Sponsor Reklamlar


DERSİM jenosidi...

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar Forumunda Bulunan  DERSİM jenosidi... Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 06.05.14   #11
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


‘Dersim belgeleri
Meclis’e sunulsun’

Kırmızı Haber | 06 Mayıs 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Siyaset, Üst Haberler

Dersim olaylarıyla ilgili arşivlik malzeme niteliğindeki her türlü bilgi ve belge için kanun teklifi.



CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Dersim olaylarıyla ilgili arşivlik malzeme niteliğindeki her türlü bilgi ve belgenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslim edilmesi için kanun teklifi verdi.
Tanrıkulu, Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni TBMM Başkanlığına sundu.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA TESLİM EDECEKLER
Teklife göre, Dersim olaylarıyla ilgili arşivlik malzeme niteliğindeki her türlü bilgi ve belge bulunduran kamu kurum ve kuruluşları, gerçek kişiler, tüzel kişiler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ellerinde bulundurdukları arşivlik malzemesini her türlü zararlı tesir ve unsurlardan korumak, yıpranmasını önlemek, varsa gizlilik kararını kaldırmak asli düzenlerine göre tasnif edip Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslim edecek.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Dersim ile ilgili arşiv malzemesini ve arşivlik malzemenin korunması ve tasnifi ile ilgili her türlü tedbiri alacak. Adı geçen arşiv malzemesi ve arşivlik malzeme temliki tasarruflar amacıyla kullanılamayacak. Tahrip ve tahrif edilemeyecek. Tahrif ve tahrip işlemi yapanlar hakkında gerekli işlem yapılacak.
EN GEÇ ALTI AY İÇERİSİNDE TBMM BAŞKANLIĞINA DEVREDİLMESİ GEREKECEK
Dersim olayları hakkındaki arşiv malzemesi niteliğindeki her türlü bilgi ve belgenin en geç altı ay içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına devredilmesi gerekecek. Nezdinde konuya ilişkin arşiv bulunup da öngörülen süre içerisinde devir etmekten kaçınan kamu kurum ve kuruluşları yöneticileri hakkında idari işlem ve Türk Ceza Kanunu kapsamında da adli soruşturma yapılacak.
GEREKÇE
Teklifin gerekçesinde, 1937 ve 1938 yıllarında Dersim’e yönelik kapsamlı olarak sürdürülen “Tunceli Harekâtları” neticesinde 13 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 14 bin kişinin zorunlu göçe tabi tutulduğu belirtildi.
Gerekçede şu ifadeler yer aldı:
“Dersim’de uygulanan askerî harekâtların genel çerçevesi bilinmekle birlikte, bu konudaki temel belgelere erişim hâlâ çeşitli engellere takılmaktadır. Her ne kadar birtakım sözlü tarih çalışmaları neticesinde Dersim’deki askerî operasyonların yarattığı travma bilinse de, Devletin bu konudaki temel belgelerine erişim, hadisenin tanımlanması bakımından elzem
-------------------------------------------------

DERSİMİ UNUTMA UNUTTURMA...
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 05.11.14   #12
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Seyit Rıza Kimdir?







Seyit Rıza ne devletin deyimiyle “isyancı”, “derebeyi”, “toprak ağası”, “şaki” ne de Kürtçülerin deyimiyle “Kürdistan Dersim Generali” idi. O Kırmanciye’nin ruhani önderiydi. Dersim 38′in sembolüydü.
Seyit Rıza ne devletin deyimiyle “isyancı”, “derebeyi”, “toprak ağası”, “şaki” ne de Kürtçülerin deyimiyle “Kürdistan Dersim Generali” idi. O Kırmanciye’nin ruhani önderiydi. Dersim 38′in sembolüydü. Düşmanına boyun eğmedi, dar ağacına giderken ipini kendisi çekti. Düşmanı bile ölümü karşısında utandı. Zalimlerin yalanını yüzlerine çaldı asla teslim olmadı. O Evlad-ı Kerbela idi, masumdu…

SEYİT RIZA KİMDİR? SEYİT RIZA’NIN HAYATI
Seyit Rıza ya da Kırmancki’deki adıyla Sey Rıza’nın kesin doğum tarihi bilinmemekte olup 1863 yılında Pulur Lirtik Köyü’nde doğdu.


Asılırken kendi ağzından 75 yaşında olduğunu söylediğini yazılmaktadır. 15 Kasım 1937 yılında Xarput’ta altı Dersim ileri geleniyle beraber idam edilmiştir. 75 yaşında olan Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek idam edilmiştir.
Seyit Rıza, Dersim`in Batı Dersim Aşiret Konfederasyonu Şeyh Hesenu (Hesenan) aşiretinin Yukarı Abbasan (Avasu ) ezbetindendir. Seyit İbrahim’in dördüncü ve en küçük oğludur. Dersim`in Kalmen Sor ve Lirtik bölgelerinin Derê Arey Köyü`nü karargah edinen Seyit İbrahim ölünce, aşiretinin liderliğini halef olarak tayin etmiş olduğu Sey Rıza üstlenmiştir. Babasının ölümünden sonra Seyit Rıza, Lirtik`ten ayrılarak Tujik Dağı eteğindeki “Ağdat Köyü”ne yerleşmiştir.

Burada bir parantez açalım. Dersim’de tek lider yoktur. Aşiretlerde aşiret önde gelenleri, Ocakzadelerde ise Pir, Rayberler lider konumundadırlar. Örneğin Bava Mansur, Kuresan bir aşiret değil ocaktır. Ocaklar Dersim Kızılbaş inanç merkezleridir. Seyit Rıza’da Batı Dersim Aşiret Konfederasyonuna bağlı Avasu aşiretine mensuptur.
Seyit Rıza’nın dört oğlu vardır. İsimleri Sey Hasan, Bıra İbrahim, Resik Hüseyin’dir. Büyük oğlu Şeyh Hasan 17 Ağustos 1937 tarihinde 30 kişi ile beraber öldürülür.
Ağdat Köyü, Hozat`ın Sin Nahiyesi`ne bağlıdır. Elazığ İstiklal Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hatemi Şahamoğlu, Seyit Rıza`nın bu köyde “Viyalık” ve “Sesen Kale” olarak bilinen, ilki siyasi, ikincisi askeri iki karargahı bulunduğunu söylüyordu. (1)
(Bkz: “Belgelerle Dersim Raporları”).
Seyit Rıza, Batı Dersim aşiretleri içerisinde sözü geçen bir aşiret önderiydi. Seyit Rıza’nın akıl hocası kendisiyle beraber Elazığ’da idam edilen Kures Ocağı Pirlerinden Uşene Seydi’dir. Uşene Seydi ve Kızılbaş Piridir. Dersim bölgesinde sevilen sayılan bir yol önderidir. Uşenê Seydi aynı zamanda Dersim fikriyatının en önemli isimlerinden biridir. Kırmancki dilinde deyişler, şiirleri, klamları vardır.
Seyit Rıza, Pir ocağına mensup değildir tikmedir. Kızılbaşlık dininde Ocakzade olmayan biri Pir ve Rayver olamaz. Ancak Pir kendisine el verirse tikme olabilir. Seyit Rıza’da Abbasan (Avasu) pirlerinden el almıştır. Kendi aşireti içinde Kızılbaş inancına göre Pir gelmediği zaman dini aşiret içindeki iç meseleleri çözme yetkisine sahiptir.
Seyit Rıza, 1915 Ermeni Kırımı’nda Dersim’e sığanan Ermenilere sahip çıkar onları Osmanlı devletine vermez ve soykırımdan kurtarır.
Rus işgali dönemi gelip çattığında Seyit Rıza, Osmanlı hükümetiyle anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre Dersimliler, Rus işgaline karşı Osmanlı’nın yanında yer aldılar. Buna karşılık Osmanlı hükümeti de Dersimlilere silah ve para vermiştir. Bin yıldan beri topraklarını ve özerkliklerini kıskançlıkla koruyan Dersimliler “savunma savaşı”na girerler.
Seyit Rızaödüllendirilir…
Osmanlı idaresinden aldıkları silah-mühimmatla Ruslara karşı durma karşılığında Dersimlilere bağımsız çatışma hakkı tanınır. Böylece Rus işgal güçlerine karşı savaşta Osmanlı ordusunun emrine girmezler.
Ruslara karşı savaşta Pülümür Cephesi’nde savaşanlar içerisinde Dersim’in en büyük aşk şairi Sayder (Şah Haydar) vardır. Pülümürlü olan Sayder Kures Ocağı’na mensuptur. Sayder’in yol önderi ve hocası Dersim’in en büyük halk ozanı olan Sey Qaji’dir.
Şair Şah Haydar (Sayder) Ruslara karşı Pülümür Sevdin Dağı’nda çarpışırken vurulur . Sayder’in genç yaşta ölümü, Dersim Halk Ozanı Sey Qaji’yi derinden yaralar. Sayder’in üzerine Sevdin Ağıdı’nı yakar. (Bakınız Dr. Daimi Cengiz, Sey Qaji, Horasan Yayınları, s.305)
Erzincan ve Erzurum’u işgal eden Ruslar, Dersim sınırına vardıklarında Dersimlilerle çatışırlar. Dersimliler Rusların geçisine izin vermez. Erzincan ve Erzurum’u Rus işgalinden kurtarırlar. Ruslar çekildikten sonra, tüm aşiretlere Osmanlı idaresinden madalya ve hediyeler verilir.
İddiaya göre Seyit Rıza ise ayrıca ödüllendirilerek Erzincan’da “İl İdaresi Üyeliği”ne atanır. Nitekim, dönemin Erzincan valilerinden Sabit Bey yazdığı bir mektupta -Seyit Rıza ile ilgili olarak- “şimdiye kadar bize din ve namusuyla hizmet etti” der.

Koçgiri Katliamı

Koçgiri’de katliamı başlayınca Seyit Rıza Ankara’ya karşı tavır alır , Koçgiri’den Dersim’e sığınan Alişer, Alişan beyleri ve taraftarlarını himayesine alır. Ankara hükümeti Seyit Rıza’dan Alişer ve Alişan Beyleri teslim etmesini ister. Ancak Seyit Rıza bunu kabul etmez.
Dersim, Osmanlı’dan beri otonom bir bölgeydi. Kemalist Cumhuriyetin ulus-devlet projesini hayata geçirmesinin önündeki tek engel Dersim’di. Dersim’e düşmanlığın esas nedeni kuşkusuz ki halkın Kızılbaş kimliğiydi. Jandarma Genel Komutanlığı 1930 tarihli “gizli” bir raporunda Yavuz Sultan Selim’in 1514′teki Büyük Alevi Katliamı’nı bile “şükranla” anar.
Seyit Rıza’nın oğlu Bava 1930 başlarında Hozat’a önemli bir devlet yetkilisi ile görüşmeye gider. Bu görüşme “Babaya Ağıt”ta “Bavaê mı şiyo Xozate Vêsaiê, keno dewa Pasanê Kırmanciye” (Baba, yanası Hozata gitmiş, Kızılbaşlığın iktidarını almak için) şeklinde üzüntüyle anlatılır.
Sey Rıza’nın Erzincan Valisiyle Görüşmesi
Öncelikle şu Seyit Rıza teslim oldu mu yoksa yakalandı mı tartışmasına değinelim.
Dersimli araştırmacı Seyfi Cengiz bu konuda şunları yazmakta; …“Dersim davası uzun süre boyunca Seyit Rıza`nın adı ile özdeşleşmiş, T.C devleti Dersim`e egemen olmak için Seyit Rıza`nın bir suikast yoluyla ortadan kaldırılmasını acil bir tedbir olarak düşünmüş, birçok suikast girişiminde bulunmuştur. Sahan ve Alişer gibi büyük önderler bizzat devlet tarafından tertiplenen suikastlar yoluyla imha edilmişlerdir. Kemalistler, Dersim hareketini ezmek için öncelikle bu hareketin sınırlı sayıdaki en bilinçli ve en kararlı önderini imha etmeyi planlamış, bütün imkanlarını ortaya koyarak bu planı uygulamışlardır da.
Seyit Rıza, görüşmeler yapmak üzere çağrıldığı Erzincan`da tuzağa düşürülüp tutuklandı (5 Eylül 1937). Kimi kaynaklar Seyit Rıza`nın 13 Eylül`de tutuklandığını belirtiyor (Bk: Ulus, 13 Eylül 1937).
Erzincan Hükümet Konağı’ndan tutuklu olarak çıkarıldığında Seyit Rıza, orada toplanmış olan kitle önünde Dersim dili ile “Şerefsiz ve Yalancı Hükümet! (“Hukmato Zurekero Beşeref”) diye haykırmıştır. Bu sözler, Türk hükümetinin ve basınının iddialarının tersine Seyit Rıza`nın kendi isteğiyle teslim olmadığını, hükümetin bir komplosuyla ele geçirildigini kanıtlıyor. “
Seyfi Cengiz’inde söylediği gibi Seyit Rıza’nın teslim olması gibi bir durum söz konusu değildir. Devlet tarafından bilinçli olarak uydurulmuş bir yalandır. Seyit Rıza teslim olsaydı neden Erzincan’a gitsin ki gider Elazığ’da teslim olurdu. Seyit Rıza ve arkadaşlarının götürülüp Elazığ’da idam edilmesi de Seyit Rıza’nın teslim olmadığını ispatlamaktadır.
Seyit Rıza’yla beraber 58 kişi Elazığ’da kurulan İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırlar.
Elazığ’da kurulan bu sözde mahkemede sanıklara savunma hakkı dahi verilmez. Mahkeme göstermeliktir zira Dersim’in hükmü çoktan verilmiştir. Dersim ileri gelenleri “isyana teşvik” suçundan yargılanırlar. Ankara’dan gelen emirle mahkeme hükmünü verir. Seyit Rıza ile beraber 6 kişi idam cezasına çarptırılır. Diğer Dersimli esirler ise ömür boyu hapis cezalarına çarptırılırlar.
Dönemin Malatya Emniyet Müdürü olan daha sonra da Adalet Partisi Dışişleri Bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil, Sey Rıza’nın idamına tanıklık etmiş biri. Çağlayangil anılarında idam gecesini anlatıyor. İhsan Sabri Çağlayangil’in anlattıkları son derece önemli bilgiler. Zira Çağlayangil, Seyit Rıza ve Dersim Aşiret Liderlerinin nasıl hukuksuzca yargılandıklarını çarpıcı şekilde itiraf ediyor. Dersim 38′i anlamak için Çağlayangil’in anıları iyi okunmalıdır.
İhsan Sabri Çağlayangil‘in 15 Kasım 1937‘de idam edilen Seyit Rızave arkadaşlarının idam edildikleri geceyi şöyle anlatmaktadır:
Meydan doluymuşçasına, boşluğa şöyle seslendi: ‘Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene’yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı.
(Anılarım, Syf.51-52)
… Aradan aylar geçti, Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İşte bu sırada Atatürk Diyarbakır’daki (Pertek olması gerekir y.n) Murat suyu üzerinde yeni yeni yapılan Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki;
“Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkarmalarına meydan vermeyelim.”
1937 yılında resmi tatil günü Cumartesi öğleden sonra. Atatürk Pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenenler “asılacak asılsın” ve Atatürk’ün karşısına Beyaz Donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ Valisi Şükrü Bey, Savcı Hatemi Senihi Bey, Emniyet Müdürü Sezerli İbrahim Bey, savcı yardımcısı arkadaşıydı.
Şükrü Sökmensüer, “Sivillerden Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden istediklerini al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim Bey’e gittim. Savcı için, “kural dışı bir şey yapmaz, mümkün değil.” dedi.
Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bu konuda Adalet Bakanlığından da bir şifre aldığını, ama mahkemelerin Cumartesi tatil olduğunu, tatilde ise sonuç almanın mümkün olmadığını bana bildirdi. Ve ekledi:
“Ben de mahkemeleri etkileyemem.”
Oysa biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.
Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana, “Sen valiye söyle bu savcı rapor alsın gitsin, ben senin istediğini yaparım.” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı, rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti. Mahkeme hakimini evinde buldum. Gittiğinde mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Devir, CHP devri. Herkes çekiniyor.
Hakim bana, “ Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak Pazartesi günü mahkemeyi toplar, kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz,”dedi.
O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.
Abdullah Paşa, sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. O da, “ yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş, basmış boş kâğıda imzasını. Yukarıya “ Abdullah Paşa’nın idamı” diye yazsanız kendisi asılacak. Hakime dedik ki:
“ Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki.”
Hakim, “başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Ben de kendilerine sordum:
“Sizin saat 17:00’den sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?”
“Ooo, çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara onlara kadar çalışıyoruz,” cevabını verdi.
“Eee, sondan beş saat ihlal ediyorsunuz da baştan beş saat ihlal etseniz, olmuyor mu? Yani Pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Pazartesi günü 00.24’ten başlıyor, dedim.
Hakim: Elektrikler kesiliyor, dedi.
Ona da çare bulduk. Otomobil farları ile hapishaneyi aydınlatırız. Halkevi’ne lüksler koyarız.
Hakim bu defa ; samiin yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem, dedi.
Ama ekledi: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem, dedi.
“BENİ ASMAYA MI GELDİN?”
Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu.
Gece 12:00′de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sankıları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor.
Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıtırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Kararlar okununca hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpıtırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar. “İdam Çino” diye bir vaveyle koptu.
Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:
-Asacaksınız, dedi ve bana döndü:
-Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüzyüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi.
Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırda Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti.
“Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir!“
Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti:
-Evladı Kerbelayime, bê gunayime, Ayıvo zulimo, Cinayeto, (-Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir ) dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akibetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;
-Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.”
“Ben senin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da sana dert olsun.” (Seyit Riza)
74 yıldır Dersim Seyitleri’nin mezar yerleri bilinmiyor. Devlet hala mezar yerlerini sır gibi saklıyor.
Dersimliler Seyitlerinin mezarını istiyor. 74 yıllık bu zulüm son bulsun…
Sey Xıdır
www.dersimnews.com
Not:
Kirmancki konusan Dersimlilerin kendi kimlikleri hakkındaki belirmeleri şunlardır:
Kendilerine: Kırmanc
Dillerine : Kırmancki
Ülkelerine : Kırmanciye
Dinlerine: Raa Heqi
- See more at: http://dersimnews.com/seyit-riza.htm....qtyJ71Hp.dpuf
----------------------------------------------

HAFIZAMIZI TAZELEYELİM
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (05.11.14 Saat 17:46 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.11.14   #13
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Seyit Rıza İdam Edilmeden Önce
Atatütürk’le Görüştü



1


Dersimnews.com, gizlenmek istenen tarihi bir gerçeği ifşa ediyor. Seyit Rıza idam edilmeden önce Mustafa Kemal ile görüştürüldü. 74 yıldır sır gibi saklanılan bu gerçeği açıklıyoruz.



GİZLENMEK İSTENEN TARİHİ GERÇEK:

MUSTAFA KEMAL VE SEYİT RIZA GÖRÜŞMESİ

DersimNews.Com/Özel
Dersim Katliamı’nın gündeme gelmesiyle beraber medya bir “Dersim” tartışması başını almış gidiyor. Gerek tv kanallarında gerekse gazetelerde Dersim Katliamı’na geniş yer veriliyor. Bir çok köşe yazarı bu konuda yazıp çiziyor. Ancak Dersim konusunda bir iki kitap okumuş okumamış kişiler kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle Dersim meselesinde “uzman” olarak karşımıza çıkıyorlar.
Dersim meselesinin tartışılırken bazı çevreler kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Dersim Katliamı’nın baş aktörü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünü görmezden gelmektedirler. Dahası bu çevreler Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’ndan bihaber olduğunu, “Mustafa Kemal yetişseydi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı” yalanını topluma yutturmaya çalışıyorlar.
Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.




1934 İskan Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır.
4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır.
Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda Atatürk’ün Dersim Harekatını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M.Kemal tarafından çizilmiştir.
Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.
Tüm bunlar bilindiği halde bazı çevrelerin bilinçli olarak Atatürk’ün bu katliamla ilişkisi yoktur demesi bir yalandan ibarettir. “Atatürk hastaydı haberi yoktu, olsaydı izin vermezdi” diyenler gerçeği bilmeyenler ya da görmek istemeyenlerdir.
Biz, tarihsel gerçekleri çarpıtmaya gizlemeye çalışanlara inat hakikatin gerçeğin peşini bırakmayacağız. O gerçeklerden biri de Mustafa Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesidir.
Mustafa Kemal, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği gece Elazığ’daydı. Seyit Rıza idam edilmeden önce Mustafa Kemal’le görüştürüldü. Elimizde bu iddiamızı kanıtlayacak deliller ve belgeler var.
Kanımızca Seyit Rıza, Mustafa Kemal’e yönelik söylediği o meşhur sözünü de Mustafa Kemal ile görüştürüldüğünde söylemiştir.
Kırmanciya Beleke dergisi Mayıs 2010 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale çıktı. Makalenin yazarı Kırmanciya Beleke dergisinin Genel yayın yönetmeni Serhat Halis. Halis, makalesinde Seyit Rıza ile Atatürk’ün görüştüğünü yazmakta. İddiasını verdiği çarpıcı örneklerle ve döneme ilişkin yazılan anılar ve gazetelerde yer alan bilgilerle güçlendirmektedir. Şimdi Kırmanciya Beleke dergisinin Mayıs 2010 tarihli sayısında Serhat Halis’in makalesinden bazı bölümlere göz atalım.
…..


MUSTAFA KEMAL ,
SEYİT RIZA’LARIN ASILAMASI İÇİN
ÇAĞLAYANGİL’İ BİZZAT GÖREVLENDİRDİ

M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar. M. Kemal’in resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a geçmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a uğramasının sebebi, Sey Rıza’ların idamlarının yarattığı etki geçtikten sonra Elazığ’da olmak istemesinden başka bir şey değildir. Bakın bu konuyu Çağlayangil kitabının belirli bölümlerinde birkaç defa nasıl ifade etmiş; “Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekatı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim.’” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 49, Yılmaz Yn), “Oysa, biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” (age. s. 50)
“Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (age. s. 52)
Çağlayangil’in açıklamalarından aslında M, Kemal’in Malatya’dan Elazığ’a oradan Diyarbakır’a geçmesi planlanırken idamların gerçekleştirilmemiş olması ihtimali üzerine plan değiştirilerek önce Diyarbakır’a sonra Elazığ’a gidildiği sonucu çıkarılabilir fakat bu söylenen de yalandır çünkü M. Kemal zaten 14 Kasım gecesi Elazığ’dadır. Sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir. Yukarıdaki alıntılarda ortaya çıkan bir başka mesele daha var ki, Çağlayangil’in maniple etme yeteneğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İlk alıntısında altı bin beyaz donlunun Sey Rıza’nın idamını engellemek için Elazığ’da toplandığının belirtilmesi çok büyük bir yalandır. O dönem doğu bölgesinden Sey Rıza’nın idamını engellemek için toplanacak tek kesim Dersimlilerdir. Fakat 1937 yılının Kasım ayında o sayıda Dersimlinin Elazığ’da toplanabilmesi Dersim’deki işgal ve katliam koşulları sebebiyle imkânsızdır. O zaman Çağlayangil neden 6 bin beyaz donludan bahsetmektedir?
M. Kemal, idam edilmeden önce Sey Rıza’yı görmek istemektedir zira M. Kemal’e sunulan raporlarda ve Dersim’deki algılanışı itibariyle Sey Rıza, efsanevi bir lider olarak M Kemal’in karşısına hep çıkmıştır. O dönem Sey Rıza hakkında karalama içerikli haberlerin sürekli gazetelerin manşeti yapılması da Sey Rıza’nın devlet tarafından ne kadar önemsendiğinin veya ondan ne kadar korkulduğunun nişanesidir. Halk anlatımlarında, Sey Rıza’nın Erzincan’a M. Kemal ile görüştürüleceği teminatı üzerine gittiği ve ele geçirildikten sonra da Sey Rıza’nın devlet yetkililerine M. Kemal’le görüşmek istediğini sürekli belirttiği görülmektedir. “Ben senin hile ve yalanlarınla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözünü işte esir olduğu bu dönemde görüştüğü devlet yetkilileriyle M. Kemal’e ilettiği söylenmektedir. Bütün bunlar M. Kemal’in Sey Rıza’yı idam edilmeden önce görmek istemesine sebep olan etmenlerdir.
Bu görüşmenin gerçekleşmesi ve gizli kalmasını sağlamak için de her türlü yöntem ve karartma uygulanmıştır. En başta, görüşmenin gizlenebilmesi için gece yapılması gerekmektedir. Görüşme yapıldıktan sonra da Sey Rıza’nın görüşmeyi kimseye anlatmadan idam edilmesi şarttır. O nedenle idamların gece yarısı yapılması için hukuk dışı her türlü yöntem uygulanmış ve netice alınmıştır. M. Kemal’in Sey Rıza ile görüştürülmesi çabasına kılıf uydurmak için de Çağlayangil’in yalanları devreye girmiş ve 6 bin beyaz donlunun M. Kemal’in karşısına çıkmasını engellemek için gece yarısı idamları gerçekleştirdiklerini aymazca anlatmıştır.
Oysa M. Kemal’in Ankara’dan “Doğu Gezisi”ne çıktığı gün yani 12 Kasım 1937 tarihli Tan gazetesinde çıkan haberde “Seyit Rıza İle Suç Ortaklarının Kararı Pazartesiye Okunacak” başlığı atılmıştır. Bu da idamların, M. Kemal “Doğu Gezisi”ne çıkmadan önce hangi gün yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 12 Kasım Cuma gününden önce kararın biliniyor olmasına rağmen neden 12 Kasımdan önce infazlar gerçekleştirilmemiştir de tam M. Kemal’in Elazığ’da olduğu gece uygulanmıştır? Sey Rıza’nın Eylül başında tutuklandığını göz önünde bulunduracak olursak ve yine o dönem şartlarında istedikleri her hangi bir gün idamları gerçekleştirebilme yetkileri ellerinde olmasına karşın M. Kemal’in “Doğu Gezisi” ile aynı döneme denk getirilmesi tesadüf değildir. Hem gezi hem de idamların tarihi belirli bir plan çerçevesinde hazırlanmış ve ona göre de uygulanmıştır.
Çağlayangil, M. Kemal’i hukuk dışı gerçekleştirilen idam olayından haberdar değilmiş gibi göstermek için de çaba sarf etmiştir. O sebepten, M. Kemal’i halka karşı vicdanlı bir devlet adamı gibi yansıtma uğraşısı ağır basıyor. “M. Kemal idamlardan önce gelseydi, idamlara engel olurdu” gibi bir sonuç oluşturmaya çalışıyor ama yukarda en son yapmış olduğumuz alıntıdan da anlaşıldığı gibi yine kendisi M. Kemal’in bu durumdan haberdar olup, Sey Rıza’ların idamı için görevlendirilenlerin idamları gerçekleştirememe ihtimali nedeniyle Elazığ’a bir gün sonra gittiğini söylüyor. Yakayı bariz bir biçimde ele veriyor. M. Kemal’i aklamak ve M. Kemal ile Sey Rıza görüşmesinin üzerini örtmek için 6 bin insanın Elazığ’da toplandığı gibi uçuk bir yalanı ortaya atıyor.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (14.11.14 Saat 11:51 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 14.11.14   #14
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


2


MUSTAFA KEMAL
14 KASIM 1937 GECESİ ELAZIĞ’DAYDI

M. Kemal’in “Doğu Gezisi” kapsamında Elazığ’a geliş tarihi 17 Kasım 1937 Çarşamba olarak bilinmektedir. Oysa M. Kemal o tarihten önce yani Malatya’dan ayrıldıktan sonra 14 Kasım Pazar günü de Elazığ’dadır. Elazığ il merkezine girmez fakat 14 Kasım gecesi merkeze yarım saat uzaklıktaki Yolçatı’da kalır. (M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Yoçatı’da mı yoksa Elazığ Merkezde mi geçirdiğini net olarak söylemek mümkün değil ancak o geceyi ikisinden birinde geçirdiği muhakkak). Dönemin yerel gazetelerine de yansıyan bu durum genel olarak çok belirgin bir şekilde haber yapılmaz, yapılanlarda da aynı gün M. Kemal’in Diyarbakır’a gittiği yazılmaktadır. M. Kemal’in Elazığ’a gelişini konu edinen bir kitapta da M. Kemal’in 14 Kasım’da Elazığ’da bulunduğuna dair bilgiler şu şekilde yer edinmiştir; “… Atatürk, Anadolu Gezisi ile 14 Kasım 1937’de trenle Elazığ’ın Yolçatı İstasyonuna gelir.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27, MT Yn.)

14 Kasım saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a geçmek için yola çıkan M. Kemal, Diyarbakır’a 15 Kasım 1937 Pazartesi günü varmıştır. Demek ki 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklar ve dönemin gazeteleri bu durumu açık bir biçimde yazmasalar da, M. Kemal’in güzergâhı ve gezi tarihleri dikkatlice takip edildiğinde 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiği görülecektir. Şöyle ki, M. Kemal’in aynı gün (14 Kasım) Diyarbakır’a ulaştığını iddia eden kaynaklar, onun Yolçatı’dan sonra Sivrice’ye oradan da Maden’e gittiğini bildirirler. “Atatürk 14 Kasım 1937’de Elazığ’ın Yolçatı İstasyonu’na gelir. Burada Elazığ’ın protokolü ve eşraftan kimseler tarafından coşkuyla karşılanır. Buradan Elazığ’a girmeden Sivrice ve Maden ilçelerinden geçerek Diyarbakır’a gider.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 6, MT Yn.)
Yine dönemin yerel gazetesi Uluova’da haber şu şekilde çıkmıştır; “14 Kasım 1937 günü Yolçatı’na gelen ve büyük bir törenle karşılanan Atatürk ile beraberindekiler o gün Elazığ’a geçmeden Diyarbakır’a gittiler. Diyarbakır’a giderken, Elazığ’ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük gölünü gördüğünde beyaz treni göl kenarında durduran Atatürk, bu güzellik karşısında duygularını ‘Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir’ diyerek dile getirdi.” (Ülker Ardıçoğlu, 17 Kasım 1937, Uluova gazetesi, Sayı: 13733)
Aynı gün Diyarbakır’a gitmiş olması durumunda M. Kemal’in tarih yaprakları yine 14 Kasım’ı gösterdiğinde Diyarbakır’da bulunması gerekirken, 15 Kasım günü Maden’de ve Diyarbakır’da olduğunu dönemin gazetesi Ulus arşivlerinden bulmak mümkündür. 16 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinin manşeti şöyledir; “Atatürk dün akşam Diyarbakır’a şeref verdiler”.
Ayrıca M. Kemal’in 14 Kasım’da Malatya’dan Elazığ Yolçatı’ya oradan da hiç durmadan aynı gün içerisinde sırasıyla Sivrice, Maden ve Diyarbakır’a gittiğini söyleyenlerin bir çelişkisi daha mevcut. Zira M. Kemal Malatya’dan 14 Kasım Pazar günü saat 14:00’da ayrılmıştır ve Yolçatı’ya gittikten sonra hemen Sivrice’ye gitmiş olduğunu kabul ettiğimizde en erken akşam saatlerinde Sivrice Gölü’nün kenarından geçmesi gerekirdi. Oysa bakın M. Kemal’in Sivrice gölü yakınından geçerken, trenden inerek gölü izleme olayını Kemal Zeki Gençosman nasıl aktarıyor; “… rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şen yüzünü…” (Kemal Zeki Gençosman, “Hazar Gölü Adını Atatürk Koydu” Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)

M. Kemal’in bu alıntıdan da anlaşacağı gibi Sivrice’ye 15 Kasım sabah erken saatlerde gittiğini anlıyoruz. Zaten Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında “Atatürk öğle yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tedkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün trenleri saat 14.10’da Maden’e varmıştır.” haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.
Burada değinmeden geçemeyeceğimiz bir husus daha var. M. Kemal, 14 Kasım 1937 gecesini Elazığ’da geçirdiğinin bilinmesinin önüne geçmek uğruna her türlü yöntemi denemiştir. Bunu gizlemek için de en başta o dönem çevresinde bulunanların, yaptıklarına tanıklık edenlerin, gördüklerini ve yaşadıklarını gizlemeleri için gerekli uyarıları yapmasıdır. Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Öncelikle İhsan Sabri Çağlayangil’in ortaya koyduğumuz çelişkili ve yalan beyanatlarından çıkarıyoruz. M. Kemal’den olayların gizlenmesi yönünde emir alan Çağlayangil, bu emrin yerine getirilebilmesi için tarihleri değiştirmede veya hayal ürünü kalabalıklar toplamada bir sakınca görmüyor.

Manipülasyon konusunda emir alan tek kişi Çağlayangil değil elbette, şimdi de Doğu Gezisinde M. Kemal’in özel treninin makinistliğini yapan Mehmet Saygaç’ın gerçeklikle uyuşmayan açıklamalarına kulak verelim; “Trenle Malatya’da iken, benden 6 saat içinde Diyarbakır’da olmam istendi. ‘Olmaz’ dedim. ‘Atatürk’ün emri’ dediler. ‘İmkansız’ dedim. Çünkü bu hatta buharlı trenle saatte 30 kilometre hızla ancak gidebiliyorsunuz. (…) Atatürk’ün istediği gibi 6 saat içerisinde Diyarbakır’a kavuştuk. Atatürk beni yanına çağırdı ve sordu: ‘Madem gidebilirdin neden olmaz dedin?’ ‘Paşam bu devlet malı, hızlı gitsek devrilebilirdik. Ama siz emrettiniz ben de geldim.’ Bunun üzerinde bana Atatürk’ün talimatlarıyla 5 maaş ikramiye verildi.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27,28, MT Yn.)
Yukarda vermiş olduğumuz dönem gazetelerinden alınan haberler, M. Kemal’in 15 Kasım’da Diyarbakır’da olduğunu tartışmaya mahal bırakmayacak bir biçimde ortaya koymasına rağmen Saygaç’ın 6 saatte Diyarbakır’a gittiklerini anlatmasının hangi amaçla yapıldığını ve Atatürk’ün ona neden 5 maaş ikramiye verdirtmiş olabileceğini okuyucularımızın yorumuna bırakıyoruz.
M. Kemal 14 Kasım Pazar günü Elazığ’da kalmadan Diyarbakır’a geçebilecekken, Sey Rıza’yı idamdan önce görmek için o geceyi Elazığ’da geçiriyor ve yukarda bahsettiğimiz gibi idamların Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece yapılmasını istiyor.
SEYİT RIZA İDAM EDİLMEDEN ÖNCE MUSTAFA KEMAL’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜ
Artık M. Kemal’in 14 Kasım 1937 gecesinin üzerine bu kadar titremesinin ve o gece yaşananları gizlemek istemesinin nedenini tartışabiliriz. Sey Rıza’ların idam tarihi 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yapılmıştır. O geceyi Çağlayangil’in anlatımıyla dinleyelim;
“Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. (…) Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. (…) Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. (…) Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 51, 52 Yılmaz Yn)
Yaptığımız araştırmalar neticesinde o dönemki mahkeme salonu, jandarma karakolu ve idamların gerçekleştirildiği Buğday Meydanı’nın hemen yan yana olduğunu tespit ettik. Eski jandarma karakolu ile mahkeme salonunun yerinde şimdi Belediye Çarşısı ile Ticaret ve Sanayi odası bulunmaktadır. İdamların gerçekleştirildiği meydanla mahkeme salonu arasında ise şu an Saray Camii vardır ve 1937 yılında mahkeme salonuyla idamların yapıldığı meydan arasında on adım bile yoktur.
Çağlayangil, alıntıda görüldüğü gibi Sey Rıza’yı mahkeme çıkışı otomobile bindirdiklerini ve o şekilde meydana götürdüklerini söylemektedir. Mesafenin on adımdan az olduğu bir yer için Sey Rıza’nın diğerlerinden ayrılarak otomobile bindirilmiş olması, meydandan önce başka bir yere gidildiğinin göstergesidir. Üstüne özel arabayla götürülüyor olmasına rağmen Sey Rıza 7 kişi içerisinde en son idam edilen kişidir. Bu durumda Çağlayangil’in anılarında belli bir zamanı anlatmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor.
Tarih 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecedir ve tesadüfe bakın ki o gece M. Kemal de Elazığ’dadır. Otomobile binilecek bir mesafe olmamasına rağmen Sey Rıza’nın otomobile bindirilmesi ve bu sebepten ilk idam edilecek olanın Sey Rıza olması gerekirken son idam edilen olması sebebiyle arada en az bir saatlik zaman diliminin Çağlayangil tarafından anlatılmadığı açıktır. Peki, bu zaman zarfında Sey Rıza nereye götürülmüş olabilir?
Ebedi Şef M. Kemal o gece Elazğ’da. Sey Rıza’nın bir an önce idam edilmesini isteyecek kadar onu önemseyen M. Kemal’in, o gece Sey Rıza’yı görmek istediğini söylemiştik.
Sey Rıza o gece meydana getirilmeden önce M. Kemal’in yanına götürülmüş ve onunla görüştürülmüştür. Otomobil Sey Rıza’yı aldıktan sonra istikamet ya Yolçatı’dır veya M. Kemal o gece Elazığ Merkez Tren İstasyonu’nda, özel trenini kör makasa çekerek Sey Rıza’nın getirilmesini beklemektedir. Bu ihtimal doğrultusunda otomobilin istikameti Elazığ Merkez Tren İstasyonu’dur.
Görüşmede neler yaşandığı, hangi diyalogların geçtiği konusunda elimizde her hangi bir bilgi yok fakat görüşmede Sey Rıza’nın M. Kemal’e karşı net bir duruş sergilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira o gece M. Kemal’in, Sey Rıza’dan affedilmesine yönelik aman dilemesini beklemiş olma ihtimali yüksektir. Böyle bir davranış yerine tam tersi bir tavırla karşılaşılması nedeniyle o gece özellikle gizlenmiş, diyaloglarının içeriğinin bilinmesi büyük bir ehemmiyetle engellenmiştir. Eğer Sey Rıza o gece affedilmeyi istemiş olsaydı, o görüşme gizlenmeyecek, gazetelerin manşetinde yer alacak hem Sey Rıza şahsında Dersim mağlup edilecek hem de M. Kemal bir zafer daha kazanmış olacaktı. Üstelik böyle bir haber, M. Kemal’in vicdanlı bir lider olduğunun en büyük göstergesi olarak bizlere sunulacaktı. Dönemin MİT arşivleri ve Genelkurmay arşivleri açıklandığı takdirde o gece Elazığ’da olan bu görüşmenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz.
Dersim tarihiyle ilgilenen tarihçi ve aydınların kulağına kar su kaçırmaya çalıştığımız bu yazının konusunun önemi ve etkisi nedeniyle sadece dergimizin ortaya çıkarmaya çalışacağı bir mesele olmadığı aşikârdır. O sebeple elinde o geceye ilişkin belge, arşiv, fotoğraf vb. kaynak bulunan bütün çevrelerin bu verileri herkesle paylaşmaları gerektiğine inanıyoruz.” (Kırmanciya Beleke Dergisi S.4, Mayıs 2010, Serhat Halis, )
…..
ÇAĞLAYANGİL’İN RÖPORTAJINDA NELER VAR KILIÇDAROĞLU AÇIKLAMALI
Yukarıda Serhat Halis’in makalesinden alıntılağımız bölümde Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile görüştüğü iddiasını doğrulamaktadır. İhsan Sabri Çağlayangil’in ses kaydını 2008 yılında ilk kez Dersimnews.com’da yayınlamıştık. Bakınız linki: http://www.youtube.com/dersimnews#p/u/3/Oj5ylJLpvDE
O görüşmede Çağlayangil Dersim Katliamı’na ilişkin itiraflarda bulunmaktadır. Dersim’de insanları nasıl zehirli gazla öldürdüklerini anlatmaktadır. Dersimnews.com’da yayınladıktan sonra bir çok gazete, tv, ve internet sitesi o ses kaydını alıp yayınlamıştı.
İhsan Sabri Çağlayangil ile o röportajı yapan kim? Bugün CHP Genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O görüşme 1986 yılında Bursa’da İhsan Sabri Çağlayangil’in evinde yapılmıştır. O röportajın sadece bir bölümü yayınlandı. Görüşmenin diğer bölümlerinde neler konuşulduğunu sadece Kemal Kılıçdaroğlu bilmektedir. Tahminimce İhsan Sabri Çağlayangil, röportajında Dersim’e ilişkin her şeyi itiraf etmiştir. Muhtemelen M. Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesini de anlatmıştır. Çünkü Çağlayangil artık yaşlıdır ve ölüme yakındır bu nedenle gerçekleri söylememesi için korkacağı bir durumda yoktur. Eğer Kılıçdaroğlu bu görüşmenin ses kaydının tamamını yayınlarsa neler konuşulduğunu herkes bilecektir.
Buradan iddia ediyoruz ki Sn. Kemal Kılıçdaroğlu o görüşmenin ses kaydını eksiksiz yayınlarsa Dersim Katliamı’na ilişkin karanlıkta kalan tüm gerçekler ortaya çıkacaktır.
www.Dersimnews.com

İletişim: [email protected]
- See more at: http://dersimnews.com/dersim38/seyit....5oLXywQQ.dpuf
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (14.11.14 Saat 11:41 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 15.11.14   #15
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


ANASAYFA / BÖLGE


Devlet

geçmişiyle yüzleşsin



  • Eklenme Tarihi: 15 Kasım 2014 15:49
Elazığ Emek ve Demokrasi Güçleri, 1938 Dersim Katliamı'nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 77'nci yıl dönümünde andı. Buğday Meydanı’nda yapılan basın açıklaması öncesi DBP Elazığ İl binası önünde kitle araya gelirken "Dersim İnsanlık Katliamıdır" pankartının ardında yürüyüş yapıldı.
Elazığ Emek ve Demokrasi Güçleri, 1938 Dersim Katliamı'nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 77'nci yıl dönümünde andı. Buğday Meydanı’nda yapılan basın açıklaması öncesi DBP Elazığ İl binası önünde kitle araya gelirken "Dersim İnsanlık Katliamıdır" pankartının ardında yürüyüş yapıldı.
Yürüyüşte sıksık "Katiller halka hesap verecek" şeklinde sloganlar atıldı. Elazığ Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı okuyan, HDP İl Eş Başkanı Yunus Güneş 38 de Dersim'de CHP'nin katı ulusalcı jenosidi ile günümüzde AKP'nin yeşil asimilasyoncu pratiği arasında fark görmemekteyiz. Tekçi yapılar bu toprakları her zaman kana bulamıştır dedi.
'KATLEDİLEN ON BİNLERİN HESABI VERİLMEMEKTEDİR'

"37 ve 38 yılları boyunca yapılan operasyonlar, havadan ve karadan gerçekleştirilen bombardımanlar katledilen on binlerin hesabı verilmemektedir" diyen Güneş, "Bombardıman uçağı pilotu olan Sabiha Gökçen'in ismi hala bir havaalanı ismi olmaya devam etmektedir. Katliamın emrini veren komutanların isimleri hala meydanlarda, cadde ve sokaklarda durmaktadır, Cumhuriyet tarihi boyunca onca hükümet gelmiş ve gitmiş olmasına rağmen tümü de tüm katliamlar gibi, Dersim katliamını sahiplenmiş ve Dersim halkını hedefe koymuş, saldırının merkezi haline getirmiştir" şeklinde belirtti.
'DİRENİŞLERİNİ MÜCADELEMİZDE YAŞATMAYA SÖZ VERİYORUZ'
Gerçeğin açığa çıkarılması konusunda sonuna kadar mücadele edeceklerini aktaran Güneş, "Dersim halkının hepten yok edilmek istendiği, soykırım düzeyine vardırılmış Dersim Tertelesi'nin 77. yılında, katledilenleri saygıyla anarken, katliamcıları ve bugün aynı zihniyeti sürdüren Hükümeti ve muhalefet partileriyle, ırkçı politikalrının sürdürücülerini lanetliyoruz. Şehitlerimizi onurlu duruş ve direnişlerini mücadelemizde yaşatmaya söz veriyoruz" dedi. (Elazığ/EVRENSEL)
Devlet geçmişiyle yüzleşsin
Orhan KURUL
Elazığ


Seyit Rıza ve arkadaşlarının, 15 kasım 1937’de, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilişlerinin üzerinden 77 yıl geçti. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Hacı Bektaş etkinliğinde sarf ettiği “Dersim modern Kerbela’dır” sözleriyle Dersim Katliamı üzerinden Alevi sorununu tekrar gündeme taşıdı. Seyit Rıza’nın idam edildiği Elazığ’da ise, sendika ve Alevi kurumları AKP’nin yaptığı 7 Alevi çalıştayından bir sonuç çıkmadığını belirterek, devletin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini ifade ettiler .
Eğitim Sen Şube Başkanı Fuat Koç, Dersim’de isyan olmadığını belirterek, “Çok sistemli bir yok etme politikası yürütülmüştür. Dersimde dayatılan devlet hukukunun acısı halen tazeliğini koruyor. Yürütülen özür polemiği ile hükümet ve CHP karşı karşıya gelmiş durumda. Özrün uluslararası hukukta normları vardır, bunlar uygulanmalıdır” dedi. Sorunun sadece Alevi ve Kürtlerin sorunu gibi ele alınmaması gerektiğini söyleyen Koç, “Bu gün Seyit Rıza’nın idam edildiği yerde bir camii yapılmıştır. O camide ibadet eden halkımızın bu sorunu sahiplenmesini sağlamak gerekir” dedi.
ÇALIŞTAY VAR SONUÇ YOK
Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı İnanç Dolu ise şunları söyledi: “Dersim de bir Kerbela’dır. Burası doğru. Ama ikinci defadır başbakan özür diliyor. Gereğinin yapılması ve arşivlerin açılması ve mezar yerlerinin gösterilmesi gerekiyor. Sonuçlanmamış davalar var. Bu davaların bir an önce sonuçlanması gerekiyor. Devletin artık geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Bunun için de sadece iktidar partisinin değil muhalefet partilerinin de olayın gün yüzüne çıkması için, mağdur olanların mağduriyetlerinin giderilmesi için çalışmaları gerekiyor. Hükümetin 12 yıldır Alevi çalıştayları Alevi açılımları gibi söylemleri vardır. Ama 12 yıldır kendi çevrelerindeki ‘sözde Alevi kurumu ve vakıflarıyla’ istişareleri görüşmeleri var. Bu da halkın içine inemediklerini gösteriyor. Halkın gerçek taleplerinden habersizlerdir.”
‘BAŞBAKAN YANLIŞ İFADELE KULLANDI’
Alevi Dedesi Mustafa Genç, hükümetin Alevilerle ilgili 7 çalıştay yaptığını hatırlatarak, çalıştaylardan bir sonucun çıkmadığını belirtti. Genç şöyle devam etti: “Bu nedenle ben Başbakanın Hacı Bektaş’taki konuşmalarını inandırıcı bulmamakla beraber, Alevilikle ilgili söylediği bir çok şeyin de yanlış olduğunu düşündüğümü belirtmek istiyorum. Aleviliği Türk-İslam senteziyle yoğurmaya çalışıyorlar. Bizim inancımız ‘Doğayla insanın bütünleştiği bir inançtır’. Alevi çalıştaylarındaki durum hükümetin çözüm sürecine dair söylediklerinden farksız değildir.” Yürürlükte olan Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun kaldırılmasını isteyen Genç, din dersleri hâlâ zorunlu, onlar kaldırılmalı. Dersim meselesine dair de tartışılan meseleler bir arpa boyu yol götürmemiştir” dedi.





Etiketler: Dersim katliamı, Elazığ, anma, Seyit Rıza
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.11.14   #16
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Ana Sayfa Manşet
TORUNLARI DİRENİŞTE


HABER MERKEZİ
Güncellenme : 16.11.2014 09:18
77 yıl önce idam edilen Seyid Rıza ve yoldaşları, anıldı. 'Seyid Rıza'nın torunları bugün Kobanê'de, Şengal'de, Kürdistan dağlarında direniyor' diyen binler, AKP'ye 'Rantı bırak, mezar yerini açıkla' dedi

YERİNİ AÇIKLA

1938 Dersim Soykırımı sırasında idam edilen Kürt Alevi önderi Seyid Rıza ve arkadaşları, Kürdistan ve Türkiye'de anıldı. Elaziz ve Dersim’in yanı sıra birçok yerde yapılan anmada, AKP’ye mezar yeri soruldu.

HDP: HAYALİ KOBANÊ'DE GERÇEKLEŞİYOR

Binler, soykırımı şantaj olarak kullanan AKP'ye, “Soykırımı, inanç ve dil haklarımızı tanı” dedi. HDP, Seyid Rıza'nın yaşamını rehber edinen torunlarının, bugün Kürdistan'ın her yerinde hayalini hayata geçirdiğini vurguladı.


Kefensiz yatanlarımızın mezarlarını istiyoruz

Seyid Rıza ve arkadaşlarının 1938 Dersim Katliamı sırasında sorgusuz sualsiz idam edilmelerinin 77’nci yılı Kürdistan ve Türkiye’de gösterilerle anıldı ve olayın ucuz polemiklere kurban edilmesi kınandı.



Xarpêt’te (Elazığ) demokratik kitle örgütleri, Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin yıldönümü nedeniyle Hozat Garajı’ndan başlayarak idamın gerçekleştirildiği Buğday Pazarı’na doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. Eylemde hükümetin oyalamacı tutumu eleştirilerek Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının bir an önce buluması ve halk açıklanması istendi.

İstanbul’da eylem



İstanbul’da da Dersim Dernekleri, 1938 Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 77’nci yılında, Dersim Katliamıyla yüzleşme “Kefensiz yatanlarımızın mezar yerlerini açıklayın” çağrısında bulundu. Galatasaray Lisesi önünde yapılan eylemde, “Dersim 37-38 katliamının hesabını soracağız” yazılı pankart açılarak, Seyid Rıza posteri ve zorunlu göçü anlatan resimler taşındı. Zazaca ağıtların yakıldığı anmada, tanıkların katliamla ilgili torunlarına anlattıkları notlar MKM sanatçıları tarafından okundu.

Arşivleri açın

Adana ve Mersin’de ise Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 77’nci yılı protesto edildi. Yurttaşlar, Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanarak, dönemin arşivlerinin açılmasını istedi. İnönü Parkı’nda yapılan eylemde, eylemciler ayrıca Dersim’in kayıp kızlarının da listesini açıklamasını istediklerini söyledi. Mersin’de ise Demokratik Alevi Derneği, Özgür Çocuk Parkı’ndan Taş Bina’ya kadar yürüyüş düzenledi.


Onun hayali şimdi Kobanê’de

HDP, Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin yıl dönümü vesilesiyle yayınladığı mesajda, “Seyid Rıza’nın hayali bugün Kobanê direnişinde yaşıyor ve direnenler başarıya adım adım yürüyor” denildi. Açıklamada, “Seyid Rıza ve arkadaşları ise büyük direnişleriyle tarihin onurlu sayfalarında, halkların vicdanında ve zihninde her zaman hatırlanıyor ve hatırlanacak. Bir kez daha Dersim katliamını, Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamını lanetliyoruz. Onları ve direnişlerini saygıyla anıyoruz.”


Qemerê Hesen Mağarası’nda anıldı

Dersim direnişi önderlerinden Seyid Rıza’nın idam edilişinin 77’nci yıldönümünde HPG’liler tarafından Qemerê Hesen mağarasında anıldı.



Dersim direnişinin önderlerinden Seyid Rıza, Elazığ Buğday Pazarı’nda devlet tarafından idam edilişinin 77’nci yılında birçok merkezde anılırken, Dersim’de bulunan ve katliamın en belirgin izlerinin görüldüğü Laç Vadisi’ndeki Qemerê Hesen Mağarası’nda da HPG’liler ve bir grup yurttaş anma gerçekleştirdi. Anma öncesi katliamda yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulunan HPG’lilerle ve yurttaşlar daha sonra mumlar yaktı.


Seyid Rıza’yı arayacaklarmış!

Hükümetin ‘Alevi açılımı’ ilgili paketinde Seyid Rıza’nın mezarının yerinin aranması, Tunceli adının Dersim olarak değiştirilmesi gibi hedefler olduğu öne sürüldü. Hükümetin “Alevi açılımı” ilgili paketinin ilk önlemlerinin Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından 23 Kasım’da Dersim’e yapılacak ziyarette bir şov biçiminde açıklanması bekleniyor.

Anka’nın haberine göre pakette Seyid Rıza’nın mezarının yerinin aranması var. Mezarın yurtdışında olma ihtimali de değerlendiriliyor. Madımak Müzesi’nin yeniden organize edilmesi de pakette yer alıyor. Cemevlerinin kültür merkezi olarak Kültür Bakanlığı bünyesinde olmasının da AKP’nin hedefleri arasında olduğu iddia edildi.

Seyid Rıza Kobanê ve Şengal’dir

Dersim direnişinin önderlerinden Seyid Rıza’yı idam edilişin 77’nci yılında anan Rojava Derneği, Şengal ve Rojava halklarının direnişinin Seyid Rıza’ya sadık kalma pratiğinin somut ifadesi olduğunu kaydetti.

Amed’de bulunan Rojava Derneği, yaptığı yazılı açıklamada, Şengal ve Rojava halklarının direnişinin Seyid Rıza’nın “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu, ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözlerine sadık kalma pratiğinin somut ifadesi olduğu ifade edildi. Seyid Rıza’nın anısına bağlı kalınarak, “IŞİD çetelerinin saldırılarının devam ettiği bu dönemde özelde Kobanê, genelde Şengal ve Rojava halklarımızla dayanışma içinde olan bütün çevreleri kutluyoruz. Bu vesileyle bugünün anısına Dersim’in Piri Seyid Rıza ve arkadaşlarının anısına bağlı kalmak kaydıyla Rojava ve Şengal halklarımızla göstereceğimiz dayanışma ile tarihsel sosyal sorumluluğumuzu bir nebze de olsa yerine getireceğimize inanıyoruz.”
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.11.14   #17
akpınar
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: İstanbul
Mesajlar: 14
Rep Puani : 10
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Sadece tepki neden akp ye dersimdeki dünyanın en aşağılık vahşi katliamını yapan emri veren uygulayan uygulatan çocukları bile iki kardesse ayırıp sürgüne yollayıp zenginlere besleme veren şerefsiz alçaklara neden tepkimiz yoktur kimden korkuyoruz onların devri çoktan geçti dünya o günkü dünya değil ülke insanıda o günkü 15 miilyon nufus 14 milyonu güdülecek okur yazar bile olmayan bir milyonun güttüğü cahillerden oluşmuyor havlarlar ısıramazlar reziller katliamı hala savunuyor onlar kadardamı cesaretimiz yoktur savunanın destek olanın bunların devamına oy toplayanların topuna lanetler olsun
Sponsor Reklamlar

akpınar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.11.14   #18
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Ana Sayfa Manşet Özgür KÜÇÜK
İŞTE
SOYKIRIM BELGESİ


Özgür KÜÇÜK
Güncellenme : 19.11.2014 09:45
1942 yılında dönemin Başbakanı olan İbrahim Refik Saydam, Fevzi Çakmak'a yazdığı 19.02.1942 tarihli telgrafta, Dersim'de 'yakıcı ve boğucu gazların kullanıldığını' belirtiyor

Saydam 'Kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Düşmana karşı bile kullanılmasına karşıyım' diyor, utanç duyduğunu vurguluyor


DÜŞMANA BİLE YAPILMAZ

Başbakan İbrahim Refik Saydam, Fevzi Çakmak'a gönderdiği telgrafta Dersim'e ilişkin çarpıcı itiraflarda bulunuyor. Bir rapor hazırladıklarını belirten Saydam, "Yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğumu belirtmeliyim" diyor.

BUNDAN UTANÇ DUYUYORUM

Saydam, "Tunceli'de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da bir insan olarak da bundan utanç duyduğumu belirtmeliyim" diyor.

Dersim'e ilişkin diğer belgede ise Atatürk, Dersim'de yaşanan olaylardan Kalan Aşireti ve diğer aşiretleri sorumlu tutarak, "Bedelinin çok ağır şekilde ödetileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın" diyor.



Başbakan’ın ağzından;

Dersim’de zehirli gaz kullanıldı

Seyid Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 77’nci yılında dört bir yanda anılırken, Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) tarafından, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapılan anma töreninde Dersim Soykırımı’nın gerçek yüzünü ortaya koyan bir belge açıklandı. Kalan Müziğin de sahibi olan Hasan Saltık’ın arşivlerinden aldığı belgeyi gazetemizle de paylaşan DAM yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz, “Başta pirimiz Seyid Rıza ve arkadaşları olmak üzere soykırımda katledilenlerin mezar yerlerini tespit edilerek yakınlarına teslim edilmesi” çağrısı yaptı. Belgede açıklananlar 1937/1938’de Dersim’de yaplan soykırımın 2. Dünya Savaşı’nda Nazi faşizminin Yahudilere yaptığı soykırımdan aşağı kalır yanı olmadığı görülüyor ve bu katliamın Yahudi Soykırımı’nın bir provası niteliğinde olabileceğini akıllara getiriyor.

Seyid’im rahat uyu evlatların Kobanê’de yolunuzda yürüyor

Dersim Araştırma ve Merkezi’nin 17 Kasım günü organize ettiği anma etkinliğinde Dersimli sanatçılar 37-38 soykırımını bugüne taşıyan ağıtları seslendirdirirken, Kobanê Halk Meclisi Eşbaşkanı Ayşe Efendi’nin konuşmaları ise duygusallığı doruğa çıkardı. Dersim’in gözyaşları sel olup Kobanê’ye aktı... Ayşe Efendi Seyid Rıza’nın sahneye yansıtılan görüntüsüne dönerek “Seyid’im, Dersim’in Seyid Rızası, rahat uyu. Evlatlarınız Kobanê’de, Rojava’da sizin eksik bıraktığınızı tamamlıyor. Onlar sizin gösterdiğiniz yolda özgür bir yaşam için savaşıyor. Kimsesiz ve çaresiz değiliz. Rahat uyuyun Dersim’in kızları, kadınları, YPJ saflarında örgütlenen kızlarımız, sizin öcünüzü alıyor” dedi.

İşte soykırımın belgesi



1942 yılında dönemin Başbakanı İbrahim Refik Saydam’ın 19.02.1942 tarihinde Fevzi Çakmak’a yazdığı bir belgede Dersim Soykırımı’nı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. İşte o belgede yazılanlar: “Çok sayın komutanım Fevzi Çakmak, Tedip ve Tenkil harekatının neticeleri ve sonuçları hakkında rapor hazırladığımızı bir üst yazı ile size iletmiş idim. Alpdoğan Paşa’ya kızmanıza gerek yok, bir hekim olarak, yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğunu belirtmeliyim. Tunceli’de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Ön hazırlıklar raporda ifade edildiği üzere kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da, bir insan olarak da bundan utanç duydığumu belirtmeliyim. Bir daha tekarrür etmemesi için gerekli yasal çalışmaları başlattığımı belirtmek isterim.”

Fareler gibi zehirlediler

Zehirli gaz kulanımına ilişkin harekata öncülük eden İhsan Sabri Çağlayangil de şunları yazmıştı: “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.”

Atatürk’ten intikam emri

Dersim Katliamı’nda gönderilen belgelerden birinde de Atatürk, Dersim’de yaşanan gelişmelerden dolayı Kalan Aşireti ve diğer aşiretleri sorumlu tutarak, “Bedelini çok ağır şekilde ödetileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın” diyor.



Celladının anlatımından
Seyid’in son sözleri...

Oğlu ve 5 arkadaşı ile Xarpêt Buğday Meydanı’nda asılan Seyid Rıza’nın idamını harekata öncülük eden ve infazda yer alan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından şöyle aktarılmıştı: Seyid Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. “Asacaksınız” dedi ve bana döndü: “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?” Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi... Seyid Rıza’ya son sözü soruldu. “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi... Seyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. “Evlâdı Kerbelayıh. (Kerbela soyundanız) Bi hatayıh (günahsızız). Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi... Ayrıca Seyid Rıza’nın “beni oğlumdan önce asın” talebi de kabul edilmedi.



60-70 bin kişi yaşamını yitirdi

Dersim Soykırımı süreci 1926’da başladı. 1934 İskan Kanunu ve 25 Aralık 1935’de çıkarılan “Tunceli Vilayeti’nin İdaresi Hakkında Kanun” ile Dersim adının Tunceli olarak değiştirilmesiyle devam etti. 1936’da Dersim’in en stratejik noktaları olarak gösterilen Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzik ve Burnak bölgelerine karakol yapımlarıyla başlayan işgal süreci, 11 Haziran 1938’de başlayan katliamlarla devam etti. 1938’de “yasaklı bölge” ilan edilen Kalan, Kutudere, Kırmızıdağ, Sin, Halvori, Aliboğazı, Laç bölgelerinde binlerce Dersimli, toplu şekilde katledildi. Katliam sonucunda resmi rakamlara göre 16 bin, resmi olmayan rakamlara göre ise 70 bin kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce köy de boşaltıldı. Onbinlerce Dersimli ise sürgüne zorlanırken, binlerce kız çocuğu ise asker ailelerine evlatlık verildi.



Halvori Deresi’nde kadın ve çocukların arasında olduğu yüzlerce Dersimli katledilmeye böyle götürüldü.

Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.11.14   #19
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: DERSİM jenosidi...


Gündem
Demirtaş: Davutoğlu Brandt’in Yahudilerden dilediği gibi
Seyit Rıza anıtının önünde
diz çöküp özür dilesin


Selahattin Demirtaş, Tunceli’ye gitmeye hazırlanan Davutoğlu’na çağrıda bulundu


Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt 1970’te Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çökerek Yahudilerden özür dilemişti
- A +
TARİH20 Kasım 2014 12:21
İLGİLİ HABERLERBeşir Atalay: Kılıçdaroğlu da Dersim için özür dilesin'Dersim özrü' için CHP'de kim ne dedi?CHP'li Güler'den 'Dersim özrü' tepkisi: Özür dile(t) - diz çök(tür) politikası uygulanıyorKılıçdaroğlu CHP grup toplantısında 'Dersim özrü' krizine değinmediDemirtaş: Çözüm süreci 20-30 kişilik heyetle aynı masada yürütülecek






23 Kasım’da Tunceli’yi ziyaret etmeye hazırlanan Başbakan Ahmet Davutoğlu’na çağrı yapan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, eski Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt’in 1970’te Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çöküp Yahudilerden özür dilediğini hatırlattı. “Willy Brandt gidip Yahudi anıtının önünde plansız hesapsız diz çöktü, dua etti, özür diledi" diyen Demirtaş, "İşte Başbakan Dersim’e gidecekmiş, orada Seyit Rıza anıtı var. Bizden duymuş olmasın ama Willy Brandt böyle yapmıştı; dua etsin, diz çöksün, özür dilesin. Dersim özrü ciddi bir şekilde yapılmalı” çağrısında bulundu.
Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun “Partim adına Dersimlilerden bin kez özür diliyorum” demesiyle CHP’de krize neden olan özür tartışması sürerken, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu “Dersim özrü ciddi bir şekilde yapılmalı” diyerek eleştirdi.
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül, Ankara Haber Müdürü Ayşe Sayın ve Cumhuriyet muhabiri Mahmut Lıcalı’nın sorularını yanıtlayan Demirtaş, şunları söyledi:
Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Gezi, Roboski… Bunlar da partinin işi midir? Bunlarda herhangi bir partinin sorumluluğu mu vardır? Bunların hepsi devletin katliam geleneğinin parçalarıdır. Şu parti bu parti yaptı diyemezsiniz. İktidarda hangi parti varsa o gereğini yapacak. Önce gereğini yap, sonra başka bir siyasi ranta dönüştürmek için kullan. CHP çözemedi, ben çözdüm de… Sıfır adımla çıkıp CHP’yi suçlamak resmen ucuz siyasettir. Bir tane adım at ki CHP’yi eleştirmeye hakkın olsun. Devlet olarak, hükümet olarak Dersim’in acısını bir siyasi ranta dönüştürmek isteyebilirsin. Bu Dersimliye hakarettir. Willy Brandt gidip Yahudi anıtının önünde plansız hesapsız diz çöktü, dua etti, özür diledi. İşte Başbakan Dersim’e gidecekmiş, orada Seyit Rıza anıtı var. Bizden duymuş olmasın ama Willy Brandt böyle yapmıştı; dua etsin, diz çöksün, özür dilesin. Dersim özrü ciddi bir şekilde yapılmalı. Grup toplantısında özür diledik geçiştirdik olmaması lazım.
Willy Brandt nasıl özür dilemişti?

Batı Almanya’nın sosyal demokrat lideri Willy Brandt, Polonya’nın başkenti Varşova’ya 1970’te yaptığı ziyarette özür dilemeden önceki geceyi Almanların savaşta bombaladığı Wilanow Sarayı’nda geçirmişti. Brandt, savaşın izlerini taşıyan sarayda sabaha kadar uyuyamamıştı. 1989 yılında kaleme aldığı “Hatıralarım” kitabında o geceyi ve ertesi günü şöyle anlatıyor;
"Sadece Türkiye değil, dünyanın Almanya’dan örnek alacağı çok şey var. Bunların başında ise geçmişle hesaplaşma konusu geliyor. Almanya, Nazi kurbanları için toplamda 10 milyar Mark tazminat ödedi. Her kentte anıtlar dikti, yılın birkaç gününü ‘Holokost’ kurbanlarını anmaya ayırdı. Erdoğan, Dersim’i nasıl anacağını bilmiyorsa, Willy Brandt’ın Varşova gettosundaki o tarih değiştiren fotoğrafına tekrar baksın.”
“Hâlâ bana o hareketimi soruyorlar; Bunu daha önce planladın mı? Kesinlikle hayır. Etrafımda duran gazeteci ve foto muhabirleri kadar yakın arkadaşlarım da şaşırmıştı. O davranışımı planlamadım, fakat Wilanow Sarayı’nda geçirdiğim gece gettodaki anıtın önemini düşündüm. Alman tarihi ve milyonlarca kurban için söyleyecek söz bulmakta zorlanmış, dizimin bağları çözülmüştü.”
'Kendisi için değil Almanya için çöktü'

Brandt’in o gün Yahudi anıtında diz çökmesi beklenmiyordu. O gün orada Brandt’a eşlik eden Alman gazetecilerden Spiegel dergisi muhabiri Hermann Schreiber, “Önce bayıldığını düşündük. Daha sonra diz çöktüğünü anladık. Aslında o suçsuz biriydi, kendisi için değil, Almanya için diz çöktü” diyecekti.



ETİKETLER


Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dersim 38 ByMunzur Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar 5 28.12.12 13:56
Dersim Hikayeleri Pir Mehmet Alevi Hikayeleri 12 02.10.11 18:25
'Dersim'i CHP Bombaladı!' eftelya_58 Pir Yolu Haber Merkezi 7 18.08.10 18:00
dersim katliyamı hasan Alevi Kültürü 0 04.12.09 15:14
Dersim aşiretleri hasan Alevi Resimleri 0 04.12.09 11:57






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2