Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç1574Beğeni

 
Seçenekler
Alt 17.10.13   #981
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 18.10.13   #982
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


yolların en iyisi,

temel insan hak ve özgürlüklerine çıkan yoldur çünkü mücadele gerektirir.
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.10.13   #983
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


Ercan Kesal
-
İyi filmler dünyayı değiştirir





Vize almak için gittiğim Amerikan elçiliğinde hekimliğimle ilgili hazırladığım onca belgeye sıkıntılı ve şüpheli nazarlarla bakan zenci görevlinin gözleri, dosyanın içine yönetmenin tavsiyesiyle koyduğum filmin küçük afişinde beni gördüğünde fal taşı gibi açılmış ve on yıllık vizeyi anında almıştım. Akşam, Metin Abi’ye (Erksan) bu sahneyi anlattığımda, hiç şaşırmamış bir tavırla, “Doktor, Amerika’da kimin Başkan olacağına Oyuncular Sendikası karar verir, bilmiyor musun?” diye konuşmuştu.

Sinema seyircisinin filmle kurduğu güçlü ilişkinin sebebinin, sadece oyuncuya duyduğu hayranlıktan kaynaklanmadığı açık. İnsan, varoluşunu fark ettiği andan beri, içindeki boşluğu doldurma telaşında. Bunu diğer sanat dallarıyla da yapmaya çalışıyor. Edebiyat, müzik ya da resim. Ama, hiçbiri sinemanın gücüne erişemiyor, onun yerini alamıyor. Seyirci, sinemada geçirdiği o bir iki saat süresince, “sınırları olmayan bir mekana oturarak, hem yanından hem de uzağından geçen büyük insan kalabalığıyla kaynaşıyor,” tüm dünyayla kolayca ve zahmetsizce, üstelik hiçbir kaygıya kapılmadan ilişkiye geçebiliyor.


DEMONSTRASYON

Tıbbiyede öğrenciyken en fazla kaytardığımız, mezun olup hastalarla baş başa kaldığımızda da en çok hayıflandığımız şeydir, “demonstrasyon.” Türkçesi galiba “göstererek öğretme” diye açıklanabilir. Benim aklımda kalan demonstrasyon ise, İsmail Ulutaş Hoca’dan anahtarı bin bir zahmetle alınıp, bir kez daha girilmeye çalışılan patoloji odasının adıdır. Zamanında gidilmeyen, öğrenilmeyen preparatlara yeniden bakabilecek miyiz acaba? Bir kez daha ve yeniden görebilecek miyiz o dokuları ve organları? İsmail Hoca, “ben size demiştim” bakışlarıyla anahtarı gönülsüzce uzatır, bir anda kantine yayılan “hoca anahtarı vermiş, demonstrasyon odası açılıyormuş” fısıltılarıyla çaylar bırakılarak koşturulur. Yitirilmiş zamanın peşinde koşmak gibidir bu.

Hızla yayılan fısıltı, filmin başladığını haber veren zil sesi gibidir. Filmle birlikte hayatın da demonstrasyonu başlar. Bizi yeniden hayatın içine konumlandıran bir deneyimdir sinema. Kendimizi seyrettiklerimizin yerine koyarak, yitirdiğimiz ya da hiçbir zaman sahip olamayacağımız zaman parçasını yeniden yaşarız. Karanlığın içinde, geçmiş, şimdi ve gelecek arasına kurulu bir salıncakta, film bitene kadar sallanıp dururuz.


BİR DAHA SEYREDEBİLİR MİYİZ?

Cemil Filmer “Hatıralar”ında İzmir’deki sinemacılık günlerinden söz ederken, Atatürk’ün İkiçeşmelik’deki “Ankara Sineması”na film izlemeye geldiğinden söz eder. O gün gösterilen film, Şarlo’nun “Şarlo İdama Mahkum” isimli filmidir. Film boyunca gülmekten gözleri yaşararak kahkahalar atan Atatürk, film bittikten sonra, tüm masumiyetiyle sorar Cemil Filmer’e: “Cemil, hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum, şunu bir daha seyretme imkanımız var mı?”

“Tabii ki paşam” der Cemil Bey, sinemanın gücünü çoktan keşfetmiş bir özgüvenle, “Bu bir film efendim, istediğimiz kadar, tekrar tekrar seyredebiliriz.” Atatürk’ün bir çocuk masumiyetiyle sorduğu sorunun cevabı sinemanın evrensel gücünün kısacık tarifidir.

Filmler, gerçekliği zaman anlamında sabitlerler. Bu yüzden, “bütün filmler zamandan yapılmış mozaiklerdir.” Tarkovski’nin anlatımıyla sinema, “zamanın heykeltıraşı” gibidir ve başka hiçbir sanat formunda görülmeyen bir ayrıcalığa sahip olarak; “zamanın akışını yakalayıp tutar, onu durdurur, neredeyse sonsuza dek ona sahip olur!”


SİNEMA VE PSİKOTERAPİ

Kapılar kapanıp, salonun karanlığa gömülmesiyle birlikte filmin başlama anının, gözleri kapatıp uykuya geçme anıyla eş olduğu söylenir. Işıklar kapandığında, karanlığın içinden bilmediğimiz bir dünyaya geçerek, kayboluruz. Görünmeyeni gösteren bu büyülü yolculuğun adı “film seyretmektir.”

Film boyunca yaşanan süreç aynı zamanda terapötik bir süreçtir. Filmler ruhsallığımızın en derinine inip, onu değiştirme gücüne sahiptirler. İnsanın içinde duran ama fark etmediği şeyleri ortaya çıkartarak, “onunla yüzleştirirler.”

“Paris’te Son Tango”nun yönetmeni Bernardo Bertolucci, “benim için film yapmak babasının yatak odasında neler döndüğünü anahtar deliğinden izleyen çocuğun yaşadığı gerilimi verme sanatıdır. Sinema yapmak, çocuğun annesiyle babasını gözetlemeye iten çocukça merakının yenilenmesidir” diyor, tüm hınzırlığıyla.


YÖNETMEN DE SEYİRCİDİR

Ahmet Uluçay’ı hastalığının son zamanlarında hastanede yattığı odada ziyaret etmiştik. Koridorda konuştuğumuz hekim kaçınılmaz sonu beklediklerini söylediğinde içim sızlamıştı. Odasına girip yanına iliştik. Karısı başucunda sessizce bekliyordu. Ahmet pek kendinde değildi artık. Oradan buradan konuşulurken laf bir ara Ahmet’in son çektiği filme geldi. Bizi duyacak ve anlayacak durumda olmadığını düşündüğüm Ahmet Uluçay, birden yatağın içinde toparlanarak konuşmaya başladı. Senaryoyla ve oyuncularla ilgili enikonu sıkı laflar ediyordu. Yoruluncaya kadar konuştu, sonra da sessizce uzandı yatağına.

Film yapmak da, seyretmek gibi psikanalitik bir süreçtir diyebiliriz.

Bu yüzden, yönetmenin deneyimleri de seyircininkine benzer. Yönetmen de yaptığı her filmle kendini tekrar keşfeder. Kendiyle hesaplaşır ve doğal olarak da değişir. Yazarken ya da yönetirken, hatta oynarken, önümüze çıkan soruları her seferinde kendimize de sorarız ve bu seyircinin sorusuyla aynıdır : “Ben olsaydım ne yapardım?”

Yönetmen, film boyunca en dipte olanı arayıp ortaya çıkartmaya uğraşırken, kendi yarasının kabuğunu da kaldırır. Yarası da, şifası da aynı yerdedir çünkü.

Kurosava’nın, “kurbağa yağı satıcısı” hikayesinde anlattığı gibi; hilkat garibesi kurbağayı aynalı kutuya koyup, görüntüsünden korkan kurbağanın derisinin altına salgıladığı yağı çıkarıp, acıyan yerlerine yaralarına şifa niyetine sürmek gibidir film yapmak.


İYİ FİLMLER NE YAPAR

1987 yılıydı galiba ve Ankara’daydım. Metropol Sineması’nın akşam seansında, Tarkovski’nin “Solaris” ini seyrettim. Filmden sonra Emek’deki evime iyice afallamış bir halde varıp yatağa uzandığımı ve birkaç gün yataktan çıkmadığımı hatırlıyorum.

Yılmaz Güney’in “Umut” ya da M. Haneke’nin “Ölümcül Oyunlar” filmini seyrettikten sonra salonun çıkışında durun ve seyircilerin yüzlerini izleyin. Artık bir daha eski benlikleriyle yaşayamayacaklarını fark etmiş insanların çaresiz şaşkınlığıdır gördüğünüz.

İyi film, güçlü filmdir. İnsan bu güçten etkilenmeli ve bu yüzden harekete geçmelidir. Böyle filmler, sadece duyguları harekete geçirerek insan ruhunu dönüştüren filmlerdir. İyi bir terapist gibi; telkin etmezler, öğretmeye çalışmazlar, yalnızca yol arkadaşıdırlar.

İyi filmler insanın kalbinde kıvılcımlar çakar, ateş yakar. Ateş dünyayı değiştirmiştir. İyi filmler de değiştirir.




BİRGÜN NET
Sponsor Reklamlar

renk ve cetinkayali bunu beğendiler.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (21.10.13 Saat 00:02 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.10.13   #984
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


bilgeyol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ercan Kesal
-
İyi filmler dünyayı değiştirir





Vize almak için gittiğim Amerikan elçiliğinde hekimliğimle ilgili hazırladığım onca belgeye sıkıntılı ve şüpheli nazarlarla bakan zenci görevlinin gözleri, dosyanın içine yönetmenin tavsiyesiyle koyduğum filmin küçük afişinde beni gördüğünde fal taşı gibi açılmış ve on yıllık vizeyi anında almıştım. Akşam, Metin Abi’ye (Erksan) bu sahneyi anlattığımda, hiç şaşırmamış bir tavırla, “Doktor, Amerika’da kimin Başkan olacağına Oyuncular Sendikası karar verir, bilmiyor musun?” diye konuşmuştu.

Sinema seyircisinin filmle kurduğu güçlü ilişkinin sebebinin, sadece oyuncuya duyduğu hayranlıktan kaynaklanmadığı açık. İnsan, varoluşunu fark ettiği andan beri, içindeki boşluğu doldurma telaşında. Bunu diğer sanat dallarıyla da yapmaya çalışıyor. Edebiyat, müzik ya da resim. Ama, hiçbiri sinemanın gücüne erişemiyor, onun yerini alamıyor. Seyirci, sinemada geçirdiği o bir iki saat süresince, “sınırları olmayan bir mekana oturarak, hem yanından hem de uzağından geçen büyük insan kalabalığıyla kaynaşıyor,” tüm dünyayla kolayca ve zahmetsizce, üstelik hiçbir kaygıya kapılmadan ilişkiye geçebiliyor.


DEMONSTRASYON

Tıbbiyede öğrenciyken en fazla kaytardığımız, mezun olup hastalarla baş başa kaldığımızda da en çok hayıflandığımız şeydir, “demonstrasyon.” Türkçesi galiba “göstererek öğretme” diye açıklanabilir. Benim aklımda kalan demonstrasyon ise, İsmail Ulutaş Hoca’dan anahtarı bin bir zahmetle alınıp, bir kez daha girilmeye çalışılan patoloji odasının adıdır. Zamanında gidilmeyen, öğrenilmeyen preparatlara yeniden bakabilecek miyiz acaba? Bir kez daha ve yeniden görebilecek miyiz o dokuları ve organları? İsmail Hoca, “ben size demiştim” bakışlarıyla anahtarı gönülsüzce uzatır, bir anda kantine yayılan “hoca anahtarı vermiş, demonstrasyon odası açılıyormuş” fısıltılarıyla çaylar bırakılarak koşturulur. Yitirilmiş zamanın peşinde koşmak gibidir bu.

Hızla yayılan fısıltı, filmin başladığını haber veren zil sesi gibidir. Filmle birlikte hayatın da demonstrasyonu başlar. Bizi yeniden hayatın içine konumlandıran bir deneyimdir sinema. Kendimizi seyrettiklerimizin yerine koyarak, yitirdiğimiz ya da hiçbir zaman sahip olamayacağımız zaman parçasını yeniden yaşarız. Karanlığın içinde, geçmiş, şimdi ve gelecek arasına kurulu bir salıncakta, film bitene kadar sallanıp dururuz.


BİR DAHA SEYREDEBİLİR MİYİZ?

Cemil Filmer “Hatıralar”ında İzmir’deki sinemacılık günlerinden söz ederken, Atatürk’ün İkiçeşmelik’deki “Ankara Sineması”na film izlemeye geldiğinden söz eder. O gün gösterilen film, Şarlo’nun “Şarlo İdama Mahkum” isimli filmidir. Film boyunca gülmekten gözleri yaşararak kahkahalar atan Atatürk, film bittikten sonra, tüm masumiyetiyle sorar Cemil Filmer’e: “Cemil, hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum, şunu bir daha seyretme imkanımız var mı?”

“Tabii ki paşam” der Cemil Bey, sinemanın gücünü çoktan keşfetmiş bir özgüvenle, “Bu bir film efendim, istediğimiz kadar, tekrar tekrar seyredebiliriz.” Atatürk’ün bir çocuk masumiyetiyle sorduğu sorunun cevabı sinemanın evrensel gücünün kısacık tarifidir.

Filmler, gerçekliği zaman anlamında sabitlerler. Bu yüzden, “bütün filmler zamandan yapılmış mozaiklerdir.” Tarkovski’nin anlatımıyla sinema, “zamanın heykeltıraşı” gibidir ve başka hiçbir sanat formunda görülmeyen bir ayrıcalığa sahip olarak; “zamanın akışını yakalayıp tutar, onu durdurur, neredeyse sonsuza dek ona sahip olur!”


SİNEMA VE PSİKOTERAPİ

Kapılar kapanıp, salonun karanlığa gömülmesiyle birlikte filmin başlama anının, gözleri kapatıp uykuya geçme anıyla eş olduğu söylenir. Işıklar kapandığında, karanlığın içinden bilmediğimiz bir dünyaya geçerek, kayboluruz. Görünmeyeni gösteren bu büyülü yolculuğun adı “film seyretmektir.”

Film boyunca yaşanan süreç aynı zamanda terapötik bir süreçtir. Filmler ruhsallığımızın en derinine inip, onu değiştirme gücüne sahiptirler. İnsanın içinde duran ama fark etmediği şeyleri ortaya çıkartarak, “onunla yüzleştirirler.”

“Paris’te Son Tango”nun yönetmeni Bernardo Bertolucci, “benim için film yapmak babasının yatak odasında neler döndüğünü anahtar deliğinden izleyen çocuğun yaşadığı gerilimi verme sanatıdır. Sinema yapmak, çocuğun annesiyle babasını gözetlemeye iten çocukça merakının yenilenmesidir” diyor, tüm hınzırlığıyla.


YÖNETMEN DE SEYİRCİDİR

Ahmet Uluçay’ı hastalığının son zamanlarında hastanede yattığı odada ziyaret etmiştik. Koridorda konuştuğumuz hekim kaçınılmaz sonu beklediklerini söylediğinde içim sızlamıştı. Odasına girip yanına iliştik. Karısı başucunda sessizce bekliyordu. Ahmet pek kendinde değildi artık. Oradan buradan konuşulurken laf bir ara Ahmet’in son çektiği filme geldi. Bizi duyacak ve anlayacak durumda olmadığını düşündüğüm Ahmet Uluçay, birden yatağın içinde toparlanarak konuşmaya başladı. Senaryoyla ve oyuncularla ilgili enikonu sıkı laflar ediyordu. Yoruluncaya kadar konuştu, sonra da sessizce uzandı yatağına.

Film yapmak da, seyretmek gibi psikanalitik bir süreçtir diyebiliriz.

Bu yüzden, yönetmenin deneyimleri de seyircininkine benzer. Yönetmen de yaptığı her filmle kendini tekrar keşfeder. Kendiyle hesaplaşır ve doğal olarak da değişir. Yazarken ya da yönetirken, hatta oynarken, önümüze çıkan soruları her seferinde kendimize de sorarız ve bu seyircinin sorusuyla aynıdır : “Ben olsaydım ne yapardım?”

Yönetmen, film boyunca en dipte olanı arayıp ortaya çıkartmaya uğraşırken, kendi yarasının kabuğunu da kaldırır. Yarası da, şifası da aynı yerdedir çünkü.

Kurosava’nın, “kurbağa yağı satıcısı” hikayesinde anlattığı gibi; hilkat garibesi kurbağayı aynalı kutuya koyup, görüntüsünden korkan kurbağanın derisinin altına salgıladığı yağı çıkarıp, acıyan yerlerine yaralarına şifa niyetine sürmek gibidir film yapmak.


İYİ FİLMLER NE YAPAR

1987 yılıydı galiba ve Ankara’daydım. Metropol Sineması’nın akşam seansında, Tarkovski’nin “Solaris” ini seyrettim. Filmden sonra Emek’deki evime iyice afallamış bir halde varıp yatağa uzandığımı ve birkaç gün yataktan çıkmadığımı hatırlıyorum.

Yılmaz Güney’in “Umut” ya da M. Haneke’nin “Ölümcül Oyunlar” filmini seyrettikten sonra salonun çıkışında durun ve seyircilerin yüzlerini izleyin. Artık bir daha eski benlikleriyle yaşayamayacaklarını fark etmiş insanların çaresiz şaşkınlığıdır gördüğünüz.

İyi film, güçlü filmdir. İnsan bu güçten etkilenmeli ve bu yüzden harekete geçmelidir. Böyle filmler, sadece duyguları harekete geçirerek insan ruhunu dönüştüren filmlerdir. İyi bir terapist gibi; telkin etmezler, öğretmeye çalışmazlar, yalnızca yol arkadaşıdırlar.

İyi filmler insanın kalbinde kıvılcımlar çakar, ateş yakar. Ateş dünyayı değiştirmiştir. İyi filmler de değiştirir.




BİRGÜN NET


Sinema- terapi adında bir terapi çeşidi var; bi psikaytrın sitesinde okumuştum, hastalara tek kişilik sinema odasında bellirli filmlerden izletiyorlar, film bittikten sonra terapist hastanın yanına geliyor ve ağzından çıkan ilk cümleye göre rahatsızlığının ne olduğunu teşhis ediyor. Bu söz filmle ilgili olsun olmasın, o kişinin ruhsal durumuyla alakalı ip ucu veriyor/muş! Bilinçaltı yansıması sanırım söylenen sözler.
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.10.13   #985
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


Sponsor Reklamlar

renk ve cetinkayali bunu beğendiler.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.10.13   #986
devran
Avatar mevcut degil.
Moderatör
Deneme Mod.
Üyelik tarihi: Jun 2011
Mesajlar: 197
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


Selam olsun yoldaşlar
belki bir gün....
Sponsor Reklamlar

bilgeyol bunu beğendi.
__________________
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem
devran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.10.13   #987
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


Sponsor Reklamlar

bab'ül ilim ve renk bunu beğendiler.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.10.13   #988
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


ATATÜRK'ÜN EĞİTİMLE İLGİLİ SÖZLERİ

Atatürk bir ulusun yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanı idi.

Atatürk bir ulusun yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanı idi.
Atatürk’e göre, ekonomide, sağlıkta, sanatta, sporda nerede bir problem varsa onun temelinde eğitim yatmaktadır.
İşte eşsiz bir eğitimci, Başöğretmen Atatürk’ün eğitimle ilgili sözleri:
  • Eğer Cumhurbaşkanı olmasam, Eğitim Bakanlığı’nı almak isterdim.
  • Milli eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz.
  • Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
  • İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve fenni versin, fakat o kadar pratik bir şekilde versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun.
  • Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.
  • Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.
  • Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
  • Eserinin üzerinde imzası olmayan yegane sanatkar öğretmendir.
  • Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.
  • Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz…
  • Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.
  • En önemli ve verimli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.
  • Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
  • Milli eğitimde süratle yüksek bir seviyeye çıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır.
  • Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
  • Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.
  • Milli eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz.
  • Okul genç beyinlere; insanlığa hürmeti, millet ve memleket sevgisini, şerefi, bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takip edilecek en uygun, en güvenli yolu öğretir. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur.
  • En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.
  • Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.
  • Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
  • Şimdiye kadar uygulanan eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin geri kalmasında en önemli etken olduğu kanısındayım. Onun için bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaratılışımızla hiç ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve milli tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.
  • İlim ve fen çalışmalarının merkezi okuldur. Bundan dolayı okul lazımdır. Okul adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım.
  • Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar sizin, sayın öğretmenler, sizin sosyal ve fikri inkılâptaki başarılarınızla pekiştirilecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.
  • Türkiye’nin birkaç seneye sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılâplar çok büyük, çok mühimdir. Bu inkılâplar, sayın öğretmenler, sizin; toplumsal ve fikrî inkılâptaki muvaffakiyetlerinizle desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet,sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister!
  • Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
  • Memleketi ilim, irfan, ekonomi ve bayındırlık alanlarında da yükseltmek, milletimizin her hususta çok verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır. Bu kutsal amaçlar elde etmek için mücadeleye atılanların arasında öğretmenler en önemli ve en hassas yeri almaktadır.
  • Öğretmenlik ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir.
  • Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz… Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok etmeye çalışmakla beraber, diğer taraftan toplumsal yaşamda bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar yetiştirmek lazımdır. Bu da ilk ve orta öğretimin uygulamalı bir şekilde olmasıyla mümkündür. Ancak bu sayede toplumlar iş adamlarına, sanatkarlarına sahip olur. Elbette milli dehamızı geliştirmek, hislerimizi layık olduğu dereceye çıkarmak için yüksek meslek sahiplerini de yetiştireceğiz. Çocuklarımızı da ayni öğretim derecelerinden geçirerek yetiştireceğiz.
  • Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır.Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir…Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
  • Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmendir.
  • Okullarda öğretim vazifesinin güvenilir ellere teslimini, memleket evladının, o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ideal sayacak üstün saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, derece derece ilerlemeye ve her halde refah sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeğer unsurlarıdır.
  • İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve fenni versin, fakat o kadar pratik bir şekilde versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun.
  • Bir yandan bilgisizliği ortadan kaldırmaya uğraşırken, bir yandan da memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayatta aktif şekilde etkili ve verimli kılabilmek için zorunlu olan ilk bilgileri, uygulamalı bir biçimde vermek metodu eğitimimizin temelini oluşturmalıdır.
  • Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.
  • Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.
  • Milletimizin siyasî, toplumsal hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve teknik olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve teknik sayesindedir ki Türk Milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün güzelliğiyle gelişir.
  • Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
  • Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile olan bağlarımızı kopartamayız. Aksine yükselmiş, ilerlemiş, çağdaş bir millet olarak medeniyet düzeyinin de üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.10.13   #989
HURUFİCAN
HURUFİCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 104
Rep Puani : 0
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


karalama defterini ne zaman karalama ma yaparsak o zaman her şey yerinde olacak...
Sponsor Reklamlar

HURUFİCAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 25.10.13   #990
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Karalama Defteri !!!


Dert de neymiş? O mu bizi ağlatacak?
O mu sevinç bayrağımızı yırtacak?
Gelin, atalım şunu gönül yurdundan:
Yoksa içimizde fitne çıkartacak.

Sensiz camide, namazda işim ne?
Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı:
İstersen kaldır at cehennemine.

Hep bir çember, dolanıp durduğumuz!
Ne önümüz belli, ne sonumuz.
Kim varsa bilen, çıksın söylesin:
Nerden geldik? Nereye gidiyoruz?

ömer hayyam
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 9 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 9 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
MEB alevilere bir karalama daha omergul Pir Yolu Haber Merkezi 0 15.09.09 18:15
Piryolu Konuk Defteri omergul Pir Yolu Haber Merkezi 0 10.09.09 11:14




Totobo Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2