimse yaptıklarınızın ayırdına varmaz, rahat edersiniz.

Ayhan Aydına verdiği mülakatta da ciddi hiç bir bilgi görmedim. Musa ile Çobanın masalı, Allahın Kur'anı nerelere yazdığı kimseyi ilgilendirmez. Musa Küçük'ün fıkıh bilgisi ve fıtratı belki Dağlara çıkıp Bitki ve böceklere bakıp kur'an okumaya müsaittir. Ama nerdeee! Herkes Musa olabilir mi? Milletin başka işi kalmamış da kur'anın nerelere yazıldığını mı arayacak.

Bakın Ayhan Aydın'a verdiği Mülakattan bir kaç alıntı yapayaım;

-"Adamın biri, diğerini mahkemeye götürmüş. Adam Türkçe bilmiyormuş.
Hakim buna sormuş;
Ne diyorsun?
Adam cevap vermiş;
"Aha uçak geldi, durdurdum, gitti"
Ben ne anladım, sen ne anladın? (Ben de bir şey anlamadım)

-24 bin Peygamber var. (Biz 124 Bin biliyorduk.) Bunların hepsi aynı dili konuşmuş, (Bunu da bilmiyorduk)
Her dil Allahın dilidir.

-Bir tarihte Karaca Ahmede gittim. Biri şiir okuyor. Adamı kötüleyip, Dürzi diye hitap ediyor. Sen şiir yazmışsın, halt ediyorsun. Dürzi ne demektir bilirmisin?

Biz de diyoruz ki; O Şiir okuyan dönüp, "Sen halt ediyorsun" deseydi. ne cevap verebilirdi. Bana biri öyle dese, anında tepki verirdim. Bu nasıl konuşma?

-Siyaseti tarif ediyor;
"Herkes siyaset yapamaz, Siyaset çok ağır bir iştir".
"Nasıl" dediler.
"Dedimki, siyaseti anlayacağınız şekilde anlatayım. Yoksa başka şekilde anlayamazsınız.(Bak Hele)
Sonra başlamış Sütün mayalanmasını, Ama bizim yöredeki "Gîrmiyî mala kıllı" yı tarif etmeye.
"Siyaset bir sırdır. Sır parça olursa, o adam sütü yoğurt yapamaz, nasıl olur? Size soruyorum. Her Alevinin evi aynen o benim tarif ettiğim süt gibi olmamış mı? Ne süttür, ne yoğurt. Bu konuşmayı Cem Vakfında da yaptım." (Aman ne anlamlı konuşma gk)

Şimdi; Önce Siyaset nasıl bir sır olabilir? Hangi kaynaktan aldı bu bilgiyi? Böyle bir örneği hangi mantıkla vermiş olabilir? Aleviliğin şaha kalktığı, En iyi Bilgi ve kaynaklara kavuştuğu bir çağda, Her Alevinin evi nasıl Musa Küçük'ün izandan yoksun o tarif ettiği gibi Ne süt, ne yoğurt olarak değerlendiğini, gerçekten aklım almıyor. Ayrıca "Yoksa başka şekilde anlayamazsınız" ve " Her Alevinin evi ne süt, ne yoğurt" olarak tarif etmesi de çok büyük bir algı hatası ve hakarettir. Bu mudur inanç önderliği, bu mudur Alevi bilgeliği? Okurken çoğu yerini okumadan atladım. Yaptığı benzetmeler ve verdiği misaller karşısında inanın utandım.

Ama Hemen akabinde Kalender Dede ile yapılan söyleşi, zevkle okunacak bilgilerle doludur.

Keza; sayın Fethi Erdoğan Dede'nin söyledikleri ile karşılaştırdığımda aradaki fark, bir yakını olarak beni üzüyor.

Oğulları olarak yarın bu mirasın sizlere kalacağını düşünüp, rehavete kapılacağınıza, Babanızın daha ciddi ve bir seyit Sabunluya yaraşır sözler söylemesini telkin edebilir ve günümüzde hiç bir etkisi kalmayan bir sürü eski masalı anlatmadan, Ecdadının adına yakışır şekilde Pirlik yapmasını sağlayabilirsiniz.
Ancak bizzat evinizde gördüm ki, sizlerden biri o gece " hele şunu da anlat" diyerek babanızı masal (Fistonek) anlatmaya teşvik ettiğinizi gördüm.

Rahmetli Mahmut Erdal'ın şu şiiri konumuza ne kadar uyuyor;

Kur bir Vakıf geç başına,
Duygu sömür bak işine,
Yeşl bez ser peş peşine,
Meşhur olmak istiyorsan.

gerçekçi 17.08.11 21:35

Cevap: Akli rumuzlu'ya cevap.
 
Elbetteki; Büyük ceddimiz Seyit Seyfi'nin kabrini bir yerlere götürmek kimsenin kudreti dahilinde değildir. Saygın ve topluma mal olmuş zatlar için mekan izafi olsa de endişemiz bu mübarek ecdadımızın isminin istismar edilebileceği yönündedir.

Musa Küçük'ün çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek için gurbet ellere çıkıp, şirketlerde çalışarak, Musa Çavuş ünvanını aldığını da biliyoruz.
Daha sonra çoluk çocuğunu getirip, kıt kanaat geçinerek İstanbulda hizmet sunmaya başladığı Cemevini kurarken, statü değiştirip bir "Alevi Ulusu" payesine yükseldiği halde neden kurduğu bu Cemevine kendi adını vermediğini merak ediyorum. Acaba kendi isminin bu kadar sansasyon yaratmayacağından veya yeteri kadar mürit toplayamayacağından mı endişe etti. Kurduğu Cemevine ve Derneğe Seyit Seyfi ismini vermek bir hazıra konmak değil midir? İnaç yönünden ileride kötü niyetlilerin elinde istismar olasılığı yok mudur?

Hz.Muhammed ve Hz.Ali adına dernek açılması mümkün olsaydı, baban onu da denerdi. diye düşünüyorum. Ancak bu makamlar cihan şumul makamlar olduğundan üzerinde mutabakat sağlanması mümkün değildir.

Seyit seyfi Dernek ve Cemevi için de, başlangıçta böyle bir mutabakat aranabilirdi. Atı alan üsküdarı geçtiği için artık mutabakatın bir önemi kalmamıştır.

Hacı Bektaşi Veli ve Pir Sultan Abdal adına açılan dernekler ise Alevi Camiasının bölünmüşlüğünü ve moda tabirle yetkililerin karşılarında muhatap bulamamaları sonucunu doğurmuştur.

Alibaba Amcanın(1894-1954) sağlığında arkadaşları ile birlikte geleceği görüp, ileride bu gelişmenin olacağını kendilerine bildirmiştir. dediğin "kendileri" kimlerdi? Arkadaşları kimlerdi? Alibaba amca hangi kerameti sırasında bu öngörüyü beyan etti? Bence bütün bu yazdıkların, yaptıklarınıza meşruiyet kazandırma gayretidir.

Bilgi ve donanım bakımından Babam Seyit Hasan (1884-1970) ile Amcam Seyit Haydar (1892-1970) dan bir ayrıcalığı olmadığını kesin olarak bildiğim Alibaba amcama, yaptığınız işe kılıf uydurmak adına bu gibi kerametler izafe ederek, Rahmetlinin yerini daraltmayın. Yazıktır,Küllüyen günahtır.

İmkanım olsa da artık Musa Küçük'ün bulunduğu meclise girmem. Geçmişte Esenyalı'daki evine iki kere gittim. İkinci gidişimiz bir bayram vesilesi ile olmuştu. O gece Müteahit olan kaynı da (benim de Okul arkadaşım) bir nakşi arkadaşı ile gelmişti. Geç saatlere kadar oturduk. Bize kalkıncaya kadar dereden tepeden eski masallar anlattı durdu. Hiç birimize konuşma imkanı da tanımadı. Bizi arabası ile Kadıköy'e bırakan kaynı, daha arabaya biner binmez; "Musa çavuş ne çok masal anlattı. hiç birimize de konuşma imkanı tanımadı" diye rahatsızlığını belirtti. Bu muhabette bir nakşinin, Alevi Pir'i olarak tanıdığı kişi hakkında edindiği izlenimi doğrusu çok merak ediyorum. Herkesin artık terk ettiği, bu masalları dinlemek için mi yanına gideyim?

O Dönemde yaşayan ocak büyükleri Seyit Düzgün, seyit Mustafa, Seyit Mehmet (bu sıralama yanlış) bu çalışmalardan memnun olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki o dönemde daha büyük ocakzadelerimiz: Seyit Yusuf solmaz (1919-1984, Seyit Keko Solmaz (1921-1982), Seyit Mahmut yalçınkaya (1922-1985), Seyit Ali Küçük (1924-1998), Seyit Ali Solmaz (1926-2010), Seyit Yusuf Solmaz (l927) da hayatta idiler.

Musa Küçük (1933);Halasıoğlu Seyit Yusuf Solmaz (l927), Amcası oğlu Seyit Mehmet (1928), Abisi Seyit Düzgün (1930), dan sonra dördüncü sırada ocak büyüklerinden olduğu doğrudur. Abim Seyit Kazim ise kendisi gibi 1933 doğumludur. İnanın bunlar da memnun değiller.

"Bütün bunlar dururken, siz mi izin verecektiniz" demek te engin ve tevazu sahibi bir dede çocuğuna yakışmayacak kaba bir ifadedir.Hangi makamdan izin alıp almadığınız artık benim derdim değil. Ama Ecdadım adına açılan bir Cemevi ve Dernekte olup bitenler tabii ki derdim olacaktır.

Musa küçük benim Pirim değil, 6 yaş büyüğümdür. Kendisine dede diye hitap ettiğimi, Pirine niyaz olmadığını gördüğüm ana kadar, saygıda kusur etmediğimi kendisi de bilir.
Hizmetin Hakk için olması esas ise de, günümüzde en kutsal bilinen makam ve mekanlarda dahi çeşitli yolsuzluk ve suistimallerin olduğu kabul edilmeli. Çünkü devir; "Allahın cebinden, peygamberin çalındığı devirdir" Ben şunu da anlayamıyorum, Masumane bir iki eleştiride bulunmuştum. Bunun için Çala kalem yazılan bir buçuk sayfa yazı süresince saldırmanın, hakaret etmenin maksadı birilerini korkutmak, susturmak veya söylediğine pişman ettirmek midir? Eğer böyle düşünüyorsan yanılıyorsun can. Bende tükenmez bir mühümmat stoğu var bilesin.

Sayın Akli, böylece Benim başlangıçta zikrettiğim iki yazımdaki temenni niteliğindeki eleştirilerime kızarak (Rant gailesini doğrularcasına saldırıya geçerek) yapmadıklarımı suç olarak ele alıp, iki sayfaya yakın yazıyı siteye koymuşsun. Okuyanlar sadece senin yazdıklarını görür, oysa benim yazdıklarımı da alıntılayarak koysaydın. bir karşılaştırma olanağı doğacak ve böylece daha objektif bir değerlendirme yapılabilirdi. Yani kendi ifadenle Her yazan evliya değil, her söylenen de doğru değil sözünü ben de beğendim.

Seyit Seyfi Ocağı Sitesine yazdığım Pir Talip ilişkileri başlıklı yazımı elbette okumuşsunuz.O yazıda taliplerimiz olan Baba Mansurlu Seyitlerin hiç bir dönemde Seyit Sabunluları Pir veya Mürşit olarak kabul etmediklerinin aksini ispat etmeye çalışmıştım. KANIMCA OCAK VE YOLA HİZMET BUDUR ancak "az olsun benim olsun" mantığı ile hareket etmiş olmalısınız ki, o yazıma, Lödeklilerle dayı - yeğen olmanız hesabiyle en iyi bilenler olduğunuz halde herhangi bir yorumla katkıda bulunmadığınızı hayretle izliyorum.

Ocağımızın adının herhangi bir şaibeye karışmaması adına Cemevi veya Dernek kurmak aklımdan bile geçmez.

gerçekçi 18.08.11 11:12

Cevap : Akli Rumuzluya cevap.
 
Seyit Mustafa'da, Cömert Baba da nasıl sizin başınızın tacı olabilrler? Cömert Baba'yı baş tacı ediyorsunuz, Ama kardeşi Ali Düzgün babayı kaale almıyorsunuz. Eri erden ayırmak olur mu? Ali Düzgün Baba, sizden yaşça küçük de olabilir. Ama temsil ettiği makam senin makamından büyük olsa gerek. Eline niyaz olmakla, onun şahsında tamsil ettiği makama bağlılığını göstermiş olursun. Erkanımız EL ELe, EL Hakk'a düstürü üzerine inşa edilmemiş mi? Eğer bu yolumuzun bir gereği değilse, çocuklara el öptürüp poz vermenin anlamı nedir? Yoksa küçük yaşlardan itibaren çocuklara el öptürme eğitimi mi veriyorsunuz?

Bunu eleştirmek neden sizi zıvanadan çıkardı? Siz eleştirilemeyecek bir imtiyaza mı sahipsiniz? Madem 22 yaşından itibaren Pirlik yapıyorsunuz, bu manada Pirinizi tanımanız da gerekmiyor mu? Bu hareketinizle müritlerinize ve gençlerimize nasıl bir mesaj verdiniz? Pirini tanımayan nasıl Pir'lik yapabilir? Yani bunları da mı konuşmayalım?

Musa Küçük çevresindekileri küçümseme ve aşağı görme bakımından gençliğinden beri sabıkalıdır. Geçmişte; Seyit Sabunlu sayin Mehmet Özcan için: "Bu da bizim Hemzo'nun torunudur" Dediğini ve Mehmet Özcan'ın buna üzüldüğünü daha önce yazmıştım. Baş tacı ettiği Seyit Mustafa'nın kendisini telefonla arayarak, bu yaptığının çok yanlış olduğunu söylemesi üzerine de, "öyle demek istemedim" diyerek savunma yaptığını, bu konunun ta fransa da bile konuşulduğunu öğreniyoruz. Oysa Sayın Mehmet özcan'ın Esenyalı Cemevine giderek kendisine has katkı sunduğu bilinmektedir.

Bu yetmezmiş gibi, Murat Küçük'ün 3 ncü kitabı "Allıturna" çıktığında; "Xıştonun da Xençeri var" dercesine, "Gazi'nin oğlu da kitap yazmış" diyerek, içindeki kıskançlık ve haset duygularını gün ışığına çıkarmıştır. Bir defa Murat artık babasının adı ile anılma devrini geride bırakarak, bir birey olarak kendi başına yeter bir konumdadır Çünkü İzmir'deki çeşitli gazetelerde Özellikle Gazeteciliğin mektebi sayılan Hüriyet'te çalıştıktan sonra sırasıyle Nefes ve Cem Dergilerinde Genel Yayın Yönetmenliği yaptıktan sonra "Allıturna" yı yazmıştı. Yanı bu iş birilerinin himmet ve hüceti ile yapılmamıştı.
Hastalık kokan bu cümlesi, hem bir büyüğü, hemde bir amca olarak Musa Küçük'e hiç yakışmamıştır. Oysa Murat Nefes Dergisinde çalışmaya başladığı sıralarda kendisini ziyarete gitmiştim. Seyit Seyfi Cemevinin Ceddimizin adını taşıması nedeniyle tanınması gerektiğni ve bunun için de gidip ziyaret etmesinin ve bu yönde bir iki Resim ve yazıyı dergiye koymasının münasip olacağını söylemem üzerine Amcamın oğlu Hüseyin Küçük'ün arabası ile gidip ziyeret etmiş ve bir iki yazı yazmıştı. Keza Cem Dergisinde ikende Sanırım fazla iş yoğunluğu nedeniyle sadece bir yazı yazabilmişti. Ancak Resim yolladıkları taktirde altını dolduracağını iletmemi istemişti. Ben de bizzat Musa Küçük'e Söyledim.
Bütün bu iyi niyetlerimize rağmen Haset ve kıskançlık kokan bu sözler, bir büyüğü ve bir amca olarak Musa Küçük'e hiç yakışmadığını söylesem acaba ne diyecekler. Merak ediyorum. Acaba bunu da mı dememeliydim?
Bu tür sözlerinin anında bize ulaşması bile, çevresindekiler tarafından yeteri kadar sevilmediği ve hürmete şayan görülmediğinin göstergesidir. Şanslarını fazlaca zorladıkları için bunu da yüzlerine söylemek zorunda kaldım.

Bunlar üzerinden şunu anlatmak istiyorum;
Herkesten saygı bekleyen, bila istisna herkese saygı göstermek zorundadır. Aksi halde hiç kimse aptal veya enayi değildir. Herkesin bir kişiliği, bir saygınlığı vardır. Yani Rüzgar eken fırtına biçer. Hiç kimsenin başkasını aşağılamaya, küçük görmeye hakkı olmaması gerekir.
Bunları yazarak hiç bir şeyi de istismar ettiğimi düşünmüyorum. Esasen benim bu yazdıklarıma "istismar" denmez. "Eleştiri" denir. biliyor musun? terimleri yerinde kullanmayı da öğrenmelisin.
Aynı zamanda; bunları yazmakla birilerinin menfaatını haleldar etmek de denir ki böyle bir olasılık yok değil.

Bunlar üzerinden babana vurmak diye (Hele belden aşağı) bir şey yoktur. Bu eylemleri baban yapmışsa, bir başkası benim kadar suhuletle veya temenni şeklinde dile getirmez. Çok daha acımasızca eleştirir. Neticede amcamın oğludur. Ondan sadır olacak nahoş durum benide üzer. Bu kadar açık.

Yazılarımı ilk okuduğunda keşke gülüp geçmeseydin de, bana özel olarak ulaşsaydın. O zaman ben sana, oraya halen yazmaktan hicap duyduğum bir sürü olay ve duyum daha anlatırdım. İnanın bunlar şimdilik yakın akrabalar arasındaki ev sohbetlerinde konuşulmaktadır. Ben de bu yolla öğrendim. Böylece belki de ev sohbetlerinde dolaşan bu fısıltılar önlenirdi. Şunu diyebilirsin, Büyük Dağın, büyük dumanı olur. O Zaman, buna karşılık gelen bir deyim daha vardır. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Yazdıklarımın hiç biri yanlı ve yanlış değildir. Tehdit içeren Emrin üzerine yazdıklarımı düzeltsem bu gördüklerim ve duyduklarım yok mu olacak? yapılmamış, söylenmemiş mi olacak? Eğer öyle olacaksa yazdıklarımı geri alabilirim. Yeter ki sen iste, Dükkan senin.

Bak yeğenim son söz olarak;
Seyit Musa'yı yermiyorum, Eleştiriyorum! Bu iki terim aynı manaya gelmez.Yermek; Dedikodu, Bühtan, Çekiştirme anlamındadır. Eleştiri, kişinin yüzüne, yaptığının yanlış olduğu söylenerek yapılır. Bende öyle yapıyorum. Benden fazla kitap okuduğunuz için, bildiğinizi sanıyordum.
"Bilenler sizi de onu da biliyor zaten" dediğn için bende zıvanadan çıktım. Böylece, beni duymak istemeyeceğiniz dokuz sayfa boyunca bir sürü şeyi söylemeye mecbur ettin. Şimdi burada söylenecek bir tabir daha vardı ama ben terbiyem gereği söylemekten imtina ediyorum. Beni en azından kimse kötü bilmez. Çünkü yeni nesilin çoğu beni tanımaz. Bunu Menemen'de ve Seyidan'a gittiğimde müşahade ediyorum. Ama çok şükür, yürüdüğüm izden şimdiye kadar toz kalkmadığına eminim. Ama ben Babanı, Hatta Abisi Düzgün Babayı çocukluğumdan beri çok yakinen tanırım. Gençliğimde gözümden bir şeyin kaçmadığını, ben yaştakiler bilir. Mesela Allah selamet versin, Düzgün Baba ve Hanımı Sevli yenge hasta imiş, ikisine de acil şifalar dilerim. Düzgün Babanın da Kendisinde bazı güçler vehmetmesi çok meşhurdur. Birini Gülelim diye yazayım; Amerka Başkanı Clinton eğer kendisini dinleseymiş, İsrail diye bir ülke olmayacakmış......
Şimdilik bu kadarı yeter diyelim ve
eğer fazlaca zülfü yare dokunduysak af ola.
Selam ve sevgilerimle yine de gözlerinden öperim.

gerçekçi 19.10.11 12:50

Cevap: Seyit seyfi ocağı
 
Yaptığımız araştırmaya göre, Seyit Seyfi'nin Soyu 7 nci İmam Musa-i Kazım'dan değil 8 nci İmam, İmam Rıza'dan gelmektedir. Çünkü İmam Muza-i Kazım kesinlikle Horasan'a gitmemiştir. Nitekim Mıhteşem Türbesinin Irak'ta olduğu herkesin bildiği bir gerçektir.
Doğrusu; Seyit Seyfi'nin soyu 8 nci İmam, İmam Rıza'dan gelmektedir. Abasilerin baskılarına dayanamayan Ehlibeyt Göç ederek Horasan'a gelmiş, İmam Rıza Bir vesile ile Harun Reşidin yerine geçen oğlu halife Memun tarafından zehirlenerek şehid edilmiştir. Türbesi Horasan eyaletinin merkezi olan Meşhed'dedir.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:32.

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2