Sponsor Reklamlar


Bayrek Kuşçuoğlu

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Forumunda Bulunan  Bayrek Kuşçuoğlu Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 06.08.13   #1
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Bayrek Kuşçuoğlu



BAYREK KUŞÇUOĞLU


Ehli haklarda insan 1001 don değişmekle kâmil sayılır ve 1001 don değişen zaten fi allah (fena-I fi hak) oluyor. Ehli haklar Kurandaki “ligaullah” , yani Tanrıyı görmek ve “innalillah ve inna ileyhi raciun”u yere ve mekâna dönmek değil , O’na varmak gibi yorumluyorlar. Yani önce “ligaullah” ,sonra ise “fi Allah” aşaması geliyor. 1001 rakamının değerini, ne kadar önemli olduğunu, Kuran ve başka matematiksel işlemler vasıtası ile ileride sizlere sunacağım “Risale-i Cavidan“ kitabımda açıklamışım.
Bir çok kişi yukarıdaki örneklerde olduğu gibi , bu derin felsefeyi anlamadıkları için,ruhani şiirlerden maddi bir yorum çıkarmaya çalışmışlardır. Dolayısı ile Bayrek Kuşçuoğlu’nun şiirlerinde anlatmak istediklerini ruhani tekâmüle değil de, mucizevî bir hikâyeye bağlamışlardır. Halbuki, Kuşçuoğlu kendini her ehli hak, Alevi-Bektaşi eren gibi cem’in kulu olarak görmüş,yar, dost ve arkadaşını kıble, cem’i Kâbe kabul etmiştir.Kuşcuoğlu divanında çeşitli mevzular vardır :
Muhammed ile Ali arasında bir fark olmadığını, ikisinin bir nur olduğunu söylemiştir. Hatta gönlünde Muhammed aşkı olmayan insanın gönlünü karanlık bir eve benzetmiştir. Kuşçuoğlu’nun en büyük serveti Hakka yalvarmaktır. Hakkı ise Âdem’in sıfatında bulmuştur. Kuşçuoğlu Hakkın 1001 isminin açıklamasını, Âdem’in yeryüzüne gönderilmesiyle aslında neyin kastedildiğini, Şah-ı Merdan Ali’nin tekrar geleceğini söylemiştir. Çünkü Zülfikar’a inanıyor. “Orada ulu bir divan olacaktır” sözüyle Şah-ı Merdan Ali’nin “Zincan” denilen bölgede yeniden zuhur edeceğine işaret ediyor. “Pir’e yetişmeyen Hakka yetişmez” diyen Kuşçuoğlu, iki fikirlilikle Hakka varılmayacağını söylüyor. Hakka yetişmek için pire can ve baş vermek gerektiğini savunuyor. Anadolu’da yaşamış ve etkileri bu toprakları aşmış olan halk ozanımız Pir Sultan Abdal da bunu şu dizelerle ifade etmiştir:

Benim pirim gayet ulu kişidir,
Yediler ulu’su kırklar eşidir,
On iki imam’ın server başıdır,
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

Dünyadaki tek arzusu yar ile görüştür. Kuşçuoğlu cem içerisinde şeriat bahsinin olmaması gerektiğini, “şeriat zahiri, cem ise batıni’dir” sözüyle ifade ederek belirtmiştir. Bu nedenle cem’de Kuran’ın hakikat açısından yorumlanması gerektiğini söylemiştir. İnsanoğlunun hakikat’e varmak için şeriat, tarikat, marifet ve hakikat aşamalarını geçmesi gerektiğini yinelemiştir. Kuşçuoğlu, cem kurulduğu zaman o cemin miraçtaki kırklar cemi gibi olmasını dileyerek şu dizeleri söylemiştir:

Bu cem cem-i rasitandır,
Pirler cemde mestandır,
Melekler cemde pasıbandır,
Car’ü çeker şehperinden.

Kuşçuoğlu “dertli olanlar böyle bir ceme sürünsün, çünkü çare buradadır” diyor. Cem’de hizmet edenler içinse “nesrü min Allah ve fethün garibün” ifadelerini kullanıyor. Bayrek Kuşçuoğlu doğduğu yeri ve konuştuğu dili şiirlerinde ruhani olarak sevmiş ve meth etmiştir:

Padişahım o dondayken,
Söylerdi saf gorani.
Şükür bu dona geleli,
Türk’ü güftara çektiler.

Veya:

Mehrin Türkistan’da gezerken
Zahirin goran içinde;

Ve bir başka yerde:

Bağdat’tan Tebriz’e vardım,
Hakkı sermayede buldum.

Tabii ki İslam tarihi boyunca Türklerin Bâtıniliğe hizmeti sadece Kuşçuoğlu ile sınırlı deyil. Aslında Türklerin Batıniliğe önem vermesinin temelinde Şah-i Merdan Alinin şahsında İlahi adalet duygusuna olan bağlılık yatıyor . Mesela Şah Hatai dünyayı adaletle dolduracak XII imamın aslında Şah-i Merdan Ali olduğunu şöyle bildiriyor:

Yine Düldüle bindi Şah Mehdi,
Elinde Zülfükar Mürtezadür .

Ilginçdir ki, unutulmuş üçgen, Şems-Fazl-Hatai de, hakikatın diyarı olan, hakikat bölgesinde doğmuş ve yaratmışlar.
Bu İlahi adalet duygusu bağlamında, donbadon inancı daha farklı bir anlam kazanmış oluyor. Hint ve uzak Doğuda da yaygın olan reenkarnasyon farklı zaman ve mekanda bulunmak anlamına geliyor. Dolayısı ile donbadon inancı aslında adalet ve demokrasinin İlahi düsturudur. Zira donbadon mantığı şöyle diyor:
"BİR MİLLETE ZÜLÜM YAPMA Kİ, BİR GÜN O YARATTIĞIN ZÜLÜMDE YAŞAMAK MECBURİYETİNDE KALIRSIN!"
Eminim ki, işte bu mantık gerçek hümanizmin temel gayesidir.
Kuşçuoğlu ve diğer erenlerin bizlere miras bıraktığı kutsal kelamlarda üslup olarak hece ve aruz ölçüleri kullanılmıştır. Bazen ulu erenler şiirlerinde derin anlamları korumak için redif ve kafiyeye önem vermemişlerdir. Sözlü bir gelenek halinde kulaktan kulağa aktarılırken bazı bozulmalara maruz kalan bu kutsal kelamların yazıldıkları dönemde redif ve kafiye yönünden daha zengin oldukları kesindir.
Kelam:

Ben bir leyl-i settar idim beni nehare çektiler
Sildiler güzgümün pasın aydın didara çektiler

Bağladılar bağlanmadım, sakladılar saklanmadım
Kızmış esremiş bir nar gibi beni katara çektiler

Bir müddete seyyit olup vardım Halebü Şama
Girdim Nesimi donuna postumu pare çektiler

Bir zaman ahi yardan ayrı divane gezerdim,
O donda Mansur’dum Bağdat’ta dara çektiler

Hakkımla ben bir idim kandil içinde sır idim,
Kalıp bana bahaneydi nur idim hicâre çektiler

O zamanda Muhammed’in hemdemi Ali yar idim,
Bu zamanda Mencil’de hizar pare çektiler.

Muhammed’in geldiğini bin yıl önce bilirdim,
Ali adı Allah’ımış, ben Ali’yi yara çektiler.

O zamandan bu zamana dondan dona gelmişiz,
Dediler gel haber ver beni habere çektiler.

Gör kâfirler, asiler bana ne ettiler,
Her kalıba kondum köçtüm beni hakara çektiler.

Padişahım o donda iken söylerdi saf gorani,
Şükür bu dona geleli türk’ü güftâra çektiler.

Kuşçu Yakup’un oğluyam ,seyyid İbrahim kuluyam
Erenlerin cangusuyam, ben kulu cara çektiler.

İzahlar :
leyl: gece
settâr: örten, gizleyen
nehar: gündüz
güzgü: ayna
didar: mülakat, görüş
esremek:coşmak
ahi: kardeş
don: kalıp,beden,şekil
kandil: zulmetde yanan ışık
hicar: taşlaşmak
hemdem: can-ciğer arkadaş, anları ve nefesi paylaşan, sürekli beraber olandır.
mencil: yer adı
hakara: hakaret durumu
goran: İranda bir tayfenin ismi
cangu:can söyleyen,şafkatli
car: yüksek sesle haber verene derler.

AÇIKLANMASI:

Ben bir saklanmış gece idim beni gündüze çektiler
Sildiler aynamın pasını aydın görüşe çektiler.

İrfan dünyası, tasavvuf, ehli hak, alevi-bektaşi ve tüm batıni düşüncelerde gece, karanlık ve zulmet, Hakikatin gizlendiği zaman ve mekândır. Her zaman hakikat, zulmet ve karanlıkta gizlenmek zorunda bırakılmıştır. Karanlık gecede saklanan Kuşçuoğlunu batıni düşünce mensupları aydınlığa çıkarıyorlar. Yani maddi dünyanın karanlığından manevi dünyanın aydınlığına eriştiriyorlar. Gönül aynasının pasını silip temizliyorlar. Aynaya baktığımızda kendi suretimizle karşılaşırız. Eğer bu aynanın üzeri pas tutmuşsa suretimizin yansımasını göremeyiz. Burada gönlünü aynaya benzeten Kuşçuoğlu gönlünün pasını sildiklerini, bu sayede Hakkın varlığını ve güzelliklerini gördüğünü söylüyor. Gönül aynası pas tutanın, gönül gözü kör olur ve gerçekleri görmez. O ise gönlünün pasının karasını silerek yüreğini ve yüzünü aydınlığa çeviriyor. Genceli Nizami* ve Muhammed Füzuli*kimi büyük şairler eserlerinde leyl sözünü Leyli adı ile ifade etmişler. Güzel bir Leyli ve Mecnun hikâyesiyle bir yolcu ve hak aşıkının durumlara göre farklı haletlerinden bahs etmişler. Leyli Mecnun hikâyesinde de, Leyli aşk sembolü olarak Hakkı, Mecnun da onu seven bir aşığı temsil ediyor. Fuzuli’nin Leyli ve Mecnun’unda âşık -maşuk arasındaki engeller açık şekilde ortaya koyulmuştur. Leylinin babası bize devleti, onu kandıran şeyh de zahit ve çıkarlarını güden fakihleri hatırlatıyor.
Bir yolcu aslında şeriattan yola çıkmadan, yolun her bir ihtimali tehlikelerini göze alıp onlarla nasıl baş edeceğini önceden düşünmelidir. Ve bu fırsatı ona gece, yani sakin bir ortam ve dinç bir köşe veriyor. Hz. Ali’nin dediği gibi: gecelerin zahitleri, gündüzlerin, aslanı. Kuşçuoğlu da bellidir ki bu fırsatı iyice değerlendirip halk meydanına çıkmıştır. Bu karanlıktan ışığa çıkmak düşüncesi Aristo’nun mağaradan çıkıp güneşle tanış olan insan hikayesinde de vardır.

Bağladılar bağlanmadım, sakladılar saklanmadım,
Kızmış esremiş bir ner gibi beni katara çektiler.

Kuşçuoğlu’nun bu beyti iki şekilde yorumlana bilir. Birincisi, maddi dünyada altın, güç ve hile sahipleri onu kontrol etmek, halktan saklayarak insanların onun vasıtasıyla seyran etmesini, miraca çıkmasını engellemeye çalışmışlardır. Bu tür oyunlar genel olarak her bir özgür insanın başına gele bilir. İkincisi ise, Kuşçuoğlu içindeki Hakkın coşkusuyla bir yerde karar tutamıyordu. Zira aşkının gücü kurallardan üstün idi. Ve o, bir azadlığın peşindeydi.
Kızmış esremiş ner neyin peşinde olabilir ki? Tabii ki, maddi dünyanın alışılmış kurallarına isyan edip hürriyete kavuşmanın peşindedir. Belki de bu mısrada Hakka varmak, ona ermek ve bir daha da ondan ayrılmak istememiştir. Burada ikinci ihtimal daha yüksektir. Çünkü sonunda katara çekilmiş. Katar burada düzen ve itaatkâr anlamı taşıyor. Tıpkı deve kervanlarında katarların düzenle gitmesi gibi. Kuşçuoğlu “pirim ne yolda, ben de o yolda“ derken aşıkların kervanından kopmuş olsa, hemin katara bir daha ulaşamayacağının farkında olduğunu bildirmiştir.
Esremek gönlün Hak aşkı ile coşması ve aşığın sarhoş olmasıdır. Zira aşk yürek vuruşunu çoğaltır. Bu tansiyon bedenin her bir yerini ve özellikle de en başta aklı öz fermanına alır. Maalesef genelde insanoğlu bu tür halleri dünyevi isteklerinde tecrübe etmiş oluyor. Ner burada cinsiyet anlamında değil, istikrarlı bir Hak savaşçısı ve metin insan mahiyeti anlamında kullanılmıştır.

Bir müddete seyyit olup vardım Halebü Şama
Nesimi donuna postumu pare çektiler.

Kuşçuoğlu, “don ba don” teorisyeni olsa da bazı yerlerde ima ve işaretlerle, bazı yerlerde ise apaçık kendi geçmiş donlarından bahsetmiştir. Bu beyit de apaçık işaretlerden biridir. Burada Kuşçuoğlu Pir Beniemin donunu kastediyor ve çektiği özlemin simgesi olan ahı ile ondan ayrı düştüğünü anlatıyor. İkinci mısrada Nesimi’den bahsetmesi ise, Kuşçuoğlunun Hurufiliğin banisi Şah Fazl ve onun halifelerinden olan Seyit Nesimi döneminden sonra yaşadığını göstermektedir. Kuşçuoğlu kendisi, burada başka bir Nesimi’dir. Kuşçuoğlu bu beyitte Hurufiler ve ehli hakların şekil olarak birbirinden farklı olsalar bile, ruh olarak bir olduklarını ifade etmeye çalışıyor. Çünkü cahiller hep modellerin şekilleriyle ilgilenmiştir, ama Kuşçuoğlu gibi erenler modellerin şekillerinden değil batini varlığından dolayı mutlu olmuşlardır.

Bir zaman ah-i yardan ayrı divane gezerdim
O donda Mansur’dum Bağdat’ta dara çektiler.

Burada da yine“don ba don”dan bahsetmiştir Kuşçuoğlu. Bizleri din dışı inanç taşımakta itham edenler çoğu zaman “don ba don”u elde bayrak etmektedirler. Bu kavramın batini enerjisini anlamadan ve ya anlamak istemeden yapılan ithamlar konunun önemini göz ardı etmektedir. Hâlbuki aslında “don ba don” geçmişteki bir ruhun sorumluluğunu taşıyıp kabul etmektir. Başka bir ifade ile ‘‘ruh bir sorumluluk üstlenmenin mahiyetidir ‘‘.Eğer bir gün birisi ben Pir Sultanım derse, bu, iddia sahibinin Pir Sultanı bütünüyle kabul ederek onun mücadelesini devam ettirmesi anlamına gelir.
Yani “don ba don” her hangi bir kişiyi onaylamak değil, o kişinin kendisi olmaktır.

Hakkımla ben bir idim, kandil içinde sır idim
Kalıp bana bahaneydi nur idim hicâre çektiler.

Kuşçuoğlu bazen Hak ile Tanrıyı ayrı ayrı ifade ediyor. Hak Tanrının cevheridir. Tanrı Hak için vardır. Ona göre Hak Tanrıya bir fondur, onu ihate( kaplayan, kapsayan) edendir. Bu düalizmden değil, iç içelikten kaynaklanmaktadır. Kuşçuoğlu Sac-i nar olayının öncesinden bahsediyor. Çünkü Sac-i nar olayından önce her şey, ama her şey Hakkın içindeydi. Sac-i nar, ehli haklara göre “birinci ikrar”dır. Bu ikrar Hak ile melekler arasında olmuştur. Burada birlikten bahsediliyor. Kandil ise karanlığı aydınlatıyor. O öyle bir ışıktır ki, sen onu ancak ışık olduktan sonra anlayabilirsin. Bu nedenle de sır idi. Kuşçuoğlu bir amacının olduğunu, kalıbın ise buna bir bahane olduğunu ifade ediyor. O, hakla görüşü her zaman istemiş, onu kalıcı kılmak için de bu görüşe bir düzen vermeye çalışmıştır. Hakla görüşmek için kalıp olarak aşağıya inmeyi kabul etmiştir. Zaten amacı da Hakla meleklerin kalıba inerek sık sık görüşmelerini sağlamaktır. İnsanoğlu fanidir, fakat Hakkı kendi içinde mihman ettiği için şerafet kazanıyor. İnsan olabilmenin aslında ne kadar değerli olduğunu vurguluyor burada Kuşçuoğlu. O, aynı zamanda kalıpları taşa benzetiyor. Ve doğru da yapıyor. Çünkü evren daim tekâmül içinde olduğu için zahiri kurallar her zaman gericiliğe ve taşlaşmaya mahkûmdur. Nitekim Kuran Hz.Lut‘un şahsında bizleri şöyle ikaz ediyor: ‘‘sizden hiç kimse dönup arkasına bakmasın“ (15/65)

O zamanda Muhammed’in hemdemi Aliye yar idim
Bu zamanda Mencil’de hizar pare çektiler.

Ali ile Muhammed demleri, nefesleri ve anları paylaşandır. Bu beyitle Kuşçuoğlu fikir tablosunda Ali ile Muhammedin aynı nur olduğunu göstermiştir. Çünkü “Muhammedin hemdemi Ali’ye dost ve yar idim” diyor. Kuşçuoğlu, ehli haklara göre Pir Bünyemin donunda olduğu için burada yar sözü ile Selman olduğunu söylüyor. Bu beyitin birinci mısrasında geçmiş zamanda Ali ile Muhammed’den bahsediyor. İkinci mısrada ise kendi yaşadığı dönem ve ona yakın olan zamanları kast etmiştir. O, başka bir zamanda ehli hak felsefesini benimseyenlerin düşmanları tarafından parça parça edildiğini ifade etmiştir. Mencil bir bölge ismidir.

Muhammed’in geldiğini bin yıl önce bilirdim
Ali veliyullahmış ben Ali’yi yara çektiler

Ulu erenlerin ruhu, zaman ve mekâna tabi değillerdir. Onlar bugünlerinde geçmişi ve geleceği yaşıyorlardır. Kuşçuoğlu da “Muhammed’in geldiğini bin yıl önceden bilirdim” ifadesiyle bu güce sahip olduğunu söylüyor. Yine bu beyitte de Ali’ye olan derin aşkı beliriyor ve inanıyor ki Ali bir nurdur. Ama bir cisim olarak, dost ve yar gibi doğup yaşamıştır. Farklı el yazmalarında veliyullah’ın yerine Eynullah ve İsm-i Azam gibi isimlerde kullanılmıştır.

O zamandan bu zamana dondan dona gelmişiz,
Dediler gel haber ver, beni habere çektiler.

Yalnız kendinin tekrar tekrar geldiğini değil, başka canların da, dönmek için zaman ve mekân farklı olsa da, hep geldiklerini söylüyor. Çünkü hiç kimse bu sürece dur diyemez. Zaten neden dur desin ki? Ruhlar ve maddelerde tekâmül prosesi Hakkın adaletinin işaretidir. Zamanımız Kuşçuoğlularla doludur. Onları bulmak için bakmak değil, görmek lazımdır. Uluların hep birlikte geldiklerini söylüyor Kuşçuoğlu. Peki, bu ulular - üçler, dörtler, beşler, kırklar kimlerdir ve nerelerdeler? Bu ulular her zaman geldiklerinde, halkın istek ve teveccühüyle karşılaşmışlardır. Halk onların ilhamlarına inanmış, Haktan haber vermelerini istemişlerdir. Onlar pir ve Şahtan aldıkları haberden ilham alarak, gönül sofralarında Hakkı mihman ederek bütünleşmeyi istiyorlar. Kuşçuoğlu da bu sorulardan kaçamamış. Nereye gitse sorular ve cevaplar karşısına çıkmıştır. Kuşçuoğlu halktan ayrı değil, bilakis halkın içindedir ve hakikat bilincine sahiptir. Çünkü o Pir Beniemin’dir.

Gör kâfirler, asiler bana ne ettiler,
Her kalıba kondum, köçtüm beni hakara çektiler

Asiler, nefisleri vasıtasıyla Aşka ve âşıklara isyan edenlerdir. Asiler yanlarında kâmilleri görmekten hiç memnun olmazlar. Çünkü onlar aşk kurallarına değil, nefsin kurallarına tabidirler. Dolayısıyla asiler ve kâmiller arasında çatışmalar olacaktır. Kâfirin sözlük anlamı “hakikatin üstünü örtendir” . Hakikatin var olduğunu biliyorlar, fakat çıkarlarından dolayı hakikati gizliyorlar. Tıpkı şerefi, develerinin sırtında olan Ebu Süfyan’ın Hz. Muhammed’in açıklamaya çalıştığı hakikati ört bas etmeye çalışması gibi.
Kuşçuoğlu âşıkları, düşüncelerinden dolayı asiler ve kâfirler, tarafından, hakarete maruz kaldıklarını söylüyor. Zaten tüm çatışmalar ve savaşlar saygısızlıktan doğmuştur. Başkalarını hor görmek ise düşmanlığın tohumudur. Kuşçuoğlu, her zaman kendileri gibi hakikati söylemeye çalışanlar ve bu hakikati görmezden gelip saklamaya çalışanlar olduğundan bahsediyor. Hatta hakikati saklamaya çalışanlar her zaman hakikati söylemeye çalışanlara kâfir, zındık, mum söndü ve b. gibi iftira atarlar. Bu zıtlıklar vardır ve var olacaktır.

Padişahım o donda iken söylerdi saf gorani,
Şükür bu dona geleli türk’ü güftâra çektiler.

Bu beyitte Kuşçuoğlu padişahım sözüyle Sultan Sahak ve Şah İbrahimi kastetmiştir. Sultan Sahak, gorani lehçesinde konuşan ve buyuran bir sultandır. Kuşçuoğlu, Sahakilikteki Sultanlık Piramidinin ruh ve cevherinin Türk milletine de göçmesini şükrana layık buluyor.
Ehli haklar ve tüm diğer batınilerde milliyetçilik, ırk ve din olarak gruplaşmanın bir anlamı yoktur. Ama Kuranın buyurduğu gibi ‘’biz sizleri bir erkek ve kadından yarattık ve sizi farklı kabileler yaptık, olsunki birbirinizi tanıyasınız. Tanrı katında,en değerli olan,takvalı olandır.Elbet ki,bunda bir hikmet vardır. (Hucurat ,49/13) . Kuşçuoğlunun bu beytinde de, o hikmetlere şükran duygusu vardır. Herkes evini, mahallesini, şehrini ve nihayet ülkesini sever. Fakat başka ülkelerde üretilen güzel meyvelerin kendi ülkesinde de üretilmesini ve tadına varılmasını ister. Kuşçuoğlu da bu örnekteki gibi bu felsefenin Türkler arasında olmasından memnun olduğunu söylüyor.Kuşçuoğlu önceden Türkler arasında batınilik yoktu da şimdi geliyor demiyor. Tarihten de biliyoruz ki, Hacı Bektaşi Veli Sultan Sahak’tan önce Türkler arasında batınilik ve Aleviliği yaymış olanlardan biridir.

Kuşçu Yakup’un oğluyum, Seyyid İbrahim kuluyam,
Erenlerin cangusuyum, ben kulu cara çektiler.

Bu beyitte Kuşçuoğlu babasının ismini vermiş, kendisininse Seyit İbrahim’in (Şah İbrahim) müridi olduğunu dile getirmiştir. O, erenlerin cevabına can söyleyen, canla başla hizmet vermeye hazır olduğunu söylemiştir. Önceden carcılar, padişahların emirlerini şehir meydanında her kese duyururlarmış. Kuşçuoğlu da Hakkın emirlerini halka haber vermeye gönüllü olmuş ve bunun içinde carcı olmuştur. Onun car ve haber kaynağı ise uyku, hayal, tasavvur ve ilhamdır. Bu dört unsur hakkında makalelerimde bilgi vermişimdir. Hatırladım ki, çok yakında, Bayrek Kuşçuoğlunun Divan-i Kebiri, sizlere sunulacaktır.

Cavid Murtezaoğlu ("Yarizm" adlı kitabından alıntıdır.)
Sponsor Reklamlar

adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...





Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2