Sponsor Reklamlar


Dar-ı Mansur

 Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Nedir ? Alevi Tarihi... Forumunda Bulunan  Dar-ı Mansur Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç5Beğeni
  • 2 gönderen Gülce
  • 3 gönderen "-dost-"

 
Seçenekler
Alt 27.01.11   #1
Gülce
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2011
Nereden: istanbul
Mesajlar: 17
Rep Puani : 10
Thumbs down Dar-ı Mansur


Dar-ı MansurSivas, Maraş, Erzincan, Çorum, sonra yine Sivas... Yeni değildir bu tarih. Asılmış, yakılmıştır yüzyıllar boyu. Ve bütün bunlar, Alevi halkın bilincinde, geleneklerinde derin izler bırakmıştır. Bunun en çarpıcı simgelerinden biri de Cem törenlerindeki "dar"a verilen adlardır.

Dar'lar, Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi, Dar-ı Hüseyin (ya da Dar-ı Fatma) adını taşırlar.

Alevi-Bektaşi inanç ve geleneğinin en önemli toplumsal öğelerinden, Cem törenlerinin bölümlerinden biridir dar.

Kullanış biçimine göre anlam kazanır. "Yola kabul edilme, yol arkadaşı tutma, dava görme, başokutma" gibi çeşitli amaçlarla yapılanları vardır. Dar, en özlü haliyle, Alevi toplumunun kendi kendini arındırma mekanizmasıdır. Ve bu anlamıyla da bu mekanizmaya, ‘Dar'a çıkma, dara çekilme' gibi adlar verilir.

Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi, Dar-ı Hüseyin, işte bu dar'a çıkmanın biçimlerini anlatır aynı zamanda.

Dar-ı Mansur: Darağacında asılarak katledilen Hallac-ı Mansur'dan esinlenerek yaratılmıştır bu kavram. Cemaatin ve dedenin önünde meydan odasının orta yerine gelerek ayakları mühürlenmiş, kolları göğüste çapraz, baş öne eğik olarak beklemek biçiminde uygulanan bu Dar'a durmak, yol uğruna ölmeye, asılmaya hazır olmayı anlatır.

Dar-ı Fazlı: Fazullah-ı Hurufi gibi yol uğruna başının boynundan kesilmesini göze almaktır; darda, yüzüstü yere kapanma duruşuyla temsil edilir.

Dar-ı Nesimi: Yol uğruna Nesimi gibi derisinin yüzülmesini göze almaktır. Darda, derimin yüzülmesine hazırım dercesine, diz üstü durulur.

Dar-i Hüseyin: Yol uğruna İmam Hüseyin gibi, başını vermeye hazır olmaktır. Dar-i Fatima da denir. Darda ayak mühürleme duruşuyla temsil edilir.

Bir halkın yaşadığı acıları, onun geleneklerinden de çıkarabilirsiniz. Bu nasıl bir tarih ki, derisi yüzülmekle, boynunun vurulmasıyla, asılmakla, yakılmakla şekillenmiş gelenekler. Dört duruş, düşünceleri uğruna ölümü göze almış dört insanı temsil ediyor.

*

Mansur ozanların, aşıkların nefesleriyle, cemlerdeki "Dar-ı Mansur"larla gelmiş bugüne. Onu hiç tanımayanların bile çoğu, onun Enel-Hak deyipde darağacına çekildiğini duymuştur.

"Enel-Hak" diyerek yani "Ben Tanrıyım", "Ben Hakikatım" diyerek tanrının insanda vücut bulduğunu söyler Mansur. Yüzyıllar öncesinde yani dinin en baskıcı zamanında bunu söylemenin bedelini canıyla öder.

Egemenler, Mansur'u öldürmekle düşüncelerini öldürmek isterler. Ama başaramazlar. İşte, Mansur'u dara gönderen Harun Şziken de, tarihen de ölmüştür. Ama Mansur Ahmet Yesevi'den Nesimi'ye, Yunus'a kadar, Bedreddin'e kadar yaşamaya devam etmiştir.

Dahası, işte bakın, Alevi cemlerinin meydanlarında bugün hala yaşamaktadır Dar-ı Mansur'da.

*

Hallac-ı Mansur, 856 yılında Abbasi egemenliğindeki Beyza adlı bölgede doğmuştur. Beyza, Basra bölgesinin kuzeydoğusunda, İran dili ve Mazdeist kültürün egemen olduğu bir bölgeydi. Mansur, hallaç olan babasıyla birlikte o yörelerdeki dokuma merkezlerini dolaşırken, genç yaşlarda İslamiyetin tüm yönlerini araştırır, öğrenir.

Seyahatleri Mansur'un düşüncelerinin olgunlaşmasını da sağlar. Bir inziva dönemi yaşar. Mekke'ye giderek, burada bir caminin iç avlusundan iki yıl boyunca zorunlu ihtiyaçlarının dışında çıkmaz. Her gün bir yudum su içip bir lokma ekmek yiyerek yaşar. Hallac bu yolla Allah'a ulaşabileceğini düşünür. Dünya nimetlerinden el-etek çekerek "Enel-Hak" düşüncesine ulaşır...

Mansur'un insan sevgisi, yoksullara yardım etmesi çevresindeki insanları etkilemeye başlar. Onun "hükmetmeyen, insanla sevgi birliği içinde beraber olan Allah" anlayışı egemenlerin saltanatı için de bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü buyuran-buyurulan, yaratan-yaratılan düşüncesiyle, "kul"luk felsefesiyle insanı insana kul eden egemenlerin işine gelmez Mansur'un düşünceleri. Onu Allah'ın yüce gücünü gaspetmekle suçlar, bazen de onun bir deli olduğunu söylerler.

Mansur daha da ileri gidip, islamı kullanarak esir temin etmek için savaş kışkırtıcılığı yapanları, dini kullanıp yoksul hakkını yiyenleri eleştirir. İslamın öz ve esas itibariyle bu haksızlıklara ve yozlaşmaya karşı olduğunu söyler; "Gerçek secde edenlerin yöneldiği yer bilgelik ve sevgi olmalıdır" der Mansur.

Bilgiyi öne çıkarır Mansur. Cehaletin insanı, tanrıyı tanımaktan uzaklaştıracağını söyler ve der ki: "Allah'a ulaşmak için iki rek'at namaz da yeter. Ancak böyle bir namaz için abdesti insanın kendi kanı ile almış olması gerekir."

Mansur tüm bu düşüncelerinden dolayı önce sekiz yıl hapsedilir. Ve sonra da, yoksulların öfkesi ve talepleriyle haklı bir mücadele veren Hanbeli Mezhebi taraaftarlarının ayaklanmasını desteklediği için ölümle cezalandırılması kararı çıkarılır.

Bağdat'ın eli kanlı kadılarının Mansur hakkında verdiği hüküm şudur: "Önce kamçılanmasına, sonra bedeninin dilim dilim edilmesine ve en sonra da kellesinin bedeninden ayrılarak yakılmasına..."

Ve Mansur bu fetva ile 922'de Bağdat'ta öldürülür. Mansur'u öldürüp kendisiyle birlikte tüm eserlerini, kitaplarını yakarlar. Ama tüm unutturma, yoketme çabasına rağmen Hallacı Mansur, beşyüzyıl sonra Hurufi'de hayat bulacak ve Nesimi de onun gibi "Enel-Hak" diyecekti.

*

Fazlullah-i Hurufi, 14. yüzyılda yaşamıştı. 1339 doğumlu olduğunu yazar tarihler. İran'ın Tebriz şehrini merkez edinir kendine. Düşüncelerini yayar, geniş bir taraftar kitlesi oluşur.

Hurufi, şeriat yönetimlerine, halkın dinle uyutulmasına karşı durmaktadır. "Hurufilik", harfler demektir kelime anlamıyla ve harf gizemciliği diye de adlandırılır. Hurufilik, en yalın haliyle, tanrının ve evrenin harfler aracılığıyla insanda belirmesini yorumlamaktır ve esas olarak "enel hak" anlayışının değişik bir biçimidir. Bu yüzden de "mürtet ve sapkın bir akım" ilan edilir. Hurufi, sonra, Baku'ya, Azerbaycan taraflarına gider. Burada zulüm bekliyordu onu. Düşünceleri "şeriate aykırı" sayıldığı için tutuklandı. 1394'de Timur'un emrince Şeyh İbrahim'in verdiği fetva ile Alinca Kenti'nde başı vurulup katledildi. Ölüsü, ayaklarına taş bağlanarak, sokaklarda süründürüldü. Lakin düşünceleri yayılmaya devam etti.

*

Fazlullah-i Hurufi'yle aynı yüzyılda (14. Yüzyılın ikinci yarısında) yaşamıştı Seyyit Nesimi de. Nereli olduğuna dair farklı rivayetler olsa da kendi yazdığı Nesimi Divanı, Azeri olduğunu belirtir. Hallac-ı Mansur'dan etkilenip Hüseyin adıyla şiirler yazmaya başlar. Azerbaycan, Irak, İran, Arabistan'da dolaşır. Gördüğü çelişkileri anlatır, halkı ekmeksiz, özgürlüksüz bırakanları lanetler şiirlerinde. Esterabad'lı Fazlullah-i Hurufi'yi duyar, onun düşünceleriyle tanışır, öğrencisi ve sonra dokuz halifesinden biri olur. Hakikatın ışığıdır artık Nesimi. Ve o nedenden dolayı, Mogol hükümdarı Aksak Timur, ferman buyurdu; "Görüldüğü yerde derdest edile, kanı heder edile, canı alına, ber-dar edile" diye.

Moğol emiri ferman buyurunca, Kadılar tez fetva çıkardılar:

"Bu böyle bir mırdardır ki kanının değdiği yer yıkamakla temizlenmez, orayı kesip atmak gerekir".

Fetva, Halep şehrinde uygulanır. İşkencede el aman dilettirmek için, olmadı, bir "ah" dedirtmek için başvurmadık yöntem bırakmazlar. El aman dilemedi, ah demedi Nesimi. Sonunda derisini yüzdüler. O esnada Celladın bıcağından sıçrayan kan Kadı'nın parmağına da gelir. Ve elbette, "kanının değdiği yeri kesip atmak gerekir" diye fetva veren kadı, kanın değdiği parmak kendisinin olunca, fetvayı uygulamaz. Nesimi şöyle seslenir Kadı'ya: "Sen şeriat üzerine parmağını bile kesemezsin, halbuki görüyorsun ki biz inancımız yolunda kendi kanımızla yıkanıyoruz..."

*

İşte böyle; Kerbela'dan bu yana, kendi kanında yıkanmak durumunda bırakıldı Alevilik. Yollar (tarikatlar), önderler değişti, ama Aleviliğin zulme direnişi değişmedi. Ahmet Yeseviler, Yunus Emreler, Baba İlyaslar, Baba İshaklar ve Pir Sultanlar, Bedreddinlerle sürüp geldi gelenek... Ne zulüm eksildi, ne Aleviliğin direnen özü yok oldu. Bundandır ki, her dar'a çıkışında, zalim karşısında asılmayı, boynunun vurulmasını, işkenceleri hiçe sayan bir duruş aldı... Her dar'da, Mansur olan Aleviliği kim teslim alabilir, kim onlara geleneklerini unutturabilir...

2008.06.29

KAYANAK:Yürüyüş Dergisi



YÜRÜYÜS OKU,OKUT,DAGITIMINI YAP
Sponsor Reklamlar

Alevi ve "-dost-" bunu beğendiler.

Konu Gülce tarafından (27.01.11 Saat 22:04 ) değiştirilmiştir.
Gülce isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 31.01.11   #2
"-dost-"
"-dost-" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2010
Nereden: Mersin
Mesajlar: 290
Rep Puani : 22
Standart Cevap: Dar-ı Mansur


Paylaşımın için teşekkür ederim meslektaşım.Alevilerin bu mücadelesi zafere kadar sürecek.
Sponsor Reklamlar

^çirkin^-^kral^, mustafa güney ve Gülce bunu beğendiler.
"-dost-" isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 08.12.11   #3
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Dar-ı Mansur


Alevilikte cem yoktur, namaz vardır, namaz kılmayan Alevi değildir diyenlere İmam Caferi Sadık buyruğunda yüzyıllar öncesinden cevap vermiş:

İmam Caferi Sadık buyruğunda dört biçimsel Dâr, belki daha doğrusu Dâra duruş aşamalarından sözedilmektedir:

"Ve dahi sorsalar ki Dâr kaçtır? Cevap verkim dörttür: Evveli Dâr-ı Mansur, ikinci Dâr-ı Fazlı, üçüncüsü Dâr-ı Nesimi ve dördüncüsü Dâr-ı Fatma. Evvel Dâr-ı Mansur; Dâra asılır gibi doğru pir nazarına durup, elini sallandırıp berdar (Dârağacındaymış gibi) olmaktır. Dâr-ı Fazlı; aşk ola dedikte secdeye varmaktır. Çünkü Fazlı'yı yüzüstüne bıçağa bıraktılar. Bu secdeye yatma Fazlı gibi hançer ciğerimde demektir. Doğrulup oturduğunda Dâr-ı Nesimi olur; Nesimi gibi postumu yüzdürdüm demektir... Dâr-ı Fatma ise ayağını birbirinin üstüne koymaktır... Bir sofu sıdk ile (içten inanarak) Dâra dursa bu dört Dârın piri ol mümine şefaat eder...''
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
hallac-i mansur tuncer yilmaz Hallac-ı Mansur 7 12.03.18 12:02
Baba Mansur Ocağı tuncer yilmaz Ocaklarimiz 8 24.02.14 00:03
Hallac-i Mansur ve 40 makam. dAbBe Hallac-ı Mansur 1 13.07.12 20:43
Halac-ı Mansur ve eseri TAVASİN Dede-baba Alevi Kitaplari 0 01.01.10 14:30
Hallac-ı mansur hasan Alevi Önderlerimiz 0 05.12.09 17:50






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2