Sponsor Reklamlar


Deylem Devrimi ve Tarihi İpek Yolu (Alıntıdır)

 Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Araştırmaları Forumunda Bulunan  Deylem Devrimi ve Tarihi İpek Yolu (Alıntıdır) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

 
Seçenekler
Alt 10.09.12   #1
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Deylem Devrimi ve Tarihi İpek Yolu (Alıntıdır)


10.YÜZYILDA DEYLEM SAVAŞLARININ EKONOMİK SONUÇLARI VE YENİ İPEK YOLU
Veli SALTIK
“İpek Yolu” diye de bilinen Asya-Avrupa ticaret yolu, Roma-Antakya-Tebriz-Rey-Amol-Babol-Sari kentine varıyordu.
Amol, Babol, Sari kentleri Elburuz dağlarının kuzeyinde, Hazar denizinin güneyinde kalan kentlerdi.
Sari kentinde yol ikiye ayrılıyordu. Biri kuzeyden doğuya doğru ilerleyerek Gürgan-Şirvan-Tecer-Merv’e ulaşıyordu. İkinci yol ise Sari’den sonra Elburuz dağlarının üzerin-deki vadiden güneye inerek Damağan-Sebzevar-Nişabur-Meşhet-Serahas üzerinden ku-zeye dönüp Merv’e ulaşıyordu.
Merv’den sonra yol kuzey doğuya doğru ilerleyerek Seyhun(Sirderya) ırmağını geçip, Buhara’ya; sonra batıya doğru ilerleyip Semerkant’a; sonra kuzey doğuya doğru yönelip Taşkent’e varırdı. Taşkent’ten sonra Andican üzerinden Kaşkar’a varırdı.
Kaşgar’dan sonra ipek yolu iki kola ayrılırdı.
Birinci yol; Kaşkar’dan sonra kuzeyden ilerleyerek, Aksu-Kuçan-Bayıngol (Kurla)’a varır. Buradan Lopnor vadisinden Lolan’a ulaşır ve oradan Yumen’e varırdı.
İkinci yol; Kaşgar’dan sonra güneye inerek Yarkent-Hotan-Niya-Kurgan üzerinden Lolan’a ulaşır, oradan Karanor (Karaırmak) vadisinden Yumen’e varırdı.
Araştırmacı Burhan Karadağ:
“Lobnor bataklıklarının kuzeyinde çöllerin ortasındaki Lolan şehri, çöllerden geçen kervanların bir sığınağı, aynı zamanda ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri tek durak durumunda idi. O nedenle bütün Asya devletleri Lolan’a sahip olmak istemişlerdir.” (H.B. V. A. Dergisi 203)
Mete Han döneminde Lolan* stratejik bölgesi Hunlar’ın eline geçti.
Kuzeyde yeni bir yol açıldı. Bu yol; Lolan’dan sonra Kurla’dan kuzey-doğuya dönerek Turfan’a; oradan Urumçi üzerinden İli vadisinden Almaata’ya ulaşıyordu.
*Mete Han, Lolan’ı Büyük Hun İmparatorluğu’na kattı. Hunlar ile Çinliler arasında uzun savaşlar oldu. Sonunda Hunlar Doğu Türkistan bölgesine tamamen hakim oldular. M.Ö.92 Yılında Çinliler Lolan kralını tutsak alıp Çine götürdüler ve orada idam ettiler. Hunlar, Hun sarayında bulunan onun oğlunu Lolan Prensliği’nin başına getirdiler. Ne var ki bu prens de M.Ö.77 yılında Çinliler tarafından öldürüldü.
Hunlar, 216 yılından sonra, büyük dalgalar halinde batıya göç ettiler. Hunlarla bütünleşmiş Lolanlılar da batıya göç ederek, Horasan Balhan ve Gilan bölgesine yerleştiler. Doğuda kalan birçok prenslik, Hun desteğinden yoksun kalınca, M.S.260 yılında Çinliler Lolan ve Turfan bölgelerini ele geçirip, buralarda garnizyon kentleri kurdular.
Kuzeyde açılan yeni yol, Almaata-Taraz-Karabulak-Taşbuge yolu ile Aral gölünün kuzeyinden, Hazar denizinin kuzey ucunda kurulan Edil (bugünkü Astrahan) kentine ulaşıyordu.
Edil(Astrahan) kentinden sonra iki kola ayrılarak, bir kolu Edil-Volgagrat-Moskova-Petersburg üzerinden Baltık denizine ulaşıyor; bir kolu da Azak (Rostov)-Kiev-Budapeşte üzerinden Avrupa’ ya ulaşıyordu.
Hun İmparatorluğu’nun merkezi batıya kayınca, kuzeyden Çin’e yapılan ticaret yolu daha da önem kazandı. Kuzeyde yapılan Karadeniz-Çin ticaret yolu, Hun ülkesinden Edil bölgesinden güvenli bir şekilde geçerek, Avrupa’ya ulaşıyordu.
454 Yılında Batı Hun imparatoru Atilla’nın ölümünden sonra kuzey yolu güvensiz olmaya başladı. Doğu-batı ticaret yolu tamamen güneye kaydı.
Asya-Avrupa ticaret yollarını ve ticareti önceleri İrani kavimler olan, Cumoklar, Kuşanlar, Çığrıklar ve Soğdlar kontrol ediyorlardı.
Göktürkler döneminde doğu-batı ticareti, İrani unsurların tekelinden çıktı. Kentlere yerleşen Türk boyları da ticaretle uğraşmaya başladılar.
Maveraünnehir(Seyhun-Ceyhun nehirleri arası)’in kuzeyindeki ticaret yolu üzerinde kentler kurarak ticaretle uğraşan İrani koloni kavimler, zamanla Türkleştiler. Talas ve Çu havzasındaki tüccar Soğdlar’ın Türkleştiğini Kaşgarlı Mahmut’da anlatmaktadır.
İşte bu ünlü ticaret yolu, çok eski çağlardan beri İran’ın kuzeyinde, Elburuz dağlarının arkasında kalan Hazar denizinin güney sahillerindeki Tabaristan-Deylemistan-Gilan kentlerinden geçerek Akdeniz ve Anadolu üzerinden Roma’ya ulaşıyordu.
DEYLEM DEVRİMİ
Halife Mustain, kendisini çok korkutan ve uğraştıran, 864 yılındaki 1.Küfe isyanının bastırılmasında gösterdiği başarısından dolayı Tahiri Emir Muhammet’e, Tabaristan’da bulunan Deylem sınırındaki Salur ve Kalur kentlerini ikta olarak verdi. Bu bölge Dey-lemlilerin hayvanlarını otlattıkları geniş meralardı. Ayrıca Deylemliler, yakacak odunlarını da bu bölgeden temin ediyorlardı.
O sırada Tabaristan valisi Tahirilerden Abdullah oğlu Süleyman’dı. Muhammet Belhi de bölgenin en büyük egemeni idi ve vali Süleyman üzerinde tam bir otorite kurmuştu. Bölge halkı Tahiri vali Süleyman’dan ve Muhammet Belhi’den bıkmıştı. Halk onlardan nefret ediyordu. Bu iki sömürücü, bölge halkını keyfi vergi ve haraca bağlamışlardı.
İbnul Esir:
“Bu valinin zamanında bölgeden arazi vergisi olarak 440.847.000 dirhem alınıyordu. Buna ek olarak 13 deve, 2.000 koyun, 2.022 köle, 1.300 adet kürek ve demir sac vergi alınıyordu. Hatta Tabaristan hakimi Muhammet Belhi, zaman zaman Deylemistan’a sal-dırıp, oradan edindiği tutsakları, Tabaristan’daki çiftliklerinde köle olarak çalıştırıyordu” demektedir. (İ. Esir 7: 114).
Tahiri Emir Muhammet, kendisine ikta olarak verilen bu toprakları teslim almak üzere adamlarından Cabir’i oraya gönderdi. Bölgenin önemli kentleri olan Ruyan, Kalur ve Kalus kentleri halkı, bölgede çok sevilen iki kardeş olan Rüstem’in çocukları Muhammet ile Cafer’in öncülüğünde ayaklandılar. Tahiri Emir Muhammet’in adamı Cabir’i oradan kovdular. Cabir ve adamları, Tabaristan valisi Süleyman’a sığındılar.
Deylem halkı, vali Süleyman’ın ve bölge hakimi Muhammet Belhi’nin gazabından korkuyordu. Onlara karşı birleşmek için, Seyyitlerin kendilerine öncülük yapmalarını istiyorlardı.
Rüstem’in çocukları, Tabaristan’da çok sevilen Ali soyundan İmam Musa Kâzım’ın torunu İbrahim oğlu Seyyit Muhammet’e elçi göndererek, gelip kendilerinin başına geçmesini istediler. Seyyit Muhammet; “yaşının çok ilerlediğini, böyle bir görevin üste-sinden gelemeyeceğini” bildirerek, onları o sırada Rey kentinde bulunan İmam Hasan’ın torunu Hasan El Alevi’ye gönderdi. Hasan El Alevi bu teklifi kabul ederek, Deylemistan’a gitti.
Hasan El Alevi, Deylemistan’a geldiği zaman, Kalur, Ruyan ve Şalur halkları onu kabul edip, bağlılıklarını bildirdiler.
Deylemlilerin lideri Custani kabilesinden Merzuban oğlu Vahsudan da, Hasan El Alevi’ye bağlı kalacağına dair yemin etti. Deylemliler ona bir hükümdarlık unvanı olan “Ed Dai İlel Hak” unvanını verdiler.
O bölgede bulunan vali Süleyman’ın adamlarını kovdular. Tabaristan ve Damağan halkı ile dağlık bölge Toharistan halkı da Hasan El Alevi’ye katıldılar. Ayrıca Kadusiyan halkı ile Katad oğlu Leys de Hasan’a katıldılar.
Hasan El Alevi, Deylem lideri Vahsudan ile kolektif bir yeni yönetim oluşturdu. Yeni yönetim, yaklaşık 90 yıl önce Seyyit El Mukenna’nın Horasan’da yaptığı gibi, kabile bey-lerine ait bütün topraklara el koyarak halka dağıttı. “Toprakların, bundan böyle işleyenlere ait olduğu”nu ilan etti. Keza kabile liderlerine ait sürüler de hayvancılık yapacak olan halka dağıtıldı.
Bölgede köle rejimi henüz yaygın değildi. Var olan da Abbasi Tahirilerle birlikte getirilmişti. Bütün köleler özgür bırakıldı. Bundan böyle bu topraklar üzerinde kölelik sistemi yasaklandı. Özgür bırakılan kölelerden isteyen çiftçilik, isteyen hayvancılık yapacak; isteyen asker olacaktı.
Yoksul halk, bu yeni sistemi coşku ile karşılarken; egemen kabile beyleri kızgınlık ve öfke ile karşıladılar.
Deylemistan eski lideri Merzuban oğlu Vahsudan, 865 yılında vefat etti. Vahsudan’ın halefi, kardeşi Hurşit idi. Ellerinden mal ve mülkleri alınan eski egemenler, gizliden Hurşit’in çevresinde toplandılar. Bu durumu öğrenen yeni kolektif yönetim, onun yerine Vahsudan’ın oğlu 2.Custan’ı yerel yönetimin başına getirdiler. 2. Custan da babası gibi devrime sadık kalıp, çalışmalara gönüllü olarak katkı yaptı.
Hurşit ve diğer kabile beyleri devrime ve onun lideri Hasan El Alevi'ye gizli gizli düşmanlıklarını sürdürdüler, ancak ellerinden bir şey gelmiyordu. Çünkü, dayandıkları güçler, onlardan kopmuştu, onları dinlemiyorlardı. Deylem halkı yeni devrimci yönetim biçiminden çok memnundu.
Güçlenen Hasan El Alevi, 865 yılında bölgenin önemli kentleri olan Amul ve Babul * üzerine yürüdü. Burada şiddetli çarpışmalar oldu. Sonunda Hasan El Alevi’nin devrimci güçleri galip geldiler. Amul ve Babul kentlerini ele geçirdiler.
*Amul, İran’ın kuzeyinde Harzan ırmağı üzerinde kurulmuş bir kentti. Çok verimli tarım topraklarına sahipti. Doğudan gelen tarihi İpek Yolu’nun üzerinde önemli bir konaklama merkezi idi. Amul, Deylem Devleti döneminde önemli bir ticaret ve kültür merkezi oldu. Bu dönemde açılan sulama kanalları ile pirinç tarlalarına ve narenciye bahçelerine sahip oldu. Yine bu dönemde önemli demir ocakları açıldı. Kervanlar için kervansaraylar ve pazar yerleri kuruldu. 14.Yüzyılda Timur’un orduları bu güzel kenti yağmaladılar.
Babul’un (Babol olarak da yazılır.) eski adı Barfuruş’tur. İran’da Mazenderan Eyaleti’nin (ostan) en büyük kentidir. Babul ırmağı üzerinde kurulmuş, Hazar Denizi’ne 24 km uzaktadır. 1.Şah Abbas, Babul’da bir yazlık saray yaptırdı. Babul’da küçük ölçekte üretim yapılır. Şirin tarihi dokusunun bozulmaması için, büyük sanayi tesisleri Babul yakınlarındaki “Şahi” kentinde kurulmuştur. Bugün “Babulşer” olarak bilinen yer, eskide Babul’un limanıydı. Babul’da bir hava alanı da var.
Bu kentlerdeki bir kısım Tahiri güçler, Sari kentindeki Abbasi valisi Süleyman’ın yanına kaçtılar. Amul, Deylem Devleti’ nin başkenti oldu. Amul ve Babul çevresindeki tüm köleler özgür bırakıldı. Sasani artıkları prenslerin ve köle beylerinin elinde bulunan mal ve mülklere el konup yoksul halka ve özgür bırakılan kölelere dağıtıldı.
Hasan El Alevi, Amul’da bir süre dinlenip toparlandıktan sonra, 865 yılında devrimci ordusuyla Amul’un doğusunda bulunan Tahiri vali Süleyman’ın oturduğu Sari kenti üzerine yürüdü. Vali Süleyman ile bölgenin egemeni Muhammet Belhi’nin güçleri onu kentin dışında karşıladılar. Çetin savaşlara tutuştular. Hasan El Alevi, bir taraftan Süleyman ile savaşırken, diğer taraftan bazı kuvvetlerini gizlice kenti ele geçirmeye gönderdi. Savunmasız ve güçsüz kalan Sari kenti, çok çabuk düştü. Kentin düştüğünü öğrenen Süleyman’ın ordusu, paniğe kapılıp kaçtı. Abbasilerin Tahiri valisi Süleyman, karısını, çocuklarını ve ağırlıklarını Sari de bırakarak, daha doğuda bulunan Gürgan’a kaçtı.
İbnul Esir;
“Bu yenilgi, şikeli bir yenilgi idi. Tabaristan’daki Tahirilerin çoğu Alevi olmuşlardı. Hatta vali Süleyman da Alevi olmuştu. O nedenle Hasan El Alevi ile çarpışmaya girmemiş, bir bölüm yakını ile Gürgan’a kaçmıştı” demektedir. (İ. Esir 7: 116)
Devrimci lider Hasan El Alevi’nin soy ağacı şöyledir:
Hz.ALİ
İMAM HASAN (625-669)
ŞERİF ZEYD (655-715)
ŞERİF HASAN (702-785)
ZEYD
İSMAİL (786 Medine’de öldürüldü)
MUHAMMET
ZEYD
HASAN EL ALEVİ (864 – 884 Deylem Lideri)
Hasan El Alevi ve onun devrimci güçleri Sari’ye girdiler. Kent egemenlerinin mal ve mülklerine el koydular. Tüm köleleri özgür bıraktılar. Elde edilen ganimetlerin bir bölümü Deylem ordusuna dağıtıldı, bir bölümü de kent yoksullarına ve kölelere dağıtıldı. Bundan böyle Sari ve çevresinde de kölelik yasaklandı.
Kölelerin büyük çoğunluğu coşku ile Devrimci Deylem Ordusu’na katıldılar. İsteyen köle, gönüllü olarak toprağı kendi adına işlemeye devam edecekti. Devrimci Deylem Devleti’ne az miktarda vergi verecekti.
Hasan El Alevi, bundan sonra Gilan bölgesindeki Kazvin ve Zencan isyanının lideri Seyyit El Kevkebi ile birleşti.
Hasan El Alevi’nin öncülüğünde yapılan Deylemistan Devrimi’nin yankıları dalga dalga bölgeyi sarınca; Seyyit El Kevkebi de Gilan’ın başkenti Havsam’da isyan edip, bölgeyi ele geçirdi.
İmam Musa Kâzım’ın oğlu Seyyit Cafer Nasır’ın (780-860) Gilan da kurduğu “Nasırıye Mezhebi” yanlıları; Seyyit El Kevkebi öncülüğünde isyan ederek Gilan bölgesini ele geçirdiler. Bu isyancılar, daha güneyde yer alan Kazvin kentini de ele geçirdiler. Abbasilerin Kazvin valisini bölgeden kovdular. Kazvin valisi de Abbasilerin işbirlikçileri Tahirilerdendi.
El Kevkebi, Kazvin’den sonra Zencan kentini de ele geçirip, bütün Gilan ve aşağı Azerbaycan bölgesine hakim oldu.
866 Yılında Gilan devrimcileri ile Deylemistan devrimcileri, Hasan El Alevi’nin lider-liğinde birleştiler. Gilan ve Deylemistan’ın iki devrimci gücü birleşince, kuzeyde önemli bir devlet ortaya çıktı.
Deylemistan’da uygulanan rejim, Gilan’da da uygulandı. Devrimciler tarafından belirlenen “Halk Şuraları” ile eski yerel prensler, ülkeyi birlikte yönetiyorlardı. Mülk bütün topluma ait oluyordu. Kölelik yasaklanıyordu. Köylüler ve özgür bırakılan köleler, toprağı işliyor, hayvancılık yapıyorlardı. İşletmeci köylülerden çok küçük vergiler alınıp, askerler ve toplumun sosyal ihtiyaçları için harcanıyordu.
Hasan El Alevi ve Seyyit El Kevkebi, 866 yılında Rey üzerine yürüdüler. Rey kenti, bugünkü Tahran’ın bitişiğinde bulunan eski kent merkeziydi. Elburuz dağlarının güneyinde yer alan önemli bir kentti. Kuzeyden gelen ticaret yolu ile doğudan gelen ipek yolunun kesiştiği yerdi.
Devrimci Deylem Ordusu, Rey’i ele geçirip, Tahirilerin Abbasi valisini kovdu. Rey zenginlerinin mallarına el koydu. Malların bir bölümü Deylem ordusuna dağıtılırken, bir bölümü de Rey halkına ve kölelere dağıtıldı.
Hasan El Alevi, bundan böyle Rey bölgesinde de köleliği yasakladı. Bu bölgede de toprağın işleyenlere ait olduğunu ilan etti. Rey ve bölgesini yönetmek üzere Muhammet oğlu Cafer El Alevi başkanlığında bir Devrimci Şura kurdu.
O güne dek savaşlarda alınan tutsaklar, kazanan tarafın kölesi oluyorlardı. Devrimci Deylemistan Devleti ve lideri Hasan El Alevi, bu konuda da bir ilki başlattı:
Halka işkence yapan zalim ve gaddar yönetici ve bölge egemenleri, yargılanıp cezaya çarptırılıyor, suçsuz olanlar ise, serbest bırakılıyorlardı. Karşı taraftan alınan tutsakların çoğu, serbest bırakılınca, Devrimci Deylem birliklerine katılıyorlardı.
El Kevkebi’nin soy ağacı şöyleydi:
Hz.ALİ
İMAM HÜSEYİN
İ. ZEYNEL ABİDİN
İ.MUHAMMET BAKIR
İSMAİL
MUHAMMET
İSMAİL
AHMET
El KEVKEBİ(865 Kazvin isyanı lideri)
Abbasi halifesi Mustain, Emir Muhammet komutasında bir orduyu 866 yılında Rey üzerine gönderdi. Deylemistan’ın Rey valisi Cafer El Alevi, yenilerek tutsak alındı. Rey yeniden Abbasilerin eline geçti.
Bu sıralarda Mutez, Samara’da halifeliğini ilan etmiş, Mustain’e karşı savaş hazır-lıklarına başlamıştı. Halife Mustain, Rey’deki Tahiri komutan Emir Muhammet’i Bağdat’a çağırdı. Emir Muhammet, Mikail oğlu Muhammet’i Rey’de bırakarak Bağdat’a geri döndü. Gizliden Mutez ile anlaşarak, halife Mustain’i 866 yılında Vasıt kenti yakınlarında öldürttü.
Deylemistan’da bulunan Hasan El Alevi, 867 baharında, Vaçin adında bir komutanını, yeniden Rey üzerine gönderdi. Komutan Vaçin, Tahiri komutan Mikail oğlu Muhamet’i bozguna uğratarak Rey’i geri aldı. Böylece Rey yeniden Devrimci Deylem’in eline geçti.
Deylem lideri Hasan El Alevi, Gürgan üzerine yürümek üzere hazırlıklara başladı.
Gürgan, Hazar denizinin güney doğusunda yer alıyordu. Asya’dan gelen İpek Yolu üzerinde idi. Sulu Türkleri tarafından kurulmuş sulak ve verimli topraklara sahip bir kentti.
867 Yılında devrimci lider Hasan El Alevi, Deylem ordusunun başında Gürgan üzerine yürüdü. Bu sıralarda Abbasilerin Horasan genel valisi olan Tahiri Muhammet, hiçbir masraftan kaçınmayıp, büyük paralar harcayarak güçlü bir paralı ordu kurdu. Bu güçlü ordu ile Gürgan’ı korumak üzere o bölgeye gitti. Tahiri Muhammet’in büyük ordusu, devrimci lider Hasan El Alevi’nin ordusu karşısında fazla dayanamadı. Büyük bir bozguna uğrayıp dağıldı. Tahiri Muhammet, az bir kuvvetle Horasan’a kaçtı. Deylemliler, Abbasi ordusunun mallarına ve silahlarına el koydular.
Deylemliler, coşku içinde Gürgan kentine girdiler. Bu bölgede de zenginlerin mal ve mülklerine el koydular. Köleleri özgür bırakıp, köleliği yasakladılar. Toprakları işleyen köylülere dağıttılar. Bu bölgede Türkler büyük çoğunluğu oluşturuyorlardı.
Gürgan yenilgisinden sonra Tahirilerin Horsan’da otoritesi büyük bir yara aldı. Hatta Horasan bölgesinin birçok kenti, Tahirilerden koparak, Hasan El Alevi’ye bağlandı. Bu bölgelerdeki Tahiri egemenlerinin çiftliklerinde çalışan köleler, sahiplerine isyan ederek, bölük bölük Deylemistan’a kaçtılar.
Yeni Abbasi halifesi Mutez, hareketin giderek büyümesi üzerine, El Cibal valisi Buğa oğlu Musa’yı, güçlü bir ordu ile Deylemistan üzerine gönderdi. Musa, 1 Aralık 868 yılında Kazvin yakınında Seyyit El Kevkebi’yi yendi. Kevkebi, Deylemistan’a çekildi. Abbasi komutan Musa, Kazvin ve Rey’i geri aldı.
Öte yanda 869 yılında Hz. Ali’nin torunlarından Şerif İsmail, Mekke’de isyan ederek, Mekke’yi ele geçirdi. Abbasilerin valisi Cafer Beşaşt Mekke’den kaçtı. Şerif İsmail, köleleri serbest bıraktı. Abbasi vali ve yöneticilerinin mal ve mülklerine el koyup, kölelere ve fakir halka dağıttı. Ayrıca Mekke zenginlerinden 200. 000 dinar para toplayarak yoksul halka ve kölelere dağıttı.
İsmail, bu isyandan 50 gün sonra Medine’ye geçti. Oradaki Abbasi valisini de kovdu. Orada da köleleri özgür bıraktı. Zenginlerin mal ve mülklerine el koyup, halka ve kölelere dağıttı.
Şerif İsmail’in bu davranışı gösteriyor ki, Deylemistan Devrimi’nin yankısı ve etkisi bütün bölgeyi sarmıştır. O güne dek yapılan isyanlar, genellikle “öç almaya” yönelik olduğu halde, bu kez öç alma peşinden koşulmayıp, Deylem Devrimi taklit edilmiştir.
Abbasi halifesi Mutez, Şerif İsmail’in üzerine bir ordu gönderdi. O sırada Arafat’ta konumlanan İsmail, Abbasi ordusunun karşısında fazla dayanamayarak Cidde’ye kaçtı.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 10.09.12   #2
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Deylem Devrimi ve Tarihi İpek Yolu (Alıntıdır)


Şerif İsmail’in soy ağacı şöyledir:
Hz.ALİ
İMAM HASAN
EL MÜSENNA (657-692)
ABDULLAH (762 Yılında öldürüldü)
MUHAMMET (762 Medine’de asıldı)
ALİ YUSUF(815 Basra’da as.)
ŞERİF İSMAİL(869 Mekke’de isyan etti)
Bu tarihlerde Safari Leys oğlu Yakup’ta Kirman bölgesini ele geçirdi.
9.Yüzyılın sonundan itibaren İrani Samanoğulları, Asya-Avrupa ticaret yolunu tamamen ele geçirerek, Deylem Devleti’ni, ekonomik olarak çökertmek istiyorlardı. Bunun için Deylem Devleti’nin elinde bulunan, kuzey-güney ve doğu-batı ticaret yollarının kavşak noktası olan Rey’i ele geçirmek başlıca hedefleriydi. Bu niyetlerini önceleri göstermeyip, gizli gizli faaliyet sürdürüyorlardı. Samanoğullarının bu faaliyeti geri tepti. 914 Yılında Tabaristan’da bir isyan patlak verdi ve yine bu isyanla birlikte Samanoğlu emiri Ahmet, Buhara’da öldürüldü.
Tabaristan’ı bir isyanla ele geçiren, İmam Hüseyin’in torunlarından Seyyit Hasan El Atruş idi.
Asıl adı El Hasan En Nasır olan Tabaristan liderine “El Atruş” denmesinin nedeni, Deylemistan lideri Muhammet El Alevi’nin saflarında girdiği bir savaşta, başından bir kılıç darbesi almış, işitme duyusunu büyük ölçüde yitirmişti. Ona bu nedenle “sağır” anlamına gelen “ El Atruş” deniyordu.
El Atruş; 870 yılındaki 3.Küfe isyanında yenik düşen Seyyit Ali’nin oğludur. Seyyit Ali, 3.Küfe isyanında yenik düşünce, birkaç adamıyla Deylemistan’a kaçtı. Oğlu Hasan El Atruş’un gençlik yılları, Deylem Devrimi’nin ateşli yılları oldu. O, Deylemistan’da birçok savaşa katıldı. Savaşlar içinde olgunlaştı.
İbn. Miskeveyh:
“O bir Alevi dai (davetçi)’si idi” demektedir. (Miskeveyh, 1:39)
İbnul Esir ise:
“Ali oğlu Hasan El Atruş, son derece mükemmel bir yaşam sürüyordu. Adil bir kişi idi. Devrinde yaşayan insanlar, onun gibi adil ve dürüst bir insana rastlamamışlardır. O, hakkı yerine getirir ve korurdu. Aslında o Alevi dai’si (davetçisi) değildi. Onun damadı Ali b. el Kasım, Alevi dai’ siydi.” (İ.Esir, 8: 76)
Muhammet El Alevi, 900 yılında Gürgan’da öldürüldükten sonra, Hasan El Atruş, önce Deylemistan’a yerleşti, sonra, Gilan’ın başkenti sayılan Havsam’a (Rudişar) yerleşti. 13 Yıl orada yaşadı. Deylem ve Gilan halklarını Alevi İslam’a kazandı. Bu halklar, onu kendi “Piri” sayarlardı.
El Atruş’un onlara öğrettiği dini görüş ile Zeydilerin dini görüşlerinin temelini atan İbrahim oğlu El Kasım’ın görüşleri arasında fark vardı. El Atruş’un mezhebinden olanlara “Nasırıyye Mensupları”; El Kasım’ın mezhebinden olanlara “Kasımiyye Mensupları” deniyordu. İleride bu iki mezhep arasında büyük çatışmalar oldu.
El Atruş’un Nasıriyye mezhebi, bugün Anadolu’da yaşayan Aleviliğe benzerdi. Kasımiyye mezhebi ise, halen Yemen taraflarında yaşayan Zeydi Mezhebi’nin temelini oluşturuyordu.
El Atruş, bir devrimle yeniden Tabaristan’ı ele geçirdikten sonra, üç önemli değişiklik yaptı:
Birinci değişiklik; Bütün tüccarlardan % 10 vergi aldı.
İkinci değişiklik; Büyük mülk sahiplerinin elinden mülkleri alıp, fakir halka dağıttı.
Üçüncü değişiklik; Gilan ve Deylemistan’daki düzen burada da kurulmuştu.
(İ. Esir, 8:76)
Deylemistan, Tabaristan ve Horasan bölgelerinde sık yaşanan savaşlar sonucu, can ve mal güvenliği kalmadı. Can ve mal güvenliği sağlansa bile kervanların konaklama hizmetleri görülmez oldu. Bu nedenle tarihi İpek Yolu’nun yönü fiilen değişmeye başladı. Kervanlar, Horasan ve Deylemistan topraklarından geçmemeye başladılar.
Saman oğlu imparatoru Ahmet’in öldürülmesinden sonra yerine geçirilen oğlu Nasır, henüz 8 yaşında idi. Ülkeyi yöneten asıl kişi vezir Ceyhani idi.
Ceyhani iç sorunları hallettikten sonra, asıl iş olarak ticaret yollarının kontrol edil-mesine el atmak istiyordu. Bunu gerçekleştirmenin yolu da Bağdat ile uyum sağlamaktan geçiyordu.
Vezir Ceyhani, Bağdat’da ki güçlü Abbasi veziri tüccar Hamit ile halife Muktedir’e çok kıymetli hediyeler gönderiyordu. Bu hediyeler arasında Samur kürkler de vardı. Samur kürkler, kuzeye kayan ticaret yolu ile Bulgar ve Hazar ülkelerinden geliyordu.
Öte yanda Bağdat’da da yönetim zaafı vardı. İlk yıllarında halife El Muktedir(885-932) de ülkeyi yönetemiyordu. Bu güçsüzlüğünden dolayı ülkede değişik güç odakları ortaya çıkmıştı.
Yönetim işini daha çok veziri Pars yapıyordu. 1908 Yılında Şurta Ordusu, bir darbe yaparak vezir Pars’ı öldürdü. Halife Muktedir’i görevden alarak, Mutezit’in oğlu Abdullah’ı “Er Razi” unvanı ile halife ilan etti.
Hassa Ordusu, karşı bir darbe yaparak, Abdullah’ı öldürüp, Muktedir’i halifeliğe geri getirdi.
Bu olaylardan sonra ülkeyi uzun süre yöneten dört güç odağı ortaya çıktı:
a) Garibul Hal: Halife Muktedir’in dayısı idi. Ordu başkomutanlığını yapıyordu.
b) Nasurul Kusuri: Aslen Hazarlı olup, Belencer civarındaki Kuşura köyünden gelmeydi. Arapçayı henüz tam olarak bilmiyordu. Eyalet birliklerinin komutanlığını yapı-yordu.
c) Munusül Fah: Askeri deneyiminden dolayı “El Muzaffer” unvanı ile anılıyor ve Şurta birliklerinin komutanlığını yapıyordu.
d) Munusül Hasiy: “El Hassa” unvanıyla anılıyor ve Hassa birliklerinin komutan-lığını yapıyordu.
Halifenin annesi velide sultan Şegap*da bu komutanları biri birine karşı kışkırtıyordu. Bunların mücadelesi sonucu bu dönemde (908-932), on beş vezir değişti. Beş askeri darbe yapıldı. Yine bu dönemde Bağdat merkezli iki ana gurup oluştu:
Birinci grup Cerrahlar; komutanlar ve feodal beylerden oluşuyordu ki, ikinci grubu zaman zaman Karmeticilik* yapmakla suçluyorlardı.
İkinci grup Furatlar; esnaf ve çiftçilerden oluşuyordu. Birinciler tarafından kendilerine yüklenen vergilerin hafiflemesi ve komutanların sivil otoriteye sadık kalmaları için mücadele ediyorlardı.
915 Yılında Fatimilerin Mısır’a saldırması tehlikesi baş gösterince, körfez böl-gesindeki Karmetilerin onlarla bağlaşıklık içine girmemeleri için Abbasiler onlara bazı ticari imtiyazlar verdiler.
Furat, 18 aylık iktidarında başarılı olamayınca 918 yılında görevden alındı. İktidar yeniden Cerrahlara geçti. Vezirliğe o dönemin en zengin adamı Hamit(El Harami) getirildi.
Bütün bu dönemde Abbasiler, batıda (Kuzey Afrika ve Mısır’da) Fatimilerle; güneyde Karmetilerle; kuzeyde Deylem Devleti ile mücadele ediyordu.
Samanoğlu veziri Ceyhani, 921 yılında Abbasi veziri Hamit ile gizlice anlaşarak; Asya-Avrupa ticaret yolunu kuzeye kaydırdı.
*Şegap: Aslen Yunanlı bir cariye idi. Prens Muktediri doğurunca, Ümmü Velet ünvanını aldı. Eşi halife Müktefi ona “işe yaramaz” anlamına gelen “Şegap “ adını verdi.
*“Zenc İsyanı” diye anılan köle isyanı, 883 yılında bastırılıp, isyanın lideri Muhammet oğlu Ali’nin başı vurulduktan sonra, isyan bütünüyle söndürülemedi. 10 yıl boyunca yer yer parlayıp söndü. Ele geçmeyen kimi isyancılar, yer altına çekildiler. Bu isyancılar, daha dar olarak illegal bir şekilde örgütlenmelerini sürdürdüler.
Önceleri Zenci Köle İsyanı’nı destekleyenlere “Karmat” deniyordu.
Karmatiler ilk kez Küfe-Savat arasında ortaya çıktılar. Yeterince desteği bulamayınca yeniden yer altına çekildiler.
Asya-Avrupa ticaret yolu, yukarıda anlattığımız nedenlerden dolayı, kısmen kuzeye kaymıştı. Bu kurnaz ve güçlü vezirler büyük bir gelir kaynağı olan yeni ticaret yolunu Semerkant-Buhara üzerinden, Harzemistan’a; oradan Ceyhun ırmağının Aral gölüne dökülen bölgesinden Hazar denizinin kuzeyinde bulunan Bulgarlar ülkesine ulaştırmak istiyorlardı.
Daha önce Harzem’de demircilik yapan ve sonradan zenginleşen tuccar Tiğin; yeni ticaret yolu ve Bulgarlar hakkında geniş bilgiye sahipti. 921 Yılında Buhara’ya gidip önce vezir Ceyhani’yi, sonra da Bağdat’a gidip Abbasi veziri Hamit(El Harami)i ziyaret etmişti. Hamit’i bu yeni ticaret yolu konusunda ikna etmişti.
Bulgar sarayı, daha önce Beştu El Hazari oğlu Abdullah’ı, Abbasi Halifesi El Muktedir’e elçi olarak göndermişti.
İbni Fadlan:
“Bulgar hükümdarı İlteber Almış b. Şilki’nin Halife El Muktedir’e İslam dinini, şeriatın kurallarını öğretecek fakihlerden ülkesinde adına hutbe okutacak cami ve minber yapacak kişilerden meydana gelen bir heyet yollamasını, ayrıca kendisine düşman olan hükümdarlardan koruyacak bir kale yapmak için para göndermesini isteyen mektubu geldi. Halife isteğini kabul etti. Ona gönderilecek heyeti Nazır El Harami düzenledi” demektedir.
(İ.Fadlan, 2010, 1-2)
Görüşmeler sonunda Halife El Muktedir, Vezir Hamit (El Harami)’nin özgür bırak-tığı eski kölesi Sevsen El Rassi, Tiğin El Türki, Baris El Saklabi ve İbni Fadlan’ı Bulgarlar’a elçi heyeti olarak gönderdi.
Bu heyette:
a) Vezir Hamit’i temsil eden ve heyete başkanlık eden Sevsen El Rassi idi.
b) İkici yetkili kişi, Baris El Saklabi adlı Slav asıllı bir kişiydi ve Bulgarları temsil ediyordu.
c)Üçüncü yetkili kişi Tiğin El Türki idi ve Vezir Ceyhani’yi dolaysıyla Saman-oğullarını temsil ediyordu.
d)Dördüncü yetkili kişi ise bu yolculuğun ve görüşmelerin notlarını tutan katip üye Arap ibn Fadlan’dı.
Bu heyet, 21 Haziran 921 yılında Bağdat’tan hareket ederek Rey’e; oradan bir ticaret kervanı arasında kimliğini gizleyip Tabaristan bölgesinden geçerek, Samanoğullarının başkenti Buhara’ya vardı.
İbni Fadlan bu yolculuğu şöyle anlatıyor:
“21 Haziran 921 yılı Perşembe günü Bağdat’tan hareket ettik. Nehrevan’da bir gün kaldık. Sonra Deskere’ye ulaştık. Burada üç gün kaldıktan sonra Hulvan’a ulaştık. Burada iki gün kaldıktan sonra Save’ye ulaştık. Burada da iki gün kaldıktan sonra Rey’e ulaştık. Bura’da Sülük’ün kardeşi Ahmet’i beklemek için on bir gün bekledik. (Ali oğlu Sülük, Deylemli Alevi liderlerdendi. Sülük’ün kardeşi Ahmet, 923 yılında Abbasilerin Azarbaycan genel valisi Sacoğlu Yusuf tarafından öldürüldü.)
Sonra Huvar El Rey’e hareket ettik. Orada üç gün kaldıktan sonra Simnan’a ve oradan Damağan’a vardık. Damağan’da Dai’nin(Hasan El Atruş) komutanı İbni Kartin’e rastladık. Bizi tanımaması için kılık değiştirip, oradan hızla ayrıldık. Nişabur’a vardık. (Nişabur bu sıralarda Horasan’ın başkenti idi). Bu sıralarda Leyla bin Numan öldürülmüştü.”.
(İ.Fadlan, 2010, 2-3).
Bu sıralarda Deylem, Gilan ve Tabaristan’da kurulan Deylem Devleti, fiilen Horasan bölgesine de hakim olmaya başlamıştı.
Prof.Z.V.Togan, bu dönemi şöyle dile getirmektedir:
“920 Yılından sonra Horasan ve Türkmenistan’ın belli başlı kentlerinde Aleviler hakimdi. İslam’ın doğu sınırında da durum nazikti. Türkistan’daki Ezgiş Türkleri,
Abbasi halifelerini tanımıyorlardı. Doğu Türkistan’a Alevi Dedeler hakimdi. Bağdat hükümeti Horasan’da gelişen Alevi hareketine karşı ciddi önlemler alınmazsa, sonucun çok vahim olacağını Samanoğullarına bildiriyorlardı. Samanoğullarının gönderdiği ordular, her seferinde Alevi Türkmenler tarafından yenilgiye uğratılıyorlardı. 921 Yılında Alevi ordusu, Horasan’ın başkenti Nişabur’a girdi. Saman oğlu Sultanı II.Nasır, Karahanlılardan yardım istedi. Karahanlı Sultanı Buğra Han, ordusu ile gelip Nişabur’u kurtardı. Alevi komutanı Leyla ibn. Numan’ı ve birçok isyancıyı astı. ” (Togan-1981, 76-77)
Samanoğulu 2.Nasır’ın veziri Ceyhani, Abbasilerden, Harzemşahlar’dan ve Karahanlılar’dan yardım istedi. O güne dek Samanoğulları ile düşman olup birçok savaş yaptıkları halde, Karahanlılar imparatoru Buğra Han, Samanoğulları’na yardıma gitti.
Birleşik ordu, Deylem ordusu komutanı Numan oğlu Leyla’yı yenip öldürdü.(Deylemliler arasında Leyla adı erkek adı oluyor.)
İbni Fadlan’ın içinde yer aldığı bu heyet, tam da bu savaş sonrası Nişabur’a vardı. Karahan imparatoru Buğra Han ülkesine dönmüş, ancak Samanoğulları komutanı Köse Hammuya, bu sıralarda Nişabur’da bulunuyordu.
İbni Fadlan’ın heyeti Serahas’tan sonra Merv’e vardı. Merv’de ihtiyaçları giderildikten sonra çöl kıyısındaki Kusmahan’a uğradılar. Heyet, çölü geçmeden önce develerini dinlendirip, ihtiyaçlarını temin ettikten sonra, Ceyhun ırmağını geçip, Fireb’e vardı.
İbni Fadlan devamını şöyle anlatıyor:
“Fireb’den Beykent’e geçtik. Sonra Buhara şehrine girdik. Samani imparatoru veziri Ceyhani’nin yanına vardık. Hemen bize bir ev sağlanmasını emretti. İhtiyaçlarımızı gi-derecek, hizmetlerimizi görecek adamlar görevlendirdi. Günlece bekledikten sonra hükümdarın huzuruna çıktık. Sakalsız, bıyıksız bir çocuktu.” (İ.Fadlan, 2010, 4).
Buhara’da bu heyetin her türlü ihtiyaçları karşılandıktan sonra, Harzem üzerinden Hazar denizi yolu ile 12 Mayıs 922 yılında Volga’nın orta yerlerinde Kama ırmağının Volga ile birleştiği yerdeki Bulgar başkentine vardı.
İki başkentin bu ticaret elçileri, Harzemli tüccar Tiğin sayesinde Bulgar sarayına takdim edildiler. Bulgarlar; doğu-batı ve kuzey-güney ticaret yollarının kesiştiği kavşağa yerleşmişlerdi.
Doğudan batıya giden yol, Harzem’den Volga’ya, oradan da Kiev’e ulaşıyordu. Kuzey-güney yolu ise; Hazar denizinden, Volga ırmağı üzerinden, Baltık kıyılarına ulaşıyordu. Bulgarlar, topraklarından geçen bu kervanlardan % 10 vergi alıyordu ama, onların can ve mal güvenliğini sağladığı gibi, onların konaklamaları için de hanlar ve kervansaraylar yapı-yorlardı.
Bulgarlar, önceleri kendinden güçlü olan Hazarlara bağlıydılar. Hane başına Hazar-lara bir kürk vergi veriyorlardı.
Hazar Hakanlığı’na bağlı olan Edil Bulgarları, 9.Yüzyıldan itibaren giderek İslam’ı kabul ettiler ve zamanla Hazar egemenliğinden çıkarak bağımsız oldular. Bulgarlar, 1229 yılındaki Moğol işgaline dek bağımsızlıklarını sürdürdüler.
Bulgarlar, Hazarların baskılarından kurtulmak için kendilerine müttefik arıyorlardı. Keza Samanoğulları da bir taraftan Devrimci Deylemistan’ı yıkmak, bir taraftan da kuzeydeki göçebe Türk boylarını hizaya sokmak için ittifak arıyorlardı.
Bulgarlarla Samanoğulları ittifakı, 928 yılında Deylemistan’ın yıkılmasını, 965 yılında Hazarların yıkılmasını getirdi.
Samanoğulları ve Abbasi ittifakı ile Asya-Avrupa ticaret yollarının kuzeye kayması üzerine, üç-beş yıl içinde Deylemistan ekonomisi çöküntüye uğradı. Bağdat ve Buhara başkentleri bu sonuca inanamıyorlardı. Yarım yüz yılı aşkın bir süredir, savaş yolu ile çökertemedikleri Deylemistan’ı, ticaret yolunun değiştirilmesi ile çökertmişlerdi. Deylemistan (Tabarista-Deylemistan-Gilan), büyük bir yıkıma uğramıştı. Yüzyıllardan bu yana bu güzergâhtan geçen kervanlar, geçmez olmuştu. Kervanlara mal ve hizmet üreten binlerce aile, işsiz kalmıştı. Bir kaç yıl içinde elinde, avucunda olanı yiyip bitirmişlerdi. Yoksullaşan ve işsiz kalan Deylemliler, Abbasilerin paralı askeri olmaya başladılar. Oysa o güne dek, hemen hiçbir Deylemli Abbasilere paralı asker olmamıştı.
Abbasi ve Samanoğullarının verdikleri rüşvetlerle Deylemli prensler, kendi küçük askeri birliklerini oluşturup, oturdukları kent ve kasabalarda bağımsız davranmaya başladılar. Ekonomik durumun giderek bozulması, bu yerel prenslere başkaldırma fırsatı veriyordu.
Samanoğulları, Deylemli prenslerin iç çelişkilerinden yararlanarak, onları hem biri birlerine karşı; hem de Devrimci Deylem Devleti’ne karşı kullanmaya başladılar. Bir taraftan Sasani imparatorları soyundan gelen Deylemli, Gilli ve Tabaristanlı yerli prensleri impa-ratorluk hayalleri ile teşvik edip, Deylem ve Tabaristan liderlerine karşı kullanıyorlar; bir taraftan da biri birleri ile akraba olan İmam Hasan’ın soyundan gelip “Kasımiye Mezhebi”ne mensup olan “Zeydiler” ile, İmam Hüseyin’in soyundan gelip “Nasıriye Mezhebi”ne mensup olan “Alevileri” biri birlerine düşürüyorlardı. Devrimci Deylem liderleri de bu sinsi plana alet oluyorlardı.
Samanoğulları ve Abbasiler bu mücadelede üç Deylemli lideri kullandılar. Bunlardan biri Gilli prens Ziyar oğlu Merdaviç; İkincisi Kaki oğlu Makan; Üçüncüsü ise Şiruya oğlu Asfar’dı.
Önceleri tamamen kendi özgürlükleri ve dağlık bölgeleri için savaşan bölge prensleri, Samanoğulları ve Abbasilerin kışkırtmaları ile acımasızca kendi halklarını kırmaya başladılar.
Her boy ve kabile şefi, her kasaba veya ilin prensi, etrafına topladıkları askerlerle, bir taraftan Devrimci Deylem liderlerine karşı savaşırken; bir taraftan da kendi aralarında savaşıyorlardı. Bir yıl biri ile ittifak ederlerken, ertesi yıl öteki ile ittifak ediyorlardı.
Samanoğulları ve Abbasiler, Deylemli prensleri biri birlerine kırdırıyorlardı. Öyle ki; bir yıl birine yardım ederlerken; ertesi yıl onu düşman ilan edip, diğerine yardım ediyorlardı.
Bağdat ve Buhara başkentlerinin yarattığı kışkırtmalar öylesine karıştı ki, tamamen kontrolden çıktı. Abbasiler ve Samanoğullarının Devrimci Deylem Devleti’ni ortadan kaldırmak için kurdukları sinsi planlar, kendi başlarına bela olmuştu. El altında besledikleri Sasani ardılı prensler, kontrolden çıkmışlardı. Hemen her yıl, hatta her ay bölgede savaşlar oluyordu. Bu savaşlar beraberinde ölüm, yıkım, acı ve yoksulluk getiriyordu. Abbasiler ve Samanoğulları bu kez de kontrolden çıkan bu prensleri kontrol altına almak için sık sık savaşmak zorunda kalıyorlardı. Her savaş, Abbasiler ve Samanoğullarına yeni mali yük getiriyordu. Dolaysıyla onların da ekonomileri sarsılıyordu. Ekonomik sıkıntı ve bunalımlar, beraberinde yeni vergiler getiriyordu.
KAYNAKLAR:
1-Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 26.sayı s.203.
2-İbnul Esir Tarihi 7.cilt..
3-İbnul Esir Tarihi 7.Cilt. S.116.
4-Miskeveyh, Tacaribul-Umem, 1.cilt s.39.
5-İbnul Esir Tarihi 8. cilt- s.76
6-İbnul Esir Tarihi 8. cilt- s.76
7-İbni Fadlan Seyahatnamesi, Prof. Dr. Ramazan Şeşen, Yedi Tepe Yayınları, 2010 s.1-2
8- İbni Fadlan Seyahatnamesi, Prof. Dr. Ramazan Şeşen, Yedi Tepe Yayınları, 2010 s.2-3
9-Ord. Prof. Zeki Velidi Togan-Umumi Türk Tarihi’ne Giriş. Enderun Kitapevi 1981 s.76-77

Değerli Veli Saltık'ın bu yazısı tarihin ilk Alevi-devrimci devleti Deylemistan'ı, devletin kurucusu Alevi Deylem halkını ve o dönem oluşan yeni İpek Yolu'nu görmek için okunması gereken bir yazıdır.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bu Yolu Sürenler Bilir Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.01.12 11:41
Değerli Pir yolu ailesi... jetlii11 Duyurular 9 08.10.11 22:51
Şeyh Delil Berhecan Evladı Seyyit Rıza Dede (Alıntıdır) Pir Mehmet Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocakları 10 04.10.11 18:16
İzmir'de Cemevi devrimi (haber) datatip Alevi Kültürü 8 10.08.11 22:07
İnönü'de 'Yorum' Devrimi DevrimChe Pir Yolu Haber Merkezi 3 15.06.10 07:52






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2