Sponsor Reklamlar


Ehl-i Haklar (Cavit Mürtezaoğlu ile Söyleşi, Kemal Akgün)

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Forumunda Bulunan  Ehl-i Haklar (Cavit Mürtezaoğlu ile Söyleşi, Kemal Akgün) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen Aşk

 
Seçenekler
Alt 12.12.12   #1
Aşk
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden: İstanbul
Mesajlar: 530
Rep Puani : 20
Standart Ehl-i Haklar (Cavit Mürtezaoğlu ile Söyleşi, Kemal Akgün)


SÖYLEŞİ:

EHLİ HAKLAR- Kemal Akgün

Bu ayın görüşme konusu asıl olarak İran ve çevresinde yaşayan Ehli Hak Topluluğu. Başka bir söyleyişle İran’lı Aleviler. Kemal Akgün Ehli Hak inancına mensup Cavit Murtezaoğlu ile görüştü.

...

Kemal Akgün: Cavit Murtezaoğlu çok sayıda ünlü sanatçıya eğitim veren bir müzik üstadı. Ancak biz bu gün sizinle Ehli Hak inancı üzerine sohbet edeceğiz. Bu yönüyle ele alırsak Cavit Murtezaoğlu kimdir?

Cavit Murtezaoğlu: Tebriz doğumluyum. 1962’de bir Ehli Hak ailesinde doğdum. Babam Cem Halifesi idi. Gözümü açandan bu yana camiye gidenlerle ceme gidenler arasındaki farkı hissedebiliyordum. Cemde sürekli olarak bize diyorlardı ki dışarıda burada olanlardan bahsetmeyin. Ben çocukluğumda bazı noktalarda diğer insanlardan farklı olduğumuzu öğrendim.

Bu bana ilginç bir duygu veriyordu. İnsanın yaşı belli bir yere geldiğinde öğrenmek istiyor. Cevabını bulamadığı sorulara cevap bulmak istiyor. Hakikatı öğrenmek istiyor. Acaba biz bu ceme niye gelip gidiyoruz. Dedelerden sormaya başladım. Benim dedem de Alevi dedesiydi. İstediğim bilgileri almak o kadar kolay olmuyor. 16-17 yaşına geldiğimde çoğu şeyi anlamaya başladım. Babam derdi ki insan bir kara taşa da olsa inanmak zorundandır. O ip beni bağladı. Cemden ayrılmadım.

Cem nedir? Cemlerde neden şiirsel bir dil, edebi bir dil kullanılıyor? Farklı kelimeler, kavramlar duyuyoruz. Neden biz camiye gitmiyoruz da ceme gidiyoruz? Allah’ın isminin yerine neden Hakk kelimesini kullanıyoruz? Terminoloji, ibadetler neden farklı? Bunları anlamanın peşine düştüm. Öğrenmenin peşine düştüm. İstemiyordum ki ata babamızdan böyle gelmiş biz de öyle yapalım.

İran devrimi bizim için çok aydınlatıcı bir değişim oldu. Kuran’ın iki farklı yorumu karşı karşıya durdular. Felsefe olarak kıyaslama imkanı verildi bize. Ortaya çıktı ki Şii dediğimiz, Caferi dediğimiz felsefe budur. Biz de buyuz. İran’da 1979’dan 1981’e kadar bazı kitaplar yayınlanmaya başlandı. Bir boşluk oldu siyasette. Tüm akımlar meydana çıkabildi. Kıyaslama imkanı doğdu. Biz o zaman anladık ki Alevilik taa Adem’e kadar, hatta ondan öncesi Kırklar Meclisi’ne kadar uzanıyor.

4-5 yaşımdan bu yana cemlerde büyümüşüm. Cemlerde kelam demeye başladım. Zakirlik, bizde tamburla çalınır. Devrimden sonra İran’ı terketmek zorunda kaldım. Bıyıklarımdan, saçlarımdan ve düşüncelerimden dolayı. Farklı olduğumdan dolayı. Gördüm ki böyle bir ortamda yaşamak zor.

KA: Siz kendiniz için hangi ismi kullanıyorsunuz?

CM: Biz kendimizi Ehli Hak olarak tanımlıyoruz.

KA: Türkiyedeki Alevilerle ortak yönleriniz neler. Ayrıca Şii ya da Caferilerle ne farkınız var?

CM: Bizim diğer Alevilerle en büyük ortak yanımız Allah, Muhammed, Ali ve Kuran’ı Kerim’dir. Ehli Hak olarak hem biz, hem de Aleviler bunlara inanıyoruz. İnanca ve ibadete bakarsanız ortak kelimelere bol bol her iki tarafta da rastlarsınız.

Ancak Ehli Haklar düşünce olarak, teşkilat olarak piramit sultanlığına bağlıdır. Yani başta bir sultan var. O da Sultan Sahak idi. Sultan Sahak 800 sene kadar önce doğdu. Doğumundan itibaren Allah, Muhammed, Ali ve Kuran’a inandı. Onlara değer verdi. Ehli Haklar da Aleviler gibi don badona (dondan dona geçmeye) inanırlar. Yani ruhun göçmesine. Sultan Sahak Hakk’ın mazharıdır, tecellisidir. Sonra Alah’a yakın meleklerin temsilcisi 4 kişidir. Piramitten aşağı indikçe 7 kişi, 17 kemerbez, 40’lar, 72 pir, taa sonra da onbin hizmetçilerle devam eder. Halka kadar iniyor. Burada bir sultanlık piramidi var. Bu bir hizmet piramitidir.

Burada başta duran insan siyasi ve sosyolojik olarak hakim değil, en çok hizmet verendir. İnsanlar sanıyor ki filanca kişi Hakk’ın mazharıdır. Elinde sopa emir verir. Herkes orada oturmak ister.Halbuki tam tersine. Oraya, üste çıktıkça daha hizmet çoğalıyor. Ehli Haklar bu yapıyı bayağı korumuşlardır. Sultan Sahak perde çekenden, yani göçenden sonra 11 postnişin bu yapıyı devam ettirdiler. Anadolu’daki Alevilerde olduğu gibi cemler var, dedeler var, müsahiplik var. Ritüellerde bazı yöresel değişiklikler olsa da törenler aynı. Sistem aynıdır. Bellidir ki şimdiki gibi sınırlar olmadan önce bu halklar aynı inancı birlikte yaşıyorlardı. Çünkü mümkün değil bu kadar benzer olsun. Ama zaman içinde değişikliklere uğramış.

KA: Allah nedir Ehli Haklara göre?

CM: Allah kendisini nur gibi sunuyor. Kuran’a inanıyoruz. Bakara suresinde onun ne kadar adaletli olduğu, ne kadar yaklaşabiliriz meselesi açılmış. Orada tarif edilen tanımlarda var bu konu. Allah Adem’i yaratmış. Meleklere demiş ki Adem’e secde edin. Melekler secde etmiyorlar. Soruyorlar biz buna neden secde etmek zorundayız diye. Allah, bu günkü kelimelerle ifade edersek diktatör olsaydı orada derdi ki: ben emir veriyorum ve siz yapmak zorundasınız. Ama Allah burada meleklere bile açıklama yapıyor. Buradan Allah’ın nasıl bir var olduğu, mantığı ortaya çıkıyor. O sizden daha fazla biliyor. O sizden takva olarak da üstündür diye açıklıyor.

Biz Kuran’ı Kerim’i esas alarak Allah’ı kendi zatıyla değil onun sıfatlarıyla, insani sıfatlarıyla, bulunduğumuz dereceye göre idrak edebiliriz. Bizde Allah mutlak hakim değil. Diyoruz ki Allah bizim gönlümüzü ve aklımızı yetiştirmeden bize hükmetmiyor. Adalet mazharı olduğu için Allah ve Hakk olduğu için biz Allah’tan korkmuyoruz. Allah’a cennet sevdası gibi yaklaşmıyoruz. Sadece buna değer, bu dostluğa değer diyoruz. Allah’a yaklaşmak için çok dereceler vardır. Önce kulluk makamı var. Taa gidiyorsun Halilullah oluyorsun. Sonra mükerreb oluyorsun. Ona yaklaşıyorsun.

KA: Anadolu’daki dört kapı kırk makamla benzer bir şeyden mi bahsediyorsunuz?

CM: Evet. Zaten Ehli Hakların felsefesi de dört kapı üzerine kurulmuştur.

KA: İnsan kendisini geliştirerek tüm makamlara ulaşabilir ve Hakk katına ulaşır. Bu bazan bir yaşam süresinde olur bazan da bir kaç don değiştirdikten sonra. Ruhun devamlılığı vardır.

CM: Aslında bir hayatta da olur. Eğer ben buna inanmasam niye çalışayım ki. Veresiye niye çalışayım. Kuran diyor ki sen insansın. Ama ziyankar da olabilirsin. Amma illa makamına geçen de, bizde illa makamı var, meğer onlar ki inançları var, temiz emelleri var yani doğru ve düzgünler, onlar ki Hakk’a davet ederler ve sabrederler. İşte bu dört makamı seyredenler Hakk’a ulaşıyor. Ehli Haklarda da bu makamlar güzelce şöyle özetlenir: Paklık, doğruluk, yardımlaşma ve yokluk. Hakk’ta yokluk. Dört kapı budur.

Alevilikteki dört kapı her yerde aynıdır. Kelimelerden cümlelere, cümlelerden anlamlara hep yollar vardır. Niyetinin vasıtasıyla Hakk’a ulaşabilirsin. O kanallardan geçip ortak bir atmosfer bulup Hakk’la buluşma şansın var. Hakk’a ermek ve Hakk’ta yok olmak vardır.

KA: İnsanın dünyadaki görevi nedir?

CM: İnsan var ki Hakk’a dahil olmanın keyfini yaşasın. O zaman ki maddi keyiflerden uzaklaşsın. Maddi keyifler lazım değil mi? Lazımdır. Ama seni oraya götürsün. Maşukuna doğru. İnsan birini sevdiği zaman, onun için giyinir. Tüm hayatını, hareketlerini maşuk için düzenler. Yön ona doğrudur. Hakk’ı sevenler için de öyledir. Eğer bunu giyersem Hakk’a yaklaşır mıyım, uzaklaşır mıyım? Burada eşyanın hakikatı ortaya çıkıyor. Eşya mı bana hakimdir, ben mi eşyaya hakimim? Maddeye hakimiyet o hale geliyor ki madde senin hizmetinde oluyor. Sen onun hizmetinde olmuyorsun.

Fani dünyadan kurtulup baki dünyaya geçiyorsun. Sadece ölmekle değil. Ayakta dururken. Hazreti İsa ölüleri diriltmiyordu ki. Ne işi var bir peygamberin yerde uzanmış, ölmüş birisine yeniden can verecek. Zamanı gelmiş eceli gelmiş ve sen Tanrı'ya karşı çıkıyorsun. Sen bunu öldürmüşsün, ben diriltirim. O ayakta duran, konuşan ölü insanları diriltiyordu. Ab-ı hayat veriyordu. Böylece dünyadan vazgeçmek değil, dünyanın hakikatını idrak edip dünyayla lazım olduğu kadar uğraşsın diye.

KA: Anadolu’daki Alevilerin çoğuna göre sorgu bu dünyada yapılır. Cennet cehennem de buradadır. Allah insanın içindedir diye inanılır. Ehli Hakk nasıl inanıyor?

CM: Önce şunu dememiz lazım. Dünya insanın beyninde ikidir. Hem batını hem de zahiri. Her insanın karşısında iki dünya var. Cennet ve cehennem b u dünyadadır ve biz onu yaşıyoruz. Bir de batıni cennet cehennem vardır. Mana aleminde. Batın alemde. Sırları düşünün. Sır mana alemindedir. Siz çocuğunuza hiç bir zaman bazı sırları açmazsınız. Yaş itibariyle. Zamanını beklersiniz. İnsanda da öyledir. Bazı insanlar çalışırlar ki bilgi vasıtasıyla Hakk’a ulaşsınlar. Sadece bilgi vasıtasıyla mümkün değil. Bir tarafta bilgi olması lazım, bir tarafta da takva olmak lazım. Bilgi ve takva dengeli olmak lazım. Hem zahiri dünya hem de batıni dünya içinizde olsun.

Gayb aleminde dört kapı geniş bir mevzudur. Mesela şeriatın cennet ve cehennemi tamamen maddi bir cennet cehennemdir. Orada seni sorguya çekecekler, işkence edecekler, ateşe koyacaklar, yanacaksın. Şeriatta her şey maddiyat üzerine kurulmuştur. Sadece dünya ile uğraşan bir kapıdır. Ama bu kapıdan hepimiz geçmemiz lazım. Saygı da duymamız lazım. Ama tarikat kapısına geçende, makamına ulaşanda yorumlar değişiyor. Hesabı burada vereceksin. Batın alemde insanlar ölenden sonra nereye gidiyorlar? Acaba yok mu oluyorlar? Deseniz ki yok oldunuz. Siz materyalistsiniz. Ben aslında materyalist olan ama kendisini Alevi olarak tarif eden çok sayıda insanla karşılaştım.

KA: Ben de çevremde kendisini bu günün parantez içinde İslam anlayışı ile tarif edemeyen ama inanç ve düşünce olarak Alevilere yakın düşünen, sempati besleyen çok sayıda okumuş insanla karşılaştım. Alevilerin kendilerini anlatmak diye bir çabaları olmamış. Yeterince yazılı kaynak ta yok. Yazılı bilgi oluşturmaktan kaçınılmış gibi. Alevi kesim için de sorun bu. Kendi inançlarını öğrenebilecekleri, yaşayabilecekleri, ihtiyaç duyduklarında başvurabilecekleri önderlere ulaşmaları çok zor.

CM: Asıl kaynak Kuran-ı Kerim’in kendisidir. Bize Kuran-ı Kerim’den elimizi üzdürmüşler. Hakikatla yalan bir gün sahilde geziyormuşlar. Yalan hakikate diyor ki bir denize girelim mi? Giriyorlar. Hakikat, saf hakikat yüzerken bir dönüp baklıyor ki yalan denizde değil. Kıyıda onun kıyafetlerini giydi gitti. O zaman ki Aleviler hakikat esvaplarını kaptırdılar. O münafıklara. Halen Aleviler karmaşık bir görüntü veriyor. Son 3-4 yüz yıllık süre içinde bilgiyi kaybetmişler, bilgiden kopmuşlar, takvadan kopmuşlar. Diyorlar ki bize namaz yok, bize oruç yok. Tamam bunlar şeriat içindir. Sen ki tarikat diyorsun. Bundan çok daha zor senin ibadetin. Her an kendinle birliktesin, her an Hakk’la karşı karşıyasın. Sen bunları bırakmıyorsun ki. Oh be namazdan kurtulduk. Oruçtan kurtulduk diyesin. Sen daha anlamlı, derin ve engin bir denize dalmak zorundasın. Her inançta vardır. Halk seviyesi vardır. Halkın anladığı farklı bir seviyedir. Biz önce kimliğimizi belirlememiz lazım. Kimliğimizin dayanak noktası nedir. Bu kadar deyiş var. Siz bu deyişlerin hepsini okusanız görürsünüz ki hepsi Kuran-ı Kerim’in terimleridir. Bizi Kuran’dan ayırmak için çok çaba harcadılar. Hazreti Ali çok çekti.

Alevilerin içinde kimler var? Cahiller var. Onlar her akımda varlar. Her akımda oportünistler (fırsatçılar) var. Ve her akımda münafıklar var. Şimdi siz cahile bilgi veresiniz bilgilenir. Oportüniste de imkan yaratırsınız, kalır sende. Belki düzelir. Amma münafığa hiç bir şey veremezsiniz. Çünkü o kendisi bir mümin. Kendi inancına mümin. Sana maskeyle gelmiş. O sende düzelmeye gelmiyor ki. Seni düzeltmeye geliyor. Onun için bizim elimiz esas kaynaklardan üzüldüğü için bu gün meydan boş kalmış. Cemevlerine girememişler. Ama özellikle Türkiye’de pozisyonlar açık olduğu için bir çok yere girebilmişler. Alevi olmak o kadar kolay değil. Yunus Emre 7 sene düzgün odun taşıdı. Şimdi ben Aleviyim dedin mi tamam sanıyorlar. Ben Aleviyim diyeni her yere buyur ediyorlar. Bakarsın birisi iyi konuşur. Önder görünür. Ama ömür boyu cemde göremezsin adamı.

KA: Geçen aylarda Hacı Bektaş’ta yapılan bir çalıştayda Alevi örgütlerinin önündeki problemler konuşulurken buna benzer bir değerlendirme yapılmıştı. Son 30 yılda kurulan Alevi örgütlerinde eski sol örgütlerden gelenlerin ve ayrılıkçı Kürt siyasetçilerinin eğemenliği yüzünden Alevi örgütlerinin görevlerini yapamadığı, kaynağından uzaklaştığı konuşulmuştu.

CM: Hacı Bektaş’ta bir başka toplantıya da ben katıldım. Ünlü bir yazar. Konuşurken İmam Hüseyin’e laf sokuşturmaya başladı. Ben söz aldım ve sordum sen Alevi misin diye. Evet Aleviyim dedi. Ben de ona dedim ki sen Aleviysen inancı tartışmaya açamazsın. Alevi olan İmam’ları sorgulayamaz. Ama hala İmam Hasan ile İmam Taki ile sorunun var ise sen daha Alevi değilsin. Alevi olmak kalpden bağlanmak demektir. Bunu da bağlanmak zorunda değilsin. Eğer bir inanca girmişsen artık o inancı eleştirmeye hakkın yok. Önce sorgulayacaksın. Sorguları bitireceksin. İnanca girdikten sonra sorgulayamazsın. Sen buraya Alevi gibi değil de Aleviliği araştırmaya, sorgulamaya gelmiş gibi davranırsın dedim.

Onun için içimizde olup ta yavaş yavaş bizim değerlerimizin içini boşaltmakla çok insanlar uğraşıyor. Bunlar aydın ya da münafıklar. Bilsinler ki çok yakında bunlar belli olacaktır. Bu maske çok sürmez. Ben inanıyorum ki Ehli Hak ve Aleviler kendi kimliklerini Kuran-ı Kerim’e dayayarak , ondan ilham alarak, yeni kimlikleriyle ortaya çıkacaklar. Çok yakındır. Aleviliğin kaynağı Kuran’da dediğimde hemen ellerinde bir damga var. Sen İran’a çalışıyorsun, sen Sünnilere çalışıyorsun diye. Bunlar da geçerli değil artık. Kendisini Sünni olarak tarif eden, kendi kimliğiyle karşıma gelen kişileri tercih ediyorum. Bazı ortak noktaları onunla bulma şansımız var. Onlar ki kıyafeti bana benziyor ama içerisi benzemiyor. Bunlarla bulma şansımız yoktur.

KA: İmamlık konusundaki inancınız nedir? Anadolu Alevileri İmam Cafer’in adını sıkça kullanır. İmam Cafer ve görüşleri konusunda ayrım nerede?

CM: Birincisi Ehli Hak ve Aleviler 12 imamı kabul ediyorlar. Baştan başlarsak Allah Adem’e ruh üflüyor, oradan Muhammed’e kadar geliyoruz. Hazreti Muhammed’den sonra da 4 halife var. Hazreti Ali’nin velayet meselesi var. Ehli Beyt meselesi var. Buraya kadar hepimiz ortağız. Amma bu ortaklık yorumda ayrılıyor. Burada herkes hata yapıyor. Sen Cafer Sadık’ı seviyor musun? Evet seviyorum. Ee biz de Caferiyiz. Hayır öyle değil. Herkes bu göğün altındadır. Amma yüzlerce yorum vardır. Nasıl ki peygamberler geldiler. Bir peygamberler dönemi var. Ardından imamlar dönemi var. Sonra evliyalar dönemi var. Şimd evliyaların döneminde yorumlar değişiyor.

Aleviler don badon felsefesiyle diğerlerinden ayrılırlar. Çünkü Şiiler İmam Zaman’ı beklemekle meşguller. İmam Mehdi ortaya çıkacak ve dünyayı adaletle dolduracak. Ama Aleviler Mehdinin senin kendi içindeki kıyametine inanıyorlar. Bir Mehdi’ye değil de yüzlerce Mehdi’nin kıyamına inanıyorlar. Eğer insan Hakk’a ulaşabiliyorsa. Mehdi’nin amacı nedir? İnsanı Hakk’a ulaştırmak değil mi? Sen zaten gereğini yaparak Hakk’a ulaşabiliyorsan, Mehdi’sin zaten. Sen ki Kuran’ı idrak ediyorsan, Hakk’a ulaşabiliyorsan, sanki Hazreti Mehdi senin içinde konuşuyor. O hidayete ulaşmış derecesindeysen. Ama acaba bunu tüm halk yapar mı? Hayır yapamaz.

Bazı güç odakları var ki kendi aklındaki reçeteyi tüm halka yazıyor. Reçete yazıyor. Nasıl ki halkın reçetesi aydınlara yazılmaz, özel insanların, düşünürlerin reçeteleri de tüm halka yazılmaz. Şeriatta genelleme var. Ya kabul edersin ya etmez, içeri girersin ya da öldürülürsün. Ama tarikat öyle değil. Tarikatta herkes için ayrı seçenekler var. Alevi, Sünni, Şii farketmez. Mutlak bakana biz şeriat diyoruz. Birinci kapı diyoruz. Niyazi Mısri gibi Mevlana gibi insanlar çoktan şeriat kapısından geçmiştir. Bu aşamadan sonra Sünni, Alevi kalmaz.

Mesela oruç tutarken yolcu olanlara zorluk olmasın diye oruç mecburi değildir. Bu yorumdur. 3-4 yüzyıldan bu yana bu bölgede bu tür yorumları yapacak düşünürler kalmadı. Düşünür kıtlığı çekiliyor. Teorisyen kıtlığı var. Oruç örneğinde olduğu gibi bu yorumu getirenler işi daha da ileri götürüp diğer konuları da çözemediler. Artık taklit dönemindeyiz. Yeni bir şey getirebilen yok. İşin şekil kısmına bu kadar eğiliyorlar ama işin felsefesini bilen adam yetiştiremiyoruz.

KA: Ehli Haklarda cem töreni nasıl yapılır.

CM: Cem törenleri aynı Anadolu’da oklduğu gibi perşembe akşamları yapılır. Bazı farklılıklar olsa da Anadolu’da uygulanan törenlerle aynıdır. Kurban kesme, pişirme ve dağıtmada bazı farklılıklar var. Bir de maalesef zaman içinde samah kaybolmuş. Takiyye yüzünden samah kaybolmuş. Kaybolmuş derken buradaki gibi özel bir form var ya. Bizde öyle değil. Ama ferdi, kişisel samahlar var. Yani cem içinde bir anda o coşku geldiği zaman samaha kalkılır.

Dedeler ve hizmetliler bir yere kadar izin verirler ki o samahı yapsın. Bizde saz değil tambur çalınır. Cemlerde makamsal zikir yaparız. Bu zikirler çok zaman doğaçlamadır.

Oruç Ramazan’a bazı günlerde tutulur. Tamamı tutulmaz. Orucun felsefesi şeriattan farklıdır. Şeriatta oruç bir provadır. Biz o sınıfları geçmişiz. Nefsimize hakimiz.

Bundan sonrası her pirin kendi sırrıdır. Hazreti Ali gidip kuyulara konuşuyordu. Hutbede söyleyemedi bazı sözleri.
Sponsor Reklamlar

Aşk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 12.12.12   #2
Aşk
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden: İstanbul
Mesajlar: 530
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Ehl-i Haklar (Cavit Mürtezaoğlu ile Söyleşi, Kemal Akgün)


KA: Hazreti Ali neden önemli?

CM: Hazreti Ali sırrı ekberdir. Kabe’de doğmuş, camide vurulmuş. Hayat ibadetten ibadete gidiyor. Ali’nin bir konuşan siması var. Bir de konuşmayan siması var. Aleviler Ali’nin konuşmayan simasından yanadırlar. Ali’nin konuşan tarafı şeriatta biliniyor. Yolcular Ali’nin konuştuklarının yanı sıra Ali’nin demediklerinin peşinde oldular. Verdiği işaretleri, verdiği adresleri takip ederek yollarını buluyorlar. Bir onların bildiği Ali bin Talip var. Birde kuyulara konuşan Aliyül Ala var.

KA: Bir Alevi dedesi Hazreti Muhammed’in o dönemde herkesle paylaşamadığı bazı bilgileri Ehli Beyt üyeleri ile paylaştığını ve bu bilgilerin yeri ve zamanı geldiğinde insanlarla paylaşılmasını istediğini aktarmıştı.

CM: O zaman gelmeyecek. O insanlar gelecek. Her zaman cahiller de var akiller de var. Ve dervişler de var.

KA: Bilgi herkese açılmayacak mı diyorsunuz?

CM: Açılmayacak. Ben ilimin şehriyim, Ali kapısıdır diyor. Ben de diyorum ki bu kapı içeriye açılan bir kapı değil. Dışarıya açılan bir kapıdır. Muhammed’in ilmini idrak ettikten sonra Ali’nin kapısından yola çıkacaksın. Biz Ali ve Muhammed’in aynı nurdan olduğuna inanıyoruz. Onları ayırmıyoruz. Ehli Hak ve Aleviler vahdeti vücuddan yanadırlar. Onun uğrunda o kadar çok kanları dökülmüş. Hiç bir akımın bu kadar kanı dökülmemiştir. Ali’siz Muhammed, Muhammed’siz Ali mümkün değildir.

Bizi pınarın başından, kaynaktan uzaklaştırmak için çok cahiller, çok münafıklar ve karlarına gelmeyenler oynamışlar. Ama artık ortam bu konuları konuşmak için güzeldir. Biz Kuran’ı başkalarına bırakmayalım. Fırsatçılara bırakmayalım. İşin felsefesine daha çok odaklanalım.

KA: Dedeler peygamber soyundan mı gelir, yoksa bilgiye mi dayanır?

CM: Dedelik bilgi ve takvanın karışımı bir sorumluluktur. Hallacı Mansur dede değil. Ben Hallacı Mansur’u silecek miyim. Bir insan hangi makama ulaşmış.

KA: Görüşmeyi nasıl bağlamak istersiniz?

CM: Son olarak şunu vurgulamak isterim ki bizi Ehli Beyt üzerinden Şii ve Caferilerle karıştırmasınlar. Unutmasınlar ki herkesin yolu kendine güzel.

Alıntıdır.
Sponsor Reklamlar

Redsefa bunu beğendi.
Aşk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mircan Kaya & Cavit Mürtezaoğlu Sun's Son Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.10.12 18:34
Cavit Mürtezaoğlu Bazı Şiirleri Sun's Son Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 01.09.12 14:08
Fuzuli'de İki'den Bir'e (2)- Cavit Mürtezaoğlu Sun's Son Felsefi Açılımlar 0 29.08.12 15:48
Fuzuli'de İki'den Bir'e (1) - Cavit Mürtezaoğlu Sun's Son Felsefi Açılımlar 0 29.08.12 15:47
gencalevi ile söyleşi Pir Mehmet Tanışma/Kaynaşma Bölümü 2 19.10.11 18:24




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2