Sponsor Reklamlar


Baba Mansur Ocağı

 Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocakları Katagorisinde ve  Ocaklarimiz Forumunda Bulunan  Baba Mansur Ocağı Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç5Beğeni
  • 1 gönderen BERF62
  • 2 gönderen kristal
  • 1 gönderen bilgeyol
  • 1 gönderen bilgeyol

 
Seçenekler
Alt 06.09.09   #1
tuncer yilmaz
tuncer yilmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 195
Rep Puani : 11
Standart Baba Mansur Ocağı


Tunceli ili Mazgirt ilçesinin doğusunda Darıkent (Muhundi) Bucağı’nda ünlü Alevi evliyalarından Baba Mansur’un yürüttüğüne inanılan bir duvar bulunur. Muhundi orada bulunan bu ziyaretin anısı nedeniyle Dersim ve çevresinin en ünlü ziyaretgahlarındandır. Ali Kemali’ye göre Baba Mansur Dedeleri seyyidlerdendir, kolları yoktur, üç büyük kabiledir. Bir kabilesi Mazgirt kazasının Darıkent (Muhundi) bucağında, İkincisi Pülümür’ün Tahti ve üçüncüsü yine Pülümür’ün Gersinot köylerinde bulunur. Gersinot’ta oturanlara Şahverdi Evladı derler ki, Sivas ve Koçgiri aşiretinin seyyitleridir. (Ali Kemali 1932: 193) Bu seyyitler ayrıca Erzincan’ın Kısmikör ve Erdene, Pülümür’ün Seyyitler Kapiri ve Tahsini köylerinde bulunurlar. Mazgirt kazasında da vardır. (Ali Kemali 1932: 184) Bir araştırmada Tunceli Pülümür Yeldeğen Bucağı’nda Şah Mansur’un evlatlarının türbesinin ve Sivas Zara Kızılkale Köyü’nde de Baba Mansurluların bulunduğu ifade edilmiştir. (Clarke 1998: 205)Baba Mansur’un Horasan’dan geldiğine inanılır. Halk Cuma akşamları buraya toplanır, kurbanlar keser, cem yaparlardı. Baba Mansur’un yüzyıllardır dilden dile dolaşan menkıbelerinin en bilineni şu şekildedir: Bir de Baba Kureyş (Hacı Kureyş) varmış. Bir gün vahşi bir ayıya binmiş ve bileğine de bir yılan dolamış, onunla ayıyı kamçılayarak yürütmüş. O sırada duvar yapmakta olan Baba Mansur ise bu duvara binerek Baba Kureyş’e doğru yürümüş. Kureyş Baba bu mucize karşısında hayran olarak “Sen taş duvara can verdin.” diyerek, Baba Mansur’un eline sarılıp öpmüş. Baba Kureyş Ocağı’nın talipleri, Kureyş Baba’nın Baba Mansur’a bağlılığı üzere, Baba Mansur Ocağı’nın da müritleridir. Yüzyıllardır Kureyşan Ocağı Dedeleri’nin mürşidleri de Baba Mansurlu Dedeler olmuştur. Pir ve seyitleriyle birlikte Koçgiri ve Hiran aşiretleri de Baba Mansur Ocağı’na bağlıdırlar. (Ayrıca bk: Uluğ 1939 1939a: 83; 1939b: 34; Dersimi 1997: 140-141.)
Ayrıca Baba Mansur Ocağı’ndan Ali Düzgün Dede’den edindiğim bilgilere göre Baba Mansur Dedeleri , Kureyşanlar , Şavalanlar , Arelliler , Gaboranlılar , Butkanlılar Aşiretlerine Dedelik ve Lolanlılar, Çarekanlılar ve diğer aşiretlere de mürşidlik yapmaktadırlar. Bu ocağın dedelerinin de bağlı olduğu Baba Mansurlu dede ailesi Baba Mansur’un duvarı yürüttüğü duvarın yanında bulunan evin sahibidirler ve ziyaretle bu aile ilgilenmektedir. Hem İstanbul’da hem Tunceli’de bu ocaktan dedesoylularla görüstüm. Darıkentteki ocağı da ziyaret ettim. Yine Darıkent yakınlarında bulunan Şöbek, Lödek, Küpük Köylerinde de Baba Mansurlu seyyid aileleri vardır. Bir bölümü çeşitli nedenlerle Tunceli dışındadırlar ve özellikle de Sivas’ta yoğunlaşmışlardır.


sonradan eklendi aşası

Baba Mansur’un ailesi Arap kökenli olmasına karşın, Türkistan-Horasan-Maveraünnehir’de kurumlaşan Alevi çizgide İslam alaşımının oluşmasına ve Türk / Türkmen topluluklarının bu çizgiye kazandırılmasına katkı sunmuşlardır. Bu oluşumun merkezi ve faaliyet alanı Yesevi tarikatı çevresinde yürütülen Horasan tasavvuf okuludur. Bu tarikat, böylesi bir eğitimin üssü olmuştur. Yesevi tarikatının önde gelen bir adı olan Baba Mansur ve ailesi, Yesevi ve Horasan tasavvuf okulunun yarattığı Türklük bilinci içerisinde Türkleşmişlerdir. Giderek bu oluşan bilinci, bu aile, Horasan erenleri akınına katılarak Anadolu’ya taşımışlardır.
Yesevilik ve Horasan tasavvuf okulu anlayışını, idealini ve ideolojisini Anadolu’ya taşıyanların -zaman olarak- öncülerinden Baba Mansur gelir. Dolayısıyla; Doğu Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması, Anadolu’nun yurt tutulması ve bir Türk yurdu durumuna dönüşmesi olayının öncülerinden biri ve en önemlisi Baba Mansur’dur. Bu tutumuyla, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması olayına öncülük etmiş ve önemli ölçüde katkı sunmuştur.
Baba Mansur, Horasan erenlerinin ilklerindendir. Bizzat Ahmed Yesevi tarafından gönderilme olasılığı büyüktür. Çünkü Ahmed Yesevi döneminde yaşamış, onun önemli bir müridi ve ilk halifesi olmuştur. Bu nedenle Anadolu’da kendilerini Ahmed Yesevi’ye bağlayan Alevi dede ocaklarının doğmasında ve kurulmasında Baba Mansur temel rol oynamıştır.
Baba Mansur Ocağı, yakın zamanlara kadar Anadolu halkına İslamiyetin Alevi yorumunu kazandırma çalışmalarını sürdürmüştür. Koçgiri boylarlarını Aleviliğe kazandırmaları bunun en belirgin örneğidir.
Hacı Bektaş’tan önce Anadolu’ya gelerek özerk kurumlar durumuna gelen bu ocaklar, yakın dönemlere kadar Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız hareket etmişlerdir.
Alevilik-Bektaşilik ve bu bağlamda oluşan olaylar, olgular ve kurumlar yeterince araştırılıp su yüzüne çıkarılmamıştır. Alevi dede ocakları bunun başında gelir. Bunlardan birini sempozyum konusu etmekle bilim çevrelerinin bu işlenmemiş konulara yönelmelerini arzulamaktayım. Doğallıkla sonuçta Alevilik-Bektaşiliğin tüm “sır”ları aydınlanacak, ham konusu kalmayacaktır. Çağdaş bilimin de amacı bu değil mi? Bilinmeyenlere yönelmek, onları bilinir duruma getirmek… Bizim bu ham konuyu gündeme getirmemizdeki amacımız da budur.
Sponsor Reklamlar

tuncer yilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.06.11   #2
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


HAZRETİ MUHAMMED VE İMAM’I ALİ’DEN BABA BANSUHR’A KADAR GELEN EVLATLARI SİNSİLE NAMEDİR VE MANSUR’UN SECERESİNDEN ALINMIŞTIR.

1. İmamı Aliyei Murtaza Emirülmiminün Şahı Velayet
2. İmamı Ali’nin oğlu İmam Hasan Hulki Rızadır
3. İmamı Ali’nin oğlu İmam Hüseyin Kerbela
4. İmamı Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin
5. İmamı Zeynel Abidin’in oğlu İmamı Muhammed Bakır
6. İmam Bakır’ın oğlu İmam Cafer Saadık
7. İmam Cafer’in oğlu İmam Musai Kazım
8. İmam Musai Kazım’ın oğlu İmam Aliyül Rıza
9. İmam Aliyül Rıza’nın oğlu İmam El Taki
10. İmam El Taki’nin oğlu İmam El Naki
11. İmam El Naki’nin oğlu İmam Hasan Ali Asker
12. İmam Hasan Ali Asker’in oğlu İmam Mehti Sahip Zaman
13. İmam Muhammed Bakır’ın oğlu Seyit Abdullah
14. Seyit Abdullah’ın oğlu Seyit Ali
15. Seyit Ali’nin oğlu Seyit Mahmut
16. Seyit Mahmut’un oğlu Seyit Ahmet
17. Seyit Ahmet’in oğlu Seyit Abdullah
18. Seyit Abdullah’ın oğlu Seyit Şerafettin
19. Seyit Şerafettin’in oğlu Seyit Yakup
20. Seyit Yakup’un oğlu Seyit İbrahim
21. Seyit İbrahim’in oğlu Seyit Celalettin
22. Seyit Celalettin’in oğlu Seyit Hasan
23. Seyit Hasan’ın oğlu Seyit İshak
24. Seyit İshak’ın oğlu Seyit Ahmet
25. Seyit Ahmet’in oğlu Seyit Selattin
26. Seyit Selattin’in oğlu Seyit Cafer
27. Seyit Cafer’in oğlu Seyit Mustafa
28. Seyit Mustafa’nın oğlu Seyit Süleyman
29. Seyit Süleyman’ın oğlu Seyit Kasım
30. Seyit Kasım’ın oğlu Seyit Veli Baba
31. Seyit Veli Baba oğlu Babamansur

Not: Babamansur’un üç oğlu vardır.

1. Oğlu Seyit Mahmut
2. Oğlu Seyit İbrahim
3. Oğlu Seyit Kaasım

İmamı Muhammed’in beş oğlu bir kızı vardı.
Baba Mansur’un soyu İmam Bakır oğlu Seyit Abdullah’tan geliyor. Tunceli’nin Muhindi Bucağında ikamet eden Seyit Düzgün Baba Cevahir’in evinde bulunan Babamansur’a ait şecere’den alınmıştır.Seyit Mahmut’tan gelme Seyit Keko Rahber, Seyit Süslü ve oğlu Seyit Abdullah
Sponsor Reklamlar

Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 06.03.13   #3
ugur5816
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden: bursadan
Mesajlar: 77
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


Canlar ben koçgiri aşiretindenim ve bizimde dedelik var diyolar ama daha kesin bilgi yok dedemde hakka yürüdü büyüğüm yok sorayım bi yardımcı olurmusunuz varmı yokmu diye bizim koçgiri dedeleri baba mansur seyyidlerindenmiş
Sponsor Reklamlar

ugur5816 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.03.13   #4
seykek
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Feb 2013
Nereden: ailem
Mesajlar: 131
Rep Puani : 31
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


sn ugur can
istanbul bakirkoyde BABAMANSUR dernegi var onlara sorabilirsiniz ayrica amcanada sor veya koyde yasayanlardan da ogrenebilirsiniz en iyi kaynak akrabalar ve koydeki yasayanlar olabilir .
ayrica su siteyede bak yanilmiyorsam sivas kocgirili ve babamansur ocagindan araboglu diye google yaz karsina cikar.
Sponsor Reklamlar

seykek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.03.13   #5
ugur5816
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden: bursadan
Mesajlar: 77
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


can çıkmıyo bana linkini atsana
Sponsor Reklamlar

ugur5816 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.03.13   #6
BERF62
BERF62 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2012
Nereden: Hiçlik
Mesajlar: 1.892
Rep Puani : 46
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


http://www.babamansur.org.tr/irtibat
Sponsor Reklamlar

Mercanlı bunu beğendi.
BERF62 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.02.14   #7
kristal
kristal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 714
Rep Puani : 65
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


BABAMANSUR KUR HÜSEYİN DERGAHIN KURUCUSU 1.NCİ POSTNİŞİ

PİR KUR HÜSEYİN’İN DÜNYA İNSANLARINA KISA ALTIN SÖZLERİ


1-İnsanları seviniz. Münafık kimseyle dilinle anlaş ve geçin. Sadece mü`mini kal*binle sev. Bir yahudi bile seninle oturursa ona karşı iyi davran.

2- Hal ve Hilim birliği içinde Kim İslam kardeşine yardım etmek ve ihtiyacını karşıla*mak için gayret göstermekten (ihtiyacı ister giderilsin, ister giderilmesin) çekinirse, günahı olan, sevap da almayacağı bir ihti*yacı karşılamak için çaba göstermeye duçar olur. Allah`ın razı olduğu yerde malını infak etmekten sakınan cimri kimse de, o malın kaç kat fazlasını Allah`ın sevmediği bir yerde sarfetmeye duçar olur.
sahibi olun, ilim beraberliğinden daha güzel bir beraberlik yok*tur.

3-Karekter,kabiliyet ve Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi olmak, musi*betlere karşı sabretmek ve geçim masrafını ölçülü bir şekilde ayarlamak ve kullanmaktır.

4-Ceddim Ehli-Beyt sadakatı üzerine Allah`a andolsun ki mütekebbir (büyüklük taslayan) kimse, Allah`ın rıdâsı (sıfatı) üzerinde, O`nunla münakaşa ediyor. (Çünkü ululuk Allah`a mahsustur; kulun büyüklük taslama hakkı yoktur.)

5- Bir gün Pir Kur Hüseyin yanında bulunanlara: "Yiğitlik nedir?" diye sordu. Onlardan her biri bir şey söyledi Pir buyurdu ki: Yiğitlik aşağılanmamak için tamah et*memen, fakir olmamak için başkalarından bir şey istememen, sövülmemek için cimrilik yapmaman ve kendine düşman kazan*mamak için de cahillikte bulunmamandır. "Kimin buna gücü yetebilir?" dediklerinde de Pir buyurduki "Gözde bebek, kokularda misk ve bu günlerde de halife gibi kıymetli olmak is*teyen bir kimsenin buna kudreti ola*bilir." buyurdular. (Halife, halkın örfü hasebiyle zikredilmiştir. Yoksa zalim halifenin Pirin yanında bir değeri yoktur.)

6- Bir gün talibin birisi,Pirin huzurunda: "Allah`ım, bizi bütün halkından ihtiyaçsız kıl." dediğinde, Pir Kur Hüseyin şöyle buyurdu: Öyle deme. “Allah`ım, beni halkın kötülerinden müstağni kıl (onlara muhtaç etme)" de. Çünkü mü`min, kardeşinden müstağni değildir.

7-ALLAH ve Ehli-Beyt ve Hak üzerine kıyam et. Seni ilgilendirmeyen (veya faydası ol*mayan) şeyden uzaklaş. Düşmanından çekin. Dostuna karşı, Allah`tan korkan emin kimse hariç, ihtiyatlı davran. Günahkârla arkadaş olma ve onu kendi sırrına da vâkıf kılma. İşlerinde Allah`tan korkan kim*selerle istişare edin canlar.

8-Ömründe sadakatla yanlışlık yapmayan Yirmi yıllık arkadaşın akrabandır.

9-Canın,Malın ve Sadakatınla Gücün yetiyorsa ilişkin olan herkesten, iyilikte üstün olmaya çalış ve insanlık sadakatını göster.

10-Dünya yaşamında ve insanlık Felsefesinde: Üç şey, dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Sana zulüm edeni affetmen, seninle ilişkisini kesenle ilişki kurman ve sana karşı cahillik yapana yumuşak ve olgun davranmak ve sevmek.

11- İnsanlık Aleminde, Zulüm üç çeşittir: Allah`ın affetmeyeceği zulüm ve Allah`ın ondan vazgeçmeyeceği (hesapsız bırak*mayacağı) zulüm. Allah`a şirk koşmaktır.İnsanın kendisiyle Allah arasında olan bir şeyde kendisine zulüm etmesidir. Allah`ın ondan geçmeye*ceği
13-Yaşam boyu içerisinde Allah`ın bütün müsibetleri ve takdirleri, mü`minler için hayırdır ve her müsübette bir hikmet vardır bunu hiçbir zaman unutmayınız müsübetler ve sıkıntılar geldiğinde sakın isyan etmeyiniz çok sabırlı olup şükr ediniz.

14- Esmaül-Hüsnanın 101 ismin hakkı için Allah-u Teâla, insanların, bir şey istediklerinde, birbirlerine ısrar etmelerini sevmez; ama onu kendisi için sever. Kendisinden bir şeyin istenilmesini ve indinde olanın ısrarla talep edilmesini sever.

15-İnsanlara Sırrı Hakikata Allah-u Teâla, her kimin batınında ona bir öğüt verici yer*leştirmezse, halkın öğütleri ona fayda vermez ve meyvesiz ağaçtır.

16- Allah’ın Sırrı Hikmette hak eden kullarına Zahiri batınından görenlerin (amel) terazisi hafif olur.

17- Nice insanlar var ki, biriyle karşılaştıklarında: "Allah, düşmanını helak etsin" derler; oysa ki onun Allah`tan başka bir düşmanı yoktur çünkü nefsine ağır geleni başkasına mal etme.

http://www.babamansurkurhuseyin.com/index.php


Sponsor Reklamlar

bilgeyol ve renk bunu beğendiler.
kristal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.02.14   #8
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


.


BABA MANSUR


1
Ocağının kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. ( Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır.


Açıklama

Anadolu’da BABA MANSUR OCAĞI denilen bir Ocak vardır. Bu ocağın kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. ( Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır)
Aslında Alevi Ocaklarının pek çoğu, Anadolu'ya Horasan'dan geldiklerini söyler ve kabul ederler. Abbasiler döneminde, Arap / İslam coğrafyasında Abbasiler'in Ehli Beyt düşmanlığını içeren katı zulmü süre gelmiştir. Harun Reşit ile yönetimin başında olan Bermekoğlu Caferin arası açılmış, bütün Bermekiler kılıçtan geçirilmiştir. Bu arada İmam Musa-i Kâzım'ı kendisine rakip olarak gören Harun Reşit, kendisini zehirleterek şehit etmiştir.
Halbuki 751 Yılında Horasanlı Eba Müslüm, Emevi Devletini yıkıp yerine bir devlet kurmak istediğinde ilk önce akla Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin soyundan den gelmekte olan 6. İmam Cafer Sadık’a – İmam Cafer Sadık : İslam içtihadını içeren ve kaynağını ilahi telkin Kuran- ı Kerimden alan İslamın el kitabı, Buyruk isimli eseri kaleme alan zattır- müracaat eder.
İmam Cafer Sadık, şöyle cevap verdi. ‘’ Büyük Dedem Hz. Muhammed ahir zaman peygamberiydi. Cenabı Allah, ümmetine öncü olarak kendisine Kuran-ı Kerim’i gönderdi. Ümmetinin içinden bir kısım insanlar buna rağmen kendisine her türlü cefayı çektirdiler. Kendisinden sonra Halife olarak dedem İmam Ali’yi tayin etmesine rağmen, bu insanlar ilahi emri dinlemediler. Daha sonra Dedem İmam Ali halife oldu. Ancak buna rağmen itaat etmeyenler oldu. Çok kan döküldü. Dedem İmam Ali şehit edildi. Dedem İmam Hasan yerine geldiğinde gene aynı dava devam etti. Onu da Süfyanoğulları zehirleyerek şehit ettiler. Zamanın bir kısım müşrikleri bu sefer de Dedem İmam Hüseyin’e, kendilerini Emevi zulmünden kurtarmaları için defalarca müracaat ettiler. Dedem Şah Hüseyin’i Kerbela’da susuz şehit ettiler. Dedem İmam Zeynel Abidin, çıplak develere bindirilerek susuz çöllerde aile efradımız ile birlikte çok cefalara maruz bırakıldı. Dedem İmam Muhammed Bakır gene aynı şekilde zehirlettirilerek şehit edildi. İslam dinini ve Kur’anı koruyan Aba- i Ceddimize karşi zulüm ve katliamları reva gördüler. Bütün bunların nedeni dünya malına ve onun saltanatına karşı sonsuz ihtiras ve hırsları sebep oldu. Bedelini tüm insanlık alemi ve İslam dünyası ödedi ve bu acı halen devam ediyor. Bu vesile ile ben bir İmam olarak daha fazla acı çekilmesini ve bedel ödenmesini reva görmüyorum. Dünya işlerini inanç işinden ayırmak lazım gelir. Ben ve aile efradım kendimize hakka ikrar ve hizmet yolunu tercih ettik. Siz başka uygun bir insanı bu işe halife olarak tayin ediniz’’.
Görüldüğü gibi İmam Cafer Sadık, kendisine sunulan Halifelik makamını nazik bir dille red etmiş ve kaynak olarak Kuran-ı Kerimi esas alarak kendisini din hizmetine adayan büyük bir İmam ve ulemadır. İmam Hanefi, İmam Şafii, İmam Hambeli ve İmam Maliki dahil olmak üzere zamanın ünlü alim ve din ulemaları, İmam Cafer Sadık’a gönülden bağlı olan onun talebeleridirler. Bu konuda ismi yukarıda zikr edilen ulemalar, İmam Cafer Sadık hazretlerine ve İslam dinine karşı yanlışlıklar yapmaya zorlanmalarına rağmen buna uymadıkları için bu uğurda Abbasi halifeleri tarafından işkence ile katledilmişlerdir.
90 yıllık Emevi hükümranlığı etki coğrafyasını sınırlarını Mezopotamya, Orta Asya, Kafkasya içleri, Orta Anadolu, Tüm kuzey ve Orta Afrika ve Asya’nın kısmi güneybatı sahillerine kadar genişletmiş. İşgal edilen her yer İslam adı altında yerle bir edilmiş, işgal edilen kentler talan edilmiş, direnenler kılıçtan geçirilmiş, teslim olanlar, kadınlar ve çocuklar yerinden yurdundan edilerek köle olarak başka diyarlarda satılmışlardır. İşgal edilen yörelere, tarihin belki de hiç bir döneminde görülmeyen zulümler yaşattırılmıştır. Bu dönemde yapılanlar sadece Ehl-i Beyt taraftarlarına ve işgal edilen bölgelere yapılmakla sınırlı kalmamış, İslam dininin içeriğine de kuvvetli saldırılar yapılmıştır. Örneğin Haccac- ı Zalim ve Kutaybe bin Müslim’in yaptığı zulümler çok değişik kaynaklarda yayınlanmakta, Haccac-ı Zalim’in kendi kuvvet ve kudretini ispatlamak için Mekke ve Kabe-i Beytullahı dahi yakıp yıkarak ve yerle bir etmekten dahi çekinmediğini ibretle sergilemektedirler.
Emevi hükümranlığı işgal ettiği yerlere işte bu yöntemlerle söz konusu İslamiyeti götürdüğünü iddia etmektedir. Ve doğal olarak işgal edilen coğrafyalarda insanlar korku belası ile İslamı kabul ettiğini söylemek durumunda kalmışlardır. İşin gerçek yanı ise şöyledir. Emevilerin işgal ettiği yerlerde korku belası ile müslümanlığı kabul edenlerle Ehl-i Beyt taraftarları arasında bir kader birliği ortaya çıkmıştır. Her iki kesim de zulme uğrayan taraflar olarak Emevi iktidarından huzursuz olmuş ve bu iktidarın zulmü altında inim inim inlemişlerdir.
750 Yılında İran / Horosan Türklerinden Emevilerin Horasan Valisi Eba Müslüm (Eba Müslim) adında bir genç etrafında toplanan insanlar isyan ederek baş kaldırdılar ve Emevi Devleti ile savaşarak onları bertaraf ettiler ve böylelikle Emevi devleti yıkılmış oldu.
Eba Müslüm’ün gönlünde Halifeliğe Ehl-i Beyt soyundan gelen birini getirmek yatıyordu. Bu vesile ile Ehl-i Beyt soyundan gelen ve günün İmamı olan İmam Cafer Sadık’a müracaat etti. Ondan gerekçeleri yukarıda sıralanmış olan Hayır cevabını alınca diğer Ehl-i Beyt soyundan gelenler de ‘’Madem İmam Cafer kabul etmiyor, biz de kabul edemeyiz’’ cevabını verdiler. Bu durumda Ehl-i Beyt soyundan bir halife bulmak umudu kalmamıştı.
Ancak Eba Müslüm yine de bu emanetin Ehl-i Beyt taraftarlarına ait olduğunu düşünüyordu. Ehl-i Beyt soyundan kimse bu göreve talip olmayınca Eba Müslüm, Hz. Muhammed’in Hz. Abbas adlı amcasının soyundan gelen Ebu-l Abbas halife olarak tayin edildi. (Abbasi Devleti Miladi 751 - 1258)
Ebu-l Abbas halife olduktan kısa bir süre sonra, Ehl-i Beyt taraftarlarının gelip bu emaneti kendilerinden geri alacağı ehvamına (kuşkusuna) kapıldı. Bu vesile ile 22 Ocak 766 tarihinde İmam Cafer-i Sadık, Abbasi Halifesi Ebu-l Abbas’ın emri ile Mansur- u Devaneği tarafından zehirletilerek 67 / 69 yaşında şehid edildi. (Kabri Medine Baki mezarlığındadır).
Ehl-i Beyt taraftarları, Emeviler döneminde de sürekli baskıya maruz kaldıklarından, amca çocukları / torunları olan Abbâsîler döneminde rahatlayacaklarını umuyorlardı. Ancak kendilerinden başka Ehl-i Beyt ailesinin olmadığını iddia eden Abbâsîler, hilafetin meşrû varislerinin kendileri olduklarını ileri sürerek yönetimi tamamen tekellerine almış ve Ehl-i Beyt soyundan olan amca çocuklarını, dışlayarak onların hilafet makamında hak iddia ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Emevîler döneminde baskıya maruz Ehl-i Beyt soyu, bu sefer de amca çocukları / torunları tarafından çeşitli yollarla zulme tabii tutulmuşlardır.
7. İmam Musa-i Kâzım'ın 1 Eylül 799 tarihinde, Bağdat’da, Abbasi Halifesi Harun el Reşit tarafından "Sindi b. Şahik" hapishanesinde zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra paniğe kapılan çocukları Arabistan'a giderken, iki oğlundan İmam Ali Rıza, Horasan'a, İbrahim El Mucap da Nişabur'a gitmiştir. İmam Musai Kazım'ın 39 oğlu, 11 kızı olmuştur. Türkler arasına gidip yerleşen İmam Ali Rıza ile İbrahim El Mucap, bulundukları yerlerde Türklerle evlenmişler fakat, baba tarafından Hz. Ali'ye ulaştıklarını ve neseplerini unutmamışlardır. Ancak, Seyyidlerin çoğalmaları sonucu, bugünkü ocaklar oluşmuştur.Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi'nde de, Hacı Bektaş Veli'nin 11. kuşaktan İmam Musa-i Kâzım'ın diğer oğlu İbrahim El Mucap'a dayandığı bildirilmektedir.
5. İmam Muhammed Bakır, daha önce Emevi Halifesi Hişam'ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik'in tarafından 28 Mart 733 tarihinde, 57 yaşında iken zehirletilerek şehit edildi. Künyesi ’’Ebu Cafer’’dir. En yaygın lakabı ’’Baki’’dir. 5. İmam Muhammed Bâkır 10 Nisan 677 yılında Medine’de dünyaya geldi. Babası İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan’ın kızı Fatıma’dır. 38 yaşında imam olup imameti 19 yıl sürmüştür. Büyük bir bilgin ve çok cömert bir insandı.



İmam Mumammed Bakır evlatları da, diğer Ehl-i Beyt mensupları gibi, İmam Musa-i Kazım’ın 799 tarihinde, Abbasiler tarafından şehit edilmeleri sonucu diğer akrabaları gibi, her biri bir tarafa dağıldı. Ancak İmamet görevlerini sürdüren bir kol sürekli Mezopotamya / Medine ekseninde kaldılar ve bunlar başka bölgelere göç etmeyerek imamet görevlerini sürdürdüler. Bu yüzden de İmam Musa-i Kazım’ın zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra da, diğer imamlar bu alanda görevlerini devam ettirmişlerdir.
5. İmam Muhammed Bakır’ın 6 erkek, 3 Kız olmak üzere toplam 9 çocuğu olmuştur. Çocuklarının isimleri şöyledir. 1 - İmam Cafer Sadık ( 6. İmam), 2 - Abdullah, 3 - Ebu-l Kasım, 4 - Muhammed, 5 - İbrahim, 6 - Abdullahi-l Esgar, 7 - Zeynep, 8 - Rukiye, 9 - Ümmü Gülsüm’dür. Bu evlatlardan bir kısmı Mekke’den Medine’ye, oradan da tarihi net olarak bilinmemekle beraber, 9. Yüzyılda Horasan’a göç ettiler.
Seyyidler ve Türkmen / Oğuz Boyları, 12 Büyük kabile halinde Horasan'dan Anadolu'ya göç ettikten sonra, her biri ayrı ayrı oymakta, daha sonra nüfusun çoğalması sonucu, aynı boy içinde birer grup aileye pirlik ve dedelik yapmışlardır. Bu İslam inancı süreç içinde çeşitli değişim evreleri geçirmesine rağmen özünü koruyarak günümüze kadar süregelmiştir
Seyyidler de tıpkı Bektaşilikte görüldüğü gibi, bir dergâhta hizmet edip, rüşdünü ispatlamak kaydı ile ( Rüşdünü ispatlamak : Hizmetinin görülmesi, Bilgi ve görgüsünün artması ve tasavvufu özümsemesi) destur aldığı Piri / Mürşüdü tarafından icazet alarak Dergâhta Postnişin olan Pirler gibi, nüfuz ve kudretlerine göre merkezdeki en büyük ve etkin postnişe daima bağlı kalarak, halkı kurulan dergahlarda, inanç hizmetlerinin yanında, sosyal, toplumsal ve siyasal olarak etkilemiş ve yol göstermişlerdir. Günümüzde hala Doğu Anadolu'da "Dedelik ve Seyyidliklerini" sürdüren tarikat pirleri, Horasan'dan geldiklerini ve soy itibariyle genellikle Horasan'a gidip yerleşen İmam Musa-i Kazım'ın oğlu İmam Ali Rıza'ya dayandıklarını söylemektedirler. Ancak bu Ocaklardan köklü bir Ocak olan Seyyit Baba Mansur ocağından gelenler genellikle 5. İmam, Muhammet Bakır’ın soyundan geldiklerini vurgularlar. Seyitlik kuralları gereğince, kendilerine bağlı taliplerden kız alıp vermezler. Bireysel evlenmeler dışında, genellikle bir seyyit, başka bir seyyidin kızı ile evlenir.
Sponsor Reklamlar

kristal bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.02.14   #9
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Baba Mansur Ocağı


BABA MANSUR

2

"Ocaklar, birbirlerinden kız alıp verirler. Soylarının müridlere karışmamasına özen gösterirler. Ocağa bağlı köyler, obalar vardır. Bu, bir ölçüde de sosyal bir dayanışma ve örgütlenme biçimidir. Anadolu'da Aleviler en yoğun baskı dönemlerinde bile seyyitlik işlevini sürdürmüş, Dinsel, sosyal, siyasal, toplumsal sorumluklarını başarı ile yerine getirmiş, toplumu bir arada tutmanın temel aracı olmuşlardır.
Kimi ocakzade seyyitler de kendilerini, doğrudan 4. İmam, Zeynel Abidin'e bağlarlar. Celal Abbas veya Ali – Abbas ocakları ise kendilerini, İmam Ali’nin evlatlarından, Annesi Hanefi adlı, Kerbela şehitlerinden Abbas’ın soyuna dayandırırlar.
Seyyitler tüm örgütlenme ve icraat alanlarında birbirine bağlıdır. Bu örgütlenme biçimi, bir zincirin halkalarını andırır. Her seyyit ocağının görülebileceği başka bir ocak vardır. Böylece gerektiğinde seyyitler de toplumdan bir birey gibi dinsel törende bulunur, başka seyyitler önünde hesap verirler, yargılanırlar. Alevi inancındaki "El ele, el hakka" ilkesi, seyyitlik örgütünde kendisini gösterir.
Seyyitler ayrıca diğer talipleri gibi Musahip tutar, kivre edinir ve görülürler. Taliplerine uyguladıkları tüm sorumluklara, başka bir seyyit aracılığı ile kendileri de uymak zorundadırlar. Seyyitlik onlara bu konuda bir ayrıcalık veya istisna tanımaz.
Bütün Anadolu'da köylerin ve diğer yerleşim alanlarında seyyitlerin de birbirine bağlı olduğu bu örgütlenme biçimi ile Alevi toplumu her zaman birbirinden haberi olan, birbirini tanıyan bir toplum olarak yaşaya gelir. Bu nedenle uzak bölgelerdeki Aleviler de seyyitleri aracılığı ile birbirini bilip tanırlar. Kimi zaman seyyitler, taliplerine bildikleri ve tanıdıkları diğer alanlarda yaşamaya teşvik ederler. Talip hiç tanımadığı veya az bildiği bu yeni alanda Seyyidinden büyük desdek görür. Seyyit onu diğer talip ve seyyitlerle tanıştırarak, orada daha eski zamandan beri ikâmet etmekte olan seyyit ve taliplerin kendisine çok yönlü yardımcı olmalarının desdeği ile kısa zamanda oradaki halk ile kaynaşmasına yardımcı olur.
Bazı kaynaklara göre, Baba Mansur, Anadolu’ya gelmeden önce İran / Horosan’da, Türkmenistan Yesevi çevresinde iken “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. Bu deyim “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata... gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Bu saygı bu coğrafyada bir şehire (Alma Ata) isim verecek kadar güçlüdür. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya da Şamanizmin yaygın olduğu döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem - Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır.
Horasan’da bir seyyit olan Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve törelerinin bir kısmı ile benzerlikler gösteren Alevilik – Bektaşilikte de kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. Bu deyim Anadolu’da çoğu yerlerde halen seyyitler için “baba” veya aynı anlama gelen “dede” sıfatı için kullanılacaktır. Dede sözcüğü de aynı şekilde Orta Asya Türkleri arasında ulu, bilge, gün görmüş kişiler için de kullanılmakta ve mitoloji ile bütünleşerek günümüze kadar gelmektedir. Örneğin Dede(m) Korkut efsanelerinde / hikayelerinde anılan kişi bir bilge kişiyi yansıtmaktadır.
“Baba” sözü, eski Mezopotamya topluluklarından / kavimlerinden olan Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş adlı tanrıçadır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, kavim önderlerini, bilge kişileri ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Mezopotamya çevresinde ki toplumların üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisi de düşünülmelidir.
Baba Mansur, Yesevi tarikatından ve Yesevi dervişleri arasındandır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifelerindendir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi 1197 - 98 (Hicri 594) olarak verilir.
Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğlu olduğunu iddia eden kaynaklar da vardır. Bu kaynaklara göre Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir. Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir.
Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte
Uzun bir ömür süren Arslan Baba, Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır.
Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb” adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar” adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür:
Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca.
Kaynaklara bakılırsa gerek Arslan Baba, gerekse oğlu Baba Mansur ve bu soydan gelen kişiler Türklere karşın siyah tenli, kalın dudaklı ve fiziki olarak çirkin görünümlüdürler. Kısaca, Baba Mansur soy olarak Arap’tır. Ama Türk bir çevrede ve Türklerin kurumlaştırdığı Ahmed Yesevi-Horasan tasavvuf okulunda yetişmiş; bu anlayışla kültürü, düşüncesi, inancı ve bilinci biçimlenmiştir. Buradan edindiği bilinçle Horasan erenleri arasına katılmış ve Türklüğün yeni oluşum merkezi olan Anadolu’nun yeniden yapılanmasında görev almıştır.
Bütün söylenceler ve özellikle Hacı Bektaş “Vilayetname”si Yesevi tasavvuf okulunda yetişen binlerce dervişin bu okul, diğer bir deyişle dergâh tarafından Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerine, özellikle Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gönderilmişlerdir. Yine Anadolu’da bu boyların yerleşmeleri, üretime geçmeleri, çevreleriyle toplumsal ilişki yürütmelerinde onlara önderlik etmişlerdir. Türk toplumunun Anadolu’yu, giderek Balkanları yurt edinmelelerinde Horasan erenleri olan bu babalar (yani dedeler) aktif rol oynamışlardır.
Baba Mansur’un Anadolu’ya gelişi konusunda belirsizlikler vardır. Elde hiçbir belge ve kaynağın olmayışı, bizim bu konuda kesin konuşmamızı önlüyor. Durum karşısında akıl yürütmeden öte başka bir şey yapılamıyor. Bu durum karşısında akla çeşitli sorular gelebiliyor doğallıkla. Biz bu yaklaşımları irdeleyerek değerlendireceğiz. Akla ve tarihe uygun düşeni belirleyeceğiz:
Baba Mansur, Hacı Bektaş’dan önce Anadolu’ya gelmiştir. Doğu Anadolu’da kalmıştır. Ocağının Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız kalmasının, ayrı bir “mürşitlik kurumu” olmasının nedeni budur.
Bu görüş akılcı görünmektedir. Çünkü Baba Mansur 1197-98’de ölmüştür. Hacı Bektaş ise onun ölümünden 10-11 yıl sonra, yani 1209’larda doğmuştur. Bu durum karşısında Baba Mansur’un Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelişinden çok önceleri gelmesi gerekmektedir. Hacı Bektaş’ın yaklaşık 1230-35’lerde Anadolu’ya geldiği düşünülmektedir. Baba Mansur’sa ya şeyhi Ahmed Yesevi’nin sağlığında, ya da onun ölümünden sonra gelmiş olmalıdır. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesi olan Baba Mansur eğer şeyhinin sağlığında gönderildi ise, Ahmed Yesevi’nin 1166 yılında öldüğüne göre, Baba Mansur da bu tarihten önce Anadolu’ya gönderilmiş olmalıdır. Yok eğer şeyhinin ölümünden sonra geldi ise, 1166 ile kendi ölümü olan 1198 yılları arasında gelmiş olmalıdır. Eğer Baba Mansur’un Anadolu’ya geldiği doğru ise, bu geliş, 12. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş olmalıdır.
Durum ne olursa olsun Baba Mansur aşiretlerin ve ocakların varlığını kabul eden ve onlara şecere düzenleyen 1. Alaeddin Keykubat (1219-1237) dönemine yetişmemiştir. Çünkü 1. Alaeddin Keykubat 1232 (H. 628) yılında oniki Türk / Türkmen aşiret ve ocağıyla (Şecerede bu oniki boyun Türk olduğu belirtiliyor) sözleşmesini yapıp, kendine bağlamış ve onlara soykütüğü (şecere) düzenlemiştir.
Baba Mansur ise bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat’ın diğer aşiret ve ocaklarla birlikte Baba Mansur Ocağı’na da soykütüğü (şecere) düzenlediği doğrudur. Bu soykütüğü, bugün Tunceli’nin Mazgirt ilçesinin Şöbek Köyü’nde Caferoğulları ailesinin elindedir. Keykubat’la birlikte daha sonraki yıllara ait Osmanlı padişahlarının da onayını taşır. O zaman, 1. Aleaddin Keykubat bu soykütüğünü verdiği dönem ocağın başında Bizzat Baba Mansur değil, onun evlatlarından bir başkası olmalıdır. Çünkü soykütüğü kişiye değil, ocak ailesine, yani soya verilmiştir.
Alaeddin 1. Keykubat’ın düzenlediği soykütüklerine göre; Asyalı Türk boyları Horasan’dan Erzincan’a, oradan da Dersim dağları eteklerinde Karakoçan’ın kuzeyindeki günümüzde bir köy konumuna düşen Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına göçerek yerleşmişlerdir. Şah Mansur’la Mahmud Hayrani Hüsnü Mansur kasabasında dergâhlarını kurmuşlardır. Sultan Alaeddin Bağın’a gelir. Seyyid Mahmud’un oğlu Hacı Kureyş, Baba Mansur ve Seyyid Ali adıyla anılan Derviş Beyaz Sultan’ın isteği üzerine “mucize” gösterirler. Şah Mansur duvar yürütür. Hacı Kureyş ile Derviş Beyaz fırına girerler. Sınavda başarılı çıkılır. Sultan, Türk boylarını “pirlik” ve “mürşitlik” olarak Şah Mansur ile Hacı Kureyş’e, rehberliği ise Derviş Beyaz’a verir.
Burada verilenler kimi çelişkiler taşırlar. Mahmud Hayrani, Baba Mansur’un değil, Hacı Bektaş ile Mevlana’nın çağdaşıdır. Yani, 13. yüzyılda Konya-Akşehir’de yaşamıştır. 1268 (H. 667) yılında ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat dönemine denk düşer ama, soykütüğünün de ileriki pasajlarında düzelttiği gibi Bağın’daki Kureyşan Ocağı’nın kurucusu Hacı Kureyş’tir. Baba Mansur, bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. Bağın ve Hüsnü Mansur’a bu Türk boylarıyla birlikte gelip, boyları buralara yerleştirdiği, dergâhını kurduğu doğru olabilir. Ama Alaedin Keykubat döneminde ocağın başındaki o değildir. Soykütüğü de zaten “Şah Mansur” adlı birinden söz eder. Bu, Baba Mansur evlatlarından biri olmalıdır. 1232 yılında soykütüğü düzenlendiği yıllarda ocağın temsilcisi Baba Mansur değil, Şah Mansur’dur. Bu kişi ya Baba Mansur evlatlarından bu addan biridir. Ya da o dönem yaşayan kimsenin adına şecerede değinilmemiş, doğrudan ocak kurucusunun adıyla anılmıştır.
Bir başka görüş Baba Mansurluların, Ahmed Yesevi’nin birinci halifesi Mansur Ata’dan değil, Hallac-ı Mansur’dan geldikleri yolundadır. Hallac-ı Mansur’un ünlü ve tasavvufi niteliği kimi Baba Mansurluları da bu görüşü kabule götürmüştür.
Bilindiği gibi, Hallac-ı Mansur 922 yılında ölmüştür. Anadolu’ya da kesinlikle gelmemiştir. O dönemler Anadolu’ya da Türk / Türkmen göçü pek yoktur. Bireysel ve küçük kümeler vardır. Türk göçü, daha sonraki yüzyıllarda yoğun olarak olmuştur. Hallac-ı Mansur’un çalışma alanı Anadolu Türkleri üzerinde değil (zaten bu dönemler Anadolu Türklüğü yoktur), Asya Türklüğü üzerindedir. Hallac’ın çocukları ve torunları ise Anadolu’ya değil, Kahire, Şam, Filistin ve Kuveyt’e göç edip, oralara yerleşmişlerdir. Yalnız Hallac-ı Mansur düşüncesi daha sonraki yıllarda Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gelecek ve Alevi inancında yerini alacaktır. Alevi cemlerindeki “Mansur Darı” bu etkiden kaynaklanmaktadır.
alıntı
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Munzur baba/sultan munzur ocağı Alevi Ocaklarimiz 1 11.04.10 16:48
Ali baba ocağı Alevi Ocaklarimiz 0 24.09.09 05:02
Piri baba ocağı Alevi Ocaklarimiz 0 24.09.09 04:58
Keçeci baba ocağı Alevi Ocaklarimiz 0 24.09.09 04:54
cansiz duvari yuruten mansur baba Alevi Ocaklarimiz 1 24.09.09 04:20






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2