Sponsor Reklamlar


İlk Ehl-i Haklar

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Forumunda Bulunan  İlk Ehl-i Haklar Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 06.08.13   #1
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart İlk Ehl-i Haklar


İLK EHLİ HAKLAR



Konuya girmeden önce, önemli bir mevzuya dokunmak istiyorum. Sizlerle paylaştığımız bu bilgiler, ilk ehli haklar olan Hurufilerin (Araf arifleri) ve sani ehli hakların (ikinci dönem ehli haklar) temel düşünce sistemleridir. Çağdaş ehli hakların (üçüncü dönem: Fipa dönemi) düşüncelerini ileride sizlerle paylaşmak umudundayım.

Hurufi denilen akımı, Fazlullah Naimi Tebrizi geliştirmiş ve bir sistem haline getirmiştir. Fazlullah Naimi’nin asıl adı Fazlullah ibn-i Abdurrahman Hüseyni’dir. Hicri 740 yılında Tebriz’in güney tarafındakı İlhıcı kasabasında sufi bir ailede dünyaya gelmiştir.( ilhı at sürüsü, ilhıcı ise atlara bakan demektir). Tebriz yakınlarında İlhıçıda doğduğu için “Esterebatlı” ( İlhıçı isminin farsça karşılığı) da demişlerdir. Fazlullah Naimi yaşadığı dönemde Halalhor ( yani helal lokma yiyen ) olarak da tanınmıştır. Henüz 15 yaşındayken rüya yorumlamaya başlamış ve rüyaları yorumlayan Fazlullah Naimi’ye çevresindeki halk Yusuf peygamber gibi bakmaya başlamıştır. Fazlullah Naimi, Sultanlık piramidine inanıyordu. Onun vahdeti vücut anlayışında Hakkın her yerde, her zamanda ve birde, her bir kâmil insanda mevcut olduğuna inam vardı. Fazlullah Naimi’nin Sultanlık piramidi teorisi, onu suskun sufilikten uzaklaştırdı. Fazlullah Naimini batini lider kimi ön plana çıkaran ve onun talimine ilginin giderek artmasına neden olan da bu özelliktir. Fazlullah Naimi zamanında Sultanlık Piramidi teorisi benim açıkladığım ve isim verdiğim gibi tanımlanmıyordu. Fakat asıl olan Fazlullah Naimi taliminin bu teorinin, var olma prosesinin başlangıç dönemi olmasıdır. O insanların hem dünyevi, hem de ruhani anlamda serbest ve özgür olması gerektiğini savunuyordu. Rakamların ve sayıların bazı değerleri ve hurufların (harflerin) sırlı olduğuna inanıyordu. Bundan dolayı onlara Hurufi diyorlardır. Halbuki Hurufilerin kendi yazılarında bu tanımlamaya itiraz var:

Ehli haka sen hurufi dersin
Senki ilmi ledüne gasirisin

Vakıf oldunmu huruf nedir
Müshefin cevheri huruf nedir

Nurdur ismi sifatı anın
Müfredat mürekkebatı anın

Hemdullahdır akidemiz hub
Harfi Kuraniye olmuşuz mansub

Fazlullah Naimi’nin düşünceleri gittikçe yayılmaya başlamıştır. Bu durumdan rahatsızlık duyan aksak Timur’un (Timurleng) Şirvan’da hâkimiyeti elinde bulunduran oğlu Miranşah tarafından yakalanmış, elleri ve ayakları dört ata bağlanıp parçalanarak öldürülmüştür (hicri 804). Şah Fazlullah’ın düşüncelerinin yer aldığı ve kutsal kabul edilen “Cavidanname”, “Muhabbetname”, “Arşname” ve bir çok kitapları vardır. Fazlullah Naimi’nin ölümünden sonra Hurufilik akımı halifeleri Aliyül A’la, Seyit İmadeddin Nesimi ve 70’e yakın diğer halifeleri tarafından yayılmaya devam etmiştir. Özellikle de Seyit Nesimi’nin şiir divanlarıyla Hurufilik anlayışı günümüze kadar gelebilmiştir. Seyit İmadeddin Nesimi, Şam ve Halep’te Enel Hak dediği için,derisi yüzülerek öldürülmüştür. Burada unutmamalıyız ki, Hurufilerin en büyük halifesi olan Aliyyülala, ehli haklar arasında da kutsal sayılır. O, Sultan Sahak’ın yaveridir ve ehli haklarda Ali Kalender ismi ile tanınır.

Hurufiler bazı harfler ve rakamların kutsallık ve başka anlamlar taşıdıklarına inanıyorlardı. Mesela , Kuran’da bazı surelerin başlangıcındaki hurufu mukattaaya , yani sırlı kelimelere ( elif, lam, mim,alr ve b. ) dikkat çekmişler. Arapça en uzun kelimenin 7 harften oluştuğunu söylemişler. 12 rakamını on iki burçtan dolayı kutsal kabul etmişler . Tanrının gerçek isminden bahsetmişler. Hurufilere göre Adem yaratıldığında otuz iki harf öğrenmiş. Bunun yirmi sekizi Arap harfleri, dördü fars harfleridir. Fazlullah’da bulunan “z” sesi ebcet hesabında sekiz yüz rakamına denk geliyor. Bu ses Kuran’da çok tekrarlanmıştır. Allah’ı tanımak, kelimeleri tanımaktan ibarettir. İnsanla Tanrı irtibatı yalnız bu kelimeler ve rakamlar aracılığıyla olur. Mana’nın tasavvuru, lafsı tasavvur etmekle mümkündür. Lafsın, yani kelimenin manadan önce geldiğini söylemişlerdir. Bunu şu sözlerle ifade etmişlerdir: isim cisimden önce yaranır ! Bu felsefe her bir zaman büyük tahrif ve değişmelere maruz kalmıştır. İş oraya kadar varmıştır ki, eski Sovyetler Birliği döneminde Nesimi hakkında yapılan filmde onun adından “cisim isimden önce gelir” yalanı verilmiştir. Eğer Hurufilerin bu düşünceleri, yanlış ve saçma olsaydı, neden o boyda imparatorlar bu kadar acımasız bir şekilde onların katline ferman versinler ki. Ele yaşadıkları bu faciaların derinliğinden, Hurufiler gibi akımların ne kadar ciddi bir sistem olduğunu çok rahat anlaya biliriz. Hurufilerin iyice incelenmemesinden dolayı, onların bazı düşünceleri gerçek dışı ve hatta hurafe görüne bilir. Fakat şunu da unutmayalım ki, böyle akımları değerlendirmek için her kesin sabır ve bilgi kapasitesi de yeterli olmaya bilir.

Örnek düşünceler:
-İnsan yüzü bir kitabedir.
-Tanrı insan yüzünde tecelli etmiştir.
“Seni bu hüsnü cemal ile , kemal ile görüp
Korktular hak demeye, döndüler insan dediler”
Seyit Nesimi
-onlar dinde taklit etmekten kaçmışlar (ez feribe her mogelled resteim).
- Mansur gibi isyan eder ve feryatlardalar (Hemço Mansur enel heg zede ez gayete şog-ber sere dare bela,ne’rezenan miayem) ve...

Bence, tekamül Allahın adaletinin en büyük alametidir. Onun içinde sırlar çözülmelidir. İlk ehli hakların en büyük sloganları ise budur: HARFLERİN ve RAKAMLARIN SIRRINA VAKIF OLDUKTAN SONRA İNSANLA TANRI ARASINDA VASITAYA GEREK YOKTUR! Kamil insan güçlü ve özgürdür. Hurufilik insanın iç dünyası ve tasavvurlarıyla ilgilidir. Hurufilik gibi akımlar aslında özgürlük mücadelesini vermişlerdir. Kuran’ı yorumlamanın ve onun hakkında fikir beyan etmenin sadece gücü elinde bulunduran iktidarların ve onların yanında yer alan sahte din ulemasının tekelinde olmadığını savunmuşlar. İnsanların vasıtasız ve özgürce Tanrıya ulaşabileceklerini savunduklarından dolayı da, dönemin güç odakları tarafından kanlı baskınlara maruz kalmışlar. Hurufiliyi ona kadar mevcut olmuş tüm akım ve tarikatlardan farklı kılan özellik, baskılara rağmen yılmadan ruh ve fikir özgürlüğünü ön plana çıkarmasıdır. İşte klasik tarikat yapılanması ile Hurufilik arasındaki Tanrı-İnsan irtibatının farklı özelliğinin temeli bu ayrıntıdır.

Hurufilerin Hakla irtibat vasıtaları ile klasik şeyh kavramına dayalı sistem arasındaki önemli farklar bunlardır:
-Hurufilik her hangi bir siyasi hakimiyete bağlı değil;
- Hurufilerin toplumlara hakikat ilmini ulaştırmaları karşılığında her hangi maddi beklentisi yoktur;
– Hurufilerin Tanrı ile irtibatı ahkamlara değil, ilhama dayalıdır.

Hurufi düşüncesinde her isim zatını kendi içinde barındırıyor. Harf ve kelimenin etkileri açıktır. Mesela ekşi nar sözünü tekrarlayan insanın ağzında sulanma olacağı kesindir. Bir ismi tekrar edip hatırlamak zikir merasiminin zeminini hazırlıyor. Bu hatırlama ya bireysel ya da cem şeklinde zikir merasimine dönüşüyor ve hakka dönmenin zemini sayılır. Yani Kuran-i Kerim’in“ inna ileyhi râci’un” (biz Tanrıya dönüyoruz ) buyruğunun iç anlamı ortaya çıkıyor. Kuran-i Kerim bazı konularda ana başlıkları vermiş ve “inna ileyhi râci’un” mekanizmasını bizlere bırakmıştır. Şu bir gerçek ki, Kuran-i Kerim konuları başlıkları ile birlikte açıklasaydı zamana hitap eden kitap olmazdı. Dolayısı ile Kuranın sayfaları,yerden göğe kadar olurdu. Kuran’ın bazı konulardaki bu tavrı yorumlara neden olmuştur, zira yorum meydanını Kuran-i Kerimin kendisi açmıştır. Bu nedenle de her kes bu ayetleri kendi ruh haline göre yorumlama şansı bulmuştur. Ama bazıları bu yorum hakkı ancak bize aittir demişler ve bu tekelcilik iddiası siyasi ve manevi çatışmalara neden olmuştur. Günümüzde de aşırı dinci geçinen ülkelerde bu tehdit uygulanmaktadır. Halbuki gerçek özgürlük insanın kendisiyle diyaloglarından,Tanrıya dualarından başlar. Yorum yapmak, Kuran’ın kendisini de özgür bırakmaktır. Ele bu baskılar yüzünden, Şah Fazllullah Naimi de, büyük mücahit Hz. Şems gibi tarih dolaplarında saklanmaya mahkum edilmiştir. Bu saklı tutmak isteği Şah Fazllullah Naimi ve Şems-i Tebrizi kimi şahsiyetlerin hala dini tekelcileri korkutan büyük bir potansiyele sahip olduklarını kanıtlamaktadır. Bu açıdan, tarihte üç şahsiyetin (Hazreti Şems-i Tebrizi-Şah Fezlullah Naimi -Şah İsmail Hatai) kaderinin ve onlara yaklaşım tarzının birbirine çok benzerliği olduğunu anlaya biliriz: Bu üç dehanın her biri aynı özelliğe sahipler. ONLAR KURUCULARDIR!



Cavid Murtezaoğlu ("Yarizm" adlı kitabından alıntıdır.)
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (11.08.13 Saat 21:02 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 11.08.13   #2
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: İlk Ehl-i Haklar


İLK EHLİ HAKLARDA AHLAKİ DEĞERLER


Hurufilikten söz edildiği zaman verilen bilgiler, çoğunlukla, Hurufilerin felsefi ve siyaset meydanına mecburen çekildikleri ve kanlı mücadeleleridir. Halbuki,Hurufiliğin büyük ahlaki değerleri vardır ki, onların halkın içinde yayılması çok büyük yankı ve uyanışa sebep olabilir.

Eğer Hurufiler'de mesele yalnız onların harfler ve rakamlarla oynaması olsaydı, Timur gibi bir hakim, çocuklaşmış bir insanı, oynamak ve uyuşturmak yüzünden öyle acımasız idam etmezdi. Yaşanmış idamlar, işkenceler ve takiplerin daha önemli bir nedenleri vardır. Bu nedenler Hurufilerin, dikta rejimlerinin yönetim sistemi ile bağdaşmayan özgür Ruh ve düşünceye dayalı talimleridir.

Hurufiler diyorlar ki:
Allah dedi kon feyekun ve oldu. O ZAMAN CİSİMDEN ÖNCE HARF ve RAKAMLAR VAR İDİ, ÇÜNKÜ "OL" DEDİĞİNDE ALLAH NE OLSUN ve KAÇ TANE OLSUN SORUSUNUN CEVABINI BİLİYORDU. Bu mevzu bizim beynimizde, Kuranın zahir ve batınına dayanarak harf, rakam ve tasavvur mekanizmasını anlamaya mecbur ediyor. Demek ki, insan da her bir kelimeni söylemeden önce, onu tasavvur ederek önce kendi içinde ve daha sonra da diğerlerinde canlandırır. Başka bir değimle, her bir kelime ağızdan çıkmadan, önce sen o kelimeyi tüm varlığı ile içinde yaşatıyorsun. Şimdi eğer bu kelime sevgi ise, için sevgi ile dolar, nefretse, nefretle dolar. Hiç kimse yemek masasında,kötü ve yürek bulandırıcı şeylerden söz etmek istemez, çünkü, o mevzu hızlı bir şekilde her kesin beyninde canlanır ve insanın zatında etkilenmek olduğu için, her kes iğrenir. Buradan yola çıkarak şu önemli sonuca varmış oluruz: eğer camianın altyapısı sayılan aileler Hurufilikteki bu ve diğer meseleleri anlamış olursa, önce kendileri ve sonra çocukları, dünyaya göz açtıkları zamandan itibaren birbirileri ile otomatik olarak, saygı ve sevgi ile, irtibatta olacaklar. Ben tecrübe olarak çok gördüm ki bu mevzunu açtığım insanlar sonra bana, biz bu mevzunu duyandan beri tavrımız çok değişti dediler.



Cavid Murtezaoğlu ("Yarizm" adlı kitabından alıntıdır.)
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (14.08.13 Saat 18:19 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.08.13   #3
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: İlk Ehl-i Haklar


Şu bir gerçek ki Hurufilik talimini anladıktan sonra küfür edemezsin. Zira küfür ettiğin insandan önce kendin ettiğin küfre maruz kalma riskini taşıyorsun. Bir bakın büyük şahsiyetlere, kitaplarda ve hatta çekilen filmlerde de,onlara ne kadar saygısızlık yapılsa da, cevapları susmak,yüz çevirmek ve hatta gülümsemek olmuştur. Onlar iyi biliyorlar ki,beynine her hangi bir kelime geldi ise o olmaya başlıyorsun. Ona göre de,kötü şeyler yerine,iyi şeyleri düşünmeye başlamışlar ve hatta mecbur kalmışlar. Bu bilgiler ve benzerleri, eğer camialarda, aileler içine taşınırsa, demek ki, çok yakında, o camia, yeni nesil geliştiğinde farklı bir camiaya dönüşecektir. İşte bu farklılaşmadan ve temizlenme prosesinden, karanlığı sevenler hoşlanmayıp ve “eyvah din elden gitti, gelin dini kurtaralım” diye o büyüklükteki insanları cahil halkın eli ile yakalayıp öldürmüşler. Bir bakın Nesimi, Aliyyül Ala ve diğer Hurufilerin şiirlerine. Bu şiirler sevgi, aşk ve hümanizmle doludur. Hiç bir yazıda rastlamazsınız ki nesimiler kan dökmeye teşvik etsin ve ya hükümet kurmaya kalkmış olsunlar. Hacı Bektaş’ın „eline, beline ve diline sahip ol“ buyruğunda da bu dil meselesi vardır. Peki, biz nasıl sahip olacağız buna? Mekanizması nedir? Belki de Çağdaş ehli hakların (üçüncü dönem: Fipa dönemi) düşüncelerinde bunların cevabını ve müfredatını bula bileceğiz. Biz bu dile sahip olma yollarını, harfleri ve onlarla beraber anlamları idrak etmek zorundayız. Bu idrak ve müfredat yüzünden, ahlaki değerlerin ne kadar sade şekilde camiaya aktarmış ola bileceğimizi da göreceğiz. Bu müfredatlar yalnız Türkistan, Anadolu, Ortadoğu değil, kendi çapında bütün dünya halkı için barış ve huzurun okulu ola bilir. Biz biliyoruz ki yalnız bir mevzu ile dünyada barış ve sevgi sağlanmaz, ama her mevzunun temelinde saygı ve sevgi varsa barışa giden yolların açılma oranını yükseltir. TV programlarında da söylediğim gibi, medeniyetler çatışması ve hatta medeniyetler görüşü gibi tezlerle değil, medeniyetlere saygı sloganı ile yola çıkıyorum. Müzakere masasının altında silahlar gizleyip yalancı gülüş ifadeleri ile bir şeyler yapmak pek de inandırıcı olmuyor ve olmadı. Şimdi görelim bakalım Hurufilik mi çok insan severdir, yoksa onları idam eden kanlı kılıçların sahipleri mi?

Her bir akımın ahlaki değerlerinde, sevgi ve saygı yoksa siyaset meydanına dâhil olandan sonra, o akımın dünya görüşünün sonuçları da tehlikeli oyuna dönecektir. Şimdi görelim Hurufiler mi oyun oynamışlar, yoksa siyasete bulaşmış bu akımlar mı? Bu meseleden söz etmek belki bir kaç kitaba bile sığmaz. Bu konularda kitap ve makalelerimi daha sonra sizinle paylaşmayı düşünüyorum.

Cavid Murtezaoğlu ("Yarizm" adlı kitabından alıntıdır.)
Sponsor Reklamlar

adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ehl-i Haklar (Cavit Mürtezaoğlu ile Söyleşi, Kemal Akgün) Aşk Alevilik ve Aleviler /Ana Forum 1 12.12.12 11:42






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2