Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç2Beğeni
  • 2 gönderen Pir Mehmet

 
Seçenekler
Alt 08.09.09   #1
ayyil
ayyil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özel üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Nereden: İSTANBUL / SARIGAZİ
Yaş: 35
Mesajlar: 291
Rep Puani : 20
Standart Alevi Bektaşi Fıkraları


--------------------------------------------------------------------------------
KÖYDEKİ BOLLUK

Şehre uzak köylerden birinde oturan bir Alevi, Ramazan ayında şehre gitmiş. Bakmış fırınlar, lokantalar kapalı. Kimsenin bir şey yiyip içtiği yok. Aç susuz köyüne dönmüş. Komşularının;
-Şehirde ne var, ne yok diye, sormaları üzerine de;
-Şehirde herkes acından ölüyor, köydeki bolluğun kıymetini bilin, demiş.

MALA DAVARA ZARARI VAR MI?

Ömründe hiç şehre gitmemiş bir Alevi, malını,
davarını satmak için şehre gitmiş. O sırada minare
hoparlöründen kuvvetli bir şekilde gelen ezan sesi duyulmuş. Duyulmasıyla da köylünün malları ürkmüş. Köylü ise şaşkın, bir yandan mallarını toplarken bir yandan da, yanından geçen birine bu sesin ne olduğunu sormuş.
Adam;
Ezan sesi demiş,
Köylü bu sefer de,
-Mala, davara zararı var mı, diye sormuş,
Adam;
Yok, deyince, köylü de;
-Öyleyse bağırsın, bağırabildiği kadar, demiş.


SULU NAMAZ

Bir Alevi ile bir Sünni bahse tutuşmuş. Sünni, Aleviye;
-Namazı hatasız kılarsan, sana şu kadar para vereceğim, demiş. Alevi kabul etmiş. Namazı kılmış.
Sünni;
-Tamam da abdest almadın deyince,
Alevi;
-Senin dediğin sulu namaz, iki katı para da versen kılmam, demiş.


KANLI OSMAN, ŞANLI OSMAN

Çorum da bir Alevi köyünün ismi, “Kanlı Osman” imiş. Köylüler bu isimden rahatsız oldukları için, köylerinin ismini değiştirmek için mahkemeye başvurmuşlar. Uzun süren duruşmalardan sonra da hâkim köylüleri haklı bulmuş, köyün ismini, “Şanlı Osman” olarak değiştirmiş. Köylüler bu durumdan da memnun olmamış;
-Osman olduktan sonra, ha kanlı olmuş, ha şanlı, ne fark eder, demişler…


CIBLAH OSMAN

Bir tarihte Ăşık Veysel, Sivas’ta hastanede yatmaktadır. Ăşık Veysel’e, Osman adlı bir hastabakıcı hizmet etmektedir. Ăşık Veysel, hastabakıcı Osman’ı çok sever, O’na bir de lakap takar; “Çıblah Osman.” “ Çıblah Osman gel, Çıblah Osman git.” Ăşık Veysel’e, Çıblah Osman’ın” ne anlama geldiğini sorarlar.
Ăşıkta;
-Ali’siz Osman, der.


CAMİYE SOKMAMIŞ

Köyün birinde devrimci gençler, dedeyle sohbete tutuşmuş. Dedelerin yüz yıllardır, halkı sömürmesinden, dinin etkisinde bırakmasından ve benzer suçlamalarda bulunmuşlar. Halk için bir şey yapmadıklarından dem vurmuşlar.
Dede dayanamayıp sonunda patlamış;
-Etmeyin çocuklar, gelmeyin fazla üstüme, hiçbir şey yapmadıysak, halkı bin yıldır camiye sokmadık, demiş.


ORUCU KAÇIRMIŞ

İki kişi kendi aralarında konuşuyorlarmış.
Biri diğerine;
-Kaza oldu, iki gün kaçırdım orucu, diye yakınmış.
Bunu duyan Bektaşi;
-Efendi, efendi sıkı tut bir daha, kaçırdığın oruçlar, iki gün, iki gece anamı ağlattı karakolda, demiş…


MEYHANE

Bektaşi bir kente gitmiş, meyhane aramış bulamamış. Birine sorsa ayıp olacak. Sonunda bir çözüm bulmuş, yanından geçen birine mescidin yerini sormuş,
Adam;
-Aha şu tarafta diye göstermiş.
Bektaşi;
-O taraftaki meyhane değil miydi? diye, anlamazdan gelmiş.
Adamda;
-Hâşâ, meyhane şu tarafta, falanca sokakta demiş.

Böylece Bektaşi, meyhanenin yolunu tutmuş.


SEN DE Mİ ÇOCUKLARA UYDUN

Mahallenin yaramaz çocukları bir gün, Bektaşi’yi taşa tutmuş. Bektaşi çocuklardan kaçıp zor kurtulmuş. Ama bu sefer de yukarıdan, ceviz büyüklüğünde dolu yağmaya başlamış. Bektaşi dayanamayıp, ellerini yukarı kaldırmış;

-Ey Allahım, sen de mi çocuklara uydun, diye yakınmış!


DÜNYA NEDEN DÜZ DEĞİL?

Bektaşiye;
-Dünya neden düz değil de böyle inişli, çıkışlı, dağlık, tepelik diye sormuşlar?
Bektaşi de;
-Neden olacak, altı günde yaratılan ancak bu kadar olur, diye yanıtlamış. (Kuran, İncil gibi kutsal kitaplarda, dünyanın, tanrı tarafından altı günde yaratıldığı yazılı.)


RAMAZAN GİDER GELİR

Bektaşi’ye;
-Koskoca Ramazan ayı geldi gidiyor da bir gün bile oruç tutmadın erenler, demişler.
Bektaşi;
-İmanım, Ramazan gider gelir de, bu can giderse, bir daha gelmez, demiş.


ZOR VE KOLAY OLAN

Bektaşi’ye;
-En zor ve en kolay olan nedir, diye sormuşlar?
Bektaşi de;
-Ne olacak, en kolay nasihat etmek, en zor olan kendini bilmek, demiş.


SİZ DE ATIN

Hoca camide içkinin kötülüklerini anlatıyormuş. Orada bulunan Bektaşi’nin canı sıkılmış, kalkıp gideyim derken, koynundaki şarap şişesini yere düşürmüş, bozuntuya vermeden;

-Mereti işte kaldırıp attım, siz de varsa siz de atın buyurmuş.


SIRAT KÖPRÜSÜ VE BEKTAŞİ

Bektaşi sık sık içermiş, yalpalayarak gezermiş. Bu durumu gören komşularından biri;
-Sen bu halinle sırat köprüsünü geçemezsin, demiş.
Bektaşi hazır cevap;

-Geçip de ne yapacağım, karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım mı var, demiş.


HERKES KENDİNDE EKSİK OLANI İSTER

Hoca camide duaya başlamış;
-Allahım, bana din iman ver diye yakarmış.
Bektaşi de;
-Allahım bana da şarap parası ver, diye dua etmiş.
Hoca, Bektaşi’nin ettiği duayı duyunca kızmış;
-Be hey melun böyle duamı olur, diye çıkışmış.
Bektaşi de;
-Kızma hoca, herkes kendinde eksik olanı ister, demiş.


HOCANIN MELEKLERİ

Bektaşi camiye gitmiş, hocanın yanında saf tutmuş. Hoca rukide sağa, sola selam verirken; Bektaşi, selamını almış. Hoca kızmış;
-Be hey melun! Ben selamı sana mı verdim, Allahın meleklerine verdim, deyince;
Bektaşi de;
-Kızma hoca, senin gibi hocanın, benim gibi meleği olur, demiş.


SAĞLAM KAZIK

Bektaşi, hoca ile arkadaş olmuş. Bir kente gitmek üzere, hoca atlı, Bektaşi eşekle yola koyulmuş. Akşam olunca, konaklama yerine varılmış. Hoca atını Allaha emanet edip, salıvermiş. Bektaşi ise eşeğini sağlam kazığa bağlayıp, Ali Baba’ya emanet etmiş.
Sabah kalktıklarında bakmışlar bir derede atı kurtlar parçalamış, eşeğe bir şey olmamış. Hoca üzgün;
-Ben atımı sana emanet etmiştim, bu ne iş, Allahım demiş. Bektaşi hocanın sitemini duymuş;
-İyi de hocam, Allahın bin bir işi var. Bu yoğunlukta sana sıra gelmemiş. Ali Baba’nın işi ise sadece bu demiş.


DOMUZUN SOFTASI

Bir Ramazan günü, köyün camisine bir domuzun dadandığını, Bektaşiye haber vermişler.
Bektaşi şaşırmış; “hayret” demiş, “softanın domuzluğunu görmüştüm de, domuzun softalığını ilk kez görüyorum”, demiş.


YUKARIDAKİ İLE ARAMIZ AÇIK

Bektaşinin yolu bir köye düşmüş. Bakmış ortalıkta hiç erkek yok. Orada bulunan kadınlara, bunun nedenini sormuş. Kadınlar da;
-Yağmur duasına gittiler. On beş gündür gidiyorlar, hala yağmurun yağdığı yok, demişler.
Bektaşi çayın kenarına inmiş, gömleğini yıkayıp, ağacın dalına asmış. Tam bu sırada gök gürleyip, yağmur yağmaya başlamış. Kadınlar bu duruma şaşırmış. Bektaşi durumu kadınlara açıklamış;
-Bu aralar yukarıdaki ile aramız açık da ondan, demiş.


ALTI ÜSTÜNDEN İYİDİR

Adamın biri sohbet sırasında, gündelik yaşamdaki zorluklardan, olumsuzluklardan bahsetmiş;
-Böyle giderse, kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek, diye yakınmış.
Bu yakınmayı duyan Bektaşi;
-Gelsin, gelsin belki altı üstünden iyidir, demiş.


NAMAZ

Bektaşi bir gün arkadaşını ziyarete gitmiş. Namaz vakti gelmiş, arkadaşı, Bektaşiye;
-Haydi namaz kılalım, demiş.
Namazı kılmışlar.
Namazdan sonra arkadaşı, Bektaşiye dönüp;
-Sen abdest almadan namaz kıldın galiba, demiş.
Bektaşi de;
-Uzatma, namaz kılalım dedin kıldım. Abdest al deseydin alırdım, diye yanıt vermiş.


PEŞİN NAMAZ

Hoca ile Bektaşi yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca; “namaz vakti” deyip, başlamış namaz kılmaya. Bektaşi beklemekten sıkılmış;
-Namazın neden bu kadar uzun sürdü, diye hocaya sormuş.
Hoca da;
-Kaza namazlarım vardı. Onları da kıldım, demiş.
Yola koyulmuşlar. Mola yerinde, bu kez Bektaşi başlamış namaza.
Bu kez de hoca sıkılmış;
-Erenler, senin namazın da uzun sürdü, demiş.
Bektaşi;
-Önümüzdeki haftanın da namazlarını kıldım, diye karşılık vermiş.
Hoca şaşırmış;
-Bu nasıl olur erenler, deyince;
Bektaşi gülmüş;
-Yukarıdaki, senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi mi kabul etmeyecek, demiş.


ALLAHIN KELAMI

Bir mecliste, Kurandan söz açılır.
Allahın Kelamı meth edilir.
“Olağanüstü güzeldir” denir.
Bektaşi oturduğu köşeden söze katılır;
“Ama yazısı biraz karışıktır”, buyurur
Orada bulunanlar köpürür;
“Nereden biliyorsun” diye, sorulur?
Bektaşi sakince;
Alnımın yazısından” diye yakınır.
Sponsor Reklamlar

ayyil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.07.10   #2
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 38
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Alevi Bektaşi Fıkraları


BEKTAŞİ FIKRALARI
Paylaş
10 Temmuz 2010 Cumartesi, 12:06

BEKTAŞİ FIKRALARI

ALLAH'IN KEMALİ
Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz açılmıştı .Kuran'ın eşsizliğinden ve olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak :
-Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Ama, yazısı biraz karışıktır!,...der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar :
-Karışık mıdır, nereden biliyorsun?
Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
-Alnımın yazısından!



ALLAH ŞİMDİ NE YAPIYOR?
Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşi'nin önüne bir atlı çıktı :
-Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?
Bektaşi yanıt verdi :
-Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum.
-Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş, hic belli etmemiş :
-Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.
-Neden?
-Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.
Adam:
-Hadi, demiş söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?
Bektaşi :
-Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor, deyip atla uzaklaşmış.



BAYRAMDAN BAYRAMA
Bektaşiye sormuşlar :
-Rakı içer misin?
-Akşamdaaaan akşaaaama...
-Namaz kılar mısın?
-Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama...



BEKLİYORUM
Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar :
-Erenler kaç tane oruç tuttun?
-Henüz nasip olmadı.Tuzak kurdum bekliyorum.



BEKTAŞİ BU YA...
Müthiş bir fırtına patlamıştı.Yolcuların hepsi perişan durumdaydı.Bunların arasında bir de Bektaşi vardı.
Baktılar, Bektaşi, Allah'a yalvarıp yakarmaya başlamıştı :
-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin...
Bektaşi'nin yakarması kaptanın tuhafına gitmişti :
-Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok mu?
-Yok olur mu, elbette var! diye cevap verdi Bektaşi.Var da, hepsini birer kez aldattım...



BEKTAŞİ VE SOFU
Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kente gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi. Bektaşi :
-Geç kalırsan kervanı kaçırırsın ; onun için sünneti bırak da yalnız farzı kılıver, diye öğüt verdi.
Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektaşi'ye sitem etti.
-Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber Efendimiz girdi.
Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı :
-Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin!



BİRBİRİNE KARIŞTIRDIN
Bektaşi'nin bir uyuz eşeği ile besili bir ineği varmış...İnekten süt sağıp satıyor, kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa alıyormuş.Eşek bir işe yaramıyormuş.Bir gün dayanamayıp dua etmiş :
-Ey yüce Allahım, beni şu eşekten kurtar!
Ertesi sabah ahırın kapısını açmış ki ne görsün?İnek ölmüş eşek kalmış...
Bektaşi o hırsla sokağa fırlayıp milleti başına toplamış :
-Ey ahali şu yerde yatan nedir?
-İnektir!
-Ya şu ayakta duran uyuz?
-Eşektir!
Bektaşi açmış ellerini yukarıya :
-Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine karıştırdın!



BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ
Adama sormuşlar :
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
Aynı soruyu, orada bulunan Bektaşiye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :
-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!



BİTSİN BU DAVA
Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş. Bektasi konuğu nasıl ağırlar..Elde yok, ayakta yok.. Mahçup olmak da istemiyor...Komşusu Yahudi'nin bir sürü keçisi varmış...Onlardan birini çaktırmadan alıp kesiyor...Ama çaktırmadığını sanan kendisi...Yahudi, ağacın arkasından gözlermiş durumu...Diyor ki kendi kendine, "Kadıya gitsem.. Kadı Müslüman, o Müslüman, ben Yahudi.. Davayı kazanamam. Hadi kazandim, Bektaşi'nin nesi var ki, ondan alıp bana versin...Biz artık Allah'ın huzurunda hesaplaşırız...Yillar geçiyor.Yahudi, Allah'ın huzurunda davacı oluyor, Bektaşi'den... Mahkeme kuruluyor..
Allah :
-Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektasi'ye...
-Kesmedim, diyor Bektaşi...
-Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
-Allahim, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.
-Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de gördüm, kestiğini...
-Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem şahit, hem hakim olunmaz...
-Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin keçiyi ona soralım...
-Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver onu o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava..



DAMIZLIK BEKTAŞİ
İkinci Mahmut, Yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra, Alevi-Bektaşi kesimi üzerinde terör estirmiş, kimilerini öldürmüş, kimilerini ise sürdürmüştü.İstanbul'da hiçbir Bektaşi ortaya çıkamaz olmuştu.Padişah bir gün Bahçekapı'dan geçerken korkmadan, göğsünü gere gere dolaşan bir Bektaşi babası görküş.Adamın rahat tavırları padişahı etkilemiş.Çağırtılmasını buyurmuş.Baba gelince şöyle demiş :
-Sizinkilerin tümü bir kıyıya kaçtı, gizlendi.Sen burada yalnız başına ne dolaşıyorsun?
Baba çekinmeden yanıtlamış :
-Sultanım, onlar gitti, beni damızlık bıraktılar!



DOMUZUN SOFTASI
Bir Ramazan günü köyün mescidine bir yaban domuzu dadandığını haber vermişler.
Bektaşi hayret içinde sakalını sıvazlayarak :
-Garip şey...Softanın domuzunu çok görmüştüm, ama domuzun softasını ilk defa işitiyorum, demiş.



DÜNYAYA GÖMLEK YIKAMAYA MI GELDİK?
Şeker bayramında herkes yeni ve temiz elbiselerini giyip, birbirleriyle bayramlaştıkları gün, bir fakir Bektaşi dedesi, üstü başı pis halde Beyazid Cami'nin önünden geçerken, bembeyaz sarığı, tertemiz cübbe ve latası ile bir hoca karşısına çıkıp :
-Be adam, mübarek bayram günü bu pis gömlekle dolaşılır mı?Gömleğini yıka! deyince Bektaşi aldırmayarak :
-Be hocam, yıkayayım ama kirlenir, demiş.
Hoca :
-Yine yıka, demiş.
Bektaşi :
-Yine de kirlenir, diye diretmiş.
Hoca inatla :
-Yine yıka, deyince Bektaşi'nin tepesi atmış ve şu cevabı vermiş :
-Behey imanım.Biz bu dünyaya gömlek yıkamaya mı geldik? demiş.



EŞEKLİĞİNDEN
Dostlarının baskılarıına dayanamayan Baba Erenler, camiye gitmiş, hocanın vaazını dinliyordu.Hoca, içkinin kötülüğünü anlatmak için aklına ne geliyorsa söylüyordu.Bir ara şöyle dedi :
-Bir eşeğin önüne, bir kova su ile bir kova şarap koysanız, hangisin içer?Elbette ki su içer.Peki eşek niçin şarabı içmez?
Bektaşi dayanamayıp seslendi :
-Neden olacak, eşekliğinden...



HAK
Nasıl ayin yaptıklarını soran bir Bektaşi'ye Mevlevi :
-Hak, deyip döneriz!, demiş.
Bektaşi su cevabı vermiş :
-Yok azizim, biz Hak denilince dururuz!



HAMURUMUZ TOPRAKLA YOĞRULMUŞ
Softaların arasına düşen Bektaşi'yi neredeyse zorla camiye sokmuşlar.
Herkes abdesini almış.Namaza durmuşlar.Softalardan birisi Bektaşi'ye çıkışmış :
-Erenler, abdest almadınız!
Bektaşinin yanıtı şöyledir :
-İmanım, bizim hamurumuz toprakla yoğrulmuştur, pek su ile oynamaya gelmez.



HANGİ PEZEVENGİ KULLANDI?
Bir Bektaşi, her ne olursa "Allahtan" dermiş.Bir gün külhanbeyin biri, bu Bektaşinin ensesine sultani bir sille aşketmiş.Bektaşi arkasına dönünce külhanbeyi ;
-Baba efendi, ne bakıyorsun, Allah'tan, demiş.
Bektaşi hiç düşünmeden şöyle seslenmiş :
-Doğru be imanım!Ben de Allah'tan olduğunu biliyorum ama, hangi pezevengin eliyle yaptırdığını merak ettim de, ona bakıyorum.



HARAM
Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği için yakapaca kadıya götürürler.Çakırkeyif Bektaşi'yi görür görmez kadı :
-Behey kafir!Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı.Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu?, der.
-Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, diye karşılık verir Bektaşi.
Kadı :
-Bunun içine pamuk katarlar.
Bektaşi :
-Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar...

İŞİMİZ İŞ
Hocanın biri Ramazanda ;
-Ey ümmeti Muhammed!Şarap içmek kesinlikle haramdır.Sakın içmeyiniz!İçenlerin boyunlarına yarın ahirette, içtikleri şarap şişeleri asılarak, mahşer halkına haftalarca teşhir edileceklerdir, diye vaaz veriyormuş.
Dinleyenlerin arasında bulunan Bektaşi sormuş :
-Hoca efendi!Şişeler dolu mu asılacak, boş mu?
Hoca "Boş" dese, cezanın hafifleyeceğini düşünerek :
-Hayır! Hiç boş olur mu? Dolu olacak, demiş.
Bektaşi, gülerek şöyle bağırmış :
-Desene hocam!Cennette de ya hey!



İYİ DEĞİLİM!
Bektaşi'ye sormuşlar :
-Nasılsın?
-Şükür edecek kadar iyi değilim! demiş...



İYİ RÜYALAR
Mevlevi, Bektaşi ve Softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar.En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri kabul edilir. Yatar, uyurlar. Sabah olunca Sofu :
-Ne düş gördünüz anlatın bakalım?, der.
Mevlevi sikkesini başına geçirerek :
-Hayırdır inşallah göklere çıktım, der.
Hoca da :
-Ben ise düşümde cennete gittim, der.
Bektaşi :
-Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini görünce, artık bunlar fani dünyaya dönmezler diyerek kalkıp baklavayı temizledim!, der.



KABAHAT SENDE DEĞİL!
Bir köyde yağmur duasına çıkarlar.Bektaşi de istemeye istemeye bunlara uyar, cemaatin arkası sıra giderken, eline geçirdiği bir ağaç dalını, kendi tarlasının bir köşesine saplayarak, başını yukarı kaldırıp, söylenir :
-Bizim tarla da işte burası...
Rastlantı bu ya, yağmur duası yapılır yapılmaz, bulutlar kendini gösterir.
Kara bir bulutun kendi tarlası üzerine gittiğini gören Bektaşi sevinçle koşar.Bir de ne görsün, ceviz büyüklüğünde dolu, bütün ürünü berbat etmemiş mi?O vakit başını yukarı kaldırır; şöyle söyler ;
-Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren pezevenkte!...



KENDİNDE OLMAYANI
Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş :
-Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver!
Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış :
-Rabbim, bana iman ver!
İki duayı da işiten hoca, Bektaşiye :
-Bak, herkes ne isitiyor Tanrı'dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?, demiş.
Bektaşi usulca :
-Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister, demiş.



NASIL BECERDİN
Bektaşi, evinde misafir olduğu için, karpuzcuya uğramış :
-İyi karpuzun var mı?
-Kurabiye gibi baba, güven bana!
-Peki öyleyse iyi bir tane ver bakalım.
Karpuzcu birini seçip vermiş.Baba erenler, almış ve eve gitmiş.
Bektaşi, yemekten sonra, konuklarının önünde karpuza gururla bıçağı vurmuş.Fakat o ne?İlk bıçak darbesinden sonra etrafı koku salmış.Karpuz ikiye ayrılınca, foş diye çürüyen içi masaya yayılmış.Tabii her taraf berbat, Bektaşi ise mahçup olmuş.
Baba, sabahı zor etmiş ve soluğu karpuzcuda almış :
-Erenler, seni tebrik ederim?
Karpuzcu şaşırmış :
-Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun?
Bektaşi :
-Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasıl sıçtın, doğrusu şaşıp kaldım.Seni onun için tebrik ediyorum.



NE DÜŞÜNÜYORMUŞ?
Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak :
-Şu zındıkla alay edelim, diye Bektaşiye yanaşıp selam verince Bektaşi de durur, merkebi de.
Tüccarlar işaretle :
-Bu eşeğin ne düşünüyor?
-Odun tasımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düsünüyor!



NERESİ OLACAK MEYHANE
Bektaşiyi, rica minnet camiye götürmüşler.Hoca başlamış anlatmaya :
-Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı yoktur.Dertli giren neşeli olur.Oraya giren herkesin gönlü ferahtır.Bilin bakalım, burası neresidir?
Bektaşi yanıt vermiş :
-Neresi olacak, meyhane...



ORUÇ GİTTİ AMA...
Oruç tutan Bektaşinin biri pek fena susamış.Vakit geçirmek için kırda giderken bakmış gürül gürül akan bir çeşme...Adeta kendinden geçmiş bir halde ağzını dayayıp lıkır lıkır içmeye başlamış.Bu sırada oradan geçen biri görüp :
-Aman erenler ne yaptın?Oruç gitti, diye seslenmiş.
Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :
-Oruç gitti, ama fakire de can geldi!



PEŞİN NAMAZ
Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca :
-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya...
Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam...
Bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :
-Yahu bu ne uzun namaz böyle?
-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim!
Bektaşi :
-Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve başlamış namaza...
Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış :
-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!
Hoca şaşırmış :
-Yahu olur mu böyle şey?
Bektaşi gülmüş :
-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?



RAKI
-Rakı helal midir, haram mı? diye sorulunca, Bektaşi şöyle yanıt vermiş :
-Ağıza göre değişir!



SON NEFESİNİ
Bektaşiye sormuşlar :
-Babaerenler, hangi nefesi seversin?
-Sigaranın ilk nefesiyle, kaynanamın son nefesini, demiş....



SENİNKİ PAMUK GİBİ
Paşanın biri, tanıdığı bir Bektaşi ile konuşurken sorar :
-Baba, geçen gün bir kadınla gidiyordun, kimdi o?
-Hanımım olurlar efendim...
-Peki ama, pek pasaklı ve çirkin biriydi.Onun koynuna nasıl giriyorsun?
Buna fena halde bozulan Bektaşi, lafı yapıştırır :
-Sizin pamuk gibi karınızın koynuna herkes girer.Marifet bizim o pasaklı karının koynuna girmekte, paşam!



SENİN MELEĞİN BENİM GİBİ OLUR
Softa, namazını bitirmiş, selam vererken, komşusu olan ve onu yaptığı kötülüklerden iyi tanıyan, Bektaşi yanına iyice sokulup, "Aleykümselam" demiş.Softanın canı fena halde sıkılmış :
-Be adam! Sen de nereden çıktın? Namazımı berbat ettin.
-Selam verdin, ben de aldım.
-Yahu ben sana değil, meleklere selam verdim.
-Erenler, ben de meleğim.
-Ulan defol git şuradan!...Senden melek mi olur?
-Kızma birader!...Senin gibi Müslümanın benim gibi meleği olur...

ŞEYTANA UYMUŞ
Canlardan biri, mahkeme reisliği yapıyordu.Bir gün, genç bir kıza tecavüz suçlamasıyla, orta yaşlı birini mahkemeye getirdiler.
Hakim Bektaşi sordu :
-Ne diye bu haltı işledin?
Adam yanıt verdi :
-Benim kabahatim yok.Şeytana uydum!Kafama girdi ve o işi yapmama sebep oldu.
Bektaşi yargıç, biraz düşündükten sonra şöyle dedi :
-Behey açıkgöz!Hazret-i Adem'e secde etmemek için, cennetten kovulmayı göze alan şeytanın işi yok da, sana pezevenklik mi yapacak?



ŞİŞEYİ ATTIM
Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş.Cemaat arasında bulunan Bektaşinin fena halde canı sıkılmış.Gitmek üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi kayıp yere düşmüş.Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmuş :
-Kör olasıcayı işte kaldırıp attım.Sizde varsa, tam zamanı, siz de atın!



UĞURSUZLUK
Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar.Solaklara seslenir.Saraydan cıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.
Sultan :
-Bre uğursuz, nabekar!... Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur.Vurun kellesini...
Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır :
-A devletlum siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum.Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!...



ÜZÜM SUYU
Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş. Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadasını ziyarete gitmiş.O dönünceye kadar padişah bağın hertarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce karşılıklı konusmaya baslamislar.
-Erenler bağın maşallah çok büyük.Üzümünü ne yapıyorsun?
-Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım.
-Buradaki üzüm yemekle biter mi?
-Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz.
-Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?
-Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafina karışmak haddimize mi?



VIZIR VIZIR
Softalar, Bektaşi'ye, Tanrı'nin büyüklüğünü öğretmeye calışıp duruyorlar.Anlatıp, anlatıp, sonunda da diyorlar ki :
-Tanri isterse iğne deliğinden deve bile geçirir!
Bektaşi :
-Elbette, diyor.
-Nasıl elbette?, diyor softalar. Bektaşi çözüyor düğümü :
-Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı ister, iğne deliğini büyütür veya canı ister, develeri küçültür, vızır vızır geçirir.



VURMA ZAVALLIYA O HAYVANDIR
Başıboş bir eşek nasılsa bir camiye girmiş, hoca eşeği döverek dışarıya çıkarmaya uğraşırken, oradan geçen bir Bektaşi babası bu hali görerek hocaya sormuş :
-Eşeği niçin dövüyorsun be hoca efendi?
Hoca hışımla cevap vermiş :
-Gelmiş camiye girmiş.
Bektaşi teskin etmek için şöyle demiş :
-Canım hoca efendi, onun aklı erer mi?Hayvan olduğu için yapmış bir yanlışlık, girmiş camiye, bak ben giriyormuyum hiç?..



YUKARDAKİ İLE ARAMIZ AÇIKTA
Bektaşinin yolu bir köye düşmüş. Bakmiş ki ortalıkta hiç erkek yok. Köylü kadınlara sormuş :
-Köydeki erkekler nereye gitti?
-Yagmur duasina gittiler. 15 keredir gidiyorlar hala yağmur yağmadı, demiş kadınlar.
Bu arada Bektaşi, gömleğini ırmak kenarında yıkamış ve bir dala asmış. İste tam bu sırada gök gürleyip şimşek çakınca Bektasi, kadınlara dönüp :
-Bu aralar yukaridakiyle aramız açık da, demiş.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 18.07.12   #3
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Alevi Bektaşi Fıkraları


HANGİSİ SARI, HANGİSİ KIRMIZI


Bektaşi, iki öküzüyle tarlasını sürermiş; kırmızı öküz az yem yiyip, çok çalışırmış; sarı öküz lanet mi lanetmiş. Hem çok yermiş, hem tembelmiş. Bir gün öfkelenmiş Bektaşi:

-Ey Allahım! demiş, şu sarı öküzün canını al da kurtulayım...

Baba Erenler ertesi sabah ahıra girince ne görsün! Kırmızı öküz sizlere ömür, sarı lanet capacanlı... Dışardan bir çocuk çağırmış Bektaşi, öküzleri göstermiş:

-Ulan, demiş; bunların hangisi sarı, hangisi kırmızı? Çocuk göstermiş:

-Bu sarı, bu kırmızı! Bektaşi gözlerini göğe çevirmiş:

-İmanım, demiş; bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyor musun?


ŞİMDİ YALNIZ KALDIM

Bektaşi dalıp gitmişti. Güzel ve sakin bir havada tanrıyla başbaşaydı. Belli ki tanrı ile halleşiyordu. Onun dalgınlığını izleyen, yakınındaki masada oturan merakla sordu:

-Dalmış gitmişsin, kimin kimsen yok mu, yalnızmısın?

Daldığı alemden ayrılmak zorunda kalan Bektaşi:

-Asıl şimdi yalnız kaldım.



ORASINI ALLAH BİLİR

Şarap yapmak yasaklanmış; sıkı bir kontrolle, şarap yapan yakalandığında kellesi vuruluyordu.

Bağ bozumu vakti geldiğinde, Bektaşi üzümlerin suyunu küplere doldurdu. Durumdan haberdar olan hükümdar, Bektaşinin küpleri başına geldiğinde, hiddetle sordu:

-Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?

Bektaşi, yakalanmışlığının telaşı ile cevap verir:

-Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.

Hükümdar, biraz yumuşayarak yeniden sordu:

-Sirke dersin ama, ya şarap olursa!

Hükümdarın yumuşadığını gören Bektaşi:

-Orasını Allah bilir, dedi.


İTİBAR

Softanın biri Bektaşinin önüne geçti:

-Ey Erenler; iyisin, hoşsun, ilim irfan sahibisin; bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim nazarımızda da itibarın olur o zaman, dedi.

Bektaşi gülümseyerek:

-Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem, dedi.


ALDATMAK

Meyhanelerden çıkmazdı hiç. İçkisini içer, geç vakitte naralar atarak evinin yolunu tutardı. Ne çocuğuna, ne eşine, ne anasına, babasına ve ne de çevresine hayrı dokunmamıştı. 'Ayyaş Hamdi' böyle bir yaşamın sonunda rahmetli oldu. Cenaze namazı kılındıktak sonra imam sordu:

-Merhumu nasıl bilirsiniz?

-İyi insandı... Kimseye kötülüğü olmadı... Toprağı bol olsun... ve benzer cevapları duyan Bektaşi sabredemedi ve yanındakinin kulağına fısıldadı:

-Bizi neyse de, Allahı da aldatmaya yelteniyorlar.


BİR DE SENİN KULUNA BAK

Bektaşi Baba İstanbul'da gezinirken, padişahın sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklalandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.

-Faytona binen padişahmıdır?

-Hayır padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.

Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:

-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! Diye söylendi.
Sponsor Reklamlar

Deniz ve dAbBe bunu beğendiler.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
alevi bektaşi fıkraları 3 UYSAL VE ASİ Komik Yazılar & Bektaşi Fıkraları 14 13.05.10 13:08
Alevi Bektaşi Fıkraları 2 ayyil Komik Yazılar & Bektaşi Fıkraları 14 24.03.10 14:03
alevi-bektaşi dergahları gezgin1881 Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocakları 0 05.02.10 00:53
Alevi-Bektaşi Kaynakları Dede-baba Alevi Kitaplari 0 01.01.10 14:39
Alevi Bektaşi Fıkraları ayyil Komik Yazılar & Bektaşi Fıkraları 1 08.09.09 20:23




Totobo Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2