Sponsor Reklamlar


Cemle Ilgili Aradıgınız Her Seyi Bulabilirsiniz..2

 Alevi'likte İbadet Katagorisinde ve  Cem İbadeti Forumunda Bulunan  Cemle Ilgili Aradıgınız Her Seyi Bulabilirsiniz..2 Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 21.08.10   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cemle Ilgili Aradıgınız Her Seyi Bulabilirsiniz..2


1. Muaviye, Şam dışındaki bütün İslam eyaletlerinin meşru halifesi olan Hz. Ali’ye savaş açmış ve esasta iktidarı elde etme amacını Osman’ın kanını talep iddiasıyla hasıraltı etmeyi amaçlamış, dolayısıyla o zamana kadarki İslami teamüllere karşı çıkarak hilafeti gaspetmiştir.

2. Muaviye, siyasi amaçları uğruna, vali ve hakimlere ferman göndermek suretiyle Hz. Ali’ye, Ebu Turap lakabıyla birlikte küfür ettirir, lanet okutturur, sövdürürdü. Ebu Turap, toprağın babası anlamında olup, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’ye verilmiş bir ad idi ve Hz. Ali de bu lakabı çok severdi. Muaviye ile başlayan bu adet diğer Emevi hükümdarları zamanında da sürdü. Mescidi Nebevi’de, Peygamberin manevi huzurunda, onun minberinde en çok sevdiği zata karşı yakışık almayan küfürleri savurmak adet bile oldu. Hatta Muaviye, Medine’de Hz. Peygamber’in mescidinde de ashabın itirazlarına, Hz. Peygamber’in eşlerinden Ümmü Seleme’nin bizzat mescide gelip Resulullah’ın “Ali’ye söven bana, bana söven Allah’a sövmüş olur.” hadisiyle kendisine ihtarda bulunmasına rağmen bundan vazgeçmemişti.

3. Muaviye, diyet uygulamasında sünnete aykırı davrandığı gibi, ganimet mallarının dağıtılmasında da Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün sünnetinin açık hükümlerine aykırı davranmıştır. Emevi soyunun idarecileri, Ömer b. Abdülaziz istisna edilecek olursa, Kur’an ve Sünnet’i dünyevi hırs ve menfaatler uğruna feda edebilmiş ve tarihte “İslam” değil “Arap” devleti adıyla şöhret kazanmışlardır.

4. Muaviye, valilerini o zamanki yasalardan üstün sayıyordu. Valilerinden Ziyad b. Ebih ve Büsr İbni Ertat’ın yaptıkları katliamlar ve zulümler tarihçilerce oldukça yer verilen konulardandır. Muaviye ise bu zulümlere sessiz kalıyordu. Muaviye’nin Basra valiliğine getirdiği Ziyad b. Ebih, Irak’ta haksız yere binlerce insanı öldürttü. Muaviye’nin komutanlarından Büsr İbni Ertat, Mekke, Medine ve Yemen’de zalimce icraatleriyle ortalığa dehşet saçtı.

5. Muaviye, amaçlarına engel olarak gördüğü kişilerden kurtulmak için hiçbir hareketten çekinmezdi ve kanlı emelleri uğruna pek çok değerli şahsın ölmesi onun idaresi dönemine rastlar. Mesela Ammar b. Yasir, Eşter b. Malik, Muhammed İbn-i Ebu Bekir ve Hucr b. Adî bunlardandır. Bu şahıslarının tümünün de ortak yanı, Hz. Ali’nin tarafında yer almış oluşlarıydı.

6. Muaviye, Hz. Hasan’la yaptığı anlaşmayı hiçe sayarak, ölmeden önce oğlu Yezid’e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışına uymadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Böylece, Muaviye, Yezid El-Humur diye adlandırılmış, kaynaklarda içki içen ilk halife olarak geçen oğlu Yezid’i, kendisine halef tayin etmiş oluyorduki bu durum hilafetin saltanata dönüştüğünün açık bir göstergesiydi.


--------------------------------------------------------------------------------

MUHARREM AYI ORUCU
Kurban Bayramı Hicri Takvim e göre Zilhicce ayının 10. günü başlar.Kurban Bayramının 1. gününden başlayarak 20 gün sayılır.20. günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar. Muharrem Orucundan önce 3 günlük MASUM-U PAK ORUCU tutulur. Bu oruç Küfe den şehit düşen Müslüm Bin Akıyl ile çoçukları İbrahim ve Muhammet için tutulur. Müslüm , İmam Hüseyin in amcasının oğlu ; İbrahim ile Muhammet ise amcasının torunlarıdır. 3 günlük Masum-u Pak ve 12 günlük Muharrem Orucu olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulduktan sonra Muharrem Ayının 13. günü kurbanları tığlanır ve AŞURE dağıtılır.Kurban İmam Ali Zeynel Abidinin Kerbela Katliamın dan kurtuluşundan duyulan sevinci belirtir. Muharrem Ayında eğlence yapılmaz; bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez; düğün-nişan-sünnet törenleri yapılmaz; karı koca ilişkileri kesilir; kurban kesilmez;et yenilme; Kerbela Şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez; eğlence yerlerine gidilmez; saç ve sakal traşı olunmaz.

Günümüzde bunların bir bölümü uygulanamamaktadır. Örneğin, sakal traşı olmamak gibi...

Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden , çay-kahve-meşrubat-meyve suyu-ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.

Alevi inancı şekilciliğe takılıp kalmayı değil, özü benimser. Aklın ve ilmin yolundan ayrılmaz. Önemli olan İmam Hüseyin'in ve diğer Kerbela Şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi yaşayıp,onlar gibi inanmaktır. Zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmaktır. Eline-diline-beline sadık olup insanca ve onurluca yaşamaktır. Onlar'a layık olmaktır. Ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yaşamaktır. Yaşayan ölü olmamaktır. Yarın onlar'ın huzuruna alnı açık yüzü pak çıkmaktır. Onlar'ın bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmaktır.

Muharrem Orucu'nun sahuru yoktur. Belirlenmiş bir iftar vakti de yoktur. Oruç tutulmadan önce şöyle niyet edilir.

"BİSMİ ŞAH. ALLAH ALLAH. ERENLERİN HİKMETİNE. ER HAKK MUHAMMET-ALİ AŞKINA. İMAM HÜSEYİN EFENDİMİZİN SUSUZLUK ORUCU NİYETİNE. KERBELA ŞEHİTLERİ'NİN TEMİZ RUHLARINA MATEM ORUCU NİYETİ İLE HZ. FATMA ANAMIZIN ŞEFAATİNE. 12 İMAM, 14 MASUM-U PAK EFENDİLERİMİZİN ŞEVKİNE, 17 KEMERBESLER HÜRMETİNE HAZIR-GAYİP GEÇEK ERENLERİN YÜCE HÜMMETLERİ ÜZERİMİZDE HAZIR VE NAZIR OLA. YUH MÜNKİRE. LANET YEZİD'E. RAHMET MÜMİN'E ALLAH EYVALLAH. HÜ"

Akşam olup güneş batınca,karanlık gözle görünce oruç açılır.Yatmadan önce niyet edilir.Niyetten sonra Muharrem Orucu başlar.Gece sahura kalkma uygulaması Muharrem Orucu'nda yoktur.

Çeşitli kaynaklara göre Muharrem Ayı' nın 10. günü birçok olay gerçekleşmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır : " İmam Hüseyin' in şehadeti, Adem Peygamber' in bağışlanması ,Nuh Tufanı' nın başlanması, Yunus Peygamber' in balığın karnından çıkması İbrahim Peygamber' in Nemrut' un ateşi yanmaması, İdris Peygamber'in göğe çıkarılışı, Yakup Peygamber' in oğlu Yusuf Peygamber' e kavuşması Yakup Peygamber' in gözlerinin tekrar görmeye başlaması Yusuf Peygamber' in atıldığı kuyudan kurtulması , Eyüp Peygamber' in sağlığına kavuşması Musa Peygamber' in Kızıldeniz' i asası ile delip geçmesi , Firavun' un Kızıldeniz' de boğulması , İsa Peygamber' in doğumu, İsa Peygamber' in göğe alınışı"

Muharrem Ayı kutsal ayıdır.Muharrem Ayı haram aylardandır.Bu ayda savaşmanın yasak olduğu Kur' an-ı Kerim' de açıkça belirtilmiştir.Muharrem Ayı Hicri ( Kameri ) ayının ilk ayıdır.1 Muharrem Hicri yılbaşıdır.Allah emirleri kesindir.O' nun yasalarında herhangi bir değişiklik bulunmaz.Son Peygamber olan Hz.Muhammet' e ne gönderdi ise önceki peygamberlerin hepsine de aynısını göndermiştir.Bu durum Kur'an-ı Kerim' de defalarca belirtilmiştir.

AHZAP SURESİ 62. AYET' te " Allah' ın bundan önce gelip geçenler hakkında uyguladığı yasa budur.Allah' ın kanununda/tavrında/davranışında bir değişiklik bulamazsınız." Denilmektedir.FETİH SÜRESİ23. AYET' te " Bu Allah'ın öteden beri işleyip duran yolu /yasasıdır.Allah' ın yolunda ve yasasında hiçbir değişme bulamazsınız" denilmektedir.

BAKARA SÜRESİ 183. AYET' TE " Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korumanız umulmaktadır" denilmektedir.Bu ayetlerin hükmünden de anlaşılır ki diğer peygamberlere de İslam Dini' nin kuralları tebliğ edilmiştir.Aynı kurallar Hz. Muhammet tarafından da uygulanmıştır.Adem Peygamber' den itibaren tüm Peygamberler ibadetlerini GECE yapar.ve yaptırırdı.TÜM PEYGAMBERLER ZAMANINDA ÜÇ GÜNLÜK HIZIR ORUCU VE MUHARREM ORUCU TUTULURDU. İslam Dini' nin oruçla ilgili kuralları bunlardan ibarettir.Bu kurallar İNCİL-TEVRAT ve ZEBUR' da da vardır. Hz. Muhammet' ten sonra iktidarı ele geçiren Emevi ve Abbasi çeteleri bu kurallara uymamışlar; bir sürü yalan - dolanı dinin içine sokarak yeni kurallar oluşturmuşlardır. NİSA SÜRESİ 92. AYET' te " Herhalde bir Müslüman' a layık değil ki haksız olarak bir Müslüman ' ı bile bile öldüre . Meğer ki hataen bir ok veya silah gazası ola . Her kim bir Mümin' in bilmeden ölümüne sebep olsa bile esir düşmüş bir Müslüman kulu veya cariyeyi azad etmek üzerine farz olur.Ayrıca ölenin ailesine diyet vermelidir.Meğer ki ölünün ailesi diyet almayalar ya da bağışlayalar.Eğer ölü sizin düşmanınız olan bir topluluktan olsa bile Mümin 'dir.

Katilin üzerine kadın ya da erkek bir esiri azad etmek borçtur.O da idama mahkum oluş boynunu zincirden kurtarıp serbest bıraktıra.Aranızda anlaşma olan bir topluluktan olsa bile mirasçılara diyet verilmesi gerekir.Ancak Asker ya da yoksul olup esir,cariye veya idam mahkumu azad etme gücü ve parası olmayan KATİLLERİN HEPSİNİN İKİŞER AY VEYA BİR AY ORUÇ TUTMALARI ÜZERİNE FARZ VE BORÇTUR.BU ORUÇ BORCU VE FARZ EMRİ İNSAN ÖLDÜRMEMELERİ İÇİN MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE ALLAH' IN FARZ KILDIĞI BİR KATİLLİK NİŞANIDIR Kİ TÖVBE EDİP KİMSEYİ ÖLDÜRMEYELER. ALLAH HERŞEYİ BİLİR." Denilmektedir.

BAKARA SÜRESİ 185. AYET' te

" Ramazan Ay' ında eğriyi doğrudan ayırıp doğru yolu gösterici Kur'an-ı bazı ayetleri indi.SİZLERDEN HER KİME Kİ FARZ OLDU BU AYLARDA ORUÇ TUTSUN." denilmektedir.

İmam Hüseyin' in Kerbela' da şehit edilmesinden sonra 4 kitapta farz ve hak olan Muharrem Orucu YEZİT tarafından yasaklanmış otuz günlük KATİLLİK ORUCU tutturulmuştur.Abbasi' lerde otuz günlük KATİLLİK ORUCU' NU MİZRAKİ İLMİHAL kararı ile ve kılıç zoruyla Türkler' e ve Acem' lerde tutturmuşlardır.

Yezit, kerbela katliamından kurtulan İmam Ali Zeynel Abidin' i halkın isyan etmesinden korkarak Medine' ye göndermiş İmam Zeynel Abidin' in serbest bırakılması Yezit' e isyanı durdurmuş ancak halkın kerbela katliamını yapan katillere duyduğu kin ve nefret duygularını bastıramamış.Bunun üzerine Yezit askerlerine ve kendisine bağlı bulunanlara NİSA SÜRESİ' nin 92. Ayet' inde emredilen KATİL ORUCU' nu tutmalarını emreden bir ferman dağıtmış ve bu Oruc' u tutmayanları öldürtmüştür.Böylece hem yer yer ayaklanan halkın isyanını önlemiş hem de iktidarını sağlamlaştırmıştır.Yezit' le başlayan bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

FECR SÜRESİ 1. AYET' te " Ya Muhammet o Muharrem' in on sabahı ve akşamı hakkı için ve çift olup duranlara ve dahi on gecelere and olsun ki akıl sahipleri olanlara itibar edip son amaçlarını onunla inceleme ve araştırma yaparlar" denilmektedir.

ARAF SÜRESİ 142. AYET' te "Musa' ya kırk gece ve otuz gece ikrarlanma verdik.O otuz on gece ile tamamladık.Musa kardeşi Harun' a sen benim vekilimsin.toplumu yönet , barışçı ol ve emrimi tutmayan fesatçılara uyma." denilmektedir.

Bu emirlerden ongün ve geceye and içen Allah' ın bugün ve gecelerine oruçla geçirenlerin Allah' a itaat edenler olacağını açıklamasıda MUHARREM ORUCU' NUN ALLAH'IN EMRETTİĞİ VE MÜMİNLERCE TUTULMASI GEREKEN ORUÇ OLDUĞUNUN EN AÇIK KANITIDIR.

ŞEHİHALMÜŞLEM isimli kitapta Hz.Muhammet' in ongün Muharrem Orucu tuttuğunu ve Hüseyin' e matem diye Oruç tutturduğunu yazmaktadır.Gene aynı kitapta MUHARREM ORUCU' NUN HZ MUHAMMET DÖNEMİNDE FARZ OLDUĞU , PEYGAMBER' İN HAK' KA YÜRÜMESİNDEN SONRA MÜMİNLERİN ORUCU OLAN MUHARREM' İN TUTULMADIĞINI, MÜSLÜMALARİN RAMAZAN ORUCUNU FARZ YAPTIKLARINI YAZMAKTADIR.

Ehli sünnet kaynaklarında Ramazan Orucu' nun Hicret' in 2. yılında farz olduğu yazılmaktadır.Bu iddia sadece Kur'an' a değil dört kitaba da aykırıdır.

Adem Peygamber' den başlayarak Hicret' in 2. yılına kadar Muharrem Orucu' nun tutulmasına emreden Allah aniden fikir değiştirip niçin Ramazan Orucu' nu farz kılmıştır? Yada Muharrem Orucu' nu farz olmaktan çıkarmıştır.? Dört hak kitaba da aykırı olan bu iddia halka karşı söylenmiş bir yalan , İslam Dini alet edilerek yapılmış bir iftiradan başka bir şey değildir.

Gönülleri İslam' a ısınmamış öldürülme ve esir edilme korkusuyla Müslüman oldum diyen münafıkların vazgeçemedikleri cahiliye inançlarını devam ettirebilmek için çeşitli bidatlar ( uydurmalar ) icat ederek çarpıtmaya çalışmalarıdır.Bu Oruç bu çarpıtmayı yapan münafıklar ile katillere farzdır.Müminlere farz değildir. Müminler' in orucu muharrem orucudur.

Sonuç olarak Muaviye o zamana kadar ki İslami teamüllere aykırı birçok kötü hareketi meşrulaştırmış, kendinden sonrakilere kötü örnek olmuştur. G. Levi Della Vida’nın da dile getirdiği gibi, Muaviye’nin halifeliği, İslam’ın devlet teşkilatı tarihinde yepyeni bir dönem açıyordu. Artık halife, sünnetin vücut bulunduğu anlarda buna bizzat şahit olup da sünneti uygulayan veya devam ettiren kimse olmaktan çıkıyor, Arap aleminin belli başlı siması, askeri kuvveti, aile ilişki ve etkileri, kendi şahsi itibarı sayesinde, kabile reisleri arasında en başta geleni oluyordu. Artık halife, resmi ünvanı bakımından olmasa bile, fiilen bir “melik”, daha doğrusu Yunanlıların “tiran” dediği türden bir hükümdardı.

Aslında Muaviye, iktidarı elde edebilmek için her yola başvurabileceğini açıkça ifade ediyordu. Şeyh Ekber Muaviye’nin bu durumunu yansıtan şu sözlerine yer veriyor: “Yükselmek ve büyük mevkilere erişmek için gayret ve çabanızı arttırınız ki muradınıza vasıl olasınız. Nitekim ben ehil olmadığım halde, himmet ve gayret göstererek muradıma vasıl oldum ve istediğimi elde ettim.” Muaviye bu sözleriyle kendisinden önceki dört halifeden oldukça farklı bir anlayışa sahip olduğunu sergilemekteydi. İktidarının meşruluğunu zorla ve savaşla elde eden Muaviye daha önce de dile getirdiğimiz gibi, fiilen bir melik, daha doğrusu Yunanlıların “tiran” dediği türden bir hükümdardı. İktidarı elde ediş ve iktidarda kalış sürecinde meydana gelen olaylar, Muaviye’nin ve sonraki Emevi hükümdarlarının islam halifeliğinin gerektirdiği niteliklere sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Kısmen Halife Osman döneminde başlayan Emevi valilerin debdebeli yaşam biçimleri, Muaviye’nin iktidarı eldesiyle iyice belirginleşmişti. Saray adabı ve merasimlere aşırı derecede önem verilmeye başlandı. Muaviye, İslam öncesi dönemdeki Arapların teklifsiz ve serbest hal ve tavırlarını, hemen tamamıyla muhafaza etmişti. Yine T. W. Arnold’un dile getirdiği gibi, Emeviler devrinde, hükümdarların çoğu imamlık görevine devam etmekle birlikte, hilafet görevlerinin dinsel yönlerine de fazla ilgi gösterilmemişt; Zira Ömer b. Abdülaziz müstesna olmak üzere, bu hükümdarlar dinsel düşünce ve sorunlara pek önem vermemiş görünmektedir. İşte sözü edilen tüm bu nedenlerden dolayı, Süheyli’nin de ifade ettiği gibi Muaviye halife değil emirdir.

kaynak:alevikutubanesi

Sponsor Reklamlar


Konu DevrimChe tarafından (08.11.10 Saat 11:09 ) değiştirilmiştir.
Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.08.10   #2
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: cemle ilgili aradıgınız her şeyi bula bilirsiniz..2


Muaviye’nin kötülüklerini daha önce belirtmiş idik. Yezid’e geçmeden evvel ünlü Oryantalist H. Lammens’in kaleminden bunların bazılarını yineliyoruz: “Muaviye’nin dört suçu vardır ki, bunlardan birisi bile onu lekelemeye yeterdi: Milleti kıymetsiz insanların elinde bırakmış idi (Yezid’e biat ettirmek suretiyle); Kendisine sormadan, milletin mukadderatını, idare hakkını, hem de birçok peygamber sahabesinin ve faziletli insanların yaşadığı dönemde ve bunların zararına olarak gaspetmiş idi; İpeklilere bürünmüş ve çalgı çalmaktan hoşlanan islah kabul etmez bir sarhoşu kendisine halef tayin etmiş, Ziyad’ı kardeş edinmiş ve nihayet Hucr b. Adî’yi ölüme mahkum etmiş idi.” Lammens, tarafsız bir tarihçinin Muaviye’yi bu ithamlar karşısında temize çıkarmasının oldukça zor olduğunu da ekliyor. Ayrıca Emevi İdaresinin, Hz. Ali’den rivayet edilen pek çok şeyin gizli kalmasında büyük etkisi olduğu da muhtemeldir. Çünkü cami minberlerinden Hz. Ali’ye lanet ettirenlerin, Hz. Ali’nin ilminden bahsedip onun fetva ve sözlerini ve bilhassa hükümet teşkilatıyla ilgili görüşlerini nakletmek hususunda ilim adamlarına serbesti tanımaları da makul değildir.

Muaviye’nin iktidara geliş ve iktidarda kalış biçimine ilişkin icraatlerine değindikten sonra Yezid konusuna geçebiliriz. Yezid hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin’in öldürülmesinin ve mukaddes şehirlere saldırılmasının suçlusu olarak müslümanların hafızasında çok kötü bir isim bırakmıştır. N. Kemal’in Büyük İslam Tarihi adlı eserinde verdiği bilgilere göre: “Muaviye her yönden dört halife devrinin sadelik, dürüstlük, eşitlik, adalet, kanaat kapılarını kapamış, Suriye’ye sinen Bizans ve İran saray politikası ile ihtişamının esiri olmuştu.

--------------------------------------------------------------------------------

YEZİD KİMDİR?
Esasında Halife eşitler arasında birinci olmak ve ileri gelen kişilerden oluşan şuranın öğütlerine göre hareket etmek üzere kendisine eşit düzeydeki kişilerce seçiliyordu. Ne varki, Muaviye henüz sağken, çevresindekilere kendisinden sonra oğlu Yezid’e biat etmelerini sağladı. Böylece seçim(biat) geleneğini br yana itti ve o zamana değin Araplara yabancı bir kavram olan babadan oğula geçen bir saltanat uygulamasını başlattı. Bu şekilde, Halife’nin seçimi ve liyakati gibi unsurlar geri plana itilmiş oluyor ve bu müessese bir tür saltanat kurumu haline dönüştürülüyordu ki, bu durumun sakıncaları Emevi soyu idarecileri ele alındığında açıkça görülmektedir.

Bilindiği üzere Hz. Ali 24 Ocak 661’de öldü ve daha önce Hz. Ali’nin halifeliğini tanımış -Şam ve Mısır dışında- bütün eyaletler Hz. Hasan’a biat ettiler. Muaviye bunu haber alınca 60 bin kişilik bir ordu ile Irak’a yürüdü. Hz. Hasan da 40 bin kişilik bir ordu ile yola çıktı. Ancak Hz. Hasan karşı tarafın askeri gücünden ve yandaşları arasındaki ayrılıklardan çekinerek, savaşı göze alamadı ve yapılan bir anlaşma sonucunda halifelikten çekildi. Anlaşmaya göre,

Hz. Ali yandaşlarına eziyet edilmemesi,
Camilerde Hz. Ali’nin kötülenmemesi,
Halifeliğin Muaviye’den sonra Hz. Hasan’a devri,
Hz. Ali soyundan gelenlere maddi katkıda bulunulması,

gibi konular hükme bağlanıyordu. Ancak sonraları askeri ve siyasi gücünü iyice sağlamlaştıran Muaviye “Hasan’la olan ahdim ayağımın altındadır.” demek suretiyle, anlaşma hükümlerini bir bir çiğnemiştir. Muaviye’nin Yezid’i yerine getirmesi, bazı sözde tarih erbabını gerçekten zor durumda bırakmış, bu durumu açıklarken çok dolambaçlı yollar benimsemeye itmiştir. Hiç şüpheniz olmasın bu yalancılar, eğer Muaviye Yezid’i atamamış olsaydı şöyle diyeceklerdi: “Eğer Muaviye yaşasaydı, Yezid’i halef tayin etmezdi. Yezid o ölünce zorla iktidara geldi.

Sünni tarihçilerden es-Suyutî’nin(Öl. 1505) de belirttiği gibi “Hilafetin, Muaviye’nin ölümü halinde, Hasan’a iade edilmesi” maddesi, el-İmame ve’s Siyase’de de bulunmaktadır. Ayrıca İbni Haceri’l-Heytemi, bu maddeyi “Muaviye kendisinden sonra kimseyi yerine tayin etmeyecek; aksine bu iş (hilafet), ondan sonra müslümanların şurası ile tespit olunacaktır.” şeklinde nakleder. Ancak sonuçta Muaviye daha sağlığında oğlu Yezid’i yerine geçirmiş ve Hz. Hasan’la yaptığı anlaşmanın bir kandırmacadan ibaret olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine doğaldır ki,önce Hz. Hasan’ın ortadan kaldırılması gerekiyordu ve Muaviye’de öyle yaptı.

Muaviye, Mervan b. Hakem’i Medine’ye bu iş için yolladı. Mervan çeşitli hilelerle Hz. Hasan’ın eşi Ca’de binti Eş’as’ın, Hz. Hasan’ı zehirlemesini sağladı ve böylece Muaviye oldukça rahatladı.

Böylece Muaviye, oğlu Yezid’i kendinden sonra Emevi hükümdarı yapma şeklindeki düşüncesini yürürlüğe koydu. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve müslümanların anlayışlarına uygun olmadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Yezid’in veliahtlığı bir hayli tepki görmesine karşın, Muaviye çeşitli girişimlerle Yezid’e biat sağlıyordu. Hatta Muaviye’nin kendisi bu amaçla kalkıp Mekka’ye ve Medine’ye geldi ve buraların halklarına, Yezid’in veliahtlığını öteki bütün eyalet ve şehirler de kabul etmiş gibi göstererek ve tehdit ederek onların da biatını sağladı. Sadece Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer biat etmediler.

Muaviye 18 Nisan 680’de Şam’da ölünce Yezid daha önce kendisine veliaht olarak biat edildiğinden babasının yerine saltanat tahtına geçti. Onun için önemli bir sorun olarak Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer’in biatleri meselesi vardı.Yezid, Medine Valisi olan amcası oğlu Velid’e bu üç kişinin biatlerinin bir an önce sağlanmasını isteyen bir mektup yazdı. Mektubunda özellikle Hz. Hüseyin’in biatının sağlanmasını istiyor, “biate yanaşmazsa başını kestir bana gönder” diyordu.

Bütün Hicaz, zor karşısında sinmişti ama bu makamın (halifeliğin) ilim, ahlak ve fazilet bakımından gerçek sahibinin Hz. Hüseyin olduğunu çok iyi biliyordu. Birçokları da Hz. Hüseyin’i, müslümanları bu makamın layıkı olmayan bu adamdan kendilerini kurtarmaya çağırıyordu. Hz. Hüseyin de İslam aleminin yaşadığı bu ızdıraplı dönemi yakından izlemekteydi. Çünkü kendinde, babası Hz. Ali, dedesi Hz. Muhammed’in bütün vasıflarını toplamış gibiydi. Fakat karşısında para, servet, şöhret ve hileye dayanmış Emeviler gibi bir düşman vardı.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.08.10   #3
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: cemle ilgili aradıgınız her şeyi bula bilirsiniz..2


Ey kavim Allahın gazabı yahudilere “Aziz Allahın oğludur!” dedikleri zaman son şiddetini bulmuştu. Ve yine Tanrı’nın kahrı, Hıristiyan kavmine “Mesih, Allahın oğludur” dedikleri zaman, indi. Allahın gazabı bugün de size Al-i Resule (Ehli Beyt’e) kasdettiğiniz için erişmektedir. Bedeninizdeki her kıl, demirine su verilmiş bir hançer olsa “Allah sabırlıları sever…” emrinden dışarı çıkmam. Ve her biriniz ayrı ayrı bana kasdetmek için kin tutan askerlerden olsanız, “Allah sabırlıları sever!” buyruğunu bırakmam. Rivayet ederler ki, Yezid’in askerleri İbni Sa’d’ın gayretini gördüğünde ona uyup Hz. Hüseyin’i öyle bir ok yağmuruna tuttular ki atılan oklardan güneş görünmez oldu. Hz. Hüseyin bu hücum karşısında süvarilerine dönüp yanındakilere şunları söyledi:

Ey vefakâr arkadaşlar ve benim için canlarını ortaya koyan insanlar! Kavgaya kendinizi hazırlayın ki, kanların döküleceği zamandır. ”

Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan askerleri öğle üzeri olduğunda iyice azalmış durumdaydı. Hz. Hüseyin de bu az sayıda susuz ve bitkin insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin’in vücudunda otuzüç ok, otuz dört kılıç ve kargı yarası vardı (10 Muharrem 61-10 Ekim 680). Hz. Hüseyin’in şehadetini Kastamonulu Şazi eserinde şöyle dile getiriyor:

Yüzü üstüne bıraktı Seyidi
Kesti başını hemandem o lain
Kanı yere çün döküldü ol zaman
Zelzele düştü yere-ü darügir
Gulgula kıldı melayik ağladı
Yer gök oldu karagû ol zaman

Çaldı pıçağı işit kim neyledi
Hem şehit oldu Hüseyn-ü pâk din
Düştü kavga aleme oldu figan
Göğe değin çıktı feryad-ü nefir

Ay güneş nurunu ol dem bağladı
Yaradılmış cümlesi kıldı figan

Sonra çadırlar ve kadınlar yağma edildi, hasta ve yatakta olan İmam Zeynel Abidin Ali de öldürülmek istendi. Bu kanlı savaşın bitiminde İmam Zeynel Abidin yatak ve yorganlara sarılarak saklanmıştı. Hz. Hüseyin’in şehid edilmesi sonrasında çadıra koşan Şimr “Hüseyin’in bir oğlu daha olacak o nerede?” diye aramaya başladı. Çadırın her tarafını arayıp çocuğu buldu. Fakat bu esnada çadırda bulunan kadınlar Şimr’e hücum ederek Zeynel Abidin’i bu caninin elinden kurtardılar. Bu çirkin şavaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Hz. Hüseyin’in yanındakilerden şehid olanlar yetmiş iki kişi idi. Yezid ordusunun komutanı, bu şehitlerin başlarını Vali Ubeydullah’a gönderdi. Hz. Hüseyin’in kızları, kızkardeşleri ve çocuklar da Kûfe’ye Ubeydullah’ın huzuruna getirildiler. Ubeydullah’ın Peygamberin soyuna karşı davranışı çok çirkin ve kaba idi; kendilerine hakaretler ve tehditler savurdu, hatta İmam Zeynel Abidin’i öldürmek dahi istedi. Ubeydullah bundan sonra İmam Zeynel Abidin’in ellerini bağlatıp, Kerbela’da öldürülenlerin kesilmiş başlarını, çoluk çocuğu Şam’a Halife Yezid’in yanına yolladı. Şam’a vardıklarında onları götüren Züheyr, Halife Yezid’in yanına girip başarıyı(!) müjdelemiş ve Kerbela savaşının ayrıntılarını anlatmıştı.

Hz. Hüseyin’in ailesini getiren kafile Yezid’in sarayına getirilmişti. Kısa süre sonra ehlibeyt kadınlarını Yezid’in huzuruna çıkardılar. Kadınlar İmam Hüseyin’in kesik başını Yezid’in önünde görünce feryad ve figan etmeye başladılar. Kadınlarla birlikte zincirli bir şekilde İmam Zeynel Abidin de Yezid’in huzuruna getirilmişti. Manzaranın dehşetinden Yezid’in yanında bulunanlar bile dehşete kapılmışlar ve bunu açıkça belirtmişlerdi. Yezid Hz. Hüseyin’i ortadan kaldırdıktan sonra artık rahatlamış sayılırdı. Şimdi Ehli beyte yalandan da olsa saygılı davranabilirdi. Derhal Zeynel Abidin’in zincirlerini çözdürdü. Yezid’in kadınları da Ehli beyt kadınlarını teselli etmeye çalışıyorlardı. Artık Yezid yaptığı kötülükleri ve cinayetleri unutturabilmek için Ehli Beyt’e iyi davranıyor, sarayda onlarla konuşuyor, her isteklerinin yerine getirileceğini belirtiyordu. Daha sonra Numan bin Beşir komutasındaki bir muhafız kıtası eşliğinde onları Medine’ye kadar götürdü. Yezid, Zeynel Abidin’i uğurlarken şu yalanı bile uydurabiliyordu: “Allah, İbni Mercame’ye lanet eylesin. Vallahi ben olsaydım babanın her isteğini yerine getirirdim. Lakin kaderi İlahi böyleymiş ne yapalım!…”
Ne Allah’tan korkuları vardı, ne de Peygamberden çekinmeleri vardı, ne de utanma biliyorlardı. Şu da muhakkak ki, yeryüzünde Yezid gibi ahlak yönünden düşük insana az rastlanabilir. Onun bu işleri yapan eli Ubeydullah ise kötülük ve ahlaksızlıkta, zalimlikte efendisi ile yarış halindeydi. Şunu da bilmek lazımdır ki, Kerbela’da hak yolunda kendisinin yüz katı bir orduya karşı duran Hz. Hüseyin’in bu kahramanlığına da rastlamak imkânsızdır. Sonuç olarak Kerbela Olayı yüzyıllara damgasını vurmuş hüzünlü bir destandır. Öyle ki yabancı araştırmacı Gibbon “Yıllar sonra bile insanlar nerede olurlarsa olsunlar Hüseyin’in bu trajik ölümü en soğukkanlı okuyucuyu bile üzecektir…” demektedir.

İmam Hüseyin’in ve yanındakilerin Kerbela’da böyle feci şekilde katledilmeleri ve Peygamber sülalesinin akla gelmedik şekilde ihanete cüretleri halkı o kadar etkiledi ki, adeta Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Olay İran ve Hicaz'’a duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin ve ayaklanma istekleri başladı. Bu durum karşısında da Yezid’in paralı kulları büsbütün kudurdu. Zulüm yolunda hiç çekinmez oldular.

KUTSAL ŞEHİRLERİ YIKAN YEZİD
Medine halkı fasık ve günahkar olarak gördüğü Yezid ve iktidarına karşı ayaklanarak, valiyi şehir dışına atmış yerine Abdullah’ı valiliğe getirmişlerdi. Yezid bu durumu haber alınca Akabe oğlu Müslim adlı zalimi onikibin askerle hemen Medine’ye gönderdi ve şu talimatı verdi: “Şehir halkına üç gün süre ver. İsyandan vazgeçmezlerse, onlarla savaş. Zafer kazanıldıktan sonra da bütün şehri yağma et.” İslam’ın bu kutsal şehrinde sözde halife Yezid’in arzuları doğrultusunda İmam Zuhri’nin bildirdiğine göre on binden fazla insan öldürüldü. Evlere saldıran askerler, ellerine geçirdikleri malları almakla yetinmediler, masum bini aşkın kadına da tecavüz etmekten de kaçınmadılar. Tarihçi H. M. Balyuzi bunu şu şekilde anlatıyor: “…Medine düştüğü zaman Hz. Muhammed’in geride kalan dostlarından seksen kişi ve yediyüz hafız öldü. Peygamberin şehri yağmacılara teslim edildi; yapılan barbarlık ve tecavüz inanılır gibi değildi. Peygamberin mescidi dahi kurtarılamadı. Etrafı ahır alanı oldu. Medine sınırları içinde daha pek çok insan kılıçtan geçirildi, kalanı da şehri terketti. Ölümden yakasını kurtaranlar Yezide yalnız halife olduğu için değil aynı zamanda onların efendisi ve amiri olarak itaat etmek zorunda bırakıldılar. Karşı çıkanlar ise kızgın demirle dağlanırlardı….” Oysa ki Hz. Muhammed, “Medine halkını, zulmetmek suretiyle korkutanlar, Allah’ı korkutmuş gibidir. Allah’ın, meleklerin ve bütün halkın laneti onların üzerinedir.” demişti. İbn-i Kesir’in yazdığına göre, alimlerin büyük bölümü bu hadise istinaden “Yezid’e lanet etmeyi” uygun görmüşlerdir. 26 Ağustos 683’te gerçekleşen bu Medine’ye Yezid’in saldırması olayı, Hurre Savaşı olarak bilinir.

Medine’yi kanlı bir şekilde susturan Yezid Ordusu daha sonra Mekke’ye yöneldi. Tepeler üzerine yerleştirilen mancınıklarla şehir taş yağmuruna tutuldu. Kuşatma iki ay kadar sürdü ve Kâbe’ye de mancınıkla taş atıldığı gibi, şehirde yer yer yangınlar çıktı. Bu kuşatma Yezid'’n öldüğü haberinin Mekke’ye ulaşmasına kadar sürdü. Böylece Yezid, Kâbe’ye saldırma şerefini (!) de elde etmiş oldu. Yezid 11 Kasım 683’te kötü bir nam bırakarak öldü. Kendisi hükümdarlığını , devlet işleri ve adaletli bir idareden çok, şaraba, müziğe, eğlenceye ve kendisine rakip olarak gördüğü insanları, Peygamberin ailesi de olsa, katletmeye hasretmişti.
SONUÇ
Yezid’in, Hz. Hüseyin’e, Hz. Ali soyuna ve yandaşlarına yaptıkları, Mekke ve Medine’ye saldırması İslam tarihinin en kara sayfalarını oluşturur. Yezid, hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin’in katledilmesinin ve mukaddes şehirlerin kirletilmesinin baş sorumlusu olarak müslümanların hafızasında kötü bir isim bırakmıştır. Emevi zalimleri Hakkı tanımamışlar, azgınlaşmışlar ve Peygamber’in Ehli Beytine olmadık şeyler yapmışlardır. Bütün bunlar sonrasında Emevi saltanatı kökünden sarsıldı ve yıkıldı. İslam alemi yüzyıllardır Peygamber torunlarına yapılan bu zulmü unutmadı. Nihayet bir gün Muhtar isimli bir kahraman arkadaşları ile birlikte ayaklandı. Kûfe şehrindeki Ömer bin Sa’d ile Kerbela Olayı’na katılanlardan 210 kişi kılıçtan geçirildi. Bu karışıklıklar sırasında kaçmaya çalışan Hz. Hüseyin’in katili Şimr de yakalandı ve katledildi. 750 yılında Emevi Hanedanı’nı deviren Abbasiler, onlardan öyle bir öc aldılar ki, ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından çıkarıp yaktılar.

İslam tarihinde Muharrem ayı içerisinde gerçekleşen bu facia her yıl canlandırılır. Ehli Beyt için ağıtlar, mersiyeler söylenir, matem tutulur. Kerbela’da Hz. Hüseyin ve Abbas adına birer cami yapılmıştır. Hz. Ali’nin türbesi ise Necef’tedir. İmam Hüseyin Camisinde, Ali Ekber, Ali Asgar ile birlikte Kerbela’da şehid düşen 72 kişinin mezarı vardır. Hz. Ali’nin türbesinin bulunduğu yere Meşhed-i Ali denir. Meşhed bir şehidin şehid olduğu yer demektir. Minareleri ve kubbe şeklindeki tavanları altın yaldızlı bakırla kaplıdır. Meşhed-i Ali’nin çok görkemli ve göz kamaştırıcı bir görünümü vardır. Meşhed-i Hüseyin ise ormanlarla çevrilmiş, minareler ve kubbe altın yaldızlı bakırla kaplı büyük ve güzel bir abidedir.

KERBELA
Kerbela İmam Hüseyin’in şehadetinden bu yana İslam Dünyasında özellikle Anadolu Alevileri için büyük bir kudsiyete sahip olmuştur. İran ve Türk Edebiyatlarında Maktel-i Hüseyin adı altında bir edebi türe de yol açan bu facia yüzyıllardır hafızalardan silinmemiştir.

Kerbela Şehri, Bağdat’tan 80 km. Ve Fırat’ın 25 km. Batısında bulunmaktadır. Hem Şah İsmail hem Kanuni, Necef’le birlikte Kerbela’yı ziyaret etmişler ve İmam Hüseyin’in türbesine karşı çok saygı ve bağlılık göstermişlerdi.

KERBELA’DA HZ. HÜSEYİN’İN MAKAMI
Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki makamı 108x82,5 m büyüklüğünde bir avlu içinde bulunur. Bu avlunun çevresini livanlar ve hücreler kuşatır. Duvarları boydan boya Kur’an sureleri, mavi zemin üzerine beyaz yazı ile yazılmış olan bir pervaz süsler. Yaldızlı dehlizden geçilerek varılan üçgen şekilli orta kısım, üzeri kemerler ile örtülü bir koridor (bugün cami) ile kuşatılmıştır ki, ziyaretçiler burada makamı tavaf ederler. En ortada yaklaşık 2m yüksekliğinde, 4m genişliğinde ve çevresi gümüş maşrabi eserler ile çevrili İmam Hüseyin’in sandukası, bunun ayak ucunda beraber bulunan oğlu muharebe arkadaşı Ali Ekber’e ait daha küçük bir sanduka vardır.

Türbenin kıble tarafındaki yüzünde gayet zengin işlemeli süslemeler vardır. Giriş kapısının iki tarafında iki minare bulunur. Üçüncü bir minare de doğu kenarındaki binalar önünde yükselir. Güneyde takriben 16m geride, avluyu kuşatan binaların cephesine rastlanır. Bu tarafta avluya bitişik, oldukça büyük bir medrese bulunur. Bunun yaklaşık 26 metrekare şekilli bir avlusu olduğu gibi hususi bir camisi de vardır. Bu türbenin yaklaşık 600m kuzeydoğusunda Hz. Hüseyin’in üvey kardeşi Abbas’ın türbesi vardır. Şehirden batıya doğru giden yol üzerinde Hz. Hüseyin’in çadırlı karargahı bulunur. Burada yapılmış olan bina çadır şeklini andırdığı gibi, kapısının iki tarafında deve semerlerine benzetilerek yapılmış olan taşlar vardır.

Bir başka kaynakta ise İmam Hüseyin’in Türbesi şöyle anlatılıyor. Altın kaplı muhteşem kubbesi, adeta yine altın kaplı güzel minarelerini kaplayan İmam Ali’nin makamını andırır. Minareler altın kaplı tuğlalarla ve diğer kısımlar kâşi taşlarla süslenmiştir. Bu türbede -Bağdat’taki Musa Kazım Türbesi’nde olduğu gibi ve ondan fazla- altınlar, gümüşler, aynalar, türlü işlemeler, süsler çok bol ve cömertce harcanmıştır. Okul, medrese, mescid, sebil, dergah gibi birbirine bitişik dört köşeli geniş bir alan üzerinde yükselen türbe gerçekten göz kamaştırıcıdır. Hele duvarları, köşeleri kaplayan aynalar, gümüşten veya renkli billurdan dökülmüş yazılar, kabartma altın yaldızlı pek ince dallar, budaklar, çeşit çeşit güller ve hep göze, gönüle dokunan HÜSEYN-İ ŞEHİD VE HÜSEYN-İ MAZLUM yazıları, yakıcı mersiyeler ve sonra billur avizeler, şamdanlar, geceleri bunlardan dökülen altın ışıkların akisler yapan görünümü görülmeye değerdir. Gerçekten de Hz. Hüseyin’in makamı Hz. Hüseyin’in şanına layıktır.

Halk arasında Hz. Hüseyin’in türbesi çevresinde gömülenlerin cennete gidecekleri inancı yaygındır. Bu nedenle birçok yaşlı ve sakat ziyaretçi, hayatlarının son günlerini yaşamak üzere bu türbe civarına gelirler veya ölüler buraya nakledilerek, türbe civarına defnedilirler.

--------------------------------------------------------------------------------

Her yıl Muharrem ayında Kerbela ziyaretçi akınına uğrar. Feryatlar, ahlar, dualar yalnız türbenin kubbesini değil, gök kubbeyi de çınlatır. Kerbela faciasının yıldönümleri burada yaşamı tümüyle etkileyen en önemli olaydır.
MATEM VE MUHARREM ORUCU
Aleviler yüzyıllardır, Hz. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesinin anısına, Muharrem ayının 1-12 günleri arasında matem orucu tutarlar. Bu oruç, Kur’an’da ve Peygamberimizin hadislerinde de yer almaktadır. Matem (yas) orucuna Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra niyet edilir.

Bu ayda düğün, eğlence yapılmaz, hayvan kesilmez, su içilmez, gönül kırılmaz. Halk cemevinde toplanarak Kerbela Olayını anlatan Saadete Ermişlerin Bahçesi, Gülzarı Haseneyn ve Kumru gibi kitapları okurlar.

ORUCA NİYET ETMEK
Bism-i Şah…Allah Allah… Er Hak-Muhammed-Ali aşkına, İmam Hüseyin Efendimizin susuzluk orucu niyetine Kerbela’da şehid olanların temiz ruhlarına, Fatıma Anamızın şefaatına, Oniki İmamlar aşkına oruç tutmaya niyet eyledim. Ulu Dergah kabul eylesin...
AŞURE LOKMASI İÇİN DUA
Bism-i Şah…Allah Allah…

Barekallah. Şehidler Şahı İmam Hüseyin Efendimizin ve Kerbela şehidlerinin yüce ruhlarının şad olması için barekallah. Cümle erenlerin ruhu için barekallah. Yurdumuzun, Ulusumuzun, Cumhuriyetimizin esenlikte olması için barekallah. Ordularımızın güçlü olması için barekallah. Ahirete göçenlerimiz ve bugün yaşayanlarımız için barekallah. Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için barekallah. Muhammed Mustafa, Aliyyel Mürteza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela Şehidleri ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli hakkı için el-Fatiha ve salevat. Gerçeğe hü…

AŞURE YENDİKTEN SONRA OKUNACAK DUA
Bism-i Şah …Allah Allah…

Allah, Muhammed, Ali, Oniki İmam Efendilerimizin ruhu revanları, şâd ve handan ola. Münkir ve münafıklar mat ola, müminler şâd ola. Lokmalarımız dertlere deva ola.

Matem-i Hasan ve Hüseyin ola. Cümlemize haklı hayırlı kısmetler verilmesi için …

Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli demine hü.
MUSAHIB TUTMAK
Musahib tutmak, (yol kardesi olma ) iyi huylularin ( yol duskunu olmiyanlarin ) kadini baci bilmesi, erkegi kardes saymasiyla gerceklesir. Bu cift kardes ve bacilarin, tasada-kivancta, varlikta yokluk, saglikta- hastalikta birbirlerini arkalamalari gerekmektedir. Oz kardesten de ileri birbirine yakin durumlari, desteklemeleri esastir. Musahib kardeslerden birini mutlaka zengin olmasi gozetilerek paylasimciligin, yardimlasmanin gelistirilmesi ve kibrin kirilmasi amaclanmaktadir… musahib kardes olacaklar, en az uc yil birbirini sinamalidirlar. Anlasabileceklerine inancina bu yola girmelidirler.

Ruh ve gonul birligine eren Musahiblerin asamiyacaklari engel olmaz. Bir olcude ‘ Ev birligine dayanan musahiplik, hosgoru, esitlik ve paylasimcilik esasiyla, sevgi ve saygiyla yurur.

Iki cift Musahib Kardes olmak uzere onceden ikrar verip anlasirlarsa, bu evli ciftler, Cem torenine bir Rehber dede onculugunde gelip Mursid’in huzurunda dort kapi selam verirler. Mursid, bir daha dusunmeleri icin sure tanir. Bu sureden sonra Rehber dede, ciftleri yine Mursid’in huzuruna getirir. Mursid:’Muslumanlik zordur. Birbirimizi incitirseniz, bunun dermani yoktur?. Kendinizden emin misiniz?’ der. Ciftler: ‘Allah, eyvallh!!’ derler. Mursid, ucuncu kez dusundurdukten sonra cifleri huzura kabul eder.

Rehber dede onde, musahib olacak ciftler arkada boyunlarina ikrar bendi takilmis olarak divana yururken,’ Selamin aleykum ey seriat erenleri’ der dururlar. Sonra bir adim atip " Selamin aleykim ey hakikat erenleri!" diyerek dort kapi adina hazir canlar selamlamis olurlar, mursid derki: Seriat yasa, tarikat yol, marifet bilim, hakikat dogruluk dost kapisidir. Bunlari bildinizmi?

Musahibler, "ozumuz darda, yuzumuz yerde, canimiz kurban, tenimiz tercuman, Allah eyvallah pirim" dedikten sonra, Mursid sunlari soyler:

Ey irfan cemindeki bacilar,babalar!! Musahib olmak isteyen bu baci ve babalarin teni tenesirde, Nesimi gibi yuzulmekte, Fazli gibi hancer bogazlarinda!.. Bu canlar, doktukleri varsa dolduracaklar!Aglattiklari varsa guldurecekler!Yolda-yolakta; suda-sulakta,; alacakta-verecekte, incilmis ve incitmis canlar varsa soyleyin, dilli basilisiniz!

Eger davaci yoksa , cemaat soyle der :
Buyruklar tutarlarsa; buyuklerini sayarlarsa, kucuklerini severlerse; Muhamed-Ali yoluna dogru giderlerse Pirlerine, ustazlarina rahmet olsun!


Rahmet yolunda dogru rahmet olsun, diyen Mursid, su sorulari sorar: Butun mursidlerden, pirlerden, rehberlerden olacaklardan el tutacaksiniz, Muhamed-Ali yoluna baglanacaksiniz. Bu yoldan donmiyeceginize, bu ikrara sadik kalacaginiza, musahib kavline uyacaginiza hazir bulunan cemaat, ay, gun, yer, gok tanik olsun mu? Tanik olsun mu?

Musahib kardesler uc kez" Eyvallah" demek suretiyle ikrar verip taniklar huzurunda" Musahib " olurlar. Ve Mursid su duvayi okur:
Bismilah!Allah Allah!.. Bu canlar, erenlerimize yuz surup Oniki Imam Veli yoluna katilmayi murat edindiler.. Muratlarikabul ola!!
Gerceklerin demine HUUUU, mumine Ya ALIIII!
DARA ÇEKMEK
On iki hizmet icerisinden birde Hak-Muhammed-Ali divanindan dara cekmek vardir. Hak-Muhhammed-Ali divaninda dara cekilmek, bir tur halk makemsinden yargilanmaktir. Hatali davranislardan bulunan veya suc isliyen kisi, mursid pir , rehber dedeler ile cemevinde toplanmis olan canlar huzurunda edep-erkan geregi huzura gelir, ayaklarini muhurler, elerini gogsunde capraz tutar, basi onunda sorgulanir, yargilanir. Suclu bulunursa cezasi yargic konumundaki dede ile juri konumundaki cemaat ile birlikte saplanir. Agir suc islemis olnalarda on sorusturmasindan sonra cezasi verilmek uzere bir ust kurum olan Pir dergahina veya duskunler ocagina gonderilir sucu sabitlesen ve ceza alanlar yol duskunu olur. Duskunler, kisa sureli ola bilecegi gibi omur boyu da toplumda dislanirlar. Onun mali, davari, toplum malina, davarina katilmaz; ceme alinmaz, konusulmaz.



kaynak: alintidir
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.08.10   #4
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: cemle ilgili aradıgınız her şeyi bula bilirsiniz..2


Bu ceza uygulamasinda amac, suclunun nefsini islah etmesi ve tekrar topluma kazanilmasini saglamaktir.

Alevi-Bektasi yolunda cem torenlerine herkes alinmaz; ozelikle zinna yapanlar ile adam oldurenler kesinlikle alinmazlar. Ayrica Alevi Bektasi inancinda olmayanlarda alinmaz. Ancak bunlar, Alevi Bektasi inancini, torelerini, kuralarini taniyarak, bu yolun eri olacaklarini istiyerek deden nasip, hazir canlardan rizalik alirlar ve ikrar verirlerse torenlere katilabilirler. Ikrar vermek, dede ve canlarin huzurunda, mansurun darinda ( Toren yapilan meydanin odanin orta yeri: dari mansur ) yeminden gecmek: dil ile soyleyip, kalp ile onaylamak anlamindadir.

Bu sorgulu, yargili cem torenlerinde, islenen suclarin buyuklugune kucuklugune gore cezalar verilir ve uygulanir. Postmakamin yaptirim gucu vardir. Okadarki, cogu suclu kisi, seri makemlerde sucunu itrafta bulunmazken, Hak-Muhammed-Ali divaninda bulbul kesilir ve cezasini razi gosterir. O nedenle Osmanli tarihinde Alevi-Bektasilerin davalari kadiya pek intikal etmemistir.

Yine bu Cem torenlerinde kuskunler baristirilir, kirginliklar giderilir, magdurlar ondururlur… Dedenin su sozler bu torenlerin ic guzeligini en acik bicimde sergiler.

Ey Canlar!

Aranizda birbirniden incinen , gucenen, bilerek veya bilmiyerek suc islemis olan, torelerimize uymayan hakaretlerden bulunan can karindas varsa meydana gelsin, Eline, Diline, Beline sahip olmiyan ve nefsini yenmeyen bu ceme girmez. Bu meydan Hak-Muhammed-Ali divanidir. Yalan dolan olmaz bu divanda. Sucluysan soyle kurtul ic azabindan. Bizimi yolumuz, sevgi, baris ve dostluk yoludur. Kimsenin icinde Kin, kibir, kufur, bencilik, dusmanlik, kiskanclik, riyakarlik gibi huylar olmaz.

Kardes bilelim hepimizi.
GÜLBENK
Bismişah... Allah Allah...

Ey canlar, günleriniz hayır ola, hayırlar fethola, şerler defola meydanımız abad gönüllerimiz mesrur ola. ‚oktan çok azdan namuslu bir vergi düzeniyle hakça paylaşımla emeğe saygıyla fukara da mamur ola. Yardımcımız ve gözcümüz ve bekçimiz örümcek kafalılar değil Şah-ı Merdan Ali ve aydınlık kafalı halk ola.

Vicdanimiz ve mantigimiz el ve ışık tutucumuz ola. Gök Tanrı; ulus / ırk / din / dil / mezhep / cinsiyet ve renk farkı gözetmeksizin tüm insanları muhabbetten / didardan / katardan/ cemaldan / dirlikten hele hele barıştan / insan sevgisinden ayırmaya... İnsanlar, yine insan eliyle sevdiklerinden / yurtlarından koparılmaya.

Cümle Ehl-i muhibbanın / darda kalmışların / Hızır darına erişe, Hak erenler cümlemizi ve cümleyi cehennem azabından / yani; Allah alıp Allah satan / cennet alıp cennet satan / Sünnidir, Alevidir diye ayrım koyan / bu canım ülkeyi bize bahşeden, Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarına söven / halkın ödediği vergilerle hısım akraba çoluk çocuk hak yiyerek hacca giden, havalimanında ihramlarını giyerken donlarını orada unutan / zengini daha zengin / fakiri daha fakir eden / hala Emevilik güden / insanı insan kılan laikliğe karşı çıkan / aydınlığı karanlığa yeğleyen / halkın, devletin malını / mülkünü parasını ve canını şeytanların şerrinden; halk / demokrasi / hukukun üstünlüğü / adalet / laik demokratik cumhuriyet düşmanlarının mekrinden / bu kötülerin emellerinden yoksun kıla.

Bu gibi yolsuzluklara / uğursuzluklara / haksızlıkları diliyle / kalemiyle karşı çıkan ve bu uğurda canlarından olan ve mapus damlarında çürütülen dil ve kalem erbabına halas-ı hayır, dam dışında savaşanların kalemlerine / dillerine kuvvet ihsan eyleye. Pir'i Sani Balım Sultan / Seyyit Ali Sultan / Kaygusuz Abdal sultan / Muhafız'ı Bab Pir Kolu Açık Hacim Sultan / Halife-i Pir Sarı Saltuk Sultan / Akyazılı Sultan / Seyyid Abdal Musa Sultan / Gözcü Karacaahmet Sultan / Laik cumhuriyetimizin kurucusu ve gönül yoldaşları sultanlar / halk için telli Kur'anlarıyla / kalemleriyle aydınlığı / aydınlatmayı / doğruluğu / eşitliği hukukun üstünlüğünü / emeğin kutsallığını ve insan sevgisini işleyen Pir Sultan Abdal / Şeyh Bedreddin / Hallac-ı Mansur / Nesimi / Serdari / Seyrani / Ruhsati / Dadaloğlu / Köroğlu / Dedemoğlu / Daimi / Müdari ve diyelim Nazım Hikmet / Uğur Mumcu / Muammer Aksoy / Abdi İpekçi / Cavit Tütengil / Turan Dursun / ‚etin Emeç / Metin Göktepe / Ahmet Taner Kışlalı / Bahriye Üçok namlı canlar. Bir Veysel, bir Feyzullah ‚ınar ve de bu uğurda olan nice halk ozanı / yazanı ve de Sivas şehitleri Hürrem ola ve cümlemizden razı ola.

Ey canlar

Bin telli Kur'an'ın birliğine eyvallah

Yerde ve gök kubbede Allı turna / Telli turna misali bir iken binler olup dönmeye eyvallah.

Ey canlar

Yurtta ve dünyada barışa eyvallah.

Dostluğa/kardeşliğe/birliğe/dirliğe eyvallah.

İnsana ve de emeğin kutsallığına saygı yüreğimizde daim ola eyvallah

Niyazımızda çoğalıp sayısız can olalım eyvallah

Bir olalım diri olalım eyvallah

Gök Tanrı, tüm insanları muhabbette / cemalden / didardan / katardan / dirlikten / barıştan/ insan sevgisinden ayırmaya... Eyvallah

Dil bizden, nefes Hazret-i Pir'den, kabul Gök Tanrı'dan ola.

İnayet-i Seyyidi Kainat Sırr-ı Şah-ı velayet demi pir Hünkar Hacı Bektaş Veli,Aşkolsun...

--------------------------------------------------------------------------------

Yola Girmek
Destur alabilmek, yani Icazet alabilmek on dokuz sorunun cevaplarini hakkiyle bilmek zorunludur.
1- Kapida ne üzerinde durursun?
Ikrar üzerinde.

2- Kapi esiginden murad nedir?
Kapi Seriattir. Zahir ve batin ilme isarettir. Ici ve disi Muhammed-Ali'den ibarettir. Iki kanadida Hasan ve Hüseyin'dir. Esik ise Sirat-i müstakimdir ve Tarikatin birinci basamagidir. Mahviyet yolunun da basidir.

3- Post nedir ve cihar kuse Post ne demektir?
Post, Pir evindeki on iki Imam'a isarettir. Cihar kuse Post da dört kapiya isarettir; dört kapinin ortasinda oturmaktir. Post, Hz. Ismail'in kurbanindan kalmistir.

4- Dört kapi dedigin ne kapilaridir?
Seriat, Tarikat, Hakikat ve Ma'rifet kapilaridir ki bunlardan baska kapi yoktur.

5- Seriatta kimin oglusun?
Adem ogluyum.

6- Tarikatta kimin oglusun?
Tarikatta yol ogluyum.

7- Hakikatta kimin oglusun?
Hakikatta Anam Yer, Babam Göktür.

8- Ma'rifette kimin oglusun?
Ma'rifette kemal ogluyum.

9- Yolca, tarikat dilinde, Baba ne demektir?
Mürsid demektir, Hz. Pirin varisidir.

10- Rehber ne demektir?
Erkan üzerine yol gösterici, Talibi beraberinde götürüp Mürsid'e teslim edicidir.

11- Tarikatta kac mertebe vardir ve isimleri nelerdir?
Tarikatta yedi mertebe vardir ve isimleri de sunlardir:

1) Hz. Pir Postnisini
2) Dede Baba
3) Halife Baba
4) Baba ve Baba menzili
5) Rehber
6) Dervis
7) Muhib


12- Bu yolun asiki ne demektir?
Asik, meratibe henüz dahil olmayan demektir ve dahil oluncaya kadar ask ile zevk eder ve meratib sahiplerine niyazdadir.

13- Nerede ikrar verdin?
Erenler meydaninda Pir mukabelesinde ikrar verdim.

14- Ikrar verdiginde elin ve basin ve kulagin ve gözün ve özün ve gönlün nerede idi?
Elim ve basim Mürsidimin elinde idi ve kulagim emanet ve nasihatta idi. Ve gözüm didar-i Muhammed Ali'de idi. Ve özüm Dar-i Mansur'da idi. Ve gönlüm nefh'te ve Muhammed Ali'de ve on iki Imam ve ön dört Ma'sum-Pak'te ve Hak erenlerde idi. Ve mutlaka ikrarim Muhammed Ali'yedir.

15- Cem'de nereye ve kac a'za ile niyaz edersin?
Yedi a'za ile yedi niyaz ederim:

1) Esik'e
2) Horasan (Haci Bektas) Postuna
3) Mürsid Postuna
4) Tur'a ve Muhammed'in Minberine
5) Küre (Hasan ve Hüseyin)ye
6) Rehbere
7) Cümleten cümleye

A'zalar da sunlardir:
1) Bas
2) Agiz
3) Eller
5) Ayaklar
6) Bel ve bütün vücüt.


16- Mürsidin ile senin aranda ne nisan vardir?
Mürsidimle benim aramda (Tevella, Teberra) vardir. Tevella, Muhammed Ali ve Ehl-i Beyt ve Hak erenlere dostluktur. Teberra da Muhammed Ali ve Ehl-i Beyt ve Hak düsmanlarini düsman tutmaktir.

17- Mürsid kulagina ne emanet birakti?
Seriatta üstüvar ol, Tarikatta haberdar ol, Hakikatta sabit kadem ol, Ma'rifette payedar ol, dedi.

18- Dar nedir?
Dar, Cemal ve Celal'in ihata ettigi meydandir ki her maksuda oradan gidilir; sirat-i müstakime delildir; ifham ve tercüman makamidir. Vahdette alem-i küldür. Ceset bakimindan alti yöne isarettir ve Elif Lam'a besarettir. Tevella'da iyilikler ve güzellikler, teberra'da kötülükler ve cezalar yeridir.

19- Tevella ve teberra'nin baska manasi yok mudur?
Vardir, o da (Emr-i bilma'ruf ve nehy-i anilmünker)dir. Tevella Hakk'in rizasi, masivadan tecerrud, yani teberra da nehy edilen seylerden nefsi beri kilmak demektir. Nehy edilen seyler de özellikle: yalan söylemek, kalp kirmak, hirsizlik etmek, adam öldürmek ve buna benzer dogru olmayan sözler ve hareketlerdir.



alintidir..
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 07.11.10   #5
Canbaba60
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Nov 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 2
Rep Puani : 10
Standart Cevap: cemle ilgili aradıgınız her şeyi bula bilirsiniz..2


Merhaba imanim,


Ilkin mesajin icin tesekkür ederim.
Kisa bir sorum olacak can, Balim sultanla ilgili düsüncelerini ögrenmek istiyorum.


sevgilerimle.


Alevi toplumunun birligi Hak,ki icin ask ola
Sponsor Reklamlar

Canbaba60 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 07.11.10   #6
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: cemle ilgili aradıgınız her şeyi bula bilirsiniz..2


Canbaba60 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Merhaba imanim,


Ilkin mesajin icin tesekkür ederim.
Kisa bir sorum olacak can, Balim sultanla ilgili düsüncelerini ögrenmek istiyorum.


sevgilerimle.


Alevi toplumunun birligi Hak,ki icin ask ola

Makale Bana ait degil can zaten alintidir. yaziyor Balim Sultanla ilgili bilgiyi bu likte bulabilirisniz...

http://www.piryolu.com/forum/balim-s...im-sultan.html
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zöhre Ana ile ilgili ne düşünüyorsunuz Pir Mehmet Alevilik ve Aleviler /Ana Forum 162 04.01.16 20:15
Işıkçılar ile ilgili düşünceleriniz? Anadolum Sorularla Alevi'lik 2 18.05.11 16:58
Cemle İlgili Aradıgınız Her Şeyi Bulabilirsiniz... Xai Cem İbadeti 3 15.04.11 18:53
Bulusma Ile Ilgili !! DevrimChe Sepet 9 10.07.10 00:37
Alevilikle ilgili resimler gokkoz Alevi Resimleri 0 16.09.09 15:55




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2