Sponsor Reklamlar


Hüseyin Dede

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocakları Forumunda Bulunan  Hüseyin Dede Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç6Beğeni
  • 1 gönderen Pir Mehmet
  • 1 gönderen Pir Mehmet
  • 1 gönderen Pir Mehmet
  • 3 gönderen Pir Mehmet

 
Seçenekler
Alt 04.10.11   #1
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Hüseyin Dede


Hüseyin Dede ŞEH DELİLİLİ BELİCAN evladından Mola Veli ve Senem ananın ilk çocuklarıdır. Hüseyin Dede, ata yurdu olan Dersim’in Pertek ilçesi Dere nahiyesi Karaveliler mezrasında 1866 tarihinde dünyaya gelmiş.
Hüseyin Dede çocukluğunda, cesareti ve güçlü fiziki yapısıyla yaşıtları içerisinde ön plana çıkar. Bu özelliği onun ve ailesinin gelecekte kaderinin değişmesine sebep olacaktır.
Hüseyin Dedenin Dersimdeki gençlik günleri yazın tarlada bağda bahçede çalışarak kışları babası Mola Veli genellikle taliplerini gezdiği için hayvanların ve evdeki diğer işlerin sorumluluğu alarak geçmiştir. Hüseyin dede, kışın kar yağdığında işlerini bitirdikten sonra, evleri mezrada olduğu için boş zamanlarında merkez köydeki akranlarıyla toplanır, ava gider ya da kendi aralarında oyunlar oynar, akşamları da eve gelirdi. Bu arada kardeşleri ile birlikte babasından hem görgü hem de edep erkan üzerine eğitim alırdı. Hüseyin dede, boyu posu kaşı gözü ile Dersim’de herkesin gıpta ile baktığı, bir delikanlıdır. Hüseyin dede gözünü budaktan sakınmayan, haksızlığa boyun eğmeyen ve haksızlığı gördüğü yerde anında tepkisini gösteren yapısıyla hem annesinin hem de babasının yüreğinin bir kenarında bir korku taşımalarına sebeptir. Çünkü Dersim karışıktır. Dersim’in her taşının altında bir hain pususu, bir namert oyunu vardır. Nice dost nice de düşman vardır. İşte böyle karışık bir ortamda çocukluk devresini geçirir ve gençlik çağına gelir Hüseyin Dede. Evlenme çağına geldiğinde o günün gelenekleri gereği çevresinde uygun bir gelin adayına bakmaya başlarlar. Kader onu Erzurum ili Hınıs ilçesinin Mamahatun köyünde Baba Mansur ocağında bir ailenin kızı olan ana Zarife ile karşılaştırır. Her iki tarafın dost ve yakınlarının referanslarıyla 1884 yılında evlenirler ve bir yıl sonra da ilk çocukları Şükrü dede olur. Ana Zarife Mamahatun’dan Karaveliler’e Mola Veli’nin evine gelin gelir. Evin ilk gelinidir. Kaynanası Ana Senem’in dert ortağı en yakın yardımcısıdır. Bu anlamda evin ilk gözdesidir, kıymetlidir. Omuzundaki yükün sorumluluğunu yerine getirmekten ömrü boyunca hiçbir zaman kaçınmaz ve gereken neyse yapar.

Veli Dedenin Anlatımıyla Göçün Nedeni

Osmanlının parçalandığı ve dünya emperyalistlerinin pay savaşının içinde olduğu ve ülkenin her türlü çelişkisini kullanmakta bir an olsun geri durmadıkları bir zamanda Dersim’in de gerek ekonomik yapısı gerekse siyasi yapısı gereği çok karışık olduğu bir dönemdir. Molla Veli de bu gelişmelerden rahatsızdır. Dersimin bu yapısının kendisi ve ailesi için pekte olumlu olaylara işaret etmediğini bilmektedir. Bu duruma mantıklı bir çözüm bulamamakla birlikte çözüm içinde sürekli bir arayış içindedir. Nihayet o meşhur silah olayı yaşanır. Hem bu olayı hem de Hüseyin Dede’nin kişiliği hakkındaki görüşlerini Hüseyin Dedenin yeğeni Veli Dedenin (Veli ARSLAN) güzel anlatımıyla aktaralım.


“Hayır, hiç bir şey yokmuş. Sadece bizim dedemiz oranın vahşetinden, oranın durumundan nefret etmiş, daha doğrusu bizim aşiretle başka bir aşiret arasında bir düşmanlık olmuş. O aşiret de çok kuvvetli bir aşiret. İlk harpte de aşiret reisi Veli Ağa vuruluyor. Vurulunca da bütün şark Dersim'i ayaklanıyor. Bütün Pilvenkleri yeriyle yurduyla kaldırak, tarıyak, kırak, kesek, biçek. Bunlarda da tabii bir hazırlık. Bütün herkes silahlanacak, silah alacak, harp edeceğiz… O zaman Harput diyorlardı, Elazığ yoktu. Bizim aşiret reisi Harput´tan silah falan götürttürüyor. Köyler silahlanacak. Dedemiz de evde yokmuş. Emmimize diyorlar, sen de ya silah alacaksın bizle harp edeceksin, veyahut köyün sığırını güdeceksin, biz harbe gideceğiz, öyle ya… Emmim de diyor: Ne demek, ben sığır güdecek adam mıyım, ben sizden aşağı mıyım? Hüseyin Dede bir silah alıyor… Hele babam... Nişan kuruyorlar… Ha gözünü sevdiğimi attığını vuruyor, attığını vuruyor, tam harp edecek adamdır. Getiriyor silahı odaya asıyor. Dedemiz de artık nerdeymişse, geliyor orada silahı görüyor.
Bizim dedemizin başından nice serencamlar geçmiş. Böyle seyyah gibiymiş, canım. Artık neredeymişse bilmiyorum ya... Gelmiş, orda bir silah asılı, „Bu nedir?“, diye nenemize soruyor: „Valla, oğlun Hüseyin aldı“, diyor. -“Haa, şeytanı aldınız getirdiniz, evime koydunuz desene. Bu memleket bana haram olsun“, diyor. İşte araziyi satıyor, parayı buraya gönderiyor. Kendisi de orda kalıyor. Yazın göçüp geleceklermiş. Yazın, mart ayında da Allahın emriyle vefat ediyor. Babalarımız da göçüp buraya, Ağcaşar´a geliyorlar. Emmim 28 yaşında, babam 24 yaşında. Ötekiler daha ufak. Orda evli, bütün o kadar emmi, emmizade o kadar hısım, akraba, aşiret, öyle ya… Bunları orda bırakıyorlar. Emmim Hüseyin Dede biniyor geliyor Dallıkavak´a, parayı alıp geri götürüp de orda Cemiye Zeran var, orayı alacaklar. Dallıkavak´a geliyor, Molla: “Valla Keko“, diyor, “Ben Ağcaşar´a sizin paranızı koydum. Sizin için Ağcaşar´ı aldım, gelirseniz mülk sizindir. Gelmezseniz sizin de babanızdır benim de. Kazanır veririm, n´edim. ”Elinde parası yok, n´etsin! Hüseyin Dede ordan biniyor, geri geliyor… Sonra göçüyorlar. Beş kardeş, ilk 1310'da (1894) Ağcaşar´a geliyorlar. Beş sene kaldıktan sonra tekrar gidiyorlar memlekete. Ağcaşar´a son gelişlerinde Hasan Efendi varmış herhalde, zannedersem, belki de Memet de varmış. Çünkü 320'de beş sene aradan sonra tekrar gelip Ağcaşar´a yerleşiyorlar… Belki de analarının kucağında varmış bunlar. Dedemiz Seyit Veli ölmeden önce babalarımıza da vasiyet ediyor. Son vasiyeti, rahmetli babam derdi, son vasiyeti: “Dedelik yapmayacaksınız, Hocalık yapmayacaksınız. Bu memlekette de durmayacaksınız, göçeceksiniz. Elbistan memleketine gideceksiniz!“ Bu üç vasiyeti, rahmetli babam her zaman derdi….
Veli Dede Anlatıyor” başlıklı yazıdan alınmıştır.)



Dersim’den Ağcaşar’a Göç

Bu olaydan sonra Hüseyin Dede, kardeşleri ve annesi Sivas üzerinden yaptıkları uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir ilkbahar günü yeni yurtları olacak olan Ağcaşar’a varırlar. Ağcaşar’da ne barınacak ev ne de bir süreliğine de olsa ekonomik olarak yardım görecekleri güçlü komşuları vardır. O dönemde Ağcaşar’da biri Ape Temir’in çocuklarının diğeri de Ape Kulo’nun olmak üzere iki ev vardır. O dönemdeki evler hog damı denilen ve ağaçtan yapılmış tek göz damlardır. Hüseyin Dede ve ailesinin tek avantajları ise mevsimin pek eve ihtiyaç duyulmayacak bir mevsim olmasıdır. Hüseyin dede ve Rıza dede birer hog damı yapar ve yerleşirler. İlk fırsatta Hüseyin Dede aşağı mahallede (Torunu Hüseyin Beyazıt’ın şimdiki ev yerine) ilk evini yaparak bu bölgede yeni bir hayat kurma çabasının içine girer. Çünkü ailenin en büyüğü olmasından dolayı kendini tüm kardeşlerine karşı sorumlu hisseder. Bu durum Hüseyin Dedeye ağır bir sorumluluk yükler. Hüseyin Dede bazen kardeşlerine karşı müşfik bir baba, bazen sert ve otoriter bir lider, bazen de toplumda ve ailede adaleti sağlamak adına adil bir yargıç olur. Bu görevlerini hiç aksatmadan ve hiçbir zaman yersiz kullanmadan yürütür.

Tekrar Dersim ve Ağcaşar’a İkinci Göç

Bu arada Mehmetali Dede de evlenir. Sonrasında aile gurbette akraba ve dost hasretine dayanamayıp tekrar Dersim’e gitmeye karar verirler ve yine bir ilkbahar sabahı yola düşerler. Bu sefer Karaveliler’e değil Sürgüç’e giderler. Fakat bela yine Hüseyin dedenin ve ailesinin peşini bırakmaz. Ana Senem’in ön sezisi ve annelik hassasiyeti ile olayı çabuk fark ederler ve dört yıl sonra bir daha Dersim’e dönmemek üzere tekrar Ağcaşar’a gelmek için yola çıkarlar, ama dersimin hasreti ve özlemi hiç dinmez. O özlem bir mıh gibi, bir yara gibi dedenin yüreğindedir. Hayatı boyunca Dersim’i hatırladıkça yüreği kederle, özlemle yanar. İkinci dönüşlerinde Kâzım Dede de evlenmiş ve dört ev olmuşlardır. İkinci gelişlerinde köydeki komşularından evlenenler olmuş ve 4 ev de onlar olmuşlardır. Yani toplam 8- 9 ev olarak, artık aile değil küçük bir grup olmuşlardır. Öyle bir grup ki, birinin acısı hepsinin acısı, birinin sevinci hepsinin sevinci olmuştur. Birbirlerine bağlı ve birbirlerine karşı saygılıdırlar. Hüseyin Dede bu tarihten sonra köyde arazi satan Nişanatlı Osman’dan Çayıre Osmini ve Kerceli’yi satın alır. Bu arada Ağcaşar’a dışarıdan göç gelmeye devam eder. Gelen bu insanların yerleşimi için Hüseyin Dede’nin özel bir çabası vardır. Onları yerleştirir. Birinin bir eksiğini görse insanları oraya yönlendirir ve kimsenin aç açıkta kalmaması için elindeki sınırlı imkanları sonuna kadar kullanır. Mümkün olduğu kadarıyla onların yerleşmesine ve köyde arazi sahibi olmasını sağlar. Belki de bu nedenle kendisi yeni gelen ve Kepez’e yerleşen komşularına daha yakın olmak ve onların ihtiyacı olduğunda onların yanında olmak için köyden kalkar Oluklu deresindeki arazisine ev yaparak yerleşir. Burası her ne kadar iki yerleşimin orta yeri de olsa Kepez’e daha yakındır. Hüseyin dede burada adaletin sembolü olan bir terazi konumdadır. Terazinin ana kolu Hüseyin Dede, bir kefesi Ağcaşar ve bir kefesi de Kepez’dir. Hüseyin Dede hep bu adalet terazisinin dengede durması için çaba sarf etmiş ve bunu ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Hüseyin Dede buradaki arazisinin bir kısmını Kızılcıklı Kır Osman’dan bir kısmını da Ağcaşar’daki Kulo Ali’den 20 mecidiye karşılığında satın almıştır.

Mülk Alma Hikayesi

Bu mülk olayının satın alınması şöyle gelişmiştir. Hüseyin dede Ağcaşar’da Dersime göçünce Kulo Ali, Çölbeyin’den ödünç bir para almıştır ikinci evliliği için. Hüseyin Dede de Dersim’den gelince Kulo Ali durumu Hüseyin Dedeye anlatır ve bu borcuna karşılık Oluklu’daki tarlasını teklif eder. Hüseyin Dede de kabul eder, borcu öder ve bu tarlayı satın alır. Oluklu’ya ev yapınca da burada Kızılcıklı Kır Osman’la tarla komşusu olur. Ancak Hüseyin Dede’nin hayvanlarının sıkça ekili alana girmesine komşu malına zarar vermeye başlaması hem Kır Osman’ı hem de Hüseyin Dede’yi rahatsız etmektedir. Bu duruma çözüm ararlarken Kır Osman Hüseyin Dede’ye “Gel burayı sana satayım.” demiş. Dede de kabul ederek burayı da satın almış. Daha sonra bir kısım bor sökerek tarlaya eklemiş ve bugünkü arazi meydana gelmiş.

Hüseyin Dedenin Çocukları ve Ağcaşar’da Ölen İlk Can

Hüseyin Dede en küçük oğlu Ali Haydar amcayla birlikte buraya yerleşmiş. Diğer üç oğlu Agcaşarda kalmışlar. Ağcaşar’daki araziyi de bu üç oğluna vermiş. Hüseyin Dede’nin iki kız, beş oğlu olmak üzere 7 çocuğu dünyaya gelir. Bunlardan ikinci oğlu Kekil 18-19 yaşlarında Ağcaşar’da ölen ilk candır. Bu büyük acıyı yaşamak ve bunu kabul etmek çok kolay olmamış. Hazırlanmış cenaze Dersim’e, memlekete götürülecektir. Ancak çevredeki komşu ve dostların, bu durumun uygun olmadığını ve bu yolculukta cenazenin bozulacağını, bunun da ölenin ruhunun acı çekmesine sebep olacağını, söyleyerek vazgeçmeleri gerektiğini telkin ederler. Duygusal ortamda bir an olsun kendine gelen Hüseyin Dede cenazenin götürülmesinin doğru olmadığının farkına vararak, köyün girişindeki mezarlığa ilk mezar kazılır ve Kekil oraya defnedilir. Daha sonra o mezarın üzerine ahşaptan bir sandık ve onun üzerine de çatı şeklinde bir muhafaza yapılıyor. Bu çatı halindeki muhafaza zamanla yıkılıyor ama o mezar hala durmaktadır. Hüseyin Dedenin büyük kızı Hatice Kürecik’te Süleyman adında biriyle evlenmiş. Küçük kızı Sultan Erzincan’dan gelen bir ailenin çocuğu olan Rıza Boy’la evlenir. En büyük oğlu Şükrü Dede amcası Rıza Dede’nin kızı Fatma ile evlenir. Fatma Çocukları olmadan ölür. Şükrü Dede ikinci evliliğini Erzincan’dan macir gelen Anne Elif’le yapar. İkinci oğlu Haşim Dede ilk evliliğini Sarız Gebzeli’nden omojuna Gülüzar’la yapar. İkinci evliliğini ise Pazarcık’tan Ana Elif adında biriyle yapar. Üçüncü oğlu Mehmet Dede Ağuçanlı Ali Dede’nin üvey kızı ana Rükiye ile evlenir. En küçük oğlu Ali Haydar amca Çağşak’da Altunlardan omojina Bese’yle evlenir.
Sponsor Reklamlar

BERF62 bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #2
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Hüseyin Dede


Büyüklerin Anlatımıyla Hüseyin Dede


Hüseyin Dedeyle ilgili olayları genellikle aile büyüklerinden dinleyip öyle yazmayı uygun gördüm. Bu anlatımlardan bir tanesini Elif ARSLAN’dan aktaralım.


Elif Arslan

“Hüseyin dede genellikle taliplerini gezmeye gidermiş. Bir seferinde Erzincan’da bir köyde taliplerine misafir olur. Akşam olunca dede, köylü gelir oturur, sohbet ederler diye bekler. Ama epeyce zaman gemçesine rağmen hiç kimse gelmez. Dede buna anlam veremez. Acaba ev sahibinin köylüyle arasında bir sorun mu var? Eğer böyle bir durum varsa yanlış bir şey yapmış olurum endişesiyle ev sahibine soruyor. Ev sahibi biraz mahcup bir şekilde;
-Dede, bizim başımızda öyle bir dert var ki hiç sorma? der.
Dede anlatmasını ister. Talibi anlatmaya başlar.
- Akşam olup karanlık çökünce şu karşıda bir kalabalık peydah oluyor. Davullu, zurnalı, gürültülü, şamatalı bir şekilde köye dalarlar. Dışarıda açıkta ne var ne yok toplar, götürürler.
- Peki, bunlar nedir, neye benziyorlar, gören var mı? diye sorar dede.
Ev sahibi:
- Vallahi dede, korkudan kimse cesaret edip öğrenmeye çalışmıyor. Zaten gece karanlıkta geldiklerinden de net seçilmiyorlar. Ama kalafatları insana benziyor. Yaşlılar bunların cindik olduklarını söylüyorlar.
Bunun üzerine Hüseyin Dede ev sahibiyle biraz sohbet eder. Köyde silah olup olmadığını sorar. Ev sahibi de muhtarın mavzerinin olduğunu söyler. Hüseyin dede ev sahibine, muhtara gidip silahını ve köyde kendisi ile gelecek gönüllü bir baba yiğit istediğini, söylemesini ister. Ev sahibi gönülsüz de olsa muhtara gider ve durumu muhtara anlatır. Muhtarın silahı ve bir genci alarak dedenin yanına döner. Hüseyin dede iyice giyinir ve yanındaki gence de iyice giyinmesini söyler. Genç köylü de iyice giyinir ve sonra yola çıkarlar. Köyün dışında gece davetsiz gelen misafirlerin geldikleri yönde bir yerde oturup, beklemeye başlarlar. Bekleme esnasında Hüseyin dede yanındaki gencin heyecanın biraz da olsa yatıştırmaya çalışır. Bir süre sonra kalabalık gürültülü bir şekilde yaklaşmaya başlar. Hüseyin dede mavzeri omuzlar ve tam kalabalığın ortasına bir el ateş eder. Aynı anda kalabalıktan bir feryat yükselir. Bunun üzerine kalabalık bir an toplanır. Bir bağırtı bir hengameden sonra tekrar Hüseyin Dede’den yana hücum etmeye başlarlar. Hüseyin Dede yanındaki gence, gidelim, der. Ancak genç adam heyecan ve korkudan ayağının bağları çözülmüş hareket edecek mecali kalmamış bir durumdadır. Bunun üzerine Hüseyin dede gence bir tokat atıyor ve genç kendine geliyor. Birlikte köye dönüyorlar. Köylü de merakla onları beklemektedirler. Dedeyi görünce, ne oldu, diye sorarlar. Dede de olanları anlatır. Herkesin evine dağılmasını, kapılarını iyice kapatıp beklemelerini söyler. Köylüler bir telaşla evlerine dağılır ve korkuyla beklerler. Bu kalabalık köyün girişine kadar gelir ve orada bir müddet bekledikten sonra geri dönüp giderlar. Dede de bir müddet daha bekler ve o da uyur. Sabah kalkar elini yüzünü yıkar ve ibadetini yapmaya başlar. Bu arada odanın kapısı açılır ve iri yarı biri içeri girip, oturur. Dede ibadetini bitirir ve adamın böyle sabah sabah selamsız sabahsız gelip oturmasının hiç de hayra alamet olmadığını sezer. Bu hareketi kabullenemez. Gelen kişiye “Ey adem oğlu. Bu nasıl hal ki sabah sabah davetsiz benim odama geliyorsun. Bana Allahın selamını dahi vermeden geçip oturuyorsun. Bu ne hal, bu ne durum” diye sorar. Bunun üzerine gelen kişi “Sen akşam yaptığın işten sonra bir de benden selam mı bekliyorsun. Sen akşam bizden öyle bir adam öldürdün ki bizim adamların onuna bedeldi. Sizde de on köye bedeldi. Biz yemin ettik, bu köyde taş üstünde taş koymayacaktık. Ama bize büyüklerimizde haber geldi, sakın o köye dokunmayın, diye. O köyü dedeye bağışlayın, dediler. Bunun için geri döndük. Bunu sana demeye geldim. Ama sakın başka yerde karşımıza çıkma” der ve çeker gider. Bunun üzerine bütün talipleri toplanır dedenin eline ayağına sarılırlar. Sağ ol dede bizi bu dertten kurtardın diye.”

Süleyman Büyükgül

Hüseyin dedeyle ilgili anlatılan ilginç olaylardan bir tanesini de Süleyman BÜYÜKGÜL’den aktaralım.
“Hüseyin Dede Oluklu’daki evini yaptıktan sonra bir gün evde otururken gençlerden biri geliyor. ‘Dede Abaza’dan gelen 8-10 kişi mağaranın dibinde yatan Ermeni’nin yozunu önlerine katarak alıp götürdüler’ diyor. Bunun üzerine dede hemen giyinip kuşanıp atını hazırlıyor ve Kütülük’ten aşağı iniyor. Güredi’nin derede Yazıköyü’ne giden su bendinin orda yetişiyor bunlara. Bırakın koyunları, defolun gidin diyor. Gelenler dedenin heybeti ve kararlılığı karşısında koyunları bırakıp geri çekiliyorlar. Bu arada dede sürünün yönünü köye çeviriyor. Fakat gündüz sıcak olduğu için koyunları yürütemiyor. Diğer adamlar da bakıyorlar dede tek başına götüremeyecek. Dedeye ‘Gel bizi eli boş gönderme. Bize de yazıktır. Bize birkaç tane koyun ver. Geri kalanı götürmen için sana yardım edelim’ diyorlar. Dede kabul eder ve adamlar sürünün yukarda Kepezle Ağcaşardan gelen derenin kesiştiği yere kadar götürülmesine yardım ederler. Orada bir miktar koyun böler ve kendine yardım edene verir. Geri kalanları da o dönemde orda değirmencilik yapan kişinin yardımıyla yukarıya çıkarır. Hüseyin dedenin bu olayı üzerine bazı söylentiler ve yanlış anlatımlar vardır. Bunlar yersiz ve kastı aşan söylem ve iddialardır. Hüseyin dede bu köye geldiğinde, Ağcaşar’ın büyük bir kısmının Afşin’deki iki Ermeni’ye ait olmasıyla beraber Ağcaşar’da Nişanatlı ve Emirlilere ait araziler de vardır. Hüseyin Dede bunlara komşu olmuştur. Hüseyin dede komşu hakkını tanrı hakkı olarak gören bir düşünceye sahiptir. Özelikle Ermeni komşusu Kuyumciyan ile özel bir samimiyeti vardır. Teçir döneminde Kuyumciyan, Hüseyin Dedenin evinde olaylar yatışıncaya kadar kalıyor. Olaylar yatışınca, Hüseyin Dedenin refakatinde Halep’teki akrabalarına gitmesi sağlanıyor. Halep’te vedalaşırlarken Hüseyin dede ‘Dostum senin orda arazin, malın kaldı. Buna bir fiyat söyle. Gidince komşularımla paranı denkleştirip gönderim’ der. Bunun üzerine Kuyumciyan ‘Dede, ben dönersem mal benimdir, dönmezsem de mal sizindir. Ben hakkımı helal ediyorum. Siz de hakkınızı helal edin. Hüseyin dede köye dönünce kumçiler mevkiindeki araziyi tüm komşularıyla aralarında bölüşüyor. Komşularına ‘Ekin biçin ama eğer mal sahibi gelirse mal yine onundur. Bunu bilin öyle ekin. Onun için bilinçli mi bilinçsiz mi tartışılır ama bu arazi üzerinde Ağcaşarlılar tek ağaç dikmemişler. Sadece yıllık ekim biçim yapmışlardır. Bu arazileri gasp etme, el koyma mümkün değildir. Çünkü bu Hüseyin Dedenin yaşam felsefesinde yoktur. Hüseyin Dede komşularına ve komşuluğa o kadar önem veren bir kişiliktedir. Arazisine bakın, genelde bir arada toplanmış ve hemen hemen müstakildir arazisi. Rahmetli Veli Arslan bir seferinde bu olayı Niyazi Arslan’a anlatırken ‘yavrum emmim yiğitti, güçlüydü, sinirliydi. Bunun için emim ‘bu mal konusundan sonra komşulara bir zararım dokunur. Komşular bana olan saygı ve sevgilerinden bir şey demezler ve hakları bana geçer. Ben kul hakkıyla hakka yürürsem bu bana benim soyuma yakışmaz. Onun için bilerek ya da bilmeyerek bu tür bir olaya sebep olmayayım’ dermiş. Bu konuda bu kadar ince düşünen ve titiz davranan bir kişi nasıl olur da bir komşusunun malını rızasız alır.”

Rıza Bayazıt

Hüseyin dede Ağcaşar’da uzun süre muhtarlık yapmış. Özelikle Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşında verdiği doğru kararlar yüzünden komşu ve akrabalarının en az mağdur olmalarını sağlamıştır. Bu savaş sırasında gecen bir olayı torunu değerli Rıza (BAYAZIT) amcadan aktarmak istiyorum.
“Hüseyin dede bir gün otururken komşulardan biri geliyor ‘Dede Kepez tarafında jandarmalar geliyor ne yapalım’ diyor. Orda biri ‘Erkekler saklanın. Çünkü yakalarlarsa askere götürecekler’ diyor. Bunun üzerine Hüseyin dede ‘Hayır saklanmayın. Bu iş kaçmayla hal olmaz. Hepiniz toplanın. Biz gelenleri ta köyün girişinde karşılayalım.’ Diyor. Öyle de yaparlar. Köyün girişinde karşılarlar jandarmaları. Hüseyin Dede bakar ki Kepez’den birkaç kişiyi de asker kaçakları diye beraberlerinde getirmişler jandarmalar. Gelen askerlerin başındaki kişi bu manzara karşısında şaşırıyor ve dedeye ‘Dede, ben hiç bir yerde böyle bir olaya rastlamadım. Gittiğimiz her yerde köyler boşalıyor, herkes kaçıyor. Siz tam tersi bize karşı geliyorsunuz.’ diyor. Dede buyur ediyor, yemek yiyorlar ve dinleniyorlar. Komutan ‘Burada askerlik zamanı gelmiş kişiler var. Ben bunları alıp götürmek zorundayım’ diyor. Dede de ‘Buyur, kimse al götür. Bu bir görevse, biz de bu görevi yapmalıyız’ diyor. Gereken yapılır. Toplananların içinde bir de Hüseyin Dedenin kardeşi Zeynel Dedeyle, Hüseyin Dedenin büyük oğlu Şükrü Dede vardır. Komutan Dedenin bu kadir insanlığına karşılık bir jest yapmak ister ve dedeye ‘Ben bunların içinden iki kişiyi size bağışlıyorum. Buyurun seçin’ Tabi komutan bunu söylerken dedenin oğlu ve kardeşini seçeceğinden emindir. Ancak dede yine farkını ve düşünce kalitesini bir daha gösterir. Kardeşi ve oğlu dışında iki kişiyi seçer. Komutan bu duruma şaşırır. ‘Ben bunu söylerken, sizin kardeşinizi ve oğlunuzu seçeceğinizi düşünerek bu kararı size bıraktım. Ama siz iki komşunuzu seçerek beni bir kere daha şaşırtınız. Bu nasıl bir mantık, ben anlamadım.’ diyor komutan. Dede de şöyle diyor. ‘Komutan, bu iki komşum fiziki olarak çok zayıf ve güçsüzler. Askere giderlerse geri dönme şansları çok az. Bunların çoluk çocuğuna kimse bakamaz ve perişan olurlar. Ama benim kardeşim ve oğlum giderlerse ben onların geride kalan çocuklarına bakarım. Bunlar daha genç ve güçlüler. Bakarsın daha cepheye gitmeden kaçar geri gelirler. Ha ola ki cepheye giderler de başlarına bir hal gelirse o da Allahın taksiratı ne yapalım.’ Bunun üzerine komutan çok duygulanır. ‘Dede, ben de böyle bir baba ve böyle bir abiye öyle bir acıyı yaşatmaya sebep olmayacağım. Senin kardeşin ve oğlun da Maraş’a erzak taşıyarak askerliklerini tamamlayacaklar’ der. Gerçekten de Zeynel Dede ve Şükrü Dede Maraş’ın Fransızlar tarafından işgalinde Çardaklı Kuvvacı Aslan beyle birlikte Maraşlılara malzeme taşımış ve askerlik görevlerini bu şekilde tamamlamışlar.”

Süleyman Arslan

Yine Hüseyin dedenin cesareti ve gücüne güzel bir örnek olacak bir olayı da Süleyman ARSLAN’dan aktaralım.
“Ağcaşar’da kışın erkekler keklik avına giderlermiş. Bunu da genellikle kalabalık gruplar halinde yaparlarmış. Yine bir kış günü ava giderler. Kuşaklı Mazı’nın oraya kadar çıkarlar. Bakarlar ki Nişanatlılar da ava gelmişler. Bu sırada çalının içinde bir keklik görürler. Çalının bir tarafında Zeynel Dede diğer tarafında Nişanatlı bir genç kekliğin üstüne atılırlar. Senin benim derken kavgaya başlarlar. Hüseyin Dede biraz uzaktadır. O gelinceye kadar kavga tam kızışmış. Hüseyin dede kavgaya son vermeye çalışıyor, ama Nişanatlılar kalabalık. Bunun verdiği avantajla Hüseyin dedeyi de hırpalamaya çalışıyorlar. Dede bakıyor kavgaya müdahil olmaktan başka seçeneği yok, elindeki sopayla kime vuruyorsa kişiyi karın üzerinde kızak gibi aşağı doğru iniyormuş. Bu esnada Afşin’den Arif Ağa ve birkaç kişi de Gökçayır’ın orda yukarıda havalanıp gelecek keklikleri bekliyorlarmış. Kavgayı görünce Hasan Kahya’ya ‘Hasan sizin çocuklar kimle kavgaya tutuştular’ diye sorarlar. Hasan Kahya da “ Ağa, bizimkilerle kavga edenler Ağcaşarlılar. Ama korkmayın. Bizimkiler çok onlar az. Bizimkiler çok bir şey olmaz.’ Diyor. Bunun üzerine uzaktan kavgayı seyretmeye başlıyorlar. Hüseyin Dede ta uzakta da olsa kavgada bile fark edilecek biridir. Arif Ağa Hüseyin Dedeyi tarif ederek, kim olduğunu Hasan kahyaya soruyor. Hasan Kahya Hüseyin Dede olduğunu söyleyince, Arif Ağa ‘Yav Hasan Kahya, Ali’nin Zülfükar’ına kafir, Hüseyin Dedenin sopasına da Nişanatlı mı dayanır. Baksana her birine bir değnek yetiyor da artıyor’ diyor. Böyleyken bile Hüseyin Dedenin komşuları ve akrabalarıyla hiçbir kavgası bir dövüşü olmamıştır. O hep müşfik ve adaletli biri olmuş, hiçbir zaman sopasına ve kaba gücüne güvenmemiş ve hep iyiden, doğrudan yana olmuştur.”

Hüseyin Bayazıt

Hüseyin dedeyle ilgili bir anıda yine Hüseyin dedenin torunu Hüseyin BAYAZIT Amca’dan aktaralım.
“Hüseyin Dede, oğlu Haşim Dede ikinci evliliğini yapınca uzun bir süre bundan vazgeçmesi için uğraşmış. Vazgeçiremeyince kendisinden başka kimsenin yapmayacağı bir karar veriyor. Haşim Dedeyi köyden ve toplumdan kovuyor. Kararı verirken çok rahat olmadığı kesin ancak yapması gerektiğinin bilincinde. Haşim Dede Pazarcık’a gider. Orada öylesi bir iklimde ve o ruh haliyle yaşamaya devam eder. Fazla zaman geçmez Haşim amca Hakka yürür. Pazarcık’a defnedilir. Hüseyin Dede buna çok üzülür. Ama yapması gerektiği için de yaptığını düşünür. Gelini Omojin’a Gülizar ile torunlarına gücü yettiği kadar yardım eder. Haşim amcanın payını onlara verir ama Haşim Dedenin ölümünden sonra fazla bir zaman geçmez. Yazın dede tekne başında yayladayken akşam bir Gülizar’ın Sedihan ile evlendiği haberi gelir. Dede büyük bir sarsıntı geçirir. Kendini toplayınca şöyle der ”Ah Gülizar ah. Ben Haşim gibi bir oğlumu senin için feda ettim. Yerinden yurdundan hısım akrabasından ettim. Demek ki Haşim ölünce sen de bunu yapacaktın he. Sen de Haşim gibi olursun inşallah.” Hüseyin amca, Omojin’a Gülizar İzmir’de vefat edince araba tutmuş. Cenazeyi köye getirmek için yola çıkmışlar. Ama Afyon-Konya arasında korkunç bir tipiye yakalanmışlar. Hüseyin amcanın yanındakiler dönelim demişler ama Hüseyin amcanın gönlü razı olmamış. Ancak ne kadar uğraşmışlarsa bir türlü yola devam edememişler. Hüseyin dedesinin sözü aklına gelmiş. Sanki dedem engel oluyor, anamı köye götürmemizi istemiyor, diye düşünür. İzmir e geri dönüp, Omojune Gülizar’ı İzmir’de defnederler.”
Hüseyin dede eşini erken kaybediyor. Zamanının çoğunluğunu çocuk ve torunlarıyla geçiriyor. Son zamanlarında kardeşlerini de kaybedince daha bir yalnızlık çekiyor. O yaşına rağmen, hayata olan ve hep bir kardeşten çok bir dost, bir arkadaş olarak gördüğü kardeşi Rıza Dedenin yanına sıkça gelir ve uzun uzun konuşur, dertleşirlermiş. Rıza Dede felçlidir ve yatağa bağlıdır. Bu nedenle Hüseyin Dede ihmal etmez, hep gelir halini hatırını sorar, gönlünü alır, ona moral verirmiş. Her fırsatta da Rıza Dedeye “Bak Rıza efendi (Rıza Dede Hüseyin dedeye Keko, Hüseyin dede de Rıza efendi diye hitap edermiş) senin çocukların seni ve misafirlerini bu halinde bile hiç ihmal etmiyorlar. Buna şükret dermiş. Hakkın rahmeti çoktur. Bizi de elden ayaktan düşürmeden alır götürür canım. Ne var hak dağına göre kar verir.” Dermiş. Bunu Veli dedem anlatırdı. Hakkın onu da amcası Hüseyin Dede gibi elden ayaktan düşürmeden götüreceğine inanırdı. Aynen öyle de oldu.

Besime Erbil

Hüseyin Dede yine Ağcaşar’a geldiği bir gün bir olay oluyor. Bu olaydaki tavrı ve tepkisini olayı yaşayanlardan Besime ERBİL’in anlatımında aktaralım.
“Fidan ablam küsmüş eve gelmişti. Babamlar da tekrar gitmesine pek taraf değiller. Birkaç kere de götürmek için Memik geldi, gitti. Babamlar da göndermediler. Yine bir gün köyün sığırı Nalekele’de yatakta yatıyor. Memik de geliyor, Sılemanı pireyi (Süleyman Yaman) orda görüyor. Onunla ‘Ben yaylaya gidiyorum. Gereken neyse yapacağım’ şeklinde biraz tehdit vari bir haber gönderiyor. Üzerindeki silahı gösteriyor ve ata binip gidiyor. Süleyman amca da ne olur ne olmaz Hasan Dedenin haberi olsun diye geliyor ve olayı anlatıyor. Bunun üzerine Ali Amca da atı hazırlatıp Memik’in peşinde gidecek. Nenem Ana Selvi, bir anne olarak endişesini dile getirdi. Hüseyin dededen Ali amcamın gitmesine engel olması için yardım istedi. ‘Memik’in üzerinde silah da varmış. Kama da varmış. Bu şimdi giderse, kim bilir Memik buna ne yapar’ der ana Selvi. Memik de o dönemde gençliğin verdiği güçle esip savuruyor. Hüseyin Dede de dayanamadı ‘He Selvi he anladık. Kaması da varmış, silahı da varmış. Ah benim eski zamanım olaydı, ben onu değnekle önüme katar ta Akçadağ’da çıkartırdım. Ama ne faydaki ben artık eski ben değilim. Bizden türeyenlerde de o yok. Yoksa Memik gelecek, köyde bizi tehtit edecek, biz de daha oturup kamanın tüfeğin hesabını yapacağız. De bırak gitsin, azdan az çoktan çok gider’ diye bağırdı. Ama bunu öyle bir ses tonu ve öyle bir heybetle söyledi ki sanki zelzele oldu. Nenem sesini kesti, emmim de bindi gitti.”



Hıdır Özdemir

Hüseyin dedeyle ilgili bu anlattıklarımız cesareti ve merhametiyle ilgili olaylardır. Hüseyin dede bunun yanı sıra yol erkan konusunda da bilgili ve donanımlıdır. Kışın çevre köylerdekiler de dahil olmak üzere akşamları Hüseyin dedenin odasında toplanır, Hüseyin dedenin sohbet ve yol hakkındaki bilgi ve birikiminden faydalanırlarmış. Bununla ilgili bir olayı da Hıdır ÖZDEMİR amcadan aktarım.
“Gözpınar köyünden Kemo (Gözpınarda Kemoların dedesi ) akşam köyden çıkıp Ağcaşar’a gelinceye kadar odada Hüseyin dedeyi yakında dinleyecek yer kalmazmış. Kemo bunda rahatsızmış ama makul bir çözümde bulamıyormuş. Çünkü herkes de onun gibi Hüseyin Dededen ve sohbetinden bir şeyler öğrenmek yol erkanla ilgili görevlerini yerine getirmek için geliyorlarmış. Bir gün Kemo ‘Dede, ben bu mecliste sana daha yakın olmak istiyorum. Şu direğin dibini bana vermeni istiyorum’ demiş. Dede, Bu kadar insanın içinde Kemo’ya ayrıcalık tanımasının hoş olmayacağını düşünür. Diğer taraftan da Kemo’nun isteğini de yerine getirmek de ister. Bunun üzerine dede ‘cemaat verdiyse ben de sana verdim gitti’ der. Bunun üzerine Kemo ikinci gelişinde dedeye bir koyun getirir ve biraz da esprili bir şekilde ‘comaat razı olmazsa aha ben de bir koyun karşılığı dededen direğin dibinde oturacak bir yer aldım’ der. Dede bakmış Kemo’nun bulduğu çözümü de makul bir çözüm ‘Tamam Kemo. Bu direğin dibi senin yerin. Sen bu odada oldukça buraya senden başka kimse oturmayacak’ der.

Hasan Büyükgül (Süleyman Büyükgül aktarıyor)

Bu yazıyı yine Hüseyin Dedenin yiğeni Hasan BÜYÜKGÜL’den aktarılan bir olayla bitirmek istiyorum. Süleyman BÜYÜKGÜL’ün Babası Hasan Dededen duyduğu şekliyle aktarımı şöyle.
“Hüseyin Dede bir gün Afşin’de Büyük hocayla otururken Loşunda (Altunelma) Dirgenlerden Dirgen Ali oradan geçer. Büyük hoca Dirgen Ali’yi çağırıyor ve ona köylülerinin kendisinden şikayetçi olduklarını ve yaptıklarının hiçte hoş olmadığını söylüyor. Dirgen Ali de bu olaydan çok utandığını ve bir daha bu tür işlere kesinlikle uğraşmayacağını söyler. Büyük hoca da ‘Bak Ali. Ben hocayım. Bu muhterem kişi de dededir. Sen bizim yanımızda söz verdin. Allah seni mahcup etmesin’ der. Ali kalkar, hocanın ve Hüseyin Dedenin elini öper ve oradan ayrılır. Aradan bir zaman geçer ama Ali tekrar bu olumsuz işlere devam eder. Bir gün Hüseyin Dede Çomu’da bir ahbabına uğrar. Kapıya gelince kapıda ev sahibi dedeyi görüyor ve hemen koşup dedenin atının yularını tutar. Dede attan iner ve odaya geçerler. Bu arada Ali de tesadüfen o evde misafirmiş. Dedeyi görünce dedeye verdiği ancak tutmadığı söz aklına gelir. Dedenin kendisini görmemesi için yan taraftaki evdamına geçer. Ev sahibi dedeye ayran getirmek için evdamına geçince Ali’nin direğin dibine biraz da gizlenir bir şekilde oturduğunu görür ve bu duruma şaşırır. ‘Ali burada ne yapıyorsun. Gelen Hüseyin Dededir. Gel sen de sohbetini dinle’ der. Ali çaresiz ve mahcup bir şekilde odaya gelir. Dedenin elini öper ve oturur. Hal hatır sorulduktan sonra dede ‘Ali verdiğin sözü tutuyor musun’ diye sorar. Ali önüne bakar. Dede Ali’nin sözünü tutmadığını bilmektedir. Ancak bir de Ali’den duymak ister. Ali sıkıla sıkıla ‘Yok dede. Verdiğim sözü tutamadım’ der. Bunun üzerine Hüseyin Dede “İlmi marifetten bicaz gezer derbeder, Altına köşk yaptırsan karıştırmaya çöplük arar aslı har olan” der. Aliye dönerek ‘Yavrum, ismine yazıktır. Su testisi su yolunda kırılır. Sen de bu yolda iflah olmazsın. Yazık olur sana’ der. Arada bir zaman geçer ve Ali bir olaylardan dolayı yaylada delik deşik edilerek öldürülür.
Sponsor Reklamlar

BERF62 bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #3
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Hüseyin Dede


Büyüklerin Anlatımıyla Hüseyin Dede


Hüseyin Dedeyle ilgili olayları genellikle aile büyüklerinden dinleyip öyle yazmayı uygun gördüm. Bu anlatımlardan bir tanesini Elif ARSLAN’dan aktaralım.


Elif Arslan

“Hüseyin dede genellikle taliplerini gezmeye gidermiş. Bir seferinde Erzincan’da bir köyde taliplerine misafir olur. Akşam olunca dede, köylü gelir oturur, sohbet ederler diye bekler. Ama epeyce zaman gemçesine rağmen hiç kimse gelmez. Dede buna anlam veremez. Acaba ev sahibinin köylüyle arasında bir sorun mu var? Eğer böyle bir durum varsa yanlış bir şey yapmış olurum endişesiyle ev sahibine soruyor. Ev sahibi biraz mahcup bir şekilde;
-Dede, bizim başımızda öyle bir dert var ki hiç sorma? der.
Dede anlatmasını ister. Talibi anlatmaya başlar.
- Akşam olup karanlık çökünce şu karşıda bir kalabalık peydah oluyor. Davullu, zurnalı, gürültülü, şamatalı bir şekilde köye dalarlar. Dışarıda açıkta ne var ne yok toplar, götürürler.
- Peki, bunlar nedir, neye benziyorlar, gören var mı? diye sorar dede.
Ev sahibi:
- Vallahi dede, korkudan kimse cesaret edip öğrenmeye çalışmıyor. Zaten gece karanlıkta geldiklerinden de net seçilmiyorlar. Ama kalafatları insana benziyor. Yaşlılar bunların cindik olduklarını söylüyorlar.
Bunun üzerine Hüseyin Dede ev sahibiyle biraz sohbet eder. Köyde silah olup olmadığını sorar. Ev sahibi de muhtarın mavzerinin olduğunu söyler. Hüseyin dede ev sahibine, muhtara gidip silahını ve köyde kendisi ile gelecek gönüllü bir baba yiğit istediğini, söylemesini ister. Ev sahibi gönülsüz de olsa muhtara gider ve durumu muhtara anlatır. Muhtarın silahı ve bir genci alarak dedenin yanına döner. Hüseyin dede iyice giyinir ve yanındaki gence de iyice giyinmesini söyler. Genç köylü de iyice giyinir ve sonra yola çıkarlar. Köyün dışında gece davetsiz gelen misafirlerin geldikleri yönde bir yerde oturup, beklemeye başlarlar. Bekleme esnasında Hüseyin dede yanındaki gencin heyecanın biraz da olsa yatıştırmaya çalışır. Bir süre sonra kalabalık gürültülü bir şekilde yaklaşmaya başlar. Hüseyin dede mavzeri omuzlar ve tam kalabalığın ortasına bir el ateş eder. Aynı anda kalabalıktan bir feryat yükselir. Bunun üzerine kalabalık bir an toplanır. Bir bağırtı bir hengameden sonra tekrar Hüseyin Dede’den yana hücum etmeye başlarlar. Hüseyin Dede yanındaki gence, gidelim, der. Ancak genç adam heyecan ve korkudan ayağının bağları çözülmüş hareket edecek mecali kalmamış bir durumdadır. Bunun üzerine Hüseyin dede gence bir tokat atıyor ve genç kendine geliyor. Birlikte köye dönüyorlar. Köylü de merakla onları beklemektedirler. Dedeyi görünce, ne oldu, diye sorarlar. Dede de olanları anlatır. Herkesin evine dağılmasını, kapılarını iyice kapatıp beklemelerini söyler. Köylüler bir telaşla evlerine dağılır ve korkuyla beklerler. Bu kalabalık köyün girişine kadar gelir ve orada bir müddet bekledikten sonra geri dönüp giderlar. Dede de bir müddet daha bekler ve o da uyur. Sabah kalkar elini yüzünü yıkar ve ibadetini yapmaya başlar. Bu arada odanın kapısı açılır ve iri yarı biri içeri girip, oturur. Dede ibadetini bitirir ve adamın böyle sabah sabah selamsız sabahsız gelip oturmasının hiç de hayra alamet olmadığını sezer. Bu hareketi kabullenemez. Gelen kişiye “Ey adem oğlu. Bu nasıl hal ki sabah sabah davetsiz benim odama geliyorsun. Bana Allahın selamını dahi vermeden geçip oturuyorsun. Bu ne hal, bu ne durum” diye sorar. Bunun üzerine gelen kişi “Sen akşam yaptığın işten sonra bir de benden selam mı bekliyorsun. Sen akşam bizden öyle bir adam öldürdün ki bizim adamların onuna bedeldi. Sizde de on köye bedeldi. Biz yemin ettik, bu köyde taş üstünde taş koymayacaktık. Ama bize büyüklerimizde haber geldi, sakın o köye dokunmayın, diye. O köyü dedeye bağışlayın, dediler. Bunun için geri döndük. Bunu sana demeye geldim. Ama sakın başka yerde karşımıza çıkma” der ve çeker gider. Bunun üzerine bütün talipleri toplanır dedenin eline ayağına sarılırlar. Sağ ol dede bizi bu dertten kurtardın diye.”

Süleyman Büyükgül

Hüseyin dedeyle ilgili anlatılan ilginç olaylardan bir tanesini de Süleyman BÜYÜKGÜL’den aktaralım.
“Hüseyin Dede Oluklu’daki evini yaptıktan sonra bir gün evde otururken gençlerden biri geliyor. ‘Dede Abaza’dan gelen 8-10 kişi mağaranın dibinde yatan Ermeni’nin yozunu önlerine katarak alıp götürdüler’ diyor. Bunun üzerine dede hemen giyinip kuşanıp atını hazırlıyor ve Kütülük’ten aşağı iniyor. Güredi’nin derede Yazıköyü’ne giden su bendinin orda yetişiyor bunlara. Bırakın koyunları, defolun gidin diyor. Gelenler dedenin heybeti ve kararlılığı karşısında koyunları bırakıp geri çekiliyorlar. Bu arada dede sürünün yönünü köye çeviriyor. Fakat gündüz sıcak olduğu için koyunları yürütemiyor. Diğer adamlar da bakıyorlar dede tek başına götüremeyecek. Dedeye ‘Gel bizi eli boş gönderme. Bize de yazıktır. Bize birkaç tane koyun ver. Geri kalanı götürmen için sana yardım edelim’ diyorlar. Dede kabul eder ve adamlar sürünün yukarda Kepezle Ağcaşardan gelen derenin kesiştiği yere kadar götürülmesine yardım ederler. Orada bir miktar koyun böler ve kendine yardım edene verir. Geri kalanları da o dönemde orda değirmencilik yapan kişinin yardımıyla yukarıya çıkarır. Hüseyin dedenin bu olayı üzerine bazı söylentiler ve yanlış anlatımlar vardır. Bunlar yersiz ve kastı aşan söylem ve iddialardır. Hüseyin dede bu köye geldiğinde, Ağcaşar’ın büyük bir kısmının Afşin’deki iki Ermeni’ye ait olmasıyla beraber Ağcaşar’da Nişanatlı ve Emirlilere ait araziler de vardır. Hüseyin Dede bunlara komşu olmuştur. Hüseyin dede komşu hakkını tanrı hakkı olarak gören bir düşünceye sahiptir. Özelikle Ermeni komşusu Kuyumciyan ile özel bir samimiyeti vardır. Teçir döneminde Kuyumciyan, Hüseyin Dedenin evinde olaylar yatışıncaya kadar kalıyor. Olaylar yatışınca, Hüseyin Dedenin refakatinde Halep’teki akrabalarına gitmesi sağlanıyor. Halep’te vedalaşırlarken Hüseyin dede ‘Dostum senin orda arazin, malın kaldı. Buna bir fiyat söyle. Gidince komşularımla paranı denkleştirip gönderim’ der. Bunun üzerine Kuyumciyan ‘Dede, ben dönersem mal benimdir, dönmezsem de mal sizindir. Ben hakkımı helal ediyorum. Siz de hakkınızı helal edin. Hüseyin dede köye dönünce kumçiler mevkiindeki araziyi tüm komşularıyla aralarında bölüşüyor. Komşularına ‘Ekin biçin ama eğer mal sahibi gelirse mal yine onundur. Bunu bilin öyle ekin. Onun için bilinçli mi bilinçsiz mi tartışılır ama bu arazi üzerinde Ağcaşarlılar tek ağaç dikmemişler. Sadece yıllık ekim biçim yapmışlardır. Bu arazileri gasp etme, el koyma mümkün değildir. Çünkü bu Hüseyin Dedenin yaşam felsefesinde yoktur. Hüseyin Dede komşularına ve komşuluğa o kadar önem veren bir kişiliktedir. Arazisine bakın, genelde bir arada toplanmış ve hemen hemen müstakildir arazisi. Rahmetli Veli Arslan bir seferinde bu olayı Niyazi Arslan’a anlatırken ‘yavrum emmim yiğitti, güçlüydü, sinirliydi. Bunun için emim ‘bu mal konusundan sonra komşulara bir zararım dokunur. Komşular bana olan saygı ve sevgilerinden bir şey demezler ve hakları bana geçer. Ben kul hakkıyla hakka yürürsem bu bana benim soyuma yakışmaz. Onun için bilerek ya da bilmeyerek bu tür bir olaya sebep olmayayım’ dermiş. Bu konuda bu kadar ince düşünen ve titiz davranan bir kişi nasıl olur da bir komşusunun malını rızasız alır.”

Rıza Bayazıt

Hüseyin dede Ağcaşar’da uzun süre muhtarlık yapmış. Özelikle Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşında verdiği doğru kararlar yüzünden komşu ve akrabalarının en az mağdur olmalarını sağlamıştır. Bu savaş sırasında gecen bir olayı torunu değerli Rıza (BAYAZIT) amcadan aktarmak istiyorum.
“Hüseyin dede bir gün otururken komşulardan biri geliyor ‘Dede Kepez tarafında jandarmalar geliyor ne yapalım’ diyor. Orda biri ‘Erkekler saklanın. Çünkü yakalarlarsa askere götürecekler’ diyor. Bunun üzerine Hüseyin dede ‘Hayır saklanmayın. Bu iş kaçmayla hal olmaz. Hepiniz toplanın. Biz gelenleri ta köyün girişinde karşılayalım.’ Diyor. Öyle de yaparlar. Köyün girişinde karşılarlar jandarmaları. Hüseyin Dede bakar ki Kepez’den birkaç kişiyi de asker kaçakları diye beraberlerinde getirmişler jandarmalar. Gelen askerlerin başındaki kişi bu manzara karşısında şaşırıyor ve dedeye ‘Dede, ben hiç bir yerde böyle bir olaya rastlamadım. Gittiğimiz her yerde köyler boşalıyor, herkes kaçıyor. Siz tam tersi bize karşı geliyorsunuz.’ diyor. Dede buyur ediyor, yemek yiyorlar ve dinleniyorlar. Komutan ‘Burada askerlik zamanı gelmiş kişiler var. Ben bunları alıp götürmek zorundayım’ diyor. Dede de ‘Buyur, kimse al götür. Bu bir görevse, biz de bu görevi yapmalıyız’ diyor. Gereken yapılır. Toplananların içinde bir de Hüseyin Dedenin kardeşi Zeynel Dedeyle, Hüseyin Dedenin büyük oğlu Şükrü Dede vardır. Komutan Dedenin bu kadir insanlığına karşılık bir jest yapmak ister ve dedeye ‘Ben bunların içinden iki kişiyi size bağışlıyorum. Buyurun seçin’ Tabi komutan bunu söylerken dedenin oğlu ve kardeşini seçeceğinden emindir. Ancak dede yine farkını ve düşünce kalitesini bir daha gösterir. Kardeşi ve oğlu dışında iki kişiyi seçer. Komutan bu duruma şaşırır. ‘Ben bunu söylerken, sizin kardeşinizi ve oğlunuzu seçeceğinizi düşünerek bu kararı size bıraktım. Ama siz iki komşunuzu seçerek beni bir kere daha şaşırtınız. Bu nasıl bir mantık, ben anlamadım.’ diyor komutan. Dede de şöyle diyor. ‘Komutan, bu iki komşum fiziki olarak çok zayıf ve güçsüzler. Askere giderlerse geri dönme şansları çok az. Bunların çoluk çocuğuna kimse bakamaz ve perişan olurlar. Ama benim kardeşim ve oğlum giderlerse ben onların geride kalan çocuklarına bakarım. Bunlar daha genç ve güçlüler. Bakarsın daha cepheye gitmeden kaçar geri gelirler. Ha ola ki cepheye giderler de başlarına bir hal gelirse o da Allahın taksiratı ne yapalım.’ Bunun üzerine komutan çok duygulanır. ‘Dede, ben de böyle bir baba ve böyle bir abiye öyle bir acıyı yaşatmaya sebep olmayacağım. Senin kardeşin ve oğlun da Maraş’a erzak taşıyarak askerliklerini tamamlayacaklar’ der. Gerçekten de Zeynel Dede ve Şükrü Dede Maraş’ın Fransızlar tarafından işgalinde Çardaklı Kuvvacı Aslan beyle birlikte Maraşlılara malzeme taşımış ve askerlik görevlerini bu şekilde tamamlamışlar.”

Süleyman Arslan

Yine Hüseyin dedenin cesareti ve gücüne güzel bir örnek olacak bir olayı da Süleyman ARSLAN’dan aktaralım.
“Ağcaşar’da kışın erkekler keklik avına giderlermiş. Bunu da genellikle kalabalık gruplar halinde yaparlarmış. Yine bir kış günü ava giderler. Kuşaklı Mazı’nın oraya kadar çıkarlar. Bakarlar ki Nişanatlılar da ava gelmişler. Bu sırada çalının içinde bir keklik görürler. Çalının bir tarafında Zeynel Dede diğer tarafında Nişanatlı bir genç kekliğin üstüne atılırlar. Senin benim derken kavgaya başlarlar. Hüseyin Dede biraz uzaktadır. O gelinceye kadar kavga tam kızışmış. Hüseyin dede kavgaya son vermeye çalışıyor, ama Nişanatlılar kalabalık. Bunun verdiği avantajla Hüseyin dedeyi de hırpalamaya çalışıyorlar. Dede bakıyor kavgaya müdahil olmaktan başka seçeneği yok, elindeki sopayla kime vuruyorsa kişiyi karın üzerinde kızak gibi aşağı doğru iniyormuş. Bu esnada Afşin’den Arif Ağa ve birkaç kişi de Gökçayır’ın orda yukarıda havalanıp gelecek keklikleri bekliyorlarmış. Kavgayı görünce Hasan Kahya’ya ‘Hasan sizin çocuklar kimle kavgaya tutuştular’ diye sorarlar. Hasan Kahya da “ Ağa, bizimkilerle kavga edenler Ağcaşarlılar. Ama korkmayın. Bizimkiler çok onlar az. Bizimkiler çok bir şey olmaz.’ Diyor. Bunun üzerine uzaktan kavgayı seyretmeye başlıyorlar. Hüseyin Dede ta uzakta da olsa kavgada bile fark edilecek biridir. Arif Ağa Hüseyin Dedeyi tarif ederek, kim olduğunu Hasan kahyaya soruyor. Hasan Kahya Hüseyin Dede olduğunu söyleyince, Arif Ağa ‘Yav Hasan Kahya, Ali’nin Zülfükar’ına kafir, Hüseyin Dedenin sopasına da Nişanatlı mı dayanır. Baksana her birine bir değnek yetiyor da artıyor’ diyor. Böyleyken bile Hüseyin Dedenin komşuları ve akrabalarıyla hiçbir kavgası bir dövüşü olmamıştır. O hep müşfik ve adaletli biri olmuş, hiçbir zaman sopasına ve kaba gücüne güvenmemiş ve hep iyiden, doğrudan yana olmuştur.”

Hüseyin Bayazıt

Hüseyin dedeyle ilgili bir anıda yine Hüseyin dedenin torunu Hüseyin BAYAZIT Amca’dan aktaralım.
“Hüseyin Dede, oğlu Haşim Dede ikinci evliliğini yapınca uzun bir süre bundan vazgeçmesi için uğraşmış. Vazgeçiremeyince kendisinden başka kimsenin yapmayacağı bir karar veriyor. Haşim Dedeyi köyden ve toplumdan kovuyor. Kararı verirken çok rahat olmadığı kesin ancak yapması gerektiğinin bilincinde. Haşim Dede Pazarcık’a gider. Orada öylesi bir iklimde ve o ruh haliyle yaşamaya devam eder. Fazla zaman geçmez Haşim amca Hakka yürür. Pazarcık’a defnedilir. Hüseyin Dede buna çok üzülür. Ama yapması gerektiği için de yaptığını düşünür. Gelini Omojin’a Gülizar ile torunlarına gücü yettiği kadar yardım eder. Haşim amcanın payını onlara verir ama Haşim Dedenin ölümünden sonra fazla bir zaman geçmez. Yazın dede tekne başında yayladayken akşam bir Gülizar’ın Sedihan ile evlendiği haberi gelir. Dede büyük bir sarsıntı geçirir. Kendini toplayınca şöyle der ”Ah Gülizar ah. Ben Haşim gibi bir oğlumu senin için feda ettim. Yerinden yurdundan hısım akrabasından ettim. Demek ki Haşim ölünce sen de bunu yapacaktın he. Sen de Haşim gibi olursun inşallah.” Hüseyin amca, Omojin’a Gülizar İzmir’de vefat edince araba tutmuş. Cenazeyi köye getirmek için yola çıkmışlar. Ama Afyon-Konya arasında korkunç bir tipiye yakalanmışlar. Hüseyin amcanın yanındakiler dönelim demişler ama Hüseyin amcanın gönlü razı olmamış. Ancak ne kadar uğraşmışlarsa bir türlü yola devam edememişler. Hüseyin dedesinin sözü aklına gelmiş. Sanki dedem engel oluyor, anamı köye götürmemizi istemiyor, diye düşünür. İzmir e geri dönüp, Omojune Gülizar’ı İzmir’de defnederler.”
Hüseyin dede eşini erken kaybediyor. Zamanının çoğunluğunu çocuk ve torunlarıyla geçiriyor. Son zamanlarında kardeşlerini de kaybedince daha bir yalnızlık çekiyor. O yaşına rağmen, hayata olan ve hep bir kardeşten çok bir dost, bir arkadaş olarak gördüğü kardeşi Rıza Dedenin yanına sıkça gelir ve uzun uzun konuşur, dertleşirlermiş. Rıza Dede felçlidir ve yatağa bağlıdır. Bu nedenle Hüseyin Dede ihmal etmez, hep gelir halini hatırını sorar, gönlünü alır, ona moral verirmiş. Her fırsatta da Rıza Dedeye “Bak Rıza efendi (Rıza Dede Hüseyin dedeye Keko, Hüseyin dede de Rıza efendi diye hitap edermiş) senin çocukların seni ve misafirlerini bu halinde bile hiç ihmal etmiyorlar. Buna şükret dermiş. Hakkın rahmeti çoktur. Bizi de elden ayaktan düşürmeden alır götürür canım. Ne var hak dağına göre kar verir.” Dermiş. Bunu Veli dedem anlatırdı. Hakkın onu da amcası Hüseyin Dede gibi elden ayaktan düşürmeden götüreceğine inanırdı. Aynen öyle de oldu.

Besime Erbil

Hüseyin Dede yine Ağcaşar’a geldiği bir gün bir olay oluyor. Bu olaydaki tavrı ve tepkisini olayı yaşayanlardan Besime ERBİL’in anlatımında aktaralım.
“Fidan ablam küsmüş eve gelmişti. Babamlar da tekrar gitmesine pek taraf değiller. Birkaç kere de götürmek için Memik geldi, gitti. Babamlar da göndermediler. Yine bir gün köyün sığırı Nalekele’de yatakta yatıyor. Memik de geliyor, Sılemanı pireyi (Süleyman Yaman) orda görüyor. Onunla ‘Ben yaylaya gidiyorum. Gereken neyse yapacağım’ şeklinde biraz tehdit vari bir haber gönderiyor. Üzerindeki silahı gösteriyor ve ata binip gidiyor. Süleyman amca da ne olur ne olmaz Hasan Dedenin haberi olsun diye geliyor ve olayı anlatıyor. Bunun üzerine Ali Amca da atı hazırlatıp Memik’in peşinde gidecek. Nenem Ana Selvi, bir anne olarak endişesini dile getirdi. Hüseyin dededen Ali amcamın gitmesine engel olması için yardım istedi. ‘Memik’in üzerinde silah da varmış. Kama da varmış. Bu şimdi giderse, kim bilir Memik buna ne yapar’ der ana Selvi. Memik de o dönemde gençliğin verdiği güçle esip savuruyor. Hüseyin Dede de dayanamadı ‘He Selvi he anladık. Kaması da varmış, silahı da varmış. Ah benim eski zamanım olaydı, ben onu değnekle önüme katar ta Akçadağ’da çıkartırdım. Ama ne faydaki ben artık eski ben değilim. Bizden türeyenlerde de o yok. Yoksa Memik gelecek, köyde bizi tehtit edecek, biz de daha oturup kamanın tüfeğin hesabını yapacağız. De bırak gitsin, azdan az çoktan çok gider’ diye bağırdı. Ama bunu öyle bir ses tonu ve öyle bir heybetle söyledi ki sanki zelzele oldu. Nenem sesini kesti, emmim de bindi gitti.”



Hıdır Özdemir

Hüseyin dedeyle ilgili bu anlattıklarımız cesareti ve merhametiyle ilgili olaylardır. Hüseyin dede bunun yanı sıra yol erkan konusunda da bilgili ve donanımlıdır. Kışın çevre köylerdekiler de dahil olmak üzere akşamları Hüseyin dedenin odasında toplanır, Hüseyin dedenin sohbet ve yol hakkındaki bilgi ve birikiminden faydalanırlarmış. Bununla ilgili bir olayı da Hıdır ÖZDEMİR amcadan aktarım.
“Gözpınar köyünden Kemo (Gözpınarda Kemoların dedesi ) akşam köyden çıkıp Ağcaşar’a gelinceye kadar odada Hüseyin dedeyi yakında dinleyecek yer kalmazmış. Kemo bunda rahatsızmış ama makul bir çözümde bulamıyormuş. Çünkü herkes de onun gibi Hüseyin Dededen ve sohbetinden bir şeyler öğrenmek yol erkanla ilgili görevlerini yerine getirmek için geliyorlarmış. Bir gün Kemo ‘Dede, ben bu mecliste sana daha yakın olmak istiyorum. Şu direğin dibini bana vermeni istiyorum’ demiş. Dede, Bu kadar insanın içinde Kemo’ya ayrıcalık tanımasının hoş olmayacağını düşünür. Diğer taraftan da Kemo’nun isteğini de yerine getirmek de ister. Bunun üzerine dede ‘cemaat verdiyse ben de sana verdim gitti’ der. Bunun üzerine Kemo ikinci gelişinde dedeye bir koyun getirir ve biraz da esprili bir şekilde ‘comaat razı olmazsa aha ben de bir koyun karşılığı dededen direğin dibinde oturacak bir yer aldım’ der. Dede bakmış Kemo’nun bulduğu çözümü de makul bir çözüm ‘Tamam Kemo. Bu direğin dibi senin yerin. Sen bu odada oldukça buraya senden başka kimse oturmayacak’ der.

Hasan Büyükgül (Süleyman Büyükgül aktarıyor)

Bu yazıyı yine Hüseyin Dedenin yiğeni Hasan BÜYÜKGÜL’den aktarılan bir olayla bitirmek istiyorum. Süleyman BÜYÜKGÜL’ün Babası Hasan Dededen duyduğu şekliyle aktarımı şöyle.
“Hüseyin Dede bir gün Afşin’de Büyük hocayla otururken Loşunda (Altunelma) Dirgenlerden Dirgen Ali oradan geçer. Büyük hoca Dirgen Ali’yi çağırıyor ve ona köylülerinin kendisinden şikayetçi olduklarını ve yaptıklarının hiçte hoş olmadığını söylüyor. Dirgen Ali de bu olaydan çok utandığını ve bir daha bu tür işlere kesinlikle uğraşmayacağını söyler. Büyük hoca da ‘Bak Ali. Ben hocayım. Bu muhterem kişi de dededir. Sen bizim yanımızda söz verdin. Allah seni mahcup etmesin’ der. Ali kalkar, hocanın ve Hüseyin Dedenin elini öper ve oradan ayrılır. Aradan bir zaman geçer ama Ali tekrar bu olumsuz işlere devam eder. Bir gün Hüseyin Dede Çomu’da bir ahbabına uğrar. Kapıya gelince kapıda ev sahibi dedeyi görüyor ve hemen koşup dedenin atının yularını tutar. Dede attan iner ve odaya geçerler. Bu arada Ali de tesadüfen o evde misafirmiş. Dedeyi görünce dedeye verdiği ancak tutmadığı söz aklına gelir. Dedenin kendisini görmemesi için yan taraftaki evdamına geçer. Ev sahibi dedeye ayran getirmek için evdamına geçince Ali’nin direğin dibine biraz da gizlenir bir şekilde oturduğunu görür ve bu duruma şaşırır. ‘Ali burada ne yapıyorsun. Gelen Hüseyin Dededir. Gel sen de sohbetini dinle’ der. Ali çaresiz ve mahcup bir şekilde odaya gelir. Dedenin elini öper ve oturur. Hal hatır sorulduktan sonra dede ‘Ali verdiğin sözü tutuyor musun’ diye sorar. Ali önüne bakar. Dede Ali’nin sözünü tutmadığını bilmektedir. Ancak bir de Ali’den duymak ister. Ali sıkıla sıkıla ‘Yok dede. Verdiğim sözü tutamadım’ der. Bunun üzerine Hüseyin Dede “İlmi marifetten bicaz gezer derbeder, Altına köşk yaptırsan karıştırmaya çöplük arar aslı har olan” der. Aliye dönerek ‘Yavrum, ismine yazıktır. Su testisi su yolunda kırılır. Sen de bu yolda iflah olmazsın. Yazık olur sana’ der. Arada bir zaman geçer ve Ali bir olaylardan dolayı yaylada delik deşik edilerek öldürülür.
Sponsor Reklamlar

BERF62 bunu beğendi.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #4
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Hüseyin Dede


Ölümü

Hüseyin dede 1950 yılında ekim ayının sonlarına doğru kısa bir hastalık döneminden sonra 84 yaşında hakka yürür. Ömrünün yarım asırlık bölümünü Ağcaşar’da yaşayarak tamamlar. İlginç bir tesadüf Hüseyin Dede Dersim’de Karavelilerde doğarken doğduğu yerde yalnız baba evi vardı. Hakka yürürken de Oluklu’da sadece kendisine ait tek ev vardı. Hüseyin Dede ömründe çok büyük acılar ve çok büyük mutluluklar yaşadı. Hiç namerde boyun eğmeden, kendi doğrularında taviz vermeden yaşadı.
Hüseyin Dede ile ilgili o kadar çok şey anlatılır ki sanki Hüseyin dede bir Ağcaşar efsanesi, bir boz atlı Hızır’dır. Herkesin müşkülünü çözen, her darda kalana yetişen yiğit, cömert, adil bir efsane kahramanıdır. Ben bu yaşanan hikayeleri çok dinledim. Hepsi de bir birinden güzel, her biri bir başka hayat dersi içeriyor. Hepsini yazmak maalesef mümkün değildir. Gerçi bu yazıyı da çok okuyacak kişinin olacağını da sanmıyorum. Bu kadar uzun yazıyı okumak için kaç kişi zaman ayırır. Bu kadar önemli işlerin içinde bu yazıyı kim ne yapsın. Ama bir kişi de okusa ve Hüseyin Dede gibi bir efsanede bir kişi de birkaç satırlık şey öğrense o da yeter diyorum.
Hüseyin dedeyle ilgili bu yazıda tarih sırası ya da tam tarihiyle ilgili bilgiye ulaşamadım. Onun için anlatılan olaylarda tarih sırasına her ne kadar uymaya çalıştıysam da genelde olayları bağımsız olarak anlatmaya çalıştım. Hüseyin Dedenin güzel bir sözüyle yazımı bitiriyorum.
Huda herkesi bir fikre düş etmiş
Herkesin fikrini herkese hoş etmiş
Ne mutlu Hüseyin dedeye layık olanlara.


Sevgi ve saygılarımla.

Ali Rıza ARSLAN.
6 Nisan 2008

Kaynak: www.afsinagcasar.com
Sponsor Reklamlar

Alevi, devran ve BERF62 bunu beğendiler.
__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #5
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Hüseyin Dede


Mekani cennet olsun.. Halka toplumuza eserler birakmis onemli olan bu abi diye dusunuyorum...
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 04.10.11   #6
devran
Avatar mevcut degil.
Moderatör
Deneme Mod.
Üyelik tarihi: Jun 2011
Mesajlar: 197
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Hüseyin Dede


paylaşım için teşekkürler can bizim dedelerimiz anne babamızdan çok örnek aldığımız insanlardır.bu sebepten dolayı belkide Alevilik özünü hala korumakta ve bozulmadan devam edebilmektedir.
Sponsor Reklamlar

__________________
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem
devran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hasan dede cemtasan Alevi Önderlerimiz 0 03.08.12 02:38
Firik Dede derviscemalli Ozanlarımız 6 11.11.11 23:05
Hüseyin Yalçın dede ile söyleşi 2 Alevi Alevi Araştırmaları 0 28.07.10 20:23
Hüseyin Yalçın dede ile söyleşi 1 Alevi Alevi Araştırmaları 0 28.07.10 20:22
Dede Garkın tuncer yilmaz Dede Garkın 8 04.03.10 02:50




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2