Sponsor Reklamlar


“Ayıptır Zulümdür Cinayettir”

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar Forumunda Bulunan  “Ayıptır Zulümdür Cinayettir” Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...


 
Seçenekler
Alt 23.11.11   #11
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Alevi Örgütlerinin “Dersim” Suskunluğu


Hüseyin AYGÜN’ün Dersim meselesi konusundaki söylediklerine inanmayanlar, acaba Hace Bektaş Dergahını kimin kapattırdığını sanıyorlar, Osmanlı’nın dahi yasaklamaya gücü yetmediği “ Dedeliği-Babalığı-Rehberliği-Pirliği-Mürşitliği” kimin yasakladığını bilmiyorlar mı ?

Cihan SÖYLEMEZ*

Dersim Milletvekili Hüseyin AYGÜN’ün Dersim Katliamı ile ilgili açıklamaları sonrası Kıta Avrupa’sının dışından İngiltere Alevi Kültür Merkezinden Sayın AYGÜN’e destek açıklaması geldi ve yapılan açıklamada;

“Karanlık geçmişiyle yüzleşemeyenlerin geleceği de karanlık olur. Demokrasi anlayışını hala sindirememiş bir CHP’nin, meydanlarda haykırdığı demokrasi anlayışının ne olduğunu da merak ediyoruz” denildi.

Buna karşın olarak Türkiye’de ki Alevi Bektaşi Federasyonu ve CEM Vakfı gibi Alevi toplumunun önemli örgütlenmelerinden ne bir ses ne de bir seda çıkmadı.

Zaman Gazetesine yapmış olduğu açıklamada Sayın AYGÜN “Bu dönem boyunca izlenen bütün politikalarda Atatürk devletin başındadır. Fakat Aleviler, bütün bu dönemi Mustafa Kemal’den ayırmak için onun ‘büyük lider’ kimliğine de gölge düşmemesi için fotoğrafını alıp Hazreti Ali ile yan yana asmışlardır. Bu katliamdan haberdar olmadığına kendilerini inandırmışlardır “ demiş ve sadece devlet ve chp’nin değil Alevi Toplumunun da “ Dersim Katliamı” ile yüzleşmesi gerekliliğini vurgulamıştı.

Alevi Toplumu, AKP hükümetinin kendilerine giydirmeye çalıştığı elbiseyi girmeyi reddetmiş fakat aynı cesareti Tek Parti CHP’sinin kendisine dayattığı Resmi Türk Tarih Tezini reddetmede gösterememiştir. Bugün Alevi Örgütlerinin “Dersim” meselesinde sessiz kalmalarının sebebi Kemalizm ile yüzleşememesi ve resmi tarih karşısında “ hazır ola” geçmesidir.

Oysaki tarihi vesikalar iyi incelenirse Alevi-Bektaşi toplumu açısından II.Mahmud ile Mustafa Kemal arasında dönemsel büyük benzerlikler mevcuttur. Osmanlı’nın Avrupalılaşmaya başlaması II.Mahmud Reformları ile başlamış bu süreç Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Rejimi ile başarıya ulaşmış ve ülke klasik bir Ortadoğu ülkesi olmaktan kurtulmuştur. Ancak her iki lider tarafından Alevi-Bektaşi’leri örgütsüz bırakmaya yönelik politikalar izlenmiş ve aslında Avrupa Kültür ve Medeniyetine en yakın inançsal bir toplum zaptı rap altına alınmaya çalışılmıştır.

II.Mahmud , Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucu unsurlarından Bektaşi Toplumu ve Dergahlarına karşı Sancak-ı Şerif çıkararak “ din uğruna savaşmaya” halkını çağırmıştır. Sünni Tarihçiler için Vakay-i Hayriye olan fakat Alevi Tarihçiler için Vakay-i Şerriye olarak görülen; Yeniçeri Ocağı’nın kapatılması , Bektaşi Dergahlarının kapatılması , mallarına el konulması , Yüzlerce Bektaşi Babasının idamı , Serçeşme Hace Bektaş Dergahının kapatılması , Nakşibendi şeyhlerinin Dergaha atanmaları ve cami yaptırılmasıdır.

Özcesi Osmanlı Avrupalılaşmaya çalışırken ilk tasfiye ettiği gücün Alevi- Bektaşiler olduğu bir olaydır ; Vaka-i Şerriye

Mustafa Kemal’de II.Mahmud siyasetini devam ettirmiş , Cumhuriyetin kuruluşunda büyük katkısı olmuş Alevi-Bektaşiler’i örgütsüz bırakmakla işe başlamıştır. Tekke Ve Zaviyeler Kanunu ile ; II.Mahmud’ün ölümü sonrası tekrardan açılan Alevi-Bektaşi Dergahları ve Serçeşme Hace Bektaş Dergahı kapatılmış, Dedelik-Babalık-Seyitlik-Pirlik-Mürşidlik-Taliplik yasaklanmış özcesi Alevilik-Bektaşilik yasaklanmıştır.

Ne Osmanlı Mebusan Meclisi’nde ne TBMM’de bugüne kadar “ Alevi-Bektaşi Dergahlarının Aleviler’e iadesi “ konusunda bir mebus-vekil görüş bildirmemişken, Dersim Milletvekili Hüseyin AYGÜN bu konu ile ilgili basın açıklaması yapmış , iki yüzyıllık bir ayıptan devletin kurtulması gerektiğini ve “ Alevi-Bektaşi Vakıf-Dergah ve malvarlıklarının” geri iadesini talep etmiştir.

Hüseyin AYGÜN’ün Dersim meselesi konusundaki söylediklerine inanmayanlar, acaba Hace Bektaş Dergahını kimin kapattırdığını sanıyorlar, Osmanlı’nın dahi yasaklamaya gücü yetmediği “ Dedeliği-Babalığı-Rehberliği-Pirliği-Mürşitliği” kimin yasakladığını bilmiyorlar mı ? Biliyorlarsa bu suskunluk neden ?

İngiltere Alevi Kültür Merkezi’nin gösterdiği bu duyarlılık ve desteğe karşın; Türkiye’de ki Alevi Örgütlerinden ses çıkmaması durumu hali hazırda şu sözlerle özetlenebilir;

“ Gözlerinin olduğu ama gerçeği görmedikleri, kulaklarının olduğu ancak gerçeği işitmek istemedikleri , ağızları olduğu ancak gerçeği konuşmaktan kaçındıklarıdır”

Ne güzel ifade etmiş İngiltere Alevi Kültür Merkezi açıklamasında “Demokrasi anlayışını hala sindirememiş bir CHP’nin, meydanlarda haykırdığı demokrasi anlayışının ne olduğunu da merak ediyoruz” .

Bunu konumuza formüle edersek “ Dersim Meselesi ile yüzleşememiş ve gerçekleri içine sindirememiş Alevi Örgütlerinin halinin ne olacağını hayretle merak ediyoruz.”

*Avukat
Sponsor Reklamlar

munzuro bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.11   #12
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Dersim Gerçeği-1


Dersim’de Atatürk, İnönü, Celal Bayar ve Fevzi Çakmak’ın rolünü ortaya koyan çok sayıda bilgi ve belge var. Gerçeklerin tam olarak öğrenilmesi için Genelkurmay arşivleri de açılmalı.

Radikal Gazetesi’nde Abdullah Kılıç ve Ayça Örer tarafıdan hazırlanan “Dersim Gerçeği” yazı dizisini yayınlamaya başlandı.
Yazı dizisinde bir çok belge ve fotoğrafla Dersim Katliamı’nı aydınlatacak bir çok belge ve bilgi var.

İşte o yazı dizisi:

DERSİM GERÇEĞİ -1

DEVLETİN ZİRVESİ DERSİM’DE



1938’deki bombardımanda subay olarak görev yapan Orgeneral Muhsin Batur, ölmeden önce yazdığı kitapta Dersim günlerini şöyle anlatır:

“…Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık.

Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum…” İşte her şey Batur’un söylemekten kaçındığı, dilini ısırdığı anılarında gizliydi. 1938’de Dersim’de ne olduğunu tam olarak öğrenmek ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın arşivlerinin araştırmacılara açılmasına bağlı. Genelkurmay Arşivleri’nde Dersim ile ilgili çok sayıda belge ve fotoğraf var. Yine Dersim harekâtıyla ilgili savaş uçaklarının bombardıman yaptığı sırada çekilmiş görüntülerin olduğu biliniyor. Genelkurmay’ın elindeki bilgi, belge ve görüntülerin sansürsüz olarak en azından araştırmacılara açılması Dersim ile çeşitli spekülasyonları ve iddiaları minimize edecektir. Nedense Genelkurmay, bugüne kadar Dersim tartışmalarının hep dışında kaldı. Basın bu olayla ilgili o dönemde sansüre tabi tutuluyor, haberler kontrollü şekilde halka ulaşıyordu.

Yine Türk Tarih Kurumu’nun arşivlerinde de Dersim ile ilgili fotoğraflar mevcut. Onlar da nedense bunu kamuoyuyla paylaşmaya pek yanaşmıyor.
TBMM bu konuda en şeffaf kurum. Dersim ile ilgili zabıtları, görüşmeleri, alınan kararları TBMM arşivlerinde bulmak mümkün… Biz bu yazı dizisinde yine devlet kurumlarından çıkmış çok sayıda belge ve fotoğrafı kullanacağız. Bunların bir kısmını resmi yollarla aldık, bir kısmını da özel koleksiyonculardan temin ettik. Yani hiçbiri ‘gizli’ ya da ulaşılamaz değil. Bunlara ulaşmak için sadece biraz gayret yeterli.

Atatürk: Haydutlar bertaraf edildi

Dersim ile ilgili en çok tartışılan ve bugüne kadar pek kimsenin söylemeye cesaret edemediği konuların başında “Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün harekâttan haberi var mıydı?” sorusu geliyor. Eldeki belge ve bilgilere göre her ikisinin de askeri operasyonlardan haberi vardı.

İkisinin de yapılan her operasyonda emri ve imzası bulunuyordu. TBMM’teki tutanaklara ve Meclis konuşmalarının zabıtlarına bakıldığında bu net görülüyor. Yine Başbakanlık Arşivleri’ndeki ‘kararnamelerde’ de hem Atatürk’ün hem de İnönü’nün imzaları mevcut.

1935, 1936 ve 1937’de Dersim’e yapılan operasyonların altındaki imzalar Atatürk ve İnönü’ye ait. Haziran başında başlanan ve operasyonların en ağırı ve sonuncusu olan 1938 Dersim Harekâtı’ndaki ‘kararname’de de Atatürk’ün imzası var. 9.6.1938 tarihini taşıyan 8993 sayılı kararnamede “Bir aydan fazla devam edeceği tahmin edilen Tunceli harekâtının muharebe ve müsademeleri istilzam edecek mahiyet ve ehemniyette olduğu” belirtiliyor ve “881 sayılı kanunun 1’inci maddesine göre onandığı” yazılıyor. Cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün imzaladığı kararnamede Başbakan olarak Celal Bayar imzası bulunuyor.
9.6.1938 tarihini taşıyan Atatürk imzalı başka bir kararnamede de kara, hava ve jandarmanın Tunceli’ye yapacağı harekâtın ‘sefer mahiyetinde mühim bir harekat’ olduğu yazılı. Atatürk’ün Dersim’den değişik yıllarda başka illere göç ettirilen ve ettirilecek yerliler ile ilgili kararnamelerde de imzası mevcut.

Bravo ve alkışlar Celal Bayar’a!

Yine TBMM Arşivleri’nde bulunan önemli bir belge ise 1 Kasım 1938 tarihini taşıyor. Hasta olduğu için TBMM’nin açılış törenine katılamayan Atatürk’ün bu konuşmasını Başbakan Celal Bayar milletvekillerine okuyor. Söze “Reisimiz Atatürk’ten aldığım emir üzerine bu seneye ait nutuklarını okuyorum” diyerek başlayan Bayar’ın okuduğu metinde Dersim ile ilgili kısımlar şöyle: “Uzun yıllardan beri devam eden ve zaman zaman had safhaya ulaşan Tunçeli’ndeki toplu şekavet hadiseleri muayyen bir program dahilindeki çalışmaların neticesi olarak kısa bir zamanda bertaraf edilmiş o mıntıkada bu gibi vakalar bir daha tekerrür etmemek üzere tarihe devrolunmuştur. (Bravo ve alkış sesleri)”

Dersim ile ilgili imzası bulunan diğer bir devlet adamı da İnönü’den sonra Başbakan olan Bayar. Bölgeyle ilgili geçmiş yıllarda bir de ıslah raporu bulunan Bayar’ın son harekat olan 1938’de Başbakan olarak imzası var. Yine hemen her operasyonun askeri ayağını Genelkurmay Başkanı olarak Mareşal Fevzi Çakmak’ın yürüttüğünü biliyoruz.
Başbakan İsmet İnönü’nün 18 Eylül 1937’de Dersim harekatıyla ilgili TBMM’de yaptığı, çoğu zaman da alkışlarla ve bravo sesleriyle kesilen konuşma metni elimizdeki belgelerin en önemlilerinden biri:

İnönü: Bütün engeller ortadan kaldırıldı

“Şimdi size, Tunceli’ndeki vaziyetin bugünkü halini arzetmek isterim. Cumhuriyet’in imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretin ne kadar adamı varsa, bunlar reisleriyle beraber faaliyet imkanından tamamen mahrum bırakılmıştır.
Cumhuriyet ordusu, ve zabıtası, bu hadise esnasında yaptığı takiplerde, hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çıkılmaz dağ varsa, hepsini Ankara sokakları gibi bastan başa geçmişlerdir. Kanun götüren ordu, jandarma neferlerinin, ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur. Cumhuriyetin ıslahat ve imar programına muhalefet eden bütün engeller ortadan kaldırılmış ve program bir an fasıla vermeksizin ilerletilmektedir.

Uzun süren ve Cumhuriyet kanunlarını behemehal yürütmek için gösterilen azim, şiddet karşısında bile zayiatın binnetice hafif olmasına dikkatinizi celbetmek isterim. Silahlar çok müessir ve silahları kullanmak için hiçbir tereddüt olmadığı halde isyan edenlere karşı silah kullanan ordu heyetleri ve Cumhuriyet jandarması bir hayatı kurtarmak ve korumak için son derecede şefkatle hareket etmiştir. İsyana iştirak eden aşiret reislerinin hepsi mahkemeye verilmişlerdir. Umumi, tabii olan adliye mahkemesine verilmişlerdir. Cumhuriyet idaresinin kuvvetli olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibariyle Tunceli hadisesi en son ve en mukni, bir misal olmuştur.”
Sponsor Reklamlar

munzuro bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.11   #13
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Dersim Gerçeği-2


Dersim ile ilgili en ciddi iddialardan biri zehirli gaz kullanıldığıdır. Çağlayangil açık açık gaz kullanıldığını söylemişti. İngiliz belgeleri de gaz olayını doğruluyor.

DERSİM GERÇEĞİ-2

DERSİM’DE GAZ KULLANILDI

DERSİM GERÇEĞİ-1 BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Ayça Örer- Abdullah Kılıç- Radikal
Dersim katliamıyla ilgili ilk defa CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun o dönem Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil ile yaptığı bir röportajda gündeme gelen ‘gaz kullanıldı’ iddiasını İngiliz belgeleri de doğruluyor. İngiliz Arşivleri’nde bulunan ve ilk kez Radikal’in yayımladığı bu belgede ordunun ‘savaş uçağı ve gaz ‘kullandığı öne sürülüyor.

17 Ocak 1947 tarihini taşıyan ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na yollanan Dersim ile ilgili üç sayfalık raporda şunlar yazılı: “Uçakların kullanıldığı, inanıyorum ki gaz da kullanıldı, insafsız operasyonlardan sonra silah taşıyabilecek nüfusun çoğunluğu Anadolu’nun diğer ücralarına nakledildi…”
Ankara Büyükelçiliği’nin Basın Ataşesi W.E.D. Allen’in yazdığı rapordaki iddiaların bir kısmı o dönemde bölgede görev yapan Jandarma Komutanı Albay Nazmi Sevgen’e dayandırılıyor. Sevgen’in emekli olduktan sonra CHP’nin İstanbul’daki güvenlik sorumlusu olduğu belirtilen raporda ayrıca Sevgen için ‘Büyükelçilik Bilgi Bürosu’nun yakın arkadaşı’ ifadesi de dikkat çekici. Sevgen’in bölge ile ilgili topografik bilgiler içeren bir tezinden de bahsedilen raporda, 1947’de sıkıyönetimin kaldırılmasıyla birlikte 2 bin Kürt ailenin otlatma ve ormancılık yapmaları için bölgeye geri çağrıldığı belirtiliyor.

Çağlayangil de söylemişti

Dersim’de gaz kullanıldığına dair iddiaların bir diğer önemli dayanağı da Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmadan çok önce, özel bir çalışma dolayısıyla dönemin Malatya Emniyet Müdürü Çağlayangil ile yaptığı röportajdır. Bu röportajın kamuoyuna yansıyan kısmında Çağlayangil şöyle diyor: “…Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz.”

29 Ocak 1947 tarihli o rapor

‘İngiltere Büyükelçiliği, Ankara/29 Ocak, 1947’ başlıklı ve Ernest Bevin imzalı üst yazıda şunlar var: “Efendim, 1936’da yaşanan karışıklıklardan sonra uygulanan olağanüstü halin şu an itibariyle hükümet tarafından kaldırıldığını size bildirmekten şeref duyarım. Tunceli bölgesi (önceden Dersim olarak bilinen yer), Türkiye’nin güneydoğusunda yer alır ve çoğunlukla Kürtler tarafından mesken edilmiştir. Basın ataşesi tarafından hazırlanan bölge hakkında bir bildiri ve bölgenin yakın tarihi ektedir.”

Dersim planı 5 yıl önce hazırdı

1938’deki askeri harekâttan tam 5 yıl önce Jandarma Umum Komutanlığı tarafından hazırlanan eylem planı, askerin her halükârda Dersim’in üzerine yürüyeceğini ve aşiretlerin sürgün edileceğini gösteriyor.

Dersim’de ne olmuştu?

1936’da geniş yetkilerle donatılan General Abdullah Alpdoğan ‘genel müfettiş’ olarak bölgeye gönderildi. Dersim, Elazığ ve Bingöl illerinde sıkıyönetim ilan edildi. Şeyh Sait isyanından beri aşiretler arasındaki gerginlik son dönemde ‘devletten yana olan ya da olmayan’lar düzeyine gelmişti. Bu gerginlik, ‘devletin uzattığı elin havada kalması’ Alpdoğan Paşa’nın sinirlerini iyice bozmuştu. Dersim’e devletin nüfuz etmesi ancak bölgenin en güçlü isimlerinden Seyid Rıza ile anlaşmaya bağlıydı. Alpdoğan, Seyid Rıza’ya geniş bir arazi, çok sayıda dükkân ve para teklif etti. Seyid Rıza, bu ‘rüşveti’ kabul etmedi. 1937’de Dersim’de bir iç savaşın yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, oğlu İbrahim’i Alpdoğan Paşa’ya yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan İbrahim, Alpdoğan’ın emriyle öldürüldü. Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi. Bu olay isyan sayıldı ve Nisan 1937’de harekât resmen başladı. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’i bombalamaya başladı. Askeri harekâtlarda 50 bine yakın Dersimlinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.

Dersim’deki harekâtın her ne kadar isyanı bastırmak için yapıldığı söylense de yayımladığımız belge ve fotoğraflar, aslında bu askeri harekâtın çok önceden planlandığını ortaya koyuyor. Bu belgelerin en önemlisi ise 1938’deki harekattan tam 5 yıl önce 1933’te eski adıyla Jandarma Umum Kumandanlığı’nın hazırladığı ‘gizli’ eylem planıdır.
Yalnız 100 adet basılan, üzerinde ‘gizli ve zata mahsustur’ yazılı kitapçıkta Dersim’in tarihi, coğrafi ve demografik özelliklerinin yanı sıra ‘asayişsizliği’ ile ilgili de bilgiler yer alıyor. Ayrıca Dersim’le ilgili hazırlanan altı rapor da kitapçıkta mevcut. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporuna göre, Dersim halkı son derece zeki, kurnaz ve hileci. Aynı zamanda çıbanın başı… Dersim’deki asayiş sorunlarının tek tek sıralandığı kitapçıkta bölgenin itaatsizliğine de değiniliyor. Kitapçık iki ana bölümden oluşuyor. Dersim’i tanıtmak ve Dersim’in asayiş vaziyeti. İlk bölümde, Dersim’in coğrafi vaziyeti, yolları, suları, nüfus vaziyeti, ırki, iktisadi, zirai, idari, mali, askerlik ve aşiret vaziyetleri anlatılıyor. İkinci bölümde ise Dersim’in asayişsizliği anlatılırken, bu konuda alınacak ıslahi esaslar ve bu çalışmanın safhaları anlatılıyor. Dersim’den hangi aşiretlerin çıkarılacağı planları da yapılmış. Hazırlanan plandaki çarpıcı ifadelerden bazıları şöyle:
Dersim kıt’ası ahalisi, menaatı mevkiiyeleri hasebile alelekser yaptıkları yanlarına kâr kaldığından bundan cüret alarak hükümete inkiyat (boyun eğmek) etmiyor, vergi ve asker vermiyor…
Dersimlilerin cidden ıslahı için ittihaz (tutma, sayma) icrası labut tedabire gelince: ‘Muhtemelen her mukavemeti hesap ederek bunu kıracak kadar 4. ordudan (20. tabur) kuvvet tahsisi…

‘Dersim büyük bir çıban’

Kitapçıkta bazı raporlara da yer verilmiş. Bunlardan biri de Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu. O raporun bazı bölümleri de şöyle:
Seyit Rıza’nın bütün aşiretleri ittifakına alması ve harekete şubatta geçmeleri ihtimali hakkındaki keyfiyeti teyit veğ tevsik kabil olmamıştır. Yakın bir mülakatın vereceği netayiç ve malumatı arz edeceğim gibi Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefküreleşiyor (ülkü, ideal), tehlike büyüyor…
Dersim, hükümeti Cümhuriyet için bir çıbandır…
Raporun ardından çıkarılan bir de şu sonuç kitapçığa eklenmiş: “Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat ve Kürtlük temayülatı ile bulaşmış, tehlikeli bir çıbandır. Bu çıbanın kat’i bir ameliyeye tabi tutulması lazımdır…”
“Dersim halkı cahildir. Bununla beraber şekavete, tecavüze, soygunculuğa, asıl müessir rüesa olmuştur” diye başlayan bölümün sonunda ıslah çalışmalarının safhaları şöyle anlatılıyor: “Ana yolların inşası, silahların toplanması, reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere Garbi Anadolu’ya nakli…”

1935 ve 1936’da da rapor yazıldı

İNÖNÜ RAPORU

İsmet İnönü’nün hazırlattığı 1935’teki raporda özetle şunlar yazıyordu: “Erzincan’da Dersim Kürtlerine karşı vaktiyle set olan Türk köyleri dağılıp zayıflayarak ve Ermeniler kâmilen (tamamen) kalkarak Dersimlilerin istilasına karşı meydan tamamen boş kalmıştır. Köyler Dersim’in semiz halkı ile süratle dolmaktadır. Bu köyler Dersim çapulcu kollarının içeri yayılması için menzil ve yatak rolü yapmaktadır… Dersim vilayetinin yeniden teşkiliyle askeri bir idare kurulması ve ıslahın bir programa bağlanması lazımdır. 1935 ve 1936’da yolları, karakolları yapılacaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2. Fırka Kuvvet ilbaylığı emrine 1937 ilkbaharında verilecektir.”

BAYAR RAPORU
Celal Bayar da başbakan olduğunda 1936’da Dersim de dahil bölgeyi gezerek bir ‘Şark Raporu’ hazırladı. Raporunun girişinde şu ifadeler yer alıyordu: “Hariçten sokulmağa çalışılan politikanın muzır cereyanlarını kırmak ve bu yurddaşları ana vatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmî ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir aksülamelden ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor. Bunu bir sisteme bağlayarak, kendilerine sarih talimat verilmesini çok yerinde ve faideli bir tedbir olarak telâkki etmekteyim.”

Dersim isyanı kronolojisi

Haziran 1925
İsyan dalgası Şeyh Sait ile başladı. Bu isyan kanlı bir şekilde bastırıldı, Şeyh Sait İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve idam edildi. Devlet artık bu bölgeye hep şüphe ile bakmaya başladı.

Ocak 1936
Geniş yetkilerle donatılan General Abdullah Alpdoğan, bölgeye gönderildi. Dersim, Elazığ ve Bingöl illerinde sıkıyönetim ilan edildi. Yaptığı ilk iş, kışla inşa etmek oldu.

Ocak 1937
Seyid Rıza, oğlu İbrahim’i Alpdoğan’a göndererek kanın durdurulmasını istedi. İbrahim, dönüşte Alpdoğan’ın emriyle öldürüldü. Seyid Rıza 100 kişilik silahlı gücüyle bir karakolu bastı.

Nisan 1937
Askeri harekât resmen başladı. Bölgeye halkı teslim olmaya çağıran bildiri atıldı. Bildiride, “Teslim olun. Yoksa Cumhuriyet’in kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz” deniliyordu.

Eylül 1937
Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken 12 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. Sonra da idam edildi.

Haziran 1938
Yeni bir askeri harekât daha başlatıldı. Oldukça kanlı olan bu harekatta resmi rakamlara göre 13 bin kişi öldü. Tarihçilere göre ise üç yılda ölen Dersimlilerin sayısı 50 bine yakındı.
Sponsor Reklamlar

munzuro bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.11   #14
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Atatürk Dersim Harekatı’nın Başındaydı


Bu fotoğraf Atatürk ve İnönü’nün Dersim Katliamı’nı bizzat yönettiğini kanıtlıyor.Radikal’in Dersim Gerçeği yazı dizinde yeni bilgi ve belgeler Atatürk’ün Dersim Katliamı’ndan haberdar olduğunu ortaya koyuyor.Radikal Gazetesinin Dersim Gerçeği yazı dizisinde bugüne kadar bilinmeyen bazı bilgi ve belgeler gün ışığına çıktı.
İşte o yazı dizisinin 3. bölümü:

DERSİM GERÇEĞİ – 3

DERSİM GERÇEĞİ-1 BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

DERSİM GERÇEĞİ-2 BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Ayça Örer – Abdullah Kılıç-Radikal

Köşk’ün Muhafız Alayı da gönderilmiş

Dersim’e yönelik askeri harekâta dair dikkatlerden kaçan bir ayrıntı daha ortaya çıktı. 1937’deki harekâta ‘görülen lüzum’ üzerine Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı da katılmış. 4 Mayıs 1937 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’nın 4. Genel Müfettişliği’ne gönderdiği yazı bunu doğruluyor. Yazıda, “Muhafız alayının usta erleri ve yalnız süvari bölüğü ve bir dağ bataryasının Ankara’dan trenle Elazığ’a hareket ettirileceği…” belirtiliyor.



Uluğ da olayı doğruluyor

Yine Dersim harekâtına Albay İsmail Hakkı Tekçe komutanlığındaki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın gönderildiği bilgisini o dönemin CHP Kütahya Milletvekili Naşit Uluğ da teyit ediyor. Uluğ, ‘Tunceli Medeniyete Açılıyor’ adlı kitabında olayı şöyle anlatıyor: “Doğudan tertip edilen kuvvetlere Ankara’dan Muhafız Alayı da iştirak etti ve bu kuvvetlere Nazımiye, Keçiseken, Sin ve Karaoğlan hattına süratle varmak vazifesi verildi. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Asbaşkan Orgeneral Asım Gündüz ve kurmayları Dersim’e giderek harekâtı takip etti.” Atatürk’ün en güvendiği adamlardan biri olan Uluğ, aynı zamanda o dönemde Cumhuriyet gazetesi yazarıydı. Muhafız Alayı’nın 7 Haziran tarihinde Dersim’de olduğu tahmin ediliyor. Çünkü Alay Komutanı Albay İsmail Hakkı Tekçe’nin aynı tarihte Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan, 17. Tümen Komutanı Tuğgeneral Kemal Ergüden, 62. Alay Komutanı Albay Şemsettin, Jandarma Alay Komutanı Yarbay Cevdet, Beyaz Dağ’da buluşup harekâtın gidişatı yönünde görüştüğü biliniyor.
18 Haziran’da trenle Elazığ’a gelen İnönü, 21 Haziran’da beraberinde Sağlık Bakanı Refik Saydam, 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay, 4. Genel Müfettiş Korgeneral Abdullah Alpdoğan ve 7. Kolordu Komutanı Korgeneal Galip Deniz ile harekât planı üzerine bir toplantı yapmıştı. Albay İsmail Hakkı Tekçe, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında kritik görevlerde bulunmuş bir isim. Ayaklanmaları bastırmakta ünlenmiş Topal Osman, Atatürk’ü koruyan Muhafız Alayı’nın ilk komutanıydı. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’i asarak ödürünce Atatürk’ün emriyle Tekçe tarafından öldürüldü.

CHP Milletvekili Naşit Hakkı Uluğ anlatıyor

Dersim nasıl medenileştirildi!

Gazeteci Naşit Hakkı Uluğ tarafından yazılan ‘Tunceli Medeniyete Açılıyor’ kitabı 1939’da basıldı. Operasyon sonrasında Dersim’in resmi ideoloji tarafından nasıl şekillendirildiğinin kanıtı olan kitapta, Uluğ, Dersimlileri ‘tembel, esrarkeş, asi tabiatlı’ olarak niteliyor, ‘tetik kullanmaya alışkın ellerin nasırlaştırılacağı ve yapıcı insan haline getirileceği’ni anlatıyor. Uluğ, ‘kara cahil’ olarak nitelediği halk için 1937 harekâtının kurtarıcı olduğunu savunuyor. Uluğ, İnönü ve Atatürk’ün birbirlerini izleyen tarihlerde Dersim’e ziyaret gerçekleştirdiğini de ‘İnönü Dersim’de’, ‘1937 Harekâtının Sonunda’, ‘Atatürk Dersim’de’ bölümleriyle doğruluyor. Operasyonun sonunda varılan nokta kitapta, “Bu dava, Kemalizm’in yapıcı vasfının yeni bir muvaffakiyet sahası olacaktır ve daha bugünden olmuştur bile…” sözüyle özetlenmiş.

Çocuk nasıl büyür

‘Dersimli Çocuk Nasıl Büyür’ başlığında, “Çocuk Dersim’de bir ot gibi büyür” ifadesi yer alıyor. ‘Gelinlerin ekseriyetle ilk geceden gebe kaldığı”, “kadınların erkekten kaçmadığı”, “konu komşunun birbirinin malına göz diktiği” bir kültür portresi çizen kitap, Dersim’de gerçekleştirilmesi beklenen hedefi de ortaya koyuyor: “Dersimlinin kuvveti ayağında, baldırında ve ciğerindedir. İyi koşucudur, fakat yapıcı değil.. Kazmayı kayaya kuvvetle vurup saplayamaz, omuzu ve beli, meselâ bir Orta Anadolu çocuğunun vücudu gibi ‘yapıcı insan’ gövdesi halinde teşekkül etmemiştir. Kazmayı vurup kayaya saplayamayan bu omuzlar, kuvvetli bir bel hareketiyle bir parçayı koparıp yerinden sökemez. ”
Daha sonra “Dersim’in kayıp kızları” olarak nitelenen ve ailelerinden ayrılarak enstitülere gönderilen kız çocuklarının hikâyeleri de kitapta yer alıyor. Bu kızları, ‘Tunçelinin müstakbel kadın eğitmenleri’ olarak niteleyen yazar, bu kızlardan biriyle de konuşmuş. Tunceli’nde yaşanan gelişme kitapta övülüyor, operasyonun ardından 5 hükümet konağı, 10 mektep, 9 kışla, 5 nahiye karakolu yapıldığı bilgisi veriliyor. Bütün bu harcamalar üç buçuk milyon lira tutmuş. O dönemde yapılması düşünülen bir de anıt var:
“11 metre yükseklikte bir anıt dikilecektir. Bu anıt bir kasaturayı andırmaktadır. Kaidenin üzerine şehitlerin adı kazılacaktır. Vatan uğrunda ölenlerin ruhu şâd olsun.” Kitapta bahsedilen anıt bugün Mameki ilçesi girişinde bulunuyor.

İngiltere’ye hiç mektup yazmadı

Dersim operasyonu sonrasında 1 Temmuz 1938’de Hatay üzerinden Halep’e giden ve Dersim’in önde gelen fikir insanlarından biri olan Baytar Nuri’nin, Seyit Rıza tarafından İngiltere’ye yazılan ve operasyona gerekçe gösterilen mektubu kaleme aldığı öne sürülüyor.
Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık tarafından ortaya atılan iddiaya göre, asılmasına neden olan mektup Seyit Rıza tarafından yazılmamış. Saltık mektubu asıl kaleme alan kişinin o dönemde Suriye’ye geçen ve orada Dersim meselesi üzerine uluslararası kamuoyu yaratmaya çalışan Nuri Dersimi olduğunu söylüyor: “Dersim operasyonu üzerine ilk yazılan kitaplar Nuri Dersimi’nin Suriye’de hazırladıklarıdır. Olayların ardından Dersimi’nin Türkiye’ye girişi yasaklanır. Suriye’ye kaçmak zorunda kalır. Baytar Nuri’nin hatıratları sonradan Suriye’de yazılmıştır. Seyit Rıza’nın İngiltere’ye yazdığı mektup hep devlet tarafından ön plana çıkarılıyor. O mektup Nuri Dersimi tarafından yazıldı. Nuri Dersimi o mektubu yazıp Fransız Mangası’na teslim etti. Fransa Devlet Arşivleri’nden bunu doğrulamak mümkün. Seyit Rıza’nın böyle bir mektubu yoktur.” İngiliz arşivlerinde bulunan ve Seyit Rıza’nın idamına gerekçe olarak gösterilen mektup, 30 Temmuz 1937 tarihli, ‘Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına’ hitabıyla açılıyor ve altında Seyit Rıza Dersim Başkomutanı ifadesi yer alıyor.

Seyit Rıza’nın askeri harekâtı başlatan baskını

Dersim isyanının simgesi Seyit Rıza, resmi kaynaklara göre bölgedeki isyanın da en azılı ele başıydı. 1937 yılında Dersim’de bir iç savaşın yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, bir yakınını Alpdoğan Paşa’ya yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan arabulucu Alpdoğan’ın emriyle Kırgan aşiretinden iki kişi tarafından öldürüldü. İki süikastçi Hozat’ giderek askeri kışlaya sığındı.
Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi. Bu baskında 33 askerin öldüğü iddia edildi. Ve ardından harekat resmen başladı. Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, birkaç ay sonra “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken 12 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. 15 Kasım 1937’de de idam edildi.

Atatürk harekât merkezinde



Desim konusunda en fazla merak edilen ve üzerine bir hayli spekülasyon yapılan konu, Atatürk ve İnönü’nün Dersim harekâtı konusunda bilgilerinin olup olmadığı. Bu fotoğraf Atatürk’ün bizzat Dersim harekâtına bütünüyle hakim olduğunu kanıtlıyor. Fotoğraf, Atatürk’ün kumanda merkezi Elazığ’daki Dördüncü Umumî Müfettişliği’ni 17 Kasım 1937’deki ziyareti esnasında çekildi. Atatürk’ün yanında Dersim harekâatının komutanı Abdullah Alpdoğan var. Atatürk Pertek’e hareket ederek Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nü açmış, buradan Pertek’e geçmiş, ardından da Elazığ’a geri dönmüştü.
Sponsor Reklamlar

munzuro bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 23.11.11   #15
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


“Sabiha Gökçen’in Adı Havalimanından Silinsin”


Dersim Katliamını araştırmak için komisyon kurulmasını öneren AKP’li Mehmet Metiner, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın adının değiştirilmesini istedi


Dersim News/Ankara – Star gazetesinin haberine göre AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Dersim Katliamı araştırmak için komisyon kurulmasını önerdi ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nın adının değiştirilmesini istedi.



Metiner Dersim Katliamıyla ilgili iki öneride bulundu. Dersim Katliamını araştırmak için komisyon kurulmasını isteyen Milletvekili Mehmet Metiner, Dersim Katliamı sırasında Hava Kuvvetleri’nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdiği iddiasıyla Sabiha Gökçen’in adının verildiği havalimanın da isminin değiştirilmesini istedi.

Metiner, “Bu somut iki teklife CHP de sıcak bakıyorsa, Dersim’le ilgili tarihsel yüzleşmeye hazır hale geleceğimiz ve bir özür faslının başlayacağını da düşünebiliriz” dedi.
Sponsor Reklamlar

munzuro bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.11.11   #16
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Dedemin Mezarı Nerede?


“Mezar yerlerinin bize söylenmesi lazım. Yaktılar mı, defin mi ettiler, o bile bilinmiyor!
Dedem asılırken, 40 lirasının ve saatinin oğluna verilmesini vasiyet ediyor. Bunlar nerede? Manevi değeri vardır.”

Hiç kin ve nefret içinde olmadık

Dersim olayları sırasında idam edilen Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat, ‘Başbakan’ın özür dilemesi doğru, ama faturayı Kılıçdaroğlu’na yüklemesi yanlış. O da acıyı bal eyleyen bir Dersim evladı’ dedi

Dersim’in sembol isimlerinden Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat, devlette devamlılığın esas olduğunu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özür dilemesinin, olması gereken doğru bir adım olduğunu vurguladı. Polat ‘Biz hiçbir zaman kin ve nefret içinde olmadık. Tüm partiler elbirliğiyle bu konuyu açıklığa kavuştursun’ dedi. Polat AKŞAM’ın sorularını yanıtladı:



- Dersim’in isyankar ruhunda geçmiş acılar mı saklı?
Aleviler taa Kerbala’dan bugüne vahşeti, insanlık dışı uygulamaları yaşadı. Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce Alevi kılıçtan geçirildi. Nice olaylar yaşandı. Aleviler, sarp dağlarla çevrili Dersim’e sığındı, dağlara kaçtı. Bugün de Aleviler hep dağlık bölgelerde yaşar.

DEDEM İNGİLİZ AJANI DEĞİL

- Dedenizin İngiltere Dışişleri Bakanı’na 30 Temmuz 1937′de mektup yazarak yardım istediği, bunun Atatürk’ü çok kızdırdığı söylenir.
Bu iddiayı asla kabul etmem. Dedem, hiçbir zaman İngiliz ajanı olmadı. Çünkü bu mektubu yazacak dili, tercümanı, kudreti yok. Mektubu o sırada Suriye’ye sığınan Nuri Dersimi, yani Baytar Nuri yazıp, dedemin imzasını atmış. Sanki Dersimde’ymiş gibi olayları anlatmış.

- Seyit Rıza’nın Kürdistan kurmak istediği iddiaları için ne diyorsunuz?
Bunu isteyen Nuri Dersimi’dir. Seyit Rıza’nın, hiçbir zaman devlet kurayım diye bir niyeti yok. O sadece insanlarını, çoluk çocuğunu, aşiretini korumak için çalışmış.

- Peki Dersim operasyonu niye yapıldı?
Dersim’in kendi içinde, aşiretler arasında kavgalar yaşanıyor. Bunun üzerine devlet asayiş sağlamak için Nazimiye’de karakol yapıyor. O karakoldaki kimi askerler, kadınları taciz edince Desimliler karakola saldırıyor. Dersimliler hep kayıtlarda, ‘asi, çapulcu, beyaz donlu’ olarak görülmüş, aşağılanmak istenmiştir. Çünkü fakirler, patiska bulabildikleri için onu giyiyorlar. En sonunda Dersim’i denetim altına almak için 1936′da kurulan 4. Umumi Müfettişliği’nin başına getirilen Korgeneral Abdullah Alpdoğan, Dersim aşiret reislerini topluyor, silahlarını toplamak istiyor. Bazısı kabul ediyor, bazısı silahını vermemek için direniyor. Sonra operasyonlar başlıyor. Dedem, Ovacık’ın Birdo (Karaoğan) köyüne gidiyor. Askerler geliyor, tarıyor. Oğullarını, gelinini ve karısını, toplamda ailesinden 12, aşiretinden 45 kişiyi öldürüyor.

- Nasıl idam ediliyor?
Seyit Rıza her şeyini kaybediyor. Erzincan Valisi ile görüşmeye giderken yakalanıyor ve Elazığ’a götürülüyor. Oğlu Reşık Hüseyin, babasını ziyaret etmek için Erzincan’a gidince, onu da cezaevine atıyorlar. Göstermelik üç şahit buluyorlar. Seyit Rıza’nın yaşı idama uygun olmadığı halde, yalancı bir şahitle yaşı küçültülerek idam ettiriliyor.. Asıldığında yaşı 75′tir, ama 70 yaşında gösteriyorlar. Aynı şekilde oğlunun yaşı da idama uygun değildir, onun da yaşını büyütüyorlar. Sonuçta dedem Seyit Rıza,oğlu Reşik Hüseyin, Yusufhanlı Fındık, Şihan Reisi Usene Seydi, Demenan Reisi Cebrail ve oğlu, Kureyşanlı Hasan ve Hayderanlı Kamer Ağa, Elazığ Buğday Meydanı’nda infaz ediliyor. Bu asılan kişilerin mezarları nerede? Elazığ’da gömüldükleri yer konusunda çeşitli rivayetler var. Mezar yerlerinin bize söylenmesi lazım. Yaktılar mı, defin mi ettiler, o bile bilinmiyor!
Dedem asılırken, 40 lirasının ve saatinin oğluna verilmesini vasiyet ediyor. Bunlar nerede? Manevi değeri vardır.

OLMASI GEREKENDİ

- Başbakan’ın özrüne yorumunuz?
TC Başbakanı Erdoğan özür dilemiştir. Olumlu ve anlamlıdır. Sevindim, teşekkür ederim. Keşke bu açıklamayı partisinin toplantısında değil de Başbakanlık veya Meclis’te yapsaydı. Daha bağlayıcı olurdu. Ne kadar samimi, ne kadar politik bir argümünla bunu yaptı, göreceğiz! Devlette devamlılık vardır. Bugün devleti AK Parti temsil ediyor. Dolayısıyla özür dilemesi gerekirdi, olması gerekeni yaptı. Ama yetmiyor. Devlet arşivleri açıklanmalıdır. Kaç kişi göç ettirildi, tam anlamıyla kaç kişi öldürüldü? Dersim’in kızları kimlere evlatlık verildi, şimdi neredeler? Dedemin mezarını söylesinler ki gidip mum yakayım, dua okuyayım, Fatiha okuyayım. Biz hiçbir zaman kin ve nefret içinde olmadık. Tüm partiler elbirliğiyle bu konuyu açıklığa kavuştursun.

KILIÇDAROĞLU DA ACIYI BAL EYLEDİ

- Başbakan’ın Kılıçdaroğlu’na dönük Dersim eleştirileri için ne düşünüyorsunuz?
Başbakan Erdoğan gerekeni yaptı, ancak faturanın Kılıçdaroğlu’na kesilmesini kabullenmiyorum. Kimse Dersim’i siyasi amaçlı kullanmasın! Kılıçdaroğlu, Tuncelili acılı bir aileden geliyor, acıyı bal eylemiş bir Dersim evladıdır. Ayrıca bu konuyu gündeme taşıyan CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’e destek veriyorum, minnettarım.

Ebru TOKTAR ÇEKİÇ /Aksam
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.11.11   #17
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Hüseyin Aygün Bu Akşam CNNTÜRK’te


Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün, bu akşam (28 Kasım Pazartesi) saat21:30’da CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu “Tarafsız Bölge” programına konuk olacak.

“Tarafsız Bölge” programına canlı yayın konuğu olan Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün; Dersim katliamı, CHP’nin konumu, Başbakan’ın özrü, Dersim 1938 Komisyonu ve Dersim ile ilgili bugün yapılabilecekler üzerine konuşacak.

Saat 21.30′da başlayacak olan program CNNTURK’ten canlı yayınlanacak.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.11.11   #18
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Hüseyin Aygün Sessizliğini Bozdu










Dersim tartışmasının mimarı CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, “Sivas’ın vicdan muhasebesini yapamayanlar, Dersim’in hesabını da soramazlar. Şimdi Dersim harekâtında görev alanların adlarının bazı yerlerden kaldırılmasını isteyenlerin, Sivas’ta katillerin adını maktullerin yanına yazdığını hatırlatmak isterim” dedi

Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün, Habertürk’ten Kutlu Esendemir’e çarpıcı açıklamarda bulundu.
İşte habertürk’teki o röportaj:

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün bir gazeteye yaptığı “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaydan haberdardır” açıklamasının ardından Türkiye, bir haftadır Dersim olaylarını konuşuyor. Aygün’ün yaptığı açıklamayla, CHP içinde patlak veren tartışmalar ve sonrasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaşanan acılardan CHP’yi sorumlu tutup “Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben özür dilerim ve diliyorum” sözleri, konuyu daha da alevlendirdi. Dersim tartışmalarının öznesindeki isim, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, sessizliğini ilk kez bozdu, sorularımı yanıtladı.

- Dersim’de 1938’de yaşanan trajedide partinizin rolü neydi?
Dersim 38 trajedisi, Alevilerin 500 yıldır maruz kaldığı ayrımcılık ve katliam uygulamalarının Türkiye’nin modernleşme çabalarıyla kesiştiği bir tarihsel uğrakta yaşandı. Bu uzun eşitsizlik ve baskı tarihini dikkate almadığımız müddetçe, 38’de olanları doğru olarak anlayamayız. Dersim, Kuyucu Murat ile başlayıp günümüzde Maraş, Gazi Mahallesi ve Sivas’a kadar uzanan talihsiz uygulamalar zincirindeki önemli halkalardan da birini temsil eder. Bu yüzden de Türkiye’deki hâkim grupların ortak paylaştıkları bir mirasın ve siyasal bilinçdışının eseri.

- Cumhuriyet tarihine dönerseniz.
Cumhuriyet tarihinde merkezi ulus devletin inşasına etnik veya dinsel nedenlerle direnç gösteren çok farklı toplumsal kesimler oldu. Ama bu kesimlerin hiçbiri Dersimliler kadar orantısız ve hukuksuz bir biçimde devletin gazabına maruz kalmadı. Dersim’in maruz kaldığı şiddetin kapsamı ve ölçüsündeki farklılığı sadece tarihin derinliklerinden gelen bu bilinçdışıyla açıklayabiliriz. Bu çerçevede devletin kurucusu olan ve halen devam eden CHP geleneğinin tek başına sorumlu olduğunu iddia etmek haksızlık olur.

- Neden?
CHP değil de, Türkiye’de sağ geleneği temsil eden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası veya Serbest Cumhuriyet Fırkası işbaşında olsaydı da, uygulamanın şiddetinin çok farklı olacağını sanmıyorum. Zaten Demokrat Parti başta olmak üzere sağ siyasetin Celal Bayar, Fevzi Çakmak ve Ragıp Gümüşpala gibi kurucu isimlerinin Dersim olayları sırasında CHP’de görevli veya fiilen harekâtta yer almış olması bunu çok net bir şekilde ispatlıyor. Dönemin tüm siyasal seçkinlerinin paylaştığı bir zihniyetin sorumluluğunda CHP’nin “günah keçisi” olarak gösterilmesi, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

- Başbakan’ın, sizi ‘Lince uğramış Dersimli bir milletvekili’ nitelemesi ve genel başkanınızla beraber özür dilemeye çağırması ne anlam ifade ediyor?
Lince maruz kaldığımı düşünmüyorum. Ama şunu belirtmek isterim: Dersimliler mağdurdur. Mağdurun mağduriyetinden dolayı özür dilediği dünyanın neresinde görülmüştür? Tunceli milletvekillerinin özür dilemesi gerektiğini anlamlı bulmadım.

- CHP içinden de size yönelik tepkiler oldu.
Parti içinde farklı fikirde olan arkadaşlarım benim fikirlerime katılmadıklarını belirttiler. Ancak bu açıklama sonucunda ne CHP yönetiminden ne de parti örgütünün başka kademelerinden baskıcı veya dışlayıcı bir uygulamaya maruz kalmadım. Görünüşte beni savunuyormuş gibi duran yaklaşımların maksatlı olduğunu düşünüyorum.

- Tunceli’nin seçimlerde sürekli CHP’ye yönelmesi, “Stockholm sendromu”yla açıklanabilir mi?
“Stockholm sendromu”, kurbanın celladına âşık olduğu marazi bir ruh halini tanımlamak üzere geliştirilmiş bir kavram. Bir ferdi olmaktan gurur duyduğum Dersim halkına bu çirkin yakıştırmaların yapılmasını doğru bulmuyorum. Dersim halkı, 38 olaylarının şu veya bu partiye mal edilerek açıklanabilecek bir mesele olmanın ötesinde, derin toplumsal ve tarihsel kökleri olan bir sorun olduğunun bilincinde. Bu bilinç, Dersim seçmeninin bir sendromun etkisi altında davrandığını göstermek şöyle dursun, siyasi olgunluk düzeyini gösteriyor. ‘

‘BAŞBAKAN’IN ÖZRÜNÜ OLUMLU KARŞILADIM’
- Başbakan Erdoğan’ın özür dilemesini nasıl buldunuz?
Çok olumlu karşıladım; özür seçmen çevremde de belli bir memnuniyet yarattı. Ama özrün kabul görmesi için çok erken. Doğru bir başlangıç noktasından hareket edilmediğini düşünüyorum. Bunun nedeni özrün Alevilik ile Dersim38 olayları arasındaki bağın ısrarla görmezden gelinmesi. Başbakan konuşmasını, katliamın bürokratik akılcılığın yol göstericiliğinde davranan din karşıtı bir seçkinler topluluğunun eseri olduğu görüşü üzerine kurdu. Fındık Hafız’ın “hafızlığı”, Seyit Rıza’nın “dindarlığı” bu çerçevede vurgulandı. Dersim olayının “din mazlumluğu”meselesi olduğunun, dolayısıyla Alevilikle ilgisinin olmadığının altı özenle çizildi. Necip Fazıl’ın değerlendirmeleri üzerinden milliyetçi-mukaddesatçı kesimin vicdanı temize çıkarıldı.

‘SİVAS’IN MUHASEBESİNİ YAPMAYANLAR DERSİM’İN HESABINI SORAMAZLAR’
- Erdoğan’ın açıklamalarının geneline bakarsanız.
Başbakan’ın yaklaşımı özel olarak Dersimlilerin, genel olarak da Alevi topluluğunun gündelik yaşam deneyimiyle taban tabana zıttır. Dersim’e yönelik özür, belli bir özeleştiri içerdiği zaman gerçek bir özür olup kabul görecektir. Başbakan özür konuşmasında geçmişte kendisine karşı dosya hazırlayan bazı yargı mensuplarının Alevi köklerini yeniden ima ederek yeni bir ayrımcılık örneği sergiledi. Bence Alevi topluluğu şunun fazlasıyla farkındadır: Sivas’ın vicdan muhasebesini yapamayanlar, Dersim’in hesabını da soramazlar. Dersim harekâtında görev alanların adlarının bazı yerlerden kaldırılmasını isteyenlerin, Sivas’ta katillerin adını maktullerin yanına yazdığını hatırlatmak isterim.

- Kılıçdaroğlu’nun Dersim tutumunu, “pısırıkça” bulanlar oldu.
Bence haklılık payı yok. Kılıçdaroğlu’nun, sosyal demokrasiyi, solu yeniden tanımlamak ve ülkeyi düze çıkarmak gibi tarihsel bir misyonu var. Davranışlarına sadece biyografisinin etkisi altında yön veremeyeceği ortada. Adaletin, kardeşliğin ve barışın tesis edilmesiyle ülkenin birlik ve beraberliğini bir arada sağlamak gibi asli bir görevi var. Bu görev, “akıllı”, “sakin” ve “sorumlu” davranmayı gerektiriyor. Kılıçdaroğlu, bir Alevi ve Dersimli olmaktan onur duyduğunu belirtmiş bir lider. Burada “pısırıkça” olan nedir?

- Dersim konusunda sağlıklı bir tartışma yaşanıyor mu sizce?
Tartışma başlamış olmasını demokrasi açısından “sağlık” belirtisi olarak kabul ediyorum. Seyit Rıza’nın mazlumluğundan Dersim’de bir isyan olmadığına kadar bazı temel sorunlarda genele yakın bir uzlaşma oldu gibi duruyor. Bu gelişmeleri çok önemli buluyorum.

- Neden?
Çünkü Dersim konusunda kurulmuş olan resmi tarih anlatısının dayandığı bazı görüşlerin artık kabul görmesi mümkün gözükmüyor. Bu aşamadan sonra tartışmanın daha sağlıklı ilerleyebilmesi ve bu konuyu siyaseten çözüme götürecek doğru bir yön tayin edebilmek için mağdurların dinlenmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Mağdurların talepleri ve beklentileri, çözümün ne olduğu konusundaki temel ipuçlarını da sağlayacaktır. Bu aşamadan sonra amacıma ulaştığımı düşüneceğim.

- Başbakan’ın konuşmasında, Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir’i anmaması sizce bilinçli miydi?
Bir dalgınlık olduğunu düşünmüyorum. Tarihsel facianın sorumluluğunun tek yanlı olarak, günümüz muhafazakâr kesimin tarihsel referanslarını aklayacak biçimde dağıtıldığını düşünüyorum.

‘DERSİM ADININ İADESİ HAKSIZLIĞI GİDERİR’
- Başbakan’ın özrünün ardından Dersim’le ilgili hangi somut adımlar atılabilir?
Bunu Dersimlilere sormalıyız. Kurban yakınları ve mağdurlar ne istiyorlar? Onları dinlemeliyiz. İşte bu nedenle mağdurları dinleyerek işe başlayacak bir Dersim 1938 Komisyonu şu aşamada yararlı olacaktır.

- Tunceli’nin adının “Dersim” olarak değiştirilmesi için yasa teklifinde bulunacak mısınız?
Dersim adının iadesi tarihsel bir haksızlığın giderilmesi olacaktır. Ahaliye danışılmadan değiştirilen tüm yer isimleri iade edilmeli. Bu konuda eğer ikna olunamazsa yöre halkına sorulması yoluna gidilmeli.

‘KILIÇDAROĞLU İLE TEYZE ÇOCUĞU DEĞİLİZ’
- Kılıçdaroğlu ile teyze çocukları olduğunuz doğru mu?
Doğru değil. Genel Başkanımızı hedef alan maksatlı propagandanın bir unsuru.

- Dersim’de yakınınızı kaybettiniz mi?
Kendi ailem son anda kurtulmuş. Eşimin ailesinden 2 kurban var.

- Partinizden 12 milletvekili sizi, Atatürk ve Atatürkçülüğü 1920-40 arasında dondurulmuş bir zaman dilimine hapsetmekle eleştirdi.
Benim amacım, o döneme dair genel bir değerlendirme yapmak değildi. Ben orada Dersim olayı bağlamında Alevilerdeki Atatürk imgesi üzerine bir değerlendirme yapmak istedim. Görüşlerim zorlanarak, Atatürk’e hakaret ettiğim veya bizzat Atatürk’ü hedef aldığım iddia edildi. Böyle bir amacım olmadığını bir kez daha özellikle belirtmek istiyorum.

- Bu 12 milletvekilline kırgın mısınız?
Hayır, kırgın değilim.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.11.11   #19
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Devlet Adına Cumhurbaşkanı Özür Dilemeli












Brüksel yolunda giderken Dersim tartışmalarını sürdüren CHP lideri ‘Asıl devletin başı olarak Cumhurbaşkanı özür dilemeli’ dedi.


Dersim konusunda suskunluğunu koruyan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Brüksel yolunda Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş’a konuştu.

Aslı Aydıntaşbaş bugünkü köşesinde Kılıçdaroğlu ile yaptığı röportaja yer verdi. İşte o yazı:
Brüksel yolunda giderken Dersim tartışmalarını sürdüren CHP lideri ‘Asıl devletin başı olarak Cumhurbaşkanı özür dilemeli’ dedi. Erdoğan’ı ‘inanç temelli ayrım’ yapmakla suçlayan Kılıçdaroğlu “Bir yandan inanç farklılıklarını körükleyen sözleri var diğer yandan Dersim için özür diliyor. Başbakan bu tutumunu sürdürürse Türkiye süratle iç çatışma noktasına gelebilir” dedi
İÇ ÇATIŞMA NOKTASINA GİDEBİLİRİZ:
(Erdoğan’ın söylemleri) Eğer Başbakan bu tutumunu sürdürürse Türkiye süratle iç çatışma noktasına gelebilir. Başbakan, söylemlerinde özellikle inanç temelli ayrım yapıyor. Bu çok tehlikeli. Bu söylem topluma kin ve nefret tohumları atmak demektir. Başbakan’ı ‘Milletin inançlarıyla ne uğraşıyorsun?’ diye uyardık. Sen insanların sorunlarıyla ilgilen. Ama yine kalkmış inançları sorguluyor. Bu tutumu sergilemeye devam ederse ileride ciddi sonuçlar doğabilir. Dersim meselesinde de böyle. Bir yandan inanç farklılıklarını körükleyen sözleri var, diğer yandan Dersim için özür diliyor. O zaman dönüp sormak lazım bu çelişki nedir diye?

DERSİMLİ, AKP’NİN TAKİYE KÜLTÜRÜNÜ BİLİR:
Başbakan’la yüz yüze Dersim tartışmaya hazırım. Onun elinde olmayan belgelerle konuşacağım. Dersim konusunda aslan kesiliyor ama Dersim yasağını getiren kim? Kendi hükümeti. Kendi Kültür Bakanı Dersim konulu bir belgesele yasak getirdi. Adam hayatta, anılarını anlatıyor, sen yasak getiriyorsun. Böyle iki yüzlülük olmaz. Ama Dersim insanı AKP takiye kültürünü bilir. Dersim yansa ellerine kına yakarlar.

DERSİM’DE YARALARI SARMAK İÇİN YAPILACAKLAR:
Dersim konusunda yaraları sarmak için yapılması gerekenler bellidir.
1. Başbakan’ın gösterdiği belgelerin hiçbiri bilinmeyen belgeler değil. Ama açıklanmamış belgeler var hâlâ. Açın belgeleri, tarihçiler öğrensin ve toplumu aydınlatsın. Hem üzülecek hem de sevinecek noktalar çıkacak 2. Zorla göç ettirilen ailelerin listesi açıklanmalı. Yeri de belli. Eski Bayındırlık Bakanlığı, şimdi Şehircilik Bakanlığı’nda. Ben Grup Başkanvekili iken istedim, vermediler.
3. Bu ailelere toprak verildi. Sonra da geri alındı. O toprakların yeniden tahsis edilmesi lazım.
Tazminat konusu hukukçuların işi. Hukuk izin verirse insanlar haklarını aramalı. Mağdur olanların hak aramaları anlayışla karşılanmalı. Sonuçta nasıl bir tablo çıkar, bu hukukçuların işi.

ÖZRÜ DEVLET ADINA CUMHURBAŞKANI DİLESİN:
Bu meselede dilenecek özür varsa bunu CHP değil, devlet diler. Başbakan ‘devlet adına diliyorum’ diyor ama o aslında hükümetin başı. Yetkisi yok devlet adına dilemeye. Aslında özür dilemesi gereken Cumhurbaşkanı’dır. Yetkili olan odur. Arşivleri açması lazım. Haksızlık varsa da özür dilemesi lazım. Arşivi istememizin temelinde gerçek anlamda doğrularla yüzleşmeyi istememiz yatıyor.

DERSİM VAN’I UNUTTURMAK İÇİN:
Türkiye gündeminden kopmuş yapay gündemlerle ilgilenir hale geldi. Dersim de öyle yapay bir gündem. Ülkenin gündemi depremdir. Erciş’te insanlar depremin ardından şimdi de yangından ve açlıktan ölüyor. Ekonomimiz ciddi sorunlar yaşıyor. Fitch notumuzu durağana çevirdi diye suçlanıyor ama sorunumuz belli. Cari açık ortada.

POŞU İÇİN 40 YIL CEZA İSTENİR Mİ?
Türkiye’de çok büyük hak ihlalleri var. Yargı süreçlerini iki arkadaşımız sürekli izliyor. Bir poşu bağladı diye 40 küsur yıl ceza istenir mi? Konuları gündemde tutmaya çalışıyoruz.

ÇARESİZ KALIRSAK SİNE-İ MİLLETE DÖNERİZ:
(‘Sine-i millete hangi koşulda dönersiniz?’ sorusu üzerine) Çaresiz kalırsak döneriz. Bu parlamento işlevsiz hale gelirse. Şu anda işliyor parlamento. Daha yeni kadına şiddeti engellemeye yönelik sözleşmeyi onayladık.

SİVAS DAVASI SANIĞININ KAÇMASINA İMKÂN:
Sivas davasının bir sanığı Avrupa’da yakalandı. Belge gönderilmesi lazım. Göndermediler, serbest bıraktılar. Eldeki sanığın bile Türkiye’ye getirilmesine izin vermiyorsun. İkiyüzlü politika işte bu.

BAŞBAKAN CUMHURİYETLE HESAPLAŞMAK İSTİYOR:
Başbakan’ın kafasında Cumhuriyet ve Atatürk ile hesaplaşmak var. Bu konuda mutlaka hazırlığı da var. Ağır ağır altyapıyı oluşturuyor. Arkasından gelen İstiklal Mahkemeleri gibi taleplere bakarsanız bu çok belli. O mahkemelerde de binlerce kişinin asıldığı iddiası da yalan. Arşivler açıklansın ki o iftira da ortaya çıksın. Meclis’teki arşivin açılmasını destekleriz.

AVRUPA AYILDI:
AB de bu olanları artık ağır ağır görmeye başladı. Başta AKP’yi değişim, dönüşüm partisi, CHP’yi statüko partisi kabul ederlerdi. Ama iki yıldır Brüksel’e, Paris’e, Almanya’ya o kadar çok gittim ve anlattım ki artık statükonun adresinin AKP olduğunu biliyorlar. AB sürecini ve reformları desteklemeye hazır olduğumuzu ilan ettim ama hükümet bir tane bile reform getirmedi ki önümüze.

YARGITAY’A ADAMLARINI SEÇTİRDİLER:
Referandum öncesinde ‘Türkiye yargı bağımsızlığını tümüyle kaybedecek’ dedik. Avrupa dinlemedi. Ama hemen ertesinde gerçek ortaya çıktı. Adalet Bakanlığı üst düzey yöneticileri HSYK üyesi oldu. Yargıtay’a blok halde 160 adamlarını seçtiler. Cumhuriyet tarihinde ilk kez yargı bu kadar net biçimde siyasi otorite emrine girdi. Kimsenin güveni kalmadı.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 28.11.11   #20
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: “Ayıptır Zulümdür Cinayettir”


Dersimli ‘Hain’, Malları ‘Ganimet’


Yeni Şafak gazetesinden Orhan Turan’ın hazırladığı “Dağ Taş Kurşun Dersim” yazı dizisinde Dersim Katliamı’na ilişkin çarpıcı belgeler ve bilgiler gün yüzüne çıkıyor. İşte o yazı dizisi..

DAĞ TAŞ KURŞUN DERSİM – 1 Orhan Turan

Dersim’de isyan bahanesiyle çoluk çocuk demeden binlerce kişiyi kurşuna dizen tek parti zihniyeti, kendi vatandaşına düşman muamelesi yaptı. Jandarma’nın, Genelkurmay’a gönderdiği günlük raporlarda, öldürülen Dersimliler ‘hain’ diye not edilirken, ele geçirilen hayvanları ‘savaş ganimeti’ olarak devlet hanesine yazıldı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, Dersim için özür dilemek yerine ‘açılsın’ dediği Genelkurmay arşivleri de isyan bahanesiyle yapılan katliamın tüyler ürperten ayrıntılarıyla dolu. Bölgeden kıyımın doruk noktasına ulaştığı 1938 Mayıs-Ağustos döneminde Ankara’ya geçilen notlar, insanların ayrım yapılmadan katledildiğini gözler önüne seriliyor.

Jandarma Genel Komutanlığı’nın tüyler ürperten raporları, “Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, can havli ile dışarı fırlayanlar da ateşle imha edilmiştir” benzeri satırlarla dolu… Haziran ayında tutulan raporlarda Dersim’de toplanan hayvanlar ise “…342 büyükbaş hayvan ganimet alınmıştır” ifadeleriyle belgelere yansıyor.


Fotoğrafta bir mağaranın önünde dizilmiş askerler mağara içindeki çocuk ve kadınları kurşuna diziyor.
Arşiv: Hasan Saltık

DIŞARI FIRLAYANLAR İMHA EDİLDİ

Dersim harekâtı, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gün gün kayıtlara geçmiş. Mayıs – Ağustos 1938 tarihli raporlarda, askerin bölgede nasıl bir uygulama yaptığına dair çarpıcı ifadeler yer alıyor. Tutulan raporlardan bazı satırlar kan donduracak cinsten: “Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. Alay’dan gönderilen İstihkâm müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarı fırlayanlar da ateşle imha edilmiştir.”

BÜYÜKBAŞ HAYVANLAR GANİMET

Günlüklerde yer alan bazı ifadeler ise askerin başka bir devletle savaştığı algısına neden olabilecek türden. Son durum raporunda ‘asilerden ganimet alınmıştır’ ifadeleri dikkat çekiyor. Raporda “Asilere bir hayli kayıp verdirilmiş ve 1084 küçükbaş, 342 büyükbaş hayvan ganimet alınmıştır” deniliyor. Sonuç kısmında ise “Sadece 17 günlük tarama sürecinde (23 Temmuz-10 Ağustos 1938) ölü ve diri 7954 kişi ele geçirilmiş, 1019 silah ele geçirilmiş ve 4. Genel Müfettişlik’ten isimleri verilen 101 kişiden 73′ü yakalanmıştır” ifadeleri yer alıyor.

SUBAYLARA DEVLET MADALYASI

Operasyona genç bir teğmen olarak katılan Muhsin Batur’un hayatını anlattığı anılarında her ne kadar, harekâtın detaylarını “Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum” dese de, kitabında “Harekâtın Elâzığ bölgesinde büyük bir manevra ve resmigeçitle bittiğini, subaylara ve kendilerine Atatürk imzalı birer madalya dağıtıldığını, Mareşal Fevzi Çakmak’ın da bu operasyonun başında olduğunu” söylüyor. ’26-VIII 1938′ ibareli madalyada Atatürk’ün imzası yer alıyor. Madalya etrafında ise “Tunceli, 3. Ordu Manevrası Hatırası” yazısı bulunuyor. 26 Ağustos 1938′de düzenlenen resmi törenle harekata katılan askerlere takılan madalyalar bugün hâlâ, ‘Devlet madalyası’ olarak saklanıyor.

Katliam ‘devlet sırrı’

Atatürk’ün emri ile hazırlanan ve yine Atatürk’e sunulan Jandarma Komutanlığı raporlarına göre, bölgede olup biten her şeyin ‘devlet sırrı’ olarak kalması isteniyor. Gizlice hazırlanan bu raporu İnönü’nün dışında, “İcra vekilleri, Genelkurmay Başkanı ile Kamutay Başkanı’ndan (Meclis Başkanı) başka yalnızca ilbay (vali) ve iki Genel Enspektör ve üç ordu müfettişi şahsen bileceklerdi.” İnönü raporunda yatılı okullarla Dersimli çocukların nasıl ‘asimile’ edileceğini de detaylıca anlatıyordu. Rapora göre yatılı okullara 3 yıllığına alınacak çocuklar aynen yazıldığı gibi ‘devşirilecekti.’

Valiye tam yetki

Aralık 1935′te 2884 Sayılı “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” TBMM’de kabul edildi. Kanunla vilayete atanacak Vali’nin hem komutan hem de 4. Umum Müfettişlik görevini yürütecek kişi olmasının önü açıldı. Geniş yetkilerle kuşatıldı. Öyle ki Vali isterse Vilayetteki kaza ve nahiyelerin hudutlarını değiştirme yetkisine bile sahip oldu. (Aynı kanun Madde 2) Vali, istemesi halinde Tunceli’den istediği bir aileyi başka bir yere sürebilirdi. (Madde 31)

Atatürk bu işe dahil

Dersim “38′i Hatırlamak” kitabının yazarı, Tarihçi Şükrü Aslan’a göre, Dersim’e devletin bütünlüğü içinde bakmak gerekiyor. Devletin en yukarısından en aşağısına kadar bu sürece herkesin dâhil olduğunu belirten Aslan, “Her ne kadar kaynaklarda Atatürk adı pek fazla geçmezse de Atatürk’ün onayı, dahli dışında böyle bir şeyin olduğunu düşünmek tarihi gerçeklerle uyuşmaz” diyor.

Pah köprüsü bahane oldu

1937 yılı resmi belgelerine göre ilk ‘isyan’ da raporlara yansıyordu. İlk büyük askeri müdahalenin ‘kıvılcımı’ sayılabilecek bu gelişme Ankara’ya şu satırlarla rapor ediliyordu: “Tunceli bölgelerine hükümetçe konulmak istenilen karakolları bölge halkı menfaatlerine uygun görmediklerinden Kahmut’la Pah arasındaki Darboğaz arasındaki tahta köprüsünü yaktılar ve oradaki jandarmalara müsademe (karşı koyarak direnç) gösterdiler. Bu suretle isyan ettiler” İlk kez ‘isyan’ kelimesi bu raporda geçiyor ve sonraki tüm kaynaklarda bu olay isyanın kaynağı olarak gösteriliyordu. Kahmut’la Pah arasındaki Darboğaz arasındaki tahta köprünün yakılmasıyla birlikte, büyük bir operasyon yapılması fikrini masaya yatıran Ankara, yakın tarihin en trajik olayı için düğmeye basıyordu.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...



Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2