Sponsor Reklamlar


Gündüz

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Önderlerimiz Forumunda Bulunan  Gündüz Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 18.08.13   #1
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Gündüz


GÜNDÜZ



Gönül vefalı yârinden döner mi?
Vefalı, doğru yârinden döner mi?

Kapıda kul dur, sultan içeri,
Köle han ihtiyarından döner mi?

Reşide olmayınca sevme yarı,
Du çeşmim yar didarından döner mi?

Seher bülbülleri gördüm çimende,
Bülbül öz gülzarından döner mi?

Yarın iyi gününde yar olanlar,
Yaman günde ikrarından döner mi?

Ezelden yar benim küllü varımdır,
Görün kim küllü varından döner mi?

İZAHLAR:

Ihtiyar:muhtar,irade sahibi
Reşide:irşad olmuş,pişmiş
Do çeşmim:iki gözüm
Didar:ziyaret,görüş
Küllü var: tüm var olan her şeyi

AÇIKLAMASI:

Gönül vefalı yârinden döner mi?
Vefalı, doğru yârinden döner mi?

Gönül, âşıklar arasındaki buluşma mekânıdır. Dönmemezlik gönlün sıfatıdır. Bir annenin gönlü hep yavrusuna bağlıdır. Çocuk büyüse bile annesi için hep küçüktür. Ne kadar kötülük yapsa da, anne yavrusunun ayağına taş değmesini istemez. Çünkü gönülle sevmiştir, akılla değil. Bir anneye ne verirseniz verin, o, yavrusundan bir an olsun bile vazgeçmeyi düşünmez. İşte Mecnun da Leyla’ya böyle bağlıydı. Bu bağlılığın karşısında yar da vefalı olursa, bu bağ daha da kuvvetli oluyor.
Tarihte hiçbir zaman akıllı sevgi görülmemiştir. Çünkü akıl, hayır ve şerleri ölçendir. Bazı şeyler ona dokunabilir, bazı renkleri de sevebilir. İnsani irtibatta da akıl âşık olmaz. İrtibatı kurabilir ama âşık olmaz. Tıpkı günümüzdeki insanlar arasında aşk diye tanımlanan şey. Akıl her zaman karını düşünür. Acaba bu irtibatta benim karım ne olacaktır? diye soracaktır.
Ama gönül sevse, sorgusuz sualsiz, delilik sınırına kadar devam edecektir bu irtibat. Onun sevgilisinin onu sevmesiyle işi yok. O, seviyor ve bu da ona yetiyor.
Mecnun bir mecliste oturuyormuş. Leyli gelip geçtiği zaman Mecnun’un ayağı önündeki kâseye çarpar. Meclistekiler Mecnun’un Leyla’ya bakarken kâseyi devirmesine gülerler.
Mecnun’un ona bakıp gülenler için çok güzel bir beyit söylemiş:

Eger ba digeraneş bud meyli,
Çera came mera beşkest Leyli.

“Eğer başkalarıyla olsaydı meyli,
Benim bademi niçin kırdı Leyli”.

Mecnun Leyli’den gelen zararı da lütuf ve ihsan kabul etmiştir. Böyle güçlü bir sevgiyi gördükten sonra, artık yar da vefalı olmak zorunda. Gönül de zaten vefalı yârinden dönmüyor. Vefa aşk ve bilincin mahsulüdür. Aşk ve bilinç ne kadar yüksek ve iç- içe olurlarsa, vefa da o kadar yüksek ve değerli olur. Yani vefayı aşk ve bilincin evladı sayabiliriz. Tarihteki tüm vefasızlar iki gözlü olmuşlardır.

Kapıda kul dur, sultan içeri,
Köle han ihtiyarından döner mi?

Bu beyitteki kapıyı dış, zahir olarak algılayabiliriz. Yani kalıp, gövde ve don olarak da ele alabiliriz. Burada kapı geçit anlamında kullanılmıştır. Kulluktan geçemeyen, sultana varamaz. Bu Pir Sultan Abdalın da arzusudur: “Açılın kapılar, Şaha gidelim”.
Hür olan kul, içinde sultanı taşır. Hür kul bedendir, zahiri bir isim taşıyor. Asıl emir sahibi Han ise onun içindeki sultandır. Hafız,

Der pesi ayne tuti sefetem daşteend
Ançe ostade ezel goft begu miguyem

“ Aynanın arkasında dudu gibi saklamışlar beni” diye buyurmuştur. Yani o şey ki, aynanın arkasındadır, O, Sultan-ı ezeldir diyor. Hz. Mevlana da kamışın kamışlıktan ayrılmasıyla ilgili hikâyesinde bunu kastetmiştir. Burada ise Gündüz Bey “Benle sultan arasındaki geçit kapıdır. Yani bedendir, ama yine bu onun himayesi tabiindedir“ diyor.

Reşide olmayınca sevme yarı,
Du çeşmim yar didarından döner mi?

Reşide, iyiyi doğruyu seçebilendir. Yani olgunlaşmaktır. Gündüz bey olgunlaşmadan yar sevme diyor. Bir meyvenin olgunlaşması için belirli bir zamana ihtiyacı vardır. Nasıl ki olgun olmayan meyvenin tadı olmaz ve yendiği zaman ağızda kötü bir tat bırakır, olgunlaşmadan yar sevmek de tıpkı olgunlaşmamış bir meyveyi yemek gibi kötü bir tat bırakır gönülde.
Burada yarı sevmek ona teveccüh etmek değildir. Yâri anlamak ve “sevmeye değerdir” demekle, sevmek farklıdır.
Olgunluk bazen insanın yaşı ile alakalı değildir. Bazı insanlar çocuk yaşlarda Hakka varırlar ve bu onların ruhlarının ihtiyarlığını gösterir. Don ba donda önceleri çok kâmil seyran etmişlerdir. Bazı insanlar da bedenlerindeki uzuvlarına sahip değildirler. Bedenlerinin kontrolü uzuvlarının elindedir. Bu konu bana Hacı Ferruh Fahim’ den duyduğum bir hikâyeyi hatırlattı. Sizlere bu hikâyeyi kısaca aktarmak istiyorum:
„Padişah bir gün yanındaki askerlerle geziyormuş. Geçtikleri yolun yakınlarındaki tarlalarda çiftçiler çalışmaktaymış. Padişah tarlalarda çalışan insanları izlerken tarlanın birinde çalışan bir çocuk dikkatini çeker. Çocuk iki öküzüyle tarlasını sürmeye çalışıyor. Fakat tarlayı sürerken sürekli öküzlere sevgi dolu sözler, şiirler, şarkılar söyleyerek onlara teşekkür ediyor. Bu gördükleri üzerine meraklanan padişah askerleriyle haber göndererek çocuğu yanına çağırır. Yanına gelen çocuğa sorar: Hayvanlarla konuşuyor, onlara güzel sözler söylüyorsun, ama onlar senin konuştuğunu anlayamazlar. Niye böyle güzel sözler söylüyorsun hayvanlara?
Çocuk cevap veriyor: Padişahım sen çok yaşa. Onlar benim konuştuğumu anlamazlar belki. Ama ben kendim için böyle konuşuyorum ki, dilim güzel sözler söylemeye alışsın. İleride bir topluluk içerisinde insanlarla güzel konuşabilmek için burada prova yapıyorum. Çocuğun bu sözleri padişahın hoşuna gider ve çocuğa bunun karşılığında bir kese altın verir.
Bu olayı gören kurnaz ihtiyarın biri hemen çocuğun yaptıklarının aynısını yapar ki padişah ona da bir kese altın versin. Padişah ihtiyarın tarlasının yanından geçerken onu da çağırtır yanına. İhtiyara da sorar aynı soruyu. Kurnaz ihtiyar para alabilmek umuduyla aynı cevabı verir padişaha. Bu cevabı üzerine altın bekleyen ihtiyar hiç beklemediği bir tavırla karşılaşır. Padişah askerlerine ihtiyara 80 kırbaç vurmalarını emreder. İhtiyar çaresiz bir şekilde kırbaçları yerken bir yandan düşünür bunun nedenini ve sorar padişaha. Padişah oradan uzaklaşırken “ sen 70 yaşına kadar dilini terbiye etmemişsen, bundan sonra terbiye etsen ne olur” der.
Bu nedenle reşide olmak ahlak ve güzelliğe doğru koşmaktır. Reşide olmak, yalnız bilime sahip olmak değil, aşk denizinin fırtınalarına yakalanıp oradan sağ çıkabilmektir.
Şirazlı Sadi anlatıyor:
„ Bir gün edebiyatçılardan biri gemiyle bir yolculuğa çıkar. Gemide herkesle konuşup kendi bilgisinin ne kadar çok olduğunu insanlara göstermeye çalışırken kimi bu bilgilerden faydalanmış, kimisi de hayret içerisinde kalmış. Sonunda edebiyatçı gemide çalışan birine:
Sen edebiyattan, şiirden anlar mısın? diye sorar.
Çalışan sıkılarak ta olsa „hayır“ cevabını verir.
Bu cevap üzerine edebiyatçı “ Vay be senin ömrün heder olmuş, boşa gitmiş” demiş. Çalışan edebiyatçının bu sözleri karşısında kendisini çok ezik hisseder, üzülür, fakat hiçbir şey söyleyemez.
Gemi denizde yol alırken bir fırtına kopuverir. Bir türlü dinmeyen fırtına yüzünden batma tehlikesi yaşayan gemide herkes bir panik içerisinde beklemektedir. Bunun üzerine edebiyatçının yanına giden gemi çalışanı ona “acaba siz yüzme biliyor musunuz?” diye sorar. Edebiyatçı „hayır“ cevabını verir. Gemi çalışanı edebiyatçının bu cevabına karşılık olarak “ Desenize şimdi sizin ömrünüzün hepsi boşa gitti ” der.
Evet, bu hikâyede de olduğu gibi önemli olan denizde yüzebilmektir. Bilim bizleri bazı yerlere kadar götürebilir, fakat bazıları bunları pratikte yaşayarak öğreniyorlar.
Tabii ki reşide olduktan, yani olgunlaştıktan sonra kâmil reşide var, âşık olmak var ve aşktan sonra piranelik var. Bu piranelikte artık yüze bilen edebiyatçısın. Burada teori ve pratik birleşmeli. Cahil insanın aşkında da cehalet vardır. Tıpkı sahibini seven ayı gibi:
„Bir adamın bir ayısı varmış. Adam çalıp, ayısı oynayarak sokakları dolaşırlarmış. Adam ayısına çok iyi bakarmış ve bu yüzden ayı da adamı çok severmiş. Bir gün sokaklarda dolaşmaktan yorulan adam bir köşeye oturup uyuyakalır. Adamın yüzüne sinek konar, sahibini çok seven ayı sineği kovmak için taşı alır ve adamın yüzüne vurur. Taşın darbesiyle adam ölür“. İşte bu reşide olmayanların aşkıdır. Reşide olmayan her zaman aşkından söz eder. Bu eleştiri Şirin’in aşkıyla yanıp tutuşan Ferhat için de geçerlidir. Çünkü o eline bir murç alıp kayaya oyarak Şirin’in heykelini yaparak maşuku cisimlendirmiştir. Onun sırrında olan bedenini namahremlerin görmelerini sağlamıştır. Reşide olmayan sır saklayamaz. Gündüz bey, reşide olmayanların gözünün bir yere değil, iki yere baktığını bizlere anlatmaya çalışıyor. Çünkü „benim iki gözüm yara bakıyor, ikisi de yardan döner mi?“ diyor. Eğer biri yara, diğeri başka yere baksa yardan dönmüştür. Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: İki gözü ile dünyaya ( hem maddi, hem manevi ) göz dikenler müşrik sayılır. Bunu ehli haklar şöyle tanımlıyorlar:
Niye ki yar, yar ile yade bakıyor. ( Yad: Ehli haklarda yabancı ve maddiyatçı olan kimselere denir ). Müşriklerin ve yadların hainlik ihtimali çoktur. Dünyanın verdiği onlar için çok şirin ve zevklidir. Çünkü kolay elde edilir. Ama Hak yolunda ve Hakkın verdiğine sahip olmak kolay değildir. Böyle hainlerin sapkın olma ihtimalleri yüksektir. Bu söz bana Azerbaycan’ın büyük şairi Bahtiyar Vahapzade’nin bir şiirini hatırlattı.

“Sehl Sunbat, satabildin neyi neye?
Kimi kime? Mikrop gibi sepelendin tarihime,
Babek’in göğsünün zirvesine
Yol açmak için dere geçtik, tepe aştık,
Bu yollarda nice nice Hemzelerle Sunbat’larla karşılaştık.
Kendin söyle, aldıkların sattıklarına değerdimi?
Aldığına arzuların göğerdi mi?”

Evet, Hallac-ı Mansur, Nesimi, Şah Hatai, Pir Sultan gibi nice erleri satanlar! Acaba aldıklarınıza değdi mi sattıklarınız? Belki de karşılığını aldıkları için “evet” diyecekler ve hangi yüzyılda olursa olsunlar ,yine satacaklar.


Cavit Murtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (19.08.13 Saat 11:08 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.08.13   #2
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: Gündüz


Seher bülbülleri gördüm çemende,
Bülbül öz gülzarından döner mi?

Batınilerin Seher vaktinin önemini anlatan yazı ve şiirlerinden birçok kitap çıkar. Bu o kadar yoğundur ki halk ozanlığı kültüründe de bunu görebiliyoruz:
Seher- seher bir bağa girdim,
Ne bağ duydu, ne de bağban.
Teslim Abdal
Ve ya
Dün gece sabah deminde
Beni gamdan, kederden kurtardılar
Geler ol suphü dem yarım
Oyadır, naz ilen yarın”
101 Nefes
Bu subhün deminde tenhalık bir nimet sayılır. Bu tenhalık ve yalnızlıkta benden içerideki ben vasıtasıyla süper bir diyaloga şahit oluruz. Seher insanın kendi içindeki benle konuşması için bir fırsattır. İşte bu ikilinin arasındaki muhabbet varlığı bize Kuşçuoğlu’nun şu sözlerini hatırlatıyor:
“Neden ikimize üç yar derler?
Aramızda muhabbet var derler”.
Muhabbetin içinde berat vardır. Berat ise Hakkın taşıyıcısıdır.
Bülbül güle âşıktır. Bülbül, gülün aşkından feryat eder ve bu aşkla güzel melodiler söyler. Herkesi kendine hayran bıraktırır. Başarılı bir solisttir bülbül.
“Satıldım kul gibi ne yazık
Yine insan pazarında”
Bülbülün işi gül, çiçek aşkıyla ötmektir. Burada kaç kelime dikkatimizi çekiyor? Seher, bülbül ve çimen.
Seher burada sabah, yani feleg anlamını taşıyabilir. Dünyadaki tüm batiniler için seher vakti çok değerlidir. Gece yarısı zikre kalkmış ve feleg zamanını beklemişlerdir. Onlar için bu bekleyiş Hakkı beklemek gibidir. Nasıl ki bir zaman gelecek Hakikatin güneşi çıkıp zulmet dünyasını mahvedecektir. Kuran’ın bu konuda yorumu çok güzeldir: “Kul euzü bi rabbül felak” (113/1)
Gece vakti ve sübhü dem gafil insanların yattıkları zamandır. Tıpkı bacalarından zehir saçan fabrikalar gibi gafiller yattıkları için negatif enerjilerini geceye bırakamıyorlar. Fabrikaların bacalarındaki zehirli duman kesilince nasıl hava temizleniyor ve oksijen oranı artıyorsa, cahillerin negatif enerjileri olmayınca gece de yaşanılacak bir zarf oluyor. Zakirler ve kelamhanlar da Hakkın bülbülüdürler.
Ben dünyanın farklı yerlerinde birçok batinilerle karşılaştım. Hepsi seher vaktini değerlendirir. Her renkte bülbül gördüm. Krişnaya âşık olan bülbüllerin „Hare ram ram“, Alevilerin „ Ali Ali “ zikrini, camilerde müezzinleri, kilisede çanları duydum. Hepsi de sur-i İsrafil’i hatırlattı bana. Bu solistlik temelini Hz. Davut atmıştır. Mevlana’nın bülbülü ise neydir. Kimi bülbül ayrılıklardan şikâyet ediyor, kimisi yârin güzelliğini anlatıyor, kimisi de kafeste kapalı kaldığı için hep dertli okuyorlar. Bülbül, gülleri ve yeşil çimeni sevendir. Bu yeşil çimen huzur vericidir. Bülbüllere yeşil çimen seccade olur.
Demek ki bülbül gül yüzlü yârinden vazgeçmeyecektir.

Yarın iyi gününde yar olanlar,
Yaman günde ikrarından döner mi?

Bu beyitteki yar insandır. İnsanoğlunun da iyi ve kötü günleri vardır. Buradaki iyi ve kötü gün belalı ve belasız gün anlamına gelir. Yahşi gün ( iyi gün ) hem maddi hem de manevi anlamda kullanılmış olabilir. Her insanın hem maddi, hem de manevi hayatı vardır. Mesela manevi bir insanın da maddi bir hayatı vardır. Şimdi yahşiyi, yani iyi günü maddi olarak değerlendirmek çok basittir. Mesela bir gün bir insanın eli dara düşebilir ve birinden yardım isteyebilir. Ne kadar maddi sorunlar olsa da, her zaman maddi yönden de, manevi yönden de yar yârin yanındadır. Zira “ Teavonol elel berre men tegva” ( Kim ki yardım eder, onlar çok takvalı insanlardır ) diyor Kuran’ı Kerim. Aslında Ceme gitmek bu maddi sorunları da paylaşmak demektir.“Gelin Canlar bir olalım” diyoruz. Her kes tüm maddi varlığını olmayanla paylaşabilmeli. Yar yarla her şeyi paylaşmalıdır.
Hz. Ali “ Hiç bir saray görmedim ki bir harabe evin yıkılmasıyla dikilmiş olmasın” ( çok harabe yıkılır, bir saray ancak yapılır) diyor.
Bu nedenle Alevilikte ekonomik şartlar önemlidir. Paylaşma erdemine sahip olmayan yar olamaz. Alevilikte Şah, Pir bir kişiye malını mülkünü ver demez. Kişi kendi rızasıyla, ahlak seviyesinin yükselmesiyle kendisi malını paylaşacaktır. Eğer paylaşma erdemine sahip değilse yar olamamıştır. Bu sistem devlet içerisinde başarılı uygulanabilirse halkın refahı sağlanmış olur. Paylaşım, ahlaki değerler üzere kurulmasa, diktatörlüğe neden olur.
Bu nedenle Alevilikte paylaşım çok önemlidir. Burada amaç kişinin elindeki varlık ile nefsanî hareketlerde bulunmasını önlemektir. Kişilerin ihtiyacına göre yardım edilir. Çünkü her insanın ihtiyacı farklıdır. Son zamanlarda maddi anlamda bu kolektif düşüncenin yer aldığı birçok akım var. Fakat bu kolektif düşünce yapısını Alevilikte, hatta Alevilik öncesi Şamanizm’de de görüyoruz.

Cavit Murtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (20.08.13 Saat 09:55 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #3
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: Gündüz


Tebriz’de Cemlerde Taavun ( Yardım ) sandıkları kurulur. Her hafta Ceme gelenler bu sandığa bir miktar para atmak zorundadır. Sandıkta toplanan paralar ihtiyacı olan şahıslara kendileri talep etmese de verilir. İhtiyacı olan kişilerin evlerine ziyarete gidildiğinde battaniye altına ihtiyacı kadar para konulur. İhtiyacını karşıladıktan sonra duruma göre Taavun sandığına konulmak üzere bu para geri ödenir. Bazen de Ceme bir kurban verilebilir. Bu sandıkta toplanan paralar Hastanede yatana veya hasta olana, düğün yapana, cenazesi olana ve iş kurmak üzere olanlara verilir. Kısacası ihtiyaç sahiplerine verilir. Zaten Aleviliğin amacı da ihtiyacı ortadan kaldırmaktır. Ben ve sen aradan kalmalı, biz olmalı. Bu yardımlaşma ve bir olmanın kaynağı kuranda ki ihtiyaç ayetleri ve Kırklar Meclisidir. Kutsal kelamlarda bu konu yazılıdır:
Kırkların birine neşter vuruldu
Kırkında kan oldu nizahi.
Kırklara vurulan neşteri bir bela veya sıkıntı olarak düşünürsek, birinin başına gelen felaket hepsinin başına gelmiştir. Çünkü acıyı dahi paylaşmışlardır. Acaba bizler böyle miyiz?
İkrar vermek söz vermek demektir. Ahd, peyman, gavl. Hatırlatsanız Sac-ı Nar ‘da bundan bahsetmiştik her zaman beraber olmak ve birbirlerini kaybetmemek için söz verirler. Söz vermek bir erdemdir. Herkes verdiği ikrarın üzerinde duramaz. Çünkü bir ikrar veren neye ikrar verdiğini bilmelidir. Düşünmeden ve anlamadan verilen ikrar vermek Kerbela gibi facialara neden oluyor. İkrar vermek o kadar önemli ki musahiplik de bunun içinde yer almıştır.


Cavit Murtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (20.08.13 Saat 11:59 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.08.13   #4
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: Gündüz


Ezelden yar benim küllü varımdır,
Görün kim küllü varından döner mi?

Gündüzün eski donlarında da, yani tüm geçmiş hayatlarında yâri onun sahip olduğu tüm servetidir. Yani yar, Hak ve doğru yardır. Doğru yar Hakkı taşıyan insandır. Nitekim Kuşçuoğlu
“ Kim penah getirir doğru yarına,
Hakkın olur onunla keremi”
diyor.
Bir kişi tüm varlığını Hak ve yar bilir. Çünkü bunlar iç - içedir. Kişinin tüm maddi ve manevi âlemi yar ile iç içedir. Bu bir paylaşım erdemidir. Eğer bu paylaşım mecburiyetten olsa zamanla bir kopukluk oluşur. Fakat paylaşmanın verdiği mutluluğu tadan, paylaşmanın ne olduğu bilen hiçbir zaman bundan uzaklaşmaz. Zorla hiçbir şey elde edilemez. Gündüz de burada soruyor “Acaba kim küllü varından döner mi?” Çünkü o kadar iç- içeler ki onları birbirinden ayırmak mümkün değildir.


Cavit Murtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (21.08.13 Saat 12:09 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.08.13   #5
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: Gündüz


Ezelden yar benim küllü varımdır
Görün kim küllü varından döner mi?

Gündüz Hakla görüşmüş, yani vücudu ile onu hissetmiştir. Buradaki görüş gözle görüş değildir. Maddi insanların görüşleri maddidir. Daha önce belirttiğimiz gibi Hakkı maddi gözle değil ancak gönül gözüyle görebiliriz. Buna altıncı his de diyorlar. Bugün altıncı his maddi ihtiyaçları karşılamayan mevcut bir bilimdir. Burada da sevgiyle görüşün bir bağlantısı olduğu görülür. Yani sevgi olmazsa görüşemezsin. Zira Kuran’da Maide Süresinin 54. ayeti Hakkı seven insanın da Hak tarafından sevileceğini bildirmektedir.

Cavit Murtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.
Sponsor Reklamlar

adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aczimendi lideri Müslüm Gündüz 500 müridi ile ortaya çıktı Alevi Pir Yolu Haber Merkezi 2 28.08.11 11:18
Murat Gündüz Alevi Sivas Şehitleri 0 05.09.09 21:04






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2