Sponsor Reklamlar


Aleviler Alevileri anlatıyor:

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Bir Alevi'nin Gözünden Türkiye Forumunda Bulunan  Aleviler Alevileri anlatıyor: Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 15.03.15   #1
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Aleviler Alevileri anlatıyor:


Nil Mutluer
[email protected]RSS Beslemesi
Aleviler
Alevileri anlatıyor:
Siyaset birleştirmedi dağıttı,
Alevilik unutuldu,
kadın silindi!


- A +
PaylaşPaylaş
TARİH 15 Mart 2015 05:14







Yine, yeniden Aleviler...
Türkiye'nin Alevi meselesi.
Veya özgürlüklerden yaklaşan biri için Alevilerin Sünni ve bazı durumlarda Türk-Sünni meselesi.
Bir taraftan, mesele ile ilgili bilmediğimiz yok. Farklı siyasi duruşları ve yaklaşımları olsa da Alevilerin talepleri inanç özgürlüğü bağlamında ele alınabilecek yalınlıkta. Öte taraftan, kentleşmenin ve Türkiye’nin yanı başında, hatta içerisinde olduğu Suriye’deki savaşın Alevi meselesi üzerindeki etkileri hakkında bilmediğimiz veya esasında bilsek bile görmek istemediğimiz, halının altına süpürdüğümüz çok şey var.
Bugün bildiklerimizi tekrar etmek de, görmediklerimiz üzerine yeniden düşünmek de anlamlı, zira bir dönüm noktasındayız. Sadece Aleviler ve Alevilik için değil, aynı zamanda Türkiye için. Türkiye yolunu demokrasi, özgürlükler, sivilleşme ve yerellikten yana mı kuracak, yoksa otoriterleşme, kutuplaşma ve merkezileşmeden yana mı?
İçerisinde inanç ve etnik çoğulluğu barındıran Alevilere yaklaşım bu sorunun yanıtına yönelik önemli ipuçları sunabilecek nitelikte. Bu noktada hükümet kadar muhalefetin de attığı adımlar da belirleyici olacak.
Sadece Alevilerle...

Dönüm noktasında Alevi meselesini anlamak için Bağımsız Gazetecilik Platformu P24'ün araştırma desteği ile hazırlanan bu yazı dizisi T24 ile eş zamanlı olarak Yurt'ta da yayınlanacak. Dizi boyunca, Alevilerin ve kurum yetkililerinin kendilerini nasıl algıladıklarını, Aleviliği nasıl anlattıklarını, hükümetin ve muhalefetin meseleye yaklaşımını, uluslararası dinamiklerin meseleyi nasıl etkilediğini, Aleviler arasında kadınların konumunu ve Alevilerin hâlen yaşadıkları ayrımcılıklar ve kent yaşamının etkilerini sadece Alevilerle tartışacağız.
Bu sefer sadece Alevilerle konuşmayı hedeflememin bir anlamı var. Zira, çok geçmişe gitmeden, bugün Aleviler üzerine ana akım medya ve siyasette konuşulanlara odaklandığımızda meselenin klişelerle ele alındığını söylemek büyük bir iddia olmayacaktır. Ana akım, Alevileri, 'aralarında örgütlenemeyen ve hatta Aleviliğin ne olduğuna bir türlü karar veremeyen' bir grup olarak tarif etme eğiliminde. Yüzyıllardır merkezileştirme politikaları ile asimilasyona uğrayan Aleviler arasındaki inanç ve etnik çoğulluk, farklı tarihsel geçmişler ve kentleşmenin etkileri Alevilerin siyasette farklı şekillerde örgütlenmelerine neden oldu. Ancak, bugün gelinen noktada Aleviler taleplerinde ortaklaşıyorlar ve netler.
Aleviler Alevileri nasıl görüyor?

Peki tüm bu önyargılar içerisinde Aleviler kurumlarını nasıl değerlendiriyorlar? Kurumlarını nasıl eleştiriyorlar? Bundan sonrasını nasıl örmeyi hedefliyorlar? Bugün Alevilerin yaşadığı ayrımcılıklar ve hatta Gazi'de, Gezi'de, Armutlu'da, Okmeydanı'nda, kısaca Alevilerin yaşadıkları mahallelerde tek tek ölümler varken şimdi Alevi kurumlarını tartışarak diziye başlamak anlamsız gelebilir. Yaşama hakkının elinden alınması karşısında her şey anlamsız, her şey geçersiz elbette. Ancak, ana akım siyasi söylemlerde 'aşırı siyasi olmakla' suçlanan Alevilerin hedef olmasının temel sebebi inançları. Alevi kurumlarının inancı temsil etmek yerine siyasi adımlar attığı, kurum yöneticilerinin bazılarının siyasetin etkisiyle hareket ettiği kurumlara yöneltilen eleştirilerden.
Diğer yandan, Alevi kurumlarının bugün üzerine uzlaştıkları cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevilere ve Aleviliğe yönelik ayrımcılığın önlenmesi gibi maddeler de kurumların inanca yönelik talepler geliştirdiklerinin göstergesi. Bu noktada, Alevi kurumlarıyla ilgili sözü önyargılardan kurmak anlamsız. Onun yerine ilk günü bizzat Alevilerin Alevi kurumlarını nasıl değerlendirdiğine ayırmak daha doğru olacak. Zira, bugün inancın gereklerini kamusal alanda siyasilerle tartışan aktörler onlar.
Hareket genç, insanlar yorgun



Yol TV program yapımcısı gazeteci Vedat Kara

Hemen hemen görüştüğüm tüm kişiler Alevi hareketinin 20-22 yıllık serüvenine dikkat çektiler. Yol TV program yapımcısı gazeteci Vedat Kara'ya göre: “Genç bir hareket ve yapılması gereken birçok şeyi yaptı, ancak yenilenen ihtiyaçlara göre örgütler kendilerini yenileyemediler. Mücadelenin içindeki pek çok insan birbirleriyle gerekli gereksiz tartışmalar yüzünden yoruldu. Yanlışların dara çekilip düzeltilmesi yapılamadı. Olaylar kişiselleşti. Türkiye ne kadar muhafazakârlaştıysa, bu biraz Aleviliğe de yansıdı. Aleviliği kendini yeni bir biçimde ifade etmesi gerekiyor.”
Heba edilen süreç



Alevi Bektaşi Bilim Derneği Başkanı Hatice Altınışık

Alevi Bektaşi Bilim Derneği Başkanı Hatice Altınışık ise yaşanan önemli süreçlere de işaret ederek siyasetin dengeyi nasıl bozduğuna değiniyor:
“Aslında 2008-2009 yıllarında çok kıymetli süreçler yaşadık. İstanbul Kadıköy’de on binlerce kişinin katılımıyla bir miting yaşadık. Türkiye ve Avrupa’dan bütün kurumların içerisinde olduğu, sadece Cem Vakfı'nın kurumsal olarak dışında kaldığı ama bütün kitlesinin burada olduğu bir bütünleşmeydi. Fakat bazı Alevi örgütlerinin başındaki arkadaşlar bu sürecin arkasından hemen siyasetle ilişkilendi."
Alevi kurum yöneticiliğinin siyasi avantajları bitince…



Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça

Bugün Alevilerin sorun olarak hemfikir oldukları konulardan biri, Alevi kurumlarının inançtan çok siyasete odaklanması. Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, 'Kıblesi İnsan Olanlar' köşesinin yazarı Mersin'den dede Hasan Kılavuz ve Cem Vakfı Başkan Yardımcısı Doğan Bermek, Alevi kurumlarının siyasetle ilişkilenmemesi gerektiğini söyleyenlerden. Kılavuz bunu şu şekilde ifade ediyor:
“Alevi kurum temsilcileri kurumları hiçbir zaman siyasi partilerin arka bahçesi yapmamalı.”
Bermek’e göre ise: “Ortada Alevilik inancının biraz da sivil itaatsizlik yöntemleriyle kendisini görünür hâle getirmesi var. Bu süreçte organize olan Alevi hareketi birçok odaktan yapılandı. Bazı kurum yöneticiler siyaset amaçlı çalıştı. Bir gün Alevi kurum yöneticiliğinin siyasi avantajları kaybolacak. O zaman inanç özgürlüğü temel yaklaşım olacak.”
‘Aktif siyasete yönelen ‘rızalık’ istemeli’



Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu

Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu'na göre siyasette aktif olmak isteyen Aleviler kurumlarından rızalık istemeliydiler ve kurumlar ortak kazanımları için mücadele etmeliydiler:
"Siyaset yapmak üzere yola çıkan rızalık isteyerek kurumdaki görevini bırakırsa sorun çıkmayacağını düşünüyorum. Kurumlarda olup siyasete girenlerle ilgili bugün toplumun güveni sarsılıyor. Ayrıca, Aleviliğin ne olduğu gibi detaylarla birbirimizi çok yıprattık. Ortak kazanımlarımız üzerine odaklanmalıydık."
‘Yurttan sesler korosu’ olamamanın sancısı



Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan'a göre Aleviler siyaset üstü bir yaklaşımla kurumsallaşmalı:
“Her siyasi yapıya eşit mesafede, içerisinde çok sesliliği zenginlik gören yaklaşımla bir şefin usta yönetiminde yurttan sesler korosuna dönüşemediğimizden bu sancıları çekiyoruz.”
Avukat Mehmet Tural da benzer şekilde Alevi kurumlarının mekanizmasının dönüşme ihtiyacına dikkat çekiyor:
“Alevi kurumlarını bağlayıcı nitelikte karar alabilen ve örgütlerin de bu kararlara uymayı taahhüt edecekleri, dede, pir, rehber ve yansız Alevi aydınların oluşturacağı bir üst kurum kurulmadıkça bu ayrılıkların sürmesi doğal.”
Alevilerden sonra Aleviliği katleden devlete karşı birlik



Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucu Genel Sekreteri Kazım Genç

Eski Pir Sultan Abdal Dernekleri Başkanı ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucu Genel Sekreteri Kazım Genç de birlikte hareket etmenin önemini vurgulayanlardan:
“Alevi örgütlerinin yöneticileri olarak beceri geliştirmeliyiz. Eskiden Alevileri katlediyordu devlet, şimdi Aleviliği. Dolayısıyla Alevilerin birbirleriyle uğraşmaktan ziyade Aleviliği korumaya, asimilasyonun önüne geçmeye çalışmaları gerekiyor. Aralarındaki tüm farklılıklara rağmen birlikte hareket etmek zorundadırlar.”
Kamudaki ayrımcılığa karşı nitelikli mekanizmalar



Dersimli Antropolog Yrd. Doç. Dr. Dilşa Deniz

Dersimli Antropolog Yrd. Doç. Dr. Dilşa Deniz ise istikrarlı ve nitelikli mekanizmaların mücadele için önemini vurguluyor:
“Alevi kurumları hızla sosyal mühendislik projelerinin nesnesi olmaktan çıkmak durumundalar. Merkezi güçlerin elini inancın içinden çektirecek, kurumlarına, ritüeline, en önemlisi de bilgisine müdahalesinin önünü alacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bunun en önemli kısmı, kararlı ve istikrarlı politikalar geliştirmek ve bunu devlete kabul ettirmek olacaktır. Devletin ayrımcı politikalarına karşı, kamudaki ayrımcılığa karşı nitelikli müdahale mekanizmaları oluşturulması sağlanmalıdır.”
Cevap yetiştirmeye çalışmak yerine ‘aktör’ olmak



Birgün gazetesi yazarı Turan Eser

Alevi Bektaşi Federasyonu eski başkanlarından ve Birgün gazetesi yazarı Turan Eser ise Alevi hareketinin gündem yaratmamasını eleştiriyor:
“Türkiye Alevi hareketinin temel sorunu, ani kararlar üzerinden refleks göstermesidir. Ya da kendi dışında yaratılan gündemlere cevap yetiştirmeye çalışmasıdır. Oysa aktör olabilir! Kendi gündemlerini oluşturan, planlayan, çalışma ve faaliyetlerinde sürekliliği sağlayarak etkili olabilir.”
‘Müzakere kültürü geliştiremedik’



Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı Başkanı Geçmez

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez ve Genel Sekreter Sadık Özsoy toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelinerek müzakere kültürü oluşturmanın önemini vurguluyorlar:
“Müzakere kültürü geliştiremedik, Aleviler dışındaki kesimlerle, vatandaşlarla bir araya gelemedik. Diğer topluluğun sesini iktidarlara bırakmamak lazım. Daha fazla o topluluklarla müzakereler yapılması gerekiyor.”
‘İnanç ve öğreti anlamında eksiklikler yaşadık’



Pir Sultan Abdal Dernekleri Başkanı Doğan

Pir Sultan Abdal Dernekleri Başkanı Müslüm Doğan inanç ve öğreti eksikliklerine değinenlerden:
“İnanç ve öğreti anlamında eksiklikler yaşadık. Alevi Bektaşi örgütlerinde maalesef bunlar esas alınmamış. Önce inanç ve öğreti merkezinde örgütlenip yaşadığımız kent, doğa ve üretim ilişkisini de göz önünde bulundurarak toplumsal yaşam içerisindeki durumumuzu tespit etmek zorundayız.”
‘Aleviliği unuttular ve kadınları yok ettiler’



Yazar Gülfer Akkaya

Yazar Gülfer Akkaya inanç kadar kadınların göz ardı edilmesinin bugün Aleviliği nasıl etkilediğine dikkat çekiyor:
“Alevileri iki konuda eleştiriyorum. Bir, Aleviliği unuttular. Kendini bilmek ve bilgine sahip olmak Alevi kurumları açısından çok önemli. İki, Alevi kadınları yok ettiler. En temel Alevi damarı kestiler. Alevi erkeklerinin kendilerini birtakım kişisel ve kurumsal çıkarlar için kadınlar ve kadınların emeği üzerinden öne çıkartması hem Aleviliğin, hem de kadınların üzerini örttü.”
Siyasetin Alevileri dağıtmasına karşı Dergâhta Birlik



Serçeşme Dergisi editörü Ahmet Koçak

Serçeşme Dergisi editörü Ahmet Koçak inanç üzerinden birlik sağlanmasının önemine değinerek Hacı Bektaş Veli Dergâhı'nın çalışması 'Dergâhta Birlik'ten bahsediyor:
“Alevilerin birliğinin önündeki en temel sorun siyaset. Siyaset Alevileri birleştirmiyor, aksine dağılmasına neden oluyor. O nedenle biz tekrar dönüp dönüp ’Dergâhta Birlik’ diyoruz. Dergâhta Birlik meselesi hâlâ yeterince algılanabilmiş değil. Birlikten kastedilen, mevcut ocakların yan yana gelmesidir. Ocakların birlikte oluşturacak yapılanması ile inanca dair sorunların çözümü ve diğer konularda daha sonuç alıcı işler yapacaklardır. Ne yazık ki bu durum gerek ocaklarımız, gerekse demokratik kurumlarımız tarafından yeterince algılanabilmiş, özümsenebilmiş değildir.”
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (15.03.15 Saat 11:15 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.03.15   #2
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Aleviler Alevileri anlatıyor:


'Alevi muhtar
devletten hizmet alacaksa
önce cami istemek zorunda!'


- A +
PaylaşPaylaş
TARİH 17 Mart 2015 00:00







"Her Alevi muhtarın sümeninde bir cami talep dilekçesi bulunur!"
Yanlış okumadınız. Anadolu'da Alevilerle sorunları üzerine konuşurken birkaç Alevi muhtardan duyduğum bir sözdü. Köylerine altyapı ulaşması, okula gidecek çocukların servisinin köye kadar gelmesi, kanalizasyon borularının onarımının gecikmemesi gibi konuların sihirli formülü köye cami yaptırma talebinde bulunmak. Oysa, cami Alevilerin hepsi için geçerli bir ibadet mekânı değil. Ancak, yasal olarak halen ibadethane statüsünde kabul edilmeyen cemevi, köylerde dedevi, Pirevi, meydanevi ve doğadaki kutsal ziyaretler inancın vazgeçilmezlerinden. Aleviliğin nesilden nesile aktarımını sağlayan ocak sistemi oldukça zarar görmüş durumda, dergâhlar ise 1925 Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile kapatılmış hâlde. Kısaca, Alevi inancının temel mekân ve kurumları bugün siyasi nedenler, kentleşme ve doğayı hiçe sayan neo-liberal dönüşüm projelerinden dolayı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Aleviliğin kurumlarının böylesine zarar gördüğü bir ortamda mevcut eğitim sistemi de Alevilerin ya inançlarını gizlemesine ya da inancın nesilden nesile aktarımının zorlaşmasına neden oluyor.
"Zorunlu din dersinin kalkması" talebi Alevilerin en çok gündeme geldikleri konulardan biri. Aleviler gerek Türkiye'deki mahkemelerde, gerekse AİHM'de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) konuyla ilgili birçok dava kazandılar. Ancak, zorunlu din dersleri kalkmadı. Üstelik, seçmeli dersler arasına "Kur’an-ı Kerim", "Hz. Peygamberimizin Hayatı", "Temel Din Bilgileri" dersleri eklendi. Bugünkü uygulamada sadece Aleviler değil, bu seçmeli dersleri seçmek istemeyen diğer öğrenciler de mağdur. Zira, genelde felsefe, sosyoloji gibi diğer seçmeliler "öğretmen yetersizliği” gerekçesi ile açılmazken, öğrencilerin seçmeli din derslerine yönlendirildiği birçok velinin dile getirdiği bir durum.
Son iki yıldır mahalle okullarının imam-hatip lisesine dönüştürülmesi ise sadece Alevilerin değil, çocuğuna seküler ya da kendi din anlayışı doğrultusunda eğitim vermek isteyen tüm velilerin temel sorunlarından. Hatta bununla ilgili yaşadığım son örnek Alevilerden değil, AKP seçmeni, yazları çocuğunu Kur-an'ı Kerim kursuna gönderen bir tanıdığımdan. Mahalle okulunun gelecek sene imam-hatip lisesi olacağını öğrenince soluğu yanımda alıp, ne yapacağını danışalı henüz bir ayı geçmedi. Aleviler, bu sıkıntıların kendilerinin olduğu kadar Sünnilerin ve tüm yurttaşların sıkıntısı olduğunu da vurguluyorlar.
Hızır'ın Mekânı Gole Çhetu sular altında!



Hızır'ın Mekanı Gole Çhetu Uzun Çayır barajının yapımıyla sular altında kaldı
Bu sayfadaki doğa fotoğrafı herhangi bir fotoğraf değil. Fotoğrafın karşı kıyısında, sağ taraftaki ağacın hizasına düşen suların altında bir kutsal mekân var: Hızır Mekânı Gole Çhetu veya toplum arasındaki adıyla Gola Çetu. Munzur Irmağı ve Pülümür Çayı'nın kesişiminde, kadim zamanlardan bu yana gelen kutsal mekân, Uzunçayır Barajı’nın yapımıyla sular altında kaldı. Üstelik bu birçok kutsal mekânın da kaderi olacak gibi. Müzisyen kardeşler Metin-Kemal Kahraman ve gazeteci Şerif Karataş'ın 2010 yılında gösterime giren Gola Çhetu belgeseli Dersimliler için mekânın anlamını ve hissettikleri yoksunluğu gözler önüne seriyor. Üstelik bu sadece Alevilerin yoksunluğu değil. Belgeseli Getronogan Ermeni Lisesi'ndeki öğrencilerimle seyrederken mekânın ve ritüellerinin anıldığı yeni yıl anlamına gelen "gağan(t)" gibi Kürtçe birçok kelimenin Ermeniler için de kutsal olduğunu keşfettik. Belgesel yapımcıları Hızır'ın Mekanı'nın önemini şöyle açıklıyor:
"Türkçe’de ırmakların çatıştığı gölet anlamına gelen Gole Çhetu, kadim zamanlardan bu yana Hızır’ın mekânı olarak kabul ediliyor ve Dersim inancında özellikle halk arasında Hawtemale Pil, Kara Çarşamba, Newroz ve Mart Dokuzu olarak da adlandırılan 21 Mart kutlamalarının merkeziydi. Dersim Alevi inancında Hızır, ta yaradılışta Tanrı’nın büyük meziyetler bahşettiği tek ölümsüz peygamberdir ve sonra gelen 124 bin peygamberin rehberidir. 21 Mart sabahı Dersim halkı ırmakların kıyısında Hızır’ın nişangâhlarında ibadetlerini yapar. Bugün önü tutulan Uzunçayır (Merkez), Seyrantepe (Mazgirt) barajlarının yanı sıra hâlen yapımı devam eden veya yapılması planlanan altı baraj Munzur ve Pülümür vadileri boyunca bulunan onlarca kutsal mekânı sular altında bırakacak."
Devletten hizmet almanın koşulu cami istemek!

Çorum’da Alevi köylerine cami yapımının hâlâ devam ettiğine dikkat çeken dede Adıgüzel Erbaş, dergâhların nasıl Alevilerin ellerinden çıktığına da dikkat çekiyor:
“1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla Alevilerin eğitim kurumlarından Hacıbektaş ve buna bağlı Şahkulu Abdal, Musa Sultan, Karaca Sultan veya bugün AKP il binasının yerine yapıldığı Sütlüce’deki Karaağaç dergâhları kapatılarak Aleviliğin kılcal damarları kesildi. 1950’de Demokrat Parti iktidarla birlikte din derslerini getirdi ve 1980 darbesi ile zorunlu din dersleri ve uygulamalı namazlarla Alevi köylerine cami yapımı başladı, devam ediyor. Örnek, Çorum’a bağlı merkez Turgut Köyü cemevinin 50 metre karşısına 2009 yılları civarında cami yaptırıldı. Köye hizmet gitmediğinden köylüler istemek durumunda kaldılar. Muhtar devletten hizmet alacaksa cami istemek zorunda. Bu hizmeti devlet bürokrasisi dayatıyor. Çorum’a 20 kilometre mesafede Çayatap, Alevilerin yaşadığı bu köyde cami var. Sadece imam camiye namaza gidiyor. Yakın zamanlara kadar Çorum, Amasya ve Tokat’ta Alevi köylerinde ezan okunuyordu ve cuma selaları veriliyordu. Biz Aleviliğimizi gördüğümüz, bildiğimiz gibi yaşamak istiyoruz. Devlet erkinin Aleviliği tarif etmesini istemiyoruz. Rahatsız oluyoruz.”
İbadethane olarak cemevlerine itiraz
gerek
çeleri geçerli mi?




Cemevleri meselesinin çözülememesinde iki gerekçe sunuluyor: Birincisi ‘cemevi ibadethane midir?’ yaklaşımı, diğeri de tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili kanun
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı avukat Fevzi Gümüş cemevi meselesinin çözülmemesinin geçerli nedenlerinin olmadığını şu şekilde özetliyor:
"Cemevleri meselesinin çözülememesinde iki gerekçe sunuluyor. Birincisi ‘cemevi ibadethane midir’ yaklaşımı, diğeri de tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili kanun. Cemevi meselesi teolojik tartışmayla yaklaşılacak bir sorun değildir. Bir kesimin kendi inançlarını gerçekleştirdiği yer olduğuna göre, hâliyle tartışmaya açık değildir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanun anayasanın 90. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi dolayısıyla, bugün yürürlükte değildir. Yani, özellikle Aleviler açısından bir yasaklar manzumesi halinde olan bu yasa yakın zamanda Yargıtay’ın vermiş olduğu ‘cemevlerinin ibadethane olup olmadığı yargının konusu değildir’ yönündeki kararıyla da çok açık biçimde ‘Tekke ve Zaviyeler Yasası yürürlükte değildir’ denmiştir. Bu kanun da bahane gösterilerek cemevi meselesi ötelenemez. Dolayısıyla bu konuda küçük bir yasal değişiklikle mesele çözülebiliyor. Ayrıca bu yönde bir yasama iradesi de vardır. Bugün CHP de, HDP de, MHP de bu meseleyle ilgili Meclis’te sorun çıkarmaktan ziyade sorun çözme yönünde tavır alıyorlar."
‘Alevi köylerindeki camiler cemevine çevrilsin’

Kıblesi İnsan Olanlar köşesinin yazarı Mersin'den dede Hasan Kılavuz'un ise baskı ile yapılan camilerle ilgili bir önerisi var:
“Türkiye'de eşitlikten söz eden bir iktidar ve hükümet var, eğer eşitlik olacaksa Alevi köylerindeki camileri cemevlerine çevirsin. Nasıl ki devlet Sünni vatandaş için cami yeri ayırtıp yaptırıyorsa, bir köyde birkaç Alevi aile varsa, Alevi vatandaşa da arsa tahsisi yapıp cemevleri yapsın.”
Öğretmenin sorusu: Yoksa sen Alevi misin!



Alevi temsilcileri, Eğitim Sen ve bazı sivil toplum kuruluşları ‘bilimsel ve laik’ eğitim için 8 Şubat’ta Kadıköy Meydanı'nda miting düzenlemişti

Din dersleriyle ilgili iki temel sorun var. Dersin içeriği bir inanç olarak Aleviliği tam anlamıyla yansıtmıyor, dahası ders işlenirken Alevilere karşı ayrımcılık yapılıyor. Amasyalı, Cumhuriyet Gazetesi Yurt Haberleri Servisi Muhabiri Mehmet Menekşe ile konuyla ilgili yaptığı onlarca haberi konuşurken, kendisinin de yıllardır süregiden bu ayrımcılığa maruz kaldığını öğrendim:
“1976’da ortaokulu okumak için geldiğim Sivas Cumhuriyet Ortaokulu’nda din dersinde öğretmenin verdiği yıllık ödevini yapıp öğretmene verdikten sonra en büyük kırılmayı yaşadım. Ödevin konusu ‘Veda hutbesi’ idi. Dedeme sordum ve o söyledi, ben yazdım. Bir hafta sonra din dersi öğretmenin hışımla sınıfa girip ‘Mehmet Menekşe kim’ diye sorduğunu, gözlerinden çıkan kıvılcımları hiç unutmuyorum. Ödev, dedem yazdırdığı için tam puan alacağımı beklerken sıfır puan almış, bir sürü azar işitmiş, öğretmen ‘Yoksa sen Alevi misin’ diye sorduğunda ‘Evet ben Aleviyim’ diyememiştim. Adeta orada değerlerim, inandıklarım, doğru bildiğim her şey sıfırlanmıştı. Dedemin yazdırdığı ödeve bağırıp çağıran, aşağılayanın öğretmen değil, sistemin, devletin, egemen Sünni inanışının olduğunu yıllar sonra anladım. Ve Alevi çocuklarının bir şekilde buna benzer durumları yaşadığını yaşadıklarımdan biliyorum. Suçlanmak, öteki olmak, kendini gizlemek, Sünni gibi görünmek; gelinen noktada bunun devam ettiğine yaşayarak ve bir gazeteci olarak tanıklık etmeye devam ediyorum. En son 2013 yılında Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinde Mehmet Paşa Ortaokulu’nda bir din dersi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemi sonrasında ilçe karışmış, olaylar yaşanmış, haberini yapmıştım. Olay mahkemeye taşınmıştı. İlçe kaymakamının öğretmene nefret suçundan değil de görevi kötüye kullanmaktan soruşturma izni vermesiyle, devletin bir kez daha Alevileri yok sayışını hissettim. Bu tür nefret suçu işleyen öğretmenin de, imamın da, devlet görevlisinin de ceza almadıkları gibi ödül gibi ‘sürgün’ edildiklerine her seferinde tanıklık ettim. 15 yıldır yaptığım gazetecilikte Alevilere yönelik yaşanan onlarca hak ihlali, ayrımcılık, nefret suçu haberi yaptım. Ve gördüm ki suç işleyenler her seferinde ödüllendirildiler.”
Öğrenciye yurt barajı: Kızın oruç tutuyor mu?

Mehmet Menekşe ayrıca, Alevi öğrencilerin yurtlarda yaşadıkları sıkıntıların eğitim hayatlarına mal olduğuna da değiniyor:
"2007 yılında Amasya’nın Böke köyünden kızını yurda kayıt ettirmek için getiren babaya yurt müdiresi kızının oruç tutup tutmadığını sormuş, baba da ‘Tutuyor’ diye cevap vermiş, sonra da kızım burada yapamaz diye alıp köyüne geri götürmüştü. Aileyle defalarca görüşmüştüm ve Cumhuriyet Ortaokulu’nda yaşadığım kırılmayı tekrar yaşamıştım."
Eğitim Sünnilerin de sorunu

İskenderun'dan Alevi Kültürünü Araştırma Derneği Başkanı Nihad Yenmiş de eğitimin tektipleştiğine değinirken siyasasallaşmış dini yaklaşımın eğitime etkisine dikkat çekiyor. Sünnilerin de özgür olmadığını belirten Yenmiş, “15-20 yıl sonra, bugün Milli Eğitim Bakanlığı politikalarının ceremesini çekeceğimizden, eğitimin meyvesinin uzun sürede yetiştiğinden" bahsediyor.
Sürecek...
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.03.15   #3
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Aleviler Alevileri anlatıyor:


'Erdoğan döneminde Alevi düşmanlığı netti, Davutoğlu çok tehlikeli, bunu ustaca gizliyor'

- A +
PaylaşPaylaş
TARİH 19 Mart 2015 00:00







AKP döneminin yeni Başbakanı Ahmet Davutoğlu da Alevileri gündemine aldı. Çeşitli Alevi önderleriyle buluştu. Alevilerin kutsal mekânlarından Hacıbektaş ve Dersim'i ziyaret etti. Aleviler genelde ziyareti olumlu karşıladılar. Ancak, bu ziyaretlerin Alevilerde büyük bir heyecan yarattığını söylemek de mümkün değil. Davutoğlu'nun söylemleri Alevilerin yıllardır dillendirdikleri taleplerin çözümüne yönelik somut adımlar atmaktan uzak. Davutoğlu'nun Alevilik üzerine yaptığı konuşma ise farklı düzeylerde ele alınıyor. Bazıları Alevilerin somut talepleri karşılanmazken, Davutoğlu'nun Aleviliğin felsefesine hâkim olmasının yüzyıllardır zarar görmüş inanca ve mensuplarına daha da zarar vereceği kanaatinde. Ayrıca, ziyaretler sırasında görüşülen aktörlerin temsiliyetinin de kapsayıcı olmadığı da vurgulanıyor.

Hedef seçimde oy kazanmak!



Selda Özgür
Davutoğlu'nun ziyaretlerini oy kazanma çabası veya Alevilere "lütufkâr" davranıldığının göstergesi olarak değerlendirenler var. Bu tür girişimleri samimi bulmayan Antakya Mor Dayanışma'dan Selda Özgür'e göre hedef oy kazanmak:
“Kendini şirin gösterip seçim öncesi oy potansiyeli olarak gördüğü kitlenin sempatisini kazanma çalışmaları. Samimi bulmuyorum.”
Evrensel gazetesinden Serpil İlgün de benzer bir görüşü dile getiriyor:


Evrensel muhabiri Serpil İlgün
"Bu ziyaretlerin benzerleri daha önce de yapıldı. Eski Cumhurbaşkanı Gül, Eski Başbakan Erdoğan da ziyaretlerini de anımsamak gerek. Ancak bu ziyaretler Alevilerin taleplerini yanıtlamak ve sorunlarını çözmek gibi bir işleve sahip olmadı. Seçimlere ve oy kazanmaya, biraz da CHP’yi sıkıştırmaya yönelik hesaplar üzerinden yapıldı. Bu gün hala Dersim ismi resmen kabul edilmiş değil. Alevi Bektaşi yurttaşların Serçeşme olarak değerlendirdikleri Hacı Bektaş'ın statüsü hâlâ tanınmadı örneğin. Ya da Madımak katliamının işlendiğii otel utanç müzesi değil. Ve din dersleri zorunlu."
Dersimli antropolog Yrd. Doç. Dr. Dilşa Deniz de bu tür ziyaretlerin somut sorunları çözmekten uzak ve Alevileri 'öteki' gören, seçim odaklı bir zihniyeti yansıttığını düşünüyor:


Yrd. Doç. Dilşa Deniz
“Zaman zaman Alevi kurumları ve bölgeleri ziyaret edilerek, bir tür seçim ekonomisi işlettirilir ve bu yapılırken de o bölgeleri ziyaret etme bir tür “lütuf” olarak hatırlatılır. Çünkü çözülmeyen, yani resmi ideoloji/Türk-İslam sentezinin içine düşmeyen her türlü inanç, politika, kişi ve kurumlar devletin kabul ve hizmet sisteminin dışında tutulduğundan, bu ötekilik durumu zaman zaman bu 'lütufkar' davranışlarla hem tekrar hatırlatılır, aynı zamanda da kendi Türk/Müslüman kitle nezdinde 'ötekilik' bir kez daha güncellenir.”
Çözüm süreci tıkanınca



​Alevi Bektaşi Federasyonu eski Genel Sekreteri Kemal Bülbül
Alevi Bektaşi Federasyonu eski Genel Sekreteri ve Pir Sultan Abdal eski Başkanlarından Kemal Bülbül Başbakan'ın ziyaretinin Kobani direnişine denk gelmesine dikkat çekiyor ve Alevilerin kimlik olarak kabul edilmemesinin sorunları tetiklediğine dikkat çekiyor: "Başbakanın Hacıbektaş’a gitmesi, ardından Dersim’e gitmesi 6-7 Ekim Kobani direnişiyle Kürt meselesindeki çözüm sürecinin tıkanması ile ilgili. AKP bir nefes almak için ziyaretleri yaptı. Alevi Açılımını yeniden gündeme getireceği söyledi ama ortada somut bir şey yok. Ayrıca, Veliyettin Ulusoy şu anda Hacı Bektaşi postnişi. Hacı Bektaş’a gitmeyin, orada neye hizmet ettiği belli olmayan kişilere gidin. Dersim’e gittiğinizde Düzgün Baba'ya, Munzur Baba'ya, oradaki erenlere, velilere, ululara gitmeyin sizinle birlikte sizinle hareket edenlere gidin. Bu Aleviliğe nasıl bakıldığını gösteriyor. Türkiye’de Aleviler varlık yokluk arasında. Asıl sorun Alevi kimliğinin kabulü. Kimlik kabul edildikten sonra haklar tartışılabilir."
Davutoğlu daha tehlikeli!



Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Üyesi Sevim Yalıncakoğlu
Davutoğlu'nun ziyaretlerinde algılanan ikircikliğin yeni bir şey olmadığını, ancak kendisi bu ikircikliği daha ustaca gizleyebildiği için, onun selefinden daha tehlikeli olduğunu düşünenler de var. Bunlardan biri Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Üyesi Sevim Yalıncakoğlu:
“Aşırı tehlikeli buldum Davutoğlu’nu. Hiç falso vermedi. Kafanızı yere indirseniz konuşanın müthiş bir Alevi filozofun olduğunu düşünürsünüz. İnanılmaz bir hatip, inanılmaz bir bilgi ve inanılmaz bir Alevi dili. Şok oldum ve korktum. İnandırıcılığı çok yüksek. Eski Başbakan Erdoğan öyle değildi. İnandırıcılığı en fazla on dakika sürüyor, sonra fikri çıkarıyordu ortaya. Karşımdaki tehlikenin dürüst olmasını istiyorum. AKP'yi bu konuda takdir de ediyordum. Çünkü düşmanlığı netti. Erdoğan çok net şekilde 'Bunlar Alevi değiller' diyebiliyordu mesela. Biz karşımızdakinin kim olduğunu biliyorduk. Davutoğlu beni bu noktada çok korkutuyor. Buluşmayı yapan Dersimlilere de kızgınım. Cemevi postuna Başbakanı oturttular. O posta dedeler, analar ve mürşitler dışında kimse oturamaz. Kırklar meclisine Peygamber olarak bile girilemeyen bir yolun sürücüsüyüz biz. Bir yoldur bu. Siz bir insanı sırf Başbakan diye oturtuğunuzda ilk başta yola, kendi inancınıza ihanet edersiniz. Sanki Lazkiye’deki, Humus’taki, Halep’teki, Suriye’deki Alevileri öfkeli çocuklarmış gibi gösterip, Alevi katliamlarını yapanları destekleyen kendisi değilmiş gibi. O yüzden Davutoğlu bana çok tehlikeli geldi.”
Ziyaretlerin ardından Maraş'ta Vali engeli



Hasan Kılavuz
Çeşitli Alevi yayınlarında "Kıblesi İnsan Olanlar" başlığı altında yazan Hasan Kılavuz ise bir dede olarak ülkenin Başbakanının samimi duygularla kutsal mekanları ziyaret etmesini önemsiyor, ancak bu ziyaretten sonra Maraş anmalarının valilik kararı ile engellenmesi ve cemevlerinin ibadethane olarak tanınması yolunda somut adımlar atılmamasının bu samimiyete gölge düşürdüğünü söylüyor:
"Bir Başbakan Hacı Bektaş Veli Dergahı'nı ziyaret edip 'Talip olmaya geldim' diyorsa ve bu tarihten üç hafta sonra da Maraş'ta Aleviler 36 yıl önceki acılarından dolayı mezar ziyaretlerini yapmak isterken Vali'nin engellemesiyle karşı karşıya kalıyorlarsa bu samimiyet tartışılır. Davutoğlu'nun Dersim'i ve Dersim'de bulunan bir Cemevi'ni ziyaret etmesi marifet değil. Cemevlerinin yasal statüye kavuşturmak marifettir."
Olumlu bulanlar da somut adım bekliyor



Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan
Davutoğlu'nun ziyaretlerine daha olumlu yaklaşan bazı isimler de, bu tür sembolik jestlerin, çözüm yönünde atılan somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguluyorlar. Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan'a göre:
"Bunların samimi davranması ancak Türkiye'de toplumsal barışın hukuk planında örgütlenmesini benimsemeleriyle bir anlam ifade eder. Eğer bunda samimi değilseler, yani bu ziyaretler bugün sadece seçimde Alevi oylarını kısmen de olsa alma amacına yönelikse bu büyük bir fayda getirmez. Ahmet Davutoğlu bir akademisyen olarak aslında umut veriyor. Yani Sayın Cumhurbaşkanıyla aynı üslupta olmayabilir, daha olgun, daha realist davranabilir diyorsunuz ama, siyaset öyle bir şey ki orada bile bakıyorsunuz boynuz kulağı geçiyor. Sayın Cumhurbaşkanının kongrelerinde ya da gezileri sırasındaki üsluplarını fazlasıyla aşan bir Davutoğlu var karşımızda. Osmanlı saatte 100 km ile gidiyorsa Davutoğlu’nun dilinde 500 km süratle gidip geliyor. Hemen hemen her konuşmasında Evlad-ı Fatihan'dan bahsediyor, Osmanlı hayranlığını anlatıyor. Onun da ötesinde, Alevilerin içinde tarihsel olarak birkaç kişinin kötü izlenimi vardır. Bunlardan birisi Yavuz Sultan Selim’dir. Ama getiriyorlar köprünün adını koyuyorlar."


Cem Vakfı Başkan Yardımcısı Doğan Bermek
Cem Vakfı Başkan Yardımcısı Doğan Bermek benzer bir görüşü dile getiriyor:
“Olumu ziyaretlerdir ama sorun arkasında somut adımların olmaması. Yani bir süreç başlatıyorsa o süreci başlatacak, o süreci kabul edecek adımlar da atıyor olması lazım”
Katılanlar umutlu değil

Davutoğlu'nun Başbakan olmasından sonra Alevi kanaat önderleriyle gerçekleştirilen yemeğe katılan bazı isimler de atılması gereken adımların neler olduğunun hükümet katında bilindiğini, ancak yine de bu yönde somut bir irade gösterilmediğini vurguluyor. Eski CHP milletvekili Kamil Ateşoğulları şöyle konuşuyor:
"Başbakanın yemeğine, eski milletvekilleri, dedeler, kanaat önderleri, akademisyenler (ilahiyatçı, sosyolog) ve danışmanları katıldı. Kendisine çözüm bekleyen sorunlar, Alevilerin uğradığı hak ihlalleri ve mağduriyetleriyle çözüm önerileri anlatıldı. Önceden hazırladığım 6 adet ayrıntılı raporu sundum. Diğerlerini bilmem ama eski milletvekilleri olarak gidelim, anlatalım, gerisi kendilerinin sorumluluğu diye düşünüyorum. Şayet gidilmezse bu kez de 'biz davet ettik, kendileri gelmediler' dedirtmek istemedik. Çünkü, demogojiyi çok iyi yapıyorlar. Sunduklarımızı bilmemeleri olanaksız. Alevilerle görüştük diyecekler. Seçim nedeniyle bir sonuç çözmeyecekler, çünkü oy tabanlarını kaçırmak istemiyorlar."


Dede Garkın Ocağı’ndan dede Hüseyin Dedekargınoğlu
Benzer bir şekilde Başbakan Davutoğlu’nun Alevi gruplarıyla yaptığı toplantıya katılan Dede Garkın Ocağı’ndan dede Hüseyin Dedekargınoğlu ise Başbakan'a aktardıklarını şu şekilde özetliyor:
“AKP iktidarı döneminde Alevilik ile ilgili olarak açılım, çalıştay ve sempozyum gibi birçok çalışma yapılmasına rağmen hiçbir sonuç alınmadı, adeta havanda su dövüldü. Bu çalışmaların bazılarına katıldım. Bu toplantılara katılan Alevi temsilciler de Alevi tabana artık söyleyecek söz bulamıyorlar. Dolayısıyla kendilerini aldatılmış ve boş yere oyalanmış olarak hissediyorlar. Bugün her ne kadar at aynı at olsa da süvarisi değiştiği için ve bu süvari de Alevilerin sinir uçlarına dokunmak yerine, “Hak-Muhammed-Ali” gibi Aleviliğin temel kavramlarını kullanan birisi olarak bu sorunları çözmeye çalıştığını ifade ediyor. Bu söylemlerin samimi olduğuna inanıyor, geçmişe sünger değil, bir çizgi çekerek yeni bir başlangıç yapmak istiyoruz. Bu tavrımızı bugüne kadar olan aldatılmışlığımıza bir bahane bulmak olarak da düşünebiliriz. Ancak şunu utmayalım ki bu yeni başlangıçta hepimizin bir atımlık barutu vardır. Eğer bu soruna ivedi bir çözüm bulunmazsa gelecekte büyük sıkıntılarla karşılaşılabilir.”
Gerçek aktörlerle görüşme



Yol TV program yapımcısı Vedat Kara
AKP döneminde ilk kez Aleviler ile görüşülmesini önemli bulan Yol TV program yapımcısı Vedat Kara ise, çözüm yönünde somut adımlar atılması için öncelikle Aleviler'in gerçek aktörleriyle görüşülmesinin gerekliliğine dikkat çekiyor:
“Alevilerin bu konudaki mücadelesinin içinde önemli aktörleri var. Örneğin inancı buraya 800 yıldır getiren Hacıbektaş Dergâhı var. Başbakan Hacıbektaş ziyaretinde onunla görüşmüyor, orada 10-15 kişinin kurduğu Hacıbektaş Derneği ile görüşüyor. Bundan nasıl bir samimiyet bekleriz? Alevi Dernekleri açısından da öyle. Türkiye’de 60 bin üyesi olan derneği bir kenara bırakıyor yeni kurulmuş, 15–20 üyesi olan bir derneği muhatap alıyor. Böyle olunca burada bir ilerleme görmüyoruz. Hükümet meseleyi gerçekçi anlamda çözecekse Alevilerin gerçek aktörleriyle bir müzakere masası etrafında görüşmesi gerekiyor. Sorun sadece samimiyet meselesi de değil. Türkiye’de bir sorunun gerçekçi manada çözülme meselesi. Hükümetin samimiyeti varsa bunun yolu ortada.”
Tabela Açılımı



Nil Mutluer & Veliyettin Ulusoy
AKP döneminin Alevi yaklaşımını "tabela açılımı" olarak tanımlayan Postnişin Veliyettin Ulusoy'un şu sözleri Alevi topluluğunun çözüm yönündeki umutsuzluğunu özetleyebilecek nitelikte:
"Sonuçlar gülünç. Nevşehir Üniversitesi, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi oldu. Bir tabelamız var artık. Dersim meselesinde de ikinci bir tabela aldık. Onun dışında en ufak bir iyi niyet yok. Müzeye, parasız girilip-girilmemesi veya cemevlerinin parasının verilip-verilmemesi; çok küçük şeyler. Mesele biz “Seküler” bir devlet olabiliyor muyuz? Bizim istediğimiz en azından eşit bir vatandaşlık; itilip-kakılmayalım. Devlet dairelerinde, hatta şimdi özel sektörde bile Alevilerin iş bulması zorlaştı. Bu şartlar altında söyleyecek hiçbir şeyimiz yok."
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.03.15   #4
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Aleviler Alevileri anlatıyor:


Blog Yazarları
Nil Mutluer
[email protected]RSS Beslemesi

'Cumhuriyet tarihinde
Aleviliğe hiç bu kadar
müdahale edilmemişti'




- A +
PaylaşPaylaş
TARİH 22 Mart 2015 00:00







Geçtiğimiz günler boyunca AKP, CHP ve HDP'nin mevcut siyasi konjonktürde Aleviler tarafından nasıl algılandığını tartıştık. Biz Alevilerle Türkiye'nin Sünni-Türk meselesini konuşurken hükümet Aleviliğin 'öğretileceği' Hacı Bektaş Veli Lisesi'nin açılışını gerçekleştirdi. Dedelerin eğitilmesinden bahsedilen lise haliyle içerisinde epey sıkıntıları barındırıyor.
Alevilik, bilindiği gibi, sözlü bir şekilde ocaklarda dede-talip ilişkisiyle nesilden nesle aktarılan bir inanç. İnancın aktarıldığı mekânlar arasında dergâhlar, tekkeler, kutsalları arasında ise türbeler, ziyaretler; ağaçlar, dağlar, taşlar sıralanabilir. Alevilik, içerisinde inançsal ve felsefi bütünlük olsa da, aynı zamanda coğrafi farklılıklar da taşıyor. Aleviler bu durumu "yol bir sürek bin bir" şeklinde tarif ediyor. Bugün Osmanlı'dan gelen, Cumhuriyet'le de devam eden merkezileştirme politikaları, kentleşme ve siyaset ile ocak sistemi epey zarar görmüş olabilir ancak halen cemevleri, türbeler ve ziyaretler canlı bir şekilde varlığını sürdürüyor. Zira yasaklara rağmen inanç sahiplerini durdurmak mümkün değil.
Hal böyle olunca, dedelerin lisede eğitilmesinden bahsetmeyi modern akılla Alevileri tek tipleştirme hedefi dışında bir adım olarak okumak da mümkün değil. Aleviliği kim, nasıl müfredata sokabilecek, bu epey sıkıntılı bir mevzu. 1924'te Diyanet’i kurarak 1925'te ise Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile İslam ve İslam ile ilişkilenen inançların tek resmi temsilcisi haline gelen Kemalist devlet geleneği kanlı canlı bir şekilde devam ediyor. Yurttaşlarına ve insanlara rağmen inancı örgütlüyor.


Özel statülü Hacı Bektaş Veli Lisesi'nin temeli geçtiğimiz günlerde atılmıştı
Seçim telaşı bacayı sardı ancak hükümetlerin yurttaşlarına her daim atacak adımları olmalı düşüncesi ile Alevilere şu soruyu sormuştum: "AKP nasıl bir adım atsa, siyasi anlamda bunun olumlu, 'yeşil ışık' olduğunu düşünürsünüz?"
Konuştuğum hiçbir Alevi cevapsız bırakmadı soruyu. Yanıtlar çeşitli olsa da, Alevilerin temel taleplerinin yerine getirilmesi ortaklaşılan konulardandı. Bu temel talepleri şu şekilde sıralayabiliriz:
Başta zorunlu din derslerinin kaldırılarak eğitimin sekülerleşmesi, cemevlerinin ibadethane statüsünde kabul edilerek inancın Alevilere bırakılması, gündelik hayattan devlet bürokrasisine Alevilere ve toplumdaki farklı kesimlere yapılan ayrımcılığın önlenmesine yönelik somut adımlar geliştirilmesi ve Madımak'ın Utanç Müzesi olması.
Alevi İmam Hatip Lisesi ile ilgili yorumlarını ve diğer taleplerini de Alevilerden dinleyelim. Yorumları bugün Alevi inancı dışında inanca mensup kişilerin de dillendireceği nitelikte.
‘Cumhuriyet tarihinde Aleviliğe
hiç böyle müdahale edilmemişti’




​Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Müslüm Doğan,
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Müslüm Doğan, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde açılan Alevi İmam Hatip Lisesi'nin Aleviliğe cumhuriyet tarihinde yapılmış en büyük müdahale olduğu görüşünde:
"Dedelerimiz, babalarımız bizim ocak ve tekkelerimizde yetişir. Bizim kaynaklarımız bellidir. Bizim kaynaklarımız ocaklarımızdır. Bir Sünnileştirme çabası var. Bunu reddediyoruz. Cumhuriyet tarihinde hiç böyle müdahale edilmemişti. Bu lisenin müfredat kapsamına alınması cumhuriyette ilk kez devletin eğitim anlamında doğrudan müdahalesi."
‘Herkesin dini devletleştiriliyor’



​Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez devletin dine müdahale etmemesi yönündeki beklentilerini hatırlatarak, taleplerinin gerçekleşmesi yerine dinin devletleştirilmeye çalışıldığını vurguluyor:
“Kanunen özel kişi ve kurumların imam lisesi açması yasak. Şimdiye kadar yapılmak istenenlerin niyetini bu eylem gösteriyor. Aleviliği tariften çıkarsa o zaman derim ki hükümet hakikâten sorunu çözmeye başlıyor. Ancak, devlet elini dinden çeksin derken herkesin dinini devletleştirmeye çalışıyorlar. ”
‘Çocuğumun üzerinde hakkım yok’



​Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy
Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy da Sünni eğitimin Alevi çocukların eğitiminin kökten etkilediğini vurguluyor:
"Bugün ilkokullardan başlayan bir din dersi projeleri var. Devlet en azından şöyle diyemez mi? 'Alevilerin tayin edeceği öğretmenler tarafından' veya 'isteğe bağlı' din dersi olsun. Bunu bile duyamıyoruz. Çocuklarımız çalınıyor, beyinleri yıkanıyor. Sünni eğitime ve görüşe göre yetişiyorlar ve bir ebeveyn olarak benim çocuğum üzerinde hiçbir hakkım kalmıyor. Çok kötü dönemden geçiyoruz Aleviler-Bektaşiler-Kızılbaşlar olarak."
‘Zorunlu din dersi baskısı ateizmi artırıyor’



Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça
Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça da zorunlu din dersi baskısının ters tepki verdiğine dikkat çekiyor.
“Zorunlu din derslerinin kaldırılması, kaldırılmıyorsa seçmeli olması, bunun yanı sıra diğer dinlerin de seçmeli ders olarak verilmesi gerekir. Ateistlik de seçmeli dersler arasında yer almalı. Bu arada size samimi bir itirafta bulunmak istiyorum, zorunlu din dersi baskısı yapılırken liselerde ateist gençlik çoğalmakta. Etki tepki olayı.”
‘Eğitim, Alevi olmayanların da meselesi’



Dede Hüseyin Dedekargınoğlu
Dede Garkın Ocağı'ından dede Hüseyin Dedekargınoğlu eğitimin Aleviler dışında çocuğuna özgür eğitim vermek isteyen herkesin de meselesi olduğunu ekliyor:
“Alevilerin sosyal talepleri içinde sayabileceğimiz “ilk ve ortaöğretimdeki zorunlu din dersleri” konusudur ki şimdiye kadar Aleviler haklı olarak “okullarda çocuklarımıza Sünnilik öğretiliyor, oysa ben çocuğuma kendi inancımı öğretmek istiyorum” diyordu. Ancak Milli Eğitim'de uygulanan tevhidi tedrisat ve millilik anlayışının rafa kaldırıldığını göz önüne alırsak bu konunun Aleviler dışına taştığını görmekteyiz. O halde laikliği benimseyen, dindar ve kindar nesil yerine çağdaş bir nesil yetişmesini isteyen Aleviler dışındaki grupların da bu konuya eğilmeleri gerekmektedir.”
‘5 vakit ezan okunuyorsa Alevi çocuklar da sazıyla cemevine rahatça girsin!’



Dede Hasan Kılavuz
'Kıblesi İnsan Olanlar' köşesinin yazarı Mersin'den dede Hasan Kılavuz'un Alevi inancının özgürleşmesi için hükümete oldukça net bir önerisi var:
“Hutbelerde Aleviliğin bir inanç olduğunu ve bu insanların inançlarından dolayı horlanmaları büyük günah olduğunu bir fetva ile okutsunlar. Bu adımı görürsek adalet ve eşitlik getirildiğini düşünürüz. Cemevlerinin yasal statülerine kavuşturulması ve nasıl ki camilerde günde beş vakit ezan okunuyorsa, her Alevi çocuğu da kolunda sazı ile cemevine rahat girip deyişini söyleyip, semahını dönebilmeli.”
’El konulmuş Alevi dergâh
ve kurumları iade edilsin’




Avukat Mehmet Tural
Avukat Mehmet Tural devletin el koyduğu dergahları talep ediyor ve taleplerini şu şekilde sıralıyor:
“El konulmuş bulunan Alevi dergâh ve kurumlarının mallarının sahiplerine ya da bu konuda hizmet sunan Alevi kurumlarına geri verilmesi, fiilen mümkün olmayanlar için bedellerinin ödenmesi. Tunceli ismi en azından Dersim olarak anında değiştirilebilir. Hacıbektaş Dergâhı'nın ortasına bir hançer gibi 1834 yılında dikilmiş olan (Nakşibendi şeyhinin postnişin olarak atandığı dönemde) caminin orda yer alması gerekmediği konusunda bir söz söylenir ve yapılması düşünülen bir proje varsa ifade edilip gerekli adımlar atılabilir. Ayrıca Alevi inancının yol önderi olan Hacıbektaş Dergâhı Vakıflar İdaresi'nin ya da devletin el koyması hukuksuzluğundan kurtarılıp, yola hizmet eden kurumların denetim ve kullanımına sunulabilir.”
‘Aleviliği kendi meşreplerine göre tanımlamaktan vazgeçsinler’



Antropolog Dilşa Deniz
Aleviliğin olduğu gibi, tüm çoğulluğu ile kabul edilmesi Alevilerin temel talebi. Antropolog Dilşa Deniz “Aleviliği Türk-İslam projesine uyarlamaya çalışmaktan, kendi meşreplerine uyacak şekilde tanımlamaktan” vazgeçilmesi gerektiğini vurguluyor. Benzer şekilde Antakya Mor Dayanışma'dan Selda Özgür “Bütün halklar ve inançlar kendini ifade etmeli. İnançlarla ilgili ahkam kesen söylemlerin olmaması” gerektiğini vurguluyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri eski başkanlarından ve Alevi Bektaşi Fedarasyonu eski Genel Sekreteri Kemal Bülbül ise meselenin hak kadar Alevilerin tanınma meselesi olduğunu vurguluyor:


Alevi Bektaşi Fedarasyonu eski Genel Sekreteri Kemal Bülbül
“Türkiye’de Aleviler hak alma arasında değil varlık yokluk arasında bu nedenle aslında asıl sorun Alevi kimliğinin kabulü. Kimlik kabul edildikten sonra haklar tartışılabilir. Kimlik kabul edilmeden bunlarla ilgili bir gelişme olmaz.”
‘Cemevlerinin statüü
Diyanet’e sorularak çözülemez’




Siyaset Bilimci Barış Can
Antakya'dan Siyaset Bilimci Barış Can ise meselenin hak ve özgürlükler bağlamında ele alınmasını vurgularken devletin siyasetten elin tamamen çekse bile Alevilerin uğradığı zararların zaman içerisinde çözülebileceğini düşünenlerden:
"Öncelikle yapılması gereken Alevi meselesinin insan hak ve özgürlükleri etrafında görmektir. İnsan kendini ve inancını nasıl tanımlıyorsa öyle yaşamalıdır. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ulemaya sorularak, Diyanet'ten görüş alınarak çözülemez. Böyle bir yaklaşım sorunları dini referanslar çerçevesinde tartıştırarak çözümsüzlüğü dayatmaktadır. Devlet bir dinin, mezhebin taşıyıcısı olamaz, bir dinin, mezhebin veyahut dinsizliğin taşıyıcısı insandır. Ki devlet insanın bu taşıyıcılığını güvence altına almakla yükümlüdür. Ama bizde Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersleri mevcuttur. Bütün bunlar kaldırılsa bile Aleviler açısından adalet ve eşitliğin sağlanması zor ve uzun erimli bir iş olacak çünkü yasalar yeterli olmuyor. Devletin kurumlarında Alevilerin sayısına baktığınızda ve gün geçtikçe azalan bir ivmesi olduğu göz önüne alındığında yasalarla becerilemeyecek bir zihni değişiminde gerekli olduğu görülmektedir. İlk önce siyasetin buralardan elini ayağını çekmesi gerekmektedir. Dinsel söylem üzerinden siyasetin inşa edilmemesi ve insanların mezheplerinden dolayı ötekileştirilmemesi gerekmektedir."
‘Diyaneti lağvederse
hükümeti samimi bulurum’




Yazar Gülfer Akkaya

Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin bir çalışması kapsamında KONDA Araştırma geçen sene toplumda Diyanet'in algı araştırmasını yapmıştı. Yapılan araştırmada Alevilerin %48'i "Diyanet'in yapısı değiştirilerek Alevilerin temsilcisi olmasını", %45'i ise "Aleviler için Diyanet benzeri bir kurum olmasını" belirtmiş. Oysa, şehirlerde ve Anadolu'da yüz yüze görüştüğüm birçok Alevi'nin Diyanet'in doğrudan kaldırılmasına epey istekli olduklarını söyleyebilirim. Osmanlı'dan devralınarak devam eden dini devletin kontrol etme yapısı Alevi inancına özellikle XVI. yy'dan sonra epey zarar verdi. Diyanet'in kaldırılması görüşünü savunanlardan biri de yazar Gülfer Akkaya:
“Diyaneti lağvederse hükümeti samimi bulurum. Bunu yapmadığı sürece değil AKP, kendini laik, batıcı, cumhuriyetçi niteleyen Kemalistler dâhil hiç kimse bu konuda bir şey yaptım dememeli. Demokratik bir devletin içinde din kurumsallaşamaz.”


Engin Urcan
Serçeşme çevresi ile Diyanet'in Alevler için ne anlama geldiğini konuşurken Engin Urcan da "Diyanet'in kaldırılması" gerektiğini vurguladı.
'Korku politikasını CHP de sürdürüyor'



Nil Mutluer & Veliyettin Ulusoy & Ahmet Koçak
Serçeşme Dergisi editörü Ahmet Koçak ise bunun cumhuriyet döneminden devralınan, CHP'nin de devam ettirdiği korku politikası olduğunu söylüyor: "Diyanet olursa, aşırı uçlar radikal İslamcılara gitmez, İŞİD olmaz. Cumhuriyet yıllarında anlatılıyor. Aslında bakarsanız CHP’nin yıllardır Aleviler üzerindeki politikasıdır."
'Diyanet'in bütçesini bizden ayırın'



Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu
Benzer söylemeri bugün AKP'nin de savunduğunu da söylemek mümkün. Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ise Diyanet ile ilgili atılması gereken ilk adımı şu şekilde özetliyor:
“Diyanet için şunu söyledik; Diyaneti özerk bir yapıya getirin, inanç bütçesi adı altında bizden bütçesini ayırın. Bunu inanç bütçesi olarak koyun ve bizden almayın parayı. Yani siz devlet olarak bunun kolaylaştırıcılığını yapabilirsiniz.”
‘Devlet özür dilemeli’



Gazeteci Serpil İlgün
Evrensel Gazetesi'nden Serpil İlgün, Alevilerin yukarıda değinilen taleplerinin yerine getirilmesinin önemini vurgularken kimliklerden din hanesinin kalkması gerektiği ve Alevilerden özür dilenmesi gerektiğini hatırlatıyor:
“Kimliklerdeki din hanesi iptal edilmeli. Selçuklu’dan, Osmanlıya, Cumhuriyetten günümüze kadar, Alevilere karşı işlenen tüm suçlar kabul edilmeli ve devlet Alevilerden özür dilemeli.”
‘Aleviler ve inanç özgürlüğü için aynı talepler’



Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan “Alevilerin Talepleri, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve isteyenin bu dersi alması, kamuda yapılacak sınavlarda bunun yer almaması, Diyanet denilen yapının lav edilmemesi inanç yerlerinin inanç sahiplerine verilmesi, Alevi köylerine yaptırılmak istenen camilerden vaz geçilmesi, Madımak’ın utanç müzesi olması, Dergâhların Alevilere devredilmesi. Bunları yaparken Eşit yurttaşlık ilkesi doğrultusunda, benim adamım, partidaşım demeden liyakat, yetenek ve bilgiye bakılarak insanların kamuda istihdam edilmesi. Alevilerin hükümet kim olursa olsun bu devlet bizim diyebileceği bir duruma getirilmelidir. Bu gün hangi parti olursa olsun Alevilere karşı bir önyargı ile donatılmış durumda. Bundan bir an evvel vazgeçilmesi gerekir. Bu adımlarla beraber tüm yurtta yaşayan Ermeni Rum, Çerkez Boşnak Laz, Türk hangi ulustan olursa olsun Hristiyan Yahudi Müslüman ateist hangi inançtan olursa olsun devletin hepsine eşit mesafede olması gerekir.”
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (23.03.15 Saat 11:17 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.03.15   #5
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Aleviler Alevileri anlatıyor:


Blog Yazarları
Nil Mutluer
[email protected]RSS Beslemesi

Alevilikte
kadınlar var,

peki ya

Alevilerde?


- A +
PaylaşPaylaş
TARİH 23 Mart 2015 00:00








“Alevilerde kadınlar eşit!”
Gerçekten Aleviler arasında kadınlar eşit mi? Yoksa, bu cümle bir eşitsizliği mi gizliyor?
Alevilikte kadınlar eşit ancak, merkezileştirme politikaları, şehirleşme ve her daim var olan ve bugün Türkiye'de her yerimizi sarmalayan erkek egemen akılla Alevilerde de kadınlar ikinci sınıf. Üstelik egemen zihniyet tarafından 'öteki kadın' olarak konumlanan Alevi kadın, savaş ortamlarında da, gündelik yaşamda da, daha fazla ve daha ağır bir şiddete maruz kaldığını iyi biliyor.

Alevi kadınlar bu ayrımcılığın artık üzerine gidiyorlar. 11-12 Aralık 2014 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi'nde Prof. Bedriye Poyraz'ın koordinatörlüğünde ilk defa "Alevilik'te Kadın: İnançta ve Toplumda" konulu bir konferans düzenlendi. Çeşitli kurumlardaki Alevi kadınların iki alandaki önerileri de hazır: Alevilikte inancın gerekliliğine uymak, modern kurumlarda da cinsiyetçilikle mücadele edecek önlemleri almak. Alevi erkeklere açık mektuplar yayınlıyorlar. Antakya Mor Dayanışma'dan Selda Özgür kadın olmadan Alevilikte özgürlük talebinin hep eksik kaldığını vurguluyor. Evrensel Gazetesi'nden Serpil İlgün ise Alevili inancında kadınla erkeğin eşit olduğu söyleminin, gerçek yaşamda var olan cinsiyet ayrımcılığını gizlediğinde dikkat çekiyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri eski Disiplin Kurulu ve halen Ankara şube üyesi Şenay Keçeci rica etti: "Nil can senin aracılığın ile 2010 tarihli mektubu tekrar bütün Alevi kurumlarına gönderelim". Bu rica elbette geri çevrilemez. Eh o zaman analize, yoruma girmeden sözü doğrudan kadınlara bırakayım... Bugün ve yarın sayfalar Alevi kadınların!
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU YÖNETİM KURULU DİKKATİNE
30.Mayıs.2010’da yapmış olduğunuz Genel Kurul’da seçilen yönetiminize başarılar dileriz.
Yolunuz açık, Hızır yardımcınız olsun.
Bizler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde yönetici ve üye olan Alevi kadınlar, seçim sürecinde gördüğümüz birçok eksiklikten sadece birini sizlere hatırlatmayı görevimiz saydık. ”Bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözünü kendine ilke edinen insanlar olarak, yolda birlikte mücadele ettiğimiz canların eleştirimizde herhangi bir art niyet aramayacaklarını, dikkate alıp düzeltmek için çaba harcayacakları inancını taşıyarak kaleme aldık. Arkadaşlarımızdan bazıları delege olarak listenizi destekleyip yürekleri acıyarak kırmızı listeyi katlayıp oy kullandılar. Kızılbaş kadınlar olarak yüreğimizi acıtan şey her iki listede de kadının yok sayılmasıdır. Ve bizler bu listenin Kızılbaş inancının asla kabul etmeyeceği bir zihniyetle hazırlanmış olduğu ve bunun hem inancımızı hemde birlikte yürüttüğümüz Alevi Hareketini geri noktalara taşıyacağı endişesini duyarak sizleri yol önderlerimizi, Türkiye’deki örgütlülüğümüzün çatısı olan kurumumuzu uyarma ihtiyacı duyduk.Listenizde yer alan isimlerle herhangi bir sorunumuzun olmadığının altını çizmek istiyoruz. Sorunumuz olamayacağı gibi hepsinin yıllardır Alevi hareketine ne kadar emek harcadıklarını, ne kadar fedakar çalıştıklarını biliyor ve saygı duyuyoruz.
Yolumuzun erkeğe – kadına bakışını tekrarlamak yersiz olacaktır ama zaten bir kelimedir : “Can” . “Ölürse ten ölür canlar ölesi değildir” Kızılbaşlığın cinsiyet ayrımı yapmadığının en güzel ifadesidir. Üzülerek bizler de öğretimizin dışına çıkarak erkek canlar yada kadın canlar kelimesini kullanacağız. Bu kullanım sadece erkek canların “Benliğe lanet olsun” diyen bir kültürden gelipte erkek benliklerine lanet etmemelerinden dolayıdır. Erkek canları kendi benliklerine lanet etmeye davet ediyoruz. Yol önderleri olarak çok iyi bildikleri öğretimizi yaşam biçimleri haline getirmelerini istiyoruz.
"Fatmadır asılları,
Havva ana nesilleri
Çok içinde bilginleri
Özünde hak görenlerin"
diyoruz ve
Ey erenler erler nasıl ersiniz?
Söyleyin sizinle davamız vardır
Bacıları niçin nakis dersiniz?
Bizimde hazreti havvamız vardır
Bizide halk eden süphan değilmi?
Arslanın dişisi arslan değilmi?
Söyleyin makbulü rahman değilmi?
Ümmügülsüm, Zeynep, Leylamız vardır.
Ama nedense; erkek canlar mücadelenin içinde olan kadınları yok sayıyor, görmezden geliyor, sürekli belirleyici taraf oluyorlar. Yönetimlerinde çalışacak kadın canların olmadığını, kaç kadın cana görev almak isteyip istemediğini sorduklarını ama onların yer almak istemediklerini söylüyorlar. Bu sorunun bu şekilde aşılamayacağının farkında olarak, aşağıdaki önerilerimizin hayata geçirilmesini istiyoruz;
- ABF’nin önümüzdeki iki yıl için hazırlayacağı çalışma programında federasyona bağlı derneklerin kadın komisyonlarının kurulmasını,
- Kadınlara yönelik eğitim çalışmalarının yapılmasını,
- Kadınların dernek çalışmalarına katılımları konusunda cesaretlendirilmesini,
- Kadınların örgütlediği faaliyetler için olanak yaratılmasını,
- Önümüzdeki dönemlerde oluşturulacak yönetimlerde çok daha fazla kadının yer alabilmesini sağlamak için bugünden çalışma yapılmasını,
Sizlere yeni görevlerinizde tekrar başarılar diler, Alevi Hareketine kattığınız ve katacağınız yeni şeylerden dolayı yürek dolusu sevgilerimizi iletir, Pir Sultanın

İnancı, Bilinci ve Direnciyle selamlarız.
ŞENAY KEÇECİ ( PSAKD ÜYESİ )
‘Kadınlar olmadan, Alevilerin
özgürlük talebi eksik kalıyor’




​Antakya Mor Dayanışma'dan Selda Özgür
Antakya Mor Dayanışma'dan Selda Özgür İslam’la ilişkilenen diğer inanç ve mezheplerle kıyaslandığında Alevi kadınların daha özgür olduğunu belirtse de kadının yeri bağlamında Alevi kurumları ile Alevi toplumu arasında bir fark olduğuna dikkat çekiyor.
"Diğer mezheplere nazaran Alevi kadınlar görece daha özgür ve kadın kurtuluş hareketinin kazanımlarıyla etkileşime daha kolay geçebilir durumdalar. Kadınların Alevi örgütlerindeki yeri Alevi toplumunda tuttukları yerin oldukça gerisinde. Bu da Alevilerin yükselttiği özgürlük talebinin eksik kalmasına neden oluyor."
'Alevilikte kadın erkek eşittir' söylemi
var olan cinsiyet eşitsizliğini gizliyor




Serpil İlgün
Evrensel Gazetesi'nden Serpil İlgün de Aleviler arasında kadın-erkek eşitliğine vurgunun erkek egemenliğini meşrulaştırdığının ancak, kadınların buna itiraz etmeye başladıklarının altını çiziyor:
“Alevi toplumunda kadın erkek eşittir' söylemi, cinsiyet eşitsizliğinin üzerini örtme işlevi gören bir söylem. İnançları söz konusu olduğunda savunmacı bir pozisyon alan Alevi kadınların bu pozisyonunun 'eşitlik' yanılsamasında payı vardır. Ancak, ataerkil erkek egemen anlayış, Alevi kadınların bu savunma hallerinden yararlanmakla birlikte, onları ikincilleştiren pratikler sergilemekten de geri durmadı. Alevilik cinsiyetçi değilmiş gibi bir yargı üretildi ancak, inancın 'görünür' tarafında hep Alevi erkekler yer aldı. Kadınlar geri plandaydı. Ancak zaman içinde (kadın mücadelesinin yükselmesinin de katkısıyla) Alevi kadınlar, bu ikincilliğe, görünmez kılınmaya itiraz etmeye başladılar.
‘Berkin’in annesinin meydanlarda yuhatılmasının nedeni Alevi olmasıdır’



​Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Bedriye Poyraz
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Bedriye Poyraz inançta var olan kadın-erkek eşitliğinin gündelik yaşamın pratiğinde yaşanmadığını ifade ediyor ve bu eşitsizliğin Alevilere yönelik saldırılarda, kadınların özellikle, üstelik daha vahşi ve acımasız yöntemlerle hedef alınmasında görüldüğüne dikkat çekiyor.
"Alevi kadınların toplumsal açıdan daha özgür, daha eşit olduğuna dair yaygın bir kanaat vardır. Alevilik inancından, kültüründen kaynaklanan ve bu düşünceyi doğrulayan gerçeklikler var ama öte yandan, gönül rahatlığıyla bu bilgilere sarılmamızı engelleyen birçok durum da var. Yani işin aslı Alevi kadınlar Alevi toplumu içinde o kadar da eşit geleneksel aile rollerden sıyrılabilmiş değiller. Üstelik Alevi kadınlar, tarih boyunca, devlet/iktidarların açık hedefi olagelmişlerdir. Böyle bakınca, bu 'Alevi kadınların eşitlik ezberi' bir durumu ifade etmekten çok bir eşitsizliği örtmeye hizmet etmektedir. Toplumsal yaşamda da, Alevi kadınlar ile ilgili bu görüşü destekleyen birçok somut bilgi/gösterge var. TEPAV tarafından iller düzeyindeki var olan veriler kullanılarak oluşturulan toplumsal cinsiyet eşitliği endeksine göre kadın erkek arasındaki eşitsizliğin en az olduğu il İstanbul’dan sonra Dersim/Tunceli gelmektedir. Bütün bunlar Alevi toplumunda kadın erkek eşitliği söylemine destek vermektedir. Peki nereden çıktı bu eşitlik söylemi? Göç sonrası, kentsel ortamlarda Sünni Müslüman ideolojinin etkisini daha doğrudan üzerinde hisseden Aleviler, seküler ve eşit yurttaşlık temelli bir demokratik yaşama taraf olmayı koşulsuz tercih etmişlerdir. Kentlerde bu yaşam tarzını oluşturmaya çalışırken kendilerini kuşatan Sünni ideolojiye karşı geliştirdikleri savunmacı bir tutumla kadın-erkek eşitliği söylemini fazla kurcalamadan sarılmışlardır. Bu öz-savunmacı dil, yine kentsel ortamlarda, Aleviliğe ve Alevi kadınlara dönük, politik olarak serbest bırakılmış (mum söndü, cümbüş evi) yargıları bertaraf etmek için cepheye sürülmüştür. Biz kadınlar, kadın bedeninin muharebe alanı olmadığı, hiçbir kazanmanın gerçek zafer olmadığını biliyoruz, öğrendik. Dersim Tertelesinde hedef aslında Kızılbaş kadındır; öldürülmek için bile önce tecavüz edilmesi gerekir; pazarlık konusu edilmeleri, sürgüne gönderilmeleri, modernleşen yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin aristokrat özentisi askerlerin evlerinde hizmetçi, eş ve hatta seks kölesi olarak çalıştırılmaları elbette kadın oldukları içindir. Ama aynı zamanda Alevi Kızılbaş oldukları içindir. Tıpkı Ermeni kadınlar gibi, herkesin çevresinden ve hatta bazı üst düzey bürokrat ve generallerin eşlerinin Dersimli olduğunu öğrenmeye başladık daha fazlasını öğreneceğiz. Benzer biçimde Maraş katliamında 90 küsur yaşındaki kadın Alevi olduğu için önce tecavüze uğrar sonra da öldürülür. En yakın tanıklığımız olarak, bugün Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’ın tuvalet temizleyerek büyüttüğü evladını kaybetmesi yetmiyormuş gibi bir de meydanlarda yuhalatılmasının nedeni Alevi bir kadın olmasıdır."
‘Alevi kurumlarının yönetiminde
kadın temsiliyeti sağlansın’




​Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Ankara Şube Üyesi Şenay Keçeci
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri eski Disiplin Kurulu ve halen Ankara şube üyesi Şenay Keçeci Alevilik inancının özünde kadını erkekle eşit kıldığını, ama modern hayatta bu özün sözde kaldığını, sözün bu özü yansıtmadığını söylüyor ve Alevi kurumlarının yönetiminde kadın temsiliyetinin sağlanmamasını eleştirerek bir Alevi kadın manifestosu yazılması çağrısında bulunuyor.
"Öz' kadını inançta ve yaşamda erkekle eşit kılarken zaman içerisinde ‘’SÖZ’’ e geçişlerde kadın yok sayılmış asimilasyona yenik düşen Aleviler inançlarının özünü sözlerine geçirememişlerdir. Alevi kadınlar sadece erkek egemen sistemle mücadele etmiyor, bir de inançlarında olmaları gereken yeri elde etmek için mücadele ediyor. Alevi kadın akademisyenler, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, Alevi kadınların inancımızda ve toplumumuzda gerçek yerine ulaşmasını isteyen erkek canlarında desteğini alan, Alevilik inancının 'söz'den 'öz'e kavuşması gerektiğini ve bu öz’ü yaşam biçimi haline getirmek gerektiğini vurgulayan bir Alevi Kadın manifestosu yayınlanmalı. Türkiye'de Alevi kadın olmak her gece Suriye’de yaşayan Alevi kadınların çektiklerini ve Ezidi kadınların gördükleri vahşetin kabusu ile uyanmak demektir. Bu sebeple alevi kadınlar gericiliğe, şeriata, muhafazakarlığa geçit yok demeli ve mücadele etmelidirler. Bulundukları her alanda örgütlü ve birbirinden haberdar olmak zorundadır. 'Hal böyle iken Alevi Kadınların örgütlü mücadele verecekleri yerler, yani Alevi kurumlarımız kapılarını kendilerine biat etmeyen kendileri gibi düşünmeyen kadınlarımıza kapatmış ve o zirvelerdeki benliklerini uçurumdan aşağıya atmak yerine kadınlara Alevi derneklerimizde yer vermemiştir. Bakınız Alevi örgütlenmelerinin başkanlarına ve yönetimlerine ve delegasyonlarına AKP'de Alevi örgütlerindekinden daha çok kadın var sanırım.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.03.15   #6
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Aleviler Alevileri anlatıyor:


'‘Alevi kadınlar
cemde eşit,
eşikten çıkınca
başka bir dünya var!'


- A +
PaylaşPaylaş
TARİH 24 Mart 2015 00:00







On gündür devam eden bu yazı maratonuna bugün son sözü bir kez daha yine kadınlara bırakarak ara veriyoruz. Ara veriyoruz diyorum, zira Türkiye'nin inanç, ifade, fikir özgürlüğündeki adımların ağırlığı ve hatta ilerlemediği düşünüldüğünde içerisinde inanç ve etnik çoğulluğu barındıran Alevilere yönelik meseleler daha çok tartışılacağa benziyor.
Bu on gün boyunca Alevilere ve Aleviliğe ilişkin güncel meselelere odaklandım ve bu sefer sözü özellikle sadece Alevilerle paylaştım. Zira, üzerlerine sürekli yorum yapılan ve siyaset geliştirilen Alevilerin kendilerinin, Türkiye'nin siyasi aktörlerini ve inançlarının bugünkü halini nasıl algıladıkları meseleyle ilgili hakikatin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu saha çalışmam da gösterdi ki Alevilerin, Alevi inancının ve Alevi kadınların sorunlarında ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinde maalesef hâlâ bir değişiklik yok. Aleviler gündelik yaşamda, okulda, iş yerlerinde ve kamu dairelerinde düzenli ve sistematik olarak ayrımcılığa uğruyorlar. İnançlarını kendi bildikleri gibi yaşamak, muhafaza etmek ve gelecek kuşaklara aktarmak için büyük güçlüklerle mücadele ediyorlar. Ve Aleviler, tüm çeşitlilikleri ve zaman zaman kendi içlerindeki politik anlaşmazlıklarına rağmen, bu sorunlarının nasıl çözülebileceğini ne kadar iyi biliyorlarsa, bugünkü iktidar da, tüm selefleri gibi, onları dinlememekte o kadar kararlı.
Alevilerin sorunlarını çözmek için verdikleri mücadelede ilişkilendikleri iktidarından muhalefetine siyasal partilerin Alevilerin sorunlarına yaklaşımını da, bu yazı dizisi boyunca Alevilerin gözünden tüm çeşitlilik ve gerilimiyle analiz ettik. Alevi toplumu genel olarak AKP'nin Alevi sorununa bakışını samimiyetten uzak buluyor ve Alevi inancını Alevilere rağmen tanımlamaya çalışan dayatmacı bir yaklaşım benimsediği görüşünde ortaklaşıyor. AKP'nin bilinen sorunlara, bilinen somut adımları atmasından umudu kesen Aleviler, yaklaşan seçimlerde esas olarak bugüne kadar laiklik vurgusu nedeniyle yakın durdukları ama, düş kırıkılıklarına da uğradıkları CHP ile, temkinli bir umutla yaklaştıkları HDP arasında bir tercih yapacakmış gibi duruyorlar.
Aleviler, içinde çoğulluğu barındıran ve kadın, erkek ve tüm canlılara eş değer veren inançlarının, merkeziyetçi, hiyerarşik, ataerkil değerlerle örülmüş modern siyaset ilişkileri içerisinde kendini asimilasyona karşı savunmaya çalışırken nasıl dönüştüğünün de haylice farkındalar. Kendi eleştirdikleri hiyerarşik yapıları çoğu yerde; özellikle cinsiyet ilişkileri bağlamında kurumlarının içinden yeniden ürettiklerini görüyorlar. Dolaysıyla Aleviler için hem Türkiye'deki siyasal erkler ile hem de Alevi toplumu içerisindeki erkek egemen erklerle mücadele devam ediyor... Bu mücadele yazı dizisi boyunca Alevi toplumu üyelerinin de hep vurguladığı gibi, nispeten genç Alevi hareketinin demokratikleşme, çoğullaşma ve en önemlisi inanca verilen zararları anlayarak inanca geri dönme mücadelesi. Ve elbette, aynı zamanda, cinsiyetler arası ayrımcılığa karşı da verilen bir mücadele. Bu anlamda, Alevilerin devletten beklentilerinin karşılanması ve kendi içlerindeki sorunlarını aşmaları, Türkiye'nin demokratikleşmesi ile de, hem neden, hem de sonuç olarak ilişkili. Zira Aleviler, kendi içlerindeki çoğulluğu ancak demokratikleşmiş bir Türkiye'de özgürce yaşayabilirler ve Türkiye, sadece Alevilerin değil, bu coğrafyada var olan tüm etnik ve inanç gruplarının kendi içlerindeki ve aralarındaki çoğulluğu yaşatabildiği ölçü de demokratikleşme yolunda ilerleyebilir.
‘Cem'de kadın eşit, eşikten
çıkınca başka bir dünya var!’




​Pir Sultan Abdal Vakfı eski Başkanı Emel Sungur
Pir Sultan Abdal Vakfı eski Başkanı Emel Sungur, Alevi kadınının hem tarihsel olarak, hem de inançta eşit olduğunu, ama günümüz gerçekliğinde geri planda tutulduğunu vurguluyor:
"Cem ritüeli uygulanırken eşikten içeriye giren canların eşit olmadığını söylemek mümkün değildir, çünkü orada artık erkek- kadın ayrıtı yoktur, can vardır. Ancak eşikten dışarı çıkıldığında bir başka dünya vardır ve ne yazık ki dünya tamamen değişmektedir. Anadolu kadını, Alevi kadın tarihte yazdığı direnme, yüreklilik ve adalet duygusu ile belleklerimize yerleşmiştir, Fatıma Ana, Kadıncık Ana, Anca Bacı (Ocağı) , Güzide Ana (Katibi) yolumuzu aydınlatan kadınlarımızdır. Alevi yaşamının içinde her daim varlardır ancak, ne yazık ki bu örnekler gelen yüzyıllarda çok artmamıştır. Tarih, yörelerinde ve gönüllerde kalmış bu isimlere çok kayıt düşmemiştir. Yüzlerce dede Cem yürütürken Cem yürüten ana sayısı sınırlı kalmıştır, yolu yürüten dedelerin cinsiyetleri aslında gelenekte önemli olmamasına rağmen uygulamaya bakıldığında sayısı sınırlı olan anaların bile çok gönül rahatlığı içinde yolu yürütemediği zaman zaman görülmektedir. Uygulamalardan gördüğümüz kadarı ile inanç noktasında kadınların çok daha duyarlı olduğu, çok daha samimi olduğu ve inancı için her türlü fedakârlığı yapacağı görülmektedir. Ancak kadınlar ekonomik olarak çok özgür değiller. Ve köyden kente göçte gelir düzeyleri çok düşük olup, eğitim sorunu da eklenince yaşamlarını idame ettirmek için beden gücünün öne çıktığı hizmetleri yaparak aileye katkıda bulunmak durumundadırlar. Toplumun egemen Sünni inancı ne yazık ki yaşamımızın her alanına nüfuz etmiştir. Bu durum sokak, iş yeri, ev, çalışma yaşamı ve eğitimde ki cinsiyet ayrımını elbette ki etkilemektedir. Bu etkileşimden en fazla nasiplenen kadınlar olmaktadır. Böylesi bir yaşamda kadın görünürlüğü ortadan kalkmaktadır. Yıllardır yürütülen örgütlü mücadele içinde bulunan erkek yöneticilerin pek çoğunun yol arkadaşlarını, eşlerini yanlarında veya bu alanlarda göremediğimiz somut bir gerçekliliktir. Bütün bunların büyük ölçüde nedeni, inancın istediğimiz gibi yürütülememesi, kesintiye uğramış olması ve egemen inancı, yönetimi, siyaseti örnek almasındandır."
‘Alevilik erkekleşti, geçmiş olsun!’



Yazar Gülfer Akkaya
Yazar Gülfer Akkaya Alevilik ile Alevi kadının bütünlük içinde olduğunu, kadın eksik temsil edilmeye başlamasının inancın asimilasyonuna da neden olduğunu vurguluyor:
"Bir Alevi toplumu var. Ama ortada bir, Alevilik yok, iki, Alevi kadını yok. Çünkü Alevilik dediğin şeyle Alevi kadınları bir bütündür. Diyorum ki Alevilik denen inanç biçiminin kendisi oluşmaya başladığı andan itibaren kadınlar vardı. O Alevilik bilgisinin üretilmesine, yeni kuşaklara aktarılmasına, o anda o pratiklerin yapılması, Alevilerin kutsal gördükleri yerlere gitmesi, onların yemeklerinin, hizmetlerinin yapılması, hepsi kadınlar tarafından organize edilip kadınlar tarafından aslına bugüne getirildi. Alevi kurumlarının siyasal mekanizmalarında kadınlar yoklar, varlarsa bile etkisiz elemanlar. Dolayısıyla Alevilik inancı, Alevi kadınlara yönelik erkek egemen uygulamaların gelişmesiyle ilk asimilasyonuna ve en devasa başkalaşımını yaşadı. Kadıncıl bir inanç olan Alevilik, erkekleşti. En çok bu anlamda geçmiş olsun."
Kadın kotası olmalı



​Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça
Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça devletin erkek egemen yapısının Alevileri de etkilediğini vurguluyor ve Alevi kurumları için kota öneriyor:
"Alevi toplumunda kadın; devlet politikasında oluşturulmaya gayret edilen kadın imajına ters. Biz kadınımızı alıp erkekle aynı çizgiye taşımışız. Bugün Alevi örgütlerin yönetimindeki kadın sayısının daha çok olması gerekir. Yönetim seçimlerinde mutlaka yarı yarıya kadın kotası getirilmelidir."
‘Eş başkanlık gelmeli’



Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Üyesi Sevim Yalıncakoğlu
Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Üyesi Sevim Yalıncakoğlu inanç temel alınmadığı için kadınların ikinci sınıf olduğunu belirtiyor ve Kürtlerin eş başkanlık sisteminin Alevi örgütlerine yerleşmesini sağlamayı da hedeflediğini belirtiyor:
"Tamamen Aleviliğin özüyle yaşamaya çalışsak hiçbir sorun olmaz. Benim bundan sonraki en büyük savaşım eş başkanlık sistemini getirmek. Kürtlerin o sistemini alıp kullanmak."
‘İnanç gündelik hayatta nasıl etkilendi?’’



​Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri eski Sekreteri ve Alibeyköy Cemevi Şube Sekreteri avukat Nebahat Bektaş
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri eski Sekreteri ve Alibeyköy Cemevi Şube Sekreteri avukat Nebahat Bektaş da Aleviliğin asimilasyon altında olmasının inancı gündelik yaşamda nasıl etkilediğini anlatıyor:
"Günümüzde Aleviliğin yoğun asimilasyon altında olması, toplumu her geçen gün yaşam tarzı ve bilinç düzeyi olarak geriye götürüyor. Aleviliğin bazı yönlerinin de kaçınılmaz olarak etkiliyor. Mesela, Alevilikte boşanma yasak olmasına rağmen, Alevi çiftler arasında da boşanma görülmeye başlanmıştır. Cemlerde kadın erkek yan yana, birlikte ibadet edebilecekken, inanç olarak bunu yasaklayıcı yön bulunmamasına rağmen bugün pek çok cemevimizde ne yazık ki haremlik- selamlık uygulamasını görmekteyiz. Yüzyıllardır bunun bize yakıştırılan iftiralardan kurtulmanın çaresi olarak da geliştirildiğine inanmaktayız. Yine, cenaze erkanlarında, kadın-erkek ayrı ayrı şekilde saflar oluşturulmaktadır. Cenaze erkanlarımızda, ne yazık ki cübbeli-sarıklı hocalar görmekteyiz."
‘Kadın yoksa yaşam da yok!’

Oniki Gazetesi yazarlarından Sibel Yalçın Alevilik içindeki bilgi yeniden hatırlanmadıkça inanç kadar adil yaşamın da zarara uğradığına dikkat çekiyor:
"Alevi pratiği içinde kadının konumu değişmedi elbette ancak, günümüzün kadınları; sosyolojik, psikolojik baskılar altında ezilmeye devam ettikçe; Alevi kadınları da ister istemez bu toplumun bir parçası olduklarından, inanç ritüeli içinde kendilerini geri çekme “savunmasına” girmiş durumdalar. Kadın; Alevi ritüelinde Hakk’tır. Kadınlarımız bu bilinci tekrar hatırlamadığı sürece; günümüz “erk egemen” toplumu içerisinde erimeye devam edecektir. Toplumu ayaklandıracak olan da; toplumu değiştirecek ve geliştirecek olan da kadındır. Kadınlar aktif olarak yaşama kendilerini empoze etmedikleri sürece; ne inanç kalır, ne adil bir yaşam kalır, ne de bir varoluş nedeni ortada kalır. Kadın yoksa; yaşam yok. Tüm bildiklerimizi hatırlamaktır mühim olan."
‘Erkekler kadınların rekabetinden korkuyor’



Antropolog Dilşa Deniz
Antroplog Dilşa Deniz akademik alanda da erkeklerin cephesi ile karşı karşıya olduğunu söylüyor:
"Evet, eğitimli bir kitle kadınlar ama şimdi de toplumda söz söyleme konumlarından, erkeklerin 'maharetli' yöntemleriyle engelleniyorlar. Akademik ve metodolojik olarak inançla ilgili sağlam bir çalışma yapan biri olarak erkek şovenizminin gizli dayanışmasının oluşturduğu bu sert bir cephe ile yüzleşmek benim için hiç kolay olmadı. Çok rekabetçiler ve seni alana sokmamaya kararlılar. Binlerce yıllık genetik kültürel pratik ile kişi ve kuruluşların varlığıyla başarıyorlar. Kendilerini sosyalist, eşitlikçi olarak tanımlayan akademisyen erkeklerin özellikle kendilerine rakip gördükleri kadınların dışarıda özenle tutulduğu oluşumlar oluşturuluyor mesela. Dolayısıyla evet eğitim aldık, iddialı çalışmalar da yapıyoruz, güçlüyüz ama erkek şovenizmi bütün bu ilişki ağlarını kontrol ederek, akademik ve uzmanlık alanlarından uzak tutarak akademik bir haydutluğa dönüşecek formlarda bizi vurmaya devam ediyor: Güvenli ve asla ispatlanamayacak metotlarla elbette."
‘Cumhuriyet de kadınları özgürleştirmedi’



​Alevi Bektaşi Bilim Derneği Başkanı Hatice Altınışık
Alevi Bektaşi Bilim Derneği Başkanı Hatice Altınışık, Alevi erkekleri devletin erkek egemen zihniyetini benimsedikleri için eleştiriyor. Altınışık'a göre, cumhuriyetin erkek egemen zihniyeti aktif olan Alevi kadınları etkisizleştiriyor:
"Alevilikte var olan kadın Alevilerde bugün yok. Devletin Alevisi olmayacağız diye söz söyleyen Aleviler bu devletin oluşturduğu erkek egemen mekanizmayı aslında Alevi örgütlülüğüne olduğu gibi nakşettiler ve uyguladılar. İşleyen mekanizmanın içinde Alevi kadını pasif değil, eğitimsiz değil ama, Alevi kadını inançsal kimliğinden de uzaklaştırıldığı için sisteme entegre olmuştur. Hep diyorlar ya cumhuriyet bizi kurtardı, kadınları özgürleştirdi diye ben buna katılmıyorum. Alevilik açısından baktığımızda da katılmıyorum. Osmanlı döneminde 16, 17 ve 18.yüzyıllara baktığımızda Alevi kadın ocaklarını görüyoruz. Buyrunuz Hacıbektaş dergâhlarımız var. Hubyar Ocağı, Derviş Cemal Ocağı var, kadın ocakları var. Alevi kadınları ocaklarda aktif. Kadın ozanlar var. Dolayısıyla biz bir dönem Alevi kadınları olarak, Kızılbaş kadınları olarak bu inancın yönetim mekanizmasındaysak bugün sadece bu inancın içerisinde erkeğin gösterdiği kadarıyla, karar merciinde değil, sadece ihtiyaç olduğu taktirde hizmet eden bir mekanizmanın içindeyiz."
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.10.15   #7
leterefuru
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2015
Nereden: denizli
Mesajlar: 10
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Aleviler Alevileri anlatıyor:


güzel konu paylaşılmış yüreginize saglık
Sponsor Reklamlar

leterefuru isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
ALİ, Kim Olduğunu Kendi Dilinden Anlatıyor adsizkowboy Hz.Ali 2 14.08.13 21:05
kurt alevileri ve turk alevileri Kayıtsız Üye seyyid Sorularla Alevi'lik 3 23.07.13 13:15
Sakine Ana PKK' ve Kürt Sorununu anlatıyor miSbon Pir Yolu Haber Merkezi 1 11.06.11 17:11
Ebü'l Vefa Semahı Anlatıyor Dede-baba Alevi'likte İbadet 0 26.01.10 18:32
Mevlana, Hz. Ali'yi Anlatıyor Alevi Alevi Kültürü 0 05.09.09 01:01






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2