Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç3Beğeni
  • 1 gönderen Asi_Kardelen
  • 1 gönderen Ismin
  • 1 gönderen akdora

 
Seçenekler
Alt 23.05.10   #1
Asi_Kardelen
Asi_Kardelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Mar 2010
Nereden: tokat
Mesajlar: 480
Rep Puani : 10
Standart Bir öğretmenden mektup ATA'ya...


ugur:
Sevgili Atatürk;
Hayatımda ilk kez, postaya vermeyeceğim ve cevabını asla alamayacağımı bildiğim bir mektup yazıyorum. Bildiğim başka bir şey daha var. O da bu mektubun hiç bir zaman, senin eline geçmeyecek olması. Ama bunlar, sana mektup yazmama engel değil. Yazdıklarımın bir şekilde sana ulaşacağını biliyorum. Ya hissedeceksin, ya duyacaksın. Bu mektubu yazmaya mecbur hissediyorum kendimi. Birisine içimi dökmeye öylesine ihtiyacım var ki.

Bak Atam, neler anlatacağım. Sana pek de hoş olmayan şeylerden söz edeceğim. Bu bir şikâyet mektubudur. Biliyorum çok üzüleceksin. Aslında senin üzülmeni istemiyorum. Ama günümüzde yaşanan olumsuzluklardan haberin olmalı diye düşünüyorum. Daha da önemlisi, sana içimi dökmek istiyorum. Beni ancak sen anlayabilirsin. Bunları bir başkasına söyleyecek olsam, bana ne derler biliyor musun? “Aman! Boş ver. Bu düzen böyle gelmiş, böyle gider. Türkiye’yi sen mi düzelteceksin?” derler. Beni kuralcılıkla, hatta belki de işgüzarlıkla suçlarlar. İnsanlar yanlışlara alıştı artık. Kimsenin pek aldırdığı yok. Bir yanlışın herkes tarafından yapılıyor olması,insanları yanlışlara alıştırıyor. Kimse, doğruyu aramakla uğraşmıyor. Toplum olarak, bir arayış içinde değiliz, bir bekleyiş içindeyiz. Bu bekleyiş daha ne kadar sürecek, bilmiyorum.

Sana “Sevgili Atatürk” diye hitabederken, bu hitabın uygun olup olmayacağını hiç düşünmedim. Bu mektubu günümüzün siyasilerinden birine yazıyor olsaydım, onlara “sevgili” diye hitabetme cesaretini gösteremezdim; hem de onları kendime pek yakın bulmadığım için, “sevgili” yerine başka bir kelime bulurdum. Meselâ “sayın” diyebilirdim. Bugün herkes “sayın” ünvanını alabilir ama, herkes bir “sevgili” olamaz. Bilmem beni anlıyor musun.

Sevgili Atam, ben emekli bir öğretmenim. Senin, öğretmenlere verdiğin değeri bildiğim için öğretmenliğimden gurur duydum.Hep şu dizelerimi geçirdim içimden:

Gururluyum!
Çünkü ben öğretmenim.
Ulu Önder
Başöğretmen
Mustafa Kemal’in mesleğindenim.

Senin çizginde öğrenciler yetiştirmek için ,uzun yıllar çabaladım. Senin ”Tek bir şeye ihtiyacımız var: O da çalışkan olmak.” sözlerini hiç unutmadım. Yirmi yedi yıl öğretmenlik yaptım. Hep kendimi aşmaya, her yıl ,bir önceki yıldan daha başarılı olmaya gayret ettim. Şöyle geriye dönüp baktığımda, güzel şeyler yaptığımı görüyorum. Mesleğimde çok başarılıydım. Bu konuda asla mütevazi olamam. Kendime ve mesleğime saygım var çünkü. Henüz iki ay önce emekli oldum. Emekli olmaktan korkardım hep. Okulsuz, çocuklarsız yapamam sanırdım. Emekli kelimesi ürkütürdü beni. “Ne zaman emekli olacaksın?” diye soranlara kızardım. Meslek aşkı öylesine sarmıştı ki beni, mesleğimden koparsam, bunalıma girerim sanıyordum. Hiç de öyle olmadı. Emekliliğe çabuk alıştım. Çünkü , evde de çalışılabileceğini, insanlar için yararlı şeyler yapılabileceğini anladım. Şimdi evde bilgisayarımın başındayım. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum. Birikimlerimi ve düşündüklerimi yazabilme-anlatabilme yeteneğimi değerlendirmeyi düşünüyorum. Bunu bir görev sayıyorum. Çalışmalarım, kitap yazmaya yönelik. Bunu başaracağıma inanıyorum. Emekli olmak, herşeyden el-etek çekmek değil.

Emeklilikten bahsedince bak aklıma ne geldi Atam. Daha doğrusu hiç aklımdan çıkmıyor. Onu sana anlatmak isterim. Bunu hiç kimseye anlatamadım. Kimsenin beni anlayamayacağından korktum.

Emeklilik evraklarımı İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edecektim. O gün emekliliğim onaylanacaktı. Artık öğretmenliğim sona eriyordu. Evraklar elimde müdürlüğün yolunu tuttum.Biraz kırılgan,biraz ürkek ve biraz da adını koyamadığım duygular içinde. Evrak Kayıt bölümüne girdim. İşlemlerimin yapılması için sıramı bekliyordum. Öyle karışık duygular içindeydim ki. Ben ne yapıyordum?Yaptığım doğru muydu? Öğretmenliğim bugün sona eriyordu. Korktuğum o sona gelmiştim işte. Sanki daha emekliliğe hazır değil gibiydim. Daha doğrusu hazır olmamaktan korkuyordum. Artık bir sınıfım, bana “öğretmenim” diyen öğrencilerim olmayacaktı .Sabahleyin uyandığımda, okula geç kalmamak için acele etmeyecektim. Kendimi bir boşlukta hissetmekten korkuyordum. Emekli olunca, acaba başkaları beni işe yaramaz biri olarak mı göreceklerdi? Ben gerçekten artık işe yaramaz biri mi olacaktım? Ben yaşlanmış mıydım? Öğretmenlik yapmayacağıma göre ben ne yapacaktım?Öğretmen olduğumda onyedi yaşında genç bir kızdım. Şimdi ise kırkbeş yaşıma gelmiştim. Ama kendimi genç ve dinç hissediyordum .Öğretmenliğe yeniden başlasam ,ikinci kez emekli olana kadar çalışabilecek isteğe ve azme sahip olduğumu düşünüyordum. Öğretmenlik yapmaktan, çocuklarla haşır neşir olmaktan yorulmamıştım. Ancak herşeyin bir sonu vardı. İnsan başladığı bir şeyi nerede, ne zaman sona erdirmesi gerektiğini bilmeliydi. Zamanlama hatası yapmamalıydı. “Emekli kararını umarım yanlış zamanda vermemişimdir.” Diye düşünüyordum. Elimdeki evraklara baktım. Bir başkası için bunlar sadece bir kâğıt parçasıydı. Ama ya bana göre? O kâğıtlarda benim hayatımın tam yirmi yedi yılı vardı. Onlarda benim hayallerim,umutlarım, başarılarım, kırgınlıklarım, alın terim vardı. Başarılı bir öğretmen olmak için sarfettiğim çabanın haklı gururu vardı. Zaman zaman yaptığım yanlışlardan dolayı duyduğum pişmanlıkların ezikliği vardı. O kâğıttaki yirmi yedi yılda saçlarım ağarmış, yüzüme çizgiler çekilmişti. Mesleki aşkım,azmim, rahatsızlıklarımdan dolayı birkaç ay okula gidememenin üzüntüsü, sağlığıma kavuşunca da okuluma geri dönmenin verdiği mutluluklar ; işte hep o evraklarda gizliydi. O evraklar benim kimliğimdi. Öğretmen olduğumun ispatıydı. Yaptıklarımın,uğraşılarımın bir belgesiydi. Bu düşünceler arasında, evraklarımın kırışmaması için onları dikkatle tutuyordum. Onlar,benim için çok değerliydi.

Ben bunları düşünürken sıra bana geldi. Evrakları kaydeden memur, evraklarımı eline aldı. Üzeri kabak çekirdeği kırıntılarıyla kirletilmiş evrak kayıt defterinin açık duran sayfasını, eliyle şöyle bir temizledi. Evet Atam evet, aynen öyle yaptı. Çitlenmiş kabak çekirdekleri arasından, evraklarıma yer buldu ve kaydetti. Memurun bu davranışı, aşağılanmış,hafife alınmış duygusu uyandırdı bende. Düşünebiliyor musun Atam? Masa başında çekirdek yiyen ve çekirdekleri, benim için çok değerli olan evraklarımı kaydedeceği defterin üzerine atabilen bir memur?Öyle ya! Onun için sadece bir kâğıt parçasıydı onlar. Akşama kadar onlarca evrak kaydediyordu. Benim evraklarım da işte onlardan biriydi. O anda benim ne hissettiğim onun umurunda mıydı?

Peki Atam, soruyorum sana: Umurunda olması gerekmez miydi? Devlete otuz yıla yakın hizmet vermiş birisine, bu şekil bir muamele hak mıydı ha, hak mıydı?.....O andaki benim psikolojik durumum, severek,zevkle, özveriyle yıllarca çalışmış olmam sadece beni mi ilgilendirmeliydi?Benim duygularımın o kişi için hiç değeri yok muydu? O kişiyle ben, aynı memleketin çocukları, aynı bakanlığın mensubu değil miydik? Ülkümüz,tarihimiz bir değil miydi? Söyle Atam,değil miydi? Bir kimse, bir vatandaşına karşı nasıl böyle duyarsız olabilir Atam, nasıl? Bana verecek bir cevabın var mı?

Bir şey daha anlatacağım sana Atam. Beni çok üzen ve yaralayan bir şey: Benim devletim bana ne yaptı biliyor musun? Anlatayım , bak nasıl şaşıracaksın. Şimdi zaten neyi görsen şaşarsın Atam , neyi görsen. Ben emekli olunca devlet bana 193.400.000T.L. maaş bağladı. Bu parayla bir ailenin geçinip geçinemeyeceğini bir yana bırakıyorum. Beni asıl üzen ne biliyor musun Atam? Benim devletim, hani “baba” diye güvendiğim devletim bana bir emekli kartı çıkarmış. Ve kartın masrafı olarak ikramiyemden 250.000 T.L kesmiş. İşte bu benim çok ağırıma gitti Atam, çok ağırıma gitti. Benim devletimin bana vereceği bir 250.000 T.L. sı yok muydu? Bu kadarcık parayı bir memuruna bağışlayamaz mıydı? Benim devletim bu kadar âciz miydi Atam? Ya da devletin bir memuru , devletin gözünde bu kadar değersiz miydi?Bir memurun duygularının,devlet için hiç önemi yok muydu? Ben yıllarca devletim için çalışmadım mı Atam? Zaman zaman diğer meslektaşlarım gibi, görevimden fazlasını yapmadım mı? Mesai saati bittikten sonra , hiç ücret talep etmeden günlerce, haftalarca çalışmadım mı? Öğrencilerime ücretsiz kurslar vermedim mi? Sosyal etkinlikler için, derslerden sonra okulda kalmadım mı?.....

Yıllar önce bir köy ilkokulunda çalışırken düşmüştüm. Bacağımı onbeş günlüğüne alçıya aldıklarında; yerime bakacak bir öğretmen olmadığı için, onbeş gün koltuk değnekleriyle okula gitmiştim. Okulun tek öğretmeni bendim. Bunu yaparken ,elbette bir karşılık beklemedim Atam. Sadece öğrencilerimi düşündüm. Onların derslerden geri kalmamaları için ,rapor alıp yatmadım. Demek ki bunların hiç ama hiç önemi yokmuş Atam. Benim devletim, bir memuruna karşı bir babalık gösteremedi. Benim öğrencilerimi düşündüğüm gibi, devletim beni düşünemedi. Beni anlayamadı. Benim için 250.000.T.L.sını feda edemedi. Devleti tirilyonlarca lira zarara uğratanlar dururken, her ay düzenli vergisini vermiş bir memura, devletin bu tavrı, nasıl açıklanabilir?

Sponsor Reklamlar

akdora bunu beğendi.
__________________

birgün büyük bir derdin olursa
allah a dönüp benim büyük bir
derdim var deme ... derdine
dönüp benim büyük allahım var de
Asi_Kardelen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.05.10   #2
Asi_Kardelen
Asi_Kardelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Mar 2010
Nereden: tokat
Mesajlar: 480
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bir öğretmenden mektup ATA'ya...


DEVAMI



Oysa ben öğretmenlik yaptığım yıllarda, maaşımın dışında devletime pek yük olmadım. Öğretmen Evinde konaklamak istediğimde,çoğu zaman yer bulamadım. Üst makamlardan biri gelir beklentisiyle birçok odanın boş bırakıldığına, ama biz öğretmenlere “yerimiz yok” dendiğine defalarca tanık oldum. Köy ilkokullarında çalışırken, sınıfımın kırtasiye masraflarını cebimden karşıladım. Tıpkı diğer meslektaşlarım gibi. Sağlık giderlerimin çoğunu da kendim karşıladım. Kullanmam gereken ilâçların çoğunu kendi cebimden karşıladığımda bana; “Devlet sana bu hakkı vermiş. Neden sevk yaptırmıyorsun?Neden bu hakkını kullanmıyorsun” dediklerinde, devletimi düşündüm .Maddi durumu benim maddi durumumun daha altında olan insanları düşündüm. Bu hakkı onların kullanmasını istedim. Kendi çapımda devletimi korudum. Ona bir de ben yük olmayayım dedim. Keşke devletim; bana çıkarttığı emekli kartının masrafını yine ikramiyemden kesseydi de, bunu “giderler” bölümüne yazmasaydı. Ben de bunu öğrenmeseydim. Devletim tarafından, ciddiye alınmadığımı bilmeseydim. Kandırılmaya razıydım. Faruk Nafiz Çamlıbel’in bir şiiri vardır. Şair, kendisini aldatan sevgilisine şöyle der:

“Ne olursun,sorunca, kıskanarak,yeni bir maceranı
-Doğru- deme.
Beni aldatmak ihtiyacını duy,bana yalan söyle.”

Devletim de keşke bana doğruyu yazmasaydı. O zaman ikramiyemden kesilen 250.000 T.L. sının farkında bile olmayacaktım. Hiç bir zaman böyle küçük hesaplar yapmadığım için, bunu bilmeyecektim. Hani bir atasözümüz var: “Babası oğluna bir bağ bağışlamış. Oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş.” İşte devletim, atasözündeki o hayırsız evlâdın babasına yaptığını yaptı bana. Kendimi ihanete uğramış hissettim. Devletim tarafından önemsenmediğim için üzüldüm. Benim yerime sen olsaydın, üzülmez miydin Atam ha, üzülmez miydin? Bir öğretmeninin böyle üzülmesine,gönlün razı olur mu senin?

Bilirsin, herkesin bir veya birkaç yeteneği vardır. Duyarlı bir vatandaş bu yeteneğini geliştirir, yeteneğini halkın hizmetine sunar. Benim de şiire karşı hem ilgim, hem yeteneğim var. Yıllardır şiir yazıyorum. Yazdığım bu şiirleri, yıllar önce bir kitapta topladım. Kitabımı Milli Eğitim Bakanlığına bağışlamak istedim. Kitabımdan para kazanmayı düşünmüyordum. Tek isteğim, yazdığım şiirlerin birileri tarafından okunmasıydı .Mânevi bir tatmindi beklediğim. Milli Eğitim Bakanlığına kitabımı gönderdim. Telif haklarımı ve kitabımı bakanlığa bağışlamak istediğimi , bir dilekçe ile belirttim. Aylarca,bir umutla cevap bekledim. Hiç cevap alamadım. Sonra bir dilekçe daha yazdım. Dilekçemi verdiğim tarihin üzerinden üç yıl gibi bir zaman geçti. Halâ bir cevap yok.

Diyebilirsin ki; “Kitaptaki şiirleri beğenmedikleri için, kitabı bağış olarak kabul etmek istememişlerdir.”Olabilir. Peki ama bu durumda , aldıkları kararı bana,bir yazı ile bildirmeleri gerekmez miydi? Hiç olmazsa bana bir teşekkür edemezler miydi? Ben bir fedakârlık gösteriyordum. Ama, mensubu olduğum bakanlığım duyarsız davranıyordu. Öğretmenine sahip çıkmıyordu. Onun yeteneğinden yararlanmayı reddediyordu. İşin üzücü yanı, öğretmenine bir cevap yazmayı bile zul sayıyordu. Şimdi söyle bana Atam? Benim yerime sen olsaydın, üzülmez miydin? Ben bu duruma çok üzüldüm. Hani bir atasözümüz var:”Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi bile olmamış.” Ben üzülmüşüm, bakanlığıma küsmüşüm, kimin umurunda? Ya da kimin haberi var?

Seni üzmek istemiyorum ama, yazmadan geçemeyeceğim. Türkiye Büyük Millet Meclisinin halini bir görsen, belki de bu meclisi açtığına pişman olursun. Oysa sen ne uğraşlar verdin o meclisi açmak için. Eğer kavgasız bir oturum olursa ertesi gün gazeteler, “Kavgasız Oturum” diye başlık atıyorlar. Çünkü kavgalı,dövüşlü, küfürlü oturumlar, artık o kadar olağan ki.

Bir gün sınıfımda , Türkçe dersinde bir konuyu tartışıyorduk. Öğrencilerim, tartışma kurallarını pek bilmediklerinden,sınıfta bir kargaşa yaşanıyordu. Öğrenciler ,kendi fikirlerini kabul ettirmek için heyecana gelmişlerdi. Bazıları söz almadan konuşuyor, söz almış olan öğrencinin sözünü kesiyorlardı. Her kafadan bir ses çıkıyordu, deyim yerindeyse. Tam müdahale edeceğim sırada bir öğrencim ayağa kalktı. “Öğretmenim sınıfımız, aynı Türkiye Büyük Millet Meclisine benzedi.” Dedi. Senin kurduğun meclis, bir çocuğun diline düşmeyi hak ediyor mu? Ya da hangi milletvekilinin buna hakkı olabilir?

Milletvekillerinin birbirlerine sarfettiği sözleri sana yazmaya utanırım. Eminim sen de öğrenmek istemezsin. Elbette tartışma olacak, farklı görüşler çatışacak. Ama bunlarınki tartışma falan değil. Birbirlerine tekme tokat giriştikleri,küfürlerin sarfedildiği kavgalar. Üstelik kavgaları öyle sudan sebeplerle ki, şaşarsın Atam. ”Su” dedim de aklıma geldi. Bir gün mecliste bir milletvekilimiz kürsüde konuşurken, önünde duran bir bardak suyu meclis başkan vekilinin yüzüne atmıştı. Kavga konusu, tartışma konusu hiç bir zaman memleket meseleleri ile ilgili değil. Hep, fındık kabuğunu doldurmaz konular, onların tartıştığı.

Meclis görüşmelerini ,komedi filmi izler gibi izliyorum. Ama, güldürmeyen bir komedi. Acemi oldukları için, güldürmeyi beceremeyen oyuncuların filmi gibi. Geçenlerde bir milletvekili bir önerge vermiş. Önergenin konusu ne ,biliyor musun? Şimdi belki de benim yanlış anladığımı sanacaksın. Hayır Atam hayır! Yanlış değil: Anayasamızın bir maddesindeki “kez” kelimesinin kaldırılıp, onun yerine “defa” kelimesinin konmasını talep ediyormuş o millet vekilimiz . Bunların başka işi yok mu ki Atam, böyle lüzumsuz ayrıntılarla uğraşıyorlar? Meclisin itibarını zedeliyorlar. Şimdi ben bu mektubu sana değil de onlara mı yazsaydım? Onların hesaplarında biz yokuz Atam. Ne yapıyorlarsa kendileri için yapıyorlar. Şimdi, bu mektubu neden bir başkasına değil de sana yazdığımı anladın mı?

Senin Gençliğe Hitabe’nde söylediğin, gelecekte olmasını istemediğin ama olmasından korktuğun ve bizi uyarma gereği duyduğun bazı şeyler var. Yurdumuzu bekleyen bazı tehlikeler var. Bunların neler olabileceğini ve bu durumda Türk Gençliğinin ne yapması gerektiğini söylemiştin. Söylediğin o tehlikelerin birçoğu mevcut bugün. Senin ileri görüşlülüğüne hayranım Atam. Onlarca yıl önceden, bu olumsuzlukların işaretini nasıl gördün de, bizi uyarma gereği duydun? Demek ki sen bizi çok iyi tanıyordun. Zaaflarımızı çok iyi biliyordun. Bugün, her resmi kurumda senin Gençliğe Hitaben asılı. Ama ne yazık ki, senin sözlerini duvara asmakla, yanlışlar düzelmiyor. Senin söylediklerini,istediklerini uygulamak gerekiyor.

Hani sen bize hep çok çalışmamızı söylerdin.”Millete efendilik yoktur,hizmet vardır. Bu memlekete hizmet eden, onun efendisi olur.” Dedin. Bu memleketin efendisi olmak için çalışmak yeterli değil günümüzde. “Tek bir şeye ihtiyacımız var. O da çalışkan olmak.” Demiştin. Bu sözlerini hiç unutmadım. Onun için hep çok çalıştım. Ülkeme bir öğretmen olarak hizmet vermekten gurur duydum. Elbette hatalarım oldu herkes gibi. Ama hiç ihmalim olmadı, hiç tembellik etmedim. Ama çalışanlara değer mi veriliyor günümüzde?.....
Bir öğretmenden mektup ATA'ya...
Sponsor Reklamlar

__________________

birgün büyük bir derdin olursa
allah a dönüp benim büyük bir
derdim var deme ... derdine
dönüp benim büyük allahım var de
Asi_Kardelen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.05.10   #3
Ismin
Ismin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Mar 2010
Nereden: Can Azerbaycandan
Mesajlar: 206
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bir öğretmenden mektup ATA'ya...


Çok teşekkür ederim.
Sponsor Reklamlar

Asi_Kardelen bunu beğendi.
Ismin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.05.10   #4
akdora
akdora - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: May 2010
Nereden: bakıpta görülemeyen uzanıpta tutulamayan yerden...
Yaş: 39
Mesajlar: 397
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Bir öğretmenden mektup ATA'ya...


Paylaşımınıza sağlık..
Sponsor Reklamlar

Asi_Kardelen bunu beğendi.
__________________
Kanarkan doya doya karanlığa bir kadeh soğuk çektim akşamlarıma ..Sorar dururken bilinmezliğe adını yana yakıla ben kaldım esir olmuş bakışlarına...



kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
o, işte…

Oruç Aruoba....

Biz kendimizi adadık o renklere..Ayrılık nedir bilmedik yüreğimizde..Öyle bir bağlandık ki ölüm bile diz çöktü önümüzde..
akdora isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ali Ekber Yürek’in Ağabeyinden Mektup Var Pir Mehmet Pir Yolu Haber Merkezi 1 09.11.11 13:32
TKP'den Alevilere mektup Pir Mehmet Siyaset,Politika ve Ekonomi 0 30.05.11 17:31
Aleviler öfkeli! Başbakan'a açık mektup Alevi Pir Yolu Haber Merkezi 0 28.05.11 14:32
Mustafa Yildizdogan - Mektup (Siir) kepenekli çoban Türkü ve Ezgi Video Bölümü 4 28.04.11 17:10
İlyas salman'dan Tüyler Ürperten mektup Pir Mehmet Her Telden 5 29.03.11 20:59




Totobo Totobo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2