Sponsor Reklamlar


DERSİM jenosidi...

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar Forumunda Bulunan  DERSİM jenosidi... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 03.05.14   #1
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart DERSİM jenosidi...


Seyit Rıza Kimdir?
Seyit Rıza ne devletin deyimiyle “isyancı”, “derebeyi”, “toprak ağası”, “şaki” ne de Kürtçülerin deyimiyle “Kürdistan Dersim Generali” idi. O Kırmanciye’nin ruhani önderiydi. Dersim 38′in sembolüydü.
Seyit Rıza ne devletin deyimiyle “isyancı”, “derebeyi”, “toprak ağası”, “şaki” ne de Kürtçülerin deyimiyle “Kürdistan Dersim Generali” idi. O Kırmanciye’nin ruhani önderiydi. Dersim 38′in sembolüydü. Düşmanına boyun eğmedi, dar ağacına giderken ipini kendisi çekti. Düşmanı bile ölümü karşısında utandı. Zalimlerin yalanını yüzlerine çaldı asla teslim olmadı. O Evlad-ı Kerbela idi, masumdu…

SEYİT RIZA KİMDİR? SEYİT RIZA’NIN HAYATI
Seyit Rıza ya da Kırmancki’deki adıyla Sey Rıza’nın kesin doğum tarihi bilinmemekte olup 1863 yılında Pulur Lirtik Köyü’nde doğdu.
Asılırken kendi ağzından 75 yaşında olduğunu söylediğini yazılmaktadır. 15 Kasım 1937 yılında Xarput’ta altı Dersim ileri geleniyle beraber idam edilmiştir. 75 yaşında olan Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek idam edilmiştir.
Seyit Rıza, Dersim`in Batı Dersim Aşiret Konfederasyonu Şeyh Hesenu (Hesenan) aşiretinin Yukarı Abbasan (Avasu ) ezbetindendir. Seyit İbrahim’in dördüncü ve en küçük oğludur. Dersim`in Kalmen Sor ve Lirtik bölgelerinin Derê Arey Köyü`nü karargah edinen Seyit İbrahim ölünce, aşiretinin liderliğini halef olarak tayin etmiş olduğu Sey Rıza üstlenmiştir. Babasının ölümünden sonra Seyit Rıza, Lirtik`ten ayrılarak Tujik Dağı eteğindeki “Ağdat Köyü”ne yerleşmiştir.

Burada bir parantez açalım. Dersim’de tek lider yoktur. Aşiretlerde aşiret önde gelenleri, Ocakzadelerde ise Pir, Rayberler lider konumundadırlar. Örneğin Bava Mansur, Kuresan bir aşiret değil ocaktır. Ocaklar Dersim Kızılbaş inanç merkezleridir. Seyit Rıza’da Batı Dersim Aşiret Konfederasyonuna bağlı Avasu aşiretine mensuptur.
Seyit Rıza’nın dört oğlu vardır. İsimleri Sey Hasan, Bıra İbrahim, Resik Hüseyin’dir. Büyük oğlu Şeyh Hasan 17 Ağustos 1937 tarihinde 30 kişi ile beraber öldürülür.
Ağdat Köyü, Hozat`ın Sin Nahiyesi`ne bağlıdır. Elazığ İstiklal Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hatemi Şahamoğlu, Seyit Rıza`nın bu köyde “Viyalık” ve “Sesen Kale” olarak bilinen, ilki siyasi, ikincisi askeri iki karargahı bulunduğunu söylüyordu. (1)
(Bkz: “Belgelerle Dersim Raporları”).
Seyit Rıza, Batı Dersim aşiretleri içerisinde sözü geçen bir aşiret önderiydi. Seyit Rıza’nın akıl hocası kendisiyle beraber Elazığ’da idam edilen Kures Ocağı Pirlerinden Uşene Seydi’dir. Uşene Seydi ve Kızılbaş Piridir. Dersim bölgesinde sevilen sayılan bir yol önderidir. Uşenê Seydi aynı zamanda Dersim fikriyatının en önemli isimlerinden biridir. Kırmancki dilinde deyişler, şiirleri, klamları vardır.
Seyit Rıza, Pir ocağına mensup değildir tikmedir. Kızılbaşlık dininde Ocakzade olmayan biri Pir ve Rayver olamaz. Ancak Pir kendisine el verirse tikme olabilir. Seyit Rıza’da Abbasan (Avasu) pirlerinden el almıştır. Kendi aşireti içinde Kızılbaş inancına göre Pir gelmediği zaman dini aşiret içindeki iç meseleleri çözme yetkisine sahiptir.
Seyit Rıza, 1915 Ermeni Kırımı’nda Dersim’e sığanan Ermenilere sahip çıkar onları Osmanlı devletine vermez ve soykırımdan kurtarır.
Rus işgali dönemi gelip çattığında Seyit Rıza, Osmanlı hükümetiyle anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre Dersimliler, Rus işgaline karşı Osmanlı’nın yanında yer aldılar. Buna karşılık Osmanlı hükümeti de Dersimlilere silah ve para vermiştir. Bin yıldan beri topraklarını ve özerkliklerini kıskançlıkla koruyan Dersimliler “savunma savaşı”na girerler.
Seyit Rızaödüllendirilir…
Osmanlı idaresinden aldıkları silah-mühimmatla Ruslara karşı durma karşılığında Dersimlilere bağımsız çatışma hakkı tanınır. Böylece Rus işgal güçlerine karşı savaşta Osmanlı ordusunun emrine girmezler.
Ruslara karşı savaşta Pülümür Cephesi’nde savaşanlar içerisinde Dersim’in en büyük aşk şairi Sayder (Şah Haydar) vardır. Pülümürlü olan Sayder Kures Ocağı’na mensuptur. Sayder’in yol önderi ve hocası Dersim’in en büyük halk ozanı olan Sey Qaji’dir.
Şair Şah Haydar (Sayder) Ruslara karşı Pülümür Sevdin Dağı’nda çarpışırken vurulur . Sayder’in genç yaşta ölümü, Dersim Halk Ozanı Sey Qaji’yi derinden yaralar. Sayder’in üzerine Sevdin Ağıdı’nı yakar. (Bakınız Dr. Daimi Cengiz, Sey Qaji, Horasan Yayınları, s.305)
Erzincan ve Erzurum’u işgal eden Ruslar, Dersim sınırına vardıklarında Dersimlilerle çatışırlar. Dersimliler Rusların geçisine izin vermez. Erzincan ve Erzurum’u Rus işgalinden kurtarırlar. Ruslar çekildikten sonra, tüm aşiretlere Osmanlı idaresinden madalya ve hediyeler verilir.
İddiaya göre Seyit Rıza ise ayrıca ödüllendirilerek Erzincan’da “İl İdaresi Üyeliği”ne atanır. Nitekim, dönemin Erzincan valilerinden Sabit Bey yazdığı bir mektupta -Seyit Rıza ile ilgili olarak- “şimdiye kadar bize din ve namusuyla hizmet etti” der.

Koçgiri Katliamı
Koçgiri’de katliamı başlayınca Seyit Rıza Ankara’ya karşı tavır alır , Koçgiri’den Dersim’e sığınan Alişer, Alişan beyleri ve taraftarlarını himayesine alır. Ankara hükümeti Seyit Rıza’dan Alişer ve Alişan Beyleri teslim etmesini ister. Ancak Seyit Rıza bunu kabul etmez.
Dersim, Osmanlı’dan beri otonom bir bölgeydi. Kemalist Cumhuriyetin ulus-devlet projesini hayata geçirmesinin önündeki tek engel Dersim’di. Dersim’e düşmanlığın esas nedeni kuşkusuz ki halkın Kızılbaş kimliğiydi. Jandarma Genel Komutanlığı 1930 tarihli “gizli” bir raporunda Yavuz Sultan Selim’in 1514′teki Büyük Alevi Katliamı’nı bile “şükranla” anar.
Seyit Rıza’nın oğlu Bava 1930 başlarında Hozat’a önemli bir devlet yetkilisi ile görüşmeye gider. Bu görüşme “Babaya Ağıt”ta “Bavaê mı şiyo Xozate Vêsaiê, keno dewa Pasanê Kırmanciye” (Baba, yanası Hozata gitmiş, Kızılbaşlığın iktidarını almak için) şeklinde üzüntüyle anlatılır.
Sey Rıza’nın Erzincan Valisiyle Görüşmesi
Öncelikle şu Seyit Rıza teslim oldu mu yoksa yakalandı mı tartışmasına değinelim.
Dersimli araştırmacı Seyfi Cengiz bu konuda şunları yazmakta; …“Dersim davası uzun süre boyunca Seyit Rıza`nın adı ile özdeşleşmiş, T.C devleti Dersim`e egemen olmak için Seyit Rıza`nın bir suikast yoluyla ortadan kaldırılmasını acil bir tedbir olarak düşünmüş, birçok suikast girişiminde bulunmuştur. Sahan ve Alişer gibi büyük önderler bizzat devlet tarafından tertiplenen suikastlar yoluyla imha edilmişlerdir. Kemalistler, Dersim hareketini ezmek için öncelikle bu hareketin sınırlı sayıdaki en bilinçli ve en kararlı önderini imha etmeyi planlamış, bütün imkanlarını ortaya koyarak bu planı uygulamışlardır da.
Seyit Rıza, görüşmeler yapmak üzere çağrıldığı Erzincan`da tuzağa düşürülüp tutuklandı (5 Eylül 1937). Kimi kaynaklar Seyit Rıza`nın 13 Eylül`de tutuklandığını belirtiyor (Bk: Ulus, 13 Eylül 1937).
Erzincan Hükümet Konağı’ndan tutuklu olarak çıkarıldığında Seyit Rıza, orada toplanmış olan kitle önünde Dersim dili ile “Şerefsiz ve Yalancı Hükümet! (“Hukmato Zurekero Beşeref”) diye haykırmıştır. Bu sözler, Türk hükümetinin ve basınının iddialarının tersine Seyit Rıza`nın kendi isteğiyle teslim olmadığını, hükümetin bir komplosuyla ele geçirildigini kanıtlıyor. “
Seyfi Cengiz’inde söylediği gibi Seyit Rıza’nın teslim olması gibi bir durum söz konusu değildir. Devlet tarafından bilinçli olarak uydurulmuş bir yalandır. Seyit Rıza teslim olsaydı neden Erzincan’a gitsin ki gider Elazığ’da teslim olurdu. Seyit Rıza ve arkadaşlarının götürülüp Elazığ’da idam edilmesi de Seyit Rıza’nın teslim olmadığını ispatlamaktadır.
Seyit Rıza’yla beraber 58 kişi Elazığ’da kurulan İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırlar.
Elazığ’da kurulan bu sözde mahkemede sanıklara savunma hakkı dahi verilmez. Mahkeme göstermeliktir zira Dersim’in hükmü çoktan verilmiştir. Dersim ileri gelenleri “isyana teşvik” suçundan yargılanırlar. Ankara’dan gelen emirle mahkeme hükmünü verir. Seyit Rıza ile beraber 6 kişi idam cezasına çarptırılır. Diğer Dersimli esirler ise ömür boyu hapis cezalarına çarptırılırlar.
Dönemin Malatya Emniyet Müdürü olan daha sonra da Adalet Partisi Dışişleri Bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil, Sey Rıza’nın idamına tanıklık etmiş biri. Çağlayangil anılarında idam gecesini anlatıyor. İhsan Sabri Çağlayangil’in anlattıkları son derece önemli bilgiler. Zira Çağlayangil, Seyit Rıza ve Dersim Aşiret Liderlerinin nasıl hukuksuzca yargılandıklarını çarpıcı şekilde itiraf ediyor. Dersim 38′i anlamak için Çağlayangil’in anıları iyi okunmalıdır.
İhsan Sabri Çağlayangil‘in 15 Kasım 1937‘de idam edilen Seyit Rızave arkadaşlarının idam edildikleri geceyi şöyle anlatmaktadır:
Meydan doluymuşçasına, boşluğa şöyle seslendi: ‘Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene’yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı.
(Anılarım, Syf.51-52)
… Aradan aylar geçti, Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki (Pertek olması gerekir y.n) Murat suyu üzerinde yeni yeni yapılan Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki;
“Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkarmalarına meydan vermeyelim.”
1937 yılında resmi tatil günü Cumartesi öğleden sonra. Atatürk Pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenenler “asılacak asılsın” ve Atatürk’ün karşısına Beyaz Donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ Valisi Şükrü Bey, Savcı Hatemi Senihi Bey, Emniyet Müdürü Sezerli İbrahim Bey, savcı yardımcısı arkadaşıydı.
Şükrü Sökmensüer, “Sivillerden Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden istediklerini al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim Bey’e gittim. Savcı için, “kural dışı bir şey yapmaz, mümkün değil.” dedi.
Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bu konuda Adalet Bakanlığından da bir şifre aldığını, ama mahkemelerin Cumartesi tatil olduğunu, tatilde ise sonuç almanın mümkün olmadığını bana bildirdi. Ve ekledi:
“Ben de mahkemeleri etkileyemem.”
Oysa biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.
Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana, “Sen valiye söyle bu savcı rapor alsın gitsin, ben senin istediğini yaparım.” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı, rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti. Mahkeme hakimini evinde buldum. Gittiğinde mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir, CHP devri. Herkes çekiniyor.
Hakim bana, “ Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak Pazartesi günü mahkemeyi toplar, kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz,”dedi.
O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.
Abdullah Paşa, sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. O da, “ yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş, basmış boş kâğıda imzasını. Yukarıya “ Abdullah Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi asılacak. Hakime dedik ki:
“ Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki.”
Hakim, “başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Ben de kendilerine sordum:
“Sizin saat 17:00’den sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?”
“Ooo, çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara onlara kadar çalışıyoruz,” cevabını verdi.
“Eee, sondan beş saat ihlal ediyorsunuz da baştan beş saat ihlal etseniz, olmuyor mu? Yani Pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Pazartesi günü 00.24’ten başlıyor, dedim.
Hakim: Elektrikler kesiliyor, dedi.
Ona da çare bulduk. Otomobil farları ile hapishaneyi aydınlatırız. Halkevi’ne lüksler koyarız.
Hakim bu defa ; samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem, dedi.
Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem, dedi.
“BENİ ASMAYA MI GELDİN?”
Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu.
Gece 12:00′de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sankıları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor.
Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıtırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Kararlar okununca hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpıtırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar. “İdam Çino” diye bir vaveyle koptu.
Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:
-Asacaksınız, dedi ve bana döndü:
-Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüzyüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi.
Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırda Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti.
“Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir!“
Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti:
-Evladı Kerbelayime, bê gunayime, Ayıvo zulimo, Cinayeto, (-Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir ) dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akibetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;
-Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.”
“Ben senin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da sana dert olsun.” (Seyit Riza)
74 yıldır Dersim Seyitleri’nin mezar yerleri bilinmiyor. Devlet hala mezar yerlerini sır gibi saklıyor.
Dersimliler Seyitlerinin mezarını istiyor. 74 yıllık bu zulüm son bulsun…
Sey Xıdır
www.dersimnews.com
Not
- See more at: http://dersimnews.com/seyit-riza.htm....RbBfsgxq.dpuf

-----------------------------------------------------
DERSİM KATLİAMINI KINIYORUZ,
DEVLETİN ÖZÜR DİLEYİP,
İADDEYİ İTİBAR YAPMASINI BEKLİYORUZ,
DERSİM,
İNSAN HAKLARININ,
ÜLKEMİZDEKİ MİLADI OLACAK,
ÖZÜR DİLEMEK ERDEMDİR,
EMPERYALİZME UŞAKLIK,
AŞAĞILIK BİR ŞEYDİR....................
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (03.05.14 Saat 22:24 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.05.14   #2
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Dersim jenosidi...



Dersim Katliamı Anayasa Mahkemesi’ne taşınabilir

3 Mayıs 2014

Dersim Katliamı’nın 77’nci yılında, katliamda yaşamını yitirenler başta Dersim olmak üzere Türkiye ve Avrupa’da düzenlenen etkinliklerle anılacak. Avukat Reyhan Helin Bulut, bugüne kadar Uluslararası Ceza Mahkemesine bireysel başvurular yapıldığını belirterek, “Artık Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir” dedi.
Dersim Katliamı’nın üzerinden 77 yıl geçti.
Resmi verilere göre 16 bin, gayrı resmi rakamlara göre 70 bin kişi katledildi…
Dersim Katliamı kararının alındığı 4 Mayıs 1937 Dersim Tertelesi’nin 77′nci yıldönümü. Katliamda yaşamını yitirenler başta dersim olmak üzere Türkiye ve Avrupa’da anılıyor.
Dersim’de, 1938 katliamına ait olduğu düşünülen toplu mezarlar da ortaya çıkmaya devam ediyor…
Bunlardan biri Alancık köyünde bulundu.
Toplu mezarlarda, kadın ve çocuklar ile erkeklerin ayrı yerlere toplu olarak gömüldükleri belirtildi. Kalabalık bir grup, mezarın olduğu alanda kazı çalışması yaptı.
Kazıda toprağın üst yüzeyine yakın bir bölgede kafatası, omurga, çene ve kaburga kemiklerine rastlandı.
Bölgede, 1938 katliamı’nda yaşamını yitirenlere ait 30′a yakın toplu mezar ile 100 katliam noktası olduğu belirtiliyor.
Dicle Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, katliama ait toplu mezarların açılması için yapılan başvurulara ilişkin bilgi veren Av. Reyhan Helin Bulut, günümüze kadar yapılan bireysel başvuruların tamamının reddedildiğini söyledi. Bulut, “Konuyla ilgili UCM’ye yapılan başvurular var. Ancak Türkiye soykırım suçunu tanımıyor. Soykırım suçuyla ilgili yaptırım uygulanabilmesi için Türkiye’nin taraf olması gerekiyor” dedi. Bugüne kadar katliamla ilgili Anayasa Mahkemesine (AYM) yapılan herhangi bir başvurunu olmadığını söyleyen Bulut, konuyla ilgili AYM’ye başvurulabileceğine işaret etti.
Ancak İnsan Hakları Derneği ve katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarının toplu mezarların açılması ve katledilenlerin kimliklendirilmesi için tunceli cumhuriyet başsavcılığı’na yaptıkları başvurular, “zamanaşımı” gerekçesiyle reddedildi.
Dersim Katilamı 23 Kasım 2012′de de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınmıştı.
İMC TV
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.05.14   #3
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Ero bana bak ero.bu dersim milleti
Yeri geldi canını,yerigeldi malını verdi ero
Bir parça ekmeğini bölüştü
düşmana boyun egmedi,
vuruşup ölmesinide bildi ero.
yeri geldi ağladı. yoksa bu dersime kim dersim derdi


büyük dağın dumanı büyük olur derler
bu dersim insanıda ondan büyüktür.
ero osmanlı padişahlarının
kaç fermanı bu dersime sökmedi biliyormusun ero
gelip gelip sınırlarından dönüp gittiler
avrupa kapılarına dayandı.kendini dünyanın hükümdarı ilan etti
bir bu dersime girmedi . bir bu dersimliyi alt edemedi
bir bu dersim diken olup kendisine battı.
yar edemedi kendine bu dersimi
ölen padişahlara git sor.
çoğu dersimin derdiyle gitmiştir ero.

büyük dağ üzerindeki sisten belli olur
iyi bir koç daha kuzuluğunda kendini ele verir
yiğit adam ana paçasında düştüğnde
gözlerini dünyaya açtığında bellidir
eger bu dersim büyük olmasaydı
bu munzur dağlarının,
munzur ırmağının ne işi vardı burda
ero gider büyük yerde durur
büyük yere akardı
bu dersimin büyüklügündendir
daha büyüsün diyedir buraya kurulmuş burada akıyor


bu dersim telef olduysa neden telef oldu?
ero,insan nezamanki kendi büyüklügünden vaz geçip küçüldüyse,
işte o zaman düşmanı büyüyüp üzerine geldi vurdu
insanın küçülmesindendir bu dersimin hali
yoksa düşmanın büyüklüğünden degildir.

alıntı
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.05.14   #4
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Dersim katliamı jenosid midir?-
1
ERGİN DOĞRU
Toplumlar tarihi, insanın insana karşı gerçekleştirdiği vahşet ve katliam örnekleriyle doludur. İnsanın artı-değeri keşfetmesi ile başlayan hakimiyet ve hükmetme güdüsü, insanoğlunun başına gelen felaketlerinde başlangıcı olmuştur. İktidar hırsının insanoğlunun gündeminde temel olgu olarak yer almasından bu yana savaşlar ve katliamlar eksik olmamıştır.
İnsanlık serüveninde yaşanan iktidar kavgaları zaman zaman en vahşi yöntemlere başvurmaktan da geri kalmamıştır. Öyle ki, iktidar hırsı dönem dönem etnik veya dinsel grupların, toptan imhasını hedefleyecek bir öldürme ve yok etme operasyonuna dönüşebilmiştir.

İnsanlık tarihinin içinden geçtiği bu kanlı süreçler, ilk kez 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen bir antlaşma ile “soykırım” olarak tarif edildi. Soykırım kelime anlamı olarak “ırk imhası“olarak tarif edilebilir. Tarihte “soykırım” kelimesini ilk olarak telaffuz eden Nazi soykırımından kurtulan Raphael Lemkin’dir. Soykırım kavramının fikir babası olarak kabul edilen Lemkin Polonya doğumlu bir Yahudi’dir. Hitler faşizminin soykırımından kurtularak ABD’ye sığınan Lemkin, burada “soykırım” kavramını geliştirir. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin uyguladığı soykırımından sonra, “soykırım” kavramı Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ”Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve Ocak 1951'de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, avukat Raphael Lemkin tarafından, Simele kırımı, Holokost ve Ermeni kırımına atfedilen “soykırım” terimini yasal olarak tanımlamaktadır.

İnsanlık tarihinde “soykırım” tanımına uyacak bir çok öldürme ve yok etme operasyonu sayılabilecek olmasına rağmen, bugün akılda kalan ve genel kabul gören soykırım sayısı azdır. Genelde yakın dönem tarihi içerisinde gerçekleşmiş olan ve herkes tarafından kabul gören insanlık suçlarıdır.Soykırım olarak kabul gören katliam sayısının bu kadar az olmasının nedenleri farklıdır. BM tarafından kabul edilen sözleşmenin gecikmiş olmasının etkisi olabileceği gibi, yaşanan savaşların soykırım olarak kabul görmemesinin de etkisi olabilir.Bu sebeplerin yanında soykırımları gerçekleştirenlerin genelde güçlü,mağdurların ise zayıf olmasının da önemli bir etkisi vardır.
“Soykırım” kavramı ile akla gelen en büyük öldürme ve yok etme operasyonu, başta Nazilerin yaklaşık 6 milyon Yahudi ve Roman’ı katledilişi akla gelir. Bununla beraber Kamboçya, Ruanda, Bosna ve herkes tarafından genel kabul görmese de Ermeni soykırımı sayılabilir.
Soykırımlarda öne çıkan temel olgu ideolojik bağnazlık ve ırkçı nedenler olmaktadır. Ermeni soykırımı, İttihat ve Terakki’nin iktidara geldikten sonraki “Türkiye Türklerindir “anlayışı temelindeki ırkçı zihniyetiyle ortaya çıkmaktadır. Nazilerin Yahudi katliamında temel gerekçe ise “üstün ırk” anlayışıdır. Kamboçya’da Pol Pot yönetiminin uyguladığı soykırımın gerekçesi “ideal toplum” iken, Ruanda’da aşiretsel, Bosna’da ise inançsal ve etnik sebepler öne çıkmaktadır.

Soykırımlarda ortaya çıkan temel bir olguda güçlü ve güçsüz arasındaki farktır. Genelde iktidara gelen diktatör yönetimlerin hakimiyeti altındaki azınlıkları yok etme anlayışı soykırımların temelini teşkil etmektedir. Devlete hakim olan bu dikta zihniyet sahipleri iktidarları için tehlike olarak gördükleri azınlıklara yönelirler. ABD’de yaşanan Kızılderililer olayı belki de tek istisnadır. Onun dışında gerçekleşen soykırımlara baktığımızda genelde bunu görürüz. Bu anlamda Kamboçya’da yaşanan soykırım farklılık gösterir, buradaki soykırım azınlığa karşı değil, bizzat Pol Pot önderliğinde yönetimindeki “komünistlerin” kendi insanlarına karşı gerçekleştirdikleri bir insanlık suçudur.

Soykırım suçlamaları genelde uluslarası güçlerin denge siyasetinin kurbanı olmaktan kurtulamamıştır. Soykırıma uğrayan topluluklar, stratejik ve jeopolitik anlamda bir değer ifade ediyorlarsa genel olarak uluslarası bir kabul ve dayanışma görmektedirler. Aksi takdirde insanlığın duymadığı ve görmediği bir realite olarak ortada kalmaktadırlar. Nazilerin büyük soykırımı Yahudilerin gücü ile bağlantılı olarak kabul görmüştür. Pol Potların kendi halkına karşı gerçekleştirdiği soykırım ideolojik sebeplerle emperyalistler tarafından hemen kabul görmüştür. Bunun yanında Ruanda ve Bosna soykırımları ise vahşetin inkar edilemez bir duruma geldiği bir süreçte ancak kabul görmüştür.

Soykırımlar konusunda bu çifte standart yanında Ermeni soykırımı daha özel bir yer tutmaktadır. Ermeni soykırımı, İttihat ve Terakki döneminde görülmezken, Ermeni diasporasının emperyalist başkentlerde güç olabildikten sonra gündemleşebilmiştir. Ermeni soykırımı, uluslararası alanda genel kabul görse de halen uluslarası güç politikalarından kaynaklı olarak resmiyet kazanabilmiş değildir.

Soykırım konusunda Ermeni örneğinde görülen çifte standardın daha acımasızını ise, bir nevi avukatsız ve sahipsiz bir halk olan Kürtler yaşamaktadırlar. Ortadoğu dengeleri içerisinde parçalanmış Kürt coğrafyasında defalarca yaşanmış olan katliamlar uluslarası güçler tarafından görülmemiştir. Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de defalarca tekerrür eden katliamlara karşı, insanlık, hukuk ve özgürlük söylemlerini ağızlarında düşürmeyen ABD ve Avrupa adeta Kürtlerin uğradığı mağduriyetler ve katliamlar karşısında görmeme ve duymama pozisyonlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Hatta gerçekleşen bu katliamlarda suç ortaklığı yapılmışlardır. Yakın tarihte yaşanmış Halepçe Katliamı’nı bir Kürt soykırımı olarak görmeyenlerin samimiyeti şüphelidir.

Soykırım konuşulduğu zaman Türkiye özel olarak irdelenmesi gereken bir ülkedir. Osmanlılar dönemindeki “fetihçi” anlayış savaş gerçekliği üzerinden tartışılsa da, İttihat ve Terakki dönemindeki Ermeni soykırımı Osmanlılardan kalma bir yönetme anlayışının tezahürüdür.
İttihat ve Terakki yönetimini devralan Kemalist rejim de, tüm farklılık iddialarına rağmen siyaset tarzı ve yönetme kültürü açısından İttihatçı zihniyetin devamı olduğunu çok geçmeden ispatlamıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber, tehlike olarak düşünülen tüm kesimler İttihatçı yöntemlerle imha edilmişlerdir. Anadolu topraklarında Ermenilerden sonra Rumlar, Süryaniler, Ezidiler ve Kürtler olmak üzere tüm farklı toplumsal kesimler zamanla, bu yok etme politikasından nasibini almışlardır.

Cumhuriyet döneminde soykırım tanımlaması açısından irdelenmesi gereken en büyük öldürme operasyonu ise 1937-1938 Dersim jenosidi’dir. Bugüne kadar uluslar arası alanda hiç görülmeyen Türkiye’de ise son dönemlerde yoğun olarak tartışılan 37-38 Dersim, BM “ Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” özgülünde yeniden tartışılmak zorundadır.
Bu yıl Berlin Parlamentosu’nda, Dersim Yeniden İnşa Örgütü öncülüğünde gerçekleştirilen Dersim Konferansı’nın konu başlıklarından biri olan ve fiili kararların alındığı bu konferans ,bundan sonra 37-38 Dersim jenosidinin uluslararası alanda da tartışılacağını göstermektedir.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.05.14   #5
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


2
Özetlemeye çalıştığımız Soykırım tarifi ve örnekleri özgülünde, Dersim jenosidini yeniden irdelemek ve BM sözleşmesinin maddelerine ne kadar uyup uymadığı veya Dersim 37-38 jenosit olarak tarif edilebilir mi? Sorularına cevap aramak gerekiyor.Bütün bunlar cevap bekleyen sorulardır.
Öncelikle sözleşmeye baktığımızda, “ Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri soykırım suçunu oluşturur.

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;

d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;

e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;

Dersim 37 -38 katliamı ele alındığında görülecektir ki, BM’ce kabul edilen sözleşmenin maddelerine uygunluk vardır.
Dersim katliamının BM sözleşmeleriyle uygunluğunu ele almadan önce yürütülen bazı tartışmalara netlik getirmek gerekiyor.Onur Öymen’ in meclisteki ırkçı yaklaşımından sonra çok tartışılan Dersim37-38 katliamının derinleşmemesinin bugüne kadar sürdürülen yaklaşımlarla ilişkili olduğu kesindir.
Sürdürülen tartışmalardan bir tanesi hukuken sözleşmenin kabulü 1951 yılı olduğu için, bu tarihten önceki katliamların bu sözleşmeye dayanarak değerlendirilemeyeceği yaklaşımıdır. Uluslararası hukukun bu konudaki yorumu tartışmalı olsa da, evrensel hukuk açısından geçerli olan “insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz” ilkesi bu tartışmaları anlamsız kılmaktadır. Tarihin gördüğü en büyük jenositler, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi ve Roman soykırımı ve 1915 Ermeni soykırımı sözleşme tarihinden öncedir. Bu yaklaşımı esas alarak bu soykırımları görmezden gelmek mümkünmüdür?Bu yaklaşımın vicdani ve akli olmadığı açıktır,dolaysıyla konuyu Dersim açısından tartışmakta gereksizdir.

İkinci bir tartışma ise katledilen insan sayısıdır. Soykırım tanımı açısından kitlesel katliam tartışması yapılsa da bu tartışma etik değildir. Zaten avukat Lemkin ve diğer savunucuların ortaya koyduğu tanımlarda, ”soykırım açısından katledilenlerin niceliği değil niteliği esas alınır” belirlemesi genel kabul görmektedir. Buradan yola çıktığımızda net rakamlar olmasa da 16 binden 70 bine kadar katledilen insan sayısı telaffuz edilmektedir. Aynı dönemlerdeki Türkiye nüfusunun 12 milyon civarında olduğu düşünüldüğünde, Dersim’de yaşanan katliam, hem nicel, hem de soykırım tanımlarına uygun olarak nitel bir özelliğe sahiptir.

Dersim 37-38 jenosid olarak konuşulmamasının bir diğer nedeni ise, Türkiye’deki koşullar olarak ortaya konulmaktadır. İnsanlık açısından kabul edilemeyecek bu yaklaşım oldukça geri bir yaklaşımdır. Soykırım boyutunda yaşanılan bir katliamın tanımın yapılmasının mevcut rejimin keyfine bırakılması kabul edilmemelidir. Bilimin ve insanlığın vicdanı bunu kaldıramaz. Doğruya “doğru” demek için koşulların olgunlaşmasını beklemek tarihi yanıltmaktan öte bir anlam ifade etmez. Kaldı ki eğer bu mantıktan yola çıkarak sistemin demokratikleşmesi beklendiği zaman, yarın egemenler tarafından söylenecek olan “geçmişi unutalım, ne gerek var geçmişi kaşımaya” yaklaşımı olmayacağını kim garanti edebilir. Onun için, bilimin ve vicdanın gereği yerine getirilerek, Dersim jenosidi kabul edilmeli ve her platformda savunulmalıdır.

“ Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” bakımından irdelendiğinde görülecektir ki, vicdanın ve bilimin sesi Dersim katliamını ispat edecektir. Bu anlamda genel kabul gören sözleşmeler ışığında Dersim’i incelemeye kalkarsak bu daha net görülecektir. Sözleşmeler ışığında maddeler halinde Dersim katliamı ve BM sözleşmesini kıyaslayacak olursak:

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
Dersim coğrafyasında yaşayanlar Kürt ve Aleviler’dir. Cumhuriyet kadroları planlı bir şekilde burada yaşayan insanları katletmişlerdir. Dönemin yetkilileri tarafından hazırlanan raporlarda belirtilenler sözleşmenin ilgili maddesinin uygulandığını göstermektedir. Cumhuriyetin yönetici kadroları Dersim için dört aşamalı bir plan yapmışlardır. Hazırlık, tenkil, sürgün ve asimilasyon aşamalarıyla Dersim coğrafyasında yaşayan Kürt Aleviler yani kısaca Dersim’in yok edilmesi planlanmıştır. Dönemin en yetkili isimlerinden olan İsmet İnönü’nün 21 Ağustos 1935 tarihli ”idare meseleler” adlı çok uzun raporundaki “Dersim vilayetinin yeniden teşkili ile askeri idare kurulması ve Dersim islahının bir programa bağlaması lazımdır” Cümlesi hazırlıkların çok önceden başladığını göstermektedir. Bu konuda yine mülkiye müfettişi, Hamdi Bey hazırlık aşamasında İçişleri Bakanlığı’nın emriyle hazırladığı raporda “yakın bir mülakatın vereceği netayiç ve malumatı arz edeceğim gibi, Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefkureleşiyor. Tehlike büyüyor. Dersim cumhuriyet hükümeti için çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliyat yapmak, acı sonuç ihtimalini önlemek, memleketin selameti için gereklidir” diye belirtmiştir.
Dönemin Genelkurmay Başkanlığı’nın hazırladığı raporun sonuç kısmında ise kısaca:
“1- Dersim’de bugünkü durumun yürümesi tehlikelidir. Bu durum Dersimlinin morallerini yükseltmektedir.
2- Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahatın esasını teşkil eder.
3- Dersim evvela koloni gibi dikkate alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli. Ondan sonrada aşamalı öz Türk hukukuna tabi kılınmalıdır” diye saptamalar yapılmıştır.
Dersim konusunda benzer birçok rapor hazırlanmış ve planlama yapılmıştır. Katliam mağdurlarının anlatımları, açığa çıkan az sayıdaki bilgi ve belgeler irdelendiğinde, Dersim’de yaşananların çok önceden planlanmış bir yok etme harekatı olduğu açıkça görülmektedir.

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;

37-38’den sonra Dersim’de yaşayan insanlar topraklarından zorla koparılarak asimilasyon amaçlı olarak Türkiye’nin batısındaki ilere dağınık bir şekilde sürülmüşlerdir.
Yetim ve öksüz kalan çocuklar ise YİBO’larına yerleştirilerek, kendi kimlik ve kültürlerine yabancılaştırılmış ve Kemalist bir nesil yetiştirilmesi amaçlanmıştır. Kışla kültürü bir bütün olarak Dersim coğrafyasına hakim kılınarak, adeta beyaz bir katliam yaşatılmıştır. Buralarda yetişen nesil “kendi celladına aşık bir pozisyona “ dönüştürülmüştür.
Geliştirilen asimilasyon ile Dersimlinin kişilik genleriyle oynanmıştır. Gerçekleştirilen bu zihinsel katliamın izleri bugün dahi hissedilmektedir. O günleri yaşayan insanların aradan geçen yıllara rağmen o günleri konuşmaktan kaçınmaları, yaratılan travmanın boyutunu göstermektedir.

e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;

Dersim katliamının sonrasındaki beyaz katliamın bir ayağıda çocuklar üzerindeki uygulamalardır. Katliam sonrasında, Sıdıka Avar adındaki öğretmen anılarında, Dersimli çocukların ailelerinden nasıl koparıldığını, nasıl asimle edilerek Türkleştirildiğini anlatır. Atatürk’ün misyoneri Sıdıka Avar,”1939-1954 yılları arasında, o günler adı Dersim olan havalide, kâh at veya katır üstünde, kâh yayan, kâh kamyonla, köy köy dolaşarak Kürt kızlarını toplamış ve yatılı bölge okullarına götürmüştü.” Sıdıka Avar, Dersim’den zorla getirilen kızların evlere hizmetçi olarak yollandığını, hatta kendi müdürünün dahi bir kızı hizmetçi olarak yanına almak istediğini yazar.
Yine dönemin bakanlarından Şükrü Kaya yazdığı bir yazıda:
“Kültür Bakanlığına,
Bu günlerde Dersimde yapılmağa başlayan İslâhat meyanında, Türk keşafeti (yoğunluğu) olan ve Dersim’den oldukça uzak yerlerde kız ve erkek yatı mekteplerinin de açılması ve bu mekteplerde Dersim’den getirilecek olan beş yaşını doldurmuş kız ve erkekler okutturulup büyütülmesi ve muvezi surette yetiştirilecek olan bunlar yek diğeri ile evlendirilerek, baba ve analarından mevrus (miras kalan) emval (malları) ve arazileri içinde birer Türk Yuvası kurmaları temin ve bu suretle Türk Kültürünün Dersim’de esaslı bir surette yerleştirilmiş olacağı düşünülmektedir.”
Yazını sonuç kısmında ise Şükrü Kaya;
“Binaenâleyh kanında Türk kanı ekseriyeti olan bu halk kütlesini geriye yani Milli varlıklarına doğru çevirmek için alınacak tedbirler meyanında ufak çocukların bu gibi leyli mekteplerinde yetiştirilmeleri zaruri ve lüzumlu olduğu Vekâletimizce mütalaa edilmekte olduğundan muktezasına müsaade’i Devletlerini arzederim. Dahiliye Vekili Ş. Kaya.”

Son dönemlerde gündemleşen Dersim’in kayıp kızları konusu da yeni gerçekleri açığa çıkartmaktadır. Dersim’den koparılan Dersimli çocukların Türk ailelerin yanına verilmesinin arkasındaki zihniyetin ne olduğu, raporlar ve anılar incelendiğinde net olarak anlaşılmaktadır.
Konu ile ilgili olarak BDP Van Milletvekili Fatma Kurtulan TBMM verdiği soru önergesinde, "Dersim Katliamı"nın yaşandığı 1937 ve 1938 yıllarında, aileleri katledilen ya da ailelerinden zorla alınarak "Türkleştirme politikaları" çerçevesinde rütbeli askerlere verilen "Dersim'in kayıp kız çocukları" hakkında karanlıkta kalan bütün soruların cevap bulması ve sayılarının tespit edilmesini ister. Kurtulan, verdiği önergenin gerekçesinde, "Dersim Katliamı, üzerinden 73 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bir devlet sırrı olarak kalıyor. Ancak katliamın boyutları, bölge halkının iddiaları ve o dönem devletin Dersim’e özgü çıkarmış olduğu kanunların içeriğinden anlaşılıyor" diye belirtiyor.
Bu kısa örneklerden de anlaşılacağı gibi sözleşmenin maddeleri açıkça ihlal edilmiştir. Sözleşmeye bakıldığında Dersimle ilgili yetkililerin yaptığı planlamanın hayata geçirilmesi bir yana buna teşebbüs edilmesini dahi soykırım dahilinde kabul etmektedir. Gerçekler bu kadar açıkken yaşanılmış olan Dersim jenosidini görmezden gelmek, vicdani ve ahlaki açıdan kabul edilemezdir.
Dersim katliamının yönetenlerce kabul edilmesini beklemek bugün açısından kolay gözükmüyor. Lakin bu ülkenin bilim adamlarının ve vicdanlı siyasetçilerinin bu konudaki emek ve çaba yoksunluğu ise kabul edilemezdir. Bu soykırımın kabul görmemesi ve konuşulmamasının sebepleri arasında elbette Kürtlerin jeopolitik ve stratejik anlamdaki konumu etkilidir. Yalnız unutulmamalıdır ki soykırım gibi bir insanlık suçu asla çıkarlara kurban edilmemelidir. Bu yüzdende Dersim jenosidi ve bu coğrafyadaki diğer jenosidler cesurca irdelenmeli ve bu katliamların sorumlusu olan egemen zihniyet zorlanmalı ve hesap sorulmalıdır.
ERGİN DOĞRU
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.05.14   #6
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 03.05.14   #7
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Dersim Katliamı’nda Kadınlara Tecavüz Ettiler’

Kadınlar çocukları ile birlikte mağaralara saklanıyordu. Bir bebek ağlamaya başladı. Yanındakiler kadına ‘çocuğu sustur, yerlerimizi öğrenirlerse gelip bizi de öldürürler’ dedi. Kadın emzirdiği çocuğunu göğsüne ağlayarak bastırdı sesi çıkmasın diye. Asker gittiğinde çocuk boğulmuştu.
Dersim Katliamı tanıklarından 90 yaşındaki Yemoş Bakıray yaşadıklarını anlattı.
Yemoş Bakıray

1937 yılında Turişmek köyü Robaik mezrasında, ailemle yaşıyordum. 15 yaşındaydım daha. Askerler katliamdan önce gelip köydeki evlerde bulunan bıçaklarımızı bile toplayınca babalarımız, dedelerimiz şüphelendi aslında. Askerler katırlarla aylarca bölgeye sevkiyat yaptılar, çadırlar kurdular, silahlar getirdiler. Katliam gününde bizim köydeki insanları başka bir köye götürdüler. Biz kaçtık, ormana saklandık. Oradan seyrediyorduk korkuyla. Çevredeki köylerden toplananları ilk önce kadın ve erkek olarak iki ayrı gruba ayırdılar. O anı hayatım boyunca hiç unutmadım. Kalabalığın önüne kurulu silahlar vardı. Askerler erkekleri o silahlarla taradılar. O an yükselen çığlık ve yakarışlar, şu an bile kulağımda.
Anlatırken kalın çerçeveli gözlüklerinin altından gözyaşları akıyor Yumoş Nene’nin. “Neneceğim biraz dinlen istersen” deyince, “Yok oğul, anlatalım ki bir daha kıyamasınlar kimseye” dedi ve devam etti:
İnsan vicdanının kabul edemeyeceği bir sahneydi benim için. Gece kâbus görmeme neden olan olay o an oldu. Askerleri kadınların içine saldılar. Etraf sarılıydı ve çoğu bir birine iple bağlanmıştı. Kadınlara tecavüz ettiler ve çığlıklar içinde süngüler ile öldürdüler. Ortalık tam bir cehenneme dönmüştü. Saklandığımız yerde ağlıyor, korkuyor ve çığlığımızı içimize gömüyorduk. Aynı şey bizimde başımıza gelebilirdi. Kaçtık, ormanın derinliklerinde saklandık. Askerler daha sonra köyleri ateşe verdi. Askerler gittikten sonra saklandığımız yerden çıkıp köye indik. Cesetler yerdeydi hala. Her yer kan gölüne dönmüştü. Her taraf komşumuz, akrabalarımız ve tanıdıklarımızın cesetleri ile doluydu. Sonra tekrar ormanlık alana çekildik. Aylarca ormanda saklandık hiç inmedik. Gündüz mağaralarda saklanıyorduk, gece köylerimize gelip başıboş olan hayvanları sağıp süt alıp tekrar mağaralara geri gidiyorduk. Kadınlar çocukları ile birlikte mağaralara saklanıyordu. Bir bebek ağlamaya başladı. Yanındakiler kadına ‘çocuğu sustur, yerlerimizi öğrenirlerse gelip bizi de öldürürler’ dedi. Kadın emzirdiği çocuğunu göğsüne ağlayarak bastırdı sesi çıkmasın diye. Asker gittiğinde çocuk boğulmuştu.
(Remzi Budancir – Taraf)
- See more at: http://dersimnews.com/dersim38/dersi....gBCBOOy5.dpuf
----------------------------------------------------
utanç vesikası
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.05.14   #8
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Ana Sayfa Haber
Unutmadık, unutmayacağız!


ANF
Güncellenme : 04.05.2014 17:49
Dersim Soykırımı’nın 77. Yıldönümünde, yüzlerce kişinin atılarak katledildiği “38 Kayalıkları’nda anma düzenlendi. “Dersim soykırımı Dersimliler için görülmemiş bir hesaptır” diyen BDP İl Başkanı Doğru, Seyit Rıza başta olmak üzere katledilenlerin mezar yerlerinin tespit edilmesini istedi.

4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan Dersim soykırımının 77. Yıldönümü nedeniyle Dersim’de, yüzlerce kişinin uçurumdan atılarak katledildiği “38 Kayalıkları’nda anma düzenlendi.

Dersim Belediyesi ve Devrimci Güç Birliği bileşenlerinin düzenlediği anmaya, Dersim Belediye Eş Başkanları Mehmet Ali Bul ve Nurhayat Altun, Dersim eski belediyesi başkanı Edibe Şahin, Erzincan Dersimliler Kültür Derneği üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. EMEP Dersim İl Başkanı Mustafa Taşkale, “Bizler 1938'de katledilenlerin ardılları olarak katliamı asla unutmadık ve sorumlularını asla affetmeyeceğiz" dedi.

BDP İl Başkanı Ergin Doğru ise, aradan geçen 77 yıla rağmen katliamın sonuçlarının ortadan kalkmadığını belirterek “Dersim Soykırımı Dersimliler için görülmemiş bir hesaptır. Öyle bir vahşetti ki, Munzur kan akıyordu. Böyle bir vahşetin unutulması insanın kendine ihanetidir. Bundan kaynaklı bizler bu vahşeti unutmadık unutmayacağız” ifadesini kullandı.

Dersim'de yapımı devam eden kalekol ve barajları "ikinci 38" olarak nitelendiren Doğru, toplumsal barışın sağlanmasının tek yolunun geçmişle yüzleşmek oluğunun altını çizerek, "Bu zihniyet değişmedikçe, inkar politikaları devam ettikçe bu coğrafyaya barış nasıl gelecek?" diye sordu.

Katliamda yaşamını yitirenlere ait toplu mezarların açılması için yapılan başvuruların "zamanaşımı" gerekçesiyle reddedilmesini "garabet" olarak değerlendiren Doğru şöyle devam etti: "Hangi hukuk insanın, vicdanın üstündedir? Bir soykırım için zamanaşımı gerekçe göstermek garabettir. Bunu hukuk adına yapmak daha büyük bir garabettir. Bu kararı verenler bilmelidir ki bu katliam Dersimlilerin vicdanında asla zamanaşımına uğramamıştır. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz; bu ayıptan kurtulun. Başta pirimiz Seyit Rıza ve arkadaşları olmak üzere soykırımda katledilenlerin mezar yerlerini tespit ederek yakınlarına teslim edin."

Avukat Barış Yıldırım da, toplu mezarların açılmasıyla ilgili verilen "zamanaşımı" kararlarını eleştirerek, " Devlet Dersim 38 soykırımında insanlık vicdanında mahkum olmuştur ve Dersim coğrafyasından silinmiştir" dedi.

Konuşmaların ardından kayalıklardan atılarak katledilenler için Munzur'a kırmızı karanfiller bırakıldı. Anma katliamda yaşamını yitirenler için yakılan Zazaca ağıtlarla son buldu.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.05.14   #9
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


ANASAYFA » BÖLGE

Zaman aşımına uğrayan
devletin vicdanıdır




İLGİLİ HABERLER



ETİKETLER

Dersim katliamı - 38 Kayalıkları - Munzur Nehri - anma - İstanbul - Urfa -

Kemal ÖZER
Dersim

Dersim Katliamı’nda çok sayıda kişinin uçurumdan atılarak katledildiği ‘38 Kayalıkları’nda düzenlenen anmada mumlar yakıldı, Munzur Nehri’ne karanfil bırakıldı. Anmada Başbakan’ın geçtiğimiz yıl ‘Özür dilemek gerekirse ben bu özrü diliyorum’ demesine atıf yapılarak, “Bugün bu anmada neden hükümetten bir tek yetkili yok” diye soruldu. Hükümete “Katliamı siyasi malzeme olarak kullanmayın. Devlet resmi olarak özür dilesin, katliamla yüzleşsin” denildi.
4 Mayıs 1937 tarihinde dönemin Bakanlar Kurulu tarafından Dersim’e harekat kararının alınmasının 77. yıl dönümü nedeniyle kentteki siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katliamda çok sayıda kişinin öldürüldüğü 38 Kayalıkları olarak bilinen alanda anma gerçekleştirdi. Anma’da devletin katliamla yüzleşip, özür dilemesi, arşivler açılması ve Dersim isminin iade edilmesi istendi.
'BU TRAJEDİYİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ'
‘Kerbeladan Dersim 38’e, Maraş’tan Sivas’a unutma’ yazılı pankartların açıldığı anmada 1937 yılında idam edilen Seyit Rıza’nın fotoğrafları taşındı. Katliamda yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşunun ardından konuşan Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Mustafa Taşkale, “4 Mayıs 1937’deki Bakanlar Kurulu toplantısında dünyada eşi benzeri az görülmüş bir karar alındı. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu kararla eşi benzeri az görülen katliam yapıldı” dedi. Aradan 77 yıl geçtiğini ve bugün hâlâ ortaya toplu mezarlar çıktığını belirten Taşkale, “İnsanlarımızı köylerinden, mezarlarından toplayarak, kurşunlarına kıymayıp kayalıklardan aşağıya atarak katlettiler. Bizler bu katliamı, bu büyük trajediyi asla unutmadık ve unutmayacağız. Katliamın sorumlularını da asla affetmeyeceğiz” dedi.
RESMİ ÖZÜR VE YÜZLEŞME İSTİYORUZ
Daha sonra söz alan BDP İl Başkanı Ergin Doğru ise Dersim Katliamı’nın aydınlatılması yerine siyaset malzeme yapılmasına tepki göstererek, “Bir yandan Kemalistler soykırımın gerekçelerini yok sayıp, inkar politikalarını sürdürüyor. Öte yandan AKP gericiliği siyasi bir istismar yapıyor” dedi. Dersim Katliamı’na ilişkin devlet arşivlerinin açılması, resmi olarak özür dilenmesi ve kayıpların mezar yerlerinin tespit edilmesini istediklerini söyleyen Doğru, “Bu taleplerimiz kabul edildiği taktirde, ciddi bir özürle yüzleşme sağlandığı taktirde acılarımız biraz dinecek” şeklinde konuştu.
NEDEN HÜKÜMETTEN BİR YETKİLİ YOK?
Anmada söz alan Avukat Barış Yıldırım da katliam konusunda yaptıkları adli başvuruların zamanaşımı gerekçesiyle reddedildiğini ifade ederek, “Burada Dersimliler anma töreni yapıyor. Devletin, hükümetin hiçbir yetkilisi yok. Burada zaman aşımına uğrayan acılar değil, katledilen insanların naaşlarının aranmasına ilişkin adli işlemler değildir. Burada zaman aşımına uğrayan devletin kendisidir. Devlet Dersim soykırımıyla insanlık vicdanında mahkum olmuştur. Yasama, Yürütme ve yargı organının uluslararası hukuk prensipleri çerçevesinde soykırımı tanımasını; ikrar etmesini istiyoruz” dedi.
Açıklamanın ardından katliamda öldürülenler için Munzur Nehri’ne karanfiller bırakıldı, mumlar yakılarak dua edildi, Zazaca ağıtlar yakıldı.

İSTANBUL VE URFA’DA ANMA


Dersim Dernekler Federasyonu'nun çağrısı ile bir araya gelen yüzlerce kişi, İstiklal Caddesi'nde düzenledikleri yürüyüşle, 76 yıl önce Dersim'de katledilenleri anarak, sorumlulardan hesap sorulmasını istedi.

İstanbul'da, Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF), Dersim katliamının 76'ıncı yıldönümünde, katliamda yaşamını yitirenleri anmak amacıyla Galatasaray Lisesi'nden Fransız Konsolosluğu'na yürüyüş düzenledi. DEDEF'in çağrısı ile Galatasaray Meydanı'nda biraraya gelen yüzlerce kişi, Kürtçe ve Türkçe "Şehitlerimizin mezar yerleri söylensin" yazılı pankartı ile soykırımda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının bulunduğu dövizleri açtı. Yaşamını yitirenlerin anısına niyazların (gönül lokması) dağıtıldığı ve çıraların yakıldığı anma etkinliğinde konuşan DEDEF üyesi Celal Turna, soykırımda yaşamını kaybedenlerin yerlerinin gösterilmesi ve soykırım anıtı yapılması taleplerinin kabul edilmesi için, imza kampanyası başlattıklarını duyurdu. Hedeflerinin 1 milyon imza olduğunu söyleyen Turna, DEDEF bürolarındaki imza defterlerine imza atmaya çağırdı. Turna, toplanacak imzaların TBMM'ye teslim edileceği söyledi.

'SOMUT ADIM ATILMADI'


Turna'nın konuşmasının ardından, İstiklal Caddesi üzerinden Taksim Meydanı'na doğru yürüyüşe geçen kitleye, polis engel oldu. TOMA ve onlarca çevik kuvvet polisi ile kitlenin önüne barikat kuran polis ekipleri ve kitle arasındaki temsilcilerin görüşme gerçekleştirmesinin ardından Fransız Konsolosluğu'na kadar yürüyüşe izin verildi. Tekrar yürüyüşe geçen kitle sık sık, "15'inde bir fidan Berkin Elvan", "Dersim'de baraj istemiyoruz", "Dersim'i unutma unutturma", "Katil TC hesap verecek" sloganları attı. Fransız Konsolosluğu önüne kadar alkışlar ve zılgıtlarla yürüyen kitle adına açıklama yapan DEDEF İstanbul Başkanı Rıza Cangöz, katliamda yaşamını yitirenleri saygı ile andığını belirterek, devlet yetkililerini kendi tarihleri ile yüzleşmeye çağırdı. "Buradan Başbakan'a açık çağrıda bulunuyorum" diyen Cangöz, soykırımın yaralarının sarılması noktasında devlet yetkililerinin tek bir somut adım atmadığını söyledi.

'PARTİNİZİN IRKÇI POLİTİKALARI İLE YÜZLEŞİN'


Konuşmasının sonunda CHP'lilere de seslenen Cangöz, "Bir çağrımız da CHP ve onun genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na. Cumhuriyet tarihinin bütün insanlık dışı uygulamalarının ardında tek parti iktidarının; CHP'nin ırkçı, milliyetçi politikaları yer almaktadır. Bu gerçeği görerek, partinizin ırkçı politikaları ile yüzleşin, partinizin katliamdaki rolüyle açıkça ve cesurca yüzleşin. Bunun gereklerini yerine getirin" dedi.

Cangöz'ün ardından HDK Meclis Üyesi Ender İmrek de kısa bir konuşma yaptı. İmrek, konuşmasında hükümetin soykırımın gereklerini yerine getirmesini ve özür dilemesi gerektiğini vurguladı. Anma, yürüyüşe katılan bazı yurttaşların yaktığı ağıtlarla son buldu.

URFA

Urfa'da da Harran Üniversitesi Demokratik Yurtsever Öğrenciler Meclisi (HRÜ-DEMYÖM) üyeleri, Dersim katliamı yıldönümü vesilesiyle katledilenleri dernek merkezlerinde düzenlenen etkinlikle andı. Çok sayıda öğrencinin katıldığı etkinlikte Dersim katliamında ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu. Ardından, öğrenciler adına kısa bir konuşma yapan Hamza Özer, Dersim katliamının sadece 1938'den ibaret olmadığını ve Kürt halkının üzerindeki soykırımların halen devam ettiğini vurguladı. Dersim coğrafyasının özerk bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Özer, "Dersimi anlamak için Dersim'in tarihini iyi anlamakla geçer. Türk devletinin Kürtler üzerindeki politikası hala devam etmektedir. Biz bugün burada Dersim'de katledilen insanlarımızı anmak için o anları yaşamak için onları anmak için burada bulunuyoruz" dedi.

Etkinlik, Dersim katliamında katledilenleri anlatan sinevizyon gösterimi ile sona erdi.

MUMLAR SEYİT RIZA HEYKELİNİN ÖNÜNDE YAKILDI



Dersim Devrimci Güç Birliği bileşenleri, Dersim katliamı kararının alındığı 4 Mayıs 1937 Dersim Tertelesi'nin 77'nci yıldönümünde, Sanat Sokağı'ndan Seyit Rıza Meydanı'na yürüdü. Dersim Belediye eş başkanlarının da katıldığı yürüyüşte, "38 xo vira nekeme" yazılı pankart taşındı. "Katil devlet hesap verecek", "Kürdistan faşizme mezar olacak", "Dersim'in hesabı sorulacak" sloganlarının atıldığı yürüyüş, Seyit Rıza Meydanı'nda sonlanmasının ardından katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu. Burada konuşan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Ali Bul, bütün toplumların geçmişinde karanlık dönemlerin olduğunu söyleyerek, "Ancak medeni dünyada, kendi geçmişiyle yüzleşenler bu karanlık dönemleri aydınlığa çıkarmış, özür dilemiş ve birlikte barış içinde yaşamayı becerebilmişlerdir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi geçmişiyle yüzleşmezse, bu geçmiş onun peşini bırakmayacaktır" dedi.

'SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ İTİBARI İADE EDİLSİN'


Dersim katliamında yaşamını yitiren başta Seyit Rıza ve arkadaşları olmak üzere katledilenlerin itibarının iade edilmesini istediklerini belirten HDP Dersim İl Eş Başkanı Fatma Kalsen ise "Soykırım suçuyla hesaplaşılsın ve bu suç, tarihin kara sayfasından çıkarılsın" dedi.

Konuşmaların ardından Seyit Rıza heykelinin önüne kırmızı karanfiller bırakılarak, katliamda yaşamını yitirenler için mum yakıldı.




www.evrensel.net
Eklenme tarihi: 2014-05-04 14:59:30
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (04.05.14 Saat 21:35 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.05.14   #10
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Ana Sayfa Manşet
DERSİM’İN HESABI SORULACAK


HABER MERKEZİ / İSTANBUL - RIHA - AMED - MERSİN / DİHA / BRÜKSEL - ANF
Güncellenme : 05.05.2014 04:40
4 Mayıs 1937 tarihinde dönemin CHP hükümetinin ‘Gayet gizlidir’ kararıyla başlayan Dersim Soykırımı, dün birçok yerde lanetlendi. Dersim’de ‘38 Kayalıkları’nda yapılan anmada Zazakî ağıtlar yakılırken, ‘Unutmak ihanettir, hesabı sorulacak’ denildi

70 BİN CANA HESAP VERİN

77’inci yılına giren Dersim Soykırımı, Dersim, Mersin, İstanbul ve birçok kentte yürüyüşlerle lanetlendi. 70 bin Kürt Alevinin katledildiği soykırım hafızalardaki tazeliğini korurken, binlerce çocuk ve kadın, toprağın altından adalet ve yüzleşme çığlığı atıyor

SEYİD RIZA’NIN ARDILLARI

Dersim’de “38 Kayalıkları”nda düzenlenen anmada yas, ağıt ve öfke vardı. “Kerbela’dan Dersim 38’e, Maraş’tan Sivas’a unutma” diyen Seyid Rıza’nın ardılları, Munzur’a karanfil bıraktı. Kongra-Gel, DTK ve HDP “Tertele’nin hesabı sorulacak” dedi




Çoğu kişinin uçurumdan atılarak katledildiği ‘38 Kayalıkları’

HESABI SORULACAKTIR

Dün Dersim Soykırımı’nın yıldönümüydü. 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan soykırım harekatında 70 bin Alevi Kürt ketledildi. Soykırımda yaşamlarını yitirenler için başta Dersim olmak üzere Kürdistan ve Türkiye’nin birçok kentinde anma etkinlikleri düzenlendi. DTK yaptığı açıklamada devletin katliamla yüzleşmesi gerektiğini belirtirken Kongra- Gel de “Soykırımın hesabı sorulacaktır” dedi. Dersim Katliamı’nda çok sayıda kişinin uçurumdan atılarak katledildiği yer olan “38 Kayalıkları”nda düzenlenen anma etkinliğine yüclerce kişi katıldı. Dersim Belediyesi ve Devrimci Güç Birliği bileşenleri tarafından, Dersim katliamı kararının alındığı Dersim Tertelesi’nin 77’nci yılında, katliamda yaşamını yitirenler için Halbori bölgesinde bulunan ve yüzlerce kişinin atılarak katledildiği yer olan “38 Kayalıkları”nda anma etkinliği gerçekleştirdi. Anmada konuşan EMEP Dersim İl Başkanı Mustafa Taşkale,”İnsanlarımızı köylerinden, mezarlarından toplayarak, kayalıklardan aşağıya atarak katletmişlerdir. Bizler 1938’de katledilenlerin ardılları olarak katliamı asla unutmadık ve sorumlularını asla affetmeyeceğiz” dedi. Ardından konuşan BDP Dersim İl Eşbaşkanı Ergin Doğru, 1938 Dersim Katliamı’nın, bu coğrafyanın gördüğü en büyük barbarlık örneği olduğunu belirtti. “38 Kayalıkları Dersim Soykırımı’nın en barbarca uygulamalarının yaşandığı noktadır” diyen Doğru, “Kadın, çocuk, erkek demeden kurşuna dizilen, kurşunun pahalı olduğunu düşünüp meşe odunlarıyla dövülerek katledilen insanlarımız buradaki uçurumdan atılarak katledildi. Böyle bir vahşetin unutulması insanın kendine ihanetidir. Bundan kaynaklı bizler bu vahşeti unutmadık unutmayacağız” diye konuştu.


‘Zaman aşımı garabettir’

Katliamda yaşamını yitirenlere ait toplu mezarların açılması için yapılan başvuruların “zamanaşımı” gerekçesiyle reddedilmesini “garabet” olarak değerlendiren Doğru, şöyle devam etti: “Bu ayıptan kurtulun. Başta pirimiz Seyid Rıza ve arkadaşları olmak üzere soykırımda katledilenlerin mezar yerlerini tespit ederek yakınlarına teslim edin.”



Yerlerini gösterin!

Dersim Dernekler Federasyonu’nun (DEDEF) çağrısı ile bir araya gelen yüzlerce kişi, İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde düzenledikleri yürüyüşle, 76 yıl önce Dersim’de katledilenleri anarak, sorumlulardan hesap sorulmasını istedi. Anma etkinliğinde konuşan DEDEF üyesi Celal Turna, soykırımda yaşamını kaybedenlerin yerlerinin gösterilmesi ve soykırım anıtı yapılması taleplerinin kabul edilmesi için, imza kampanyası başlattıklarını da duyurdu. Fransız Konsolosluğu önünde kitle adına açıklama yapan DEDEF İstanbul Başkanı Rıza Cangöz, devlet yetkililerini kendi tarihleri ile yüzleşmeye çağırdı. “Buradan Başbakan’a açık çağrıda bulunuyorum” diyen Cangöz, soykırımın yaralarının sarılması noktasında devletin tek bir somut adım atmadığını söyledi. Konuşmasının sonunda CHP’lilere de seslenen Cangöz, “Bir çağrımız da CHP ve onun genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na. Cumhuriyet tarihinin bütün insanlık dışı uygulamalarının ardında CHP’nin ırkçı, milliyetçi politikaları yer almaktadır. Partinizin katliamdaki rolüyle açıkça ve cesurca yüzleşin” dedi.

Özür dileyin

Anmada EMEP Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek de konuştu. İmrek, konuşmasında hükümetin soykırımın gereklerini yerine getirmesini ve özür dilemesi gerektiğini vurguladı. Katliamda hayatını kaybedenler Riha’da (Urfa) da Harran Üniversitesi Demokratik Yurtsever Öğrenciler Meclisi (HRÜ-DEMYÖM) üyelerince anıldı. Açıklamada “Biz bugün burada Dersim’de katledilen insanlarımızı anmak için, o anları yaşamak için bulunuyoruz” denildi.


Sessizliğe izin vermeyeceğiz

Kongra-Gel, 77. yılında Dersim Soykırımı’nın tüm sorumlularını nefretle kınayarak, soykırımın hesabının sorulacağını belirtti. Kongra-Gel Eşbaşkanlığı, Türkiye’nin Dersim’de soykırım kararının 77’inci yıldönümü vesilesiyle açıklamada bulundu. Dersim Tertelesi’nin tüm sorumlularının nefretle lanetlendiği açıklamada, Türk devletinin bu soykırımla yüzleşmek suretiyle bunun hesabını vermek zorunda olduğu, mücadele olarak geldikleri aşamada çözümü yaratarak bunun hesabının sorulacağından hiç kimsenin kuşkusun olmaması gerektiği vurgulandı. Kürdistan halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesinin, bu sessizliğin devam etmesine izin vermeyeceği ifade edilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi: “Dersim halkının kimliği ve inancı ile özgür yaşamasını sağlamak için, halkımız büyük fedekarlıkla bu günlere getirdiği mücadelesini demokratik ulus temelinde daha da yükselterek çözümü dayatmalıdır. Ancak bu temelde soykırım şehitlerinin anılarına sahip çıkılabilir.”


Yaptıklarıyla yüzleşmeli

DTK, devletin 4 Mayıs 1937’de yapılan Dersim katliamı ile yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 4 Mayıs 1937 Dersim Katliamı’nın başlama kararının yıldönümüne ilişkin yazılı açıklama yayımladı. İnsanlık tarihinde birçok felaket, soykırım, yıkım, katliam, acı ve direnişlerle dolu olduğu belirtilen açıklamada, “Bu acıları yaşayan halklardan biri de Ortadoğu’nun en kadim halklarından biri olan Kürt halkıdır. Kürt halkı, en büyük yıkım ve felaketlerden birini de Dersim’de yaşamıştır” denildi. Açıklamada, “Dersimde yaşananlar, yaşatılanlar tam anlamıyla bir soykırımdır. Bir insanlık suçudur. Dersim’de Kürt kimliği, Alevi kimliği yok edilmek istendi. Yaşananların, yaşatılanların bilinmesi istenilmedi. Bu vahşet bütün dünyadan, insanlıktan saklandı, gizlendi. Bu insanlık suçunun üstü örtülmek istendi” denildi. Devletin, cumhuriyet tarihi boyunca yaptıklarıyla ilgili yüzleşmesi gerektiği vurgulanan açıklamada şunlara yer verildi: “Dersimde yaşatılanlar soykırım olarak kabul edilmelidir. Dersim katliamında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor, katliamcıları lanetliyor ve nefretle kınıyoruz.”


İnançlarımıza özgürlük

Mersin’de, kendilerine Dersimli Gençler İnisiyatifi adını veren bir grup genç, 4 Mayıs 1937 tarihinde yaşanan Dersim Katliamı’nın yıldönümünde yaptıkları açıklamada, AKP’yi samimiyetsizlikle suçlarken, CHP’yi de Dersim katliamındaki rolü ile yüzleşmeye çağırdı. Dersim isminin geri iade edilmesi, Genelkurmay arşivlerinin açılması, sürgünler, kayıplar ve evlatlık verilen çocukların listesinin açıklanması talep edilen eylemde, son olarak “Dillerimize ve başta Kızılbaş Alevi inancımız olmak üzere inançlarımıza özgürlük istiyoruz” denildi.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dersim 38 ByMunzur Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar 5 28.12.12 13:56
Dersim Hikayeleri Pir Mehmet Alevi Hikayeleri 12 02.10.11 18:25
'Dersim'i CHP Bombaladı!' eftelya_58 Pir Yolu Haber Merkezi 7 18.08.10 18:00
dersim katliyamı hasan Alevi Kültürü 0 04.12.09 15:14
Dersim aşiretleri hasan Alevi Resimleri 0 04.12.09 11:57






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2