Sponsor Reklamlar


Seyyid Ebu'l Vefâ-i Kürdi

 Alevi Önderlerimiz Katagorisinde ve  Ebûl Vefa Hazretleri Forumunda Bulunan  Seyyid Ebu'l Vefâ-i Kürdi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen Pir Mehmet

 
Seçenekler
Alt 07.09.11   #1
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Seyyid Ebu'l Vefâ-i Kürdi


Seyyid Ebu'l Vefâ




İslâm Ansiklopedisi'nin 347. sayfasında hayatı ile ilgili daha detaylı bilgiler bulunmaktadır.
"1026 yılında Irak'ın Kûsan bölgesinde doğdu. Hakkındaki bilgiler, döneminin veya sonrasının belli birkaç kaynağındaki sınırlı kayıtlardan ibaretdir. Ebü'l Vefâ'ya dair asıl kaynak Şahabeddin Ahmed el Vasıtî'nin 773'te (1371) kaleme aldığı "Tezkiretü'l Müttâkîn ve Tebşiratü'l Muktedîn" adlı Arapça menâkıbnâmedir. Menkıbelerle karışık bir biyografi niteliğindeki bu eserin Menâkıb-ı Tâcü'l ârifîn Seyyid Ebü'l Vefâ adını taşıyan mütercimi meçhul Türkçe çevirilerinin yazma nüshalarına sık rastlanması onun Anadolu'da iyi tanındığını gösterir. Tahsilinin önemli bir kısmını Bağdat'ta yaptıktan sonra Buhara'ya gitmiş, din ilimleri öğrenerek tekrar Bağdat'a dönmüş burada Muhammed eş-Şenbeki'ye intisap etmiştir. Uzun süre hizmetinde bulunduğu şeyhi kendisine karşı gösterdiği vefa ve sadakatinden dolayı ona "Ebü'l Vefâ" künyesini vermiştir. Menâkıbnâmede İmam Zeynel soyundan bir seyyid olduğu da kaydedilir.



Ebü'l Vefâ, Ebû Muhammed eş-Şenbekî'nin vefatından sonra onun yerine geçti ve hemen her tabakadan pek çok sayıda mürid edindi. Bu durumun Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah'ı (1031-1075) endişeye sevkettiği ve halifenin, bir seyyid olması dolayısıyla Ebü'l Vefâ'nın ileride hilâfet makamına göz dikebileceğini düşündüğü rivayet edilir. Menâkıbnâmeye göre halife bu endişeden kurtulmak için şeyhi sapıklıkla suçlayarak bir ulemâ heyeti huzurunda yargılatıp öldürmeyi tasarlamış, fakat plan istenildiği gibi sonuçlanmamış, şeyh ulemâ önünde kendisine yöneltilen sorulara başarılı cevaplar vererek onları mahçup etmiştir. Menâkıbnâmede anlatılan bazı olaylar, Ebü'l Vefâ'nın Ehl-i Sünnet ilkelerine pek uymayan bazı davranışlara sahip bulunduğunu göstermektedir. Eserdeki parçalardan birinde halifenin şeyhe bir mektupla birlikte bir şarap kadehi gönderdiği mektupta kadın erkek bir arada yaptığı ayinlerde şarap sunmak için kullanılmak üzere bu kadehin gönderildiği hikâye edilir. Benzer bir olayın Ahmed Yesevi için de söz konusu olduğu bilinmektedir (Köprülü s. 23). Müridlerin büyük bir çoğunluğunun konar göçer Türkmenlerden olduğu anlaşılan Ebü'l Vefâ'nın bu tür âyinler yaptığından şüphe etmemek gerekir. Ona nisbet edilen Vefâiyye tarikatının XIII. Yüzyıl Anadolu'sundaki en güçlü temsilcisi olan ve Babaî isyanı diye bilinen büyük sosyal ayaklanmayı gerçekleştiren (1240) Baba İlyâs'ın da bu tür âyinler yaptığını bizzat torunu Elvan Çelebi nakletmektedir (Menâkıbü'l-kudsiyyye s. 22-23).
Ebü'l Vefâ'nın gerçekten Kürt asıllı olduğunu kabul etmek biraz güçtür. Çünkü menâkıbnâmede onun en ileri gelen halifelerinin hemen tamamının Boğa b. Batu, Mu-hammed et-Türkmânî, Turhan, Tekin vb. tipik Türk isimleri taşıdığı veya onların Türkmen olduklarını gösteren nisbetleri bulunduğu görülmektedir. Ayrıca o çağın Arap müelliflerinin bölgenin yerli halkı olan Kürtler'in göçebe bir hayat tarzı sürmeleri dolayısıyla, Türkmen zümreleri gibi oraya gelen bütün öteki konar göçer toplulukları da "Kürd" kelimesiyle niteledikleri bilinmektedir. Buna göre Ebü'l Vefâ'nın bir Kürt şeyhi olması muhtemel bulunmakla beraber, Türkmen şeyhi olması ihtimali daha güçlü gibi görünmektedir. Ebü'l Vefâ ömrünün büyük bir kısmını Bağdat'ta geçirmiş, bundan dolayı Bağdâdî nisbesini almış, 9 Aralık 1107'de vefat etmiştir."

Bu eserin Aşık Paşa'nın oğlu Şeyh Ahmed Âşıkî Kâbe dönüşünde Hicri 880, Milâdi 1475 yılında Mısır'dan gelirken alıp getirmiş, çevirmene vermiş ve Arapça aslından Türkçe'ye tercüme edildiğini kitabın ilk sayfalarından öğreniyoruz. Eserin içinde çeşitli menkıbeler olduğu gibi, İslâm'a, ibadetlere, semâ'a, tevhide bakış gibi tasavvufî görüşlerine de sıkça rastlamaktayız.
Bilindiği gibi insanların anlayışları itibarı ile farklılıklar arz etmesi yaratılışı gereğidir. Kur'ân ı Kerim sadece âvam denilen en alt idrak seviyesinde olana hitap etmez; Allah'ın seçkin kullarının ancak zevk edebileceği tasavvufi konuları içeren, tefekkürle idrak edilebilecek ayetleri de vardır. Yüce Allah ilâhi sırlarının üstlerini Kurân ı Kerim'de kısmen örtmüştür; bu nedenle "Biz ayetlerimizi anlayışlı insanlar için geniş tuttuk"[1] demektedir. Yine bir başka ayette "Onun ayetlerinin bir kısmı muhkemdir ki, onlar kitabın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşabbihdir"[2] denilmektedir. Niyazi Mısri şöyle söylemektedir:
Şeriatin sözleri hakikatsiz bilinmez
Hakîkatin sözleri tarikatsiz bulunmaz[3]
* * *
Savm-ı salât[4] ü hac sanma biter zâhid işin
İnsân-ı kâmil olmağa lâzım olan irfân imiş
Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin
Nerden gelüp gittiğin anlamayan hayvan imiş
Mürşîd gerektir bildire Hakk'ı sana Hakk'el yakîn
Mürşîdi olmayanların bildikleri gümân imiş
Her mürşîde dil verme kim yolunu sarpa uğradır
Mürşîdi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş[5]
Hacı Bektâş Velî ise:
"Ey derviş bil ki, oruç üç derecedir. Birincisi halk (avam) derecesi, ikincisi seçkinlerin(havas) derecesi ve üçüncüsü ise seçkinlerin seçkinleri derecesidir. Birinci derece orucu, karnı ve cinsel organları orucu bozan şeylerden korumaktır. İkinci derece orucu, gözü namahreme bakmaktan, kulağı uygun olmayan sözleri duymaktan ve dili konuşmaktan korumaktır. Üçüncü derece orucu ise peygamberlere ve evliyâlara mahsustur ki, bunlar gönlü haktan gayri şeyden korurlar. Nitekim Hazret-i Ali dünya bir gündür ve orada bizim için oruç vardır". Demek ki, onun bütün ömrü oruç tutmakla geçmiştir[6]".
"Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibâdetlerin sonu yoktur. Salâtın sonu ilâhi olgunluk; zekâtın sonu gönlü Hakk'ın sevgisine yer vermektir. Orucun sonu Hak'da zenginleşerek yaratılış unsurlarından uzak durmaktır. Bu nedenle Yüce Allah kutsal kelâmlarından birinde şöyle buyuruyor: "Oruç benim içindir ve ben onu mükâfatlandırırım"[7]
"Nitekim peygamberlerin sultanı "Müminin kalbi Allah'ın arşıdır". Zahidin yetmiş yıllık ibâdeti arifin bir saatlik tefekkürüne eşittir[8].
"Demek ki, beş vakit namaz, insanın yavaş yavaş alışması, sürekli kılması içindir. Onlar "Salât edip salâtlarında devamlı olanlar"[9]
Yüce Allah ibâdet ve hizmeti, kulları yavaş yavaş Allah'a tapan kimseler olsunlar ve kendilerine tapmaktan kurtulsunlar diye emir buyurdu. Tıpkı annenin ilk önce yemekleri parmağının ucuyla tattırdığı, giderek yemeğe alıştırıp sütten kesildiği bir bebek gibi süt emen bir bebek gibi. Aynı şekilde dünya ve onun zevkleri de anne sütü; ibâdet, marifet, hikmet de yemek gibidir. Demek ki beş vakit namaz insanın yavaş yavaş alışması ve namazı sürekli kılması içindir. Onlar "salât edip salâtlarında devamlı olanlar" topluluğuna katılırlar. Oturup kalkmaları ve yaşamları bu sofradan olanlar, Allah ile vardırlar, hiçbir zaman ölmezler. Bu sofradan nasibini almayanlar ise daimi namazın zevkini alamazlar[10].
"Arş u ferş (gökyüzü ve yeryüzü) arasında çok nesneler vardır. İllâ âdemden ulusu yoktur"
Âriflerin taatı(Allah'a itaat) tefekkürdür, hem dünya ve ahireti terkdir.
Kur'an-ı Kerim Ahzab suresi 41-42. ayetinde "Ey inanalar! Allah'ı çok anın, O'nu sabah akşam tespih edin" denilmektedir. Zikrin çokluğundan maksat gönülden zikrdir, çünkü dil zikri daimi olmaz.
Hz. Mevlâna; Namazın ruhu namazdan efdâldir(daha değerli). Îmân namazdan efdâldir. Zirâ namaz beş vakitte ve halbuki iman dâimâ farzdır; ve namaz edâdan(kılındıktan) sonra sâkıt(değersiz, geçmiş) olur ve te'hirine ruhsat(ertelenmesine izin) vardır. Îmân hiçbir özür ile sâkıt olmaz ve te'hirine ruhsat yoktur. Namazsız imân fâide verir ve münafıkların namazı gibi îmânsız namaz fayda vermez. Ve namaz her bir dinde bir türlüdür; ve îmân hiçbir dinde tebeddül etmez (değişmez).[11]
Yunus Emre ise:
Zahir suya banmadan, el ayak deprenmeden,
Baş sücûda inmeden kılınır tâatımız.
Ne Kâ'be vü ne mescit, ne rükû ve ne sücûd,
Hakk ile daim becit olur münacaatımız[12].
* * *
Abdestimiz namazımız doğruluktur tâatımız
Aşk ile bağladık kaamet, safımızdan kim ayıra[13]
* * *
Şer ile hakikatin vasfını diyem sana:
Şeriat bir gemidir, hakikat deyasıdır.
Ne kadar muhkem ise tahtaları geminin,
Deniz mevc urucağız onu uşadasıdır.
Bundan içeri haber işit, söyleyeyim ey yâr:
Hakikatin kâfiri şer'in evliyasıdır.
Şûride olanların bi nihayet dünyada
Akıl, gönül, fehîm, can fikir onun nesidir?[14]
* * *
Ol benim derse reva, benliği bilen hata
Terkeder kendin rıza, aklı koyup aşk'uyan
Âşıkları sorarsan bî mezheb ü bî millet
Yolda kalıptır, sakın geceyle gündüz sayan.[15]
Sözleri ile İslâm'ın farklı şekillerde yorumlanmasının özüne zarar vermeyeceğini, aksine daha da yücelttiğini gözlemliyoruz. Ebu'l Vefâ da bazı sözleri ile bu düşünceleri tasdiklemektedir.
Kimliği ile ilgili bilgiye kitabın 14. sayfasından ulaşıyoruz:
"Emseytu Kurdiyyen ve esbahtu Arabiyyen" deyûb buyurmuşdur, yanî ahşamladım Kürdî olduğum halde sabahladım, Arabî olduğum halde (akşam uyurken Kürtçe konuşabiliyordum, sabah kalktım ki Arapça da konuşabiliyorum) bazı kimesne dedîler ki Nercisiyyü'l-asldır (soyu Nercisilerdendir). Ama bu söz galatdır (yanlıştır). Sahih (doğrusu) budur ki, anası Nercissiyye'dir (Nercisidîr). Anda doğmuş büyümüşdür, ammâ aslı Irak Arab'dandır (Irak Araplarındandır) nitekim zikr olundî."
Çalışmalarım sırasında işyerimde beni sınırsız hoşgörüleri ile destekleyen Zeki Gümüşoğlu, Cemal Gümüşoğlu, Ulaş Gümüşoğlu, Şükrü Gürzoğlu, Ali Rıza Gürzoğlu ve Kemâl Gürzoğlu'na; evimde iken büyük sabır gösteren eşim Sultan Gümüşoğlu'na, Emre Gümüşoğlu'na; çevirilerimde yardımcı olan Jülide Tokçiftçi'ye, diğer nüshalara ulaşmama vesile olan Ankara Gazi Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Sayın Prof. Alemdar Yalçın ve Uzman Hacı Yılmaz'a, bu çeviriyi yapmamda yönlendirici olan Sayın Şakir Keçeli'ye, Arapça kısımların çevirisinde çok büyük yardımını gördüğüm Ali Bahadır'a, basılmasında emeği geçen Can Yayınları Adil Ali Atalay ve Zeynel Atalay'a sonsuz teşekkürlerimi bildirmeyi borç bilir, farkında olmadan yaptığım kusurlarımın da iyi niyetli çalışmamdan dolayı bağışlanmasını dilerim.



Dursun Gümüşoğlu

Sücûd: secde etmek,
Tâat: İbadet,
Becid: çabuk,
Mevc: dalga
Urur: vurur,
Münacat: dua, yakarış,
Şer: Allah emirleri,
Şuride: perişan,
Bî mezheb ü bî millet: hiçbir mezhebe ve dine mutlak bağlı olmayan,
Uşadasıdır: kırılır



Notlar
[1] Enam Suresi 98. ayet
[2] Al-i İmran Suresi 7 ayet
[3] İstanbul Maarif Kitaphanesi, "Niyazi Divanı" s. 190
[4] Savm: oruç, Salât: Namaz, Zahid: İbadet eden, İrfan: anlayış, Kande: nerede, nereye, Güman: şüphe Âsân: kolay Dil: gönül
[5] İstanbul Maarif Kitaphanesi, "Niyazi Divanı" s. 169
[6] Makalat-ı Gaybiyye s.41
[7] Makalât-ı Gaybiyye s.42 Ankara Gazi Üniversitesi Hacı Bektâş Araştırma Merkezi
[8] Makalat-ı Gaybiyye s.48
[9] "Meraic Suresi 21. ayet
[10] Makalat-ı Gaybiyye s 53
[11] Ahmed Avni Konuk, "Fîhî Mâ Fîh" Mevlânâ Celleddîn Rûmî, İz Yayıncılık s.32
[12] "Yunus Emre" Abdülbaki Gölpınarlı, Milliyet Varlık Yayınları s.106
[13] "Yunus Emre" Abdülbaki Gölpınarlı, Milliyet Varlık Yayınları s.73
[14] "Yunus Emre" Abdülbaki Gölpınarlı, Milliyet Varlık Yayınları s.104
[15] "Yunus Emre" Abdülbaki Gölpınarlı, Milliyet Varlık Yayınları s.89
Sponsor Reklamlar

Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 07.09.11   #2
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Seyyid Ebu'l Vefâ-i Kürdi


TACܒL ARİFİN SEYİT EBU’L VEFA
Ebu’l Vefa adı Ağuçan, Mineyik ve Kara Pir Bad şecerelerinin hepsinde de geçmektedir. Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü Ebu’l Vefa’nın adını “Seyyid Ebu’l-Vefa-yi Kürdi” veya “Ebü’l Vefa-i Bağdadi” diye yazar ve Mevlana’nın halifelerinden Çelebi Hüsameddin Hasan’ın Mevlevi geleneğine göre Şeyh Ebü’l Vefa-i Kürdi’nin neslinden olduğunu aktarır (Bkz. , Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s. 193, dipnot 63).

Hüsameddin Çelebi (1225-1284); Eflaki’de Urmiyeli (Rumiyeli), Şafii ve “Kürt” olarak tanıtılır.

Tahsin Yazıcı da Eflaki’nin Arifler’in Menkıbeleri’ne yazdığı önsözde, asıl adı “Kâkis” olan Ebü’l Vefa’nın aslen “Kürt” ve Urmiyeli olduğunu söyler. O’nun anlatımına göre Irak’taki “Kürt” kabilelerinden birine mensuptur. Başlangıçta bir eşkiya iken “Şeyh Muhammed Şanbeki” (J. Spencer’de 10’uncu yüzyılda yaşadığı söylenen “Ebu Muhammed Abdullah Talha ash-Shunbuki”) tarafından tövbe ettirilip tarikata alınmış, zamanla Irak’ın meşhur şeyhlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Eflaki’de Hüsameddin Çelebi’ye ait olduğu söylenen “Kürt olarak yattım, Arap olarak kalktım” sözü bir rivayete göre Ebü’l Vefa tarafından söylenmiştir.

Bataih’te “Tacü’l Arifin” diye ünlenen Seyit Ebü’l Vefa (ölm. 1017 veya 1107), Vefailiğin kurucusu olarak bilinir. Babailik, bazı kaynaklarda Vefailikle ilişkilendirilir. Ünlü Baba İlyas, Ebü’l Vefa’nın halifesi olarak tanıtılır.

J. Spencer Trımıngham’ın “The Sufi Orders İn İslam” (Oxford, 1971) başlıklı eserinde Ebü’l Vefa’nın 1026-1107 tarihleri arasında yaşadığı söylenir. Bağlantılı olduğu tarikat çift adla “Shunbukiyya-Wafa’iyya” olarak adlandırılır (Bkz. a.g.y., s. 41-50).
Sponsor Reklamlar

munzuro bunu beğendi.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ebü'l Vefa Semahı Anlatıyor Dede-baba Alevi'likte İbadet 0 26.01.10 18:32
Es- Seyid Ebu'l Vefa Menakıbnamesi (Bir Kıssa) Dede-baba Alevi Kitaplari 0 01.01.10 14:41
Ebu'l Vefa Menakıbnamesi Dede-baba Alevi Kitaplari 0 01.01.10 14:37
Es Seyid Ebu'l Vefa Menakıbnamesi ve Alevilik Dede-baba Ebûl Vefa Hazretleri 5 07.11.09 00:14
Ebûl Vefa Hazretleri tuncer yilmaz Ebûl Vefa Hazretleri 0 04.09.09 11:20






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2