Sponsor Reklamlar


Alevilik ve Müslümanlık...

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Forumunda Bulunan  Alevilik ve Müslümanlık... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 10.06.15   #1
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Alevilik ve Müslümanlık...


Alevilik-
Müslümanlık


Yakındoğu’da ve Ortadoğu’da, Alevilik-Müslümanlık-Şiilik arasındaki ilişkiler sağlıklı bir şekilde açıklığa kavuşturulmuş ilişkiler değildir. Alevilik, çok yerde, çok zaman Müslümanlık sayılmaktadır. Bu, çok yanlış bir düşüncedir. İkinci olarak da Alevilik Şiilikle karıştırılmaktadır. Aleviliğin Şiilik olduğu veya Şiiliğin Alevilik olduğu söylenmektedir. Halbuki Şiilik Müslümanlıktır. Alevilik ise ayrı bir dindir, inançtır. Bu yazıda, Alevilik- Müslümanlık-Şiilik arasındaki ilişkileri konu etmeye, bu ilişkilere açıklık getirmeye çalışacağım.

Müslümanlıkta iki önemli mezhep vardır. Sünnilik, Şiilik. Bu iki büyük bölünmeyi siyasal partiler olarak da anlamak mümkündür. Sünni İslam içinde de, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli şeklinde alt mezhepler vardır.

Ama İslamiyetdeki, Müslümanlıktaki Sünnilik-Şiilik mücadelesi çok kanlı bir mücadeledir. Bu mücadeleyi, İslamiyetdeki iktidar kavgası olarak değerlendirmek mümkündür

İslam’daki iktidar kavgası, Peygamber Muhammed’in ölümünden hemen sonra başlamıştır. Peygamber’in yaşadığı dönemde, kendisinden sonra halife olarak, amcası Ebu Talib’in oğlu ve damadı olarak Ali’yi gösterdiği belirtilmektedir. Fakat Ali karşıtları, Ebubekir, Ömer, Osman taraftarları, bu düşüncenin yaşama geçmesine engel oldu. Ebubekir, 632-634 yılları arasında Halife oldu. Ebubekir’in vefatından sonra 634-644 arasında Halife Ömer’di. Ömer’in yaşamı bir suikastle son buldu. Ömer’den sonra Osman 644-656 yılları arasında Halifelik yaptı. Ali’nin halifeliği her seferinde engellendi. Halife seçiminde her zaman mücadeleler, silahlı kavgalar oldu. Osman’ın yaşamı da bir suikastle son buldu.

Osman öldürülür öldürülmez, Ali kendisini Halife ilan etti. Dördüncü Halife Ali oldu. Ali’nin halifeliği İslam’daki iktidar kavgasını kızıştırdı. 656’da, Basra’da Cemel Vakası yaşandı. Bu Peygamber’in damadı Ali ile Peygamber’in eşi Ayşe arasında yaşandı. Bu savaşta, her iki taraftan onbinlerce Arap öldü. Öte yandan Şam Valisi Muaviye Ali’nin halifeliğini tanımadı. Muaviye ile Ali arasındaki iktidar mücadelesi 657’de gerçekleşen Sıffın Savaşı’nı getirdi. Sıffın, Suriye’de, Rakka’ya yakın bir yerdeydi. Sıffin Savaşı, Amr İbn-ül As ve Hakem Olayı İslam’daki iktidar kavgasının, iktidar için yapılan savaşın hangi noktalara kadar vardığının işaretidir. Dört halifeden üçünün suikastle öldürülmesi dikkate değer bir durumdur.

661’de, Ali de bir suikastle öldürüldü. Ali, camide, ibadet yaparken bıçaklanarak öldürüldü. Ali’nin öldürülmesinden sonra, Muaviye, kendini Halife ilan etti. Şam Valisi Muaviye’nin Halife olmasıyla İslam’da Emevi Hanedanı kurulmuş oldu. Emeviler de Haşimi Sülalesi’ne mensuptu. Peygamber Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman ise Haşimi Sülalesi’nin Kureyş Kabilesi’ne mensuptu.

Emevi Hanedanı 750’de yıkıldı. 750’de, Abbasi Hanedanı kuruldu. Abbasilerle birlikte Haşimilerin Kureyş kolu yine Halife olarak göreve geldi.

Muaviye’nin kendisini Halife ilan etmesinden sonra da iktidar savaşı yoğun bir şekilde sürdü. Muaviye, Peygamber’in torunlarını kendisine biat ettirmek (bağlamak, kabul ettirmek) için çok yoğun bir çaba sarfetti.

Fatıma’nın ölümü de bu iktidar kavgasının çok önemli bir boyutudur. Paygamber’in kızı Fatıma, Şii anlayışına göre 614 doğumludur. Sünni anlayışa göre de 606 doğumludur. 624’de Ali ile evlenmiştir. Üçü erkek ikisi kız beş çocuk annesidir. İlk çocukları Hasan 624 doğumludur.

Fatıma’nın vefatı 632’dir. Peygamber’in ölümünden sonra, Ali defin işlemleriyle uğraşırken, Ebubekir, Ömer’in ve Osman’ın entrikaları sonuncu halife seçilmiş. Ömer, Fatıma’nın evine giderek, Ebubekir’in Halife seçildiğini bildirmiş, Ebubekir’e biat etmesini istemiştir.

Fatıma bunu kabul etmemiş, arada çok yoğun tartışma, atışma olmuştur. Bu tartışma sırasında Ömer, Fatıma’ya, Ebubekir’e biat etmezse, evinin yakılacağını ihtar etmiştir. Bu tartışma ve darp sonrasında hamile Fatıma’nın çocuğunu düşürdüğü ve sonra vefat ettiği söylenir.

10 Ekim 680’de yaşanan Kerbela ise, İslam’ın getirdiği vurgulanan adalet, barış, huzur anlayışının son bulduğu bir andır.

Ali, Fatıma, Kerbela, Oniki İmamlar, Hasan, Hüseyin Şiiliğin kavramlarıdır. Birinci İmam Halife Ali (599-661) Kufe’de camide öldürüldü. İkinci İmam Hasan ( 624-670) Medine’de, karısı tarafından zehirlenerek öldürüldü. Karısı, Ali’den sonra Halife olan Muaviye tarafından kandırılmıştı. Üçüncü İmam Hüseyin (626-680) Kerbela’da kafası kesilerek öldürüldü. Kafası bir tepside Halife Yezid’e götürüldü. Yezid Muaviye’nin oğluydu.

Dördüncü İmam Zeynelabidin (658-714), Kerbela’daki 72 kişiden kurtulan tek kişidir. Medine’de, gözlerden ırak, politika dışında bir yaşam sürdürürken zehirletilerek öldürüldü.

Beşinci İmam Muhammed Bakır (676-732), babası Zeynelabidin’den daha faal bir yaşam sürdü. Altıncı İmam Cafer-i Sadık (702-765) Şiiliğin önemli bir kitabı olan “Buyruk”u kaleme aldı.

Yedinci İmam Musa Kazım (745-799) Abbasi Halifesine saygısızlık yaptığı iddiasıyla sürüldüğü ve göz hapsinde tutulduğu, Irak’ın bir şehrinde öldürüldü.

Sekizinci İmam Ali Rıza (765-818) Abbasi Halifesi Me’mun tarafından göz hapsine alında, Meşded’e sürüldü. Orada zehirlenerek öldürüldü.

Dokuzuncu İmam, Muhammed Taki (811-835) Halife Mu’tasım tarafından Bağdat’da, zehirlenerek öldürüldü. Politik bir yönü yoktu.

Onuncu İmam Ali Naki (828-868) Samara’da, Abbasi halifesi Mu’tez tarafından zehirlenerek öldürüldü.

Onbirinci İmam Hasan Askeri (846-873) Abbasi halifesi Mutemid tarafından zehirlenerek öldürüldü. Halife Mutemid Ali Soyu’nun tamamen yok edilmesine karar verdi. Çok büyük bir katliam gerçekleşti. Bu katliamdan sadece, Hasan Askeri’nin oğlu olan İmam Muhammed Mehdi kurtuldu. O zaman İmam Mehdi dört yaşındaydı.

Onikinci İmam Muhammed Mehdi (869- ) babası Hasan Askeri’nin öldürülmesinden sonra gizlenmiş, ondan sonra onu kimse görmemiştir. Halen yaşadığına inanılmaktadır. Birgün ortaya çıkacak ve adaletsiz dünyaya adalet getirecektir.

Bu tablodan da görüldüğü üzere, Emevi ve Abbasi halifeleri, peygamberin torunlarına karşı yoğun ve yaygın bir şiddet kullanmıştır. Oniki imamlar, mazlumdur. Düşünelim ki, Hüseyin’e bağlı 72 kişinin çoğu, kadınlar, çocuklar susuzluktan ölmüştür. Fırat Nehri, Kerbela’da, çadırların hemen ötesinde aktığı halde, Yezid’e bağlı ordular Hüseyin taraftarlarının Fırat’a gidip su almalarına engel olmuştur. Çadırların dışına çıkmayı yasaklamıştır. İslam’ın getirdiği söylenen barış, huzur, adalet eşitlik, Kerbela’da son bulmuştur.

Sünni İslam’daki bu devlet terörü, Kürd yazar Metin Aktaş tarafından kaleme alınan, Rüzgar Ateş Gibi Yakıyordu (Fam Yayınları, Mart 2014) romanında çok çarpıcı bir şekilde dile getirilmiştir. Yazar, Emevi hanedanının yıkıldığı, Abbasi hanedanlığının kurumlaşmaya başladığı dönemi söz konusu etmektedir. Halife seçilmek için düzenlenen entrikalar, rüşvet, yolsuzluk, kölelik, hadımlık, harem, cariyeler vs. bir hadımın ağzından anlatılmaktadır. Bu bir romandır. Ama, yazar Metin Aktaş’ın belirttiği gibi bu romanın yazılışı sırasında tarihsel kaynaklar da değerlendirilmiştir.

Bilim olguları anlamaya çalışır. Olgular arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışır. Roman ise, insanların duygularını irdeler. Romancı Metin Aktaş, Rüzgar Ateş Gibi Yakıyordu romanında, birbirleri aleyhine dolaplar çevirmeye çalışan halifeleri, halife yakınlarını, haremi, cariyeleri, hadımları, köleleri… onların duygularını, niyetlerini, bu süreçte gerçekleşen terörü, devlet terörünü ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır. Fethedilen alanlardaki halkın nasıl köleleştirildiği, köle pazarlarında satıldığı, köleliğin, hadımlığın nasıl kurumlaştırıldığı çok zengin olgularla dile getirmektedir. Fethedilen alanlarda, elde edilen ganimetin paylaşılması konusunda yapılan mücadele yine romanın önemli bir boyutudur.

Kur’an’da, köleliğin lağvedilmesiyle, kadınların durumuyla ilgili bazı olumlu belirlemeler vardır. Ama bunların çoğunun toplumsal bir karşılığı yoktur. Gerek Emevi gerek Abbasi halifeleri döneminde yoğun bir köleleştirme vardır.

İSMAİL BEŞİKCİ
28.05.2015
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (10.06.15 Saat 17:26 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 10.06.15   #2
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Alevilik ve Müslümanlık...


2



Alevilik-Müslümanlık

İslami ve Alevi yaşam biçimine bakarak Aleviliğin İslam olmadığını anlamak çok kolaydır. Alevilik, elbette Müslümanlık değildir. Alevilik Müslümanlıktan çok önceki bir inançtır. Hatta Alevilik, Zerdüştlükten de önceki bir inançtır. Kuzey Mezopotamya kökenli bir inançtır. Aleviliğin Müslümanlık olmadığını gösteren çok önemli göstergeler vardır. Bunlardan biri, Müslümanlıkta çok kadınla evliliğin yaygın olmasıdır. Peygamber döneminden beri İslam’da çok kadınla evlilik esastır. Dört Halife döneminde, Emevi ve Abbasi halifeleri döneminde ve daha sonraki dönemlerde, İslam’da çok kadınla evlilik yaygın bir gelenektir. Hem Sünni İslam’da, örneğin örneğin Suudi Arabistan’da, Türkiye’de, Kürdistan’da, hem de Şii İslam’da, örneğin İran’da bu uygulama, gelenek yaygındır. İslam’da, çok kadınla evlilik yanında, harem, istediğin kadar cariye edinmek de söz konusudur. Hatta Şii İslam’da, evdeki iki üç kadından ayrı olarak belirli bir süre, hatta bir günlüğüne bile sözleşmeli evlilik vardır. Alevilikte ise tek kadınla evlilik esastır.

Hem Sünni İslam’da, örneğin Suudi Arabistan’da, hem Şii İslam’da, örneğin İran’da, kadınlar, çar, çarşaf içinde kapalıdır. Örneğin, Afganistan gibi alanlarda kadınlar burka denen bir çarşaf içindedirler. Alevilikte böyle bir uygulama yoktur. Bunlar, Aleviliğin Müslümanlık olmadığını gösteren çok önemli yaşam tarzlarıdır.

Alevilerdeki semah, Aleviliğin Müslümanlık olmadığını gösteren çok önemli bir ritüeldir. Bu, kadını kamuda görünür kılan, erkekle eşit kılan bir ritüeldir. İslam’da buna benzer bir ritüel yoktur. İslam’da kadın görünmezdir, kapalıdır, erkeğin arkasından gelir. Örneğin, Suudi Arabistan’da kadınlar, otomobil kullanamamaktadırlar.

Müslümanlığın, fetih-ganimet esasına dayanan bir dinamiği vardır. Bir ülke fethedilecek. Halkı Müslümanlığa davet edilecek. Müslümanlığı kabul etmezse, kadınları, çocukları, malları-mülkleri ganimet sayılacak. Müslümanlığı kabul edenlerin mallarına mülklerine de el konulacak. Sadece, öldürülmekten kurtulmuş olacaklar. Bütün bunlar Alevilikte var mı? Alevilikte, orayı burayı fethedip, halkı Aleviliğe davet etmek, Aleviliği kabul etmeyenleri katletmek, mallarını mülklerini kadınlarını çocuklarını yağmalamak var mı?

Namaz, oruç, haç, zekat, kelime-i şahadet, İslam’ın temel ibadet biçimleridir. Alevi ibadetinde bu kurallara riayet yoktur.

Aleviliğin Osmanlı döneminde nasıl algılandığını, ama Müslümanlık olarak hiç algılanmadığını görmek için şeyhülislamların fetvalarına bakmak gerekir. Yavuz Sultan Selim’in Şeyhülislam’ı, Müftü Nurettin el Hamza’nın ve İbn Kemal’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın ve İkinci Selim’in Şeyhülislam’ı Ebu Suud Efendi’nin fetvaları bu bakımdan çok önemlidir. Ali Yıldırım’ın Osmanlı Engizisyonu, Anadolu’da İnançsal Zulüm Tarihi (İtalik Yayınları, Ankara, 2013) kitabı bu bakımlardan önemli bir kaynaktır. Alevilerin sapkın, zındık görüldükleri, Müslüman olarak algılanmadıkları açık bir şekilde görülmektedir.

Burada önemli olan, Şiilikteki, Ali, Kerbela, On İki İmamlar, Hüseyin figürlerinin Alevi düşüncesine nasıl girdiğinin incelenmesidir.

İran’da, Safevi tarikatı Sünni bir tarikat olarak kurulmuştur. Kurucusu Şeyh Safiyeddin’dir. Şeyh Safiyeddin’in Kürd olduğu da vurgulanmaktadır. Şeyf Safiyeddin Sencani olarak anılmaktadır. Şeyhlik dönemi 1334-1392 arasıdır. Sencan Musul’a yakın bir köydür. Aile daha sonra, İran’da Gilan yöresine göç etmiştir.

14. ve 15. yüzyıllar bu bakımlardan önemlidir. İran’da, Şah Ali (1392-1429), Şah İbrahim Veli (1428-1447), Şeyh Cüneyd (ölümü 1460), Şeyh Haydar (ölümü 1488), Şah İsmail (1487-1524) dönemlerinin incelenmesi önemlidir. Şah İsmail’le, 1502’de Şiilik kurumlaşmıştır. İlk Şii eğilimlerinin Şah Ali döneminde, 14. yüzyılın sonlarında başladığı söylenmektedir.

İran’da Şiiliğin tarihi söz konusu olduğu zaman Safevtü’s Safa çok önemli bir kitaptır. 1357’de kaleme alındığı bildirilen Safevtü’s Safa’da, On iki İmamlar, Kerbela, Ali, Hüseyin gibi figürler yoktur. Bu figürler, kitaba daha sonraki dönemlerde, özellikle, Şeyh Cüneyd, Şeyh Haydar, Şah İsmail dönemlerinde eklenmiştir. Kerbela, Oniki İmamlar, Ali, Hüseyin figürlerinin Sivas, Tokat, Amasya yöresindeki ve Teke Yarımadasındaki Alevileri etkilemesi 15. yüzyılda gerçekleşmiştir. Sivas, Tokat ve Amasya yöresinde Nur Ali Halife, Teke’de Şahkulu, Şah İsmail’in Anadolu’daki halifeleridir, temsilcileridir. Şeyh Cüneyd’in, Şeyh Haydar’ın, Anadolu’da benzer halifeleri, temsilcileri vardır. Bütün bunlar, Murad Ciwan’ın yazılarında ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Murad Ciwan’ın, Çaldıran Savaşıyla, İdris-i Bitlisi ile ilgili ve Safevi hanedanının kuruluşu ile ilgili yazılarına bakmakta yarar vardır. “Çaldıran Savaşı’nda, Osmanlılar, Safeviler ve Kürtler, İlk Kürt-Osmanlı İttifakı (1514)” Avesta, 2015 İstanbul, kitabı bu bakımdan değerlidir.

Alevlerin Müslümanlığa Asimilasyonunda Yedi Ulu Ozanın Rolü

Alevilerdeki “Yedi Ulu Ozan”nın şiirleri bu etkilemede çok büyük rol sahibidir. Alevilerdeki Yedi Ulu Ozan şunlardır: Seyid Nesimi (1369-1417), Şah Hatayi (1487-1524), Fuzuli (1504-1556) Yemini (15. yüzyıl sonu 16. yüzyıl başı), Virani (16. yüzyıl) Pir Sultan Abdal (16. yüzyıl) Kul Himmed (16. yüzyılın ikinci yarısı) Bu şairler, şiirlerine özellikle Halife Ali’ye daha sonra da Şah’a büyük övgüler düzmüşler, Kerbela’yı anlatmışlardır. Şah Hatayi’nin Şah İsmail olduğu bilinmektedir.

Alevileri temsil eden şair ise, 14. yüzyıl sonlarında ve 15. yüzyıl başlarında yaşayan Kaygusuz Abdal’dır.

Kıldan köprü yaratmışsın

Gelsun kullar geçsun deyu

Hele biz şöyle duralım

Yiğit isen geç a Tanrı

dizeleri, esas Alevi düşüncesini, Reya Heq düşüncesini aksettirmektedir. İslam’da böyle bir Tanrı eleştirisi var mı?

Alevilik, insana, doğaya değer veren, insanı, doğayı tanrı kabul eden bir inançtır. Mazlumların yanında yer alan, mazlumların acılarını paylaşan bir inançtır. Peygamberin torunları, Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde büyük zulüm görmektedirler. Alevilerin, zulüm gören Şiiler yanında yer alması, onların acıların paylaşması doğaldır. Ama Ali, Oniki İmamlar, Kerbela figürleriyle bütünleşmesi sağlıklı değildir.

Dersim’de Zaza Kürdler, hâlâ Hüseyin’in yasını gütmektedirler. Şiilik elbette Müslümanlıktır. Kerbela (10 Ekim 680), İslam’daki bir iktidar kavgasıdır. İnsanı ve doğayı ön plana koyan, insanı ve doğayı Tanrı kabul eden Aleviliğin, Peygamber Muhammed’in torunlarına yapılan zulme karşı çıkması, onların acılarını paylaşması çok doğaldır. Ama kendilerini onlarla özdeşleştirmesi yanlıştır. 680’de Kerbela’da 72 kişi katledilmiştir. Hüseyin savaşta yenilmiş, kellesi kesilip bir mızrağın ucuna takılıp Yezid’e götürülmüştür. 1937-1938’de Dersim’de, belki de 72 bin kişi katledilmiştir. Dersim’de Zaza Kürdlere soykırım yapılmıştır. Ama Dersimlilerin önemli bir kısmı bunu dert etmemektedir. Hâlâ Kerbela’nın, Hüseyin’in yası güdülmektedir. Halbuki Kerbela, Kürdlerle ilgili bir olay değildir. İslam’daki bir iktidar kavgasıdır.

Devletin, Alevileri asimile etme politikası, bu çerçevede yapılan uygulamalar elbette eleştirilmelidir. Ama her şeyden önce şunca gerçeklere rağmen “Aleviyiz ama Müslümanız”, “Müslümanız ama Aleviyiz” diyen Alevilerin eleştirilmesi gerekir. Alevilerin, İslamlığın hiçbir şartını yerine getirmedikleri de biliniyor.

Aleviler, “Müslümanız” dedikten sonra, onları camiye davet edecek bir İslami grup olacaktır. “Bizim Cemevimiz var” savunmaları etkili değildir. Kaldı ki, devlet, örneğin, Cemevi’ne de imam göndermektedir.

Camiye davet edilen Aleviler, camiye gitmedikleri zaman “yoldan çıkmış Müslümanlar” olarak algılanmaktadır. Bu sefer de Alevileri yola getirmek için operasyonlar yapılmaktadır.

Alevilik-Şiilik

Aleviliğin İslam olmadığı yanında, Aleviliğin, Şiilik olmadığının vurgulanması da çok önemlidir. Ali, Kerbela, Oniki İmamlar, Hüseyin figürlerinin Alevi düşüncesini etkilemeye çalıştığını vurgulamaya çalışmıştık. Ama Şiilerde görülen bazı temel ritüellerin Alevilerde görülmediğinin vurgulanması gerekir. Her yıl Muharrem ayında İmam Hüseyin’in yasını tutan Şiiler, taşıdıkları zincirleri sırtlarına vurarak kendilerini dövmektedir. Bağdat’da, Kerbela’da, Meşhed’de, Oniki İmamların türbelerine sürüne sürüne varmak da Şiilerin önemli bir ritüelidir. Bunlar Alevilerde görülmez.

Her yıl Muharrem ayında, Oniki İmamların vefat ettiği ayların yıldönümlerinde, türbelere varmak için milyonlarca Şii hareket halindedir. 1 Eylül 2005’de, Bağdat yakınlarındaki, Kazımiye Türbesi’ne varmak için, bir milyona yakın Şii, kadın-erkek, yaşlı-genç… yollardaydı. Dicle Nehri üzerindeki el Ayma Köprüsü’nden geçildiği sırada, “köprüde canlı bomba var” şeklinde bir şayia ortaya atıldı. Canlı bomba ihbarı, köprüde, kalabalık üzerinde, büyük bir kaynaşma, kargaşa yarattı. Büyük bir izdiham, panik meydana geldi. İzdiham sırasında birbirini ezenler oldu. Köprüden Dicle’ye düşüp boğulanlar oldu. Bu izdihamda, boğulmada 960’dan fazla insan yaşamını yitirmiş, beş yüze yakın insan yaralanmıştı.

Necef, Kerbela, Bağdat Şiiler için kutsal mekanlardır. Necef’te, Dördüncü Halife İmam Ali’nin, Kerbela’da İmam Hüseyin’in, Bağdat’da, İmam Kazım’ın mezarları vardır.

Aleviliği Şiilikten ayıran temel olgu, şüphesiz Cami olgusudur. Şiilikte Cami vardır, namaz vardır. Alevilikte, Cami, namaz yoktur.
Aleviliği, Reya Heq’i öbür dinlerden ayıran önemli bir özellik daha var. Öbür dinler, özelilikle İslamiyet, dini tebliğ ederek taraftarlarını çoğaltmaya gayret ederler. Öbür halkları, inançları, Müslümanlığa çağırmak, İslamiyetin çok önemli bir özelliğidir. Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Kur’an’daki “oku” sözcüğünün, “çağır” anlamına geldiğini söylemektedir. Alevilikte, öbür halkları, inançları Aleviliğe çağırmak gibi bir durum yoktur.

İslam, yedinci yüzyılın ortalarından itibaren Arabistan’dan çıkarak, Yakındoğu’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika ve Orta Asya içlerinde gelişmeye başladı. İslam’ın gelişmesi çoğu yerde kılıç zoruyla olmuştur. Bu gelişmenin itici gücü şüphesiz ganimet elde etmektir. İslam, Yakındoğu’nun, Ortadoğu’nun tarihsel inançları üzerinde çok büyük bir baskı oluşturmuştur. Bunlara Aryen inançlar, denebilir. İslam, onları yasaklamış İslamiyeti kabule zorlamıştır. Mitra, Zerdüşt, Mani, Mazdek, Reya Heq (Alevi), Ezdi inançları üzerinde çok büyük, çok ağır, kapsamlı baskılar söz konusudur. Bu inançlar arasına, İran’da, Ehl-i Heq, Irak’ta Kakai olarak değerlendirilen Yarsan inancını da katmak gerekir. Onlar da baskılardan zulümlerden uzak kalmak için, kendilerini gizlemek için, dağların tepelerine, vadilerin diplerine çekilerek kendilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Bu arada, yine, yaşamlarını sürdürebilmek için İslam’ın bazı kurallarını kabul eder bir görüntü vermeye çalışmışlardır.

Bu inançlar, genel olarak da, ana akıma muhalif bir akım olarak gelişen Şia’nın bazı figürlerini benimsemişlerdir. Ali, Fatıma, Kerbela, Oniki İmamlar, Hasan-Hüseyin gibi figürleri Yakındoğu’nun, Ortadoğu’nun bütün geleneksel inançları üzerinde yani Aryen inançları üzerinde görmek mümkündür. Bu figürlere bakarak, onların da İslam olduğunu, Müslümanlık içinde yer aldıklarını söylemek doğru değildir. Önemli olan, bu figürlerin bu inançlara nasıl, ne zaman girdiğini incelemek olmalıdır. Selahattin Ali Arik’in Aryan İnançlar ve Reya/Raa Heqiye (İBV yayınları, İstanbul, Nisan 2015) incelemesi bu bakımdan değerlidir.

Alevilik-Kızılbaşlık

Aleviliğin Müslümanlık olmadığının yanında Alevliğin Şiilik olmadığının belirtilmesi de önemlidir. Bu çerçevede, Alevilikle Kızılbaşlık arasında bir fark olduğuna işaret edilmesi de önemlidir. Murad Ciwan, Çaldıran Savaşı’nda Osmanlılar, Safeviler ve Kürtler, İlk Kürt-Osmanlı ittifakı (1514) isimli çalışmasında, kırmızı keçeden yapılan 12 parçalı bir külahın Şii savaşçıları gösteren önemli bir özellik olduğunu belirtir. Safevi savaşçıları, öbür savaşçılardan ayırt eden kırmızı külah, Şeyh Haydar (ölümü 1488) döneminde kullanılmaya başlanmıştır. (s.100 vd).

Alevilerin Müslümanlığa Asimile Edilmesi

İttihat ve Terakki Fırkası’nın, Osmanlı İmparatorluğu’nu, Türk esasına göre yeniden organize etmek gibi bir düşüncesi vardı. Adriyatik Denizi’nden, Orta Asya içlerine kadar bir imparatorluk olacak, ama burada, sadece Türkler yaşayacaktı. İkinci Meşrutiyet döneminde ve sonrasında, İttihat ve Terakki’yi en çok meşgul eden konu buydu Bu konuyla ilgili ayrıntılı çalışmalar yapıldı, planlar hazırlandı. Rumların, Rum-Pontusların sürgünü, soykırımı, Ermenilerin, Asuri-Süryanilerin, Ezidi Kürdlerin tehciri-soykırımı bu çerçevede değerlendirilmesi gereken süreçlerdir.

Çoğunluğu Müslüman olan ama Türk olmayan Kürdlerin Türklüğe asimile edilmeleri programını yine bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Türklüğün çok önemli niteliği, başta gelen niteliği ise, Türklerin Müslüman olmalarıdır. Müslümanlar, şüphesiz değişik ulustandırlar, değişik uluslara mensup Müslümanlar vardır. Ama Türkler muhakkak Müslümandır. Türk Müslüman olmalıdır. Örneğin, Karadeniz’in kuzeyinde, Moldova taraflarında yaşayan Gagavuzlar… Gagavuzlar, aslen Türk olmalarına rağmen Müslüman olmadıkları için, Hıristiyan oldukları için Türk kabul edilmemektedir. Konya taraflarında bir kısım Karaman halkı da, Türkçe konuşmalarına, yazmalarına rağmen Hıristiyan oldukları için Türk kabul edilmemektedir. İşte bu nedenlerden dolayı, Alevilerin Müslümanlığa asimile edilmeleri İttihat ve Terakki’nin çok önemli bir çabası olmuştur. Bunu toplumsal mühendislik olarak değerlendirmek mümkündür.

İttihat ve Terakki’nin bu programı Cumhuriyet döneminde, sistematik ve kararlı bir şekilde yaşama geçirilmeye çalışılmıştır. Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek, Cumhuriyet’in kararlı bir şekilde uyguladığı bir programdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde, halkın % 99’u, hatta, % 99’dan da fazlası Müslümandır anlayışını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu, Alevileri, Müslüman kabul eden bir anlayıştır. Bu anlayış resmi ideolojinin çok önemli bir boyutudur. Alevileri Müslümanlaştırmak için yoğun ve yaygın bir program uygulandığı da açıktır.

Kürdlerin Türklüğe, Alevilerin Müslümanlığa asimile edilmeleri için çok yoğun bir çaba harcanması, toplumsal mühendislik faaliyetlerinin önemli bir göstergesidir.

Alevilik Ali’yi Sevmekse…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Mayıs 2015’de Almanya’daydı. Karlsruhe kentinde, Gençlik Buluşması programı çerçevesinde bir konuşma yaptı. O konuşmada, “Eğer Alevilik, Hazreti Ali Radıyallahü Anhü (Allah ondan razı olsun) Efendimizi sevmekse benden daha Alevisi olamaz. Ama Alevilik bir dinse orada Tayyip Erdoğan yok. “Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu” Erdoğan’nın Almanya gezisini, bu tutumunu gösterilerle protesto etti.

Turan Eser, 12 Mayıs 2015 tarihli Birgün Gazetesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu görüşünü eleştirmektedir. Turan Eser, “O Alevi Olamaz!” başlıklı yazısında, Erdoğan’ın dile getirdiği Ali ile, Alevilerin Ali’sinin çok farklı olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Turan Eser, yazısında, Alevilerin yaşam biçimleriyle Müslümanların yaşam biçimleri arasındaki farkları dile getiriyor. Onlarca maddede bu farklılıkları vurgulamaya çalışıyor. Sonunda “O Müslümandır, ben Aleviyim” diyor.

Dile getirilen bu farklardan bazıları şöyle: Aleviler, “yolumuz var” der, o mezhebimiz.

Aleviler “en-el hak” (Tanrı benim” der, o “Tanrı ile insanı bir göstermek Tanrıya şirk koşmaktır” der.

Aleviler “cem” der, o “namaz”

Aleviler “cemevi” der, o “cami”

Aleviler, “dede, ana, pir” derler, o “imam, ulema”

Aleviler, “cennet ve cehennem bu dünyadadır, iyi ve kötü insanın elindedir” der. O “”hayrın” ve “şerrin” fıtrat olduğuna ve Allah’tan geldiğine inanır.

Aleviler “muharrem orucu” der, o “ramazan orucu”
Alevi’ye dini sorulduğunda “ben Aleviyim” der, o “elhamdülillah Müslümanım”der.

Kanımca, “O Müslümandır, ben Aleviyim” ifadesi yeterli değildir. Alevilerin Müslüman sayıldığı bir siyasal kültürde, “halkın % 99’u Müslümandır” anlayışının sık sık vurgulandığı bir yerde, Aleviliğin Müslümanlık olmadığının açıkça vurgulanması gerekir. “Halkın % 99’u Müslümandır” anlayışı, bir zamanlar sıklıkla dile getirilen, “halkın % 99’u Türktür” gibi bir anlayışı dillendirmektir. Bu ideolojik bir bilgidir. Resmi ideolojinin önemli bir boyutudur. Yani, devletin idarî ve cezaî yaptırımlarıyla korunan ve kollanan bir bilgidir.

Turan Eser, zaten onlarca maddede, Müslümanlık ve Alevilik arasındaki farkları dile getiriyor. “Ben Aleviyim, O Müslüman” diyor ama Aleviliğin Müslümanlık olmadığını söyleyemiyor. Bu, şüphesiz önemli bir eksikliktir.

* (x) 23 Mayıs 2015 de Eskişehir’de düzenlenen, “İnsan Hakları Bağlamında Aleviler Sempozyumu”na sunulan bildiri.

Sempozyumu Eğitim-Sen ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği düzenlemiştir.

Sempozyum, Odun Pazarı Belediyesi, Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleşmiştir.

Sabah gerçekleşen birinci oturumda, Uğur Kara’nın (Anadolu Üni. Hukuk Fak.) moderatörlüğünde, Ayhan Yalçınkaya (Ankara Üni. SBF), Hakan Mertcan (Mersin Üni. İktisadi İdari Bil. Fak.) Gazeteci yazar Kemal Göktaş ve İsmail Beşikci tebliğ sunmuşlardır.

Öğleden sonra yapılan ikinci oturumda Hakan Mertcan’ın moderatörlüğünde, Bedriye Poyraz (Ankara Üni. İletişim Fak.) Taylan Koç (Çukurova Üni. Hukuk Fak.) Araştırmacı Yazar Tevfik Usluoğlu tebliğ sunmuşlardır.

Sorularla, cevaplarla verimli bir sempozyum olmuştur.

İSMAİL BEŞİKCİ
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.08.15   #3
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Alevilik ve Müslümanlık...


KERBELA OLAYI VE ALEVİLER!

Posted on 20. Temmuz 2015 by Barış Aydın in ALEVİLİK, ASİMİLASYON, TARİH // 0 Comments


Aleviler Kerbala olayının iç yüzünü ne kadar biliyor? Hasan ile Hüseyin Muaviye’ye neden biat ettiler? Hüseyin Yezid’e neden biat etmedi? Yezid Hüseyin’i neden katletti? Kerbela olayının Alevilikle alakası var mıdır? Bu sorulara cevap verilmedikçe Anadolu Aleviliği anlaşılamaz.
Ali Küfe’de Abdurrahman B. Mülcem tarafında öldürüldükten sonra Küfe’de cami imamı olan İmam Hasan babasının katili Mülcem’i Küfe meydanında kafasını keserek cezalandırır. Hasan, Ali’nin cenazesi yerde iken, kendisini Küfe’de halife ilan eder. Şam Valisi Muaviye Hasan’ın halifeliğini tanımaz ve kendisini halife ilan eder. İki başlı bir yönetim ortaya çıkar. Ordu, vali’ler ve Medine Din Şurası Muaviye’yi desteklediklerini açıklar. Muaviye halifeliğini pekiştirmek için, Hasan ve Hasan’ı destekleyen Küfelilere karşı savaş kararı alır. Ordu Muaviye’yi destekleyince, Hasan savaşı kaybedeceğini anlayınca Muaviye’ye elçi göndererek bazı şartlar öne sürerek anlaşma teklif eder.
Hasan’ın Muaviye’den istediği şartlar:
1. Halifelik Muaviye’ye verilecek.
2. Muaviye’nin ölümünden sonra halifelik Hasan’a verilecek.
3. Ali’nin çocuklarına ve mal varlığına dokunulmayacak.
4. Her yıl Hasan’a 55 bin dirhem ödenecek.
Muaviye Hasan’ın şartlarını kabul ettiğini Hasan’a bildirir. Böylece halifelik tahtına kan dökülmeden 661 yılında 20 yıl boyunca Şam Valisi olan Muaviye halifelik tahtına oturur. Hasan ve kardeşleri Küfeliler ile birlikte Muaviye’ye biat ederler. Muaviye halife olduktan sonra, Ömer, Osman ve Ali’nin başına gelenleri yaşamaması için askeri tecrübelerinde de yararlanarak bazı valileri değiştirdikten sonra, kendisine yakın bir din şurası oluşturur. Ordunun tamamı Muaviye’yi desteklemesi sonucu Muaviye kısa sürede iktidarını pekiştirir.
İmam Hasan ve kardeşleri Medine’ye yerleşirler. İmam Hasan Halife olabilmesi için Muaviye’nin ölmesini beklerken 670 yılında İmam Hasan’ın 18. eşi Ca’de binti el-Eş’as b. Kays tarafından zehirletilerek öldürülür. Hasan’ın ölümü Muaviye’nin eli’ni daha da güçlendirmiş oldu. Muaviye, İmam Hasan’ın sağlığında Hasan’ın da onayını alarak, Hüseyin’i Medine Din Şûrasına almıştı. Medine Din Şûrası ülke genelinde alınan kararlarda etkili bir kurumdu. Hüseyin’in de Muaviye’nin yanında yer almasıyla birlikte Muaviye ülke yönetimine tek başına hâkim olur.
Muaviye 677 yılında Şam valisini görevden alarak, yerine oğlu Yezid’i Şam valisi yapar. Böylece kendisinden sonra Yezid’in tahta oturmasının alt yapısını oluşturuyordu. İslam ordusunun genel karargâhı Şam’da idi. Şam valisi aynı zamanda Halifeden sonra ordu ve ülke yönetiminden birinci derecede yetkiliydi. Muaviye Yezid’i Şam valiliğine atadığında Medine’deki Din Şûrası olan imametlerin tamamının da onayını alır. İmam Hüseyin Muaviye halifeliği bıraktığı güne kadar 12 yıl 7 ay Muaviye’nin imameti olarak görev yapar.
Hüseyin, Yezid’e neden Bayrak açar?
Muaviye 20 yıl Şam valiliği 19,5 yıl Halifelik yaptıktan sonra 76 yaşında iken hastalanıp yatağa düşer. Muaviye Şam valisi olan oğlu Yezid’i Medine’ye çağırarak ‘’Kendisinin hasta olduğunu ve artık halifelik yapamayacağını, tahta kendisini getireceğini’’ söyler. Yezid görevi gereği buna hazırdı. Bunun üzerine Muaviye Medine Din Şurasını toplayarak kendi yerine Şam valisi olan oğlu Yezid’i atadığını söyler. Muaviye din şurasının önünde Yezid’e biat ederek, herkesin biat etmesini ister. Medine din şurası Hüseyin hariç tamamı Yezid’e biat eder. Hüseyin, Muaviye ile Hasan arasında yapılan anlaşmanın geçerli olduğunu anlaşma gereği ülke idaresinin kendisinin hakkı olduğunu düşünüyordu.
Hüseyin Muaviye’ye sitem eder toplantıyı terk ederek ‘’Yezid’e biat etmeyeceğini’’ açıkça dile getirir. İmam Hüseyin halife olabilmek için geçmişte Ali ile Muaviye arasındaki sorunları yeniden gündeme getirerek, Yezid‘e başkaldırır. Yezid’in inisiyatifini tanımadığını açıklar. İmam Hüseyin Medine’de taraftar bulmaya çalışır. Medine’de hiç kimse Hüseyin’i desteklemez. Özellikle söz sahibi olan şûranın tamamı Yezid’e biat eder. Yezid kendisinden boşalan Şam valiliğine Mervan’ı atayarak böylece ordunun tamamının da desteğini alır. Yezid Hüseyin’e haber göndererek kendisine biat etmesi için 3 gün süre tanıdığını söyler.
Medine halkı Hüseyin’e destek vermeyince Hüseyin taraftar bulabilmek için aynı gece gizlice ailesini de yanına alarak Mekke’ye gider Mekke halkında kendisini desteklemelerini ister. Başta Mekke valisi olmak üzere Mekke halkı da Hüseyin’e destek vermezler. Yezid Hüseyin’in Mekke’ye gittiğini öğrenir derhal şûrayı toplar ve Hüseyin hakkında yakalama kararı çıkartır. İmam Hüseyini yakalamak için Mekke valisine haber gönderir. Mekke halkı da İmam Hüseyin’e destek vermeyince İmam Hüseyin kendisini Mekke’de güvende hissetmez. Yezidin kendisini öldüreceğini bildiği için Bağdat’a, Küfeye gitmeye karar verir. İmam Hüseyin ailesini de yanına alarak Bağdat’ta gitmek için yola çıkar.
İmam Hüseyin’inin Bağdat’a gideceğini öğrenen Yezid orduyu harekete geçirir. Hüseyin Bağdat’a varmadan Necef şehri ile Bağdat arasında bulunan Kerbela’da durdurur. Yezid’in ordusu Hüseyin’ine teslim olması için çağrıda bulunur. İmam Hüseyin karşı koyacak askeri gücü olmamasına rağmen teslim olmak istemez. Bunun üzerine Yezid’in askerleri İmam Hüseyin ile birlikte İmam Hüseyin’in ikinci eşi Leyla, çocukları Ali Ekber, Abdullah ve Cafer’i katlederler. Yezid’in askerleri İmam Hüseyin’in diğer dört eşi Urvet, Kuzaa, Kilap, Talha ile birlikte İmam Zeynel Abidin ve çocuklarına dokunmazlar.
Yezidin askerleri sağ olarak yakaladıkları İmam Zeynel ile iki çocuğunu ve İmam Hüseyin’in dört eşini önce Küfe’ye daha sonra Şam’a Yezid’in huzuruna götürürler. İmam Zeynel Şam’da Yezid’e biat eder. Yezid 17 yaşındaki imam Zeynel Abidin’i ve ailesini affeder. İmam Zeynel hasta idi, iyileşmesi için bir süre Şam’da kaldıktan sonra ailesini de yanına alarak baba ocağı Medine’ye döner. İmam Zeynel Abidin Medine’ye döndükten sonra Medine valisi aracılığı ile Yezid’e haber gönderir. Mescidi Aksa Camisinde İmamlık yapmak ister. Yezid İmam Zeynel Abidin’nin bu isteğini kabul eder. İmam Zeynel 6 Ekim 713 yılında Medine Valisi Osman bin Hayyan tarafında zehirletilerek öldürüldüğü güne kadar Mescidi Aksa’da imamlık yapar. Mezarı Medine’dedir.
Aleviler kerbala ile nasıl tanıştılar
Tarihi irdelediğimizde Aleviler, Şah İsmail’le Yavuz Selim arasındaki savaşın asıl nedenini kavrayamadıklarından çok ağır bedeller ödediler. Aleviler Osmanlılardan kurtulmak için Şah İsmail’i savunurken Şii mezhebiyle tanıştılar. Aleviler bununla da yetinmediler zaman içinde Şii mezhebin kurucularını sahiplendiler. Alevilerin Şii Mezhebi ile yakın temasta olması Osmanlıların işine geldi. Şiiler Müslüman ve şeriatçı oldukları için yaşamlarını Kuran’a (şeriat’a) göre dizayn ederlerdi. Böylece Aleviler Kuran’la tanışmış oldular.
1700 yılında sonra Osmanlı patişahları katliamlarlda sağ kurtulan Alevileri asimille etmek için özel fetvalar verdiler. Özel olarak çakma Alevi Dede’leri yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını vererek Alevi’lerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere gönderdiler. Çakma Dede’ler gittikleri yerlerde, “biz Ehlibeytiz, Ali soyundayız, esas Müslüman biziz” dediler. Böylece milyonlarca Alevi’yi İslam’ın içine çekerek Müslümanlaştırırlar. Altı yüz seksen yılında İmam Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar, başarılı da oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
Sonuç olarak Aleviler Kerbala olayının iç yüzünü kavramadan sahiplendiler. Alevilerin Şii inancının kurucusu şeriatçı İmam Caferi Sadık’ı ve on iki imamları sahiplenmeleri Alevilik İslam’ın bir mezhebi gibi gösterildi. Böylece Alevilerin asimile edilmesi kolaylaştırıldı. Açıkça görülüyor ki Kerbela olayı Alevi Sünni çatışması değil Yezid ile İmam Hüseyin arasında ki bir iktidar kavgasıdır. Kerbela katliamı Alevi Sünni çatışması değildir. Kerbela olayı Alevilerle bir ilişkisi yoktur. Kerbele olayı Osmanlılar tarafından Anadolu Alevilerini asimile etmek için ve Aleviliği yozlaştırmak için hazırlanan bir tuzaktır.
Barış Aydın
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 24.08.15   #4
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Alevilik ve Müslümanlık...


ALEVİLİKTE PAYLAŞIM KÜLTÜRÜ




Posted on 17. Temmuz 2015 by Bektaş Özgür in Alev-i, ALEVİLİK, EGİTİM, SIYASET, YOL ERKAN // 0 Comments


Türkiye Cumhuriyetinin hukuk kurumu tüm mahkeme salonlarında, yargıç heyetinin konuşlandığı yerin arkasında ki duvarda yazılı “ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR” sloganının açılımı; “Adalet mülkün, dolaysıyla mülk sahiplerinin emrindedir” anlamındadır. Zira uygulamada bu gerçekle zaten karşı karşıyayız. Mülk, üzerinde üretim yapılan nesnel alandır. Bu alan kişilerin özel mülkiyetinde ise ki öyle, bu mülkiyet ilişkisinin öngördüğü hukuk normları özel mülkiyeti ve onun yaratacağı tüm olumsuzlukları ve haksızlıkları meşru gören bir adalet anlayışı yaratacaktır. Adalet konusun da ülkemizde yaşanan budur; mahkeme salonlarında ki soysuz slogan da bu adaletsizliğin somut kanıtıdır.
Anadolu coğrafyasında bu soysuz sloganın mahkeme duvarlarına özenle yerleştirilmesinde ki amaç, bireyleri özel mülkiyet hırsına özendirmek, bu hırsın da hukuksal güvence altına alındığının beyanıdır. Özel mülkiyet sistemini devletin temel politikası olarak benimseyen TC devletini kurucu zihniyet, Anadolu da kadimden beri ortakçı mülkiyet üzerinde şekillenmiş sosyal yapıların yarattığı uygarlıkları Türklüğe mal etme, tüm yaşamsal değer ve özellikle de barışçı paylaşım kültürünü toplum belleğinden silmeyi hedeflemektedir. Aynı kafa farklı etnik köken ve inançtan oluşan Anadolu halklarının tarihsel belleğini silmek üzere Türkçülüğü öven ırkçı, abuk sabuk sloganlar üretti;1960’lı yıllarda 15 bin yerleşim birimi köy adını toplumu Türkleştirme amacıyla değiştirdi.
Anadolu da binlerce yıl hükümran olmuş ortakçı mülkiyete dayalı yaşam tarzı, bu maddi temelin karakterine uygun siyasal üstyapı (Kırklar Cemi), kendine özgü hukuk (Görgü-Sorgu Cemi) kuralları ve kalıcı kültürel değerler yaratmıştır. Bu değerler arasında paylaşım kültürü önemli bir yer tutmaktadır; zira bir arada barış içinde var olabilmenin maddi dayanağı paylaşım kültürüdür. Anadolu da site devletler (Rızalık Şehri) çevresinde varlığını sürdüren ortakçı mülkiyet, Roma istilasıyla başlayan süreçte gasp ve talan yöntemiyle özel mülkiyete dönüşmeye başlamış, Türk-İslam Selçuklu döneminde aynı süreç devam etmiştir. Osmanlı hükümranlık alanını genişlettikçe gasp ettiği alanları belli kişilere kiraya vererek yerli halkı yerinden yurdundan sürmüş, bu yöntemle toplumu açlığa mahkûm eden Osmanlı, Anadolu da sürekli halk isyanlarına muhatap olmuştur.
1826 da 2. Mahmut’un kararıyla gerçekleşen “Vaka-i Hayriye” hareketi Anadolu da ki Alevi dergahları çevresinde ki ortak mülkü gasp olayıdır. Bu olaylarda dergahların tüm mal varlıkları yağmalanmış pirler öldürülmüş, yazılı belgeler imha edilmiştir. 2. Mahmut’un Vaka-i Hayriye kararının gerekçesi her ne kadar Yeniçeri teşkilatını kaldırmak olsa da uygulama, Alevi dergahlarının ortak mülklerinin gaspı olarak gerçekleşmiştir. Bundan amaç, Anadolu sathında ortakçı mülkiyeti ve onun üzerinde şekillenen hümanist değerlerin maddi temeli olan paylaşım kültürünün toplum yaşamından çıkarılmasıdır. 3 Kasım 1839 da çıkarılan Tanzimat Fermanı, Osmanlı Hanedanlığının mülkü olan tüm arazileri kişilerin özel mülkiyetine dönüştürme kararıdır.
Tarihsel kronoloji gösteriyor ki, Anadolu coğrafyasında tüm siyasal iktidarların ilk hedefi, ekilebilir toprağın ortakçı mülkiyetini yok etmek; yerine özel mülkiyeti ikame ederek bireylerin zihninde yaratılan bencil hırsa toplumsal boyut kazandırmak. Günümüzde bu amaç gerçekleşmiş, paylaşım kültürünün temsilcisi Alevi toplumu da dayatılan bu ortamdan önemli oranda etkilenmiş olmasına karşın, ‘Göl yerinden su eksik olmaz’ deyiminin gerçekliğini kanıtlarcasına PAYLAŞIM kültürünün Anadolu topraklarında ki tohumları GEZİ İSYANINDA filizlenmiş, bir bardak su, bir simit, tek kişilik uyku çadırı, bir lokma ekmek, zalimin zulmü, polisin gazı paylaşılarak birlikte var olunabileceği tüm dünyaya gösterilmiştir..




Bektaş Özgür Devrimci Aleviler Birliği. 17 Temmuz 2015.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Müslümanlık diye bir din varmıdır ? datatip Sorularla Alevi'lik 27 05.09.11 12:25
Böyle Müslümanlık Olur mu? Alevi Dini Konular 12 13.05.11 17:13






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2