Sponsor Reklamlar


Dört Kapı Kırk Makam - 3

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi'likte İbadet Forumunda Bulunan  Dört Kapı Kırk Makam - 3 Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 13.07.13   #1
Haydar-ı Kerrar
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2013
Nereden: İstanbul
Mesajlar: 297
Rep Puani : 60
Standart Dört Kapı Kırk Makam - 3


MARİFET KAPISI
Alevi-Bektaşi öğretisine baktığımız zaman şu dört ana tema üzerine oturduğunu görmekteyiz. Bu dört ana tema: “Şeriat, Tarikat, Marifet ve Sırrı Hakikat kapılarıdır. Her kapının on makamı vardır. Bundan dolayıdır ki, biz bunu “Dört Kapı-Kırk Makam” ile ifade ediyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda dört kapının “Şeriat ve Tarikat” kapıları ile bunların onar makamını gördük. Bu akşam ise Dört kapının üçüncüsü olan “Marifet kapısını ve on makamını anlatmaya çalışacağız. Marifet kapısını incelediğimizde, temelinde tasavvuf ve bilgelik yattığını görürüz.

Bilindiği gibi Alevi-Bektaşi öğretisi, genellikle semboller ile ifade edilir. Bunun için de bu dört kapıyı şu sembollerle ifade etmek, gelenek haline gelmiştir.
“Şeriat; İlkokul, Tarikat; Ortaokul, Marifet; Lise, Sırrı Hakikat; Üniversite’dir.
Şeriat; deniz, Tarikat; gemi, Marifet, gemiyi yüzdürmek, Sırrı Hakikat; gemiyi varacağı limana (menzile) ulaştırmaktır.

Marifet Kapısı, kişinin Tarikat kapısında öğrendikleri ve ulaştıkları ile duygu ve ilimde en üst düzeye ulaştığı makamdır. Marifet kapısı, kişinin Tanrısal sırlara eriştiği bir makamdır. Bu makam, kişinin Şeriat ve Tarikat kapılarında öğrendiklerini özümseyerek, bunları Tanrının kendisine izin verdiği ölçüler içersinde derleyip yorumlama ve sunabildiği bir makamdır.

Marifet makamına erişen bir kimse,zâhir ve bâtın ilminden haberdar olur ve bu bilgilerini istekli olan kimselerle paylaşarak, onların da bilinçlenmesini sağlar. Bu bilinç içerisinde olan bir kimse, marifet ilminden haberdar olup; hakikat kapısına erişerek velâyet makamında keramete ulaşabilir.
Marifet kapısının on makamı şunlardır:

1- Edepli olmak: Yüce Pirimiz Hacı Bektaş Veli Hazretleri, EDEB kavramlarını; “EDB” harfleriyle sembolize etmiştir. Bu harfleri, tek-tek açacak olursak “ele”, “dile” ve “bele” sözcüklerini meydana getirir. Bunların anlamı ise şöyledir:
Ele sahip olmak: Bu söz, ahlakî anlamda, elinle koymadığına el uzatmamak, yani başkalarının haklarına tecavüz etmemektir.

Dile sahip olmak: Bu söz, ahlakî anlamda, her görüleni ve işitileni söylememek, yani sır saklamak demektir. Asıl anlamı ise, her şeyi dil söyler fakat, kelam Allah’ındır. Her türlü tat, dil ile alınır, her türlü iyi veya kötü söz, dil ile söylenir. Bundan dolayıdır ki dili, çok iyi kullanmak gerekir.
Bele sahip olmak: Bu söz, ahlâkî anlamda, nefse hakim olmaktır. Kendi nikahlısından başkasına bakmamak, harama uçkur çözmemektir.

Hz. Ali efendimiz: “İnsanların güzel edebe, altın ve gümüşten daha çok ihtiyaçları vardır” diyor.

Aleviliğin en temel yaşam değerleri ve güncel kavramları olan edep ve haya konusunda bir düşünürümüz: “Halkın önderi olmak isteyen bir kime, önce kendisini ıslah etmeli, daha sonra başkalarını ıslah etmeye başlamalıdır” diyerek, edep ve haya konusunun önemine değinmiştir.

2- Bencillik, kin ve garazdan uzak durmak: Hazrei Ali Efendimiz, insanları bencillik, kin ve garezden uzak tutmak için devamlı olarak uyarmakta idi. O’nun şu sözleri çok önemliydi: “Affetmekten utanmayın, cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyiniz” diyerek, insanların kin ve kibirden uzak durmalarını öneriyordu.

Bir kimse, gerçek bir yol ehli olabilmesi için önce bir mürşide bağlanıp, Hakk, Muhammed, Ali yoluna bağlanır. Bu yol, nefs terbiyesi yoldur. Hz. Peygamber Efendimiz: “Nefsini bilen, Rabbini bilir” buyuruyor.
Bir kimsenin nefsini bilmesi ve onu kendi kontrolü altına alması gerekir. Kur’an’da: “Nefsimi ak-pak gösteremem, Rabbin’n merhamet ettiği durumlar hariç, nefsim bana devamlı olarak kötülüğü emreder” [1] deniyor.

İşte bundan dolayıdır ki, hiçbir zaman nefsani duygularımızın esiri olmadan, insanlara hoşgörü ile davranıp, karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutmamalıyız.
Yolumuz, insanlık yoldur ve hiç kimseye karşı kalbinde bir buğz ve adâvet besleme; hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Eğerbu suretle hareket edersen, en büyük müşkülleri bile yenersin ve sen de “İnsân-ı kâmil” mertebesine erersin.”

3- Perizkarlık ve sabır: Perizkarlık,fazla aç gözlülük göstermeden, elindeki ile yetinmesini bilmek ve ulaşılan manevi aşamanın verdiği sarhoşluktan da korunmak gerekir.
Perizkarlık, hiçbir şeyde aşırıya kaçmamaktır, yemeğin bile fazlası insanı rahatsız eder.

Nefsimiz bizden pek çok şey isteyebilir, ancak biz, onun her istediğini yerine getirirsek, o vakit kendi irademiz elimizden gider ve onun tutsağı oluruz. İrade sahibi olan bir kimse, sabır etmesini bilmeli ve kendi iradesine sahip çıkmalıdır.

Kur’an’da: " Ey inananlar! Sabır ve dua ile Allah’tan yardım isteyiniz. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir” buyuruyor. [2] Yine Kur’anda: "Muhakkak ki Allah, sabredenleri sever" buyuruyor. [3]

Hz. Peygamber Efendimiz, Eshab-ı kiramdan bazılarına: ''İmanınızın alameti nedir?'' diye sorar. Onlar da: ''Genişlikte şükreder, darlıkta sabrederiz ve
Alallah’u Teâlânın kaza ve kaderine razı oluruz'' diye cevap verdiler.

O vakit Allah’ın Resulü: ''Yemin ederim ki siz müminsiniz'' buyurdu.
Yine Hz. Peygamber Efendimiz: “Ehl-i Beyt'in kanaatleri bütün ümmete ders olacak niteliktedir. Onlar çoğu gün sadece su ve hurma ile iktifa ederlerdi” buyuruyor. Sabır; kişiye kanaat etmeyi de öğretir. Kanaat tükenmez bir hazinedir.

5- Haya (Utanma): Bazı duygular vardır ki, günah ve ayıp sayılan şeyleri yapmamıza engel olur. Bunlardan birisi de sadece insanlara ait olan haya duygusudur.Haya,fenalıklar karşısında nefsi tutmak ve kötülüğü terk etmektir.

Bir gün kırbaç cezasına çarptırılan bir genci, kalabalık bir topluluğun önünde kırbaçlıyorlardı. Kırbaçlanan gencin vücudunun her tarafından kanlar fışkırıyordu. Fakat buna rağmen kırbaçlanan genç, bir kere dahi sesini çıkarmadı. Genci kırbaçlayanlar, dinlenmek için bir kenara çekilince, kalabalığın arasında bulunan bir kişi, gence yaklaşıp: “Tahammülüne hayran kaldım” der.

Mahkum: “ Nasıl ağlayıp bağırabilirim ki, kalabalığın içinde sevdiğim kız var ve şu an beni gözlüyor” der.
O vakit soruyu soran kimse: “İyi ama Allah’u Teâlâ seni her an görüyor. O yüce yaratan yarın ahrette; “Ey kulum! Fazlasını istemiyorum, sadece o sevdiğin kız için gösterdiğin sabrı, edebi ve aşkı benim için, benim rızam için niye göstermedin dese ne cevap vereceksin?” diye sorar.

Bu sözü duyan genç: Öyle bir Allah! Der ki kendinden geçer. O kadar
kırbaca direnen vücut, bu ilahi aşka, bu Rabbinden utanma duygusuna takat yetiremez. Muhafızlar gencin yanına koştuğunda o, çoktan can vermiştir.
Utanma başın yere eğilmesi, yüz kızarması gibi değişik şekillerde ortaya çıkan ahlaki bir vasıf olup, imanlı olan kimselerde bulunur İmanı olmayan veya zayıf olanlarda görülmez

6- Cömertlik: Hz. Ali Efendimiz: Cömertlik, alışkanlıkların en üstünüdür” derken, sadece maddi bir bedeli olan malı değil, bilgiyi, iyi huyu, acılara ortak olmayı ve toplumu çok yönlü ilgilendiren her şeyin paylaşımını esas almaktadır.

Yine Hz. Ali Efendimiz: “Kendini cömertliğe alıştır ve her ahlakın en iyisini seç; çünkü iyilik alışkanlık haline gelir” sözleri ve “Sizler mallarınızla halkı kuşatamazsınız “onların gönüllerini hoş edemezsiniz”; öyleyse el açıklığı ve güzel davranışınızla onları kuşatınız. Çünkü ben Allah Resulünün şöyle buyurduğunu duydum: “Sizler, mallarınızla halkın gönüllerini hoş edemezsiniz; o halde ahlakınızla onların gönüllerini hoş edin” beyanları, bu konuda ne kadar geniş ve çok yönlü düşündüğünün en açık kanıtıdır.

Hz. Ali Efendimizin, ilme yaptığı vurgularda ise alimi sürekli gözeten, kollayan ve bilgiye yatırımı teşvik eden özellikleri görülür. “İlim maldan hayırlıdır: İlim seni korur, malı sen korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. İlim hakimdir, mal ise mahkumdur. İlim ruhun hakimidir. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Mal uzun zaman sürecinde tükenir, ilim uzun zaman sürecinde tükenmez ve eksilmez. İlim kalbi aydınlatır, mal ise kalbi katılaştırır. İlim peygamberlerin mirasıdır, mal ise eşkıyaların mirasıdır” sözleri ile insanları dünya malı yerine bilgiye yatırım yapmaları ve bunu insanların yararına kullanmaları konusunda sürekli çağrıda bulunur.

7- İlim yapmak: Kur’an’da: Bazı gizli sırları, sadece ilimde yüksek payeye erişmiş ve aklıselim sahipleri düşünüp anlayabilir” [4] deniyor. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek, ilmin değerini anlatmak istemiştir. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hazretleri de:

“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” buyurmuştur.

Koca Yunus Emre de: “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmez isen, Ya nice okumaktır” diyerek, ilmin önemine değinmiştir.
Bir ata sözümüz de ise: “İlmi olmayan bir beden, suyu olmayan şehre benzer” diyerek, ilmin önemini belirtmek istemiştir.

Ancak zâhiri ilimlerin yanında bir de bâtınî ilimler vardır ve buna “Ledün İlmi” denir. Ledün İlmi, Allah’ın sırlarına ait manevi bilgilerdir. Bu bilgiler, okumakla öğrenilmez, bu gibi bilgiler, kişiye ait özel bilgilerdir ve özden gelir.

Aslında Alevi-Bektaşi ibadetinin yapıldığı cem evleri, birer İlm-i Ledün okuludur.

Bu gibi yerlerde daha çok Allah’ın uluhiyeti ile ilgili muhabbetler, sohbetler yapılır. İşte bu gibi, muhabbetler ve sohbetler, “İlm-i Ledün” dür. Bu ilimden haberdar olabilmek için de bir mürşide teslim olup, onun sohbetlerine katılmak gerekir. Bunun için de en uygun yer, cem evleridir. Musa Peygamber dahi, bir nebi olmasına rağmen, kendisine “İlm-i Ledün” öğretecek bir mürşit aramış ve

Hızır’ı bulmuştur. Bilindiği gibi, Hızır kendisine rehberlik etmiş ve bu ilmi, kendisine öğretmiştir.

8- Hoşgörülü olmak: Hoşgörü, sağlıklı insan davranışıdır. Hoşgörü, sağlıklı insan hayatının özüdür ve beşeri münasebetlerin temelidir.

Bizim yolumuz da hoşgörü yoludur ve bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde, eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür.

Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır.

Mevlana Hazretleri: “Ben insanların ayıplarını gören gözleri kör ettim'' diyor.

Bizler de etrafımızdaki kimselerin bize olan yanlış hareketlerini, anlayış içerisinde karşılamalıyız. Eğer yanlışları varsa, onları incitmeden uyarmalıyız, kimsenin ayıbını yüzüne vurmamalıyız. Tüm yaratılanı, yaratandan ötürü sevmeliyiz.

Hazret-i Ali Efendimiz: “Hoşgörüsünden sadece yol ve inanç konusunda taviz vermez, diğer insanları buna riayet etmeye davet ederdi. O’nun: “Yol cümleden uludur” sözü, bunun bir örneğidir.

Yine Hz. Ali Efendimiz: “Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız”derdi. O’nun bir başka sözü de şuydu: “İnsanlarla öyle güzel geçinin ki öldünüz mü ağlasınlarsize. Sağ kaldınızmı sevgiyle çağırsınlar sizi”beyanları, onun ne denli İnsan-ı Kamil olduğuna örnektir.

9- Özünü bilmek: Cenab-ı Allah, Kur’an’da: Rabbin meleklere: “Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. O’nu tamamlayıp, içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secdeye kapanın” buyuruyor. [5]

İşte bizim bilmemiz gereken “öz”, Cenab-ı Allah’ın meleklere, önünde secde ediğimiz dediği, Tanrı’ya ait ruhtur. Bir kimsenin bu özü fark edebilmesi için bu konuda bilgi sahibi olması gerekir.

Yunus Emre hazretleri bir dörtlüğünde: “İlim okumaktan gerek, kendi özünü bilmektir. Kendi özünü bilmezsen bir hayvandan betersin” diyerek, bu tanrısal özün ne denli önemli olduğunu belirtmiştir.

Yine Yunus Emre: “Bir ben var benden içeri” diyerek, bu özü anlatmaya çalışmıştır. Cenab-ı Allah Kur’an’da: “Ben size şah damarından daha yakınım” diyor. [6] Bu da bizim, can, gönül ve ruh dediğimiz ve bilmemiz gereken özdür. Şu dörtlükte de Hakkı Baba:

“Hakkı Baba Hakk’ı bileyim dersen.
Hakk’a Hakk’el yakın olayım dersen.
Sen kendi kendin bileyim dersen.
Önce kendi özünü bilmen gerek”
diyerek, bilmemiz gereken öz hakkında bilgi vermektedir.

10- Kamil İnsan veya Ariflik: Kamil insan veya Ariflerin iradesi, Allah’ın
gerçek iradesidir. Bu gibi kimseler, Allah’ın tüm iradesine sahip olan kimselerdir ve bu gibi kimselerde tam tecelliyat vardır.

Tanrı buyrukları, peygamberlere Cebrail aracılığı ile “vahiy” olarak bildirilir. Kamilllere ve Ariflere ise doğrudan doğruya onların kalplerine tecelli eder.

Bu makama erişmiş olan Kamil insan veya Arifler, Allah ile varlıklar arasında meydana gelen olayları, bir düzen içersinde yürütürler. Bu makama erişen kimseler, her iki âleme ait işleri, kesinlikle birbirine karıştırmazlar. Birini diğerinden üstün görmezler ve birinin hakkını diğerine geçirmezler.

Kamil insan, erişmiş olduğu bu makamla yetinmeyip, en mükemmel insan olmanın yollarını aramalıdır, yani “Ekmel” insan olmalıdır. Bu da ancak ve ancak, kalbi saflaştırmak ve cilalamak suretiyle mümkündür.

Eğer insan, kalbini saflaştırıp, cilalayabilirse ve bu kalbi, her şeyi net olarak gösterebilen bir ayna durumuna getirebilirse, Hakk orada tecelli eder. Böylece o kimse, Hz. Muhammed’in ulaştığı “Ev Edna” makamına ulaşmış olur. Ev Edna makamı, Hakk’ın tam zuhurundan ibaret olan “Muhabbet” makamıdır.

ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI
Sponsor Reklamlar

__________________
Aliyyen Veliyullah...
Haydar-ı Kerrar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dört Kapı Kırk Makam Kavramı Nasıl Açıklanabilir? Alevi Sorularla Alevi'lik 2 12.04.13 16:29
4 Kapı 40 Makam Şah-ı Merdan Dini Konular 6 16.07.12 12:57
Kırk Gün Süren Bir Düğün ORHAN AFACAN Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 5 27.09.10 15:09
Dört Kapı Kırk Makam Nedir meyou Her Telden 4 16.05.10 12:30
Dört Kapı Kırk Makam Alevi Alevi Kültürü 0 05.09.09 01:03






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2