Sponsor Reklamlar


Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar Forumunda Bulunan  Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!! Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 16.08.13   #1
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!







Geçen yıl çıkan 4+4+4 yasasıyla alevileri fişleme ve asimilasyona yönelik

yasaya bu yıl hız verilerek devam ediliyor.

alevilerin azınlık olarak yaşadığı bölgelerde,

okul müdürleri seçmeli ders olarak,

sadece dini dersleri angeje edip özellikle,

kız çocuklarında örtünme ve arkasında namazı dayatmak için,

kuranı kerim derslerini velilere sormaksızın tercih ettiriyorlar,

bu hangi din ve inanç olursa olsun dayatmadan,

başka bir şey degildir,

laiklik herkesin inancını özgürce yaşadığı toplumlarda olur,

akp nin dayatmaları degil layiklik

insaniyetle alakası yok,

bu ülkede asimile olmayan,

yaklaşık yedi sekiz miliyon alevi var,

asimile olanları saymaya gerek yok.

laiklik demokrasinin teminatıdır,

oysa zorla alevi çocukları fişleniyor,

zorla kuranı kerim,arapça,

muhammedin hayatı gibi

derslere yönlendiriliyor,

bunda amaç,

alevilkiği şekilci hanifiliğe yönlendirmek

ne yazıkki hükümetin bu asimilasyon

çalışmalarına destek veren,

DÖNEK alevi dernek ve vakıfları var,

her verilen taviz bir sonraki tavizin

rezervasyonudur.

VELİLERE DÜŞEN,

BU DAYATMALARA KARŞI DİK DURMAKTIR,

ÇÜNKÜ ALEVİLER YALNIZCA ALEVİDİR.

bilgeyol
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (16.08.13 Saat 18:22 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.08.13   #2
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


‘Alevilik
bir ulusa ait değil’


Şerif Karataş



Doğan Munzuroğlu’nun yeni kitabı “Dersim Aleviliği” ile okur karşısına çıktı. Kitap Fam Yayınları’ndan çıktı. Munzuroğlu yeni çalışmasıyla Aleviliğin Türkleştirilmesi başta olmak üzeri Dersim’in tabulaştırılmasına yönelik itirazlar da bulunuyor. Aleviliğin terminolojisinin Türkçe olmadığına dikkat çeken Munzuroğlu, sonrasında ise İttihat ve Terakki ile gelişen milliyetçiliğe paralel olarak Aleviliğin Türk dini olarak yutturulmak istendiğini söyledi. Munzuroğlu, yaratılan hayali Dersim’in insanlarda yarattığı düş kırıklıklarından da söz etti. Munzuroğlu sorularımızı yanıtladı.

Öncelikle böyle bir kitap çalışmasını yapma nedenini açıklar mısın?
Küçük yaşlarımdan beri Dersim inanç yapısının bilinen diğer inançlardan farklılığını fark ederdim ama bu konuda bir kitap yazma fikri üniversitede Dersimle ilgili bir bitirme tezi hazırladıktan sonra ortaya çıktı. Dersim'de inancın ve etnik kimliğin iç içe geçmiş olması, doğanın insan ve toplum davranışındaki belirleyiciliği dikkatimi çekiyordu. Esasında Arap toplumunun iç siyasi çelişkilerini yazan tarihin bize ait olmadığını hissettiren bir izlenim alıyordum. Bizim Arap siyasi ve sosyal tarihiyle ilişkimiz bir iki menkıbeden ibaretti. Bu menkıbelerin halkın belleğindeki tazeliği yakın tarihte hafızalara yerleştiğini gösteriyordu. Dersim inancı sadece Ehlibeyt ve muharrem orucu değildi. Mesela "tarıq" adında bir dinsel yola girme objesi vardı, kirvelik aktı çok önemliydi, qurçlar, Hızır, kara çarşamba, howtımal, gaxan gibi ritüel ve figürler inancın önemli ayaklarıydı. Kirvelik aktının öne çıkması gibi birçok durum Dersim'de genel tanımlamadan farklı bir Aleviliğin olduğunu gösteriyordu. Bir de alevi teorisyenleri ağızbirliği yapmış gibi Aleviliği Türk dini olarak açıklıyorlardı. Bu durum bende yaygın Alevilik tezine karşı bir tez geliştirme davranışına yol açtı.

Dersim Aleviliği dememin sebebi "Anadolu Aleviliği" diye adlandırılan Aleviliğin tek bir ulusa ait bir din gibi algılanması, lanse edilmesi ve böylece Aleviliği gerçek köklerinden koparıp sanal bir Türk dini yaratılmaya çalışılmasıdır. Buradaki tepki, düne kadar Dersimde yaşayan kök Aleviliğin İsmaili-Erdebili tekke dedeliğinin misyoner faaliyetlerinden önce var olduğunu ve Türkiye'de ezberlerini teorik kaynaklardan beslenerek yaratan kişilerin bildiği Alevilikten oldukça farklı kök özellikler barındırdığını söylemektir. Sözü edilen Dersim bu günkü Tunceli il sınırlarından ibaret değil tabii. Buna rağmen farklı ritülleri cumhuriyet sonrasında da yaşatan ve canlı tutan bölge, 1938 yılına kadar devletin giremediği iç Dersim'dir. Biraz önce söylediğimi gibi Dersim Aleviliği'ni batıdaki Alevi Bektaşi süreğinden ayıran birçok öğe var.
Kitabınızda Aleviliğe “Türk dini” olduğuna dair ciddi bir itirazınız var. Bunu açıklar mısınız?

Türkler İslam'la da Alevilikle de sonradan tanıştılar. Türkler gelmeden önce bu coğrafyada bu inançlar şekillenmişti. Bunu nereden biliyoruz: Bir kere Alevilik Türk dini olsaydı Alevi terminolojisinin Türkçe olması gerekirdi. Öyle değil. Alevi terminolojisi Farsça, Kürtçe, Arapça gibi dillerden oluşuyor. Cem, semah, tarik, gülbenk, mürşit, rehber, ikrar, Şir-i Yezdan, dar, pir, dem, çerağ, derviş, gülbenk, talip, zakir gibi terimlerin hiçbiri Türkçe değil. Bir inancı yaratan bir millet neden tek sözcük üretememiş? Buradan bile bu iddianın ne kadar ayakları havada bir iddia olduğunu anlıyoruz. Buna rağmen15 ve 16. yüzyılda yaşayan büyük ozanların Türkçe deyiş ve gülbenklerinin Aleviliğe katkısını inkar edemeyiz. Yani Türkçe alevi inancıyla sonradan buluşmuş bir dildir. Türkçenin etkisi Şah İsmail'in ve sonraki ozanların eseridir. 1600 yıllarından sonra Türkçe bu inançta etkili olmaya başlamış. Bu inanç dizgesi Anadolu ve Mezopotamya'da şekillenip kendi teolojisini yarattıktan çok sonra Türkmen topluluklarca benimseniyor. Türkiye'de İttihat ve Terakki ile gelişen milliyetçiliğe paralel olarak Aleviliğin Türk dini olduğunu yutturmaya çalıştılar. Cumhuriyetin üniversitelerinde ve devletin diğer kurumlarında bu konuda çok yalanlar uydurdular. Halkı büyük oranda bunlara inandırdılar. Bizler Yaresanilik gibi kök Kızılbaşlıkla tanıştıktan sonra Aleviliğe Türk dini diyenlerin aklı karıştı, ezberleri bozuldu. Ehli Hak inancı ya da Kakailik diye bilinen bu inanç İran Irak sınırındaki Hevremani bölgesinde etkili. Dersim Aleviliğiyle nerdeyse tamamen aynı özellikler gösteriyor. Bu inanç dilinde Baba Tahir Üryan gibi değerli şahsiyetler eserler vermiştir.
Alevilik herhangi bir ulusa ya da bir halka ait bir inanç değil. Zaten bu coğrafyada bu mümkün değil. "Alevilik Türk dinidir" tezleri üniversiteler dahil birçok resmi ve gayrı resmi gruplar tarafından çokça seslendirildiği için doğal olarak Aleviliği yaşayarak büyüyen benim gibi insanlarda bir tepkiselliğe yol açmaktadır. Aynı şekilde bu gün Alevilik Kürt dinidir diyenlere de rastlanmaktadır. Bu inancın kökeninde çok güçlü bir Kürt geleneği olmasına rağmen bu iddia da diğeri kadar siyasal amaçlar içeren bir iddiadır. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı ilke edinmiş bir inançta bu tür söylemler hamdır. Millet kimliğinin öne çıkmasıyla bu iddialar dillendirilmiştir. Kuşkusuz bu halklar Aleviliğe çok şey katmıştır ama milliyetçi söylemlerle yolu, ikrarı kısırlaştırmak tehlikelidir. Ki bu tür ideolojik söylemler inancı yeterince kirletmiştir. Belirttiğim gibi, Alevilik Türk dinidir diyenler Irak İran sınırındaki Yaresanilik inancına baksınlar. Kakailik ya da Ehli Hak inancı olarak da bilinen bu inanç Dersim Aleviliği ile büyük oranda örtüşmektedir. Bu inancın dili Kürtçenin Hevremani lehçesidir. Cemlerini bu dille yapmakta ve deyişlerini bu dille dillendirmektedirler.

HAYALİ DERSİM
İtiraz ettiğiniz diğer bir konu ise Dersim’in tabulaştırılması. Buna dair neler diyeceksiniz kısaca?
Türkiye'nin sol terminolojisinde Dersim'in önemli bir yeri var. Yetmişli yıllarda Dersim bu yeri hak ediyordu. Fakat zaman geçtikçe bu saygınlık abartılı bir içeriğe büründü. Seksenli yıllara kadar Dersim üzerine bazı sol gruplarca çok iddialı tezler geliştirildi. Seksen darbesinden sonra Dersimliler bu nitelikleri taşıyamayacak bir dağılma ve savrulma süreci yaşadılar. Buna rağmen Avrupa'ya giden mülteci Dersim kökenli bazı yazarlar geçmişe ait hayali bir Dersim tarif etmeye devam ettiler. Bu Dersim'de sınıf çelişkileri yok, zengin fakir ayrımı yok, kimse suç işlemiyor. Adeta bir ütopya. Uygarlık orda yeşerdi, bütün diller 'Dersimce'den türedi vb. Oysa Dersim kendi içinde iç çelişkileri belirgin olan kapitalist anlamda olmasa da sınıf çelişkilerinin, zengin-fakir ayrımının, aşiret kavgalarının, içeriye ve dışarıya yönelik çapul ve soygunun olduğu bir coğrafya. Öyle orijin bir kültür yaratacak toplumsal bir yapısı yok. Sadece bir zaman Anadolu ve Mezopotamya'nın farklı bölgelerinde ortaya çıkan bir kültürü uzun süre koruma, ayakta tutma görevi üstlenmiş. Bazıları hayali bir Dersim yarattılar. Bazıları ise Dersim'i kendi kurgusal tasarımlarının için yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunlar daha önce sol örgütlerin bir anlamda yarattığı Dersim'e yeni, hayali nitelikler yükleyerek giderek gerçeklikten uzaklaştırılmasına yol açtılar. Bu yüzden Dersim'i kitaplardan okumuş insanlar oraya gittiğinde toplumsal yapıyı ve insan ilişkilerini gördüğünde şaşkına dönmektedirler.

Dersim Aleviliği ile Türkiye’deki Aleviliğini kıyasladığınızda satır başlarıyla aradaki farkları sıralayabilir misin?

En önemli fark doğayı ulu görmedir. Dersimli kerameti insanda değil doğada aramıştır. Tasavvuf inancıyla iç içe geçmiş Alevilikte insanı merkeze alan bir anlayış egemendir.

Dersimde doğa mı uludur insan mı uludur diye sorsanız, doğa uludur, keramet doğadadır cevabına ulaşırsınız. Hacı Bektaş tekkesi gibi tekkelerde olgunlaşan Alevilik insan merkezlidir. İnsanı doğadan üstün tutar. Dersimde doğa uludur. Dersim ve çevresinde insan merkezli bir tasavvufi anlayış son yıllara kadar yoktur. İslami inanç önderlerini ve onun kutsal kitabını referans alan Aleviliğin Dersimdeki geçmişinin 200 yılı geçmediğini söylemeye çalışıyorum. Musahiplik ve muharrem yası sonradan bu inanca eklemlenmiştir. Eski Dersimdeki inanç kirvelik aktı, dağ, su kaynağı ve ağaç öbeklerine göre gruplaşmış, rayber (rehber) ve cıvat(camat) düalizmi içeren bir inanç dizgesidir. Bu yapı kendi içinde de heterojen öğeler içermektedir. Bu coğrafyadaki eski inanç öbeklerini İslami bir içerikle organize eden kişi Şah İsmail'dir.

-Kuran ve diğer İslami referanslara bağlılığın yüzeysel olması da önemli bir farktır. Dersimde İslami figürler çok yenidir. Halkın Kuran ve diğer İslami figürlerle ilişkisi oldukça zayıftır. Eski Dersim, İslam'ın bir yorumu olarak kendilerini tanımlayan, secerelerle soy tescil eden Aleviliğe yabancıdır. Pir ocakları güçlerini secerelerden değil doğanın sırrına erme ve keramet gösterme yeteneklerinden alırlar.

-Dersim, Erdebil ve Hacı Bektaş tekkelerinden en son etkilenen bölge olduğu için misyoner dedelik etkisinin belirleyici değildir. Dersimli pir ocaklarının kendilerini Hacı Bektaş'a ya da Şah İsmail'e bağlamaları yenidir. Esasında Dersim'de iki tür ocak göze çarpmaktadır: Geçmişten beri bölgedeki bir su kaynağından, dağ zirvesinden ilham alarak halka manevi desteğini sunan ocaklar ve sonradan gelip halkı ve bölge ocaklarını merkezi bir yapıya bağlamaya çalışan ocaklar. İkinci tip misyoner dedelik devletin egemen olmasıyla etkisini arttırmıştır.

Dolayısıyla Dersim İslam ve Türklük iddialarına çok uzaktır. Bu tür iddialar 1938'den sonra ortaya çıkmıştır.

- Dersim'de standart miraçlamalı, düzenli cemler yerine otantik, bölgesel figür ve ibadet şekilleri içeren doğaçlama cemler yapılmaktadır. Dervişler kendi dillerinde esrime ve tewt halinde cem sürmektedirler. Hozat'ta Axbaba, Ovacık'ta Dewres Gızkın, Nazımiye-Mazgirt bölgesindeki Kurreş dervişleri, Sey Qaji gibi şahsiyetler bu geleneğin son temsilcileridir. Bölgede İbadet dili sonradan Türkçeleşmiştir.

-Dersimliler cenazelerini tembur ve kılamlarla gömmektedirler. İkrar, kirvelik, musahiplik ve diğer aktlarını, ritüellerini tembur ve kılam ile yapmaktadırlar. Arapça dua okumanın 100-150 yıllık bir geçmişi var. Önceleri kuran okuyanlara (mılla-mele) dikkat çekici bir tepki vardır. 1938 den sonra Arapça duanın ve mıllaların önemi artmıştır.

-Dersimde kirvelik en önemli ikrar şeklidir. Kürt Aleviler dışındaki Alevilerde bu ikrar yoktur. Tahtacılarda, Bektaşilerde, Nusayrilerde ve Hubyar Sultan gibi diğer alevi gruplarında kirvelik yoktur. Aleviliğin yol kılavuzu sayılan Buyruk adlı eserde de kirvelik yoktur. Ama bizde nerdeyse Ezidiler kadar önemli bir bağdır. Kirve kirveyle, kan bağı varmış gibi kuşaklar boyu evlilik yapamaz.

-Dersim'de Tarıq, qurç, howtımal, gaxan gibi bazı dinsel obje ve önemli günler inancın bir ayağı olarak işlev görür.

-Miyaz gibi lokmalar daha çok tarımsal ürünlerden oluşmaktadır. Dersimde kurban kültürünün çok yeni olduğunu düşünüyorum.
Kitap kapağı altında Yazar: Doğan Munzuroğlu
<LI class=haberbody>evrensel
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (16.08.13 Saat 18:38 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.08.13   #3
renk
renk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 1.677
Rep Puani : 80
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


İstanbulda yaşayan aleviler de evde kuran okutmak gibi yeni bi adet geliştirdiler. Aile, akraba, yakın çevre, komşular çağrılıyor ve bi sunni ailedeki kuran gününde her ne yapılıyorsa aynı sırayla yapılıyor. Buna çok şahit oldum. Ev sahibesi sunni komşulara " bak biz de kuran okutuyoruz" imajını veren gururlu bi edayla kuran okunduktan sonra tavuk-pilav-tatlı servisini yapıyor!!!
Sponsor Reklamlar

bilgeyol, kristal ve Haydar-ı Kerrar bunu beğendiler.
__________________
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."

Thomas Paine
renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.08.13   #4
kristal
kristal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jul 2012
Nereden: istanbul
Mesajlar: 714
Rep Puani : 65
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


renk Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İstanbulda yaşayan aleviler de evde kuran okutmak gibi yeni bi adet geliştirdiler. Aile, akraba, yakın çevre, komşular çağrılıyor ve bi sunni ailedeki kuran gününde her ne yapılıyorsa aynı sırayla yapılıyor. Buna çok şahit oldum. Ev sahibesi sunni komşulara " bak biz de kuran okutuyoruz" imajını veren gururlu bi edayla kuran okunduktan sonra tavuk-pilav-tatlı servisini yapıyor!!!

aynen katılıyorum sevgili renk

kimseye kendimizi ispat etmek zorunda değiliz

nedir bu kompleks
Sponsor Reklamlar

bilgeyol ve renk bunu beğendiler.
kristal isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.08.13   #5
alevicanan
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Aug 2013
Nereden: istanbul
Mesajlar: 5
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


evet öyle kimseye kanıtlamak zorunda değiliz kendimizi, herkes ne yaparsa kendine yapar, gösteriş için birşeyler yapılmaz..
Sponsor Reklamlar

bilgeyol ve kristal bunu beğendiler.
alevicanan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.08.13   #6
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


alevileri asimile operasyonu olan 4+4+4 toplumda tartışılmadan uygulanmaya koyulmuştur,

alevileri fişleme baskı altında tutma yasası olarakda adlandırılan bu yasa,

hiç bir ülkede farklı inanç guruplarına böyle baskı ve sindirme operasyonu yapılmamıştır,

alevi canlarımız okullarda karşılaştıkları baskıları,

bulunduğu ildeki alevi dernek ve vakıflarına bildirsinler,

alevi dernek ve vakıfları bu konuda gereken destegi verecektir.
Sponsor Reklamlar

renk bunu beğendi.
__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.08.13   #7
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


alevi aileleri ve çöcuklarını fişlemeye yönelik yasayla meydanı boşbulan akp diktatörlüğü

12 yılın verdiği kadrolaşmayla hak ve hukuk tanımaz olmuştur,

buna tepki koyulmadığı sürece tüm muhalefeti sindirmeye devam edecektir,

pentagonda aldığı destek ve taktiklerle yoluna devam eden diktatörlük,

kendi yaptığı baskı ve zulümleri gizleyerek

kendisini demokrasi havarisi göstermektedir,

demokratik muhalefet hakkını kullanarak,

bu baskı sindirme ve asimilasyon politikalarına

karşı dik durup muhalefet edilmelidir.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.08.13   #8
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


Milli Eğitim okul müdürlerini çağırdı ve …


Kırmızı Haber | 16 Ağustos 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Son Dakika


Gezi direnişiyle hükümetin başlattığı cadı avı sürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı direnişe katılan öğretmen ve öğrencilerin belirlenmesi için akılları zorlayan yöntemler deniyor.
Ankara’da direnişin olduğu semtlerdeki okul müdürleri, milli eğitim müfettişleri tarafından çağrıldı. Polis görüntüleri ve fotoğraflar müdürlere gösterilerek, görüntülerdeki kişilerden hangilerinin kendi öğrencileri olduğu belirlenmeye çalışılıyor.
Cumhuriyet gazetesinden Sinan Tartanoğlu’nun konuyla ilgili haberi şöyle:
“Gezi Direnişi’ne katıldığı iddiası ile öğrenci ve öğretmenler hakkında başlatılan incelemede bir sonuca ulaşılamaması nedeniyle il milli eğitim müffetişleri yeni bir yöntem denemeye girişti. Direnişin Ankara’daki odak noktalarından olan semtlerde seçilen okul müdürleri, müfettişler tarafından çağrıldı; Kızılay’da çekilmiş polis görüntüleri ve fotoğraflarının müdürlere gösterildi, müdürlerden görüntülerdeki yüzlerin hangilerinin kendi öğrencileri olduğunu belirlemeleri istendi.
Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İstanbul’daki Gezi Parkı protestolarına Ankara’dan verilen destek eylemlerine katıldığı belirlenen öğrenciler ve öğretmenler hakkında inceleme başlatmıştı. İncelemede, öğrencilerin hangi öğretmenlerle iletişim halinde olduğunu belirlemek amacıyla müfettişler, öğrencilerden kişisel Twitter hesaplarının şifrelerini istemişti. Öğretmenlerin Facebook ve Twitter hesapları da “veli şikâyeti”kapsamında incelemeye alınmıştı.
Operasyondan sonuç çıkmadı
Ancak edinilen bilgiye göre, bu “geniş kapsamlı operasyondan” bir sonuç çıkmadı. İncelemede, öğretmen ve öğrenciler hakkında soruşturmaya dönüştürülecek kadar bilgi ve belgeye ulaşılamadı. Sonuçsuzluk, yetkililerin tepkisine yol açınca, il müfettişleri “operasyonu derinleştirdi.”
Soruşturma derinleştirildi
Eğitim Sen’in verdiği bilgiye göre, il milli eğitim müfettişleri, Ankara’daki protestoların odağında olan ilçelerdeki bazı liselerin müdürlerini çağırdı. Müdürlere “Sinevizyon gösterisi” yapan müfettişler, gösteride Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Kızılay’da çekilmiş görüntü ve fotoğrafları kullandı. Müdürlerden, fotoğraf ve görüntülerdeki şahısların yöneticisi olduğu okullda eğitim gören bir öğrenci olup olmadığını tespit etmeleri istendi.
İspiyonlamayana tehdit!
Eğitim Sen, böyle bir soruşturma yöntemini kabul etmeyen müdürlerin ise başka bir okula sürülmekle tehdit edildiğini, bakanlığın Gezi soruşturmasında mutlaka bir sonuca ulaşmak için her türlü yöntemi zorladığını aktardı.”

--------------------------

demokratik gezi direnişine katılanları ispiyoncularla arıyan dikta,

ALEVİLERE BASKI VE SİNDİRME VE DAYATMA YAPMAZMI.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 18.08.13   #9
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


Darbeciler
5 bin çocuğu
imam hatibe sürdü



Dersim'in sürgün trajedisi 12 Eylül'de de bitmemiş. Darbeciler 5 bin Dersimli çocuğu 'vatana faydalı olsunlar' diye toplayıp imam hatiplere göndermiş.






facebook'ta paylas
Arşive ekleMail GönderYazdırYorum Yaz



5 bin çocuk için askerlerin ve valinin katıldığı büyük bir de tören düzenlenmişti.






Haber: TARIK IŞIK / Arşivi
12 Eylül’ün darbeci generallerinin Dersim’e yönelik özel bir ‘adam etme’ politikası uyguladıkları belgeleriyle ortaya çıktı. Dersimli araştırmacı

Mesut Özcan’ın eline tesadüfen geçen yüzlerce fotoğraf, belge ve ses kaseti, Dersim’de uygulanan ve ‘Doğu İrşat Konferansları’ olarak anılan bu politikanın parçası olarak 5 bin çocuğun ailelerinden alınıp otobüslere törenle bindirilerek Dersim dışındaki Yatılı İmam Hatip Okulları’na gönderildiğini kanıtladı.

Yüzlerce fotoğraf...

Araştırmacı Özcan, 12 Eylül cuntasının bölgeye ‘vali’ olarak gönderdiği emekli general Kenan Güven’in görev yaptığı 4.5 yıl boyunca özellikle Aleviler üzerinde sistemli bir Sünnileştirme programı uyguladığını söylüyor. Özcan, Güven’in belki de asker geçmişinden kaynaklanan bir alışkanlıkla attığı her adımın fotoğrafını çektirdiğini, halka açık yaptığı konuşmaları da kasete kaydettirdiğini belirtiyor. Özcan’ın elindeki binlerce ‘35’lik’ fotoğraf negatifi ve ‘60’lık’ ses kasetleri pek az bilinen bu olayın bütün detaylarını gözler önüne seriyor.
Radikal o gün otobüslerle gönderilen çocuklardan biri olan Erdem Koçoğlu’na ulaştı. HAS Parti kapanmadan önce İstanbul Çekmeköy İlçe Başkanlığı’nı da yürüten Koçoğlu, 1970 Çemişgezek’in Sarıbalta Köyü doğumlu. “Sünniyim 9 kardeştik. Evin en küçüğü bendim. Kardeşlerimden hiçbiri okuyamadı” diyor, Koçoğlu, Kuran kursuna gitmeyi kendisi istemiş. Ama babası ile muhtarın arası kötü olduğu için ilk kafileyle gidememiş. “Muhtara ısrar ettim, sonraki kafilede ancak öyle gidebildim” diyen Erdem Koçoğlu, ‘o günleri’ şöyle anlattı:
***1982 yılıydı.. İlkokulu yeni bitirmiştim. Jandarma geldiğinde saklanacak delik arardık. Bizim aşirette yaylaya giderken asker copu yemeyen kimse yoktu. Ne zaman gidileceği, nerde kalınacağı söylenirdi jandarmaya. Ama bir suç işlenmiş gibi her türlü eziyet yapılırdı. Köylünün itiraz hakkı yoktu. Bu durumu kanıksamıştık. Jandarmanın dipçiklemesi olağan bir durumdu.
***Hem Sünniler, hem Aleviler için karanlık bir dönemdi. 2 veya 3 otobüsle Tunceli’den yola çıktık. Bizim kafilede hiç kız yoktu. Hepsi erkekti. Bolu’ya gittik. Ben o zamana kadar Çemişgezek’e bile hiç gitmemiştim. Annem bana, ben ona çok düşkündüm. 82-83 eğitim-öğretim yılında sadece Kuran kursuna gittim. Kurs, Diyanet’e bağlıydı. Aklımda yanlış kalmadıysa 250-300 çocuk vardı.

Türkçe bilmiyordum

***Türkçenin T’sini bilmiyordum. Ancak ‘gel’, ‘git’, ‘ekmek’… Burada bir dönem devam ettikten sonra, İstanbul’da Fatih, Zeytinburnu ve Gaziosmanpaşa’da İmam Hatip’e devam ettim. Arkadaşlarım içinde Alevi de vardı Sünni de. Çemişge-
zek’ten gelenlerin çoğu Sün-
ni’ydi. Ovacık ve Nazimi-
ye’den gelenlerse Alevi…
***Bizim okulda imam hatibi bitiren Alevi çocuk olmadı. Bitiremediler. Halbuki çok zeki çocuklardı. Aynı sene içinde, ya da birkaç sene sonra ayrılanlar oldu. Alevi geleneğine ters bir eğitim alıyorsunuz, sonuçta bıraktılar. Alevi çocuklar o güne kadar aldıkları eğitime uygun bir eğitim almadıkları için kendilerini çok rahat hissetmiyorlardı. Çocuklar hem ailelerinden baskı görüyorlardı, hem de orada kabullenmiyorlardı.
***Hem Aleviler hem biz dışlandık. Özellikle Aleviler kendilerini çok rahat ifade edemediler. Alevilerin gönüllü olarak Kuran kurslarına gittiğine inanmıyorum. Muhtemelen dönemin valisinin (Kenan Güven) baskısı vardı. Alevilerin Kuran kursuna çocuklarını göndermesi size mantıklı geliyor mu? Zaten kendi rızalarıyla gelseler okurlardı. O zamanki rejim Alevileri tehdit olarak görüyordu. Balans ayarını böyle yaptılar.
***Ne yazık ki, Alevilere zulüm yapılınca alkışlayanlarımız var. Hepimiz buna karşı gelmeyi aklımıza bile getirmiyoruz. Okuldayken iliklerimize kadar yokluk içindeydik. Çayı çok severim. Ama çay içecek bile param yoktu. Kendim için, ‘iyiki okumuşum’ diyorum. Kardeşlerimin içinde okumak sadece bana nasip oldu. Keşke onlar da okuyabilseydi. Sünni olmama, Kuran kursuna, İmam Hatib’e gönüllü gitmeme rağmen ismimiz yoktu. Bana ‘Erdem’ demiyorlardı. Biz Tuncelili öğrencilerdik.

Sünnileştirme politikası uygulandı
Araştırmacı Mesut Özcan, 12 Eylül rejiminin Dersim’i neden özellikle hedef seçtiğini şöyle anlatıyor: “‘Kardeş kavgası’ bahane edilerek gerçekleştirilen darbenin en büyük etkilerinin görüldüğü yerlerin başında Dersim gelir. Dersim, hem Kürt nüfusa, hem Kızılbaş inanca, hem de sol ideolojiye merkez olması nedeniyle ciddi bedeller ödedi. Darbenin ardından ‘din birleştiricidir ve gereklidir’ sloganıyla özellikle Alevilerin yerleşim alanları hedef alındı. Emekli bir general olan Kenan Güven, adaşı Kenan Evren’in gerçekleştirdiği darbeden sonra, 10 Eylül 1982’de vali olarak Dersim’e atandı. Kenan Güven’in gelmesiyle birlikte Tunceli’de bir yandan peş peşe Kuran kursları açılıp köylere cami yapılırken, bir yandan da başta Ankara , İstanbul, Edirne müftüleri olmak üzere, çeşitli müftüler davet edilip bütün ilçelerde ‘Doğu İrşat Konferansları’ adı altında faaliyetler tertiplenmeye, vaazlar verdirilmeye başlandı. İrşat heyetleri gittikleri yerlerde İslam dinini övmekte, sosyalizmi, komünizmi ve bu ideolojinin önderlerini din düşmanı, birlik düşmanı, namus düşmanı olarak göstermekte, halkı bu düşüncede olanlara karşı cihada çağırmaktaydılar. Bununla da yetinmeyip, yine halkı bu tip faaliyetlerde bulunanları ihbar etmeye teşvik edip, muhbirliğe davet ediyodı. 4.5 yılda 5 bin çocuk, otobüslerle ‘Müslümanlaştırılmak’ üzere Dersim dışındaki Kuran Kurslarına gönderildi. Gönderildikleri yerler arasında Bolu, İstanbul ve Beypazarı var. Kız ve erkek çocuklarından oluşan öğrenciler yatılı Kuran kurslarında hem Müslümanlığı hem de ‘Türklüğü’ öğreniyorlardı. Ancak bu sayıya, Dersim’de açılan Kuran kursları ve İmam hatip okullarının dahil olmadığını unutmamak gerek.”

RADİKAL.
--------------------------

ALEVİLERE MUAVİYE VE YEZİTTEN BERİ BASKI HİÇ DURMADAN,

YÖNTEM DEGİŞTİREREKDE OLSA SÜRÜYOR.
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (18.08.13 Saat 22:59 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.08.13   #10
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Seçmeli dersler ve ALEVİLER.!!!


Alevi Sorunu,
Baskılarla Artan
Bir Devlet Sorunudur!






8 Ekim 2012 Pazartesi 11:36:10

Siyaset arenasında köklü dönüşümlere tanık olduğumuz bu günlerde, tüm yurttaşlar AKP’nin toplumu kendi emelleri doğrultusunda tek tipleştirme çabalarına dair politikaları ile daha yakından yüzleşmeye zorlanıyorlar.




Yaşananlar, Türkiye’de nasıl bir toplum yaratılmak istendiğini ve toplumsal muhalefetin çabalarının giderek daha da hiçe sayıldığını açık şekilde gösteriyor. Alevi Enstitüsü Bilim Kurulu üyesi ve Ankara Üni. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden Pınar Ecevitoğlu ile diğer tüm dışlanmış kesimler gibi Alevilerin de haklar ve haksızlıklar konusunda nasıl bir baskı ve yöneliş altında olduklarını konuştuk.

AKP açılımları ile birlikte bugün yeniden bir devlet refleksinin üretildiğini görüyoruz. AKP burada insanların sosyal ve kişilik haklarına yönelik bir çalışma yürütüyor gibi görünürken, yaklaşımını dinsel motiflerle insanların hayatlarına nüfuz etme, onları baskı altına alma ve güvencesizleştirme haline getirmiş durumda. Bu süreç bizi nereden nereye getirdi, açılımlarla yapılmak istenen neydi?

Aslında Alevi açılımı ilk telaffuz edildiğinde de Aleviler tarafından çok inandırıcı bulunmadı. Çünkü bu memlekette Alevilerin, devletin kendileriyle kurduğu ilişkiden kaynaklanan acı bir tarihleri var. AKP’nin de dinle kurduğu ilişki düşünüldüğünde, açılımın samimiyetinden şüphe duymak doğal. Ama buna rağmen Aleviler, atılan adımları samimi bulmasalar da, hükümetin iddiasının aksine, sürece müdahil olmaktan geri durmadılar. Hükümetin açılımın başında ve sonrasında raporlarına da yansıyan iki temel argümanı vardı. Biri, Alevi örgütlerinin kendi içlerinde çok parçalanmış vaziyette oldukları ve bu yüzden bir türlü ortak bir görüş oluşturamamaları, diğeri ise açılım çalışmalarına iştirak etmemeleri idi.

Kısacası, hükümete göre Alevi örgütleri açılıma destek vermemiş ve zaten çok parçalı bir yapıda oldukları için de Alevileri temsi edememişlerdir. Bu argümanların ikisi de gerçeği yansıtmıyor. Evet, Alevi hareketi kendi içinde homojen bir hareket değildir, farklı örgütleri ve yapıları içinde barındırmaktadır, ancak bu son derece normal bir durumdur. Öte yandan o süreçte Alevi hareketinin bileşenleri bir araya gelerek belli başlı taleplerde uzlaştılar ve bu uzlaşılarını çeşitli belgelerle de kayda geçirerek birinci çalıştaya gittiler. Bunlar, cemevlerine ibadethane statüsü tanınması, Hacı Bektaş Dergah’ının Alevilere iade edilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Sivas Madımak Oteli’nin müze yapılması gibi belli başlı taleplerdi. Bu taleplerle gittikleri çalıştayda karşılaştıkları muamele, iktidar tarafından kabul edilebilir, bu anlamda da makul ve makbul bir Alevilik tanımını kabul etmeye zorlanmaları oldu. Dolayısıyla birçok Alevi örgütü açılım iradesinin samimi olmadığına inanarak süreçten çekildi. Yani hükümetin iddia ettiği gibi sürece daha baştan iştirak edilmemesi gibi bir durum da, çoğul örgütsel yapıdan kaynaklanan bir ortak karar alamama durumu da yok ortada.

Çalıştaylar sonrasında bizzat hükümet tarafından yayımlanan rapor da, açılım yapma konusunda gerçek ve samimi bir iradenin olmadığını kanıtlıyor.

Gelinen noktada durum daha da vahimdir. Hem açılım başarısızlıkla sonuçlandı, hem de açılımdan bu zamana kadar geçen sürede Alevilere yönelik ayrımcılık ve tehdit büyük boyutlara ulaştı. Geçtiğimiz Ramazan ayında Malatya’nın Sürgü beldesinde yaşananlar, önce Maraş’ta ardından Didim’de Alevilerin evlerinin işaretlenmesi, Ankara’nın ve İstanbul’un çeşitli semtlerinde cemevlerine yapılan saldırılar, Alevilere yönelik baskı ve şiddetin yeniden sistematik hale gelişini işaret ediyor.

“4+4+4” olarak ifade edilen eğitim reformu da baskının başka bir yönünü oluşturuyor. Zorunlu din dersleri kaldırılmadığı gibi, seçimlik ders adı altında biri Kuran dersi, diğeri ise Hz. Peygamberin hayatı olmak üzere iki yeni ders müfredata girdi. Bu derslerin seçimlik olduğu ve kimseye dayatılmadığı söylendi. Ancak öğrenciler başka dersler seçmek istediklerinde, okullarda o dersler için gerekli kadronun ve altyapının olmadığı gerekçesiyle bu yeni seçimlik dersleri almaya zorlandıklarını duyuyoruz. Öte yandan İstanbul’un bazı semtlerinde Alevi ailelerin çocuklarının, ailelerin bilgisi dışında yeni açılan İmam Hatip Okullarına kaydedildikleri de basına yansıyan haberler arasında yer alıyor.

Kısacası bugün bir açılım umudu taşımaktan çok uzağız. Mevcut zihniyet korunduğu sürece, olası yeni bir açılım girişiminden olumlu sonuç beklemek gerçekçi değil.

Yani Sünni Türk devlet ideolojisi yeni eğitim sistemiyle daha da yoğunlaştırılarak öğrencilerin karşısına çıkarılıyor. Aleviler bu konuda nasıl bir hassasiyet geliştirdiler?
Aleviler zorunlu din dersi uygulamasına oldukça kararlı bir biçimde karşı çıkıyorlar. Bu tepkiyi bertaraf etmek üzere Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde okutulan kitaplara Alevilikle ilgili bölümler eklendi. Ancak bu girişim bazı soruları beraberinde getiriyor: O kitaplara Alevilikle ilgili birtakım bilgiler eklenirken kimlere danışıldı? Sünniliği İslam’ın biricik biçimi olarak gören ilahiyat fakültelerine mi? Peki bu bilgileri kim aktaracak, ilahiyatta yetişen hocalar mı? Açıkça görülüyor ki, bu girişim zorunlu din derslerinin Aleviler üzerinde yarattığı baskıyı ortadan kaldırmayı değil, Aleviliği de belli bir biçimde tanımlamak suretiyle bu baskıyı, dolayısıyla da asimilasyonu derinleştirmeyi hedefliyor.

Bu yüzden Alevilerin büyük bir kısmı bugün Aleviliği müfredata koydurma taleplerinden vazgeçmiş durumdalar ve zorunlu din dersi uygulamasına karşı çıkıyorlar.

Öte yandan zorunlu din dersi uygulaması yalnızca AKP ile ilgili olmayıp genel olarak devletin din ile kurduğu ilişkinin ortaya çıkardığı bir sorundur. Devletin kabul ettiği belirli bir Sünnilik anlayışı var. Ama sormak gerekir, acaba Sünnilik böyle bir şey mi diye de. Tam da bu nedenle bugün zorunlu din dersleri en az Aleviler kadar Sünni yurttaşları da baskı altına alan bir uygulamadır. Sünni ailelerin ve çocuklarının da hakları gasp ediliyor. AİHM’nin bu konuda vermiş olduğu kararda da zorunlu din derslerinin ailelerin kendi çocuklarına din eğitimi verme özgürlüğünü zedelediği vurgulanarak aynı noktaya işaret ediliyor. Dolayısıyla zorunlu din dersleri, dini kendi tekeline alarak belli bir biçimde tanımlayan ve bunu biricik gerçek din olarak dayatmak isteyen bir anlayışın ürünüdür ve bu anlayış Sünnileri de en az Aleviler kadar baskı altına almaya yöneliktir.

Diğer yandan, eşit yurttaşlık hakkı talebi “liberal” bir söylem olarak algılanabilir mi? Bu hak talep edilirken tüm yurttaşların eşit hak ve özgürlükler dahilinde eşit bir yaşam sürmesi de bu örgütleniş biçimi tarafından amaçlanıyor mu sizce?

Modern yurttaşlık kavramı, hak ve görevlerde eşit olanları kapsayan bir statüyü işaret ediyor. Burjuva demokrasisinde bu eşitlik, yaşam koşullarında gerçek anlamda bir eşitliğe karşılık gelmekten çok yasalar önünde eşitlik olarak ifade edilen soyut ve biçimsel bir eşitliği ifade ediyor. Hatta bu sınırlar içinde kalındığında yurttaşlık tam da belli bir açıdan eşit olanları bir araya getiren bir kategori olduğu için eşit yurttaşlık kavramı anlamsızlaşıyor. Ama “ikinci sınıf yurttaşlık” gibi bir şeyin mümkün ve hatta yaygın olduğunu gösteren gerçek yaşam koşulları, bu eşitliğin biçimsel ve soyut karakterini açığa çıkarıyor. Bu nedenle eşit yurttaşlık kavramının liberal söylemin sınırlarını zorladığını söylemek mümkün.

Alevi Enstitüsü Bilim Kurulu üyelerinden birisiniz. Enstitü akademik açıdan Alevi öğretisinin algılanışına dair önemli bir boşluğu doldurmaya çalışıyor. Peki Enstitü neden ve nasıl kuruldu, ne yapmayı amaçlıyor?
23 Aralık 2008 tarihinde kuruldu. Tam adı Alevilik Araştırma Uygulama ve Dokümantasyon Enstitüsü’dür. Bizler baştan beri Enstitü’nün özerkliği konusunda büyük hassasiyet gösterdik. Tam da bu nedenle Enstitü’nün karar organı yönetim kurulu değil, bilim kuruludur. Bilim Kurulu’nda yer almanın en önemli koşullarından biri de Alevi hareketi içinde yer alan örgütlerle organik bir bağı olmamaktır.

Akademik ve bu nedenle de özerk bir kuruluş olarak Alevi Enstitüsü’ne hayat veren en önemli hedeflerden biri, bu alanda hala var olan ancak çok yakında kaybetme tehlikesiyle yüz yüze olduğumuz birikimi derlemek ve koruma altına almaktır. Örneğin bugün, dedelik yapmış veya yapmakta olan, Alevilik konusunda hem öğreti hem de pratik düzleminde inanılmaz zenginlikte birikime sahip olan kuşaklar var ve bu kuşaklar hayatının son demini sürüyor. Onların birer birer hakka yürümesi ile birlikte bugün elimizde bulunan çok önemli bilgiler, fikirler ortadan kaybolacak. Biz yola çıktığımızda en büyük kaygımız buydu. Dolayısıyla ciddi bir arşiv ve dokümantasyon çalışması yapmak, sözlü tarih çalışması yapmak ve alanlarda Alevilerin nasıl yaşadıkları ve inandıkları ile ilgili her türlü sözlü, görsel malzemeyi bir araya getirebilmekti amacımız. İkincisi, bu alanda yapılacak araştırmaların hem yürütücüsü olmak hem de araştırma yapmak isteyenlere kütüphanemizle, kendi birikimlerimizle destek olmak, alan çalışması yapanları Alevilerle yan yana getirebilmekti. Yani bu alandaki çalışmaları hızlandırmak ve çoğaltmaktı. Diğer yandan şunu da belirtelim ki, Enstitü çalışmalarında Alevilik konusunda farklı düşünen insanlar bir araya geldiler. Zamanla aramıza önemli sayıda insan da katıldı. Özellikle Ankara’da, yürüttüğümüz etkinliklerle önemli sayılabilecek bir öğrenci kitlesine ulaştık. Gönüllü olarak bizle birlikte çalışan yüzlerce arkadaşımız oldu.

Öte yandan odak noktamız Alevilik ve Aleviler olsa da biz Alevilerin yaşadıkları sorunların yalnızca onlara özgü olmadığını, farklı inanç ve kültürleriyle hegemonik olanın dışında yer alan başka grupların da aynı sorunları yaşadığını düşünüyoruz. Her biri ayrı ve kendinde bir değer taşıyan bu dinsel, kültürel gruplarla ilgili araştırma faaliyetlerine de aynı ölçüde duyarlı olmaya gayret ediyoruz ve ortak çalışmaya istekli bulunuyoruz. Örneğin bu çerçevede “Türkiye’de Öteki Olmak” konulu bir söyleşiler dizisi gerçekleştirdik ve bu bağlamda Kürt sorununu da tartıştık, Ermeniler, Süryaniler, Hristiyanlar gibi, Türkiye’de yaşayan farklı kesimlerden araştırmacı ve yazarlarla bir araya geldik.

Alevilerin sözlü geleneğinin artık daha bilimsel gerçekliklerle ortaya konulması açısından Enstitü önemli bir işlev görecektir elbette. Ancak Alevilikte dinsel öğreti algısının farklı olduğu birçok kesim varken, bu bilimsel ve yazınsal birliktelik nasıl sağlanacaktır?
Alevilik kendi içerisinde çok çeşitlilik arz eden bir öğreti. Bu çeşitlilik ağırlıklı olarak sözlü bir geleneğe dayanmasından ve tarih boyunca devletle bütünleşmekten, bitişmekten kaçınmış olmasından kaynaklanıyor. Öte yandan bu çeşitlilik, devletle bütünleşmiş ve hegemonik olmayı başarmış, öğreti ve pratik düzleminde merkezileşmiş bir dinin bağrında doğanlara bir anomali gibi görünüyor. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçmek, çeşitliliği Aleviliğe içkin bir nitelik olarak kabul etmek ve gerçek sorunlara odaklanmak gerekiyor.

Tüm toplumun olduğu gibi Alevi toplumunun da üzerinden, bugünkü sorunları açısından tayin edici bir deneyim geçti: Modernleşme deneyimi. Modernleşme deneyimi ile birlikte Alevi toplumu gündelik yaşamda gördüğü baskılardan belli ölçülerde azade oldu. Öte yandan bu deneyim Alevi birey ile Alevilik arasındaki mesafeyi açtığı ölçüde önemli sorunları beraberinde getirdi.

Merkezden büyük ölçüde uzakta konumlanmış, kolektif bir yaşamı sürdürmeye yönelik özgül ilke ve pratikleri bulunan Alevi toplumunun temel kurumları, modernleşmenin beraberinde getirdiği kurum ve süreçler karşısında çözülmeye başladı. Örneğin cem ayininin bir parçası olan görgü-sorgu mekanizması, modern devletin yargılama ve cezalandırma tekeli karşısında işlev kaybına uğradı; musahiplik kurumu modern dayanışma biçimleri karşısında ikincilleşti; yaygın ve merkezi eğitim politikaları Alevi toplumunun eğitim üzerindeki kontrolünü aşındırdı. Yoğun kentleşme deneyiminin dedeler ve talipler arasındaki mesafeyi açması da bu süreci derinleştirdi. Bugün pek çok Alevinin kendi diniyle ilgili yeterli bilgiye sahip olmamasının gerisinde bu deneyim yatıyor. Ancak gerekli ve yeterli bilgiye erişememe sorunu, çoğu zaman sizin belirttiğiniz hususla, yani öğreti ve pratik düzlemindeki çeşitlilikle ilişkilendiriliyor ve bu çeşitlilik bir sorun olarak kodlanıyor.

Kimilerini bunu bir sorun olarak görmeye iten şey, devletin Sünni İslam’la kurduğu ilişki. Din ve devlet arasında tesis edilen bu tarz bir ilişki homojenliği beraberinde getirir, hatta homojenliği hedefler. Alevilerin bu tarz bir homojenliğe, aynılaşmaya ihtiyaç duydukları söylenemez ki bildiğim kadarıyla Aleviler, öğreti ve pratikteki farklılıkları ve çeşitlilikleri nedeniyle hiçbir zaman boğaz boğaza da gelmediler.

Politik alanda da bazı taleplerde uzlaşırken bazılarında anlaşmazlığa düşüyorlarsa, ayrılığa düşüyorlarsa, bu, öğretiden ya da Aleviliği farklı şekilde deneyimlemelerinden kaynaklı bir şey değildir. Bu çok politik bir şeydir. Dolayısıyla gündelik hayatlarında karşılaştıkları sorunları, kendilerini eşit yurttaş olarak hissetmelerini engelleyen sorunları gidermek adına birtakım taleplerde uzlaşabiliyorlarsa, bırakalım her biri başka türlü cem yapsınlar, bırakalım her biri başka türlü deneyimlesin Aleviliği.

Sivas davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın adeta sanıkları gözeterek suçlarını bir “terör suçu” olarak kabul etmek istemesi ve “insanlık suçu” olmaktan çıkararak davanın düşmesini talep etmesi, adaletin de artık açık bir zulüm aracı haline gelebileceğinin göstergesi midir?
Bu davadan bu tür kararların çıkması ve çıkacak olması aslında şaşırtıcı değildir. Hükümetin Alevi Çalıştayları Nihai Raporu’ndan örnek verecek olursak; raporda, Sivas’ta yaşananlar için “katliam” denmiyor. “Sivas olayları” olarak anılıyor. “Otelde bir yangın çıkmıştır ve maalesef bazı vatandaşlarımız hayatlarını kaybetmişlerdir” şeklinde bir ifadeye yer veriliyor. Otelin müze olmasını beklerken, bilim ve kültür merkezine dönüştürüldü ve bir anıt yapıldı. O anıta saldırgan gruptan hayatını kaybeden iki kişinin de adı yazıldı. Tüm bu gelişmelerin ardından, bu davadan adil bir karar çıkmasını beklemek zordu. Ancak bu durum katliamla yüzleşme talebinin yakıcılığını azaltmıyor.

Hükümetin bakışı bu iken, toplumun diğer kesimlerinin bakışı nasıl?
Toplumsal muhalefetin önemli bir kesimi bu konuda duyarlık gösteriyor. Öte yandan genel ve hakim söylem, Sivas’ta aydınların, sanatçıların, ilericilerin katledildiği yolunda. Bunda yanlış bir şey yok belki, ama Sivas’ta bu insanlar, her şeyden önce Alevi oldukları için katledildiler. Aleviliğe ve Alevilere yönelik nefret orada başrolü oynuyordu. Bence bununla yüzleşmemiz gerekiyor toplum olarak.

Siz bir kadın olarak Alevilerin kadına atfettikleri bireysel ve toplumsal rol ile günümüz Türkiye’sindeki kadının rolü arasında ne tür bir ilişki kuruyorsunuz?
Aleviler dün olduğu gibi bugün de geniş bir toplumun parçası olarak yaşıyorlar. Dolayısıyla erkek egemen kültür, cinsel ahlak anlayışına dayalı namus algısı, Sünnileri kuşattığı gibi onları da kuşatıyor. Onlar da bu algıdan kaynaklanan şiddet pratiklerinin hem öznesi hem nesnesi oluyorlar. Öte yandan cemde eşikten giren herkesi “can” ve “bir” olarak gören bir anlayış, toplumsal cinsiyet konusunda yerleşik kalıpları sorgulayan ve reddeden bir anlayışla kolaylıkla buluşabilir. Bu buluşmanın gerçekleşmesi, Alevilerin de bu konuda kendilerine karşı eleştirel olabilmelerinden geçiyor sanki. Öte yandan Alevi hareketinin de eşit yurttaşlık diye haykırdığı her noktada bu söylemin kendisini cinsiyet ve cinsel yönelim odaklı ayrımcılığın mağdurlarına da bağladığını fark etmesi gerekiyor.

Aleviler 1990’lara kadar sol hareket içinde insan gücü olarak önemli bir yere sahiptiler. Ama son senelerde baktığımızda bazı kesimlerin salt bir Alevi örgütlülüğü üzerinden muhalefet hattı ördüklerini görüyoruz. Alevi mitinglerine katılan binlerce yurttaşımızın benzer şekilde diğer toplumsal sorunlara yönelik geliştirilen mücadelelere de aynı hassasiyetle destek verdiklerini söylemek biraz güç sanırım ?
Bunun dönüm noktası Sivas Katliamı oldu. Bundan önce toplumsal muhalefetin önemli bir parçasıydılar, ancak bunu Alevi kimlikleri üzerinden yapmıyorlardı. Kendilerini sosyalist hareketin içinde var ediyorlardı. Bu çok anlaşılır ve önemli bir ortaklıktı. 1970’lerde Aleviler sosyalist hareket içinde kendilerine güvenli bir damar buldular. Sosyalist hareket de bu sayede kendi dilini müthiş derecede zenginleştirme imkanı buldu. Öte yandan 1990’ların başından itibaren, Sivas Katliamının da etkisiyle doğrudan Alevi kimliği üzerinden örgütlenmeye başlamaları, sosyalist hareketle aralarındaki mesafeyi belli ölçülerde açtı.

Ancak buradan hareketle sosyalist muhalefet içinde bir gedik açtıklarını söylemek anlamlı değil. Doğrudan Alevi kimliği üzerinden örgütlenme, Alevilerin içinde bulundukları koşullar kadar sağın ve solun bu dönemde dünya genelinde yeniden yapılanmasını beraberinde getiren koşullarda da ilişkili. Öte yandan bu konuda Türkiye sosyalistlerinin dine bakışlarına yönelik bir eleştiri ve sorgulamaya da ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Zorunlu din derslerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması, devletin tümüyle dinsel alandan çekilmesi gibi talepler bugünkü konjonktürde kendine ancak Alevi Hareketi içinde güçlü bir yer bulabiliyorsa, sosyalistlerin Alevi hareketini bu konuda desteklemesi ve/veya bu taleplere sosyalist muhalif söylem içinde daha etkin bir yer açmasını beklemek yanlış olmasa gerek.

Alevi örgütlülüğü bundan sonraki aşamada kendine nasıl bir politik mücadele yöntemi seçmelidir size göre?
Aleviler hükümetin muhalefet odaklarını parçalayarak toplumu kompartımanlaştırma stratejisini iyi okumalı ve kendi sorunları ile diğer toplumsal kesimlerin sorunları arasındaki bağı görmeli. Eşitlik talep eden kesimler yalnızca kendileri üzerinde söz söylemeye, kendi üzerlerine kapanmaya zorlanıyorlar. Oysa Alevi hareketinin Kürt sorunu, cinsiyete dayalı ayrımcılık, yeni anayasa, yoksulluk vb. üzerine de söyleyecek bir sözü olmalı. Öte yandan Alevi hareketi içinde aktif olarak görev alan insanlar da bu görev ve konumlarını aktif siyasete yükselmek için bir basamak olarak görmekten vazgeçmeliler.

Sorunların kendimizden kaynaklı kısmını görüp halledebilirsek, dış baskı yöntemlerinin de büyük oranda etkisizleşeceği yeni bir mücadele sürecine girmiş olacağız. Aksi takdirde dayanışma ve uzlaşı yollarını tüketmek, gelecek için umut ve barış yollarını da tüketecektir.
Pınar Ecevitoğlu kimdir?
-Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde yardımcı doçent
-Aynı bölümde Siyaset Bilimi doktarası yaptı, "Namus, Töre ve İktidar:Kadının Çıplak Hayat Olarak Kuruluşu" başlıklı doktora çalışması Dipnot Yayınlarından çıktı.
-Siyaset sosyolojisi, siyasal antropoloji temel ilgi ve çalışma alanları.
-Alevilik Araştırma uygulama ve Dokumantasyon Enstitüsü Bilim Kururlu üyesi, Alevilikle ilgili yayınları var.


muhalefet
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...

Konu bilgeyol tarafından (19.08.13 Saat 23:46 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
ALEVİLER ve BARIŞ süeci... bilgeyol Alevilik ve Aleviler /Ana Forum 3 03.04.13 17:42
ALEVİLER Organize ortak mücadele vermeli. bilgeyol Pir Yolu Haber Merkezi 5 19.03.13 11:51
Alevİler abdal musa’ya koŞtu Pir Mehmet Pir Yolu Haber Merkezi 0 11.11.11 16:24
Kürtler sahtekar ALEVİLER KILLI omergul Pir Yolu Haber Merkezi 0 15.09.09 18:18






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2