Sponsor Reklamlar


 
Seçenekler
Alt 06.09.09   #1
tuncer yilmaz
tuncer yilmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 195
Rep Puani : 11
Standart Felsefi Bir Araştırma


Paradigmanın hortlaması ve Marksizm
Doğayı amansızca kuşatmaya odaklı akılcılık, nevrotik ve otoriter bir kişilik yapısı armağan eder. Modernliğin nimetleri bu aralıkta yitirilir. "Küçük adam", yeni tanrılara tapınmaya, mitolojilere sorgusuz teslim olmaya dünden hazırdır

Rasyonalite problemi, modernite ve postmodernite tartışmalarının merkezinde, tarafların sınırlarını çizen bir ayraç olarak yer alıyor. Dikkat çekici olan, postmodernlerin akla yönelttiği tutkulu eleştiriye modernliğin köhnemiş aklını dirilterek karşılık veren ortodoks Marksistlerin tutumudur. İlerleme felsefesinin kadim takipçisi Marksistler, moderniteye yapılmış her türlü eleştiriyi, aralarında bir ayrım gözetmeksizin "yeni muhafazakârlık"ın gizli bir türü olarak işaretliyor. Bu vetirede, akıl-doğa ilişkisi ve çevre teması özel bir yerde duruyor.
İlginç bir biçimde, "çevreyi neden koruyalım ki, benden sonra tufan" diyen araçsal akılcı kapitalistlerle, doğayı koruma fikrinin "ideolojilerin sonu" tezinin çocuğu, makro teorilerin ölüm fermanından sonraki bir mikro teori ya da "geç kapitalizmin kültürel mantığı"nın ürünü, postmodern cinsten bir moda olduğunu savlayanların farklı patikalardan geçerek uzlaştığına şahit oluyoruz.
Araçsal aklın taşıyıcısı burjuvalarla, sözde burjuva alışkanlıklarını eleştirenlerin ittifakı. Hegelyen tarih felsefesinin başat teması "aklın hilesi" bu olsa gerek.
Oysa, kitap etiketlemek aristokratik bir modadır diye kitap okumaktan vazgeçmiyoruz. Çevre koruma mefhumundan, postmodern politik hareketlerinden birini ve kapitalizm güdülü bir modayı çağrıştırdığı için vazgeçmeli miyiz? Aklı topyekûn mahkum eden postmodernlerden değilse bile, 'Paradigmanın İflası'nı yarım yüzyıldır ısrarla haykıran "yeni sol"dan ders almayacak mıyız? Aklı şahlandıran (ama kısaltan) modernliğin ilkel aşamalarını yeniden çağıran ve modernliği değerlendirmeden reddeden iki retoriğin arasında sıkışıp kalacak mıyız yoksa?
Araçsal akıl, olağanlık ve korkunçluk
Kapitalist gelişmeyle birlikte güçlenen araçsal akıl, öznel-nesnel akıl kategorisinde öznel aklın yanında yer alır. Öznel akıl, aklı doğadan soyutlar, mekânsal açıdan bireyin zihnine indirger. İşlevsel olarak faydalılık amacına yöneltir, fayda elde etmeye yönelik bir araç olarak sınırlar. Akıl, kapitalizmin temeli olan kâr amacına yönelik bir alet olarak sabitlenir.
Öznel akıl, meşruiyetini özneye bağlı olmaktan almaz, nesnel olarak tanımladığı eylem sahasının tanrısı olduğunu itiraf etmekten kaçınır. Sınıfsal kokuyu baştan önlemek ister, sürecin nötr olduğunu vurgular. Nesnellik iddiası, aklın araçsallığını da gizlemez sadece, güçlünün söylemini doğruluğa transfer ederek eylemlerine meşruluk verir. Batılı, beyaz, burjuva, erkek öznenin ilerlemesini insanlığın ilerlemesi biçiminde tercüme eder. Doğu'yu iktisadi çıkarlar için nesneleştiren emperyal özne ile doğayı sınırsızca tüketen özne, aynı iktidar cümlesinin öznesidir.
"Modern dünyanın insanı asıl irkilten yönü korkunçluğu değil olağanlığıdır" demişti Adorno. Burada nesnelliğin bilimci akrabası mekanizmle karşılaşıyoruz. Mekanik olan kendiliğinden, nesnel, iradesiz, iyinin ve kötünün ötesindedir. Evrenin mekanik işleyen bir saati andırdığı savı, modernliğin felsefi-bilimsel söyleminde sıklıkla savunuldu ve öznel akılcının değerlerden bağımsızlığı (nesnelliği) savının tercümesidir. Ancak, mekanik olan salt doğa değil, toplumdur aynı zamanda. Doğa ve toplum arasındaki yansıma teorisi, doğanın toplumsallaştırılması gereğinin yanında toplumun doğallaşmasını ge(rek)tirir. Toplumsal olanın nesnelleşmesinde temel insani etkinlik biçimi olduğu söylenen iktisat başlıca yeri alır. Hemen tüm 'İktisada Giriş' kitaplarında, iktisadın "kıt kaynaklar-sınırsız ihtiyaçlar" üzerinde temellendiği belirtilir, iktisat bilimin akılcı tercihlerin (nesnel) bilgisi olduğu dillendirilir.
Modern dünyanın insanı irkilten olağanlığının izahı budur. Araçsal aklın liderliğindeki iktisat ideolojisinin nesnellik iddiası, çevreyi ontolojik bir birim olarak görmek yerine dizginlerinden boşalmış insanın yıkıcılığını (akılcılık kisvesiyle) ıslah edici bir kuvvet olarak öne çıkarır. Doğu gibi, doğa da "doğmak"la ilişkisel olarak bir tür yetkin olmama durumunu ifade eder, bu da "öteki"ye karşı zalimliği. Çünkü her ikisi de doğa bilimsel açıdan nesnel, iktisat bilimi açısından metadır. Doğanın ve insanların dolaysızca sömürülmesinin tarihi böylece çakışır. Dahası, doğaya bireysel olarak el koyan öznenin doğanın canına okumasının bitişiğinde toplumsal eşitsizliğin yeni ve çok çetin bir aşaması vardır. Araçsal özne, egzotik diyarların farkına varmadan yerel tadları duyumsar, "lanetlenmişler"e cefa vermeden yerli alter egosuna eza verir, idmanını ait olduğu toplumsalda yapar.
Modernliğin yitik mirası
Doğa üzerindeki bireysel egemenlik, sadece toplumsalın ve doğalın sınırlarını zorlamaz. Frankfurt Okulu'nun mirası, dışsal egemenliğin içsel egemenliğe inkılâb ettiğini çarpıcı bir biçimde sergiledi. Doğasal hükümranlık, dış doğaya uğradıktan sonra iç doğayı ziyaret eder, terbiye etmez, tahakküm kurar, psikanalistin daimi ziyaretçisi ve kulu yapar. Doğanın kaderi bizim kaderimiz olur: Egemenlik için, egemenliğin içselleştirilmesi.
Doğayı amansızca kuşatmaya odaklı akılcılık, nevrotik ve otoriter bir kişilik yapısı armağan eder. Modernliğin nimetleri bu aralıkta yitirilir. "Küçük adam", yeni tanrılara tapınmaya, mitolojilere sorgusuz teslim olmaya dünden hazırdır. Reich'in söz dinletemediği küçülmüş insan için, demokrasi ve totalitarizm, eşitlik ve eşitsizlik farkı bulanıktır, liberalizmden bir çırpıda faşizme geçilebilir. Araçsal aklın marifeti olarak, bir nesne ya da kavramdan salt belirli bir amaçla bağlantısı bakımından söz edildiğinde, iyiden değil yararlıdan bahsedildiğinde kendi başına akla uygun bir amaç, kendiliğinden doğru kalmaz. Araçsal aklın taşıyıcısı, doğaya hunharlığın baskın ideolojisi pozitivizm, doğadaki etkinliğinin yürütücüsü olgusal kutsamayla, aklın özerkliğinin ve kendi başına doğru olanın karşısındadır. Bilimci otorite, "tutulmuş akıl", gerçek ideallerin kendi karşıtlarından değerli olduğunu ortaya koyamaz.
Biçimselleşmiş akıl, aklı kısaltıp eleştirel aklı dumura uğrattığında, doğadan özgürleşme, sadece birilerini daha fazla özgürleştirdiğinde Diyojen'in feneri sendromuyla da karşılaşırız. Doğayla diyalojik ilişkinin aşınması ve doğadan alınan hazzın yitirilmesinin yaratacağı estetik facianın ötesinde, yeni hazların ikamesinin getirdiği insan arayışı vardır. Doğadan kaçış-doğaya hakimiyet ikilemi, ikame hazların insaniliği konusunda bir güvence vermez. Doğayı yılan zehriyle özdeşleştirenler, kuş cıvıltısından kaçanlar, reklam endüstrisinden kaçma bahanesiyle, kapitalist rasyonelliğe öbür kıyısından kapıldıklarında Diyojen'in çabası sonuçsuz kalır. İçsel ve dışsal egemenlik, anlamlı bir amaç olmaksızın gerçekleştiğinde doğa sadece bastırılmış olur. (Doğadan) özgürleşme, doğaya egemen olma için geliştirilmiş araçlara hizmet etme zorunluluğuyla karşılaştığında buharlaşır. Geriye kalan, yarattığı putlara tapınan insan..
Sponsor Reklamlar

tuncer yilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alevilerin Büyük Sırrı (Araştırma Yazısı) "-dost-" Alevi'likte İbadet 2 14.05.11 23:12
Bir Kaç Felsefi Söz tuncer yilmaz Felsefi Açılımlar 1 11.03.11 01:45
Erkekler İçin Söylenmiş Felsefi Sözler hasan Her Telden 0 30.01.10 16:39




Totobo Totobo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2