Sponsor Reklamlar


(1) Alevilik Mu Dini Midir? Bu İki İnancın Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir?

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Forumunda Bulunan  (1) Alevilik Mu Dini Midir? Bu İki İnancın Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 04.07.12   #1
Sun's Son
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Nov 2011
Nereden: Halep
Mesajlar: 333
Rep Puani : 10
Standart (1) Alevilik Mu Dini Midir? Bu İki İnancın Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir?


Alevilik Ve Mu Dini




J.Churchward’a göre dünyadaki ilk tek tanrılı din, Mu dinidir. Bu dinde Tanrı’nın sembolü güneştir. İlk insanların, güneşi Tanrı’nın sembolü olarak seçmelerinin temel nedeni, onun ilkel insanın akıl yürütme gücüne hitap edebilen ve rahata görülebilen en basit ve en belirgin nesne olmasındandır.

Churchward’a göre Mu dini sembollerinin en önemlisi, “Mu Kozmik Diyagramı”dır.
Bu diyagramda, tam merkezde bulunan “daire” güneşin (Ra’nın), yani Tek Tanrı’nın kolektif simgesidir. Üçgenin içindeki daire (Günümüzde bu sembole birçok yerde rastlayabilirsiniz, en bilineni Amerikan 1 dolarının arka yüzünde bulunan piramit ve piramidin zirvesinde Tanrı’nın izleyen gözünü simgeleyen üçgen içerisindeki gözdür.) Tanrı’nın gözünün daima insanların üzerinde olduğunun, iç içe geçmiş iki üçgen, iyiliğin ve kötülüğün bir arada bulunduğunun simgesidir. (Aynı zamanda bu üçgenlerin üste bakanı eri, alta bakanı da femeni sembolize eder. Tabi antikitede iblisin dişi bir motif olarak karakterize edildiği de sık rastlanan bir durumdu. Örneğin şehvetli Kitab-ı Mukaddes fahişesi Babil, ya da İblis’in annesi Lilith. Hatta kimi eciptolojistler Osiris’in iyilik, İsis’in kötülük sembolleri olduğunu bile söylüyor. Bugün bile Meydan Larousse böyle yazar. Bu durum bize kadınların bir deve kadar bile itibarı olmadığı, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü Cahiliye devrini de hatırlatıyor. Kadınlarımız neden örtülüdür, bunun hakkında ip uçları da veriyor değil mi? M.a.) Bu üçgenlerin yukarıya dönük olanı iyiye, yani Tanrı’ya ulaşmayı, aşağı bakanı ise yeniden doğuş yasası uyarınca geriye dönüşü simgeler. (Bu noktada yazara bir itirazım olacak. Devriye ile tenasüh inancı birbirine sıkça karıştırılan iki kavram. Hatta ben şahsen tenasühün (reenkarnasyon), dejenere olmuş bir devriye inancı olduğu fikir ve kanaatindeyim. Hazret-i Pir Rumi’nin “Ölmekle ne kaybediyorum” sözüyle vecizlenen devriye inancı, Hakk’tan gelinmiş olduğu ve Hakk’a gidileceği gerçeği yanı sıra bu yolculukta, insanlık cevherinin, insan adem olarak yeryüzüne gelmeden önce de var olduğunu bu cevherin zerreden –mineralden-, bitkiye, bitkiden hayvana dolanarak var olduğunu söyler. Şöyle ki minerallerden, liken ve ardı sıra mercan, mineral ile bitki arasında bir form olan mercandan nebatat, nebatatın en olgunu olan hurmadan ki kendisinin biyolojik bir beyni bulunur hayvan, hayvanattan meymun ve meymunlardan da insan türemiştir. Kamilleşen son form, hep söylediğim Galip Dede’nin deyişiyle “merdüm-ü dide-i ekvan” olan Adem, aliyyülala, kamil-i kemalattır. Bu sebeple Kur’an’da Adem’in halife oluşuyla ilgili kullanılan fiil olan “cailun” bilhassa bu tekamülü anlatmak için İlahi El tarafından kullanılmıştır. Bu fiil literal olarak “to make him something (the caliphet)” değil “to make him become something (the caliphet)” manasına gelir. Yani her ne kadar “yapmak” anlamı mevcut ise de, daha çok “terfi ettirmek, konumunu değiştirip –çoğu kez yükselterek- yapmak” manasına gelir. Evrim, insan ile SON bulmuştur. Bu noktadan sonra geçerli olah ruhsal olgunlaşmadır. İlk insan da Adem (a.s.) olmakla beraber – belki “Hazret-i Ademler-, son insan da yine onun biyolojisinde olacaktır. Onun için Hazret “Ölmek ile ne kaybediyorum ki?” demiştir. Tenasüh ve evrim inançları ise asıldan uzaklaşarak, biri bu geçişin fiziksel boyutta insanda da tekamül ettiği, diğeri insanda ruhun olgunlaşması için bedenden bedene geçerek bu süreci devam ettirdiğini savunur. Fakat yukarıda anlattığım ve tamamen, çeşitli âlimlerin eser ve görüşlerine başvurarak kendi inancımı oluşturan mefkurelere hürmeten, ben “Kesinlikle evrim/tenasüh yoktur.” Diyemiyorum. O halde yalan söylerim. Hele hele, reenkarnasyona inananların inandığı tarzda bir tenasühün kimi zaman Hakk’ın veli kulları arasında da gözlemlendiği vakidir. Tabi, zannımca onların hataları bu durumun tüm kullar için mevcut olduğuna inanmalarından kaynaklanır. M.a.)

Her ikisinin bir araya gelerek oluşturduğu altı köşeli yıldız, adaletin sembolüdür. (Süleyman’nın mührü, karşıtların uyumunu sağlayan kudreti sembolize eder. M.a.) (İsrail bayrağında bulunan sembol gibi). Altı köşeli yıldızın dışındaki çember, dünyadan başka alemlerin de bulunduğunu, bunun dışındaki 12 fisto ise, insanın uzak durması gereken 12 kötü eğilimi simgeler. İnsan ruhu, diğer alemlere geçmeden önce, bu 12 dünyasal kötü eğilimden kurtulmak zorundadır. Aşağı doğru inen sekiz şeritli yol ise, Tanrı’ya ulaşmak için tırmanması gereken aşamaların ifadesidir. Ruh, en alt kademeden, cansız varlıktan mükemmele, yani Kamil İnsan’a ulaşmak zorundadır. (Mu Kozmik Diyagramı bende biraz daha farklı değerler uyandırıyor dostlar. Bunlar 12 fisto ile başlıyor, ben bu 12 fistonun, 12 kötülüğü sembolize ettiğine inanmıyorum. Zira bu fistolar dış alemin de ötesinde bulunmakta. Bu sembolün mekandan ve beşeriyetten münezzeh 12 varlığın ve/veya olgunun varlığını –bir Alevi olarak tabii ki 12 İmamlar demeyi arzu ediyorum- sembolize ediyor gibi. Gerçi neden dış çizgiye dış alem deniliyor ona da itirazım var, kanaatimce diyagramın cevheri özündedir. 8 bölümlü yol da bir deyişi hatırlatıyor:
Sekiz derler şol cenetin kapısı
Hakk’a doğru gider yolun hepisi
Korkusun’ çektiğin sırat köprüsü
Yolu doğru süren insana neyler?
Dürüst olmak gerekirse, 8 bölmeli yolun cennetin sekiz kapısını, bir dış ve bir iç bölümden oluşan 12 fiskonun, dış bölümlerinin İmamların şeriat yönlerini (Sünni Müslümanların bildiği üzere olan İmamlar), iç kısımları Batıni yönlerini (Alevilikte bilindiği üzere olan İmamlar) ardından içine doğru gidildiğinde önümüze çıkan ilk çemberin Muhammed Mustafa’nın şeriat yönlerini, ikinci çemberin Batıni yönlerini, yıldızın Ademoğlu’nu –öyle ya İmamlar ve Resullullah’da Ben-i Adem idi, bu sebeple “insan” diyagramda daha fazla önem verilmesi hakkaniyetlidir-, ardından çıkan ilk çember varlığın birliğini ve ikince daire yokluğun birliğini sembolize eder şeklinde bir hissiyatım var. Bana bu yorum hayali, afaki gelmiyor. Niçin mi? Şayet teori doğru ise bu öğretinin mürşidleri nebiler ve evliyaullahdırlar ve nebiler halklarına Hatem’ül Enbiya’dan tabii ki söz etmiş, belki “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidine Muhammed” lafzını bir diyagram ile sembolleştirmişlerdir. M.a.)

Kozmik diyagram üzerinde de görüleceği gibi üçgenin ve “üç” sayısının Naakal öğretisindeki yeri büyüktür. Üç sayısına verilen önem Mu kıtasının kendisinden kaynaklanmaktadır. Mu kıtası üç parçadan oluşmuş adalar topluluğuydu. (Belki sarı-beyaz-siyah ırkların her birinin atası bir adanın Adem’i idi. Bunların kaynaşması ve göç ettiği coğrafyalara adaptasyonu ile bugünkü manada ırklar oluştu. M.a.) Bu nedenle üçgen, hem Mu kıtasını, hem de, Tanrı’nın eril ve dişil yönleri ile onlara yansıyan İlahi Kelamı, yani evreni simgelerdi.

Üçgen içindeki göz, ana kaynağını, yani Tanrı’nın, varlığını insan üzerinde daima hissettirdiğini, bir biçimde onu gözlediğini ifade ederdi. (El-Basîr ism-i celilini bana hatırlattı. Belki bugünkü müminler üzerinde “Ben size şah damarınızdan daha yakınım.” ayetinin yarattığı etkiyi o günkü müminler üzerinde yaratıyordu bu sembol.-Ne oluyor, illüminati avcıları boş yere mi kafir avına çıkıyor sanal ortamda ?- M.a.) Bu sembol, Osiris ile önce Atlantis’e, buradan Hermes ile Mısır’a, Mısır’dan Yunanistan’a ve nihayet günümüzde Masonluğa kadar ulaşmıştı.

Churchward, tüm dinlerin ilk ve ana kaynağının Mu dini olduğunu düşünüyordu. Mu dini, başta Antik Mısır olmak üzere pek çok kadim uygarlığı derinden etkilemişti. Churchward’a göre antik Mısır’ın en önemli tanrıları Mu kaynaklıdır. (Mu peygamberleri.. Belki de hakikaten kimi İslam tarihçilerinin ve mistiklerinin söylediği gibi, Osiris İdris (a.s.) idi. Yahut böyle bireyler Tanrı’nın veli kullarıydı. M.a.)

Örneğin Mısır’ın en önemli tanrılarından Osiris Mu kökenlidir. Kimi tarihçilere göre Osiris bir insandı. Derin bir bilgindi. Eğitimini Mu’da tamamlamıştı. Biri Himalayalar’da diğeri Mısır’da Ten şehrinde iki mabetteki duvar yazılarından Osiris’in Atlantis’te doğmuş olduğu ve Mu’da bir Naakal mabedinde dünya ve kainatın sırlarına ilişkin bilimsel ve dinsel eğitim alarak öğreticilik ünvanı kazandığı anlaşılmaktadır. Osiris kimi tarihçilere göre Atlantis uygarlığı batmadan önce Mısır’a gitmiş ve ölünceye kadar orada yaşamıştı.
Mısır’ın Osiris gibi önemli tanrılarının aslen Mu kökenli olduklarını ileri süren kimi Mu araştırmacıları, bir zamanlar Mısır’da vahye dayalı tek tanrılı bir dinin görüldüğünü belirtmektedir.

“Eski Mısırlılar birçok hatalı inanışlarından ve yüzyıllar süren ilkel tanrılar sisteminden sonra nihayet milattan önce 14.yüzyılda ve firavun Amenotep (Akhenaten olarak ismini değiştirmiş idi. Yeni ismi “Aten’in razı olduğu” idi. Atenin A-Ten –Tek Tanrı- anımsattığını görüyoruz. M.a.) zamanında yeniden tek Tanrı inanışına döndü. (Hz. Yusuf, yahut mısır yıllıklarında geçtiği gibi Mısır’ı kıtlıktan kurtaran ve zenginleştiren vali Yarsu/Yuya devrindeki firavundur kendileri. M.a.) Amenotep, Teb şehri rahiplerinin nüfuzunu kırıp geçirerek Mısır din inanışını yeniden yaşattı. Fakat Mısır bu firavunun ölümünden sonra tekrar çok tanrılı inanışa döndü. Amenotep’ten iki yüzyıl sonra yani milattan 12 yüzyıl önce dünyaya gelen Hz. Musa Tanrı tarafından tek Tanrı sistemli din inanışını yaymakla görevlendirilmişti. Yalnız Amenotep’in bütün insanlık için istediği inancı Hz. Musa ancak kendi kavmine, yani Mısır’da esir bulunan İsraillilere yayabildi. Musevilerin ve Hıristiyanların inanışına göre Hz. Musa yalnız İsrail oğullarının doğru yola sokulması içi gönderilmiş bir peygamberdir. Oysa İslam dininin kutsal kitabı olan Kur’anı Kerim, Hz. Musa’nın Mısırlıları da hak dinine davet ettiğini açıklar. Bu bakımdan Hz. Musa milliyetçi bir peygamber değil, insancı bir Tanrı elçisidir. Ne var ki kendi kavmini bile gerçeğe inandırmakta her zaman güçlük çekmiştir. Mısır’da tek Tanrı fikrini savunan ilk firavun Amenotep, Böylece Hz. Musa’dan iki yüzyıl önce gerçeği ilan etmek cesaretini göstermiş oluyordu. Amenotep bir peygamber değildi. ( Ya da olmadığını sanıyoruz.) Fakat inanmış bir kişiydi. İnancı büyük bir ihtimalle çok eski çağlara dayanan bilgisinden geliyordu.”

Tek Tanrı inancı Ra-Mu, “Kutsal Nur” adıyla Mısır’a Mu’dan gelmişti. “Mu uygarlığında tek Tanrı inanışı vardı. Bu yönden incelenince, insanların tek Tanrıya inancı akıl almayacak kadar eski çağlara gitmektedir.

Mu Dininin Özellikleri Ve Sevgi Tanrı Özdeşliği



…
(Mu dininde, Tanrı’nın somut özdeşi “güneş” olduğu gibi soyut özdeşi de “sevgi”dir. Güneşin beşeri sıcaklığı ile sevginin soyut sıcaklığı da böylelikle birbirini tamamlar. M.a.)
…Mu dininde, “Tanrı’nın yaratıcılığı”, Tanrı’ya sevgiyle ulaşılabileceği, dolayısıyla sevginin yüceliği” ve “kardeşlik” duygusu esastı. (Aslında toplumsal gerçeklerin kökenini geçmişte aramayı “genetic fallacy” kuramına dayanarak hata olduğunu düşündüğüm halde, şayet hakikaten Mu inancı Aleviliğin beslendiği damarlardan biri ise, şu noktada Aleviliğin anti-nasyonalist duruşu, bir genelleme yapar isek, sosyalist kimlikleri bu esaslara dayanıyor olabilir. M.a.)
Mu uzmanlarına göre bir sevgi ve barış dini olan Mu dininde, “şeytan” ve “cehennem gibi “kötülük” simgesi kavramlar da yoktu. Mu’da “şeytan” kavramı diye bir şey bilinediği için Mu dininin en önemli sembollerinden olan Mu Kozmik Diyagramı’nda “cehennem” diye bir şey de yoktu. (“Tanrı’nın unutuluşu, gönülden çıkarıldığı, onun yokluğu “şeytan”dır. Onun firkatinden daha ateşli bir azap var mıdır?” şeklinde düşünen ve İblis’in varlığının bir amacı olduğuna inanan Alevilik ile burada da çok benzerlik gösteriyor. Cennet ile Tanrı’yle bir olmadır bu durumda. Bakın Yunus Emre bize ne diyor:
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşk birkaç da huri
İsteyene vergir onu
Bana seni gerek seni
Huri, gılman hayali içinde ibadet edenlere ne yazık… “Şeytan” hususunda daha edilecek kelam vardır, lakin dil konuşmaz onları… Onlar kalbe ilham olur, hissedilir. M.a.)
Churchward’a göre, Mu’nun batışını tasvir eden kutsal metinlerde o büyük yıkımı anlatmak için kullanılan “alevli ateş” sonraki dinlere “cehennem” olarak geçmiştir.
(Kim bilir, belki cehennem sahnesi bu dünyada kurulacaktır. Hakk Rahim, azgınları tekrar tekrar, tenasühçülerin inandığı gibi, dünyaya getirip onları patlayan volkanların alevlerinde yakacaktır, sonra onlar tekrar dünyaya gelecek ve tekrar yanacaklar, helak olacaklar. Nasıl ki şu an belki milyarlarca melek ile beraber yaşıyoruz da onları fark edemiyoruz, o an da zebaniler fark edilemeyecek. Böylelikle cehennem bu dünya olacak. Bu sahnede Kur’an ile Mu dini birleşirler. M.a.)

(Sinan Meydan'ın Atatürk ve Kayıp Kıta Mu adlı kitabından derlenmiş ve yorumlanmıştır.)
Sponsor Reklamlar

Sun's Son isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alevilik islamin icinde midir? Kayıtsız Üye Sorularla Alevi'lik 3 11.07.11 23:21
Dini farklı yorumlayanlar da içeri alınıyor ! Alevi Pir Yolu Haber Merkezi 2 03.04.11 00:08
Alevilik İslamiyet içindeki bir mezhep midir? hasan Alevi Araştırmaları 0 02.12.09 19:54
36. Alevîlik-Bektaşilikte Cem Gizli midir? Alevi Sorularla Alevi'lik 0 12.09.09 14:46
37. Alevîlik-Bektaşilik Materyalist Bir Düşünce midir? Alevi Sorularla Alevi'lik 0 12.09.09 14:45






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2