Sponsor Reklamlar


Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocakları Forumunda Bulunan  Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç2Beğeni
  • 1 gönderen Pir Mehmet
  • 1 gönderen munzuro

 
Seçenekler
Alt 28.10.11   #1
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz


Türkiye Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (TÜKSEV) ile T.C Kültür Bakanlığının ortaklaşa düzenledikleri ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI İNANÇ ÖNDERLERİ KONGRESİnin çağrı yazısında; �Gerçekleştireceğimiz kongrede; Türk kültürünün yayıldığı coğrafyalarda bulunan, halkın inançlarına yön vermiş, gerek yaşadığı çağda, gerekse günümüzde etkileri görülen ve adından söz edilen inanç önderleri ve inanç temsilcilerinin, yaşamları, felsefeleri, yaşadıkları çağa ve günümüze etkileri, kültürümüze ve inanç dünyamıza katkıları gibi konulara yer verilecektir. deniyor. Bu çağrıdan hareketle bende tebliğimde; yaşadığı yıllarda halkın inanç dünyasını etkileyen Hakka yürümelerinden sonra ise, hala etkileri görülen üç farklı mahalli inanç önderinden söz edeceğim. Bunlar; Doğan Dede, Baba Rıza ve Deli Azizdir. Bu üç kişide Erzincanda yaşamışlardır. Bu kişilikler gerek yaşadıkları yıllarda ve gerekse şimdi etkileri görülen farklı özelliklere sahip dinsel kişiliklerdir. Bunlardan biri 1980 li yıllarda ikisi ise; 1990 lı yıllarda Hakka yürümüşlerdir. Yani tarih olarak yeni diyebileceğimiz olaylardır. Bugün her üçünün de mezarı halkın sevgi, saygı ve inancı sonucu yoğun olarak ziyaret ettiği türbelere dönüşmüştür. Şimdi sizlere bu inanç önderlerini sırası ile anlatmaya çalışacağım. Erzincana inançların coğrafi dağılımı açısından bakıldığında; ülkemizde Alevi ve Sünni nüfusun ortak yaşadığı kentlerimizdendir. Yoğunluk olarak ise; nüfusun % 60�ını Aleviler, % 40ını ise Sünniler oluşturur. Etnik olarak nüfusun tümünün Türk olduğu bir kentimizdir. Alevilerde, Sünnilerde etnik olarak Türk kökenlidir. Tunceliye yakınlıktan dolayı Aleviler arasında Kürtçe ya da Zazaca bilenler ve konuşanlar var. Ama bunlar Osmanlının Türk Alevileri Kürt ve Zaza bölgelere Türkmenleri zorunlu iskanı sonucu öğrenilmiş bir dildir. Hanefi ve Şafii Kürte ise hiç rastlanmaz. (Son yıllardaki küçük güçler hariç) Sünnilerin ise tümü Türktür, inanç olarak ise Hanefidir. Nüfusun tümü Alevi ve Hanefi olarak Türk olmasına karşın; Hanefi Türkler Aleviler�e Kürt, Aleviler ise Sünnilere Türk derler. Yani burada halk arasında mahalli olarak; Alevilik Kürtlük ile Sünnilik ise Türklük ile paralel anlam taşımaktadır. Etnik ayrım inançsal ayrım ile örtüşmüştür. Bir tek kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmeyen Türk Aleviye, Sünni Türk olan kesim Kürt demektedir. Erzincan gerek tarihi özellikleri açısından gerekse bugün taşıdığı yoğun Alevi nüfus nedeni ile Aleviliğin temel özelliklerini yoğun yaşayan bir kentimizdir. Her köyün, mezranın, komun, yaylanın adeta ayrı ziyaretleri, türbeleri, yatırları var. Bu gelenek günümüzde bile canlı olarak yaşamaktadır. Şimdi konumuz olan dinsel kişiliklerimize geçmek istiyorum. DOĞAN DEDE: Doğan Dede, Erzincan merkezine 15 km uzaklıkta Mahmutlu köyünde yaşamıştır. Yaşadığı yıllarda yöresinde sevilen, sayılan, Alevi dede geleneği ile yaşamını özdeşleştirmiş, çevresinde sevenlerinin, sayanlarının, inananlarının bir sevgi halesi oluşturduğu; insan-ı kamil bir dededir. Günümüzde halkın gösterdiği bu denli sevgi ve saygı çok az dede ve insan için oluşmuştur. Doğan Dede; 1895 doğumludur. Kendisi 98 yaşında 1993 de Hakka yürümüştür. Doğan Dede; Alevilik dede geleneğinde Tuncelinin büyük dede ocaklarından ve dedelerinden Seyit Rızanın amcasının oğludur. Yani Seyit Rıza ve Doğan Dedenin babaları kardeştir. Seyit Rıza Şeyhhasanlıdır. Şeyhhasan Ocağı ve aşireti ise Tunceliye Elazığ-Baskile bağlı Şeyhhasan köyünden gelmişlerdir(1) . Buraya ise; Seyit Rıza ve Doğan Dedenin dedeleri veya dedelerinin dedeleri Horasandan gelmişlerdir. Tarihsel kaynaklarda soykütüğü olarak bu yolla Seyit Rıza ve Doğan Dede Horasan Erenleri soy kütüğüne(2) dayanmaktadır. Boy olarak ise; Oğuzların Bayat boyuna dek gitmektedir. Bugün Bayat boyu damgalarını Şeyhhasan köyü mezarlığında da, Şeyh Onar Dede köy mezarlarında(3) da bulmak olasıdır. Doğan Dede, bu isimle o denli tanınmış, sevilmiş ve sayılmış ki Onun nüfusa kayıtlı isminin; Hasan Azizcan olduğunu nerede ise çocuklarından başka kimse bilmiyor. Doğan Dede, 1.90 boyunda zayıf, ince, uzun sakallı. Sakalları her zaman bakımlı ve temiz, elbiseleri, giyimi tertemiz. Genellikle lacivert yelekli takım elbise, ama mutlaka köstekli saatli ve kendilerine Atatürkten emanet olduklarına inandıkları fötr şapkalı idi. Yani askerlik hizmeti sırasındaki zorunlu hizmet sırasındaki sakal kesilmesini saymazsak sakalına asla ustura, jilet uğramamış. Alevi geleneğinde dedelerin sakalı böyle bırakılır. Yani sakalları uzama yaşına gelince kesilmez. Daha sonraları da; makas v.s. hiçbir alet kısaltmak, düzeltmek için v.s. kullanılmaz. İşte geleneğe göre bırakılmış, adeta kutsanmış bir sakal taşıyordu. Doğan Dede. Onun köyünde yaşadığı ev, sevenleri tarafından, talipleri tarafından yol erleri tarafından kutsanmış bir evdi. Alevilerin kutsal günleri olan; 12 İmamların anma günü olan Muharrem orucunu ve Cemini Hızır orucu ve Cemini Onun evinde geçirmek özel bir ayrıcalıktı. Her talibe nasip olunmayacağına inanılırdı. Bir Hızır orucunu annemle Doğan Dedenin evinde geçirmiştik. Akşamdan başlayıp sabaha kadar devam eden katılan tüm canların transa geçtiği, ayrı dünyalara yolculuk yaptıkları, gizemi hala içime sinmiş muhteşem bir cemdi. Sabahleyin civar köylerden gelen canlar asla evden ayrılamıyorlardı. Doğan Dedenin duasını alıp elini öpüp ayrılmak isteyen insanlar bir türlü ayrılamıyordu. Civarda evin diğer sakinlerini de niyaz etmelerine rağmen ayrılamıyorlardı. Bu kez Doğan Dedenin taş duvarlı evinin etrafını dönüp her tarafını niyaz edip dua ediyorlar ama bir türlü adeta kutsanmış bu mekanın bahçesinden ayrılamıyorlardı. Alevilikte dedelerin hizmetleri karşılığı taliplerinden hakullah adı altında taliplerin içinden geldiği miktarı verdikleri bir hak vardır. Doğan Dede hakullah almazdı. Doğan Dede çalışırdı. O tarım ve hayvancılık yapardı. O'nu çiftçilik yaparken iş elbiseleri içinde yadırgadığımı, şaşırdığımı anımsıyorum. Ama çobanlığı yakıştırmıştım. Sayısı yüzlerle ifade edilen bembayaz koyun sürüsünün başında uzun boyu, uzun bembeyaz sakalı ve uzun paltosu ve uzun çizmeleri ile Doğan Dedeyi görünce çobanlık yapmaya çok özendiğimi anımsıyorum. Annem ve babam Doğan Dedeyi yüzlerce ve binlerce talibi gibi çok severlerdi. Onlar için Doğan Dede her şeydi. Onlar Doğan Dede için her şeylerini verirdi. Doğan Dedede onları çok severdi. Onların her şeyine yardım için yetişirdi. Köyümüz Doğan Dedenin köyü ile komşu idi. Bizim köyden Alevi- Sünni karışık yaşardı. Aleviler Doğan Dedeye o denli sevgi saygı gösterirlerdi ki bundan Sünni komşularda etkilenirdi. Hatta Aleviler ve Sünniler arasında her hangi bir sorun çıktığında Doğan Dedenin hakemliğini bizzat Sünniler isterlerdi. Ben lise öğrencisi iken Doğan Dede 1965 lerde 70 yaşında idi. Doğan Dedenin okuma yazması yoktu. Ama O günde beş vakit batarya ile çalışan radyodan haberleri dinlerdi. Ajans haberleri dedikleri haberleri babam ve amcam ile asla kaçırmazlardı. İş v.s. nedeni ile kaçırırlarsa üzülürlerdi. 1968-1970 yıllarında Türkiyedeki yayılan sosyalist düşüncelerden etkilenip ataistliği savunduğumuzda ailelerimiz çok üzülüyordu. Allahın olmadığını, dinlerin gereksiz olduğunu sağda solda ateşli, ateşli savunurduk. Ama bu fikirleri Doğan Dedeye saygımızdan dolayı olsa gerek direkt olarak savunamazdık. O bizim okumamızı çok istiyordu. O zaman asilik hoşumuza gidiyordu. Ama hem Doğan Dedeye saygıdan hemde bizim okumamızı çok istediği için sanki sosyalist ve ateist düşünceleri savunmakla Ona bir kötülük yapıyormuşuz gibi bir duygu taşırdım. Annem bu zararlı düşüncelerden arınmam için benden gizli gizli lokma pişirir dağıtırdı, kurban keserdi. O da olmadı, Doğan Dedeyi getirir gülbenk dua - okuturdu. Doğan Dede üzülmesin diye Onun yanında o tür fikirleri savunamazdım. O gözümde adeta kutsal bir kişi idi. Sanki; başka bir varlığın don değiştirmiş hali karşımda idi. Benim üniversite gençliğim sırasında annelerimizin ve babalarımızın dert ortağı idi. 1989da Alevilik ile ilgili kitap yazmam Onu sınırsız mutlu etmiş, çok duasını almıştım. Alevilik ile ilgilenmem bu işin mücadelesini vermem adeta dualarının yerine geldiği tarzında idi. Doğan Dede; bağlaması ve etkileyici tok sevecen sesi ile Ceme katılan canları adeta büyülerdi. Doğan Dedenin seveni çoktu. O Erzincanda karizmatik klasik geleneğin temsilcisi bir Alevi dedesi idi. Çocuklarının böyle bir kişiliğin yerini doldurması imkansız gibi bir şey. O, 1993 kışında Hakka yürüdüğünde adeta yer, gök yasa büründü. Her taraf kar ve buz kesildi. Bu acı haberi duyan talipleri sadece Erzincandan, Ankaradan, İstanbuldan değil Avrupanın dört bir yanından sökün edip geldiler ve dedelerini vasiyetleri olan yayla köyüne, Bayburt il olunca Kelkite bağlı olan Devekursu köyüne karlı ve buzlu yolları aşarak kış nedeni ile arabaların gidemediği yaklaşık 50 kmlik yolda dedelerinin emanetini omuzlar ve başlar üstünde götürdüler. İstediği yere emaneti teslim ettiler. Şimdi Devekursu köyünde Doğan Dedenin yattığı mezar; sevenlerinin, sayanlarının taliplerinin uğrak yeri oldu. Onun sevenleri Almanyadan, Fransadan, Hollandadan, Belçikadan yaz tatillerinde sadece Dedelerine sevgilerini, saygılarını, aşklarını sunmak için geliyorlar. Peki BABA RIZA kimdir. Şimdi gelelim BABA RIZAYA... Baba Rıza; bir budala derviştir. Alevi literatüründe Abdal denilen dervişlerdendir. Baba Rıza, Erzincanda Alevilerin ikamet ettiği köyleri, mezraları, komları, yaylaları bir bir yaya olarak gezen bir gezgin derviştir. Onun kendine ait ne köyü, ne evi, ne eşi ne de çocukları vardır. O hiç evlenmemiştir. Ama O dilencide değil. Dilenciler ile karıştırmamak gerek. Asla dilencilik yapmaz. Baba Rıza, 1.70 boylarında, şişmanca, sırtında çoğunlukla büyük cepli ve cepleri dolu palto, kafasında uçları aşağı sarkık fötr şapka, saçları düzenli ustura ile tıraşlı, uzun pos bıyıklı ve sakallarıda kafası gibi sürekli ustura tıraşlıdır. Çok temiz görünümlüdür. Elinde hiç eksik etmediği piposu vardır. Pipo düzenli gece gündüz içilir. Ve kapalı mekanlarda oturanlar adeta duman altı olur. Pipo tütünü hiç eksik olmaz ve tütünü nasıl temin ettiği benim açımdan hala merak konusudur. Baba Rıza, hiç çalışmaz. Hiçbir iş yapmaz. Zaten elinde pipo içmekten başka hiçbir iş adeta gelmez. Misafir olduğu evlerde yağlı ve etli yemekleri sever. O hep mişafirdir. Erzincanda Alevi olupta uğrayıp misafir olmadığı köy yoktur. O hep gezer. Ve hep yürüyerek gezer. Baba Rızayı 1960 lı yıllarda tanıdım. O yıllarda Erzincanda kara taşıma aracı olarak taksi, minibüs henüz yoktu. Tek tük eski otobüsler ve kamyonlar yük yerine insan taşırdı. Hayvanlar ile taşımacılık yapılırdı. Esas olarakta at arabaları ve şehir içinde paytonlar vardı. Baba Rıza, köyleri, mezraları, komları, yaylaları yürüyerek gezerdi. Ulaşım aracı ayakları idi hep yaya yürürdü. Motorlu araç yok denecek kadar azdı. Kendine ait atı v.s. ise yoktu. O hep yürürdü. O şehir merkezine de girmezdi. Gitmezdi. O sadece köy ve mezralarda yaşardı. Baba Rıza, dede değildi. Dedelik yapmazdı. Zaten dedesoylu değildi. O budala dervişti. Her köyde Onu evlendirmek isteyenler çıkardı. Şakalaşılırdı, gülünürdü. Ama O evlenmezdi. Baba Rıza, rast gelince cemlerede katılırdı. Tüm dedeler Onu tanırdı. Dedenin olmadığı kış gecelerinin birinde annem; hadi Baba Rıza bize cem yap dedi. Baba Rıza cem yapmayı bilmediği halde, doğru düzgün dua bilmediği halde, bağlama çalmayı bilmediği halde, sırf annemi kırmamak için cem yapmayı kabul etti. Eve 10-15 komşu çağrıldı. Lokmalar geldi. Lokmaları Baba Rıza kırık dökük bilgisi ile dualadı. Sıra nefes ve bağlama faslına gelince; O sobanın kül çekmek için kullanılan demir küreği ildı. Köşesine çekildi. Metal küreği bağlama gibi tutup diğer elinide pena olarak kullanıp çat-çut sesler çıkararak Pir Sultandan, Şah İsmailden bildiği duazları ve gülbenkleri okumaya başladı. O kadar işi ciddiye aldıki cemi bitirdiğinde elleri metale, tenekeye vurmaktan kan içinde kalmıştı. Annem ise bu sonuca bir taraftan seviniyor, kıs kıs gülüyor diğer yandan üzülüyordu. Baba Rızanın başka ilginç bir özelliğide yatarken kış olsun yaz olsun, soğuk olsun sıcak olsun, tüm iç çamaşırlarını çıkarır, anadan üryan yatardı. Tabii böyle oluncada özellikle kışın en soğuk oda Baba Rızanın kısmetiydi. Baba Rızada mal, mülk, para pul sahibi olmak diye bir duygu yoktu. O elini eteğini bütün dünya nimetlerinden çekmiş Bir lokma, bir hırka anlayışını hayatına rehber kılmış adeta bir Kalenderi dervişi idi. Başının ustura tıraşı ve yatarken anadan üryan olması, üryan geldik, üryan gideriz tasavvufi anlayışından kaynaklanmaktadır. Kendisi hiç evlenmedi. O mücerret yaşadı. Mücerret göçtü. Baba Rıza para pul bilmezdi. O para ile hiç tanışmadı. Cebinde onun bunun verdiği para, şeker v.s.leri ise çocuklara dağıtırdı. Çocukları çok severdi. Ona dua ettirmek isteyenlere dua ederken genellikle çocuklar üstüne dua ederdi. Onlar masumdur. Onlar masumu-pak derdi. Özellikle kadınlar, baba Rızanın dualarının tuttuğuna inanarak Onu buldukları her yerde dua yaptırırlardı. Baba Rızanın yaşamı gibi, vefatıda ilginç olur. Misafir gittiği bir köyde, gençler bununla; Allah, din, bu dünya, öte dünya, cennet, cehennem üstüne tartışırlar ve ataistliği savunurlar. Baba Rızaya, Allah, Muhammet, Ali yok Alinin kendine faydası olmadı.Çocuklarına faydası olmadı. v.s. diye tartışırlar. Baba Rıza bu duruma çok öfkelenir. Ve bulunduğu yerden bir adım öne çıkarak , secde vaziyetini alır. Allah, Muhammet ya Ali der ve o anda Hakka yürür. Onunla biraz önce tartışmalar yapanlar yaptıklarına pişman olurlar ama iş işten geçmiştir.. Orada bulunanlar şaşırır kalırlar. Bu olay 1977 kışında olur.Baba Rıza bu olayın yaşandığı köy mezarlığından yolcu edilir. Şimdi mezarı özellikle çocuğu olmayan, çocuğu yaşamayan çiftlerin, kadınların şifa ocağı gibidir. Mezarı türbe olmuştur. Baba Rızanın bu dünyada dikili bir tek ağacı bile yoktu. Şimdi hiç olmazsa kendine ait bir mezarı var. Hemde onu sevenlerin arayanların aradıkları zaman bulabildikleri ziyaret ettikleri bir yer. Çocuğu olmayanların çocuk dilediği..v.s , v.s.. DELİ AZİZ�E GELİNCE Deli Aziz, her köyde, kasabada, kentte görülen deli kabul edilen tanıma giren birisidir. Kendine bakmaktan aciz, üstü başı kir, pas içinde, konuşurken tükürükler saçan, bağıra bağıra konuşan, sürekli bir o tarafa bir bu tarafa koşup garip konuşmalar yapan biri. Sokaklarda aşağı yukarı koşan, çocukların oyun sanıp arkasına takıldıkları, garip konuşmalar yapan halkın Deli Aziz adını verdiği biri. Deli Aziz 1970 li yıllardan vefat ettiği 1990 lı yıllara kadar Erzincan caddelerinin, sokaklarının ve sakinlerinin çok iyi tanıdığı biri. Bir bakarsınız yırtık, pırtık kirli elbiseli Aziz bağıra çağıra bir dükkana girer. Gavur geliyo babo, Zelzele geliyo babo, Kaçın kaçın Ruslar geliyo babo gibi konuşmalar yapar. Dükkan sahibide zorla para, elbise, yiyecek v.s. vermeye çalışır. Deli Aziz alınca sevinir, almayınca ise üzülür. Başka bir yerde halktan biri adeta kendi falına bakar. Derki; Aziz ben Almanyaya gideyim mi gitmeyeyim mi? Deli Azizde anlaşılmaz konuşmasının bir yerinde; Get baba get veya getme baba getme derse sorunun cevabı alınmış olunur. Deli Aziz bir kahveye girip birinin yanına yanaşır ondan para, eşya (elbise v.s.) isterse isteyen sevinir, hemen verir. Çünkü inanca göre bu kişiye büyük uğur getirecektir. Deli Azizin kaldığı köy Erzincan- Kemah köyleridir. O yıllarda şehir merkezine ulaşım tren ile olur. Azizde daha çok trene biner. İstastona gelir, bekler. İstasyondan trene biner, iner v.s. Bu nedenle Aziz Erzincan şehir merkezinde de gününün önemli bir kısmını tren garında geçirir. O yana koşar, bu yana koşar, bağıra bağıra saçma sapan konuşur. Bazen sakinleşir. Gar kahvesinin bir köşesine oturur, saatlerce sesi çıkmaz. Bazen Onun konuşmalarından kendine fal bakmaya çalışanlarla anlaşılmaz konuşmalar yapar. Çoğunlukla kış-yaz demeden geceleri istasyonda dışarda yatar. Veya mezbaha yolunda bir kapının veya ağacın altına buruşur yatar. Ya da ara istasyonlardan birinde duvar dibinde veya kanapede çömelir uyur. Halk arasında Deli Azizin 1992 deki Erzincan depremini ve büyük Çin depremini bildiğine de inanılır. Deli Azizin o gün zelzele olacak kaçın dediği ve arkasından deprem olduğunu iddia edenler ve inananlarda var. Sonuçta; 1994 de Deli Aziz vefat eder. Bir süre sonra ise Deli Azizi başka şehirlerde Ankarada v.s.gördüklerini iddia eden kişilere rastlanır. Deli Aziz ile ilgili rüyalar görülmeye başlanır. Ve Almanyada çalışan birinin rüyası üstüne Deli Azizin önce mezarı yapılır. Sonra mezar türbeye dönüştürülür. İlgi artınca yanına kurban kesme yeri, pişirme yeri, aşevi gibi bölümler ilave edilir. Derken Erzincan-Merkez Ulalar Belediyesi sınırları içinde Aziz Baba Türbesi oluşur. Belediye otobüsleri yolu üstündeki türbeye birde �Aziz Baba Türbesi Durağı yazılınca işlem tamamlanır. Bugün Aziz Baba Türbesi Erzincanda özellikle Alevi halk tarafından yoğun olarak ziyaret edilip, kurban kesilen, lokma dağıtılan, dilek tutulan şefaat dilenen yer olmuştur. Deli Azizi sağlığında herkes deli olarak biliyordu. Ama öldükten sonra kutsandı ve Deli Aziz Aziz Baba oldu. Bir Deli nin kutsanması ile karşı karşıya bulunuyoruz. Halkın bu yaptığına boş inançlar deyip geçebilirmiyiz. Yoksa bu anlayışın tarihsel kökleri nedir. Şamanlığa bir delilik hastalığı diyenler ne demek istiyordu. Şamanlar aynı zamanda din adamı idi ve kutsanıyordu. Onlarda sıradışı idi. Deli Azizin kutsanması bir Şamani özellik midir (4). Örneklerimizdeki; Doğan Dedenin mezarının kutsanması geleneksel Alevilik ölçüleri içinde normal bir olaydır. Peki Deli Azize, Baba Rızaya ne demeli. Şamanlığa delilik, şizofren diyenler ne demek istemişlerdi. Deli Azizin kutsanıp Aziz Baba olması bu anlayışla inançla izah edilebilir mi? Bu değilse başka nedir? Anadoluda isminin başında ya da sonunda Deli kelimesi geçen kişi sadece Deli Aziz ya da Aziz Baba değildir. Acaba deliliğin eski Türk geleneğinde Şamanlıkta akıllı bir yanı da mı var. Bu böyle izah edilebilir mi? Çünkü; Erzincandaki İbrahim Dede Türbesindeki yatan zatın diğer ismi de Deli İbrahim Dededir. Anadolu!da Alevi kültüründe toplumun deli dediği kişilere karşı şefkat ve hoşgörü ile karışık bir saygı da gözlenmektedir. Delilik zaman zaman övünülecek bir özellik olarak bile algılanmaktadır. Anadoludaki Alevi yerleşmelerinde yaşadığı sırada deli denip vefat edince kutsanan ziyaretgaha dönüşen bir çok türbe vardır. Deli Aziz ve Baba Rıza bunlardan sadece birer örnektir. Bu olayın kültürel kaynakları eski Türk inançlarında aranmalıdır. Bu adres ise Şamanizme yakın bir yerdir diye düşünülebilinir. KAYNAKÇA 1) Prof. Dr. Muhammet Beşir Asan, Şeyh Ahmet Dede Fırat Kenarında Bir Horasan Ereni, Fırat Üniversitesi,1983 2) Fuat Köprülü, Ahmet Yesevi, İslam Ansiklopedisi 3) İsmail Onarlı, Şeyhhasan Aşireti, 2001 İstanbul 4) Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Dünden Bugüne Şamanizm, Türk Tarih Kurumu 1984 5) Cemal Şener, Şamanizm, İstanbul,2001 Etik Yayınları (10. Baskı)

Cemal ŞENER
Sponsor Reklamlar

kristal bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 29.10.11   #2
munzuro
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Aug 2011
Nereden: izmir
Mesajlar: 74
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz


Pir Mehmet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Türkiye Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (TÜKSEV) ile T.C Kültür Bakanlığının ortaklaşa düzenledikleri ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI İNANÇ ÖNDERLERİ KONGRESİnin çağrı yazısında; Gerçekleştireceğimiz kongrede; Türk kültürünün yayıldığı coğrafyalarda bulunan, halkın inançlarına yön vermiş, gerek yaşadığı çağda, gerekse günümüzde etkileri görülen ve adından söz edilen inanç önderleri ve inanç temsilcilerinin, yaşamları, felsefeleri, yaşadıkları çağa ve günümüze etkileri, kültürümüze ve inanç dünyamıza katkıları gibi konulara yer verilecektir. deniyor. Bu çağrıdan hareketle bende tebliğimde; yaşadığı yıllarda halkın inanç dünyasını etkileyen Hakka yürümelerinden sonra ise, hala etkileri görülen üç farklı mahalli inanç önderinden söz edeceğim. Bunlar; Doğan Dede, Baba Rıza ve Deli Azizdir. Bu üç kişide Erzincanda yaşamışlardır. Bu kişilikler gerek yaşadıkları yıllarda ve gerekse şimdi etkileri görülen farklı özelliklere sahip dinsel kişiliklerdir. Bunlardan biri 1980 li yıllarda ikisi ise; 1990 lı yıllarda Hakka yürümüşlerdir. Yani tarih olarak yeni diyebileceğimiz

olaylardır. Bugün her üçünün de mezarı halkın sevgi, saygı ve inancı sonucu yoğun olarak ziyaret ettiği türbelere dönüşmüştür. Şimdi sizlere bu inanç önderlerini sırası ile anlatmaya çalışacağım. Erzincana inançların coğrafi dağılımı açısından bakıldığında; ülkemizde Alevi ve Sünni nüfusun ortak yaşadığı kentlerimizdendir. Yoğunluk olarak ise; nüfusun % 60ını Aleviler, % 40ını ise Sünniler oluşturur. Etnik olarak nüfusun tümünün Türk olduğu bir kentimizdir. Alevilerde, Sünnilerde etnik olarak Türk kökenlidir. Tunceliye yakınlıktan dolayı Aleviler arasında Kürtçe ya da Zazaca bilenler ve konuşanlar var. Ama bunlar Osmanlının Türk Alevileri Kürt ve Zaza bölgelere Türkmenleri zorunlu iskanı sonucu öğrenilmiş bir dildir. Hanefi ve Şafii Kürte ise hiç rastlanmaz. (Son yıllardaki küçük güçler hariç) Sünnilerin ise tümü Türktür, inanç olarak ise Hanefidir. Nüfusun tümü Alevi ve Hanefi olarak Türk olmasına karşın; Hanefi Türkler Alevilere Kürt, Aleviler ise Sünnilere Türk derler. Yani burada halk arasında mahalli olarak; Alevilik Kürtlük ile Sünnilik ise Türklük ile paralel anlam taşımaktadır. Etnik ayrım inançsal ayrım ile örtüşmüştür. Bir tek kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmeyen Türk Aleviye, Sünni Türk olan kesim Kürt demektedir. Erzincan gerek tarihi özellikleri açısından gerekse bugün taşıdığı yoğun Alevi nüfus nedeni ile Aleviliğin temel özelliklerini yoğun yaşayan bir kentimizdir. Her köyün, mezranın, komun, yaylanın adeta ayrı ziyaretleri, türbeleri, yatırları var. Bu gelenek günümüzde bile canlı olarak yaşamaktadır. Şimdi konumuz olan dinsel kişiliklerimize geçmek istiyorum. DOĞAN DEDE: Doğan Dede, Erzincan merkezine 15 km uzaklıkta Mahmutlu köyünde yaşamıştır. Yaşadığı yıllarda yöresinde sevilen, sayılan, Alevi dede geleneği ile yaşamını özdeşleştirmiş, çevresinde sevenlerinin, sayanlarının, inananlarının bir sevgi halesi oluşturduğu; insan-ı kamil bir dededir. Günümüzde halkın gösterdiği bu denli sevgi ve saygı çok az dede ve insan için oluşmuştur. Doğan Dede; 1895 doğumludur. Kendisi 98 yaşında 1993 de Hakka yürümüştür. Doğan Dede; Alevilik dede geleneğinde Tuncelinin büyük dede ocaklarından ve dedelerinden Seyit Rızanın amcasının oğludur. Yani Seyit Rıza ve Doğan Dedenin babaları kardeştir. Seyit Rıza Şeyhhasanlıdır. Şeyhhasan Ocağı ve aşireti ise Tunceliye Elazığ-Baskile bağlı Şeyhhasan köyünden gelmişlerdir(1) . Buraya ise; Seyit Rıza ve Doğan Dedenin dedeleri veya dedelerinin dedeleri Horasandan gelmişlerdir. Tarihsel kaynaklarda soykütüğü olarak bu yolla Seyit Rıza ve Doğan Dede Horasan Erenleri soy kütüğüne(2) dayanmaktadır. Boy olarak ise; Oğuzların Bayat boyuna dek gitmektedir. Bugün Bayat boyu damgalarını Şeyhhasan köyü mezarlığında da, Şeyh Onar Dede köy mezarlarında(3) da bulmak olasıdır. Doğan Dede, bu isimle o denli tanınmış, sevilmiş ve sayılmış ki Onun nüfusa kayıtlı isminin; Hasan Azizcan olduğunu nerede ise çocuklarından başka kimse bilmiyor. Doğan Dede, 1.90 boyunda zayıf, ince, uzun sakallı. Sakalları her zaman bakımlı ve temiz, elbiseleri, giyimi tertemiz. Genellikle lacivert yelekli takım elbise, ama mutlaka köstekli saatli ve kendilerine Atatürkten emanet olduklarına inandıkları fötr şapkalı idi. Yani askerlik hizmeti sırasındaki zorunlu hizmet sırasındaki sakal kesilmesini saymazsak sakalına asla ustura, jilet uğramamış. Alevi geleneğinde dedelerin sakalı böyle bırakılır. Yani sakalları uzama yaşına gelince kesilmez. Daha sonraları da; makas v.s. hiçbir alet kısaltmak, düzeltmek için v.s. kullanılmaz. İşte geleneğe göre bırakılmış, adeta kutsanmış bir sakal taşıyordu. Doğan Dede. Onun köyünde yaşadığı ev, sevenleri tarafından, talipleri tarafından yol erleri tarafından kutsanmış bir evdi. Alevilerin kutsal günleri olan; 12 İmamların anma günü olan Muharrem orucunu ve Cemini Hızır orucu ve Cemini Onun evinde geçirmek özel bir ayrıcalıktı. Her talibe nasip olunmayacağına inanılırdı. Bir Hızır orucunu annemle Doğan Dedenin evinde geçirmiştik. Akşamdan başlayıp sabaha kadar devam eden katılan tüm canların transa geçtiği, ayrı dünyalara yolculuk yaptıkları, gizemi hala içime sinmiş muhteşem bir cemdi. Sabahleyin civar köylerden gelen canlar asla evden ayrılamıyorlardı. Doğan Dedenin duasını alıp elini öpüp ayrılmak isteyen insanlar bir türlü ayrılamıyordu. Civarda evin diğer sakinlerini de niyaz etmelerine rağmen ayrılamıyorlardı. Bu kez Doğan Dedenin taş duvarlı evinin etrafını dönüp her tarafını niyaz edip dua ediyorlar ama bir türlü adeta kutsanmış bu mekanın bahçesinden ayrılamıyorlardı. Alevilikte dedelerin hizmetleri karşılığı taliplerinden hakullah adı altında taliplerin içinden geldiği miktarı verdikleri bir hak vardır. Doğan Dede hakullah almazdı. Doğan Dede çalışırdı. O tarım ve hayvancılık yapardı. O'nu çiftçilik yaparken iş elbiseleri içinde yadırgadığımı, şaşırdığımı anımsıyorum. Ama çobanlığı yakıştırmıştım. Sayısı yüzlerle ifade edilen bembayaz koyun sürüsünün başında uzun boyu, uzun bembeyaz sakalı ve uzun paltosu ve uzun çizmeleri ile Doğan Dedeyi görünce çobanlık yapmaya çok özendiğimi anımsıyorum. Annem ve babam Doğan Dedeyi yüzlerce ve binlerce talibi gibi çok severlerdi. Onlar için Doğan Dede her şeydi. Onlar Doğan Dede için her şeylerini verirdi. Doğan Dedede onları çok severdi. Onların her şeyine yardım için yetişirdi. Köyümüz Doğan Dedenin köyü ile komşu idi. Bizim köyden Alevi- Sünni karışık yaşardı. Aleviler Doğan Dedeye o denli sevgi saygı gösterirlerdi ki bundan Sünni komşularda etkilenirdi. Hatta Aleviler ve Sünniler arasında her hangi bir sorun çıktığında Doğan Dedenin hakemliğini bizzat Sünniler isterlerdi. Ben lise öğrencisi iken Doğan Dede 1965 lerde 70 yaşında idi. Doğan Dedenin okuma yazması yoktu. Ama O günde beş vakit batarya ile çalışan radyodan haberleri dinlerdi. Ajans haberleri dedikleri haberleri babam ve amcam ile asla kaçırmazlardı. İş v.s. nedeni ile kaçırırlarsa üzülürlerdi. 1968-1970 yıllarında Türkiyedeki yayılan sosyalist düşüncelerden etkilenip ataistliği savunduğumuzda ailelerimiz çok üzülüyordu. Allahın olmadığını, dinlerin gereksiz olduğunu sağda solda ateşli, ateşli savunurduk. Ama bu fikirleri Doğan Dedeye saygımızdan dolayı olsa gerek direkt olarak savunamazdık. O bizim okumamızı çok istiyordu. O zaman asilik hoşumuza gidiyordu. Ama hem Doğan Dedeye saygıdan hemde bizim okumamızı çok istediği için sanki sosyalist ve ateist düşünceleri savunmakla Ona bir kötülük yapıyormuşuz gibi bir duygu taşırdım. Annem bu zararlı düşüncelerden arınmam için benden gizli gizli lokma pişirir dağıtırdı, kurban keserdi. O da olmadı, Doğan Dedeyi getirir gülbenk dua - okuturdu. Doğan Dede üzülmesin diye Onun yanında o tür fikirleri savunamazdım. O gözümde adeta kutsal bir kişi idi. Sanki; başka bir varlığın don değiştirmiş hali karşımda idi. Benim üniversite gençliğim sırasında annelerimizin ve babalarımızın dert ortağı idi. 1989da Alevilik ile ilgili kitap yazmam Onu sınırsız mutlu etmiş, çok duasını almıştım. Alevilik ile ilgilenmem bu işin mücadelesini vermem adeta dualarının yerine geldiği tarzında idi. Doğan Dede; bağlaması ve etkileyici tok sevecen sesi ile Ceme katılan canları adeta büyülerdi. Doğan Dedenin seveni çoktu. O Erzincanda karizmatik klasik geleneğin temsilcisi bir Alevi dedesi idi. Çocuklarının böyle bir kişiliğin yerini doldurması imkansız gibi bir şey. O, 1993 kışında Hakka yürüdüğünde adeta yer, gök yasa büründü. Her taraf kar ve buz kesildi. Bu acı haberi duyan talipleri sadece Erzincandan, Ankaradan, İstanbuldan değil Avrupanın dört bir yanından sökün edip geldiler ve dedelerini vasiyetleri olan yayla köyüne, Bayburt il olunca Kelkite bağlı olan Devekursu köyüne karlı ve buzlu yolları aşarak kış nedeni ile arabaların gidemediği yaklaşık 50 kmlik yolda dedelerinin emanetini omuzlar ve başlar üstünde götürdüler. İstediği yere emaneti teslim ettiler. Şimdi Devekursu köyünde Doğan Dedenin yattığı mezar; sevenlerinin, sayanlarının taliplerinin uğrak yeri oldu. Onun sevenleri Almanyadan, Fransadan, Hollandadan, Belçikadan yaz tatillerinde sadece Dedelerine sevgilerini, saygılarını, aşklarını sunmak için geliyorlar. Peki BABA RIZA kimdir. Şimdi gelelim BABA RIZAYA... Baba Rıza; bir budala derviştir. Alevi literatüründe Abdal denilen dervişlerdendir. Baba Rıza, Erzincanda Alevilerin ikamet ettiği köyleri, mezraları, komları, yaylaları bir bir yaya olarak gezen bir gezgin derviştir. Onun kendine ait ne köyü, ne evi, ne eşi ne de çocukları vardır. O hiç evlenmemiştir. Ama O dilencide değil. Dilenciler ile karıştırmamak gerek. Asla dilencilik yapmaz. Baba Rıza, 1.70 boylarında, şişmanca, sırtında çoğunlukla büyük cepli ve cepleri dolu palto, kafasında uçları aşağı sarkık fötr şapka, saçları düzenli ustura ile tıraşlı, uzun pos bıyıklı ve sakallarıda kafası gibi sürekli ustura tıraşlıdır. Çok temiz görünümlüdür. Elinde hiç eksik etmediği piposu vardır. Pipo düzenli gece gündüz içilir. Ve kapalı mekanlarda oturanlar adeta duman altı olur. Pipo tütünü hiç eksik olmaz ve tütünü nasıl temin ettiği benim açımdan hala merak konusudur. Baba Rıza, hiç çalışmaz. Hiçbir iş yapmaz. Zaten elinde pipo içmekten başka hiçbir iş adeta gelmez. Misafir olduğu evlerde yağlı ve etli yemekleri sever. O hep mişafirdir. Erzincanda Alevi olupta uğrayıp misafir olmadığı köy yoktur. O hep gezer. Ve hep yürüyerek gezer. Baba Rızayı 1960 lı yıllarda tanıdım. O yıllarda Erzincanda kara taşıma aracı olarak taksi, minibüs henüz yoktu. Tek tük eski otobüsler ve kamyonlar yük yerine insan taşırdı. Hayvanlar ile taşımacılık yapılırdı. Esas olarakta at arabaları ve şehir içinde paytonlar vardı. Baba Rıza, köyleri, mezraları, komları, yaylaları yürüyerek gezerdi. Ulaşım aracı ayakları idi hep yaya yürürdü. Motorlu araç yok denecek kadar azdı. Kendine ait atı v.s. ise yoktu. O hep yürürdü. O şehir merkezine de girmezdi. Gitmezdi. O sadece köy ve mezralarda yaşardı. Baba Rıza, dede değildi. Dedelik yapmazdı. Zaten dedesoylu değildi. O budala dervişti. Her köyde Onu evlendirmek isteyenler çıkardı. Şakalaşılırdı, gülünürdü. Ama O evlenmezdi. Baba Rıza, rast gelince cemlerede katılırdı. Tüm dedeler Onu tanırdı. Dedenin olmadığı kış gecelerinin birinde annem; hadi Baba Rıza bize cem yap dedi. Baba Rıza cem yapmayı bilmediği halde, doğru düzgün dua bilmediği halde, bağlama çalmayı bilmediği halde, sırf annemi kırmamak için cem yapmayı kabul etti. Eve 10-15 komşu çağrıldı. Lokmalar geldi. Lokmaları Baba Rıza kırık dökük bilgisi ile dualadı. Sıra nefes ve bağlama faslına gelince; O sobanın kül çekmek için kullanılan demir küreği ildı. Köşesine çekildi. Metal küreği bağlama gibi tutup diğer elinide pena olarak kullanıp çat-çut sesler çıkararak Pir Sultandan, Şah İsmailden bildiği duazları ve gülbenkleri okumaya başladı. O kadar işi ciddiye aldıki cemi bitirdiğinde elleri metale, tenekeye vurmaktan kan içinde kalmıştı. Annem ise bu sonuca bir taraftan seviniyor, kıs kıs gülüyor diğer yandan üzülüyordu. Baba Rızanın başka ilginç bir özelliğide yatarken kış olsun yaz olsun, soğuk olsun sıcak olsun, tüm iç çamaşırlarını çıkarır, anadan üryan yatardı. Tabii böyle oluncada özellikle kışın en soğuk oda Baba Rızanın kısmetiydi. Baba Rızada mal, mülk, para pul sahibi olmak diye bir duygu yoktu. O elini eteğini bütün dünya nimetlerinden çekmiş Bir lokma, bir hırka anlayışını hayatına rehber kılmış adeta bir Kalenderi dervişi idi. Başının ustura tıraşı ve yatarken anadan üryan olması, üryan geldik, üryan gideriz tasavvufi anlayışından kaynaklanmaktadır. Kendisi hiç evlenmedi. O mücerret yaşadı. Mücerret göçtü. Baba Rıza para pul bilmezdi. O para ile hiç tanışmadı. Cebinde onun bunun verdiği para, şeker v.s.leri ise çocuklara dağıtırdı. Çocukları çok severdi. Ona dua ettirmek isteyenlere dua ederken genellikle çocuklar üstüne dua ederdi. Onlar masumdur. Onlar masumu-pak derdi. Özellikle kadınlar, baba Rızanın dualarının tuttuğuna inanarak Onu buldukları her yerde dua yaptırırlardı. Baba Rızanın yaşamı gibi, vefatıda ilginç olur. Misafir gittiği bir köyde, gençler bununla; Allah, din, bu dünya, öte dünya, cennet, cehennem üstüne tartışırlar ve ataistliği savunurlar. Baba Rızaya, Allah, Muhammet, Ali yok Alinin kendine faydası olmadı.Çocuklarına faydası olmadı. v.s. diye tartışırlar. Baba Rıza bu duruma çok öfkelenir. Ve bulunduğu yerden bir adım öne çıkarak , secde vaziyetini alır. Allah, Muhammet ya Ali der ve o anda Hakka yürür. Onunla biraz önce tartışmalar yapanlar yaptıklarına pişman olurlar ama iş işten geçmiştir.. Orada bulunanlar şaşırır kalırlar. Bu olay 1977 kışında olur.Baba Rıza bu olayın yaşandığı köy mezarlığından yolcu edilir. Şimdi mezarı özellikle çocuğu olmayan, çocuğu yaşamayan çiftlerin, kadınların şifa ocağı gibidir. Mezarı türbe olmuştur. Baba Rızanın bu dünyada dikili bir tek ağacı bile yoktu. Şimdi hiç olmazsa kendine ait bir mezarı var. Hemde onu sevenlerin arayanların aradıkları zaman bulabildikleri ziyaret ettikleri bir yer. Çocuğu olmayanların çocuk dilediği..v.s , v.s.. DELİ AZİZE GELİNCE Deli Aziz, her köyde, kasabada, kentte görülen deli kabul edilen tanıma giren birisidir. Kendine bakmaktan aciz, üstü başı kir, pas içinde, konuşurken tükürükler saçan, bağıra bağıra konuşan, sürekli bir o tarafa bir bu tarafa koşup garip konuşmalar yapan biri. Sokaklarda aşağı yukarı koşan, çocukların oyun sanıp arkasına takıldıkları, garip konuşmalar yapan halkın Deli Aziz adını verdiği biri. Deli Aziz 1970 li yıllardan vefat ettiği 1990 lı yıllara kadar Erzincan caddelerinin, sokaklarının ve sakinlerinin çok iyi tanıdığı biri. Bir bakarsınız yırtık, pırtık kirli elbiseli Aziz bağıra çağıra bir dükkana girer. Gavur geliyo babo, Zelzele geliyo babo, Kaçın kaçın Ruslar geliyo babo gibi konuşmalar yapar. Dükkan sahibide zorla para, elbise, yiyecek v.s. vermeye çalışır. Deli Aziz alınca sevinir, almayınca ise üzülür. Başka bir yerde halktan biri adeta kendi falına bakar. Derki; Aziz ben Almanyaya gideyim mi gitmeyeyim mi? Deli Azizde anlaşılmaz konuşmasının bir yerinde; Get baba get veya getme baba getme derse sorunun cevabı alınmış olunur. Deli Aziz bir kahveye girip birinin yanına yanaşır ondan para, eşya (elbise v.s.) isterse isteyen sevinir, hemen verir. Çünkü inanca göre bu kişiye büyük uğur getirecektir. Deli Azizin kaldığı köy Erzincan- Kemah köyleridir. O yıllarda şehir merkezine ulaşım tren ile olur. Azizde daha çok trene biner. İstastona gelir, bekler. İstasyondan trene biner, iner v.s. Bu nedenle Aziz Erzincan şehir merkezinde de gününün önemli bir kısmını tren garında geçirir. O yana koşar, bu yana koşar, bağıra bağıra saçma sapan konuşur. Bazen sakinleşir. Gar kahvesinin bir köşesine oturur, saatlerce sesi çıkmaz. Bazen Onun konuşmalarından kendine fal bakmaya çalışanlarla anlaşılmaz konuşmalar yapar. Çoğunlukla kış-yaz demeden geceleri istasyonda dışarda yatar. Veya mezbaha yolunda bir kapının veya ağacın altına buruşur yatar. Ya da ara istasyonlardan birinde duvar dibinde veya kanapede çömelir uyur. Halk arasında Deli Azizin 1992 deki Erzincan depremini ve büyük Çin depremini bildiğine de inanılır. Deli Azizin o gün zelzele olacak kaçın dediği ve arkasından deprem olduğunu iddia edenler ve inananlarda var. Sonuçta; 1994 de Deli Aziz vefat eder. Bir süre sonra ise Deli Azizi başka şehirlerde Ankarada v.s.gördüklerini iddia eden kişilere rastlanır. Deli Aziz ile ilgili rüyalar görülmeye başlanır. Ve Almanyada çalışan birinin rüyası üstüne Deli Azizin önce mezarı yapılır. Sonra mezar türbeye dönüştürülür. İlgi artınca yanına kurban kesme yeri, pişirme yeri, aşevi gibi bölümler ilave edilir. Derken Erzincan-Merkez Ulalar Belediyesi sınırları içinde Aziz Baba Türbesi oluşur. Belediye otobüsleri yolu üstündeki türbeye birde Aziz Baba Türbesi Durağı yazılınca işlem tamamlanır. Bugün Aziz Baba Türbesi Erzincanda özellikle Alevi halk tarafından yoğun olarak ziyaret edilip, kurban kesilen, lokma dağıtılan, dilek tutulan şefaat dilenen yer olmuştur. Deli Azizi sağlığında herkes deli olarak biliyordu. Ama öldükten sonra kutsandı ve Deli Aziz Aziz Baba oldu. Bir Deli nin kutsanması ile karşı karşıya bulunuyoruz. Halkın bu yaptığına boş inançlar deyip geçebilirmiyiz. Yoksa bu anlayışın tarihsel kökleri nedir. Şamanlığa bir delilik hastalığı diyenler ne demek istiyordu. Şamanlar aynı zamanda din adamı idi ve kutsanıyordu. Onlarda sıradışı idi. Deli Azizin kutsanması bir Şamani özellik midir (4). Örneklerimizdeki; Doğan Dedenin mezarının kutsanması geleneksel Alevilik ölçüleri içinde normal bir olaydır. Peki Deli Azize, Baba Rızaya ne demeli. Şamanlığa delilik, şizofren diyenler ne demek istemişlerdi. Deli Azizin kutsanıp Aziz Baba olması bu anlayışla inançla izah edilebilir mi? Bu değilse başka nedir? Anadoluda isminin başında ya da sonunda Deli kelimesi geçen kişi sadece Deli Aziz ya da Aziz Baba değildir. Acaba deliliğin eski Türk geleneğinde Şamanlıkta akıllı bir yanı da mı var. Bu böyle izah edilebilir mi? Çünkü; Erzincandaki İbrahim Dede Türbesindeki yatan zatın diğer ismi de Deli İbrahim Dededir. Anadolu!da Alevi kültüründe toplumun deli dediği kişilere karşı şefkat ve hoşgörü ile karışık bir saygı da gözlenmektedir. Delilik zaman zaman övünülecek bir özellik olarak bile algılanmaktadır. Anadoludaki Alevi yerleşmelerinde yaşadığı sırada deli denip vefat edince kutsanan ziyaretgaha dönüşen bir çok türbe vardır. Deli Aziz ve Baba Rıza bunlardan sadece birer örnektir. Bu olayın kültürel kaynakları eski Türk inançlarında aranmalıdır. Bu adres ise Şamanizme yakın bir yerdir diye düşünülebilinir. KAYNAKÇA 1) Prof. Dr. Muhammet Beşir Asan, Şeyh Ahmet Dede Fırat Kenarında Bir Horasan Ereni, Fırat Üniversitesi,1983 2) Fuat Köprülü, Ahmet Yesevi, İslam Ansiklopedisi 3) İsmail Onarlı, Şeyhhasan Aşireti, 2001 İstanbul 4) Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Dünden Bugüne Şamanizm, Türk Tarih Kurumu 1984 5) Cemal Şener, Şamanizm, İstanbul,2001 Etik Yayınları (10. Baskı)

Cemal ŞENER

sayın cemal şener İkrardan vazgeçmiş, alevi katilleri ile buluşmuş, canlı yayında Maraş katliamının baş aktörlerinden biri ile milyonlarca insanın huzurunda kucaklaşmıştır.
sayın cemal şener bir nefs süreği olan milliyetçi ideolojinin hizmetine girmiş, alevi yoluna yapılan saldırılara ortak olmuş, dersim katliamı tartışmalarında katliamı haklı göstermeye çalışan güruhun ön saflarında yer almıştır. bunlar sadece hatırlatmadır, yazdıklarım aleni olarak cereyan etmiştir. hatta bu hatırlatmalarımdan mutluluk duyacağından eminim, zira hizmetinin yerini bulduğuna daha çok inanıp biat ettiği alevi düşmanlarına daha çok yaranacağını düşünecektir.
(cevap karakter sayısını aşıyor, devam ikinci mesajdadır)
Sponsor Reklamlar

munzuro isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 29.10.11   #3
munzuro
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Aug 2011
Nereden: izmir
Mesajlar: 74
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz


sayın şener ırkçıdır çünkü bütün enerjisini diğer milliyetlerden alevilerin olamayacağını, özellikle dersim merkezli kürt alevilerin türk olduğunu kanıtlama çabasına sunmuştur. yani sayın şener türk İslam sentezi denilen resmi ideolojinin kılıcını kuşanmıştır ki; bu ideoloji bütün anadolu topraklarını kan gölüne çevirmiştir. bu ideolojiden kaynaklı sorunlar hala can almaya devam ediyor. hala bu ideoloji doğrultusunda öngörülen tek tip insan profiline uymayan tüm dinsel ve etnik kimlikler hedef halindedir. antik dönemlerden beri bu topraklarda yaşayan pek çok halk bu ideoloji ve onun gerçekleşimi sonucu tarihe karıştı. hemde çok kanlı bir şekilde...
alevi yolu sayın Şenerin biat verdiği ideolojiyi içermez, kabul edemez... zira zulüm yoludur. Şenerin yazdıklarına, duruşuna bakın Aleviliğe dair en ufak bir içerik bulamazsınız. o güçlüye biat vermiş, aklını zulümata sunmuş, alevi kitlede yaratılan düşünsel kirlenmeye dayanarak tek tip insan politikasına hizmet etmekte, halkımızı yanıltmak için gayret göstermektedir...
canlar; her halk, alevi nazarında aynı kriterlerle değerlendirilebilir. buda alevi öğretisinin öngördüğü kriterlerdir ki; Aleviler cümle eşyanın, bağlı olarak insanın aynı özden "Hü"den doğarak geldiğini kabul ederler. ve bakın dostlar burada varlığın sevgi ve rızalık ile biribirine ikrar verdiğini de "kozmogonisinde", yani evren doğumu açıklamasında güvenceye almıştır; önce Çar Anasır" doğuş yapmış, Rızalık ile İkrar vermiş, Aşk ile bağlanıp cümle eşyayı vücuda getirmişlerdir ki bu dört unsurunda aynı öz'den doğuş yaptığını bir kez daha vurgulayalım
on sekizbin alemden geçen varlık insana doğru evrilmiş, "insan makamı"nda Hakk kendini bilmiştir....
canlar, İnsan Makamı deniyor dikkatinizi çekmek isterim...
insan ise sadece kalıptan/bedenden ibaret değildir, "sireten"de insan olmak gerekir ki, insanı kamil diyoruz... hakk'ın emri rızasına bağlanmak, öğretimizin öngördüğü eğitim süreçlerinden geçmek gerekir...
günümüzde halkımız sahipsizdir, aklı karmakarışık edilmiştir çünkü sayın Şenerin biat verdiği ideoloji ve organizasyonu bütün ocaklarımızı vurmuş, darmadağın etmiş, işlemez hale sokmuş ve öngördüğü insan tipini gerçekleştirmek için halkımızı ideolojisinin hammaddesi haline getirmiştir. bu süreç sonucu ise Şener gibi şahıslar kervanımızdan kopmuş, ağacının kurdu haline gelmiştir.
canlar; alevi aidiyetine mensup farklı halklar vardır, doğaldır, alevinin böyle bir sorunu yoktur... her etnik aidiyet saygındır, tartışılamazdır.. Alevi Yolu kendini boşuna "Yetmiş üç" olarak nitelememiş... çünkü bir toplama işaret ediliyor, "birlik makamında" buluşan İkrar veren Rızalık Toplumuna işaret ediyor...
sayın şener ve benzerleri varsın ırkçı ideolojilerden sesini yükseltsin. eğer Alevi kendi öğretisine sahip ise bu seslerin ne kadar çapsız ne kadar uğursuz olduğunu daha ilk andan algılar.
şenerden aktarılan yazıda halkımızın saygın ve yol ehli olan insanlarından söz ediliyor. bugün dahi bu büyüklerimiz saygı ve sevgi ile anılıyor ise bu aşk ehli olduklarındandır... yol ehli olduklarındandır ve sayın şenerin biat ettiği zulümat yoluna biat etmediklerindendir...
Hakk'ın adaleti birdir, Hakikat birdir... Yolumuzda çifte standarda asla yer yoktur, vicdansız kimsenin kalbi asla Hakk'a mekan olamaz... Sayın şenerin ceddi şüphesiz ki yol ehliydi, tarih boyunca atalarımız zalimin kılıcına birlikte direndiler, birlikte katledildiler ve kanları biribirine karıştı... aynı cemlerde bulunup Hakk'ı çağırdılar, semah yürüdüler, biri birlerinin cemalinde Hakk'ı gördüler... Sayın şener ve benzer bir çok şahıs ise elinde kılıç ardımızda yüz yıllardır kovalayanların hizmetine girdiler ki Maraş katilleriyle kucaklaşıyor, Koçgiri ve Dersim Katliamlarını savunuyor, haklı görüyor, failleri aklamaya çalışıyorlar. ki çorumun, sivasın, gazinin failleri hep aynı adrestir.
canlar; zulüm zulümdür... ister tanrı adına, isterse laik bir odak adına olsun... devletler tarih boyunca tanrı adına kıyım, zulüm, talan gerçekleştirdiler. aynı fiiller "tanrı aradan çıkarılarak" gerçekleştiriliyorsada sonuç aynıdır. yani zulümdür ve "zulümattan" gelmektedir.
sayın şener ve benzerleri bir "Türkçülük"tür aldı gidiyorlar. Canlar, Türk etnisitesine tabi her insan tabiki bu aidiyetine, kültürüne, diline sahip çıkacaktır. bundan daha doğal ne olabilir? halkını sevecek çünkü içine doğduğu toplumdur, sosyal ilişkileri o toplumun içerisindedir... dilini sevecek çünkü meramını; sevgi ve acısını o dille ifade edebilecektir... kültürüne sahip çıkacak, çünkü kendi gerçeği, tarihsel mirasıdır...
bunlar tartışma konusu dahi edilemez, Türk kökenli her can kendi kimliği ile mutlu olabilecek, kendini yaşayabilecek, tabiki saygıda bekleyecektir...
canlar; işte bu yaklaşımı hiç bir Alevi diğerinden ve hiç bir insandan esirgemeyecektir... unutmayalım insan "bir"den gelir... aynı nurdan gelir, aynı gönül aleminden nasiplenir, aynı akıldan konuşur ve canlar, "Vicdanda" buluşur...
işte sayın şener ve benzerleri "vicdana" ya hiç sahip olamamış, ya da onu yitirmişlerdir... bakın insanlık evrensel normlardan bahsediyor... nasıl buluşabilir, özgür ve mutlu geleceği kurabilirizi tartışıyor...
canlar, bizim ceddimiz bunu başarmış; İkrar demiş, Rızalık demiş, aşk demiş; "yetmişüç" olmuş!!!!
şimdi uğursuz ve çapsız ideoloji ve odaklara biat neden????
insanlığın ulaşabileceği hakikat bir tanedir... en başta "Hü"de mevcut idi... nefs süreği zorbanın bin bir hukukunu oluşturdu, adına adalet dedi... zorbanın hukuku adalet içeremez... Hakk'ın adaleti "bir"dir ve cümle varlığı sarar!!!
insan aklı geliştikçe; yani gerçekte Hakk insan makamı üzerinden kendi kendini bildikçe; kainata içerili kendi adaletini, hakikatı keşfettikçe "Bir"de buluşacak ve vicdan üzerine kurulu olan bu yol/hakikat insanlığı hakikatta, biricik adalette buluşturacak; insanlık "yetmişüç"ü gerçekleştirecektir. ceddimizin emeğini ayaklar altına almaya çalışanlara meydan vermeyelim, zulümata düşmeyelim.
canlar engin bir konu ve algılayabildiğimiz ölçüde ifade etmeye çalışıyoruz. özce Hakk, hakikattır ve bir tanedir, cümle eşya O'nun; yani gerçekte Kendisinin yasalarına tabidir...
bizim sorunumuz "Mevcut"tan doğup gelen, zahire çıkan ve cümlesi Hakk olan herhangi bir halk veya dili değil; "Sürektir". birey veya halkların Zulümata/nefse mi, Hakk'a hakikata mı bağlı olduklarıdır.
biz cümle eşya ile yol'un öngördüğü biçimde ilişkileniriz.
canlar, şimdi sayın Şenerin yazıları ve duruşu o kadar sorun içeriyor ki hangi birine değinsek... Şener, alevileri ittihatçı insan düşmanlarının öngördüğü kalıba sokmak, tek tip insana indirgemek için habire "Şamanizm"e göndermeler yapıyor. şamanizm diye de bir kitap yazmış ki acizliğin, çapsızlığın ifadesi.. çünkü hakikatin peşinde değil, bilinçli bir dezenformasyon peşinde... bizimle alay ediliyor, yıllardır bir şamanizdir aldı gidiyor. kaç kişi merak edipte bu şamanizm nedir diye biraz incelemeye girişti merak ediyorum...
bu konuda da halkımız kasıtlı olarak yanıltılmaya çalışılıyor.
öncelikle başlı başına "Şamanizm" diye bir din yoktur... evet yanlış okumadınız.. Şamanizm olarak ifade edilen düşünce sistemleri insanlığın erken dönemlerine ait, bilgi birikiminin henüz zayıf olduğu dönemlerdeki algı ve açıklamalardır.. şöyle diyeyim; yeryüzünde ne kadar erken dönem topluluğu var ise o kadar şamanizm vardır...
örneğin, eskimo şamanizmi, arap şamanizmi, hint şamanizmi, kürt şamanizmi, ingiliz şamanizmi, fransız şamanizmi, alman şamanizmi, çin şamanizmi, avustralya halklarının her birinin şamanizmi, kızılderili halkların her birinin şamanizmi.... uzat uzatabildiğin kadar... esas olarak "Mitsel" düşünceye uzanır... ve canlar; "avcı/balıkçı, göçebe" toplulukların düşün biçimidir.... yerleşik yaşama geçilen bölgelerde daha erken tarihlerde aşılmış, göçebe ve avcı yaşamın sürdüğü bölgelerde ise günümüze kadar bazı etkileşimlerlede olsa gelebilmiştir...
şlimdi en gelişkin dinlerde dahi yer yüzünün her bölgesinde o bölgenin şamanizminden izler bulmak mümkündür. çünkü tarih boyunca vücut bulan düşünsel yaratılar içerik değiştirerek söz konusu çağa/koşullara uyarlanırlar. ritüellerde/törenlerde benzerlikler o ritüllerin içeriğinin aynı olduğu anlamına gelmez. ateş her toplulukta erken dönemlerde kutsaldır ancak alevi yolunda ateş Çar anasır'dan olduğu için kutsaldır, yüklenen anlam farklıdır.
canlar basit bir kaç örnekle bitirmeye çalışayım. asya bozkırlarında pek çok halk vardır ve bu halklarda şamanizmin çeşitli formları bugünde yaşamaktadır. kimi şaman ritüeline kısaca göz atıp Şener ve benzerlerine kısa sorular soralım.
Şaman, ritüelinde belli başlı amaçlar şunlardır;
1- ölülerin ruhuna eşlik etmek;
şu şekilde gerçekleşir ki, vefat eden kişinin aile ve çevresinin huzurunda gerçekleşen ritüelede Şaman, "ölünün ruhuna" eşlik etmekte, çok tehlikeli olan yeraltı ülkesinde karanlıklar içerisinde rehberlik görevini yerine getirmektedir. bu sırada transa girmiş, tüm bu tehlikeleri ve geçtiği yolları anlatmakta, ölünün ruhunu başarılı bir şekilde yer altı ülkesinin kralı/hakimi ya da tanrısı olan "erlik hana" teslim etmektedir.

böyle bir ritüeli gerçekleştiren Alevi Piri gördünüz mü?

2- bolluk ve bereket için göktanrısı olan "Bay Ülgene" aynı şekilde topluluğun huzurunda bir göksel yolculuk gerçekleştirir. tüm gelişmeler tiyatrosal biçimde anlatılır, Bay Ülgen ile buluşulur, ona içki sunulur, birlikte içilir, Bay Ülgen içkiyle etkilenir, en cömert olduğuna inanılan bir anda şaman halkı için bolluk ve bereket diler ve bunları koparıp halkının arasına muzaffer bir şekilde döner.

Alevi Pirlerinin böyle bir ritüel gerçekleştirdiğini gören var mı?

3- hastaların tedavisi için gerçekleştirilen ritüel ki şu şekilde gerçekleşir; Şaman yine bir trans haline geçer, öküz gibi böğürür ki, öküzün ruhunu bedenine almıştır. ayı gbi homurdanır ki ayının ruhu bedenine girmiştir, kurt gibi ulur... kaz gibi vaklar... kartal ve diğer bir çok hayvanın ruhu aynı şekilde şamanın bedeninde toplanır, onlardan alacağı güçle hasta tedavi ediliecektir. hastalığın nedeni ise "hastanın ruhunun bir ölü" tarafından çalınmış olmasıdır.... şaman yine tehlikeli yolculuğa çıkacak, hastanın ruhunu ölüden geri alıp hastayı iyileştirecektir...

alevi pirlerinin böyle bir ritüelini gören varmı? ya da bu konulara ilişkin böyle algıları var mı pirlerimizin?

canlar; yukarıda örneklediğim konular dahi "insan " denen varlığın yaşadığı aşamalar, gerçeklerdir ve insanın o koşullarda bunlara ihtiyacı vardı. kendi koşullarında bu girişimlerin, ritüellerin kesinlikle saygınlığı vardır, işlevi vardır... insan tarihsel serüvenini böyle yaşamış, motive olmuş, olağanüstü zorlu koşulları böyle yenebilmiş ve o koşullara dayanabilmiştir.

tek başına "Şamanizm" diye bir sistematik yoktur aslında ama ortak motifleri vardır yinede. yani yer yüzünde ne kadar arkaik, erken dönem topluluğu varmış ise o kadar şamanizm varmış olarak algılamalıyız. son örnek; yağmur ormanlarında ne kadar topluluk varsa bu gün giderseniz o kadar şamani algı ve gelenek, ritüel görürsünüz.
aleviliğin bu anlamda şamanizmle ilgisi yoktur. bu benzetme veya özdeşleştirme çabaları tamamen ideolojiktir, manipülasyona yöneliktir ve maalesef tutmuştur da ama güneş balçıkla sıvanamaz, gerçekler açığa çıkar..

son bir açıklama; şamanizm deliliktir diyenler var gibi ifadelere gönderme yapmış sayın şener; bizim algıda "Budela" denen saf ve temiz insanlar vardır ve saygı görürler ki bunun nedeni bu insanların "kötülüğü bilmemeleri" yani sırf "iyilikle" yaşadıkları, iyilikle dolu oldukları içindir. yani onların aklı ve davranışları "kötülük içermez" kötülük onlardan uzaktır, sırf iyilik yüklüdürler. buraya da dikkat.

aşkı niyazlarımla
Sponsor Reklamlar


Konu munzuro tarafından (30.10.11 Saat 18:39 ) değiştirilmiştir.
munzuro isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 30.10.11   #4
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz


Bu yazısında da milliyetçiliğinden küçük parçalar görüyoruz, fakat bu yazıyı beğendiğim için ve Alevi Pirlerini anlattığı için burada paylaştım sevgili munzuro, hassasiyetine teşekkür ederim.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 30.10.11   #5
munzuro
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Aug 2011
Nereden: izmir
Mesajlar: 74
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Erzincanlı Doğan Dede, Baba Rıza Ve Deli Aziz


saygılarımı sunuyorum pirim. sayın şenerin hangi yazısına baksak ittihatçı bir ırkçılık kokuyor. ve her defasına manipülasyon çabasında. şenerin efendileri Dersim merkezli alevileri önce halis türk ilan ettiler ve şener gibi neferleri de bu doğrultuda çalıştılar. ama bilidiğiniz gibi yakın zamanda bu yaklaşımdan vaz geçip birden bire ermeni ilan ettiler. her halde yakında sayın şener yeni belgeler bulup dersim merkezli alevilerin ermeni olduğunu ispatlamaya çalışacaktır.
hiç bir etnik aidiyet diğerinden üstün değildir. sorun zalimane bir bakış açısı ve anadoluda yaratılan ve utanç duyulması gereken ermeni düşmanlığını dersimli alevilere yöneltmek, diğer alevilerden ayrıştırmak gibi yaklaşımlardır.
ayrıca şener ve benzeri zatlar ne isaya ne musaya yaranamayacaklardır.
aşkı niyazlarımla
Sponsor Reklamlar

Pir Mehmet bunu beğendi.
munzuro isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gezerim Deli Divane Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 21.11.11 09:19
Şeyh Delil Berhecan Evladı Seyyit Rıza Dede (Alıntıdır) Pir Mehmet Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocakları 10 04.10.11 18:16
Memleketde Deli eksik Olmaz Alevi Komik Anılar ve Olaylar 2 11.03.11 00:26
Aziz'im -Brastikli İbrahim Sevindik (Aziz Ağa Şiiri) Dersim Kartalı Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 18.03.10 21:15
Tunceli’de Heykeli dikilen efsane deli Sevuşan omergul Pir Yolu Haber Merkezi 0 10.09.09 10:53






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2