Sponsor Reklamlar


Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm

 Cem Evlerimiz Katagorisinde ve  Bagcilar cemevi Forumunda Bulunan  Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen Alevi

 
Seçenekler
Alt 11.09.09   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm


ANADOLU'DA HURİFİLİK


Anadolu'da Hurifilik

Hurufilik’tevarlığın özü sesten oluşur ve Tanrı harfler aracılığıyla insandatecelli eder. İnsan, tanrısallaştırılır. Hurufiliğin temeli, Tanrı’nıninsanda tecelli ettiği düşüncesine dayanır.

XVI.yüzyıllabirlikte ise Anadolu’da Safevi propagandası yoğunlaştı. Bupropagandanın niteliğini ve Anadolu’daki etkilerini gerektiği gibianlayabilmek bakımından Safevilerin soyuna ve faaliyetlerine dedeğinmek gerekir. Safevi adı, bu soyun atası Şeyh SafiyüddinErdebili’ye (Ölm. 1335) dayanmaktaydı. Şeyh Safi’nin Erdebildekitekkesi daha XIV. yüzyılda oldukça ün kazanmış bir dinsel merkezdurumundaydı. Erdebil Tekkesi’ne Anadolu’da dahil her yandanziyaretçiler akın etmekteydi. Bu tekkenin saygınlığından dolayı, ilkOsmanlı Padişahlarınca da buraya her yıl çerağ akçesi adı verilenarmağanlar gönderilirdi. İşte Safevi Devleti’ni kuranlar bu ŞeyhSafi’nin soyundan gelenlerdir. Şeyh Safi’nin müritleri arasında şiiveya sünnilerin yanısıra budistler, hıristiyanlar gibi başka dinleremensup olanların da bulunması onun mezhepler, hatta dinler üstü birsufi olduğunu göstermektedir. Halbuki Şeyh Safi’nin soyundan gelenler,torunu Hoca Ali’den başlamak üzere Alevi eğilimli idiler. Hoca Ali’densonra Şeyh Cüneyd, Şeyh Haydar ve Şah İsmail de siyasal etkenlerle olsagerek Alevilik davasını sürdürdüler, hatta zaman zaman hüküm sürdükleriyerlerdeki sünnilere şiddet uygulayarak, aşırıya kaçtılar.

XV.yüzyılın ortalarında Doğu Anadolu ve İran Azerbaycanı’ndaki Türkboyları, aile içi mücadeleler sonucunda Erdebil’den uzaklaşmış Safevisoyundan Şeyh Cüneyd’in (Ölm. 1460) ve sonra oğlu Şeyh Haydar’ın (Ölm.1488) etkisinde kaldılar. Bu güçlü Türk boylarının Safevi soyuna olandesteği XVI. yüzyıldan itibaren iyice artmış, Osmanlı Devleti’ninvarlığını tehdit eder hale gelmiş ve Osmanlı Devleti bu topluluklarakarşı çok sert önlemlere başvurmuştur. Anadolu’da Safevilerin artanetkinlik ve popülaritelerini sosyo-ekonomik problemlerin yanısıra, buheterodoks boyların dinsel yapılarına da bağlamak mümkündür. BektaşiMenakıbnamelerinden anlaşıldığı üzere, şii motifler, Anadolu Türkheterodoksisinde XV.yüzyıl sonlarına kadar ön planda olmadığı gibi,ateş kültü, tabiat kültleri, kalıp değiştirme (metempsycose), tenasühve hulûl (incarnation) gibi şiilik dışı unsurlar ön plandaydı.Menakıbnamelerde şii motif olarak sadece, Hacı Bektaş-ı Veli ve KızılDeli gibi şeyhlerin On iki imam soyuna bağlanması, bulunmaktadır. OrtaAsya’dan başlamak üzere Türkler’in Alevi akımlardan etkilendiklerinibiliyoruz. Ancak onların inançlarında Alevi/şii motiflerin ağırlıklıolarak yer alması, XVI. yüzyıldan itibaren Safevi propagandasınınsonucudur.

Safevi Devleti, Rumlu, Ustaclu, Tekelü ve Şamlu gibibüyük Türk oymaklarının desteğiyle kuruldu. Safevi yandaşları“kızılbaş” olarak adlandırılmıştır. Tarihsel süreç içerisinde çokdeğişik anlamlarda kullanılagelen “kızılbaş” adı, Şeyh Haydar’ınmüridlerine on iki imamı simgeleyen on iki dilimli tâc giydirmesisonrasında kullanılmaya başlanmıştır. Böylece kullanılmaya başlanan busözcük, Safevileri ve ona eğilimli heterodoks Türkmen boylarınınitelemek üzere, Kızılbaş Türkler, Kızılbaş askeri (ordusu), Kızılbaşbeğleri, Kızılbaş boyları, Kızılbaş devleti şekillerinde yaygın olarakkullanıldı. Bunun yanı sıra Osmanlı kaynaklarında bu ad bir küçümseme,kötüleme aracı olarak da kullanıldı. Osmanlı Devleti, Safevilerle olansiyasal mücadelesinde bir psikolojik savaş aracı olarak kullanmak üzere“kızılbaş” sözcüğüne “ahlaki yönden bozuk olma” anlamını yüklemiştir.Ayrıca kızılbaş sözcüğünün Osmanlı Devleti ve sünni halk tarafından buşekilde bir aşağılama aracı olarak kullanılması, bu gruplarınkendilerini “Alevi” olarak nitelemelerine yol açmıştır. Oysa yerli veyabancı birçok araştırmada değinildiği üzere bu kızılbaş Türk boylarıdinsel ve ahlaki kurallara bağlılık konusunda oldukça muhafazakârdır.

Şahİsmail’in adı geçen Türkmen boylarının desteğiyle ve izlediği çokakıllıca siyaseti sonucunda XVI.yüzyılın başında İran’a hakim olmasıylaSafevi Devleti kurulmuş oldu. Şah İsmail daha önce Şeyh Cüneyd ve ŞeyhHaydar’ın Anadolu ve İran bölgelerindeki Türkmen boyları kazanmasiyasetini daha da geliştirdi ve halifeler yani propagandacı dervişleraracılığıyla Oniki İmam Şiiliğini, bu göçebe/yarıgöçebe heterodoksboylar arasında yaydı. Ancak Oniki İmam Şiiliği klasik biçimiyle değil,heterodoks boyların tenasüh, hulül gibi eski inançlarıyla uygun birşekilde onlara sunuldu. Kerbela Matemi kültü, Ehl-i Beyt dostlarınasevgi (tevella) ve Ehl-i Beyt düşmanlarına lanet (teberrâ) Safevipropagandasının temelini oluşturdu. Zaten, toplumsal açıdanmerkeziyetçi yönetim yapısına Selçuklulardan bu yana uyum sağlayamayan,yerleşikliğe karşı direnen ve bu direncini zaman zaman ayaklanmalarşeklinde sergileyen heterodoks kitlelerin içerisinde bulunduklarısosyal ortam Safevi propagandasına oldukça müsaitti. Babai isyanında dagördüğümüz “Mehdi bekleme” inanışlarını da muhafaza etmekteydiler. Bukoşullarda ortaya çıkan Şah İsmail onların gözünde adeta bir kurtarıcı,bir “Mehdi” konumundaydı. Kızılbaş(Alevi) Dedeleri nezdinde seyyid olanŞahlar, mürşid; halifeler ise onların vekilleri idi. Safevi soyu gibionlar da ocakzade ve seyyid idiler. Kızılbaş Dedeleri ile mürşid kabulettikleri Şahlar arasındaki bağlantı işte böyle sağlam ve kutsalesaslara dayanmaktaydı. Bu nedenledir ki Anadolu halkı seve sevecanlarını şahları uğruna feda etmekten çekinmiyor, deyişlerinde Hz.Ali’nin “don değiştirmiş şekilleri olan şahlara bağlılıklarını coşkulubir şekilde şöyle haykırıyorlardı:

Ey yezit geçersen Şahın eline

Zülfikarın çalar senin beline

Edeple girdik biz Kırkların yoluna

Kızılbaş mı dersin söyle bakalım



Mağripten çıkar görünü görünü

Kimse bilmez evliyanın sırrını

Koca Haydar Şah-ı Cihan torunu

Ali nesli güzel imam geliyor

Kızılbaşlarınbüyük önderi Şah İsmail “vekil” veye “halife” adlı aracılarıyla,Anadolu’da faaliyetlerde bulunuyor, onları Yezid düzeni olarak kabulettiği Osmanlı idaresine karşı yönlendiriyordu. Zaman zaman, kızılbaşhalk kitlelerinin bu halifeler aracılığıyla Anadolu’dan göç ettikleride görülmekteydi. Yine bu halifelerin faaliyetlerinin bir sonucuolarak, başka etkenlerden de kaynaklanan Osmanlı idaresini sarsan iriliufaklı ayaklanmaları da zikretmek gerekir. Ancak bu isyanlardasosyo-ekonomik sorunların rolünü de unutmamak gerekir.Şahkulu BabaTekeli, Nur Ali Halife, Bozoklu Celal, Baba Zünnun ve Kalender Çelebigibi ayaklanmalar, kızılbaş türkmen kitlelerin mürşidleri/dedelerikabul ettikleri Şahları uğruna gerçekleştirilmiş ayaklanmalardı.Anadolu’nun her yanına yayılmış bu kitlelerin Şahlara olan kutsalbağlılıkları Osmanlı Devleti’nin varlığını tehdit eder bir durumaulaşmıştı ve Osmanlı çok şiddetli sürgünler vb. önlemlere başvurdu.Ancak tüm bu önlemler Anadolu’nun önemli bir bölümünü oluşturan halkkitlelerinin, Şah’a bağlılıklarını azaltmak şöyle dursun,bu bağlılığıdaha da artırdı ve yoğun baskı politikasının yanısıra, bu kitlelereyönelik psikolojik bir kampanya başlatmasına da yolaçtı. Bu kampanyaYavuz Sultan Selim döneminde iyice şiddetlendi.Yavuz tarafından“Safevilerin Osmanlı ülkesinde olan faaliyetlerinin önü alınmakgerektiğinden, memlekette ne kadar Şah İsmail yandaşı var ise onlarkatl ve idam edilerek, sonra İran üzerine sefer olunsun” diye iradebuyurularak, dönemin sünni ulemasından bu konuda fetvaistenmiştir.Müftü Nureddin Hamza Saru Görez’in fetvasında ve İbnKemal’in risalesinde Şah İsmail’in askerlerinin ve yandaşlarınınöldürülmelerinin caiz, mallarının helal ve nikahlarının ise batılolduğu belirtiliyor, onlara karşı yapılacak savaşların cihad sayılacağıvurgulanıyordu. Bundan sonra Yavuz harekete geçti ve Anadolu’da yapılanincelemeler sonucunda saptanan onbinlerce kızılbaşın kimi idam, kimihapis, kimi de sürgün edildi. Böylece Anadolu’da onbinlerce kızılbaştürkmen çeşitli iftiralar ve suçlar yüklenmek suretiyle öldürüldüler,sürüldüler, hapsolundular. Anlaşılacağı üzere Osmanlı-Safevi mücadelesiAnadolu’da büyük yıkıma yolaçtı. Oldukça yıpratıcı savaşlar, busavaşlarda tahrip olan yerler, yok olan binlerce insan, İran, Anadoluve Balkanlar’da yaşanan sürgünlerle yaşanan nüfus hareketleri buyıkımın sonuçlarındandır. Osmanlı-Safevi mücadelesinin en kalıcı sonucuise, bugün de Türkiye’de çok önemli ve tahrike müsait bir konu olanAlevi-Sünni problemini, kızılbaş, rafızi ve yezit gibi nitelemelerimiras almamız oldu.

Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetlerisonucunda, konunun uzmanı Prof. A.Y.Ocak’ın deyişiyle “Türkmenheterodoksisi, Alevilik şekline...” dönüştü. Şah İsmail’in Anadolu’nunen uzak köşelerine kadar ulaşan halifeleri Aleviliğin inanç esaslarınınyazılı olduğu kitapları da beraberinde taşımaktaydılar. Bu kitaplarbugün olmuş Alevi evlerinde bulunmakta olup, “Buyruk” adıylabilinirler. Sözlü geleneğin hakim olduğu heterodoks boylara bu yazılıbilgilerin ulaşması oldukça önemli bir yenilik olmuştur. Safevipropagandası ile birlikte bu toplulukların ortak sosyal ve dinseldüzenlemelere tabi tutulduğu görülüyor. Şah İsmail ve halifeleri,Anadolu’nun dört bir yanında yaşayan ve sözlü geleneğin hakim olduğu buheterodoks grupların toplumsal yaşamlarında ve inanç esaslarında deyimyerindeyse bir standardizasyon sağlamışlardır. Dedelik kurumu da dahil,bugün bilinen Aleviliğin sosyal ve dinsel yapılanması, hiç kuşkuya yervermeyecek biçimde, heterodoks Türk boylarınca kurulan SafeviDevleti’nin üstün nitelikli önder şahsiyeti Şah İsmail dönemininürünüdür.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.09.09   #2
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm


ANADOLUDA SAFAVİLİK

XVI. yüzyılın sonlarınagelindiğinde Anadolu’da Alevilik veya o dönemdeki adıyla “Kızılbaşlık”organizasyonunu tamamlamış, sosyal ve dinsel kurum ve kuralları bugünbilinen görünümünü kazanmış durumdaydı. Varolan devlet düzeni ileAnadolu’ya göçlerin başlamasından bu yana sorunlu olan genel olarakkızılbaş adıyla anılan ve özelde tahtacı, çepni gibi alt gruplardanoluşan bu heterodoks kitlelerin Safevi Devleti’nin ortaya çıkışındaönemli katkıları olmuş, bu oluşumu canla başla desteklemişlerdir.Babailer ayaklanması(1240) ile başlayan merkezi iktidarla yaşananonlarca sürtüşme Şah İsmail’in ortaya çıkışıyla doruk noktasına varmışve Şah İsmail’in Çaldıran Ovası’nda yenilmesi ile şiddetini yitirmiş,kızılbaşların Osmanlı’ya direnci için için yaşamaya devam etmiştir. Buyenilgi sonrası Osmanlı ile zaman zaman yaşanan çatışmalar yerini bukitlelerin oldukça disiplinli bir sosyal ve dinsel kapalı bir cemaathayatı sürmeleri sürecine bırakmıştır. Bu süreçte hem coğrafi hem desosyal marjinalleşme yaşanmıştır. Yoğun baskılar ve çatışmalar buinsanların ulaşılması güç coğrafi alanlara gitmelerini zorunlu halegetirmiş ve buralarda devlet düzenine uzak ve yabancı, kendi sosyal vedinsel gereksinimlerini karşılamak üzere bir toplumsal yapılanma ortayaçıkmıştır. Daha çok köyler şeklinde olan bu yapılanma aynı zamandabirbirleriyle de iletişim halinde olan bir organizasyona da sahiptir.Bu iletişim ağı sayesindedir ki örneğin Toroslar’da, Elbistan’da,Erzincan’da ve Aydın’da, yani birbirinden oldukça uzak yörelerdeyaşayan kızılbaşlar arasında öz bakımından farklı yönlerbulunmamaktadır. Bu durum büyük ölçüde o dönemlerde bilgiyi adetatekellerinde bulunduran ve bu bilginin iletişimini sağlayan Dedeler veen önemli bilgi kaynakları olan elyazması “buyruk” kitaplarısayesindedir.

Belli zamanlarda köy köy dolaşarak talipleriniziyaret eden ve sorunlarını çözen Dedeler dinsel konuların yanısırahukuksal konularda da başvuru makamıydı. Mesela Dersim’de Dedelersilahsız dolaşırlar, birbirleriyle çatışan aşiretleri ancak onlarınkutsal güçleri durdurabilir, onun çözümüne razı olurlardı.

Demekki XVI. Yüzyıldan cumhuriyet’in kuruluşuna kadar Aleviler yukarıdaözetlemeye çalıştığımız koşullarda yaşamışlardır. Bu zaman içerisindeOsmanlı idaresi onları hep potansiyel bir tehdit olarak görmüş, dindışıve ahlakdışı saymış, hatta yoksaymıştır. Osmanlı onları yoksaydığındanve en alçaltıcı iftiraları(mumsöndü) sünni kitlelere aşıladığındandolayı onlar da deyim yerindeyse başlarının çaresine bakmışlardır.Yezid düzeni saydıkları Osmanlı idaresi ile her türlü bağlantıyıkesmişler, inanç ve adetlerini dışarıya kapalı bir şekilde yüzyıllarcayaşatmayı başarmışlardır. Bu başarı da şüphesiz sözlü geleneğin,coşkulu edebiyatlarının payı büyüktür.


1826'YA KADAR ALEVİLİK

YENİÇERİ OCAĞI’NIN KALDIRILMASI VE BEKTAŞİLİĞİN YASAKLANMASI

YeniçeriOcağı’nın kaldırılması ve ardından Bektaşiliğin yasaklanması daAlevi-Bektaşi tarihi bakımından önemli olaylardandır. Bu olaylardandaha çok şehirlerde yaşayan Dedebabalara bağlı bektaşileretkilenmişlerdir. Köylerde yaşayan aleviler daha önce belirtildiğiüzere zaten devletin etki alanı dışında bulunmaktaydılar.

YeniçeriOcağı’na daha kuruluşundan itibaren hakim olan disiplin ve itaat bukurumu döneminin en mükemmel ordusu haline getirmişti. Bilindiği üzereYeniçeri Ocağının kuruluşunda Rum Abdallarının büyük etkisi olduğundanHacı Bektaş Veli ocağın piri olarak kabul edilmişti. O dönemlerde hersanatın ve kuruluşun bir piri olduğundan hareketle Yeniçeri Ocağı da butöreye uyarak Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul etmişti. Yeniçeri OcağıHacı Bektaş Veli’nin Hakka yürümesinden sonra kurulmuştu. Ocak ileBektaşilik arasında 14. Yüzyılın ikinci yarısında kuruluşundan bu yana,yakın ilişkiler bulunmaktaydı. Bektaşi Babaları sürekli Yeniçeribirliklerine eşlik ederlerdi. Her Yeniçeri birliklere katılmadan önceHacı Bektaş yoluna uyacağına dair yemin ederdi.

Küçük OsmanlıBeyliği’nin koskoca bir imparatorluğa dönüşmesinde önemli katkısı olanYeniçeri Ocağı, devletin zayıflamasına kadar hep övgüyle anılan birkurumdu. Ancak özellikle 18. Yüzyıl sonrasında devletin sürekli toprakkaybetmesi ve sosyo-ekonomik olumsuzluklardan dolayı suçlanan da yinebu kurum oldu. II. Mahmut Saray Hocasına danışarak Yeniçeri Ocağı’nınkaldırılmasına karar verdi. Ocağın kaldırılması sırasında binlerceyeniçeri öldürülürken, binlercesi de sürgün veya hapsedildi. Öyle kiyeniçerilerinin mezartaşlarına dahi saldırıldı.

YeniçeriOcağı’nın kaldırılması sonrası sıra Bektaşilerin ve Bektaşidergahlarının yokedilmesine gelmiştir. Bunun gerekçesi ise çok basitti:Yeniçeri Ocağı ile olan manevi ve düşünsel bağları. Ülkenin içindebulunduğu siyasal ve sosyo-ekonomik çöküntünün faturası önce YeniçeriOcağına, sonra da Bektaşilere ve dergahlarına kesilmişti. 8 Temmuz1826’da Topkapı Sarayı’nda bulunan Ağalar Camisi’nde toplanan döneminalim ve tarikat şeyhlerinin katıldığı bir toplantıyla Bektaşilere veDergahlarına yönelik imha kararı verildi. Bektaşilik yasaklandı.Bektaşi Babaları ya sürgün ya idam edildi. Bektaşilerden boşalan bütünmevkilere Nakşibendiler atandı. Bektaşi dergahlarının tamamına yakınıkapatıldı, ülke içerisinde yüzyıllardır bu tarikate ve tekkelerinevakfedilmiş bütün emlak ve arazi devlet hazinesine devredildi.

Rumelihisarı,Öküzlimanı, Karaağaç, Yedikule, Sütlüce, Eyüp, Üsküdar, MerdivenköyŞahkulu ve Çamlıca Bektaşi dergahları yıktırıldı. Yalnız türbeleredokunulmadı. Bektaşiliğe ait ne kadar yazma eser, eşya varsa elkonuldu. Bektaşi Babalarının kimisi sürgün, kimisi idam edildi.Anadolu’daki Bektaşi tekkelerinin kapatılması için de Anadolu’ya devletgörevlileri gönderildi. Bütün bektaşiler bu şiddet ortamında kıyafet vekimliklerini gizleyerek köşelerine sindiler. John Kingsley Birge’nin debelirttiği gibi, bir süre tüm Bektaşiler o denli aşağılandılar ki,herhangi birine kini olan birisinin ona bir kötülük yapılması içinBektaşilikle suçlanmasından daha etkili bir yol yoktu.

II.Mahmut yönetimi’nin uyguladığı baskı altında tekkeleri tahrip edilen,önder ve mensuplarından bir kısmı idam bir kısmı sürgüne gönderilenBektaşiler varlıklarını sürdürebilmek için iki yoldan birini seçmekzorunda kalmışlardır: İstanbul, hatta Anadolu dışına çıkmak veya diğertarikatlerin tekke ve kisveleri altına sığınarak yaşama şansınakavuşmak. Nitekim bu olaydan sonra Bektaşiliğin merkezi Arnavutlukolacak ve bugünkü Türkiye sınırları içerisinde, özellikle İstanbul veçevresınde kalan Bektaşiler kendilerine Melamilik, Halvetilik veRifailik gibi başka tarikatler içinde barınma olanağı arayacaklardır.Bektaşiliğe yönelik bu terör ortamı II. Meşrutiyetten sonra özellikleI. Abdülmecid(1839-1861) döneminde sonlanmıştır denilebilir.Kaynaklardan anlaşıldığı üzere Bektaşi dergahları nakşi dergahı adıaltında yeniden açılmaya başlanmıştır.Tanzimattan sonra Nakşi tekkesiadı altında açılmış dokuz Bektaşi tekkesi şunlardır:

Merdivenköyünde Şahkulu Tekkesi,
Çamlıca Tekkesi,
Eyüp’de Karyağdı Baba Tekkesi,
Sütlüce’de Karaağaç Tekkesi,
Kazlıçeşme Tekkesi,
Rumelihisarında Nafi Baba Tekkesi,
Topkapı dışında Takkeciler Tekkesi,
Sütlüce’de Bademler Tekkesi,
Başıbüyükde Dilaver Baba Tekkesi.
XIX.yüzyılın başlarına gelindiğinde bektaşiliğe karşı yumuşamanın etkisiyleolacak, bektaşilikle ilgili basılı yayınlarda adeta bir patlamayaşandı. İttihat ve Terakki iktidarı döneminde Türkiye’deki farklımezhep ve tarikatlere mensup insanların sosyo-kültürel ve dinselyapılarının incelenmesi amacıyla uzmanlar görevlendirildi ve buuzmanlar raporlarını hazırladılar. Gerçekten de sözü edilen dönemde ozamana kadar ele alınmayan Anadolu’da yaşayan farklı ırk, mezhep ve dilözelliklerine sahip bulunan toplulukların devlet tarafından incelenmekistenmesi takdir edilmesi gereken bir çabadır.
Kurtuluş Savaşında Alevilik
HacıBektaş Dergahı, Mustafa Kemal ve diğer heyet üyelerine çok sıcakdavrandı. Daha önce İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin güçlü isimleriEnver ve Talat Paşalar da iktidara geldikten sonra da, Hacı BektaşDergahı'nı ziyaret etmişler ve Çelebi onları Dergah Selamlığı'ndakarşılamıştı

KURTULUŞ SAVAŞINDA ALEVİLİK BEKTAŞİLİĞİN YASAKLANASI

OsmanlıDevleti’nin yoksaydığı Alevilerin, ülkenin içinde bulunduğu işgalortamından kurtulabilmesi ve padişahlık rejiminin değişeceği ümidiyleAnadolu’da bağımsızlık savaşını yürüten Mustafa Kemal Paşa’nın başındaolduğu harekete destek vermeleri çok normaldir. Mustafa Kemal Paşa vebağımsızlık savaşını yürüten arkadaşları Alevilerin sayıca ne kadarönemli olduğunun ve yüzyıllardır sünni Osmanlı idaresine olanmuhalefetlerinin bilincindeydiler. Bu amaçla onları kazanmak içingrişimlere başladılar.

Mustafa Kemal Paşa,26 Haziran 1919 tarihinde Konya II. Ordu Müfettişliğine şu şifreyi yolladı:

Tokatve çevresinin İslam nüfusunun % 80'i, Amasya çevresinin de önemli birbölümü Alevi mezhepli ve Kırşehir'de Baba Efendi hazretlerine çokbağlıdırlar. Baba Efendi, ülkenin ve ulusal bağımsızlığın bugünkügüçlüklerini görmekte ve yargılamakta gerçekten yeteneklidir. Bunedenle, güvenli kimseleri görüştürerek kendilerinin uygun gördüğü"Ulusal hakları koruma" ve "Başka ülkeye bağlanmama" derneklerinidestekleyecek birkaç mektup yazdırılarak buralardaki etkili AlevilerinSivas'a gönderilmesini pek yararlı görüyorum. Bu konuda içtenyardımlarınızı dilerim.

3. Ordu Müfettişi Fahri Yaver

Mustafa Kemal

SivasKongresi sonrası bağımsızlık savaşına merkez olarak Ankara seçilmişti.Bu kongrenin yürütme organı durumunda olan Temsil Heyeti Ankara'yagitmeden Hacıbektaş'a uğrayıp bu nüfuzlu merkezin kesin desteğinisağlamak istiyordu.Atatürk'ün yanında Hüseyin Rauf, Mazhar Müfit, HakkıBehiç, Ahmet Rüstem Beyler vardı. 21-22 Aralık'ta Mucur'da kalan heyetMucur Kaymakamı Cevat Bey'i de alarak 23 Aralık 1919 günü Hacıbektaş'ageldi.

Hacı Bektaş Dergahı, Mustafa Kemal ve diğer heyetüyelerine çok sıcak davrandı. Daha önce İttihat ve Terakki Cemiyeti'ningüçlü isimleri Enver ve Talat Paşalar da iktidara geldikten sonra da,Hacı Bektaş Dergahı'nı ziyaret etmişler ve Çelebi onları DergahSelamlığı'nda karşılamıştı.

Cemalettin Çelebi, Atatürk'üBeştaşlar'da karşıladı. Buraya siyah kupa bir arabayla gelmiş,Atatürk'ü ve diğer heyet üyelerini konağa götürmüşlerdi.

CemalettinEfendi'nin oğlu Hamdullah Efendi'nin odasında bir "Cem" düzenlendi.Atatürk Hacıbektaş'da bir gece kaldı. 24 Aralık'ta heyet Dergahı gezdi.Hacı Bektaş Veli Türbesi ve diğer önemli yerler ziyaret edildi.Sonra osırada Dedebaba postunda oturan Salih Niyazi Baba ziyaret edildi.Dergahta Atatürk, Cemalettin Efendi, Salih Niyazi Baba ve diğer ilerigelenlerle özel bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda bağımsızlık savaşıkonuşuldu.Hacıbektaş görüşmesinde en ilginç konuşmayı sonradanVeliyettin Çelebi şöyle aktarmıştır. " Çelebi Cemalettin Efendi MustafaKemal Paşa'ya 'Paşa Hazretleri cesaretli ve basiretli idarenizde TürkMilletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz.Yüce Allahınmilletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyormusunuz? Mustafa Kemal Paşa bunun üzerine "O mutlu günün ilanına kadararamızda kalmak kaydıyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri " diyeyanıtlıyor.

Savaş sırasında ayni yardımların yanısıra Dergahkasasında bulunan 1800 altın lira da verilmiştir. Bağımsızlık Savaşısırasında Alevi-Bektaşi kitleler tam destek vermişlerdir.

Atatürk'ünHacı Bektaş Dergahı'nın nüfuzuna oldukça önem verdiği görülüyor. Bütüngelişmeler Hacı Bektaş Çelebisi'ne hemen bildiriliyor. Atatürk bunuNUTUK'ta şöyle belirtiyor:" 2 Ocak 1920 günü cemiyetin merkezkurullarına ve Hacıbektaş'ta Çelebi Cemalettin Efendi'ye, Mutki'de HacıMusa Bey'e ayrıca bir bildirim yaptık. "

Cemalettin Çelebi ,TBMMçalışmalarına hastalığı nedeniyle katılamamış, ancak halkı kurtuluşSavaşı'na destek vermeye çağıran mektuplar taşıyan ulaklar yurdun dörtbir yanına gönderilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk özel doktoru ve başkadoktorlar Çelebi'nin tedavisi için görevlendirmişti.

CemalettinÇelebi 1922'de vefat edince yerine kardeşi Veliyettin Efendi çelebipostuna(29. Çelebi) oturdu. İkinci TBMM'nin açılışı sırasında (25 Nisan1923) Veliyettin Çelebi de yayınladığı bildiri ile Atatürk'ü açıkçadestekliyordu.

Maraş Miletvekili Prof. Hasan Reşit Tankut daCHP'ye sunduğu 19 Mart 1949 tarihli raporda Alevilerin cumhuriyetrejiminin yanında olduklarını belirtmektedir.

Bu aradaAtatürk’ün Alevi-Bektaşi olan yakın çalışma arkadaşlarından bazılarışunlardır: Cemalettin Efendi'yi(Kırşehir Mebusu) TBMMBaşkanvekilliğine, Albay Hüsamettin Ertürk'ü Gizli Haberalma Örgütü'nünbaşına, İkisi de bektaşi babası olan Dr. Ragıp Evrensel'i özeldoktorluğuna, Ali Naci Baykal'ı PTT Gizli şifre amirliği'ne getirmişti.Sonraki Çelebi Veliyettin Efendi'yle de yakın dostluk kurmuşmilletvekili olması için ısrar etmişti.
Cumhuriyet Döneminde Alevilik
Tarihteyaşanmış acı olayların izleri hafızalardan silinmeden yaşanan, inançfarklılığına dayalı baskılar ve kıyımlar Aleviler’in cumhuriyetidaresinden de umduğunu bulamadığı düşüncesini güçlendir mektedir.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.09.09   #3
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm


KURTULUŞ SAVAŞINDA ALEVİLİK

Alevileryüzyıllarca Osmanlı idaresinden baskı görmüş bir topluluk olduklarındanyeni cumhuriyet idaresini coşkuyla karşıladılar. Cumhuriyetin ilkyıllarında gerçekleştirilen reformlar ise onları bütünüyle olmasa damemnun eden reformlardı. Eğitim birliği yasası, yeni alfabenin kabulü,şeyhülislamlık kurumunun kaldırılması, kadın-erkek eşitliğine yönelikdüzenlemeler, halifelik kurumunun kaldırılması ve laik esaslara dayalıbir hukuk sistemine yönelinmesi Alevileri hoşnut eden gelişmelerdendir.

Ancak Alevileri üzen gelişmeler de yaşanmadı değil. Bunlardan1921’de meydana gelen Koçgiri olaylarında yoğun şiddet uygulandı. Yine1925’te tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile de Aleviler olumsuz yöndeetkilendiler. Alevilerin toplanma yerleri genellikle tekkelerinin veocaklarının bulunduğu yerlerdi. Sünniler bu yerler kapatılıncacamilerde aynı işlevleri görürlerken Aleviler böyle bir olanaktanyoksun kaldılar ve ibadetlerini yine gizli yürütmek zorunda kaldılar.Son olarak 1937’de Dersim Olayları sırasında da o zamanki idarecilerinoldukça basiretsiz tutumları nedeniyle birçok masum insan acımasızcayokedildi. Bu olay sonrasında aralarında Dedelerin de bulunduğu birçokinsan sürgün edilerek Dersim adı Tunceli’ye dönüştürüldü. Alevilerbütün bu olumsuzluklara karşı tepkilerini, ilk başlarda halka yakın birgörüntü sergileyen Demokrat Parti’ye oy vererek gösterdiler. Ancak1950’lerin ortalarına gelindiğinde Demokrat Parti’nin dini politikayaalet eden ve sünnileri kullanmaya yönelik politikaları üzerine Aleviler27 Mayıs hareketini desteklediler.

Özellikle 1960’larTürkiye’de kırdan kente doğru yoğun göç akımının başladığı birdönemdir. Bu göç akımı sonrasında sadece büyük kentlere değil, baştaAlmanya olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine de yoğun bir işgücügöçü yaşandı.

Yine 1960’lardan itibaren Türkiye’de sol akımlaryaygınlık ve etkinlik kazandı. Aleviler de ağırlıklı olarak solhareketlere destek verdiler. Bu dönemde özellikle genç kuşaklarAlevilik inanç ve geleneklerini küçümseme eğilimine girdiler. GiderekAlevilikle ilgili bilgilerden uzaklaştılar, Cemler gittikçe daha azyapılır olmaya başlandı.

Bu dönemde de Alevilik daha çok sözlügeleneğin yaşatıcısı ozanlar ve aşıklar tarafından yaşatılmaktaydı.Aşık Veysel, Aşık Daimi, Feyzullah Çınar, Davut Sulari ve Mahmut Erdalbu geleneğin temsilcilerinin bazılarıdır. Ayrıca az sayıda ve akademikalanda olmasa da çeşitli kitapların yayınlandığını görmekteyiz.Yüzyıllardır yazılı geleneğin taşıdığı Aleviliğin yazılı kültüre geçişitabiki birden olamazdı. Alevilik alanında 1980’li yıllara gelene dekyayın faaliyeti ağırlıklı olarak, deyişler ve nefeslerin “divanların;tarihi romanların, buyruk hüsniye, vilayetname” gibi kitaplarınüzerinde yoğunlaştı ve özellikle halk katında bu tür çalışmalar rağbetgördü.1960’lardan sonra da Alevîlik-Bektaşîlik konusu ne yazık kiüniversitelerin ve devletin ilgisinden mahrum kalmayı sürdürdü.Anadolu’nun bu eşsiz inanç ve kültür hazinesine layık olduğu değerverilmedi.

1960’lı yılların ikinci yarısından itibarenAlevilerin, CEM (Abidin Özgünay), EHLİBEYT (Doğan Kılıç Şeyh Hasanlı)ve GERÇEKLER (Mehmet Yaman) adlı süreli yayın organlarınıçıkardıklarını görüyoruz. Bu konuda öncü sayılabilecek bu yayınorganları fazla ömürlü olamamışlar, ekonomik sorunlardan dolayıkapanmak zorunda kalmışlardır.

Yine 1960’lı yılların ikinciyarısından sonra Türkiye siyasal yaşamına Alevilerce kurulmuş bulunanBirlik Partisi katıldı. Bu parti bir grup Alevi kökenli siyasetadamınca 17 Ekim 1966’da kuruldu ve başkanlığına Hasan Tahsin Berkmangetirildi. Birlik Partisi’nin amblemi Hz. Ali’yi simgeleyen biraslanla, onun çevresinde Oniki İmamı simgeleyen oniki yıldızdanoluşuyordu. Parti programında din ve vicdan özgürlüğü vurgulanıyor,kamu düzenine, genel ahlaka ve yasalara aykırı olmayan ibadetlerinserbest bırakılması isteniyordu. 1967’de genel başkanlığa Hüseyin Balangetirildi. Birlik Partisi 1969 seçimlerinde % 2.8 0y oranı ile 8milletvekilliği kazandı. Daha sonra Millet Partisi’nden istifa eden 2milletvekili de Birlik Partisi’ne katıldı. 1969 Kasımında partibaşkanlığına Mustafa Timisi seçildi. 1970’de Birlik Partisi’nin bazımilletvekilleri Adalet Partisi’ne geçti. Bu milletvekilleri partidenihraç edildiler, ancak kamuoyunda partinin imajı büyük bir darbe aldı.Parti 1973’te Türkiye Birlik Partisi adıyla girdiği seçimlerden sadecebir milletvekilliği elde edebildi. Daha sonraki seçimlerde oy oranısürekli düştü ve 1977’den sonra siyasal etkinliğini tümüyle yitirdi.

Alevilergerici ve ırkçı saldırılardan Cumhuriyet döneminde de nasibini aldı.1978'deki Maraş ve 1980’deki Çorum Olayları bunların Türkiye tarihinebir kara leke olarak geçen en kanlılarındandır. Yüzlerce insanın öldüğüve göçettiği bu olaylar sırasında devlet yurttaşlarını, gözü dönmüşırkçı ve gerici saldırganlara karşı koruyamamış üstelik suçlular kısasüre sonra serbest bırakılarak, bazıları milletvekili bileolabilmişlerdir. Şüphesiz Aleviler yaşanan bu olaylarla Osmanlıdöneminde yaşananlar arasında paralellik de kurmaktadırlar. Tarihteyaşanmış acı olayların izleri hafızalardan silinmeden yaşanan, inançfarklılığına dayalı baskılar ve kıyımlar Aleviler’in cumhuriyetidaresinden de umduğunu bulamadığı düşüncesini güçlendirmektedir.
1980 Sonrası Alevilik
Özellikle1990 sonrasında yüzlerce saz ve semah kursları açılmakla birliktebunlar bilgilenme ihtiyacını gidermekten yoksundur. Aleviliğintarihsel, sosyal ve dinsel köklerinin halk kitlelerine doğru birşekilde ulaştırılması zorunludur.


1980 SONRASI ALEVİLİK CUMHURRİYET DÖNEMİNDE ALEVİLİK

Seksenliyılların sonlarına doğru Alevilik derlenip toparlanmış ve yenidenörgütlenmeye başlamıştır. Alevilik konulu yayınlarda adeta bir patlamayaşanmış, birçok yayın organı çıkarılmaya başlanmıştır. Bunlar arasındaAlevilerin Sesi, Cem, Nefes, Kervan, Yurtta Birlik, Pir Sultan Abdal veGönüllerin Sesi sayılabilir. Avrupa’da ve Türkiye’de Dernekler,Vakıflar ve Dergahlar olmak üzere üç değişik çatı altında örgütlenmehareketleri yoğunluk kazanmıştır. Bu olumlu gelişmeler sonrasındaAlevilerin bilinçli bir şekilde örgütlenmeleri ve güçlenmelerindenrahatsız olan kimi odaklar devletin beceriksizliğinden de yararlanarakSivas ve Gazi Olaylarını tezgahlamışlardır.

Bu dönemde deAlevilerin ve onların gereksinimlerinin devlet tarafından dikkatealındığını söylemek mümkün değildir. Ancak yine devlet yükselen siyasalislam karşısında Alevileri ileri sürmekten de geri kalmamaktadır.Devlet çok yanlış olarak, milyonlarca Alevinin yüzyıllar boyunca ihmaledilmiş haklı taleplerini karşılayacağı yerde, 80’li yıllardagüçlenmesine destek verdiği siyasal islamcı grupların kontroledilebilmesi için Alevileri kullanma yoluna gitmektedir.

Cumhuriyetinkuruluşundan bu yana devletin din işlerini yürüten Diyanet İşleriBaşkanlığı sadece Sünni Hanefi mezhebine mensup yurttaşlarıngereksinimlerini karşılayan bir kurum olmuştur. Zaman zaman bu kurumunbaşkanları ve görevlileri Alevileri itham edici, küçümseyiciaçıklamalarda da bulunmuşlardır. Son yıllarda Diyanetin de devletinpolitikalarına uyarak çarkettiğini görüyoruz. Diyanet bu politikadeğişikliğinin doğal bir sonucu olarak Alevilik konusunda çeşitlitoplantılar düzenlemiş Aleviliği kendi sakat anlayışı doğrultusundayönlendirmeye ve Aleviliği kendi görüşleri doğrultusunda tanımlamayaçalışmıştır. Oysa Diyanet’in Aleviliği nasıl tanımladığının Alevileriçin hiçbir önemi yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı ya Anadolu’dakiAleviler’in inanç ve düşüncelerine saygı duyarak dayatmacı mantığınıterkederek onları oldukları gibi kabul edecek , ya da bu zamana kadaryaptığı gibi milyonlarca Alevi’yi görmezden gelmeye devam edecektir.

Örgütlenmekonusunda şunları söyleyebiliriz : 1990’lı yıllara gelinceye kadar kidönemde Alevilerin sınırlı bir dernekleşme çabası içerisindebulunduklarını görüyoruz. Bu derneklerden en eskileri ve en bilinenleriHacı Bektaş Veli ve Karaca Ahmet Dernekleridir. Şahkulu Derneği iseseksenli yılların ortalarında kurulmuştur. Yine bu dönemde belirli yöreve köy derneklerinin de kuruldukları görülmektedir.1990’lı yıllarlabirlikte dernekleşme faaliyetlerinde de büyük artış görüldü. Bugünküdurumuna gelmesinde devletin de büyük katkısı olan siyasallaşmış sünniİslam’ın neredeyse kontrol edilemeyecek bir duruma erişmesinin de,Alevilerin dernekleşme, vakıflaşma türü faaliyetlerini hızlandırdığısöylenebilir.

“Sivas Olayı”, “Karacaahmet Cemevi’nin Yıkılması”ve “Gazi Olayı” gibi kriz zamanlarının ve bu olayların toplumdakiyansımalarının da Alevileri inanç ve kültür alanında birleştirdiği,birlikte hareket etme güdüsünü aşıladığını gözlemekteyiz. Pir SultanAbdal Kültür, Pir Sultan Abdal Canlar, Hacı Bektaş Veli ve diğer adlaraltında yüzlerce dernek hem büyük şehirlerde hem diğer şehirlerdeşubeler ve merkezler şeklinde kurulmuş bulunmaktadır. Yöreselderneklerin sayısında da hızlı bir artış yaşanmaktadır.

Sonzamanlarda ise vakıflaşma faaliyeti yoğunlaşmıştır. Bu vakıflararasında şunlar sayılabilir : Semah Vakfı, Hacı Bektaş Veli AnadoluKültür Vakfı, Ehli Beyt Vakfı, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet AliHilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı, CEM(CumhuriyetçiEğitim ve Kültür Merkezi) Vakfı . Önümüzdeki günlerde de birçok vakıfve derneğin kurulacağını söylemek yanlış olmaz.Yine Avrupa ülkelerindekurulmuş iki yüzü aşkın Alevi derneği bulunmaktadır. Bu kuruluşlarıntamamına yakını şu anda Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)çatısı altında bulunmakla birlikte AABF’ye bağlı olmayan dernekler debulunmaktadır.

Yurtiçi ve yurtdışında yaşayan bu örgütlenmefaaliyetlerini kısaca sunduktan sonra şimdi de genel olarak sorunlarıbelirtebiliriz. Alevi örgütlenmesinin yaşadığı sıkıntılarda şu geneleğilimler göze çarpmaktadır. Son tahlilde bu sıkıntıların “temsil” vebununla ilintili “meşruiyet” olguları ile bağlantılı olduklarıgörülmektedir.

Bu nedenle aslında bütün dernek ve vakıflarcadesteklenmesi gereken çeşitli girişimler, karşılıklı çekememezlik,Aleviliğe ilişkin yorum farklılıkları ve girişimci kadronun aslında buharekette yer alması gereken birçok insan veya kurumu dışlaması gibinedenlerle ne yazık ki, başarısızlığa uğramaktadır. Bu özetdeğerlendirmemize kaynak oluşturan iki önemli örnek olay vardır.Bunlardan ilk 1992’ de CEM’in öncülük ettiği “ALEVİ KURULTAYI” girişimive diğeri ise 1994’te PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR ve HACIBEKTAŞ KÜLTÜRderneklerinin öncülüğünde bir grubun yürüttüğü ALEVİ-BEKTAŞİTEMSİLCİLER MECLİSİ girişimidir. Önce “ALEVİ KURULTAYI” girişimi vesonrasında yaşanan gelişmeleri özetleyelim: 1992’deki bu girişiminaslında çok kapsamlı ve yeterli bir ön programı vardı. Ancak dahayaşama geçirilmeden, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin başı çektiğibir grup tarafından benimsenmedi. Bunun üzerine bu girişimin sahibi CEMgrubu, bu bölünmüşlüğün kurultaya yansımasının söz konusu olabileceğinive bu şekilde de Alevi hareketinde bölünmüşlüğün tescil edilmişolacağını dile getirerek “ortam uygun değil, halkın bu sürecehazırlanması gerekiyor” diyerek kurultayı erteledi.

1992’dekibu girişimi olumlu karşılamamış olan dernek ve kişilerin öncülüğünde bukez 1994’te ”ALEVİ-BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ” girişimi başlatıldı.Yeterli katılımın çeşitli nedenlerle sağlanamadığı bu mecliste egemenbelli gruplar olarak AABF, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Kültür Derneklerive Semah Vakfı görülmektedir. Kimi toplantılarını gözlemci olarakizlediğim bu girişim kısır tartışmalar bütün vakıf, dernek, dede, yazargibi unsurları içermemesi ve kimi kişi ve grupların dışlanmasınedeniyle sağlıksız bir şekilde doğmuş oldu. Bu sağlıksızlık nedeniyleolacak bugünlerde bu eksiklikler giderilmeye çalışılıyor. Çeşitlidernek ve vakıf başkanlarıyla yaptığım görüşmelerden, “Alevi-BektaşiTemsilciler Meclisi” şeklinde yeni bir yapılanmanın oluşturulacağınısöyleyebiliriz.

Sonuç olarak Alevi örgütlenmesi temsil,meşruiyet, dar kadro şeklinde sıralanabilecek geçiş aşamasısıkıntılarını yapısında barındırıyor. Bu geçiş aşamasının doğal birsonucu olan bu bütünleşmeme probleminin yakın bir gelecekte çözülmeside pek mümkün görünmüyor. Siyasal anlamda temsil ve meşruiyetsorunlarının tek çözüm yolu, herkesi kapsayan, yürütme kadrosununliyakatlı, tutarlı ve saygın kişilerden oluştuğu sağlıklı biryapılanmanın oluşturulmasıdır. Böyle bir yapılanmanın ülkemiz siviltoplum ortamına yeni bir dinamizm getireceğinden kuşkumuz yok.

Yaşananbu yoğun örgütlenme faaliyetlerine rağmen araştırma alanına ilgiduyulmadığı görülmektedir. Alevilik konusu hem Devlet veüniversitelerce, hem de Aleviliğe hizmet iddiasında bulunan dernek vevakıflarca ne yazık ki ihmal edilegelmiştir. Özellikle Türkiye’dekiörgütlerin bu tutumları oldukça üzücüdür. Gereksiz birçok alana kaynakaktaran bu örgütler konu araştırma olunca ilgilenmemektedirler.İnanıyoruz ki bu nedenle birgün tarih önünde hesap vermek zorundakalacaklardır. Türkiye’deki Alevi örgütlerinde bu konuda herhangi birsomut çaba görülmezken, Avrupa’da iki yeni araştırma kuruluşununkurulduğunu görüyoruz. Bu oldukça memnuniyet verici bir gelişmedir.Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü ve Avrupa Alevi Akademisi adlarınıtaşıyan bu iki yeni araştırma kuruluşunun akademik gereklere uymakkoşuluyla, Alevilik araştırmaları alanına yeni bir dinamizmgetireceğini umuyoruz.

Aleviler bugüne kadar sosyal demokratve sol siyasal partilere yönelmişlerdir. Ancak küçük miktarda da olsabaşka partilere oy verenler de bulunmaktadır. Her ne kadar bu zamanakadar destekledikleri siyasal partilerin, Türkiye Büyük MilletMeclisi’ne gönderdikleri milletvekillerinin kendilerine pek sahipçıkmadığı ortadaysa da oyların sol partilere gitmeyi sürdüreceğinisöyleyebiliriz.

Bugün kentleşen Aleviliğin bu yeni duruma özgüsorunlarla karşılaştığı görülmektedir. Köyden kentlere göçlerinyoğunlaştığı 60’lı yıllardan bu yana yaşanmakta olan bu sorunları şuşekilde özetleyebiliriz: Göç sonucunda kitleler kendilerini yeni birtoplumsal ve ekonomik yapılanmanın içerisinde bulmuşlardır. Kırdavarolan toplumsal kurumların yerlerini şehirlerde yeni kurumlaralmışlardır. Bu bağlamda Dede-talip ilişkileri de kopmuş Alevilikkonusunda o zamana kadar devam eden sözlü bilgi aktarımı sekteyeuğramıştır. Bunun bir sonucu olarak kitleler inançları hakkında büyükbir bilgisizleşme sürecine girmişlerdir. Özellikle genç kuşak bu konudabir boşluk içerisinde bulunmaktadırlar. Özellikle 1990 sonrasındayüzlerce saz ve semah kursları açılmakla birlikte bunlar bilgilenmeihtiyacını gidermekten yoksundur. Aleviliğin tarihsel, sosyal ve dinselköklerinin halk kitlelerine doğru bir şekilde ulaştırılması zorunludur.
Sivas ve Gazi Olayları
Sivas Olayı daha doğrusu katliamı (2Temmuz 1993), Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçenolaylardandır. Ayrıca bu olay Türkiye’nin ne hale geldiğini sergilemesibakımından da dikkat çekicidir.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.09.09   #4
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? 2 Bölüm


SİVAS VE GAZİ OLAYLARI

SivasOlayı daha doğrusu katliamı (2 Temmuz 1993), Türkiye tarihine kara birleke olarak geçen olaylardandır. Ayrıca bu olay Türkiye’nin ne halegeldiğini sergilemesi bakımından da dikkat çekicidir. Olay CumhuriyetGazetesi’nde “Şeriatçılar Ayaklandı” manşeti altında şöyle yeraldı:”Olaylar Aziz Nesin’in Sivas Valiliğinin desteğinde yapılan Pir SultanAbdal Şenliği’ndeki konuşmasına aşırı dinci kesimlerin gösterdiğitepkiyle başladı. Kitaplarını imzalarken tartaklanan Nesin,çevresindekilerce kurtarıldı. Pir Sultan ve Atatürk heykellerinesaldıran göstericiler valilik, kültür merkezi ve şenliğe katılanlarınsığındığı Madımak otelini kuşattı. Kentteki 400 polis yetersiz kaldı.Kentte 2 gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi… Sayıları yaklaşık 10 bineulaşan göstericiler, kentteki birçok bina ve aracı tahrip etti. Valininsu sıkarak kalabalığı dağıtma isteğine RP’li belediye başkanı karşıçıktı. Otel çevresindeki kuşatmayı daraltan göstericiler önce otelitaşladı. Otel lobisine giren 50-60 gösterici etrafı ateşe verdi.Yazarları linç etmek için yukarı çıkmaya çalışanları polis güçlükleengelledi. Olay yerine güçlükle ulaşan güvenlik güçleri havaya ateşaçarak kalabalığı dağıttı…Sivas’taki kanlı olaylar kentteki yerelgerici basının Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne karşı tavır almasıylabaşladı. “

Sivas’ta devletin güvenlik güçlerinin gözleri önündegerçekleştirilen 37 canın hunharca öldürülmesiyle sonuçlanan bu kanlıolay aslında ne Aziz Nesin, ne de Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri”kitabıyla ilgilidir. Bu olayı bu gibi yapay nedenlere bağlayanlar,olayın gerçek nedenlerini gizlemeye çalışmaktadırlar.

Sivas’tayüzyıllar önce deyişlerinden başka silahı olmayan büyük Ozan Pir SultanAbdal’ı asanlar da, 37 masum canımızı katledenler de aynı gericiortaçağ zihniyetininin temsilcileridir. Modern, laik bir Türkiye’yiistemeyen ve cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan din ticaretiylebeslenen bu zihniyet, kendi düşüncelerinin dışında hiçbir düşünceyeyaşama hakkı tanımak istememektedirler. Gerici zihniyet bu olaysonrasında birlik ve beraberlik edebiyatına yönelmiştir. Oysayüzyıllardır yaşanan olaylar ortaya koymuştur ki, birlik ve beraberliğibozan da istemeyen de kendileridir.

Tabiki olayın başsorumluları iktidarı ellerinde tutanlardır. Ancak onlar kendilerinikurtarmak için vali ve emniyet müdürünü görevden alarak durumukurtarmaya çalışıyorlar. İktidarda bulunanlar olaylarda yurttaşlarınıkoruyamadıkları için siyaseten sorumludurlar. Ancak ne acıdır kidemokrasi geleneğinin hala sakat olduğu ülkemizde siyasi ahlak kavramıhenüz gelişmemiştir. Siyasal ahlak yoksunluğu birçok olayda ortayaçıkmaktadır. Siyaseten sorumlu idarecilerimizin ve devletin halkıngözünde zedelenen güveni onarabilmelerinin bir tek yolu vardır. O da 37masumun yaşamını yitirdiği bu olayın suçlularını bularak hakettiklericezaları vermek. Devlet halkının huzurunu, güvenliğini ve refahınısağlamakla yükümlüdür. Sivas olayı gözönüne alındığında devletinyükümlülüklerini yerine getirmediği görülmektedir.

7 Eylül1994 geceyarısı Karacaahmet Cemevi inşaatının Refah Partili İstanbulBüyükşehir Belediyesi tarafından yıkılması olayı da 1980 sonrasınadamgasını vuran olaylardandır. Bu olay bir anda ülke gündemini işgaletti. Daha önce Alevilerin haklı taleplerine kulaklarını tıkayan vemilyonlarca Alevinin inanç ve kültürlerini yok sayan medya ve siyasilerikiyüzlü bir şekilde Karacaahmet Dergahına akın ettiler. Halkın sahipçıkması sonucunda Belediye geri adım atmak zorunda kaldı. Cemeviinşaatına devam edildi ve bugün Alevilerin önemli merkezlerinden biriolarak faaliyet gösteriyor.

Gazi Mahallesi’nde Mart 1995’teyaşanan olaylarda Türkiye tarihinin utanç verici sayfalarından birinioluşturmaktadır. Gazi Olayları ülkemizin hem etnik, hem de mezhepalanlarında çok hassas bir durumda olduğunu bir kez daha gösterdi.Olaylar 12 Mart gecesi Gazi mahallesinde kahvelerin taranması üzerinebaşladı. Bunun üzerine İstanbul’un çeşitli bölgelerinden akın akın Gazimahallesine gelen kitleler olayı protesto etmek istiyorlardı. Ancak buolaylar sırasında güvenlik güçlerinin kontrolü kaybetmeleri sonucundave olayların Ümraniye Mustafa Kemal mahallesine de yayılması sonucunda20’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirdi.

Tüm bu olaylardandevletin daha önce birçok kez olduğu gibi son olaylarda da yetersizkaldığı ve halk nezdinde güven erozyonuna uğradığı görülmektedir.Devlet bu güvensizliği gidermek için öncelikle bu olayın sorumlularını,yani 12 Mart gecesi kahveleri tarayanları bulmak, yargılamak vecezalandırmak zorundadır. Yine devlet Gazi Mahallesi ve Ümraniye’dekiolaylarda kurşunlarla öldürülen yurttaşlarımızın kimlerce, sivil ya dapolis öldürüldüğünü de bir an önce bulmak ve adalete teslim etmekleyükümlüdür. Olaydan bu yana iki yıl geçmesine rağmen bu konuda herhangibir ilerleme sağlanamamıştır. Ayrıca bu olaylar Türkiye’ninuluslararası alandaki imajını da oldukça olumsuz yönde etkilemiştir.

Sözedilmesigereken bir diğer olay da “Kızılbaş” adı üzerine yaşanantartışmalardır. Bilindiği üzere tarihsel olarak Alevilerin bir diğeradı da “kızılbaş”tır. Osmanlı iktidarı ve bazı sünni gruplarca Kızılbaşadına yönelik insanlıkdışı propagandalar yürütülmüştür.Utanç vericidirki bu durum zaman zaman gündeme gelebilmektedir. Bugün olmuş Türkiye’desatılan kimi sözlüklerde kızılbaş sözcüğü küçümseyici anlamlardakullanılmaktadır. Ancak sevindirici olarak kamuoyunun uyanık tavrı veaydın sünnilerin de katkısıyla bu çağdışı zihniyet gereken yanıtıalmaktadır.

Yüzyıllara yayılan bir süreç sonucunda günümüzeulaşan Alevilik İnanç ve Kültürünün tarihsel yönünü anahatlarıylasergilemeye çalıştık. Şüphesiz çok kapsamlı olan bu konular burada enözet haliyle sunulmaya çalışılmıştır. Daha fazla bilgi için iseyararlanılabilecek bir bibliyografya sunulmuştur.
Yüzyıllarayayılan bir süreç sonucunda günümüze ulaşan Alevilik İnanç veKültürünün tarihsel yönünü anahatlarıyla sergilemeye çalıştık. Şüphesizçok kapsamlı olan bu konular burada en özet haliyle sunulmayaçalışılmıştır. Daha fazla bilgi için ise yararlanılabilecek birbibliyografya sunulmuştur.

Bu araştırmaları yapan Bağcılar Cemevi Dedesi VEYSEL KARA'ya Teşekkür ederiz

bagcılarcem evi.com alıntıdır..
Sponsor Reklamlar

yolbilir bunu beğendi.
Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alevilik-Bektaşilik nedir? fikret Alevi Nedir ? Alevi Tarihi... 1 27.07.12 20:40
Alevilik Bektaşilik Nedir? hasan Alevi Kültürü 0 07.12.09 12:08
20. Hacı Bektaş Velî'nin Alevîlik ve Bektaşîlik'teki Yeri Nedir? Alevi Sorularla Alevi'lik 0 12.09.09 15:01
Alevilik ve Bektaşilik Nedir ? Alevi Bagcilar cemevi 3 11.09.09 01:20
Alevilik Bektaşilik Nedir Alevi Alevi Araştırmaları 0 07.09.09 00:40




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2